<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Çayırova Belediyespor'da hedef Basketbol Süper Ligi'nde kalıcı olmak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/cayirova-belediyespor-da-hedef-basketbol-super-ligi-nde-kalici-olmak/916373/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/cayirova-belediyespor-da-hedef-basketbol-super-ligi-nde-kalici-olmak/916373/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:13:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Başantrenör Ender Arslan: - İlk amacımız, ligin alt kısmından uzak kalmaya çalışmak. Sonrasında bunu revize edecek konuma gelip Avrupa kupalarına katılım sağlayacak pozisyon elde etmek istiyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- CEM ALİ KUŞ - Çayırova Belediyespor, Türkiye Basketbol Ligi'nde 2025-26 sezonunu şampiyon tamamlayarak yükseldiği Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi'nde kalıcı olmayı hedefliyor.İlçedeki gençlerden gelen talep sonucu 2021 yılında kurulan kulüp, aradan geçen zamanda amatörden Süper Lig'e çıkarak basketbol tarihinde az görülen başarıya imza attı.Müzesine mücadele ettiği liglerden 5 yılda 5 kupa götüren Çayırova Belediyespor, geçen sezon Erkekler Federasyon Kupası'nı da kazandı.Galatasaray MCT Technic ile Sinan Erdem Spor Salonu'nda bugün karşılacak mavi-beyazlı takım, Kocaeli'yi 33 yıl aranın ardından temsil edeceği Süper Lig'de başarı kovalayacak.Gelişmeye devam edeceğizBaşantrenör Ender Arslan, AA muhabirine, sezon hazırlıklarının verimli geçtiğini söyledi.Çalışmalarının yoğun başladığını ve öyle de devam ettiğini belirten Arslan, Artık bu haftadan itibaren normal sezon ritminde çalışmalara döndük. Yoğun bir dönemdi, oyuncular da son derece istekliydi. Hazırlık maçlarını sonuçtan ziyade neleri daha iyi yapabiliriz veya geliştirebiliriz diye oynuyoruz. Şu an ufak tefek sakatlıklarımız, ilk hafta faydalanamayacağımız oyuncularımız var ama günün sonunda lige hazırız diyebilirim. Gelişmeye devam edeceğiz. Yüzde 100 hazır hale gelmemiz 5'inci haftaları bulacaktır. dedi.Arslan, Avrupa'daki en iyi salonlarla aynı standartlara sahip yeni salonlarının olduğunu, burada sinerji yakalayarak ligin alt sıralarından uzak durmak istediklerini aktararak şöyle devam etti:Ligimiz hakikaten çok zor. Baktığınız zaman bütün Avrupa kupalarının ya favorisi ya da en büyük adayları ülkemizin takımları. EuroLeague'de iki takımımız da final four adayı. Aynı zamanda bu sezon Beşiktaş'da burada mücadele edecek. EuroCup favorisi Bahçeşehir Koleji, Esenler Erokspor ve Galatasaray gibi kalbur üstü takımlar var. Bu anlamda da ne kadar zor bir ligimiz olduğunu görüyoruz. İlk amacımız, ligin alt kısmından uzak kalmaya çalışmak. Sonrasında da bunu revize edecek konuma gelip Avrupa kupalarına katılım sağlayacak pozisyon elde etmek istiyoruz. Avrupa kupaları bizim için ilk hedef olamaz. İlk hedefimiz ligin alt sıralarından uzak kalıp bu ligde kalıcı olacağımızı gösterebilmek.Çok zorlu rakipler varSezon boyunca seyirci desteğiyle daha üst hedeflere sağlam adımlarla yürüyebileceklerini anlatan Arslan, Bu bölgenin insanına Fenerbahçe'yi, Anadolu Efes'i, Galatasaray'ı ve Beşiktaş'ı izletecek olmanın mutluluğu var. Bu takımları burada ağırlayacak olmak büyük mutluluk ama amacımız bu salonda kazanabildiğimiz kadar çok maç kazanmak. Burada ciddi anlamda seyirci desteğimiz oluyor. Burada kaybettiğimiz maçlar da olacaktır. Çok zorlu rakipler var. Taraftarımız ve Çayırova halkı bizi desteklemeyi hiçbir zaman bırakmasın. Sezon boyunca da bütün Kocaeli'nin desteğini bekliyoruz. diye konuştu.Arslan, Çayırova'da Avrupa standartlarında tesise sahip olduklarını, buna spor lisesi de eklenince buralardan önemli sporcuların yetişeceğine inandığını vurgulayarak Bu tabii hemen olmuyor ama bence bu salon ve Süper Lig macerası, bunun filizlerini atacaktır. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- CEM ALİ KUŞ - Çayırova Belediyespor, Türkiye Basketbol Ligi'nde 2025-26 sezonunu şampiyon tamamlayarak yükseldiği Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi'nde kalıcı olmayı hedefliyor.İlçedeki gençlerden gelen talep sonucu 2021 yılında kurulan kulüp, aradan geçen zamanda amatörden Süper Lig'e çıkarak basketbol tarihinde az görülen başarıya imza attı.Müzesine mücadele ettiği liglerden 5 yılda 5 kupa götüren Çayırova Belediyespor, geçen sezon Erkekler Federasyon Kupası'nı da kazandı.Galatasaray MCT Technic ile Sinan Erdem Spor Salonu'nda bugün karşılacak mavi-beyazlı takım, Kocaeli'yi 33 yıl aranın ardından temsil edeceği Süper Lig'de başarı kovalayacak.Gelişmeye devam edeceğizBaşantrenör Ender Arslan, AA muhabirine, sezon hazırlıklarının verimli geçtiğini söyledi.Çalışmalarının yoğun başladığını ve öyle de devam ettiğini belirten Arslan, Artık bu haftadan itibaren normal sezon ritminde çalışmalara döndük. Yoğun bir dönemdi, oyuncular da son derece istekliydi. Hazırlık maçlarını sonuçtan ziyade neleri daha iyi yapabiliriz veya geliştirebiliriz diye oynuyoruz. Şu an ufak tefek sakatlıklarımız, ilk hafta faydalanamayacağımız oyuncularımız var ama günün sonunda lige hazırız diyebilirim. Gelişmeye devam edeceğiz. Yüzde 100 hazır hale gelmemiz 5'inci haftaları bulacaktır. dedi.Arslan, Avrupa'daki en iyi salonlarla aynı standartlara sahip yeni salonlarının olduğunu, burada sinerji yakalayarak ligin alt sıralarından uzak durmak istediklerini aktararak şöyle devam etti:Ligimiz hakikaten çok zor. Baktığınız zaman bütün Avrupa kupalarının ya favorisi ya da en büyük adayları ülkemizin takımları. EuroLeague'de iki takımımız da final four adayı. Aynı zamanda bu sezon Beşiktaş'da burada mücadele edecek. EuroCup favorisi Bahçeşehir Koleji, Esenler Erokspor ve Galatasaray gibi kalbur üstü takımlar var. Bu anlamda da ne kadar zor bir ligimiz olduğunu görüyoruz. İlk amacımız, ligin alt kısmından uzak kalmaya çalışmak. Sonrasında da bunu revize edecek konuma gelip Avrupa kupalarına katılım sağlayacak pozisyon elde etmek istiyoruz. Avrupa kupaları bizim için ilk hedef olamaz. İlk hedefimiz ligin alt sıralarından uzak kalıp bu ligde kalıcı olacağımızı gösterebilmek.Çok zorlu rakipler varSezon boyunca seyirci desteğiyle daha üst hedeflere sağlam adımlarla yürüyebileceklerini anlatan Arslan, Bu bölgenin insanına Fenerbahçe'yi, Anadolu Efes'i, Galatasaray'ı ve Beşiktaş'ı izletecek olmanın mutluluğu var. Bu takımları burada ağırlayacak olmak büyük mutluluk ama amacımız bu salonda kazanabildiğimiz kadar çok maç kazanmak. Burada ciddi anlamda seyirci desteğimiz oluyor. Burada kaybettiğimiz maçlar da olacaktır. Çok zorlu rakipler var. Taraftarımız ve Çayırova halkı bizi desteklemeyi hiçbir zaman bırakmasın. Sezon boyunca da bütün Kocaeli'nin desteğini bekliyoruz. diye konuştu.Arslan, Çayırova'da Avrupa standartlarında tesise sahip olduklarını, buna spor lisesi de eklenince buralardan önemli sporcuların yetişeceğine inandığını vurgulayarak Bu tabii hemen olmuyor ama bence bu salon ve Süper Lig macerası, bunun filizlerini atacaktır. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/cayirova-belediyespor-da-hedef-basketbol-super-ligi-nde-kalici-olmak.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ASIRLIK MEKTEPLER - Nişantaşı Anadolu Lisesi, değişen kimliğiyle 120 yıllık eğitim geleneğini sürdürüyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/asirlik-mektepler-nisantasi-anadolu-lisesi-degisen-kimligiyle-120-yillik-egitim-gelenegini-surduruyor/916372/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/asirlik-mektepler-nisantasi-anadolu-lisesi-degisen-kimligiyle-120-yillik-egitim-gelenegini-surduruyor/916372/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul'daki İngiliz topluluğunun çocuklarına eğitim vermek amacıyla 1905'te kurulan, 1979'da Milli Eğitim Bakanlığına devredilerek Nişantaşı Anadolu Lisesi adını alan okul, tarihi kimliğini korurken geliştirdiği projelerle öğrenciler arasında güçlü bir okul kültürü oluşturuyor - Nişantaşı Anadolu Lisesi Müdürü Ertan Demirtaş: - Öğrencilerimizi de ailelerini de tanıyoruz. Okulumuzun en önemli özelliği okul iklimi. Öğrencilerin sanat, müzik ve projelerle kendilerini geliştirdiği bir eğitim ortamı oluşturmaya çalışıyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Asırlık Mektepler isimli dosya haberinin bu bölümünde, Şişli Teşvikiye'de tarihi binasında eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren Nişantaşı Anadolu Lisesi ele alındı. İstanbul'daki İngiliz topluluğunun çocuklarına eğitim vermek amacıyla 1905'te Galata Kuledibi'nde English High School for Boys adıyla açılan okula, ilk yılında 19'u İngiliz, 12'si diğer milletlerden olmak üzere 31 öğrenci kaydoldu. Okul, dönemin çok dilli ve uluslararası eğitim anlayışını yansıtan kurumlar arasında yer aldı.Okul için ilk olarak II. Abdülhamid döneminde Firuzağa'da bir arsa tahsis edilse de arazi uygun bulunmadı. Bu arazinin satılmasına karar verilerek 1911'de Sultan V. Mehmet Reşat tarafından Teşvikiye'de üzerinde 5 katlı ahşap bina bulunan bugünkü yer, okul olarak kullanılmak şartıyla tahsis edildi. ​​​​​​​Ahşap bina 1920'de çıkan yangında ağır hasar gördüğü için onarılırken, ilerleyen yıllarda artan öğrenci sayısıyla birlikte okulun fiziki kapasitesi genişletildi. 1951'de lise statüsü kazanan kurum kız öğrencileri de kabul etmeye başladı. 1955'te inşa edilen ek bina sayesinde okul, Lozan Antlaşması'nın ardından genişletilmesine izin verilen ilk yabancı okul olma özelliğini kazandı.Yaklaşık 75 yıl İngiliz eğitim sistemiyle faaliyet gösteren okul, 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığına devredilerek Nişantaşı Anadolu Lisesi adını aldı. 2014'te başlatılan restorasyon çalışmalarının ardından tarihi bina özgün mimarisine uygun şekilde yenilenirken, okul 2016'dan itibaren eğitim öğretim faaliyetlerini yeniden tarihi yerleşkesinde sürdürmeye başladı.Bugün akademik başarılarının yanı sıra köklü geçmişiyle de öne çıkan Nişantaşı Anadolu Lisesi, tarihi yapısı ve eğitim geleneğiyle İstanbul'un eğitim mirasını yaşatan önemli kurumlar arasında bulunuyor.Geçmişi bugüne taşımaya çalışıyoruzNişantaşı Anadolu Lisesi Müdürü Ertan Demirtaş, AA muhabirine okulun tarihi mirasını, eğitim anlayışını ve bugün yaşatılan gelenekleri anlattı.Yaklaşık 75 yıl boyunca İngilizler tarafından yönetilen okulun geçmişinin bugün de yaşatıldığını belirten Demirtaş, okulun tarihi kimliğini korumaya büyük önem verdiklerini söyledi.Demirtaş, İngiliz dönemine ait amblemi koruyup yalnızca okulun adının eklendiğini aktararak, Okulumuzdan söz edildiğinde halen 'High School' olarak bilinmesi bizim için ayrı bir değer. Geçmişi bugüne taşımaya çalışıyoruz. ifadelerini kullandı.Tarihi binanın ikinci derece kültür varlığı statüsünde bulunduğunu dile getiren Demirtaş, 2014-2016 yılları arasında yürütülen güçlendirme çalışmalarıyla yapının özgün mimarisi korunarak depreme karşı dayanıklı hale getirildiğini kaydetti.Okulun, yurt içinde ve dışında önemli görevlerde bulunan çok sayıda mezun verdiğini, eski mezunların okulla bağlarını koparmadığını ve sık sık ziyaret ettiklerini söyleyen Demirtaş, Sadece bugünün değil geçmişin de yükünü taşıdığımızın bilincindeyiz. dedi.Demirtaş, yaklaşık 320 öğrencisi bulunan okulun butik yapısının en önemli avantajının öğrencileri yakından tanımak olduğunu vurgulayarak, Biz öğrencilerimizi de ailelerini de tanıyoruz. Okulumuzun en önemli özelliği okul iklimi. Disiplin problemi yaşanmayan, öğrencilerin sanat, müzik ve projelerle kendilerini geliştirdiği bir eğitim ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. diye konuştu.Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin öngördüğü öğrenci merkezli eğitim anlayışını benimsediklerini belirten Demirtaş, ezberden uzak bir eğitim yaklaşımı uyguladıklarını vurguladı.Demirtaş, okulun geçmişindeki geleneklerden ilham alarak hayata geçirdikleri Renkli Rekabet Okulu projesiyle öğrencileri dört gruba ayırdıklarını, yıl boyunca akademik başarılar, sosyal etkinlikler ve yarışmalarda elde edilen derecelerin puanlandırıldığını, dönem sonunda en yüksek puanı toplayan grubun bayrağının göndere çekildiğini kaydetti.Söz konusu projenin öğrenciler arasındaki iletişimi de güçlendirdiğine işaret eden Demirtaş, Her sınıftan öğrenciler aynı takımda yer aldığı için birbirlerini tanıyor, birlikte çalışıyor ve birlikte başarı elde ediyor. Bu da okul iklimini güçlendirirken akran zorbalığının önüne geçilmesine katkı sağlıyor. değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Asırlık Mektepler isimli dosya haberinin bu bölümünde, Şişli Teşvikiye'de tarihi binasında eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren Nişantaşı Anadolu Lisesi ele alındı. İstanbul'daki İngiliz topluluğunun çocuklarına eğitim vermek amacıyla 1905'te Galata Kuledibi'nde English High School for Boys adıyla açılan okula, ilk yılında 19'u İngiliz, 12'si diğer milletlerden olmak üzere 31 öğrenci kaydoldu. Okul, dönemin çok dilli ve uluslararası eğitim anlayışını yansıtan kurumlar arasında yer aldı.Okul için ilk olarak II. Abdülhamid döneminde Firuzağa'da bir arsa tahsis edilse de arazi uygun bulunmadı. Bu arazinin satılmasına karar verilerek 1911'de Sultan V. Mehmet Reşat tarafından Teşvikiye'de üzerinde 5 katlı ahşap bina bulunan bugünkü yer, okul olarak kullanılmak şartıyla tahsis edildi. ​​​​​​​Ahşap bina 1920'de çıkan yangında ağır hasar gördüğü için onarılırken, ilerleyen yıllarda artan öğrenci sayısıyla birlikte okulun fiziki kapasitesi genişletildi. 1951'de lise statüsü kazanan kurum kız öğrencileri de kabul etmeye başladı. 1955'te inşa edilen ek bina sayesinde okul, Lozan Antlaşması'nın ardından genişletilmesine izin verilen ilk yabancı okul olma özelliğini kazandı.Yaklaşık 75 yıl İngiliz eğitim sistemiyle faaliyet gösteren okul, 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığına devredilerek Nişantaşı Anadolu Lisesi adını aldı. 2014'te başlatılan restorasyon çalışmalarının ardından tarihi bina özgün mimarisine uygun şekilde yenilenirken, okul 2016'dan itibaren eğitim öğretim faaliyetlerini yeniden tarihi yerleşkesinde sürdürmeye başladı.Bugün akademik başarılarının yanı sıra köklü geçmişiyle de öne çıkan Nişantaşı Anadolu Lisesi, tarihi yapısı ve eğitim geleneğiyle İstanbul'un eğitim mirasını yaşatan önemli kurumlar arasında bulunuyor.Geçmişi bugüne taşımaya çalışıyoruzNişantaşı Anadolu Lisesi Müdürü Ertan Demirtaş, AA muhabirine okulun tarihi mirasını, eğitim anlayışını ve bugün yaşatılan gelenekleri anlattı.Yaklaşık 75 yıl boyunca İngilizler tarafından yönetilen okulun geçmişinin bugün de yaşatıldığını belirten Demirtaş, okulun tarihi kimliğini korumaya büyük önem verdiklerini söyledi.Demirtaş, İngiliz dönemine ait amblemi koruyup yalnızca okulun adının eklendiğini aktararak, Okulumuzdan söz edildiğinde halen 'High School' olarak bilinmesi bizim için ayrı bir değer. Geçmişi bugüne taşımaya çalışıyoruz. ifadelerini kullandı.Tarihi binanın ikinci derece kültür varlığı statüsünde bulunduğunu dile getiren Demirtaş, 2014-2016 yılları arasında yürütülen güçlendirme çalışmalarıyla yapının özgün mimarisi korunarak depreme karşı dayanıklı hale getirildiğini kaydetti.Okulun, yurt içinde ve dışında önemli görevlerde bulunan çok sayıda mezun verdiğini, eski mezunların okulla bağlarını koparmadığını ve sık sık ziyaret ettiklerini söyleyen Demirtaş, Sadece bugünün değil geçmişin de yükünü taşıdığımızın bilincindeyiz. dedi.Demirtaş, yaklaşık 320 öğrencisi bulunan okulun butik yapısının en önemli avantajının öğrencileri yakından tanımak olduğunu vurgulayarak, Biz öğrencilerimizi de ailelerini de tanıyoruz. Okulumuzun en önemli özelliği okul iklimi. Disiplin problemi yaşanmayan, öğrencilerin sanat, müzik ve projelerle kendilerini geliştirdiği bir eğitim ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. diye konuştu.Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin öngördüğü öğrenci merkezli eğitim anlayışını benimsediklerini belirten Demirtaş, ezberden uzak bir eğitim yaklaşımı uyguladıklarını vurguladı.Demirtaş, okulun geçmişindeki geleneklerden ilham alarak hayata geçirdikleri Renkli Rekabet Okulu projesiyle öğrencileri dört gruba ayırdıklarını, yıl boyunca akademik başarılar, sosyal etkinlikler ve yarışmalarda elde edilen derecelerin puanlandırıldığını, dönem sonunda en yüksek puanı toplayan grubun bayrağının göndere çekildiğini kaydetti.Söz konusu projenin öğrenciler arasındaki iletişimi de güçlendirdiğine işaret eden Demirtaş, Her sınıftan öğrenciler aynı takımda yer aldığı için birbirlerini tanıyor, birlikte çalışıyor ve birlikte başarı elde ediyor. Bu da okul iklimini güçlendirirken akran zorbalığının önüne geçilmesine katkı sağlıyor. değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/asirlik-mektepler-nisantasi-anadolu-lisesi-degisen-kimligiyle-120-yillik-egitim-gelenegini-surduruyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Fenerbahçe Kulübünde olağan genel kurul, yarın gerçekleştirilecek</title>
      <link>https://www.canligaste.com/fenerbahce-kulubunde-olagan-genel-kurul-yarin-gerceklestirilecek/916371/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/fenerbahce-kulubunde-olagan-genel-kurul-yarin-gerceklestirilecek/916371/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Fenerbahçe Kulübünde olağan genel kurul toplantısı, yarın yapılacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- Fenerbahçe Kulübünde olağan genel kurul toplantısı, yarın yapılacak.Ülker Spor ve Etkinlik Salonu'nda saat 10.30'da başlayacak toplantıda, 1 Mart 2026 ile 31 Mayıs 2026 döneminin idari ve mali yönden ibrası gerçekleştirilecek ve 1 Haziran 2026-31 Mayıs 2027 dönemini kapsayan bütçe kurul tarafından oylanacak.Samandıra'da bulunan Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri'nin hazineye ait 14 bin 934 metrekarelik bölümünün satın alınması için yönetim kuruluna yetki verilmesi hususu da genel kurulun oylarına sunulacak.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- Fenerbahçe Kulübünde olağan genel kurul toplantısı, yarın yapılacak.Ülker Spor ve Etkinlik Salonu'nda saat 10.30'da başlayacak toplantıda, 1 Mart 2026 ile 31 Mayıs 2026 döneminin idari ve mali yönden ibrası gerçekleştirilecek ve 1 Haziran 2026-31 Mayıs 2027 dönemini kapsayan bütçe kurul tarafından oylanacak.Samandıra'da bulunan Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri'nin hazineye ait 14 bin 934 metrekarelik bölümünün satın alınması için yönetim kuruluna yetki verilmesi hususu da genel kurulun oylarına sunulacak.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/fenerbahce-kulubunde-olagan-genel-kurul-yarin-gerceklestirilecek.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>BİR NEFES BİN ZEHİR - 45 yıllık sigara bağımlılığından tedaviyle kurtuldu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-45-yillik-sigara-bagimliligindan-tedaviyle-kurtuldu/916370/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-45-yillik-sigara-bagimliligindan-tedaviyle-kurtuldu/916370/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Kırklareli / Kırklareli'nde 60 yaşındaki Mediha Kayam, Sağlıklı Hayat Merkezi'nde uygulanan tedaviyle sigarayı bıraktı - Kayam: - Bir gün torununuzu göremeyebilirsiniz, evladınızın evlendiğini göremeyebilirsiniz, işte bunlar sigarayı bırakmak için çok büyük etkenler. Ben bıraktım herkese de tavsiye ederim. Lütfen herkes gayret etsin]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Kırklareli Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının bu haberinde, Kırklareli'nde yaşayan 60 yaşındaki Mediha Kayam'ın sigarayı bırakma hikayesi anlatıldı.Kayam, nefes darlığı ve kalp ağrısı şikayetleriyle başvurduğu aile hekiminin yönlendirmesiyle, İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesindeki sigara bırakma polikliniğinde tedaviye başladı.Dr. Sermin Günay'ın uyguladığı ilaç tedavisiyle Kayam, kısa sürede sigara bağımlılığından kurtuldu. Yaklaşık 3 aydır sigara içmeyen Kayam, rahat nefes almanın mutluluğunu yaşıyor.Çocuklarımla gezmeye gidemiyordum, zorlanıyordumMediha Kayam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuk yaşta özentiyle sigaraya başladığını ve bu bağımlılığın 45 yıl sürdüğünü belirtti.Defalarca sigarayı bırakmak istemesine rağmen başarılı olamadığını anlatan Kayam, sigaranın kendisine çok büyük zararlar verdiğini vurguladı.Sigaranın zararlarını gözyaşlarıyla anlatan Kayam, Sürekli kendime kızıyordum ama ne yapacağımı da bilemiyordum. Ta ki bir gün doktorlarım 'artık yeter' diyene kadar. Bir gün sağlık ocağına gitmiştim, doktorum sağ olsun 'Mediha Hanım artık yeter, bırakın yoksa o sizi bırakacak' dedi. O kadar zor günler yaşıyordum ki yolda tıkanıyordum, astımım da vardı. Çocuklarımla gezmeye gidemiyordum, zorlanıyordum, 'artık bırakmak istiyorum ne olursa olsun' dedim. Daha sonra Sağlıklı Hayat Merkezi'ne geldim. diye konuştu.Alışkanlığını bırakmanın zor olacağını bilerek mücadele ettiğini anlatan Kayam, sağlığının gittiğini bile bile sigara içtiği için pişmanlık yaşadığını kaydetti.Çocuklarının da onun sağlığının geriye gittiğini gördüklerinde çok üzüldüklerini belirten Kayam, şöyle devam etti:İlaçları içtikten 5 gün sonra sigarayı bıraktım. Tiksinti geliyordu bana, yanımda bile içtiklerinde kaçmaya başlamıştım. Günde 1,5 paket sigara içen kişi olarak o 5 gün içerisinde 4-5 taneye düşürdüm. Doktorum Sermin Hanım'ın moral ve motivasyonuyla biz bunu çok şükür bitirdik. Şu anda nefes darlığım azaldı, çıkıp yürüyüşlerimi daha güzel yapabiliyorum.Ben bıraktım, herkese de tavsiye ederimEvinin kokusunun bile değiştiğini vurgulayan Kayam, öz güveninin arttığını kaydetti.Sigara kullanan arkadaşlarına da nasihatler vermeye çalıştığını belirten Kayam, şöyle devam etti:Kendimi onlara örnek gösteriyorum. Lütfen bırakın, lütfen. Paranıza acımayın ama sağlığınıza acıyın. Para kazanılır ama sağlık kazanılmaz. Sağlık gitti mi geri gelmiyor. Kendiniz için, yaşantınız için, geleceğiniz için, en önemlisi de evlatlarınız için... Evlatlar çok önemli, çok tatlı. Bir gün torununuzu göremeyebilirsiniz, evladınızın evlendiğini göremeyebilirsiniz, işte bunlar sigarayı bırakmak için çok büyük etkenler. Ben bıraktım, herkese de tavsiye ederim. Lütfen herkes gayret etsin.Kayam, sigarayı bıraktıktan sonra çocuklarına doya doya sarılmaya başladığını ifade etti.Astım hastalığı nedeniyle sigara içtiği dönemde günde 4-5 kez kullandığı ilacını artık sadece yanında tedbir amaçlı taşıdığını dile getiren Kayam, 3 aydır sigara içmiyorum, 3 aydır nefeslerim daha düzenli olmaya başladı, nefes almalarım daha güzel oldu. Sigara içerken tıkanarak nefesimi tam çekemiyordum içeri, ciğerlerime o nefesi alamıyordum. Şu anda dolu dolu nefesimi ciğerime aldığımı hissediyorum. Bu da sevindiriyor beni. Ben mutluyum şu anda. Lütfen artık herkesin duyarlı olmasını istiyorum. Lütfen herkes kendini seviyorsa, hayatı seviyorsa, çocuklarını seviyorsa bıraksın. diye konuştu.Mediha Kayam, artık sigaradan nefret ettiğini dile getirdi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Kırklareli Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının bu haberinde, Kırklareli'nde yaşayan 60 yaşındaki Mediha Kayam'ın sigarayı bırakma hikayesi anlatıldı.Kayam, nefes darlığı ve kalp ağrısı şikayetleriyle başvurduğu aile hekiminin yönlendirmesiyle, İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesindeki sigara bırakma polikliniğinde tedaviye başladı.Dr. Sermin Günay'ın uyguladığı ilaç tedavisiyle Kayam, kısa sürede sigara bağımlılığından kurtuldu. Yaklaşık 3 aydır sigara içmeyen Kayam, rahat nefes almanın mutluluğunu yaşıyor.Çocuklarımla gezmeye gidemiyordum, zorlanıyordumMediha Kayam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuk yaşta özentiyle sigaraya başladığını ve bu bağımlılığın 45 yıl sürdüğünü belirtti.Defalarca sigarayı bırakmak istemesine rağmen başarılı olamadığını anlatan Kayam, sigaranın kendisine çok büyük zararlar verdiğini vurguladı.Sigaranın zararlarını gözyaşlarıyla anlatan Kayam, Sürekli kendime kızıyordum ama ne yapacağımı da bilemiyordum. Ta ki bir gün doktorlarım 'artık yeter' diyene kadar. Bir gün sağlık ocağına gitmiştim, doktorum sağ olsun 'Mediha Hanım artık yeter, bırakın yoksa o sizi bırakacak' dedi. O kadar zor günler yaşıyordum ki yolda tıkanıyordum, astımım da vardı. Çocuklarımla gezmeye gidemiyordum, zorlanıyordum, 'artık bırakmak istiyorum ne olursa olsun' dedim. Daha sonra Sağlıklı Hayat Merkezi'ne geldim. diye konuştu.Alışkanlığını bırakmanın zor olacağını bilerek mücadele ettiğini anlatan Kayam, sağlığının gittiğini bile bile sigara içtiği için pişmanlık yaşadığını kaydetti.Çocuklarının da onun sağlığının geriye gittiğini gördüklerinde çok üzüldüklerini belirten Kayam, şöyle devam etti:İlaçları içtikten 5 gün sonra sigarayı bıraktım. Tiksinti geliyordu bana, yanımda bile içtiklerinde kaçmaya başlamıştım. Günde 1,5 paket sigara içen kişi olarak o 5 gün içerisinde 4-5 taneye düşürdüm. Doktorum Sermin Hanım'ın moral ve motivasyonuyla biz bunu çok şükür bitirdik. Şu anda nefes darlığım azaldı, çıkıp yürüyüşlerimi daha güzel yapabiliyorum.Ben bıraktım, herkese de tavsiye ederimEvinin kokusunun bile değiştiğini vurgulayan Kayam, öz güveninin arttığını kaydetti.Sigara kullanan arkadaşlarına da nasihatler vermeye çalıştığını belirten Kayam, şöyle devam etti:Kendimi onlara örnek gösteriyorum. Lütfen bırakın, lütfen. Paranıza acımayın ama sağlığınıza acıyın. Para kazanılır ama sağlık kazanılmaz. Sağlık gitti mi geri gelmiyor. Kendiniz için, yaşantınız için, geleceğiniz için, en önemlisi de evlatlarınız için... Evlatlar çok önemli, çok tatlı. Bir gün torununuzu göremeyebilirsiniz, evladınızın evlendiğini göremeyebilirsiniz, işte bunlar sigarayı bırakmak için çok büyük etkenler. Ben bıraktım, herkese de tavsiye ederim. Lütfen herkes gayret etsin.Kayam, sigarayı bıraktıktan sonra çocuklarına doya doya sarılmaya başladığını ifade etti.Astım hastalığı nedeniyle sigara içtiği dönemde günde 4-5 kez kullandığı ilacını artık sadece yanında tedbir amaçlı taşıdığını dile getiren Kayam, 3 aydır sigara içmiyorum, 3 aydır nefeslerim daha düzenli olmaya başladı, nefes almalarım daha güzel oldu. Sigara içerken tıkanarak nefesimi tam çekemiyordum içeri, ciğerlerime o nefesi alamıyordum. Şu anda dolu dolu nefesimi ciğerime aldığımı hissediyorum. Bu da sevindiriyor beni. Ben mutluyum şu anda. Lütfen artık herkesin duyarlı olmasını istiyorum. Lütfen herkes kendini seviyorsa, hayatı seviyorsa, çocuklarını seviyorsa bıraksın. diye konuştu.Mediha Kayam, artık sigaradan nefret ettiğini dile getirdi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/bir-nefes-bin-zehir-45-yillik-sigara-bagimliligindan-tedaviyle-kurtuldu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi Afrika Boynuzu'nda yeni bir krize yol açabilir</title>
      <link>https://www.canligaste.com/etiyopya-daki-catismalarin-genislemesi-afrika-boynuzu-nda-yeni-bir-krize-yol-acabilir/916366/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/etiyopya-daki-catismalarin-genislemesi-afrika-boynuzu-nda-yeni-bir-krize-yol-acabilir/916366/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Etiyopyalı Siyaset Bilimi Uzmanı Dr. Mukerrem Miftah: - Çatışmalar kontrol altına alınmazsa bunun kesinlikle bölgesel bir boyutu olacak - ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu: - Bugün artık sadece siyasi bir gerilimden ziyade açık bir askeri çatışmaya dönüşmüş bir tırmanmadan bahsediyoruz”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : ADAMA BAMBA - Uzmanlar, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde federal hükümet ile isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında yeniden yükselen gerilimin genişlemesi halinde yeni bir insani krize ve Afrika Boynuzu'nda bölgesel istikrarsızlığa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.Etiyopya Kamu Hizmeti Üniversitesi'nde Siyaset Sosyolojisi ve Politika Çalışmaları alanında görev yapan Dr. Mukerrem Miftah ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, Etiyopya'daki krizle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Miftah, ülkedeki mevcut gerilimin TPLF ile Başbakan Abiy Ahmed yönetimi arasındaki uzun süredir devam eden siyasi mücadeleden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.TPLF'nin 27 yıl boyunca Etiyopya siyasetinin önemli aktörlerinden biri olduğunu hatırlatan Miftah, örgütün öncülük ettiği siyasi koalisyon içindeki anlaşmazlıkların yanı sıra ülkede artan toplumsal ve siyasi muhalefetin TPLF'nin 2018'de merkezi yönetimdeki ağırlığını kaybetmesine yol açtığını anlattı.Çatışmaların genişlemesi halinde en ağır bedeli sivillerin ödeyebileceği uyarısında bulunan Miftah, Çatışmalar kontrol altına alınmazsa bunun kesinlikle bölgesel bir boyutu olacak. dedi.Miftah, Etiyopya'nın çok sayıda etnik ve dini grubu barındıran yapısına dikkati çekerek, federal hükümetin ciddi şekilde zayıflaması halinde farklı silahlı hareketlerin güç kazanabileceği ve ayrılıkçı eğilimlerin artabileceği değerlendirmesinde bulundu.Böyle bir senaryonun gerçekleşmesini beklemediğinin altını çizen Miftah, Eğer geniş çaplı bir savaş yaşanırsa Etiyopya başka bir Somali'ye dönüşebilir. Hatta sonuçları Somali'dekinden çok daha ağır olabilir. ifadelerini kullandı.Türkiye, ABD, Çin ve Rusya gibi ülkelere çağrı yapan Miftah, tarafların yeniden müzakereye yönlendirilmesinde bu ülkelerin rol oynayabileceğini belirtti.Miftah, Türkiye'nin Etiyopya ile Somali arasındaki gerilimin azaltılmasındaki diplomatik rolüne işaret ederek, Ankara'nın benzer bir girişiminin mevcut gerilimin azaltılmasında da değerlendirilebileceğini söyledi.Pretoria&#039;nın çözemediği sorunlarORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Devecioğlu ise son gelişmelerin artık yalnızca siyasi gerilim olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, Bugün artık sadece siyasi bir gerilimden ziyade açık bir askeri çatışmaya dönüşmüş bir tırmanmadan bahsediyoruz. dedi.Devecioğlu, mevcut gerilimin temelinde 2022'de imzalanan Pretoria Barış Anlaşması'nın savaşın nedenlerini tamamen ortadan kaldıramamasının bulunduğunu söyledi.Anlaşmanın çatışmaları durdurduğunu ancak Tigray güçlerinin silahsızlandırılması, Batı Tigray başta olmak üzere tartışmalı bölgelerin geleceği ve yerinden edilenlerin geri dönüşü ile Tigray'ın savaş sonrası siyasi ve idari statüsü konularının çözülemediğini anlatan Devecioğlu, 2026'da bunlara yeni siyasi anlaşmazlıkların eklendiğini kaydetti.TPLF'nin de aralarında bulunduğu 7 silahlı grubun federal yönetimi değiştirme hedefiyle ittifak kurmasının önemli bir kırılma olduğuna işaret eden Devecioğlu, 7 grup artık sadece Pretoria'nın uygulanmasını talep etmiyor. Yayımladıkları ortak açıklamada federal hükümetin değiştirilmesini hedeflediklerini söylüyorlar. şeklinde konuştu.Amhara'daki Fano, Oromiya'daki Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) ve TPLF'nin aynı siyasi ittifak içerisinde bulunduğuna dikkati çeken Devecioğlu, bu grupların ortak askeri kapasite oluşturması halinde federal hükümetin çok cepheli bir güvenlik kriziyle karşılaşabileceğini anlattı.Krizin bölgesel boyutunda en kritik aktörlerden birinin Eritre olduğunu belirten Devecioğlu, Eritre doğrudan savaşa girerse Tigray meselesi artık Etiyopya'nın iç çatışması olmaktan çıkar ve devletler arası bir güvenlik krizine dönüşür. dedi.Sudan sınırına doğru genişlemenin iki ülkedeki krizlerin birbirine temas etmesine yol açabileceğini dile getiren Devecioğlu, Etiyopya'nın iç güvenliğine yoğunlaşmasının Somali'de Eş-Şebab'a karşı mücadeleye ayırabileceği siyasi ve askeri kapasiteyi de azaltabileceğini söyledi.Afar'daki gelişmelerin de kritik olduğunu vurgulayan Devecioğlu, Etiyopya'nın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 92'sinin Cibuti Limanı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bu koridorun etkilenmesi halinde krizin Cibuti'yi, Kızıldeniz ticaretini ve Afrika Boynuzu'nun genel güvenlik mimarisini etkileyebileceğini kaydetti.TPLF'nin mevcut operasyonlarını federal güçlerin saldırılarına karşı savunma savaşı olarak nitelendirdiğini aktaran Devecioğlu, Avrupa Birliği'nin ise TPLF'nin hamlelerinin yanı sıra federal ordunun son dönemde gerçekleştirdiği İHA saldırılarını da eleştirdiğini belirtti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : ADAMA BAMBA - Uzmanlar, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde federal hükümet ile isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında yeniden yükselen gerilimin genişlemesi halinde yeni bir insani krize ve Afrika Boynuzu'nda bölgesel istikrarsızlığa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.Etiyopya Kamu Hizmeti Üniversitesi'nde Siyaset Sosyolojisi ve Politika Çalışmaları alanında görev yapan Dr. Mukerrem Miftah ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, Etiyopya'daki krizle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Miftah, ülkedeki mevcut gerilimin TPLF ile Başbakan Abiy Ahmed yönetimi arasındaki uzun süredir devam eden siyasi mücadeleden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.TPLF'nin 27 yıl boyunca Etiyopya siyasetinin önemli aktörlerinden biri olduğunu hatırlatan Miftah, örgütün öncülük ettiği siyasi koalisyon içindeki anlaşmazlıkların yanı sıra ülkede artan toplumsal ve siyasi muhalefetin TPLF'nin 2018'de merkezi yönetimdeki ağırlığını kaybetmesine yol açtığını anlattı.Çatışmaların genişlemesi halinde en ağır bedeli sivillerin ödeyebileceği uyarısında bulunan Miftah, Çatışmalar kontrol altına alınmazsa bunun kesinlikle bölgesel bir boyutu olacak. dedi.Miftah, Etiyopya'nın çok sayıda etnik ve dini grubu barındıran yapısına dikkati çekerek, federal hükümetin ciddi şekilde zayıflaması halinde farklı silahlı hareketlerin güç kazanabileceği ve ayrılıkçı eğilimlerin artabileceği değerlendirmesinde bulundu.Böyle bir senaryonun gerçekleşmesini beklemediğinin altını çizen Miftah, Eğer geniş çaplı bir savaş yaşanırsa Etiyopya başka bir Somali'ye dönüşebilir. Hatta sonuçları Somali'dekinden çok daha ağır olabilir. ifadelerini kullandı.Türkiye, ABD, Çin ve Rusya gibi ülkelere çağrı yapan Miftah, tarafların yeniden müzakereye yönlendirilmesinde bu ülkelerin rol oynayabileceğini belirtti.Miftah, Türkiye'nin Etiyopya ile Somali arasındaki gerilimin azaltılmasındaki diplomatik rolüne işaret ederek, Ankara'nın benzer bir girişiminin mevcut gerilimin azaltılmasında da değerlendirilebileceğini söyledi.Pretoria&#039;nın çözemediği sorunlarORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Devecioğlu ise son gelişmelerin artık yalnızca siyasi gerilim olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, Bugün artık sadece siyasi bir gerilimden ziyade açık bir askeri çatışmaya dönüşmüş bir tırmanmadan bahsediyoruz. dedi.Devecioğlu, mevcut gerilimin temelinde 2022'de imzalanan Pretoria Barış Anlaşması'nın savaşın nedenlerini tamamen ortadan kaldıramamasının bulunduğunu söyledi.Anlaşmanın çatışmaları durdurduğunu ancak Tigray güçlerinin silahsızlandırılması, Batı Tigray başta olmak üzere tartışmalı bölgelerin geleceği ve yerinden edilenlerin geri dönüşü ile Tigray'ın savaş sonrası siyasi ve idari statüsü konularının çözülemediğini anlatan Devecioğlu, 2026'da bunlara yeni siyasi anlaşmazlıkların eklendiğini kaydetti.TPLF'nin de aralarında bulunduğu 7 silahlı grubun federal yönetimi değiştirme hedefiyle ittifak kurmasının önemli bir kırılma olduğuna işaret eden Devecioğlu, 7 grup artık sadece Pretoria'nın uygulanmasını talep etmiyor. Yayımladıkları ortak açıklamada federal hükümetin değiştirilmesini hedeflediklerini söylüyorlar. şeklinde konuştu.Amhara'daki Fano, Oromiya'daki Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) ve TPLF'nin aynı siyasi ittifak içerisinde bulunduğuna dikkati çeken Devecioğlu, bu grupların ortak askeri kapasite oluşturması halinde federal hükümetin çok cepheli bir güvenlik kriziyle karşılaşabileceğini anlattı.Krizin bölgesel boyutunda en kritik aktörlerden birinin Eritre olduğunu belirten Devecioğlu, Eritre doğrudan savaşa girerse Tigray meselesi artık Etiyopya'nın iç çatışması olmaktan çıkar ve devletler arası bir güvenlik krizine dönüşür. dedi.Sudan sınırına doğru genişlemenin iki ülkedeki krizlerin birbirine temas etmesine yol açabileceğini dile getiren Devecioğlu, Etiyopya'nın iç güvenliğine yoğunlaşmasının Somali'de Eş-Şebab'a karşı mücadeleye ayırabileceği siyasi ve askeri kapasiteyi de azaltabileceğini söyledi.Afar'daki gelişmelerin de kritik olduğunu vurgulayan Devecioğlu, Etiyopya'nın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 92'sinin Cibuti Limanı üzerinden gerçekleştirildiğini belirterek, bu koridorun etkilenmesi halinde krizin Cibuti'yi, Kızıldeniz ticaretini ve Afrika Boynuzu'nun genel güvenlik mimarisini etkileyebileceğini kaydetti.TPLF'nin mevcut operasyonlarını federal güçlerin saldırılarına karşı savunma savaşı olarak nitelendirdiğini aktaran Devecioğlu, Avrupa Birliği'nin ise TPLF'nin hamlelerinin yanı sıra federal ordunun son dönemde gerçekleştirdiği İHA saldırılarını da eleştirdiğini belirtti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Harran'dan TEKNOFEST'e uzanan 1200 yıllık bilim yolculuğu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/harran-dan-teknofest-e-uzanan-1200-yillik-bilim-yolculugu/916365/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/harran-dan-teknofest-e-uzanan-1200-yillik-bilim-yolculugu/916365/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa / Orta Çağ İslam dünyasının önemli astronomi ve matematik bilginlerinden El-Battani'nin memleketi Şanlıurfa, yüzyıllar önceki bilim mirasını modern teknolojiyle buluşturmaya hazırlanıyor - Harran Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Benek: - Astronomi tarihinde çığır açmış El-Battani'den 1200 yıl sonra Şanlıurfa'da TEKNOFEST'in düzenlenmesi teknolojinin dışa vurumudur]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Şanlıurfa Haberleri : quot;Global İletişim Ortağı olduğu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T3 Vakfı ile Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ'nin yürütücülüğündeki Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali​​​​​​​, bu yıl 30 Eylül-4 Ekim'de Şanlıurfa'da TEKNOFEST Güneydoğu ismiyle düzenlenecek.Dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olarak kabul edilen Şanlıurfa'nın Harran ilçesi, geçmişte farklı alanlarda çalışmalar yapan bilim insanlarının yetiştiği merkezlerden biri olarak öne çıkıyor.Bu bilim insanları arasında matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan El-Battani de yer alıyor. Harran'da doğan El-Battani, yıllar boyunca yaptığı astronomi gözlemleri ve çalışmalarla bilim tarihine önemli katkılar sunarken, bugün El-Battani'nin doğduğu topraklarda gençler, bilim ve teknoloji alanındaki projelerini TEKNOFEST Güneydoğu'da sergilemeye hazırlanıyor.Bu kapsamda Harran'da uzay ve havacılık alanındaki gelişmelerin tanıtıldığı Battani Uzay ve Havacılık Bilim Merkezi de ziyaretçilerini ağırlıyor.El Battani&#039;nin izinden modern teknolojiyeHarran Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Benek, AA muhabirine, TEKNOFEST Güneydoğu'nun Şanlıurfa'da düzenlenmesinin kentin bilimsel geçmişiyle anlamlı bir bağ oluşturduğunu söyledi.Aynı zamanda Harran Ekolü El-Battani Belgeselinin yönetmen ve senaristi olan Benek, El-Battani'nin Harran'da doğduğunu ve yaklaşık 41 yıl boyunca yaptığı gözlemlerle bilim tarihine önemli katkılar sağladığını belirtti.Harran'ın geçmişte önemli bilim merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Benek, Harran Okulu ve Edessa Okulunun dönemin önemli eğitim merkezleri arasında bulunduğunu anlattı.Harran Okulunun çok sayıda bilim insanının yetişmesine katkı sunduğunu aktaran Benek, El-Battani'nin ise özellikle astronomi alanındaki çalışmalarıyla öne çıktığını dile getirdi.El-Battani'nin gözlem, kayıt tutma, usturlabın geliştirilmesi ve matematik ile fiziği birlikte kullanma konularında önemli çalışmalar yaptığını belirten Benek, şöyle konuştu:Erken İslam döneminin en önemli bilim adamlarından bir tanesi El-Battani'dir. Harran Okulu, o dönem 400 bilim insanı yetiştirmiştir ve birçok yere bilim adamı göndermiştir. Ama bunlar içerisinde teknik anlamda en önemli bilim insanlarından birisi astronomi tarihinde çığır açan El-Battani'dir.Festival, çocuk ve gençlerin bilim-teknolojiye ilgisini artıracakBenek, El-Battani'nin bilimsel mirası ile TEKNOFEST arasında güçlü bir bağ bulunduğunu belirterek, Astronomi tarihinde çığır açmış El-Battani'den 1200 yıl sonra Şanlıurfa'da TEKNOFEST'in düzenlenmesi teknolojinin dışa vurumudur. dedi.Festivalin çocuk ve gençlerin bilim ve teknolojiye ilgisini artıracağını ifade eden Benek, İHA ve SİHA gibi teknolojilere yönelik fikirlerin geliştirilerek projelere dönüştürüldüğü organizasyonun Şanlıurfa ve Harran açısından önemli olduğunu kaydetti.Benek, geçmişte astronomi alanında çalışmaların yapıldığı Harran'da bugün gençlerin modern teknoloji alanında projeler geliştirmesinin bilimsel mirasın farklı bir biçimde devam ettiğini gösterdiğini sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Şanlıurfa Haberleri : quot;Global İletişim Ortağı olduğu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T3 Vakfı ile Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ'nin yürütücülüğündeki Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali​​​​​​​, bu yıl 30 Eylül-4 Ekim'de Şanlıurfa'da TEKNOFEST Güneydoğu ismiyle düzenlenecek.Dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olarak kabul edilen Şanlıurfa'nın Harran ilçesi, geçmişte farklı alanlarda çalışmalar yapan bilim insanlarının yetiştiği merkezlerden biri olarak öne çıkıyor.Bu bilim insanları arasında matematik ve astronomi alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan El-Battani de yer alıyor. Harran'da doğan El-Battani, yıllar boyunca yaptığı astronomi gözlemleri ve çalışmalarla bilim tarihine önemli katkılar sunarken, bugün El-Battani'nin doğduğu topraklarda gençler, bilim ve teknoloji alanındaki projelerini TEKNOFEST Güneydoğu'da sergilemeye hazırlanıyor.Bu kapsamda Harran'da uzay ve havacılık alanındaki gelişmelerin tanıtıldığı Battani Uzay ve Havacılık Bilim Merkezi de ziyaretçilerini ağırlıyor.El Battani&#039;nin izinden modern teknolojiyeHarran Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Benek, AA muhabirine, TEKNOFEST Güneydoğu'nun Şanlıurfa'da düzenlenmesinin kentin bilimsel geçmişiyle anlamlı bir bağ oluşturduğunu söyledi.Aynı zamanda Harran Ekolü El-Battani Belgeselinin yönetmen ve senaristi olan Benek, El-Battani'nin Harran'da doğduğunu ve yaklaşık 41 yıl boyunca yaptığı gözlemlerle bilim tarihine önemli katkılar sağladığını belirtti.Harran'ın geçmişte önemli bilim merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Benek, Harran Okulu ve Edessa Okulunun dönemin önemli eğitim merkezleri arasında bulunduğunu anlattı.Harran Okulunun çok sayıda bilim insanının yetişmesine katkı sunduğunu aktaran Benek, El-Battani'nin ise özellikle astronomi alanındaki çalışmalarıyla öne çıktığını dile getirdi.El-Battani'nin gözlem, kayıt tutma, usturlabın geliştirilmesi ve matematik ile fiziği birlikte kullanma konularında önemli çalışmalar yaptığını belirten Benek, şöyle konuştu:Erken İslam döneminin en önemli bilim adamlarından bir tanesi El-Battani'dir. Harran Okulu, o dönem 400 bilim insanı yetiştirmiştir ve birçok yere bilim adamı göndermiştir. Ama bunlar içerisinde teknik anlamda en önemli bilim insanlarından birisi astronomi tarihinde çığır açan El-Battani'dir.Festival, çocuk ve gençlerin bilim-teknolojiye ilgisini artıracakBenek, El-Battani'nin bilimsel mirası ile TEKNOFEST arasında güçlü bir bağ bulunduğunu belirterek, Astronomi tarihinde çığır açmış El-Battani'den 1200 yıl sonra Şanlıurfa'da TEKNOFEST'in düzenlenmesi teknolojinin dışa vurumudur. dedi.Festivalin çocuk ve gençlerin bilim ve teknolojiye ilgisini artıracağını ifade eden Benek, İHA ve SİHA gibi teknolojilere yönelik fikirlerin geliştirilerek projelere dönüştürüldüğü organizasyonun Şanlıurfa ve Harran açısından önemli olduğunu kaydetti.Benek, geçmişte astronomi alanında çalışmaların yapıldığı Harran'da bugün gençlerin modern teknoloji alanında projeler geliştirmesinin bilimsel mirasın farklı bir biçimde devam ettiğini gösterdiğini sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Tayland'ın başkenti Bangkok'taki 50 bölgenin tamamı afet bölgesi ilan edildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tayland-in-baskenti-bangkok-taki-50-bolgenin-tamami-afet-bolgesi-ilan-edildi/916364/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tayland-in-baskenti-bangkok-taki-50-bolgenin-tamami-afet-bolgesi-ilan-edildi/916364/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Tayland'ın başkenti Bangkok'ta şiddetli yağışların yol açtığı seller nedeniyle 50 bölgenin tamamı afet bölgesi ilan edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Tayland'ın başkenti Bangkok'ta şiddetli yağışların yol açtığı seller nedeniyle 50 bölgenin tamamı afet bölgesi ilan edildi.Bangkok Post gazetesinin haberine göre, etkili olan şiddetli yağışlar başkentin çeşitli bölgelerinde sellere yol açtı.Özellikle Bangkok'un doğu kesimlerinde şiddetli yağışlar nedeniyle kanallar tamamen doldu ve ana yollar su altında kaldı.Sellerin yol açtığı hasar ve günlük yaşamda meydana gelen ciddi aksamalar nedeniyle ülkenin 50 bölgesinin tamamı afet bölgesi ilan edildi.Bangkok Büyükşehir Yönetimi (BMA) kararın selden etkilenen bölgelerde daha hızlı ve koordineli müdahalede bulunulmasını sağlamak amacıyla alındığını ifade etti.Yetkililer, kanalların yakınında yaşayanların risk altında olduğunu belirterek, yağışların devam etme ihtimaline karşı bölge sakinlerine değerli eşyalarını ve araçlarını yüksek yerlere taşımaları çağrısında bulundu.Selden etkilenen bölgelerde yatalak hastaların hastanelere nakledileceğini bildiren yetkililer, evlerinden ayrılmak zorunda kalanların BMA'ya bağlı okullara yerleştirilebileceğini ifade etti.Ülkede, şiddetli yağışların 27 Eylül'e kadar devam etmesinin bekleniyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Tayland'ın başkenti Bangkok'ta şiddetli yağışların yol açtığı seller nedeniyle 50 bölgenin tamamı afet bölgesi ilan edildi.Bangkok Post gazetesinin haberine göre, etkili olan şiddetli yağışlar başkentin çeşitli bölgelerinde sellere yol açtı.Özellikle Bangkok'un doğu kesimlerinde şiddetli yağışlar nedeniyle kanallar tamamen doldu ve ana yollar su altında kaldı.Sellerin yol açtığı hasar ve günlük yaşamda meydana gelen ciddi aksamalar nedeniyle ülkenin 50 bölgesinin tamamı afet bölgesi ilan edildi.Bangkok Büyükşehir Yönetimi (BMA) kararın selden etkilenen bölgelerde daha hızlı ve koordineli müdahalede bulunulmasını sağlamak amacıyla alındığını ifade etti.Yetkililer, kanalların yakınında yaşayanların risk altında olduğunu belirterek, yağışların devam etme ihtimaline karşı bölge sakinlerine değerli eşyalarını ve araçlarını yüksek yerlere taşımaları çağrısında bulundu.Selden etkilenen bölgelerde yatalak hastaların hastanelere nakledileceğini bildiren yetkililer, evlerinden ayrılmak zorunda kalanların BMA'ya bağlı okullara yerleştirilebileceğini ifade etti.Ülkede, şiddetli yağışların 27 Eylül'e kadar devam etmesinin bekleniyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/tayland-in-baskenti-bangkok-taki-50-bolgenin-tamami-afet-bolgesi-ilan-edildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Ordulu arıcı 50 yıldır Hakkari'nin dağlarında bal üretiyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/ordulu-arici-50-yildir-hakkari-nin-daglarinda-bal-uretiyor/916363/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/ordulu-arici-50-yildir-hakkari-nin-daglarinda-bal-uretiyor/916363/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Hakkari / Hakkari'nin yaylalarını yıllardır arıcılık için mesken tutan Ekrem Özçelik, 500'e yakın kovanıyla bölgenin zengin florasından elde ettiği balı sofralara ulaştırıyor - Özçelik: - Yüksek rakımlı yaylalardan oluşuyor, ayrıca bitki farklılığı çok önemli. Onun için bu yöredeki balın prolin değerleri çok yüksek çıkıyor. İnanılmaz bir kalitesi var. Biz de bunun peşindeyiz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Hakkari Haberleri : SAYİM HARMANCI/HİKMET TEMEŞ - Küçük yaşlarda öğrendiği arıcılığı 50 yıldır Hakkari'de sürdüren Ordulu Ekrem Özçelik, yaklaşık 500 kovandan elde ettiği balı tüketicilerle buluşturarak üretime katkı sağlıyor.Ordu'da 12 yaşında ilkokulu tamamladıktan sonra ailesindeki arıcılardan bu mesleği öğrenen 69 yaşındaki Özçelik, bir süre memleketinde ve farklı illerde arıcılık yaptı.Bal üretimi için elverişli bölgeleri araştıran 3 çocuk babası Özçelik, 1976'da asker arkadaşını ziyaret etmek için dayısıyla geldiği Yüksekova ilçesinde 7 yıl üretim yaptıktan sonra kent merkezindeki Erziki bölgesine yerleşti.Kovanlarını, zengin bitki örtüsü ve doğal su kaynaklarının bulunduğu Ördekli köyü yolunun kenarına yerleştiren Özçelik, arıcılık için elverişli bulduğu bölgeyi yıllardır mesken tutuyor.Her yıl ilkbaharda memleketinden Hakkari'ye gelen Özçelik, yaklaşık 500 kovanda bal üretimi yapıyor.İki hafta önce başladığı hasattan memnun kalan Özçelik, yörede arıcılık yapmak isteyen gençlere de destek olarak mesleği öğrenmelerine yardımcı oluyor.Özçelik, AA muhabirine, ailesinin uzun yıllardır arıcılıkla uğraşması nedeniyle memleketinde Kovancıoğlu olarak tanındıklarını söyledi.Ağabeyinin 1960'lı yıllarda seyyar arıcılık yapması sayesinde bu mesleği öğrendiğini belirten Özçelik, şunları kaydetti:Kışın narenciye yetişen bölgelerde Antalya, Mersin ve çeşitli bölgelerde konaklıyoruz. İlkbaharda da Doğu Anadolu'ya geliyoruz. Daha önce Muş'ta arıcılık yapıyorduk. Oradan Erzurum, Kars'a gidiyorduk. 1976'dan beri Hakkari'deyiz. O sene Yüksekova'ya geldik. Bizim için bir buluş oldu. Yüksekova'nın girişine yakın bir yere kovanlarımızı bıraktık. Büyükçiftlik'teki kanaat önderi bize çok yardım etti. O yıllarda güzel verim aldık ve doğayı tanıdık. Baktık ki kalite ve doğa bakımından Hakkari çok farklıydı. 1983'e kadar ilçedeki dere boylarında arıcılık yaptık.Arıcılık bacasız, dumansız, zehirsiz bir alandır, fabrikadırÖzçelik, Berçelan Yaylası'na yakın bir noktada üretim yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu:Hakkari'de 'fabrika yok', 'iş yok' deniliyor. Hayır. Arıcılık, bacasız, dumansız, zehirsiz bir alandır, fabrikadır. Bu da bir üretim sahasıdır. Vatandaşa bal üretiyoruz, şifa üretiyoruz. Ekonomiye katkıda bulunuyoruz. Bizi yıllardır bu memlekete taşıyan unsur şudur. Hakkari balı kalite bakımından Türkiye'de değil dünyada tek. Yüksek rakımlı yaylalardan oluşuyor, ayrıca bitki farklılığı çok önemli. Onun için bu yöredeki balın prolin değerleri çok yüksek çıkıyor. İnanılmaz bir kalitesi var. Biz de bunun peşindeyiz. Bunu doğadan alıp en iyi şekilde vatandaşa sunuyoruz.Arıcılığı severek yaptığını, mesleği bırakabilecek imkanının olmasına rağmen doğadan ve yaylalardan kopamadığını anlatan Özçelik, Allah'a şükürler olsun, bağım, bahçem her şeyim var. Bu işi yapmadan da geçinebilirim ama yaylasız, bu dağlarsız duramam. Buranın havası, bitki örtüsü, kuru hava oluşu nedeniyle buralardayız. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Hakkari Haberleri : SAYİM HARMANCI/HİKMET TEMEŞ - Küçük yaşlarda öğrendiği arıcılığı 50 yıldır Hakkari'de sürdüren Ordulu Ekrem Özçelik, yaklaşık 500 kovandan elde ettiği balı tüketicilerle buluşturarak üretime katkı sağlıyor.Ordu'da 12 yaşında ilkokulu tamamladıktan sonra ailesindeki arıcılardan bu mesleği öğrenen 69 yaşındaki Özçelik, bir süre memleketinde ve farklı illerde arıcılık yaptı.Bal üretimi için elverişli bölgeleri araştıran 3 çocuk babası Özçelik, 1976'da asker arkadaşını ziyaret etmek için dayısıyla geldiği Yüksekova ilçesinde 7 yıl üretim yaptıktan sonra kent merkezindeki Erziki bölgesine yerleşti.Kovanlarını, zengin bitki örtüsü ve doğal su kaynaklarının bulunduğu Ördekli köyü yolunun kenarına yerleştiren Özçelik, arıcılık için elverişli bulduğu bölgeyi yıllardır mesken tutuyor.Her yıl ilkbaharda memleketinden Hakkari'ye gelen Özçelik, yaklaşık 500 kovanda bal üretimi yapıyor.İki hafta önce başladığı hasattan memnun kalan Özçelik, yörede arıcılık yapmak isteyen gençlere de destek olarak mesleği öğrenmelerine yardımcı oluyor.Özçelik, AA muhabirine, ailesinin uzun yıllardır arıcılıkla uğraşması nedeniyle memleketinde Kovancıoğlu olarak tanındıklarını söyledi.Ağabeyinin 1960'lı yıllarda seyyar arıcılık yapması sayesinde bu mesleği öğrendiğini belirten Özçelik, şunları kaydetti:Kışın narenciye yetişen bölgelerde Antalya, Mersin ve çeşitli bölgelerde konaklıyoruz. İlkbaharda da Doğu Anadolu'ya geliyoruz. Daha önce Muş'ta arıcılık yapıyorduk. Oradan Erzurum, Kars'a gidiyorduk. 1976'dan beri Hakkari'deyiz. O sene Yüksekova'ya geldik. Bizim için bir buluş oldu. Yüksekova'nın girişine yakın bir yere kovanlarımızı bıraktık. Büyükçiftlik'teki kanaat önderi bize çok yardım etti. O yıllarda güzel verim aldık ve doğayı tanıdık. Baktık ki kalite ve doğa bakımından Hakkari çok farklıydı. 1983'e kadar ilçedeki dere boylarında arıcılık yaptık.Arıcılık bacasız, dumansız, zehirsiz bir alandır, fabrikadırÖzçelik, Berçelan Yaylası'na yakın bir noktada üretim yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu:Hakkari'de 'fabrika yok', 'iş yok' deniliyor. Hayır. Arıcılık, bacasız, dumansız, zehirsiz bir alandır, fabrikadır. Bu da bir üretim sahasıdır. Vatandaşa bal üretiyoruz, şifa üretiyoruz. Ekonomiye katkıda bulunuyoruz. Bizi yıllardır bu memlekete taşıyan unsur şudur. Hakkari balı kalite bakımından Türkiye'de değil dünyada tek. Yüksek rakımlı yaylalardan oluşuyor, ayrıca bitki farklılığı çok önemli. Onun için bu yöredeki balın prolin değerleri çok yüksek çıkıyor. İnanılmaz bir kalitesi var. Biz de bunun peşindeyiz. Bunu doğadan alıp en iyi şekilde vatandaşa sunuyoruz.Arıcılığı severek yaptığını, mesleği bırakabilecek imkanının olmasına rağmen doğadan ve yaylalardan kopamadığını anlatan Özçelik, Allah'a şükürler olsun, bağım, bahçem her şeyim var. Bu işi yapmadan da geçinebilirim ama yaylasız, bu dağlarsız duramam. Buranın havası, bitki örtüsü, kuru hava oluşu nedeniyle buralardayız. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/ordulu-arici-50-yildir-hakkari-nin-daglarinda-bal-uretiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kültür, tarih ve doğanın buluştuğu nokta: Yağlıdere Vadisi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kultur-tarih-ve-doganin-bulustugu-nokta-yaglidere-vadisi/916362/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kultur-tarih-ve-doganin-bulustugu-nokta-yaglidere-vadisi/916362/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Giresun'da geçmişte Şah Yolu olarak da adlandırılan güzergahtaki Yağlıdere Vadisi, tarihi kemer köprüler ve Çakrak Kilisesi gibi kültürel değerlerin yanı sıra Gölyanı Yaylası ve Çağlayan Şelalesi dahil birçok doğal güzelliği barındırıyor - Yağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş: - Hiç dokunulmamış, yapılaşmanın olmadığı bir vadi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : GÜLTEKİN YETGİN - Giresun'da tarihi kemer köprüler, Çakrak Kilisesi ve Gölyanı Yaylası'nın yer aldığı Yağlıdere Vadisi, ziyaretçilerine kültürel değerleri ve doğal güzellikleri bir arada sunuyor.Geçmişte Şah Yolu olarak adlandırılan güzergahtaki vadi, Yağlıdere ile iç bölgedeki Alucra ilçesini birbirine bağlıyor.Rusya'dan gelen ve İpek Yolu olarak da devam ederek güneye giden yolun önemli bağlantılarından Yağlıdere Vadisi'nde çoğu 17. ve 19. yüzyılda inşa edilen tescilli 13 köprü yer alıyor.2020'de kesin korunacak hassas alan olarak tescillenen Gölyanı Yaylası ise Yağlıdere'nin en önemli doğal alanı olarak öne çıkıyor. 1530 rakımlı yayla, otantik ahşap evleri, gölü ve çevresindeki ormanıyla doğada huzur bulmak isteyenlere ev sahipliği yapıyor.İlçede 60 metre yükseklikten dökülen Çağlayan Şelalesi de doğal güzellikler arasında yer alıyor.Vadinin Alucra sınırlarında yer alan Çakrak Kilisesi ve kemer köprü ise Yağlıdere-Alucra kara yolunu kullananların ilgisini çekiyor. Restorasyonu devam eden kilisenin turizme kazandırılması hedefleniyor.Yavuz Sultan Selim'in Trabzon Valiliği sırasında hocalığını yapan Hacı Abdullah Halife'ye vakfedilen külliyenin ayakta kalan camisi, değirmeni ve misafirhanesi de tarihi kültürel değerler arasında bulunuyor.Vatandaşlarımız adeta yeşil bir örtünün içinde seyahat yapıyorYağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş, AA muhabirine, Yağlıdere'nin geçmişte doğu-batı ve kuzey-güney bağlantı yollarıyla önemli bir nokta olduğunu söyledi.Tarihi kemer köprülerin bunun göstergelerinden biri olduğuna işaret eden İbaş, bölgeden Erzincan, Sivas ve Gümüşhane'ye ulaşım sağlandığını ifade etti.İbaş, kemer köprülerin sel ve taşkın gibi doğal afetlere rağmen asırlardır ayakta olduğunun altını çizdi.Yağlıdere Vadisi'nin çok fazla değere sahip olduğunu anlatan İbaş, Hiç dokunulmamış, yapılaşmanın olmadığı bir vadi. Vatandaşlarımız adeta yeşil bir örtünün içinde seyahat yapıyor. dedi.Gölyanı Yaylası'nın önemini vurgulayan İbaş, Kesinlikle değerlendirilmesi gereken bir alan. Belli bir kısmı turizm, sit ve orman alanı olan bir yer. Türkiye'de gördüğüm en güzel yer. Sonradan yapılmış bir yer değil. Nostaljik, otantik muazzam bir yer. Tüm vatandaşlarımızı buraya bekliyorum. diye konuştu.Bölgede yayla ve tarih turizminin gelişmesini hedeflediklerini belirten İbaş, herkesi bu güzellikleri görmeye davet etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : GÜLTEKİN YETGİN - Giresun'da tarihi kemer köprüler, Çakrak Kilisesi ve Gölyanı Yaylası'nın yer aldığı Yağlıdere Vadisi, ziyaretçilerine kültürel değerleri ve doğal güzellikleri bir arada sunuyor.Geçmişte Şah Yolu olarak adlandırılan güzergahtaki vadi, Yağlıdere ile iç bölgedeki Alucra ilçesini birbirine bağlıyor.Rusya'dan gelen ve İpek Yolu olarak da devam ederek güneye giden yolun önemli bağlantılarından Yağlıdere Vadisi'nde çoğu 17. ve 19. yüzyılda inşa edilen tescilli 13 köprü yer alıyor.2020'de kesin korunacak hassas alan olarak tescillenen Gölyanı Yaylası ise Yağlıdere'nin en önemli doğal alanı olarak öne çıkıyor. 1530 rakımlı yayla, otantik ahşap evleri, gölü ve çevresindeki ormanıyla doğada huzur bulmak isteyenlere ev sahipliği yapıyor.İlçede 60 metre yükseklikten dökülen Çağlayan Şelalesi de doğal güzellikler arasında yer alıyor.Vadinin Alucra sınırlarında yer alan Çakrak Kilisesi ve kemer köprü ise Yağlıdere-Alucra kara yolunu kullananların ilgisini çekiyor. Restorasyonu devam eden kilisenin turizme kazandırılması hedefleniyor.Yavuz Sultan Selim'in Trabzon Valiliği sırasında hocalığını yapan Hacı Abdullah Halife'ye vakfedilen külliyenin ayakta kalan camisi, değirmeni ve misafirhanesi de tarihi kültürel değerler arasında bulunuyor.Vatandaşlarımız adeta yeşil bir örtünün içinde seyahat yapıyorYağlıdere Belediye Başkanı Yaşar İbaş, AA muhabirine, Yağlıdere'nin geçmişte doğu-batı ve kuzey-güney bağlantı yollarıyla önemli bir nokta olduğunu söyledi.Tarihi kemer köprülerin bunun göstergelerinden biri olduğuna işaret eden İbaş, bölgeden Erzincan, Sivas ve Gümüşhane'ye ulaşım sağlandığını ifade etti.İbaş, kemer köprülerin sel ve taşkın gibi doğal afetlere rağmen asırlardır ayakta olduğunun altını çizdi.Yağlıdere Vadisi'nin çok fazla değere sahip olduğunu anlatan İbaş, Hiç dokunulmamış, yapılaşmanın olmadığı bir vadi. Vatandaşlarımız adeta yeşil bir örtünün içinde seyahat yapıyor. dedi.Gölyanı Yaylası'nın önemini vurgulayan İbaş, Kesinlikle değerlendirilmesi gereken bir alan. Belli bir kısmı turizm, sit ve orman alanı olan bir yer. Türkiye'de gördüğüm en güzel yer. Sonradan yapılmış bir yer değil. Nostaljik, otantik muazzam bir yer. Tüm vatandaşlarımızı buraya bekliyorum. diye konuştu.Bölgede yayla ve tarih turizminin gelişmesini hedeflediklerini belirten İbaş, herkesi bu güzellikleri görmeye davet etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Hayalini kurdukları konservatuvarı gençlik merkezi sayesinde kazandılar</title>
      <link>https://www.canligaste.com/hayalini-kurduklari-konservatuvari-genclik-merkezi-sayesinde-kazandilar/916361/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/hayalini-kurduklari-konservatuvari-genclik-merkezi-sayesinde-kazandilar/916361/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Yalova / Yalova'da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde bulunan Çiftlikköy Gençlik Merkezi'ndeki kurslarda son 5 yılda eğitim alan 9 öğrenci, farklı üniversitelerin tiyatro ve sahne sanatları bölümlerine yerleşti - Çiftlikköy Gençlik Merkezi Müdürü Müslüm Aktabur: - Azimle çalışarak konservatuvarı kazandılar. Bu, Çiftlikköy Gençlik Merkezimiz adına büyük ve onur verici bir olay oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Yalova Haberleri : ONUR ERDİK/SEZER AY - Yalova'nın Çiftlikköy ilçesinde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı Çiftlikköy Gençlik Merkezi'nde açılan tiyatro ve drama eğitimlerine katılan 9 öğrenci, farklı üniversitelerin tiyatro ve sahne sanatları bölümlerini kazandı.Gençlerin sosyal, kültürel, sportif ve sanatsal alanlarda kendilerini geliştirmelerine yönelik çalışmaların yürütüldüğü Çiftlikköy Gençlik Merkezi'nde, özellikle tiyatro ve drama eğitimlerine katılan öğrenciler üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlanıyor.Merkezde yaklaşık 5 yıldır sürdürülen çalışmalar kapsamında eğitim alan 9 öğrenci, üniversitelerin tiyatro ve sahne sanatlarıyla ilgili bölümlerine yerleşti. Bu yıl ise 3 öğrenci hedefledikleri bölümlerde eğitim görmeye hak kazandı.Gençlik merkezindeki tiyatro çalışmalarına katılan yeni öğrenciler de üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlanıyor.Çiftlikköy Gençlik Merkezi Müdürü Müslüm Aktabur, AA muhabirine, tiyatro eğitimi alan gençlerin üniversiteye yerleşmesinden mutluluk duyduklarını söyledi.Merkezde gençlerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda çeşitli alanlarda çalışmalar yürütüldüğünü belirten Aktabur, Azimle çalışarak konservatuvarı kazandılar. Bu, Çiftlikköy Gençlik Merkezimiz adına büyük ve onur verici bir olay oldu. Gençlerimizi tebrik ediyorum. dedi.Aktabur, merkezde tiyatro ve drama eğitiminin yanı sıra kültür-sanat, spor ve gönüllülük faaliyetleri ile gençlik kampları ve çeşitli etkinliklerin düzenlendiğini ifade etti.Gençlerin bilgi, beceri ve yeteneklerini geliştirmelerine katkı sunmayı amaçladıklarını dile getiren Aktabur, merkezdeki faaliyetlerin ücretsiz olduğunu kaydetti.Bu yıl 3 öğrenci kazandıTiyatro, drama ve konservatuvara hazırlık eğitimleri veren kurs eğitmeni Rıdvan Çalışır da öğrencilerin üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlandığını belirtti.Çalışır, eğitimlerde öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına göre çalıştıklarını, tirat, şiir, şarkı, şan, doğaçlama, hareket, diksiyon ve dans alanlarında hazırlık yaptıklarını anlattı.Son 5 yılda eğitim verdiği öğrencilerden 9'unun üniversitelerin ilgili bölümlerine yerleştiğini aktaran Çalışır, Bu sene 3 öğrencimiz kazandı. Son 5 yılda ise toplam 9 öğrencimiz konservatuvara yerleşti. Önümüzdeki yıllarda da devam edeceğiz. diye konuştu.Farklı üniversiteleri kazandılarÇalışmalar kapsamında sınavlara hazırlanan öğrencilerden Mahir Celayir, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünü kazandığını söyledi.Yaklaşık 3 yıldır hazırlandığını belirten Celayir, sınav sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaştığını ancak çalışmayı sürdürerek hedefine ulaştığını anlattı. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü kazanan Şeyma Yıldız da iki yıllık hazırlık sürecinin ardından üniversiteye yerleştiğini belirtti. Yıldız, tiyatro eğitiminde disiplinli bir çalışma yürüttüklerini ifade ederek, eğitmeni Rıdvan Çalışır'a teşekkür etti.Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünü kazanan Serin İsam ise üniversitenin özel yetenek sınavına ilk başvurusunda başarılı olduğunu dile getirdi. İsam, yaklaşık iki ay eğitim almasına rağmen çalışmaların kendisine önemli katkı sağladığını belirtti.Yeni öğrenciler de hazırlanıyorTiyatro ve sahne sanatları bölümlerinin sınavlarına hazırlanan öğrencilerden Mehmet Özgül de gelecek yıl sınava girmeyi planladığını, bu süreçte aldığı eğitimle kendisini geliştirdiğini söyledi.Yaklaşık 1,5 yıldır eğitim alan Can Uğur da tiyatro sayesinde topluluk içinde kendisini daha rahat ifade etmeye başladığını, beden dili ve diksiyon konusunda gelişim gösterdiğini ifade etti. Eğitimlere katılan Yiğit Uras Balcı ise 5 yaşında başladığı tiyatronun hayatında önemli bir yere sahip olduğunu anlattı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Yalova Haberleri : ONUR ERDİK/SEZER AY - Yalova'nın Çiftlikköy ilçesinde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı Çiftlikköy Gençlik Merkezi'nde açılan tiyatro ve drama eğitimlerine katılan 9 öğrenci, farklı üniversitelerin tiyatro ve sahne sanatları bölümlerini kazandı.Gençlerin sosyal, kültürel, sportif ve sanatsal alanlarda kendilerini geliştirmelerine yönelik çalışmaların yürütüldüğü Çiftlikköy Gençlik Merkezi'nde, özellikle tiyatro ve drama eğitimlerine katılan öğrenciler üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlanıyor.Merkezde yaklaşık 5 yıldır sürdürülen çalışmalar kapsamında eğitim alan 9 öğrenci, üniversitelerin tiyatro ve sahne sanatlarıyla ilgili bölümlerine yerleşti. Bu yıl ise 3 öğrenci hedefledikleri bölümlerde eğitim görmeye hak kazandı.Gençlik merkezindeki tiyatro çalışmalarına katılan yeni öğrenciler de üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlanıyor.Çiftlikköy Gençlik Merkezi Müdürü Müslüm Aktabur, AA muhabirine, tiyatro eğitimi alan gençlerin üniversiteye yerleşmesinden mutluluk duyduklarını söyledi.Merkezde gençlerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda çeşitli alanlarda çalışmalar yürütüldüğünü belirten Aktabur, Azimle çalışarak konservatuvarı kazandılar. Bu, Çiftlikköy Gençlik Merkezimiz adına büyük ve onur verici bir olay oldu. Gençlerimizi tebrik ediyorum. dedi.Aktabur, merkezde tiyatro ve drama eğitiminin yanı sıra kültür-sanat, spor ve gönüllülük faaliyetleri ile gençlik kampları ve çeşitli etkinliklerin düzenlendiğini ifade etti.Gençlerin bilgi, beceri ve yeteneklerini geliştirmelerine katkı sunmayı amaçladıklarını dile getiren Aktabur, merkezdeki faaliyetlerin ücretsiz olduğunu kaydetti.Bu yıl 3 öğrenci kazandıTiyatro, drama ve konservatuvara hazırlık eğitimleri veren kurs eğitmeni Rıdvan Çalışır da öğrencilerin üniversitelerin özel yetenek sınavlarına hazırlandığını belirtti.Çalışır, eğitimlerde öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına göre çalıştıklarını, tirat, şiir, şarkı, şan, doğaçlama, hareket, diksiyon ve dans alanlarında hazırlık yaptıklarını anlattı.Son 5 yılda eğitim verdiği öğrencilerden 9'unun üniversitelerin ilgili bölümlerine yerleştiğini aktaran Çalışır, Bu sene 3 öğrencimiz kazandı. Son 5 yılda ise toplam 9 öğrencimiz konservatuvara yerleşti. Önümüzdeki yıllarda da devam edeceğiz. diye konuştu.Farklı üniversiteleri kazandılarÇalışmalar kapsamında sınavlara hazırlanan öğrencilerden Mahir Celayir, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünü kazandığını söyledi.Yaklaşık 3 yıldır hazırlandığını belirten Celayir, sınav sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaştığını ancak çalışmayı sürdürerek hedefine ulaştığını anlattı. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü kazanan Şeyma Yıldız da iki yıllık hazırlık sürecinin ardından üniversiteye yerleştiğini belirtti. Yıldız, tiyatro eğitiminde disiplinli bir çalışma yürüttüklerini ifade ederek, eğitmeni Rıdvan Çalışır'a teşekkür etti.Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümünü kazanan Serin İsam ise üniversitenin özel yetenek sınavına ilk başvurusunda başarılı olduğunu dile getirdi. İsam, yaklaşık iki ay eğitim almasına rağmen çalışmaların kendisine önemli katkı sağladığını belirtti.Yeni öğrenciler de hazırlanıyorTiyatro ve sahne sanatları bölümlerinin sınavlarına hazırlanan öğrencilerden Mehmet Özgül de gelecek yıl sınava girmeyi planladığını, bu süreçte aldığı eğitimle kendisini geliştirdiğini söyledi.Yaklaşık 1,5 yıldır eğitim alan Can Uğur da tiyatro sayesinde topluluk içinde kendisini daha rahat ifade etmeye başladığını, beden dili ve diksiyon konusunda gelişim gösterdiğini ifade etti. Eğitimlere katılan Yiğit Uras Balcı ise 5 yaşında başladığı tiyatronun hayatında önemli bir yere sahip olduğunu anlattı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Tekirdağ'da itfaiyeci Elif Yazıcı zorlu görevlerde çalışıyor:</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tekirdag-da-itfaiyeci-elif-yazici-zorlu-gorevlerde-calisiyor/916360/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tekirdag-da-itfaiyeci-elif-yazici-zorlu-gorevlerde-calisiyor/916360/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Tekirdağ / Yorucu ve zor bir meslek. Severek yaptığımız için de sorun olmuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Tekirdağ Haberleri : MESUT KARADUMAN - Tekirdağ'da 5 yıldır itfaiyeci olarak görev yapan 28 yaşındaki Elif Yazıcı, yangın, trafik kazası ve kurtarma çalışmalarında görev alarak insanların ve diğer canlıların yardımına koşuyor.İnsanlara ve diğer canlılara faydalı olabilmek için itfaiyeciliği seçen Yazıcı, işini severek sürdürüyor.Yangınlara müdahale eden, trafik kazalarında araçta sıkışan kişilerin kurtarılmasına katkı sağlayan Yazıcı, zaman zaman mahsur kalan hayvanların kurtarılması gibi farklı görevlerde de yer alıyor.Mesleğinin gerektirdiği fiziksel güç, dayanıklılık ve kondisyonu düzenli çalışmalarla destekleyen Yazıcı, olaylara müdahale sırasında ekip arkadaşlarıyla koordineli şekilde hareket ediyor.İnsanların hayatına dokunabilmek için bu mesleği seçtimYazıcı, AA muhabirine, itfaiyeciliğe insanların hayatına dokunabileceği ve hareketliliği yüksek bir meslek arayışıyla yöneldiğini söyledi.İtfaiyeciliğin kadınlar kadar erkekler için de fiziksel açıdan zor bir meslek olduğunu vurgulayan Yazıcı, şunları kaydetti:İnsanların hayatına dokunabileceğim, onlara faydalı olabileceğim, bütün canlılara faydalı olabileceğim bir meslek ve hareketliliği, olay çeşitliliği fazla olan bir meslek. Bundan kaynaklı ilgi alanım bu meslekte oldu. Sonrasında Çorlu İtfaiye İstasyonunun önünden geçerken 'neden bir kadın itfaiyeci de olmasın?' diye düşündüm. Mesleği daha çok araştırdım. Sonrasında da bana uygun olduğuna karar verdim.Kadınların fiziksel açıdan yaşadığı zorlukların sporla aşılabileceğini belirten Yazıcı, itfaiyeciliğin ekip çalışmasına dayandığını ifade etti.Severek yaptığımız için de sorun olmuyorGörev sırasında yaşadığı yorgunluğun, insanlara ve canlılara yardımcı olmanın verdiği mutlulukla geri planda kaldığını anlatan Yazıcı, Çok yorgun da olsak, mesela bir yangına gittik, o yorgunluk bize tatlı bir yorgunluk oluyor. Çünkü bu meslek sevmeden yapılabilecek bir iş değil. Yorucu ve zor bir meslek. Severek yaptığımız için de sorun olmuyor. İnsanlardan 'Allah razı olsun' lafını duymak bize yetiyor. Bütün yorgunluğumuzu almış oluyor. diye konuştu.Yazıcı, kadın itfaiyecilerin sahada daha az görülmesi nedeniyle zaman zaman şaşkınlık ve ön yargıyla karşılaştığını aktararak, bazı kişilerin Kadından itfaiyeci mi olur? şeklinde tepkiler verdiğini dile getirdi.Kadınlara itfaiyeciliği seçmekten çekinmemeleri tavsiyesinde bulunan Yazıcı, Önemli olan ne istedikleri. Eğer bu mesleği istiyorlarsa fiziksel olarak kendilerini hazırlamaları ve cesaret edip seçmeleri gerekiyor. Gerçekten insanların ne dediğini çok fazla umursamasınlar. Çünkü mesleği yapacak olan kendileri. Sevdikleri işte olsunlar ve çabalamaktan asla vazgeçmesinler. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Tekirdağ Haberleri : MESUT KARADUMAN - Tekirdağ'da 5 yıldır itfaiyeci olarak görev yapan 28 yaşındaki Elif Yazıcı, yangın, trafik kazası ve kurtarma çalışmalarında görev alarak insanların ve diğer canlıların yardımına koşuyor.İnsanlara ve diğer canlılara faydalı olabilmek için itfaiyeciliği seçen Yazıcı, işini severek sürdürüyor.Yangınlara müdahale eden, trafik kazalarında araçta sıkışan kişilerin kurtarılmasına katkı sağlayan Yazıcı, zaman zaman mahsur kalan hayvanların kurtarılması gibi farklı görevlerde de yer alıyor.Mesleğinin gerektirdiği fiziksel güç, dayanıklılık ve kondisyonu düzenli çalışmalarla destekleyen Yazıcı, olaylara müdahale sırasında ekip arkadaşlarıyla koordineli şekilde hareket ediyor.İnsanların hayatına dokunabilmek için bu mesleği seçtimYazıcı, AA muhabirine, itfaiyeciliğe insanların hayatına dokunabileceği ve hareketliliği yüksek bir meslek arayışıyla yöneldiğini söyledi.İtfaiyeciliğin kadınlar kadar erkekler için de fiziksel açıdan zor bir meslek olduğunu vurgulayan Yazıcı, şunları kaydetti:İnsanların hayatına dokunabileceğim, onlara faydalı olabileceğim, bütün canlılara faydalı olabileceğim bir meslek ve hareketliliği, olay çeşitliliği fazla olan bir meslek. Bundan kaynaklı ilgi alanım bu meslekte oldu. Sonrasında Çorlu İtfaiye İstasyonunun önünden geçerken 'neden bir kadın itfaiyeci de olmasın?' diye düşündüm. Mesleği daha çok araştırdım. Sonrasında da bana uygun olduğuna karar verdim.Kadınların fiziksel açıdan yaşadığı zorlukların sporla aşılabileceğini belirten Yazıcı, itfaiyeciliğin ekip çalışmasına dayandığını ifade etti.Severek yaptığımız için de sorun olmuyorGörev sırasında yaşadığı yorgunluğun, insanlara ve canlılara yardımcı olmanın verdiği mutlulukla geri planda kaldığını anlatan Yazıcı, Çok yorgun da olsak, mesela bir yangına gittik, o yorgunluk bize tatlı bir yorgunluk oluyor. Çünkü bu meslek sevmeden yapılabilecek bir iş değil. Yorucu ve zor bir meslek. Severek yaptığımız için de sorun olmuyor. İnsanlardan 'Allah razı olsun' lafını duymak bize yetiyor. Bütün yorgunluğumuzu almış oluyor. diye konuştu.Yazıcı, kadın itfaiyecilerin sahada daha az görülmesi nedeniyle zaman zaman şaşkınlık ve ön yargıyla karşılaştığını aktararak, bazı kişilerin Kadından itfaiyeci mi olur? şeklinde tepkiler verdiğini dile getirdi.Kadınlara itfaiyeciliği seçmekten çekinmemeleri tavsiyesinde bulunan Yazıcı, Önemli olan ne istedikleri. Eğer bu mesleği istiyorlarsa fiziksel olarak kendilerini hazırlamaları ve cesaret edip seçmeleri gerekiyor. Gerçekten insanların ne dediğini çok fazla umursamasınlar. Çünkü mesleği yapacak olan kendileri. Sevdikleri işte olsunlar ve çabalamaktan asla vazgeçmesinler. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/tekirdag-da-itfaiyeci-elif-yazici-zorlu-gorevlerde-calisiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>BİR NEFES BİN ZEHİR - Gebelikte sigara dumanına maruziyette güvenli düzey yok</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-gebelikte-sigara-dumanina-maruziyette-guvenli-duzey-yok/916359/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-gebelikte-sigara-dumanina-maruziyette-guvenli-duzey-yok/916359/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Özalkaya: - Bir sigarayla bir paket sigara arasında tabii ki fark var, yoğunluk arttıkça risk de artıyor ancak bir sigara bile tüm bu riskleri artırıyor. Güvenli bir aralığımız yok. 'Şu kadar içerseniz bebek etkilenmez.' diyebileceğimiz bir miktar yok - Gebelikte ya da gebelikten sonra annenin sigarayı bıraktığı her an bebek için değerli. Bebek için de her şekilde dumansız hava sahası oluşturmamız gerekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının bu haberinde, gebelik döneminde aktif ve pasif sigara maruziyetinin anne karnındaki bebeğe etkileri ile doğum sonrasında sigara dumanına maruz kalan bebeklerde ortaya çıkabilecek sağlık riskleri ele alındı.Özalkaya, AA muhabirine, gebelik döneminde annenin sigara kullanması halinde nikotinin plasentadan geçerek fetüsün oksijenlenmesini bozduğunu, karbonmonoksit maruziyetinin de bu durumu olumsuz etkilediğini belirtti.Sigara kullanımına bağlı en sık karşılaştıkları durumların düşük doğum ağırlığı, prematürite ve anne karnında büyüme geriliği olduğunu aktaran Özalkaya, ölü doğum riskinin de arttığını ifade etti.Özalkaya, son dönemde yapılan çalışmalarda gebelikte sigara kullanımının fetüsün beyin, akciğer ve kalbi üzerindeki etkilerinin de incelendiğini kaydederek, Özellikle beyinle ilgili dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye neden olabileceği, riski artırabileceğiyle ilgili çalışmalar var. Yine akciğer fonksiyonlarını bozarak ileriki yaşlarda astım ve wheezing (hışıltı) dediğimiz semptomlara, tansiyon yüksekliklerine neden olabileceğini gösteren çalışmalar var. diye konuştu.Etrafındakilerin de içmesi anne karnındaki bir bebeği etkileyebiliyorÖzalkaya, pasif sigara maruziyetinin de anne karnındaki bebeğe zarar verebildiğine dikkati çekerek, Baba içiyorsa, anne içmiyorsa, anne karnında yine sigaraya maruziyet olursa bu şekilde pasif olarak, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı ve prematürite riski yine var. Yani sadece annenin içmesi değil, etrafındakilerin de içmesi anne karnındaki bir bebeği etkileyebiliyor. dedi.Doğumdan sonra sigara dumanına maruziyetin de bebek açısından önemli sağlık riskleri taşıdığını vurgulayan Özalkaya, Bebek doğduktan sonra içmeye devam ederse yine bu sefer daha çok solunum yolu enfeksiyonları zatürre, pnömoni, astım, wheezing ve en çok korktuğumuz da ani bebek ölümü sendromuna neden olabiliyor. ifadelerini kullandı.Özalkaya, sigara miktarı arttıkça riskin yükseldiğini ancak düşük miktarda sigara tüketiminin de güvenli kabul edilemeyeceğini ifade ederek, Bir sigarayla bir paket sigara arasında tabii ki fark var, yoğunluk arttıkça risk de artıyor ancak bir sigara bile tüm bu riskleri artırıyor. Güvenli bir aralığımız yok. 'Şu kadar içerseniz bebek etkilenmez.' diyebileceğimiz bir miktar yok, sıfır. diye konuştu.Annenin sigarayı bıraktığı her an bebek için değerliProf. Dr. Özalkaya, sigaranın yalnızca bebeğin yanında içilmemesinin yeterli olmadığının altını çizerek, Dumansız hava sahası diyoruz. Annenin ya da babanın balkonda içmesi, sonra bebeğe dokunması gibi bunları da istemiyoruz. Çünkü hem elbiselerine hem bebeğin oyuncaklarına, mobilyalara da nüfuz edebilen bir madde nikotin. şeklinde konuştu.Gebelik ve emzirme döneminde sigaranın bırakılmasını teşvik ettiklerini aktaran Özalkaya, nikotin bağımlılığının tedavisinde kullanılacak ürünlerin de hekim kontrolünde tercih edilmesi gerektiğini söyledi.Özalkaya, sigaranın mümkün olduğunca erken bırakılması gerektiğini vurgulayarak, Gebelikte ya da gebelikten sonra annenin sigarayı bıraktığı her an bebek için değerli. Bebek için de her şekilde dumansız hava sahası oluşturmamız gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının bu haberinde, gebelik döneminde aktif ve pasif sigara maruziyetinin anne karnındaki bebeğe etkileri ile doğum sonrasında sigara dumanına maruz kalan bebeklerde ortaya çıkabilecek sağlık riskleri ele alındı.Özalkaya, AA muhabirine, gebelik döneminde annenin sigara kullanması halinde nikotinin plasentadan geçerek fetüsün oksijenlenmesini bozduğunu, karbonmonoksit maruziyetinin de bu durumu olumsuz etkilediğini belirtti.Sigara kullanımına bağlı en sık karşılaştıkları durumların düşük doğum ağırlığı, prematürite ve anne karnında büyüme geriliği olduğunu aktaran Özalkaya, ölü doğum riskinin de arttığını ifade etti.Özalkaya, son dönemde yapılan çalışmalarda gebelikte sigara kullanımının fetüsün beyin, akciğer ve kalbi üzerindeki etkilerinin de incelendiğini kaydederek, Özellikle beyinle ilgili dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye neden olabileceği, riski artırabileceğiyle ilgili çalışmalar var. Yine akciğer fonksiyonlarını bozarak ileriki yaşlarda astım ve wheezing (hışıltı) dediğimiz semptomlara, tansiyon yüksekliklerine neden olabileceğini gösteren çalışmalar var. diye konuştu.Etrafındakilerin de içmesi anne karnındaki bir bebeği etkileyebiliyorÖzalkaya, pasif sigara maruziyetinin de anne karnındaki bebeğe zarar verebildiğine dikkati çekerek, Baba içiyorsa, anne içmiyorsa, anne karnında yine sigaraya maruziyet olursa bu şekilde pasif olarak, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı ve prematürite riski yine var. Yani sadece annenin içmesi değil, etrafındakilerin de içmesi anne karnındaki bir bebeği etkileyebiliyor. dedi.Doğumdan sonra sigara dumanına maruziyetin de bebek açısından önemli sağlık riskleri taşıdığını vurgulayan Özalkaya, Bebek doğduktan sonra içmeye devam ederse yine bu sefer daha çok solunum yolu enfeksiyonları zatürre, pnömoni, astım, wheezing ve en çok korktuğumuz da ani bebek ölümü sendromuna neden olabiliyor. ifadelerini kullandı.Özalkaya, sigara miktarı arttıkça riskin yükseldiğini ancak düşük miktarda sigara tüketiminin de güvenli kabul edilemeyeceğini ifade ederek, Bir sigarayla bir paket sigara arasında tabii ki fark var, yoğunluk arttıkça risk de artıyor ancak bir sigara bile tüm bu riskleri artırıyor. Güvenli bir aralığımız yok. 'Şu kadar içerseniz bebek etkilenmez.' diyebileceğimiz bir miktar yok, sıfır. diye konuştu.Annenin sigarayı bıraktığı her an bebek için değerliProf. Dr. Özalkaya, sigaranın yalnızca bebeğin yanında içilmemesinin yeterli olmadığının altını çizerek, Dumansız hava sahası diyoruz. Annenin ya da babanın balkonda içmesi, sonra bebeğe dokunması gibi bunları da istemiyoruz. Çünkü hem elbiselerine hem bebeğin oyuncaklarına, mobilyalara da nüfuz edebilen bir madde nikotin. şeklinde konuştu.Gebelik ve emzirme döneminde sigaranın bırakılmasını teşvik ettiklerini aktaran Özalkaya, nikotin bağımlılığının tedavisinde kullanılacak ürünlerin de hekim kontrolünde tercih edilmesi gerektiğini söyledi.Özalkaya, sigaranın mümkün olduğunca erken bırakılması gerektiğini vurgulayarak, Gebelikte ya da gebelikten sonra annenin sigarayı bıraktığı her an bebek için değerli. Bebek için de her şekilde dumansız hava sahası oluşturmamız gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Devlet desteğiyle 30 yıllık geleneksel besiciliğini 350 baş kapasiteli modern tesise taşıdı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/devlet-destegiyle-30-yillik-geleneksel-besiciligini-350-bas-kapasiteli-modern-tesise-tasidi/916358/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/devlet-destegiyle-30-yillik-geleneksel-besiciligini-350-bas-kapasiteli-modern-tesise-tasidi/916358/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Van / Van'da devlet desteğiyle kurduğu tesiste kapasiteyi 1000 büyükbaşa çıkarmayı hedefleyen Zahir Yıldız, hayvanların bakım ve beslenmesini teknolojik imkanlarla sürdürüyor - Besici Yıldız: - Burası düz bir araziydi. Devlet desteği olmasaydı kendi imkanlarımızla böyle bir tesis yapamazdık. Aldığımız 10 milyon liralık hibe desteğiyle tüm kaba inşaatı tamamladık]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Van Haberleri : EMRE ILIKAN - Van'da yaklaşık 30 yıldır geleneksel yöntemlerle besicilik yapan Zahir Yıldız, Tarım ve Orman Bakanlığının yüzde 50 hibe desteğiyle 350 büyükbaş hayvan kapasiteli modern tesis kurdu.İpekyolu ilçesinde yaşayan 8 çocuk babası 60 yaşındaki Yıldız, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğini modern şartlarda sürdürmek ve işletmesini büyütmek amacıyla geçen yıl hazırladığı projeyi İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne sundu.Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında yüzde 50 hibe desteği almaya hak kazanan Yıldız, Aşağıçitli Mahallesi'nde 2 bin 400 metrekarelik alanda ahır, yem deposu, gübre çukuru ile çeşitli makine ve ekipmanların bulunduğu modern bir hayvancılık tesisi kurdu.Tesiste 3 çalışanıyla 350 büyükbaş hayvan yetiştiren Yıldız, teknolojik imkanlardan yararlanarak hayvanların bakım ve beslenme işlemlerini daha düzenli ve verimli şekilde gerçekleştiriyor.Alt kısmı ızgaralı, otomatik yemleme ve sulama ile gübre sıyırma sistemlerinin bulunduğu, kışın uygun sıcaklık, nem ve hava sirkülasyonunun sağlandığı modern bir çiftliğe kavuşan Yıldız, hayvan sayısını 1000 büyükbaşa çıkararak bölgedeki besiciliğin gelişmesine katkı sunmayı amaçlıyor.Kendi imkanlarımızla böyle bir tesis yapamazdıkYıldız, AA muhabirine, 30 yıldır geleneksel yöntemlerle yaptığı hayvancılığı modern imkanlarla sürdürmeye çalıştığını söyledi.Hayvancılığı geliştirerek ekonomiye katkı sağlamak istediğini belirten Yıldız, Yıllardır böyle modern bir tesisimizin olmasını istiyorduk. Kendi imkanlarımızla yaptığımız derme çatma yerlerde hayvancılık yapıyorduk ve çok zorlanıyorduk. Şimdi çok şükür rahatız. Tesisimiz modern ve temiz. dedi.Hayvancılığın geliştirilmesinde devlet desteğinin önemli olduğunu ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:Tesis yaklaşık 21,5 milyon liraya mal oldu. Bunun 10 milyon lirasını devlet hibesi olarak aldım. Burası düz bir araziydi. Devlet desteği olmasaydı kendi imkanlarımızla böyle bir tesis yapamazdık. Aldığımız 10 milyon liralık hibe desteğiyle tüm kaba inşaatı tamamladık. Kapasiteyi artırmayı hedefliyorum. Buradaki tesisimin kapasitesini 1000 büyükbaşa çıkarmak istiyorum. Bunu da devletin desteğiyle yapacağım inşallah. Bölgede hayvancılığın gelişmesine ve üretimin artırılmasına katkı sağlamak istiyoruz.Van&#039;da yeterli pazar ve kesimhane bulunmuyorVan'da hayvanların kesimi ve pazarlanması konusunda sıkıntı yaşadıklarını aktaran Yıldız, hayvanlarını Kars ve Kayseri'ye götürmek zorunda kaldıklarını ifade etti.Yıldız, Van'da yeterli pazar ve kesimhane bulunmuyor. Büyük bir şirketin olmaması da üreticileri zorluyor. Sadece birkaç kasapla bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyoruz. Yetkililerden bu konuda destek bekliyoruz. diye konuştu.Çiftliği ziyaret eden Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Bünyamin Hakan ve beraberindeki ekip de hayvanların bakımı ve işletmenin geliştirilmesi konusunda Yıldız'a teknik destek ve danışmanlık sağladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Van Haberleri : EMRE ILIKAN - Van'da yaklaşık 30 yıldır geleneksel yöntemlerle besicilik yapan Zahir Yıldız, Tarım ve Orman Bakanlığının yüzde 50 hibe desteğiyle 350 büyükbaş hayvan kapasiteli modern tesis kurdu.İpekyolu ilçesinde yaşayan 8 çocuk babası 60 yaşındaki Yıldız, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğini modern şartlarda sürdürmek ve işletmesini büyütmek amacıyla geçen yıl hazırladığı projeyi İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne sundu.Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında yüzde 50 hibe desteği almaya hak kazanan Yıldız, Aşağıçitli Mahallesi'nde 2 bin 400 metrekarelik alanda ahır, yem deposu, gübre çukuru ile çeşitli makine ve ekipmanların bulunduğu modern bir hayvancılık tesisi kurdu.Tesiste 3 çalışanıyla 350 büyükbaş hayvan yetiştiren Yıldız, teknolojik imkanlardan yararlanarak hayvanların bakım ve beslenme işlemlerini daha düzenli ve verimli şekilde gerçekleştiriyor.Alt kısmı ızgaralı, otomatik yemleme ve sulama ile gübre sıyırma sistemlerinin bulunduğu, kışın uygun sıcaklık, nem ve hava sirkülasyonunun sağlandığı modern bir çiftliğe kavuşan Yıldız, hayvan sayısını 1000 büyükbaşa çıkararak bölgedeki besiciliğin gelişmesine katkı sunmayı amaçlıyor.Kendi imkanlarımızla böyle bir tesis yapamazdıkYıldız, AA muhabirine, 30 yıldır geleneksel yöntemlerle yaptığı hayvancılığı modern imkanlarla sürdürmeye çalıştığını söyledi.Hayvancılığı geliştirerek ekonomiye katkı sağlamak istediğini belirten Yıldız, Yıllardır böyle modern bir tesisimizin olmasını istiyorduk. Kendi imkanlarımızla yaptığımız derme çatma yerlerde hayvancılık yapıyorduk ve çok zorlanıyorduk. Şimdi çok şükür rahatız. Tesisimiz modern ve temiz. dedi.Hayvancılığın geliştirilmesinde devlet desteğinin önemli olduğunu ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:Tesis yaklaşık 21,5 milyon liraya mal oldu. Bunun 10 milyon lirasını devlet hibesi olarak aldım. Burası düz bir araziydi. Devlet desteği olmasaydı kendi imkanlarımızla böyle bir tesis yapamazdık. Aldığımız 10 milyon liralık hibe desteğiyle tüm kaba inşaatı tamamladık. Kapasiteyi artırmayı hedefliyorum. Buradaki tesisimin kapasitesini 1000 büyükbaşa çıkarmak istiyorum. Bunu da devletin desteğiyle yapacağım inşallah. Bölgede hayvancılığın gelişmesine ve üretimin artırılmasına katkı sağlamak istiyoruz.Van&#039;da yeterli pazar ve kesimhane bulunmuyorVan'da hayvanların kesimi ve pazarlanması konusunda sıkıntı yaşadıklarını aktaran Yıldız, hayvanlarını Kars ve Kayseri'ye götürmek zorunda kaldıklarını ifade etti.Yıldız, Van'da yeterli pazar ve kesimhane bulunmuyor. Büyük bir şirketin olmaması da üreticileri zorluyor. Sadece birkaç kasapla bu ihtiyacı karşılamaya çalışıyoruz. Yetkililerden bu konuda destek bekliyoruz. diye konuştu.Çiftliği ziyaret eden Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Bünyamin Hakan ve beraberindeki ekip de hayvanların bakımı ve işletmenin geliştirilmesi konusunda Yıldız'a teknik destek ve danışmanlık sağladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/devlet-destegiyle-30-yillik-geleneksel-besiciligini-350-bas-kapasiteli-modern-tesise-tasidi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni nesil araçlarda siber güvenlik için kullanıcı eğitimi ve üretici desteği önem taşıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yeni-nesil-araclarda-siber-guvenlik-icin-kullanici-egitimi-ve-uretici-destegi-onem-tasiyor/916357/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yeni-nesil-araclarda-siber-guvenlik-icin-kullanici-egitimi-ve-uretici-destegi-onem-tasiyor/916357/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:08:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Polonya NASK Siber Güvenlik Uzmanı Karol Bojke: - Aslında düşünmemiz gereken şey, sistemin kendisini güçlendirmenin yanı sıra, sürücüyü veya sistemin kullanıcısını çeşitli tehlikelerin olasılıkları konusunda eğitmek - “(Siber güvenlik tehdidine karşı) Üreticiler, kullanımda olduğu sürece ürünlerini destekleyeceklerini garanti etmek zorundadırlar”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMİRHAN YILMAZ - Polonya Ulusal Araştırma Enstitüsü (NASK) Siber Güvenlik Uzmanı Karol Bojke, yeni nesil araçlardaki siber güvenlik tehditlerine dikkati çekerek, sistemlerin güçlendirilmesinin yanı sıra sürücü ve kullanıcıların olası riskler konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Polonya Yatırım ve Ticaret Ajansı (PAIH), Poland Business Forward programı kapsamında Türkiye’den medya temsilcilerinin katılımıyla Polonya’da özel çalışma ziyareti düzenliyor.Polonya Kalkınma ve Teknoloji Bakanlığının Brand HUB girişimi doğrultusunda gerçekleştirilen programda, ülkenin küçük ve orta ölçekli işletmelerinin (KOBİ) elektromobilite ve sürdürülebilir otomotiv çözümlerindeki yenilikçi potansiyeli tanıtılıyor.Bu kapsamda ülkenin Katoviçe kentinde düzenlenen “New Mobility Congress” ziyaret edildi.Burada AA muhabirinin sorularını yanıtlayan NASK Siber Güvenlik Uzmanı Karol Bojke, yeni nesil araçların önemli siber güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olduğunu belirterek, risklerin aracın ve iletişim sistemlerinin yapılandırılmasına göre değişebildiğini kaydetti. Bojke, ilk olarak iletişimin kendisinin güvenli olması gerektiğini aktararak, “Ele geçirilemez, değiştirilemez olmalıdır. Dolayısıyla her iki uçta da doğrulanması gerekir, hem verinin gönderildiği uçta hem de verinin alındığı uçta. Şifrelenmesi gerekir ve eğer en azından bunu yapabilirsek o zaman bir dereceye kadar güvenli bir iletişime sahip oluruz. Bu iletişimi ele geçirme girişimleri de olacak ve bunu da engellemeye çalışmalıyız. Dolayısıyla, aracın kendisi ve veri göndericisi için benzersiz olan bir tür anahtarı güven altına almalıyız ki, örneğin, birisi bir araba bayisini taklit etmeye çalıştığında ve sonra bu taklitçiliği arabanın kendisinin ele geçirilmesine dönüştürdüğünde hiçbir sorun yaşanmasın.” diye konuştu.“Üreticilerin regülasyonlara uymaları ve siber güvenlik konusunda inovasyon yapmaları gerekiyor”NASK Siber Güvenlik Uzmanı Bojke, sistemin kendisini güçlendirmenin yanı sıra sürücünün yani sistemin kullanıcısının çeşitli tehlikelerin olasılıkları konusunda eğitilmesi gerektiğini belirtti.Bojke, şöyle devam etti: “Tamamen güvenli bir araca sahip olsak bile, en yüksek standartlara kadar güncellenmiş ve genel olarak düzgün bir şekilde bakımı yapılmış olsa bile telefonlarımızda, diğer cihazlarımızda ve hatta sürücülerde bazı zayıf noktalar varsa ve eğer bir saldırgan sürücüyü şüpheli bir serviste kimlik doğrulaması yapması için kandırabilirse, bu durum tüm sistemi çökertebilir. Aslında düşünmemiz gereken şey, sistemin kendisini güçlendirmenin yanı sıra, sürücüyü veya sistemin kullanıcısını çeşitli tehlikelerin olasılıkları konusunda eğitmek.”Siber güvenlik konusunda şirketlerin ve hükümetlerin işbirliği yapması gerektiğine dikkati çeken Bojke, ortak çabanın bu konuda oldukça önemli olduğunu aktardı. Karol Bojke, hükümetlerin bu konuda standartları belirlemek zorunda olduğunu vurgulayarak, “Sadece bunları belirlemekle ve örnek vermekle kalmayıp, aynı zamanda bunları uygulamaya çalışmalı, üreticileri ve kullanıcıları bu standartlara göre hareket etmeye ve bunları etkili olmaları için kullanmaya motive etmeye çalışmalı.” şeklinde konuştu.Üreticilerin regülasyonlara uyması ve bu alanda inovasyona önem vermesi gerektiğini belirten Bojke, firmaların geliştirdikleri ürünlerin güvenliğinden sorumlu olduklarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini söyledi.Bojke, şirketlerin uygun destek sistemleri sağlaması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:“Çünkü bir şey ürettiğinizde, özellikle telefon, bilgisayar veya araba gibi bir donanım ürettiğinizde, onu öylece terk edemezsiniz. Çünkü şu anda teknolojide ortaya çıkan en büyük tehditler, yeni açıklar bulunması ve ardından bunların yamanmamasıyla ilgilidir. Çünkü bir güvenlik açığı yamalandığında, kullanıcı o yamayı getirebildiği, yazılımını güncelleyebildiği sürece her şey yolundadır ancak ‘terk edilmiş yazılım’ dediğimiz şeyle, artık herhangi bir yazılım güncellemesi almayan donanımlarla uğraşıyorsak, o zaman birisi bir güvenlik açığı bulduğunda, bunu ürünün ömrünün geri kalanı boyunca özgürce istismar edebilir. Dolayısıyla üreticiler, kullanımda olduğu sürece ürünlerini destekleyeceklerini garanti etmek zorundadırlar.”“İnovasyonun her zaman regülasyonların önünden gitmesi kaçınılmaz”Karol Bojke, Avrupa’da siber güvenlik tehditlerine karşı alınan önlemlerin yeterliliğine ilişkin değerlendirmesinde, inovasyonun regülasyonların önünde ilerlemesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. İnsanların genellikle bilmedikleri şeylerden korktuklarına işaret eden Bojke, “Bu korkunun bazı temelleri var. Çünkü sıklıkla duyduğumuz şey şudur, teknolojinin gelişimi bazı fedakarlıklar veya bir tür risk gerektirir. Fakat bunların hepsinin regülasyon içinde olması gerekiyor. Dolayısıyla, bir araya gelmeli, kullanıcılar için güvenli ve anlaşılır bir deneyim sunmak için hep birlikte çalışmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMİRHAN YILMAZ - Polonya Ulusal Araştırma Enstitüsü (NASK) Siber Güvenlik Uzmanı Karol Bojke, yeni nesil araçlardaki siber güvenlik tehditlerine dikkati çekerek, sistemlerin güçlendirilmesinin yanı sıra sürücü ve kullanıcıların olası riskler konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Polonya Yatırım ve Ticaret Ajansı (PAIH), Poland Business Forward programı kapsamında Türkiye’den medya temsilcilerinin katılımıyla Polonya’da özel çalışma ziyareti düzenliyor.Polonya Kalkınma ve Teknoloji Bakanlığının Brand HUB girişimi doğrultusunda gerçekleştirilen programda, ülkenin küçük ve orta ölçekli işletmelerinin (KOBİ) elektromobilite ve sürdürülebilir otomotiv çözümlerindeki yenilikçi potansiyeli tanıtılıyor.Bu kapsamda ülkenin Katoviçe kentinde düzenlenen “New Mobility Congress” ziyaret edildi.Burada AA muhabirinin sorularını yanıtlayan NASK Siber Güvenlik Uzmanı Karol Bojke, yeni nesil araçların önemli siber güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olduğunu belirterek, risklerin aracın ve iletişim sistemlerinin yapılandırılmasına göre değişebildiğini kaydetti. Bojke, ilk olarak iletişimin kendisinin güvenli olması gerektiğini aktararak, “Ele geçirilemez, değiştirilemez olmalıdır. Dolayısıyla her iki uçta da doğrulanması gerekir, hem verinin gönderildiği uçta hem de verinin alındığı uçta. Şifrelenmesi gerekir ve eğer en azından bunu yapabilirsek o zaman bir dereceye kadar güvenli bir iletişime sahip oluruz. Bu iletişimi ele geçirme girişimleri de olacak ve bunu da engellemeye çalışmalıyız. Dolayısıyla, aracın kendisi ve veri göndericisi için benzersiz olan bir tür anahtarı güven altına almalıyız ki, örneğin, birisi bir araba bayisini taklit etmeye çalıştığında ve sonra bu taklitçiliği arabanın kendisinin ele geçirilmesine dönüştürdüğünde hiçbir sorun yaşanmasın.” diye konuştu.“Üreticilerin regülasyonlara uymaları ve siber güvenlik konusunda inovasyon yapmaları gerekiyor”NASK Siber Güvenlik Uzmanı Bojke, sistemin kendisini güçlendirmenin yanı sıra sürücünün yani sistemin kullanıcısının çeşitli tehlikelerin olasılıkları konusunda eğitilmesi gerektiğini belirtti.Bojke, şöyle devam etti: “Tamamen güvenli bir araca sahip olsak bile, en yüksek standartlara kadar güncellenmiş ve genel olarak düzgün bir şekilde bakımı yapılmış olsa bile telefonlarımızda, diğer cihazlarımızda ve hatta sürücülerde bazı zayıf noktalar varsa ve eğer bir saldırgan sürücüyü şüpheli bir serviste kimlik doğrulaması yapması için kandırabilirse, bu durum tüm sistemi çökertebilir. Aslında düşünmemiz gereken şey, sistemin kendisini güçlendirmenin yanı sıra, sürücüyü veya sistemin kullanıcısını çeşitli tehlikelerin olasılıkları konusunda eğitmek.”Siber güvenlik konusunda şirketlerin ve hükümetlerin işbirliği yapması gerektiğine dikkati çeken Bojke, ortak çabanın bu konuda oldukça önemli olduğunu aktardı. Karol Bojke, hükümetlerin bu konuda standartları belirlemek zorunda olduğunu vurgulayarak, “Sadece bunları belirlemekle ve örnek vermekle kalmayıp, aynı zamanda bunları uygulamaya çalışmalı, üreticileri ve kullanıcıları bu standartlara göre hareket etmeye ve bunları etkili olmaları için kullanmaya motive etmeye çalışmalı.” şeklinde konuştu.Üreticilerin regülasyonlara uyması ve bu alanda inovasyona önem vermesi gerektiğini belirten Bojke, firmaların geliştirdikleri ürünlerin güvenliğinden sorumlu olduklarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini söyledi.Bojke, şirketlerin uygun destek sistemleri sağlaması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:“Çünkü bir şey ürettiğinizde, özellikle telefon, bilgisayar veya araba gibi bir donanım ürettiğinizde, onu öylece terk edemezsiniz. Çünkü şu anda teknolojide ortaya çıkan en büyük tehditler, yeni açıklar bulunması ve ardından bunların yamanmamasıyla ilgilidir. Çünkü bir güvenlik açığı yamalandığında, kullanıcı o yamayı getirebildiği, yazılımını güncelleyebildiği sürece her şey yolundadır ancak ‘terk edilmiş yazılım’ dediğimiz şeyle, artık herhangi bir yazılım güncellemesi almayan donanımlarla uğraşıyorsak, o zaman birisi bir güvenlik açığı bulduğunda, bunu ürünün ömrünün geri kalanı boyunca özgürce istismar edebilir. Dolayısıyla üreticiler, kullanımda olduğu sürece ürünlerini destekleyeceklerini garanti etmek zorundadırlar.”“İnovasyonun her zaman regülasyonların önünden gitmesi kaçınılmaz”Karol Bojke, Avrupa’da siber güvenlik tehditlerine karşı alınan önlemlerin yeterliliğine ilişkin değerlendirmesinde, inovasyonun regülasyonların önünde ilerlemesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. İnsanların genellikle bilmedikleri şeylerden korktuklarına işaret eden Bojke, “Bu korkunun bazı temelleri var. Çünkü sıklıkla duyduğumuz şey şudur, teknolojinin gelişimi bazı fedakarlıklar veya bir tür risk gerektirir. Fakat bunların hepsinin regülasyon içinde olması gerekiyor. Dolayısıyla, bir araya gelmeli, kullanıcılar için güvenli ve anlaşılır bir deneyim sunmak için hep birlikte çalışmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yozgat'ta 30 bin nüfuslu ilçeden günlük 80 ton süt ekonomiye kazandırılıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yozgat-ta-30-bin-nufuslu-ilceden-gunluk-80-ton-sut-ekonomiye-kazandiriliyor/916356/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yozgat-ta-30-bin-nufuslu-ilceden-gunluk-80-ton-sut-ekonomiye-kazandiriliyor/916356/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Yozgat / Kentte Sarıkaya ilçesinde kurulan birlik tarafından toplanan süt, Et ve Süt Kurumu Yozgat İşletme Müdürlüğü başta olmak üzere çeşitli firmalara veriliyor - Sarıkaya Süt Üreticileri Birliği Başkanı Altan Gültekin: - Ulusal Süt Konseyi fiyatlarını baz aldığımızda ilçemize günlük yaklaşık 2 milyon liralık girdi sağlanıyor. Bu da ayda 60 milyon lira yapıyor. Bu gelir ilçemizdeki esnafa da ekonomik katkı sağlıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Yozgat Haberleri : SAİT ÇELİK - Yozgat'ın 30 bin 785 nüfuslu Sarıkaya ilçesinde Süt Üreticileri Birliği bünyesindeki üreticilerden toplanan günlük 80 ton süt ekonomiye kazandırılıyor.İlçede hayvancılıkla uğraşan üreticilerin sütlerini toplayan Sarıkaya Süt Üreticileri Birliği, 50 köy ve 10 mahalleden toplanan sütü, Et ve Süt Kurumu Yozgat İşletme Müdürlüğü başta olmak üzere çeşitli firmalara ulaştırıyor.Birlik çalışanları, sabah 04.30'da ve akşam 18.00'de araçlarla köy ve mahallelerdeki üreticilere ulaşarak sütleri kontrol ettikten sonra tanklara aktarıyor.Ardından araçlarla birliğe getirilen sütler, soğuk süt tanklarında depolanarak aynı gün içerisinde firmalara gönderiliyor.Süt satışından günlük yaklaşık 2 milyon liralık girdi sağlayan birlik, üreticilerin süt paralarını da her ay düzenli olarak hesaplarına yatırıyor.Sarıkaya Süt Üreticileri Birliği Başkanı Altan Gültekin, AA muhabirine, 2012 yılında günlük yaklaşık 500 litre olan süt toplama miktarının bugün 80 bin litreye ulaştığını söyledi.Bölgede günlük 80 ton süt satılarak ilçeye önemli bir girdi sağlandığını vurgulayan Gültekin, Aynı zamanda birliğimizde 18 personel çalışmaktadır. Personelimiz tarafından günlük sütler toplanmakta, alınan numunelerin kalite değerleri incelenmektedir. dedi.Toplanan sütleri Et ve Süt Kurumuna ait tesise verdiklerini dile getiren Gültekin, Et ve Süt Kurumu, bölgemizde üreticilerimize önemli bir gelir sağladı. Aynı zamanda üreticilerimize hayvan besleme ve altyapı konularında teknik destek sunuyoruz. Makine ve ekipman destekleri sağlıyor, birliğimizde bilimsel toplantılar düzenliyoruz. diye konuştu.Yem fiyatlarında yüzde 10-15 civarında indirimden yararlanıyoruzGültekin, küçük aile işletmelerinin yanında olduklarını ifade ederek, üreticilerden sütleri her gün sabah-akşam topladıklarını, ödemelerini ise her ayın 17'sinde düzenli olarak hesaplarına yatırdıklarını dile getirdi.Üreticilerin sütlerini daha iyi değerlendirmek amacıyla büyük süt firmalarıyla pazarlık yaptıklarını anlatan Gültekin, şunları kaydetti:Ulusal Süt Konseyi fiyatlarının üzerine belirli bir oranda artış sağlayarak sütü daha iyi fiyata satıyoruz. Aynı zamanda yem firmalarıyla toplu alım yaptığımız için yem fiyatlarında yüzde 10-15 civarında indirimlerden yararlanıyoruz. Bu da üreticilerimizin girdi maliyetlerini düşürüyor. Günlük 80 ton süt topluyoruz ve Ulusal Süt Konseyi fiyatlarını baz aldığımızda ilçemize günlük yaklaşık 2 milyon liralık girdi sağlanıyor. Bu da ayda 60 milyon lira yapıyor. Bu gelir ilçemizdeki esnafa da ekonomik katkı sağlıyor.Gültekin, günlük süt miktarını 150 tona çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, ilçede yaklaşık 30 bin büyükbaş hayvan bulunduğunu, 14 işletmenin ise hastalıktan ari olduğunu sözlerine ekledi.Birlik çalışanı Mahmut Eroğlu da sabah 04.30'da mesaiye başladıklarını aktararak, 6 araçla köylerden süt topluyoruz. Hem köylümüze hizmet ediyoruz hem de bize iş imkanı sağlanıyor. Birlik, bize de ekmek kapısı oldu. Burada çalışarak ailemizi geçindiriyoruz. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Yozgat Haberleri : SAİT ÇELİK - Yozgat'ın 30 bin 785 nüfuslu Sarıkaya ilçesinde Süt Üreticileri Birliği bünyesindeki üreticilerden toplanan günlük 80 ton süt ekonomiye kazandırılıyor.İlçede hayvancılıkla uğraşan üreticilerin sütlerini toplayan Sarıkaya Süt Üreticileri Birliği, 50 köy ve 10 mahalleden toplanan sütü, Et ve Süt Kurumu Yozgat İşletme Müdürlüğü başta olmak üzere çeşitli firmalara ulaştırıyor.Birlik çalışanları, sabah 04.30'da ve akşam 18.00'de araçlarla köy ve mahallelerdeki üreticilere ulaşarak sütleri kontrol ettikten sonra tanklara aktarıyor.Ardından araçlarla birliğe getirilen sütler, soğuk süt tanklarında depolanarak aynı gün içerisinde firmalara gönderiliyor.Süt satışından günlük yaklaşık 2 milyon liralık girdi sağlayan birlik, üreticilerin süt paralarını da her ay düzenli olarak hesaplarına yatırıyor.Sarıkaya Süt Üreticileri Birliği Başkanı Altan Gültekin, AA muhabirine, 2012 yılında günlük yaklaşık 500 litre olan süt toplama miktarının bugün 80 bin litreye ulaştığını söyledi.Bölgede günlük 80 ton süt satılarak ilçeye önemli bir girdi sağlandığını vurgulayan Gültekin, Aynı zamanda birliğimizde 18 personel çalışmaktadır. Personelimiz tarafından günlük sütler toplanmakta, alınan numunelerin kalite değerleri incelenmektedir. dedi.Toplanan sütleri Et ve Süt Kurumuna ait tesise verdiklerini dile getiren Gültekin, Et ve Süt Kurumu, bölgemizde üreticilerimize önemli bir gelir sağladı. Aynı zamanda üreticilerimize hayvan besleme ve altyapı konularında teknik destek sunuyoruz. Makine ve ekipman destekleri sağlıyor, birliğimizde bilimsel toplantılar düzenliyoruz. diye konuştu.Yem fiyatlarında yüzde 10-15 civarında indirimden yararlanıyoruzGültekin, küçük aile işletmelerinin yanında olduklarını ifade ederek, üreticilerden sütleri her gün sabah-akşam topladıklarını, ödemelerini ise her ayın 17'sinde düzenli olarak hesaplarına yatırdıklarını dile getirdi.Üreticilerin sütlerini daha iyi değerlendirmek amacıyla büyük süt firmalarıyla pazarlık yaptıklarını anlatan Gültekin, şunları kaydetti:Ulusal Süt Konseyi fiyatlarının üzerine belirli bir oranda artış sağlayarak sütü daha iyi fiyata satıyoruz. Aynı zamanda yem firmalarıyla toplu alım yaptığımız için yem fiyatlarında yüzde 10-15 civarında indirimlerden yararlanıyoruz. Bu da üreticilerimizin girdi maliyetlerini düşürüyor. Günlük 80 ton süt topluyoruz ve Ulusal Süt Konseyi fiyatlarını baz aldığımızda ilçemize günlük yaklaşık 2 milyon liralık girdi sağlanıyor. Bu da ayda 60 milyon lira yapıyor. Bu gelir ilçemizdeki esnafa da ekonomik katkı sağlıyor.Gültekin, günlük süt miktarını 150 tona çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, ilçede yaklaşık 30 bin büyükbaş hayvan bulunduğunu, 14 işletmenin ise hastalıktan ari olduğunu sözlerine ekledi.Birlik çalışanı Mahmut Eroğlu da sabah 04.30'da mesaiye başladıklarını aktararak, 6 araçla köylerden süt topluyoruz. Hem köylümüze hizmet ediyoruz hem de bize iş imkanı sağlanıyor. Birlik, bize de ekmek kapısı oldu. Burada çalışarak ailemizi geçindiriyoruz. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/yozgat-ta-30-bin-nufuslu-ilceden-gunluk-80-ton-sut-ekonomiye-kazandiriliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>El işçiliğiyle başlayan kunduracılık 20 metrekarelik atölyeden dünya pazarına taşındı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/el-isciligiyle-baslayan-kunduracilik-20-metrekarelik-atolyeden-dunya-pazarina-tasindi/916355/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/el-isciligiyle-baslayan-kunduracilik-20-metrekarelik-atolyeden-dunya-pazarina-tasindi/916355/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Konya / Konya'da 1963 yılında 20 metrekarelik atölyede el işçiliğiyle kunduracılığa başlayan İsa Çelik'in oğlu ile torunu, mesleklerini gelişen teknoloji ve otomasyonla büyüterek Avrupa, Afrika ve Orta Doğu ülkelerine ihracat yapıyor - İkinci kuşak kunduracı Osman Çelik: - Eskiden tamamen kara düzen çalışılıyordu. Bir atölyede günde 8 çift, 6 çift ürün çıkıyor, daha ileriye gidilemiyordu ama bugün bir tane atölyede günlük 1000 çift, bazı atölyelerde 10 bin çifte kadar üretim yapılabiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Konya Haberleri : ANIL KURU - Konya'da İsa Çelik'in 63 yıl önce 20 metrekarelik atölyesinde el işçiliğiyle başladığı kundura imalatını, oğlu ve torunu seri üretimle sürdürüyor.Konya'da tarihi Kapu Cami çevresindeki 20 metrekarelik kunduracı dükkanında 1963 yılında el işçiliğiyle mesleğe başlayan İsa Çelik (73), zamanla işlerini oğlu Osman Çelik'e (46) bıraktı.İş yerini Eski Sanayi Sitesi'ne taşıyan Osman Çelik ise bir taraftan el emeğini devam ettirdi, bir taraftan da otomasyon sistemine geçerek işleri büyüttü.Bugün Aykent Sanayiciler Sitesi'nde 680 metrekarelik üretim alanında faaliyet gösteren firma, günlük 1000 çift ayakkabı ve sandalet üretim kapasitesine ulaştı.Yeni nesil lazer deri kesim makinelerini kullanabilen torun Görkem Çelik'in (22) de işleyişe katılmasıyla firma, ihracat yapacak seviyeye ulaştı.Firma bugün Avrupa, Afrika ve Orta Doğu ülkelerine ihracat gerçekleştiriyor.İşler teknolojiyle iyiye gittiMesleğe 1963 yılında el işçiliğiyle adım atan İsa Çelik, AA muhabirine, kunduracılığın geçmiş dönemlerde tamamen el emeğiyle yapıldığını anlattı.Geçmişte çalışma şartlarının zor olmasına rağmen insanlarda güçlü bir iş öğrenme gayreti olduğunu ifade eden Çelik, O yıllarda el işçiliği nedeniyle yüksek miktarda üretim yapılamıyordu. Konya'nın içinden müşteri ne geldiyse o yapılırdı. Şimdi şartlar çok değişti. İşler teknolojiyle iyiye gitti. Bugün bizim zamanımızda çıkan işten daha iyi işler çıkıyor. Yeni makinelerin yaptığı işlerle el işi bir olmuyor. Şimdi daha da düzgün ve daha çok iş çıkıyor. diye konuştu.İkinci kuşak işletmeci Osman Çelik ise el işçiliğinin halen devam ettiğini, bunun yanında otomatik kesim makineleri, bıçaklı kesim makineleri, sıcak soğuk tünelleri kullanmaya başladıklarını belirtti.Geçmişte el işçiliğine dayanan üretim ile bugün otomasyon sistemleriyle gerçekleştirilen üretim arasındaki farkın oldukça büyük olduğunu dile getiren Çelik, Eskiden tamamen kara düzen çalışılıyordu. Bir atölyede günde 8 çift, 6 çift ürün çıkıyor, daha ileriye gidilemiyordu ama bugün bir tane atölyede günlük 1000 çift, bazı atölyelerde 10 bin çifte kadar üretim yapılabiliyor. ifadelerini kullandı.Rusya gibi soğuk bir ülkeye sandalet gönderiyoruzÇelik, sanayi altyapısı ve teknolojik imkanların gelişmesiyle ihracat yapmaya da başladıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:Avrupa ülkeleri Letonya, Litvanya ve Almanya'ya ihracat yapıyoruz. Ürettiğimiz sandaletlerin bir bölümü de Afrika ülkelerine ihraç ediliyor. Somali, Kenya, Cibuti ile başlayan ihracat, Lübnan, Arabistan gibi ülkelere de yayıldı. Rusya gibi soğuk bir ülkeye sandalet gönderiyoruz. Nerelerde giyiyorlar bilmiyoruz ama satış yapıyoruz. İran ve Irak da çalıştığımız ülkeler arasında.Torun Görkem Çelik de kendisini geliştirerek işleyişe katkıda bulunmak istediğini dile getirdi.İnsanların varlık sahibi olmak istemesinin son derece doğal olduğunu anlatan Çelik, Tabii ki bu oturduğumuz yerden, bilgisayar başında oynadığımız oyunlarla olmuyor. Ben de yeni nesil iş makinelerinin kullanımına yönelik kendimi geliştirdim. İşleyişi hızlandıran bazı makineleri kullanıyorum. Çalışmak, emek harcamak en nihai amacımız ve hedefimiz. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Konya Haberleri : ANIL KURU - Konya'da İsa Çelik'in 63 yıl önce 20 metrekarelik atölyesinde el işçiliğiyle başladığı kundura imalatını, oğlu ve torunu seri üretimle sürdürüyor.Konya'da tarihi Kapu Cami çevresindeki 20 metrekarelik kunduracı dükkanında 1963 yılında el işçiliğiyle mesleğe başlayan İsa Çelik (73), zamanla işlerini oğlu Osman Çelik'e (46) bıraktı.İş yerini Eski Sanayi Sitesi'ne taşıyan Osman Çelik ise bir taraftan el emeğini devam ettirdi, bir taraftan da otomasyon sistemine geçerek işleri büyüttü.Bugün Aykent Sanayiciler Sitesi'nde 680 metrekarelik üretim alanında faaliyet gösteren firma, günlük 1000 çift ayakkabı ve sandalet üretim kapasitesine ulaştı.Yeni nesil lazer deri kesim makinelerini kullanabilen torun Görkem Çelik'in (22) de işleyişe katılmasıyla firma, ihracat yapacak seviyeye ulaştı.Firma bugün Avrupa, Afrika ve Orta Doğu ülkelerine ihracat gerçekleştiriyor.İşler teknolojiyle iyiye gittiMesleğe 1963 yılında el işçiliğiyle adım atan İsa Çelik, AA muhabirine, kunduracılığın geçmiş dönemlerde tamamen el emeğiyle yapıldığını anlattı.Geçmişte çalışma şartlarının zor olmasına rağmen insanlarda güçlü bir iş öğrenme gayreti olduğunu ifade eden Çelik, O yıllarda el işçiliği nedeniyle yüksek miktarda üretim yapılamıyordu. Konya'nın içinden müşteri ne geldiyse o yapılırdı. Şimdi şartlar çok değişti. İşler teknolojiyle iyiye gitti. Bugün bizim zamanımızda çıkan işten daha iyi işler çıkıyor. Yeni makinelerin yaptığı işlerle el işi bir olmuyor. Şimdi daha da düzgün ve daha çok iş çıkıyor. diye konuştu.İkinci kuşak işletmeci Osman Çelik ise el işçiliğinin halen devam ettiğini, bunun yanında otomatik kesim makineleri, bıçaklı kesim makineleri, sıcak soğuk tünelleri kullanmaya başladıklarını belirtti.Geçmişte el işçiliğine dayanan üretim ile bugün otomasyon sistemleriyle gerçekleştirilen üretim arasındaki farkın oldukça büyük olduğunu dile getiren Çelik, Eskiden tamamen kara düzen çalışılıyordu. Bir atölyede günde 8 çift, 6 çift ürün çıkıyor, daha ileriye gidilemiyordu ama bugün bir tane atölyede günlük 1000 çift, bazı atölyelerde 10 bin çifte kadar üretim yapılabiliyor. ifadelerini kullandı.Rusya gibi soğuk bir ülkeye sandalet gönderiyoruzÇelik, sanayi altyapısı ve teknolojik imkanların gelişmesiyle ihracat yapmaya da başladıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:Avrupa ülkeleri Letonya, Litvanya ve Almanya'ya ihracat yapıyoruz. Ürettiğimiz sandaletlerin bir bölümü de Afrika ülkelerine ihraç ediliyor. Somali, Kenya, Cibuti ile başlayan ihracat, Lübnan, Arabistan gibi ülkelere de yayıldı. Rusya gibi soğuk bir ülkeye sandalet gönderiyoruz. Nerelerde giyiyorlar bilmiyoruz ama satış yapıyoruz. İran ve Irak da çalıştığımız ülkeler arasında.Torun Görkem Çelik de kendisini geliştirerek işleyişe katkıda bulunmak istediğini dile getirdi.İnsanların varlık sahibi olmak istemesinin son derece doğal olduğunu anlatan Çelik, Tabii ki bu oturduğumuz yerden, bilgisayar başında oynadığımız oyunlarla olmuyor. Ben de yeni nesil iş makinelerinin kullanımına yönelik kendimi geliştirdim. İşleyişi hızlandıran bazı makineleri kullanıyorum. Çalışmak, emek harcamak en nihai amacımız ve hedefimiz. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/el-isciligiyle-baslayan-kunduracilik-20-metrekarelik-atolyeden-dunya-pazarina-tasindi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Genç kadın milli boksörler, Dünya Şampiyonası öncesi Niğde'de güç depoluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/genc-kadin-milli-boksorler-dunya-sampiyonasi-oncesi-nigde-de-guc-depoluyor/916354/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/genc-kadin-milli-boksorler-dunya-sampiyonasi-oncesi-nigde-de-guc-depoluyor/916354/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Milli takım antrenörü Abdurrahman Özben: Dünya Şampiyonası'na 9 sıklette katılmayı planlıyoruz ve 9 altın madalya hedefliyoruz - Sporculardan Busenur Yazan: Avrupa Şampiyonası'nda ikinci oldum, Dünya Şampiyonası'nda birinci olup ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- AHMET DEMİRCAN - 19 Yaş Altı Genç Kadın Boks Milli Takımı, 14-28 Ekim'de Karadağ'ın Budva kentinde düzenlenecek Dünya Şampiyonası öncesi Niğde'de güç depoluyor.Sırbistan'ın Loznica kentinde 11-12 Ağustos'ta gerçekleştirilen 19 Yaş Altı Avrupa Boks Şampiyonası'ndan 2 gümüş ve 4 bronz madalyayla dönen milliler, organizasyon sonrası Azerbaycan'a giderek Belarus ve Azerbaycan milli takımlarıyla 11 gün süren kampa katıldı.Niğde'deki kampta sprint ve kuvvet antrenmanları yapan milli boksörler, 19 Yaş Altı Dünya Şampiyonası öncesi çalışmalarını yüksek tempoda sürdürüyor.Buradaki kampının ardından Kastamonu'da son hazırlıklarını tamamlayacak milli takım, Dünya Şampiyonası'nda yarışacağı 9 sıklette de madalya almayı hedefliyor.Milli takım antrenörü Abdurrahman Özben, AA muhabirine, Sırbistan'ın Loznica kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda güzel bir başarı elde ettiklerini söyledi.Şampiyona sürecinin ardından Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Belarus ve Azerbaycan milli takımlarının katılımıyla kamp gerçekleştirdiklerini belirten Özben, burada çeşitli turnuvalarda hazırlık maçları yaptıklarını ifade etti.Mutlu bir şekilde vatanımıza döneriz diye ümit ediyoruzÖzben, Bakü'deki kampın 11 gün sürdüğünü, 4 günlük aranın ardından Niğde'de kampa girdiklerini kaydetti.Sporcuların antrenmanlarda sprint ve kuvvet çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Özben, şöyle konuştu:Takımımız çok keyifli, yüklemeleri yapıyoruz. Kuvvet antrenmanlarını burada tamamlayacağız. Buradan sonra da Kastamonu Boks Milli Takım Eğitim Merkezi'nde son hazırlık kampını yapıp Karadağ'a gitmeyi planlıyoruz. Dünya Şampiyonası'na 9 sıklette katılmayı planlıyoruz ve 9 altın madalya hedefliyoruz. Çocuklarımızdan bazıları bundan sonra büyükler kategorisine gidecek. Allah onlara ve bizlere kuvvet versin. İnşallah 9'da 9 altın madalyayla ülkemizi temsil eder, bayrağımızı göndere çektirir, İstiklal Marşı'mızı okuturuz. Mutlu bir şekilde vatanımıza döneriz diye ümit ediyoruz.Antrenmanlarımız güzel geçiyorMilli sporcu Busenur Yazan, şampiyonada Türkiye'yi 70 kiloda temsil edeceğini söyledi.Sırbistan'daki Avrupa Boks Şampiyonası'nı ikinci olarak tamamladığını anımsatan Busenur, Günde çift idman yapıyoruz, sabah koşu, akşam antrenman maçı ya da torba. Antrenmanlarımız güzel gidiyor. Takım halinde motivasyonumuz çok güzel. Avrupa Şampiyonası'nda ikinci oldum, Dünya Şampiyonası'nda birinci olup ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim. diye konuştu.Miray Doğru ise 4 Türkiye şampiyonluğu ve 2 Avrupa üçüncülüğünün olduğunu dile getirdi.Niğde'deki kampı yoğun tempoda geçirdiklerini anlatan Miray, Antrenmanlarımız güzel geçiyor. Hedefimiz Dünya Şampiyonası'nda her sıklette altın madalya getirmek. Önceliğimiz tabii ki de altın madalya ama bronz veya gümüş madalya da olur. Madalyaları alarak ülkemizi en iyi şekilde temsil edip gururlandırmak istiyoruz. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- AHMET DEMİRCAN - 19 Yaş Altı Genç Kadın Boks Milli Takımı, 14-28 Ekim'de Karadağ'ın Budva kentinde düzenlenecek Dünya Şampiyonası öncesi Niğde'de güç depoluyor.Sırbistan'ın Loznica kentinde 11-12 Ağustos'ta gerçekleştirilen 19 Yaş Altı Avrupa Boks Şampiyonası'ndan 2 gümüş ve 4 bronz madalyayla dönen milliler, organizasyon sonrası Azerbaycan'a giderek Belarus ve Azerbaycan milli takımlarıyla 11 gün süren kampa katıldı.Niğde'deki kampta sprint ve kuvvet antrenmanları yapan milli boksörler, 19 Yaş Altı Dünya Şampiyonası öncesi çalışmalarını yüksek tempoda sürdürüyor.Buradaki kampının ardından Kastamonu'da son hazırlıklarını tamamlayacak milli takım, Dünya Şampiyonası'nda yarışacağı 9 sıklette de madalya almayı hedefliyor.Milli takım antrenörü Abdurrahman Özben, AA muhabirine, Sırbistan'ın Loznica kentinde düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda güzel bir başarı elde ettiklerini söyledi.Şampiyona sürecinin ardından Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Belarus ve Azerbaycan milli takımlarının katılımıyla kamp gerçekleştirdiklerini belirten Özben, burada çeşitli turnuvalarda hazırlık maçları yaptıklarını ifade etti.Mutlu bir şekilde vatanımıza döneriz diye ümit ediyoruzÖzben, Bakü'deki kampın 11 gün sürdüğünü, 4 günlük aranın ardından Niğde'de kampa girdiklerini kaydetti.Sporcuların antrenmanlarda sprint ve kuvvet çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Özben, şöyle konuştu:Takımımız çok keyifli, yüklemeleri yapıyoruz. Kuvvet antrenmanlarını burada tamamlayacağız. Buradan sonra da Kastamonu Boks Milli Takım Eğitim Merkezi'nde son hazırlık kampını yapıp Karadağ'a gitmeyi planlıyoruz. Dünya Şampiyonası'na 9 sıklette katılmayı planlıyoruz ve 9 altın madalya hedefliyoruz. Çocuklarımızdan bazıları bundan sonra büyükler kategorisine gidecek. Allah onlara ve bizlere kuvvet versin. İnşallah 9'da 9 altın madalyayla ülkemizi temsil eder, bayrağımızı göndere çektirir, İstiklal Marşı'mızı okuturuz. Mutlu bir şekilde vatanımıza döneriz diye ümit ediyoruz.Antrenmanlarımız güzel geçiyorMilli sporcu Busenur Yazan, şampiyonada Türkiye'yi 70 kiloda temsil edeceğini söyledi.Sırbistan'daki Avrupa Boks Şampiyonası'nı ikinci olarak tamamladığını anımsatan Busenur, Günde çift idman yapıyoruz, sabah koşu, akşam antrenman maçı ya da torba. Antrenmanlarımız güzel gidiyor. Takım halinde motivasyonumuz çok güzel. Avrupa Şampiyonası'nda ikinci oldum, Dünya Şampiyonası'nda birinci olup ülkemi en iyi şekilde temsil edeceğim. diye konuştu.Miray Doğru ise 4 Türkiye şampiyonluğu ve 2 Avrupa üçüncülüğünün olduğunu dile getirdi.Niğde'deki kampı yoğun tempoda geçirdiklerini anlatan Miray, Antrenmanlarımız güzel geçiyor. Hedefimiz Dünya Şampiyonası'nda her sıklette altın madalya getirmek. Önceliğimiz tabii ki de altın madalya ama bronz veya gümüş madalya da olur. Madalyaları alarak ülkemizi en iyi şekilde temsil edip gururlandırmak istiyoruz. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/genc-kadin-milli-boksorler-dunya-sampiyonasi-oncesi-nigde-de-guc-depoluyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Antalya Körfezi'nde Kızıldeniz göçmeni balıkların popülasyonu artıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/antalya-korfezi-nde-kizildeniz-gocmeni-baliklarin-populasyonu-artiyor/916353/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/antalya-korfezi-nde-kizildeniz-gocmeni-baliklarin-populasyonu-artiyor/916353/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:06:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Antalya / Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu: - Antalya Körfezi'nde kıyısal alanda sürekli dalış yaparak oradaki değişiklikleri gözlemliyoruz -  Kızıldeniz'den gelen balık türleri daha önce az sürüler halindeydi. Şimdi popülasyon oldukça artmış durumda. Büyük sürüler halinde hareket ediyorlar ve koloni şeklinde artık bir aile, sülale gibi davranıyorlar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Antalya Haberleri : AYŞE ŞENSOY BOZTEPE - Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, Antalya Körfezi'nde yaptıkları dalışlarda Kızıldeniz'den göç eden istilacı balık türlerinin popülasyonunda artış gözlemlediklerini söyledi.İklim krizi, deniz suyu sıcaklıklarındaki değişim gibi nedenlerle Türkiye kıyılarında görülen istilacı Kızıldeniz göçmeni türlerin sayısı her geçen gün artıyor.Gökoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ekibiyle Antalya Körfezi'ne dalış yaparak oradaki değişimi sık sık gözlemlediklerini ifade etti.Yakın zamanda Konyaaltı Sahili'nde gerçekleştirdikleri dalışta Kızıldeniz'den Akdeniz'e geçen türleri görüntülediklerini belirten Gökoğlu, bu balıkların ekonomik olarak değerlendirilmeyen tür olduğunu dile getirdi.Bu türlere genellikle mağaralık alanlarda, kuytu kovuklarda rastladıklarını ancak artık Konyaaltı'ndaki kayalıklarda çok yoğun bir şekilde görmeye başladıklarını anlatan Gökoğlu, Bu türlerin en büyük özelliği hep birlikte hareket etmeleri. Dip balıkları bunlar yani orta su balıkları değil. Dolayısıyla bunların Konyaaltı kayalıklarında çok yoğun olduğunu görüyoruz. dedi.Kızıldeniz'den gelen bu türlerin etkilerinin olduğuna dikkati çeken Gökoğlu, aralarında kırmızı çizgili balıklar da bulunan Kızıldeniz türlerinin kayalıkları tamamen işgal ettiğini dile getirdi.Vatandaşımızın bu balıkları tüketmesinde bir mahzur yokGökoğlu, yeni türlerin gelmesinin yerli balıkların bulunduğu alanı terk etmesi anlamına geldiğini belirterek, şöyle devam etti:Yani bu durum bir nevi yer değiştirme, besin paylaşımı demek. Bu türler mağara, gölge balığı veya üçgen balığı olarak adlandırılıyor. Çok büyük balıklar değil. Maksimum bir karış büyüklüğe ulaşabiliyorlar. Bu türler çok miktarda yakalandığı zaman yenilebilir. Şu an tüketen yok. Değerlendirilebilir. Vatandaşımızın bu balıkları tüketmesinde bir mahzur yok. Balon balıkları gibi veya diğer yenmeyen balıklar gibi değil. Değerlendirilebilir türlerdir. Antalya Körfezi'nde kıyısal alanda sürekli dalış yaparak oradaki değişiklikleri gözlemliyoruz. Kızıldeniz'den gelen balık türleri daha önce az sürüler halindeydi. Şimdi popülasyon oldukça artmış durumda. Büyük sürüler halinde hareket ediyorlar ve koloni şeklinde artık bir aile, sülale gibi davranıyorlar.Gökoğlu, Akdeniz'deki bu değişime sincap balığı ve bu bölgede naylon balıkları olarak adlandırılan türlerin de dahil olduğunu kaydetti.Bu balık türlerinin arasında bir iletişim olduğunu anlatan Gökoğlu, Suya daldığınızda onların seslendiğini, birbirleriyle işaretleştiklerini, ses çıkardıklarını algılayabiliyorsunuz. Tehlikeyi sezdikleri an kendilerine has ses çıkarıp hemen kayalıkların altına girmeye çalışıyorlar. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Antalya Haberleri : AYŞE ŞENSOY BOZTEPE - Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, Antalya Körfezi'nde yaptıkları dalışlarda Kızıldeniz'den göç eden istilacı balık türlerinin popülasyonunda artış gözlemlediklerini söyledi.İklim krizi, deniz suyu sıcaklıklarındaki değişim gibi nedenlerle Türkiye kıyılarında görülen istilacı Kızıldeniz göçmeni türlerin sayısı her geçen gün artıyor.Gökoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ekibiyle Antalya Körfezi'ne dalış yaparak oradaki değişimi sık sık gözlemlediklerini ifade etti.Yakın zamanda Konyaaltı Sahili'nde gerçekleştirdikleri dalışta Kızıldeniz'den Akdeniz'e geçen türleri görüntülediklerini belirten Gökoğlu, bu balıkların ekonomik olarak değerlendirilmeyen tür olduğunu dile getirdi.Bu türlere genellikle mağaralık alanlarda, kuytu kovuklarda rastladıklarını ancak artık Konyaaltı'ndaki kayalıklarda çok yoğun bir şekilde görmeye başladıklarını anlatan Gökoğlu, Bu türlerin en büyük özelliği hep birlikte hareket etmeleri. Dip balıkları bunlar yani orta su balıkları değil. Dolayısıyla bunların Konyaaltı kayalıklarında çok yoğun olduğunu görüyoruz. dedi.Kızıldeniz'den gelen bu türlerin etkilerinin olduğuna dikkati çeken Gökoğlu, aralarında kırmızı çizgili balıklar da bulunan Kızıldeniz türlerinin kayalıkları tamamen işgal ettiğini dile getirdi.Vatandaşımızın bu balıkları tüketmesinde bir mahzur yokGökoğlu, yeni türlerin gelmesinin yerli balıkların bulunduğu alanı terk etmesi anlamına geldiğini belirterek, şöyle devam etti:Yani bu durum bir nevi yer değiştirme, besin paylaşımı demek. Bu türler mağara, gölge balığı veya üçgen balığı olarak adlandırılıyor. Çok büyük balıklar değil. Maksimum bir karış büyüklüğe ulaşabiliyorlar. Bu türler çok miktarda yakalandığı zaman yenilebilir. Şu an tüketen yok. Değerlendirilebilir. Vatandaşımızın bu balıkları tüketmesinde bir mahzur yok. Balon balıkları gibi veya diğer yenmeyen balıklar gibi değil. Değerlendirilebilir türlerdir. Antalya Körfezi'nde kıyısal alanda sürekli dalış yaparak oradaki değişiklikleri gözlemliyoruz. Kızıldeniz'den gelen balık türleri daha önce az sürüler halindeydi. Şimdi popülasyon oldukça artmış durumda. Büyük sürüler halinde hareket ediyorlar ve koloni şeklinde artık bir aile, sülale gibi davranıyorlar.Gökoğlu, Akdeniz'deki bu değişime sincap balığı ve bu bölgede naylon balıkları olarak adlandırılan türlerin de dahil olduğunu kaydetti.Bu balık türlerinin arasında bir iletişim olduğunu anlatan Gökoğlu, Suya daldığınızda onların seslendiğini, birbirleriyle işaretleştiklerini, ses çıkardıklarını algılayabiliyorsunuz. Tehlikeyi sezdikleri an kendilerine has ses çıkarıp hemen kayalıkların altına girmeye çalışıyorlar. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/antalya-korfezi-nde-kizildeniz-gocmeni-baliklarin-populasyonu-artiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yatırımcı rehberi (1) - 26 Eylül 2026</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yatirimci-rehberi-1-26-eylul-2026/916351/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yatirimci-rehberi-1-26-eylul-2026/916351/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Bu hafta yatırım araçlarından borsa ve altın değer kaybetti - Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,90 azalışla 12.899,35 puandan tamamladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Bu hafta yatırım araçlarından borsa ve altın değer kaybetti.Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,90 azalışla 12.899,35 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 12.840,20 puanı, en yüksek 13.370,03 puanı gördü.Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 9,86 azalışla 15.841,82 puana, sanayi endeksi yüzde 4,50 düşüşle 17.318,57 puana, teknoloji endeksi yüzde 2,23 kayıpla 40.488,44 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 2,06 gerileyerek 11.312,83 puana indi.Tukaş en çok prim yapan hisseBorsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 24,46 ile Tukaş oldu. Onu yüzde 18,21 ile Balsu Gıda ve yüzde 13,36 ile Tekfen Holding izledi.Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 40,91 ile Ral Yatırım Holding olurken onu yüzde 40,88'lik gerilemeyle​​​​​​​ Katılımevim Tasarruf Finansman ve Pasifik Eurasia Lojistik takip etti.Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 697 milyar 460 milyon lirayla ASELSAN, 782 milyar 279 milyon 12 bin 788 lirayla Tüpraş ve 549 milyar 21 milyon 927 bin 825 lirayla Koç Holding oldu.Altın düştü24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,61 azalışla 6 bin 716 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,33 düşüşle 43 bin 860 liraya geriledi.Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,42 altında 11 bin 15 liraya geriledi.Doların satış fiyatı, yüzde 0,38 artarak 48,9660 liraya çıkarken, avronun satış fiyatı yüzde 0,18 azalışla 55,8560 liraya geriledi.Geçen hafta 65,1550 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,37 azalışla 64,9170 liraya geriledi.İsviçre frangı ise yüzde 0,11 değer kaybederek 59,1190 liradan alıcı buldu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Bu hafta yatırım araçlarından borsa ve altın değer kaybetti.Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,90 azalışla 12.899,35 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 12.840,20 puanı, en yüksek 13.370,03 puanı gördü.Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 9,86 azalışla 15.841,82 puana, sanayi endeksi yüzde 4,50 düşüşle 17.318,57 puana, teknoloji endeksi yüzde 2,23 kayıpla 40.488,44 puana, hizmetler endeksi ise yüzde 2,06 gerileyerek 11.312,83 puana indi.Tukaş en çok prim yapan hisseBorsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 24,46 ile Tukaş oldu. Onu yüzde 18,21 ile Balsu Gıda ve yüzde 13,36 ile Tekfen Holding izledi.Söz konusu hisseler arasında bu hafta en çok değer kaybeden ise yüzde 40,91 ile Ral Yatırım Holding olurken onu yüzde 40,88'lik gerilemeyle​​​​​​​ Katılımevim Tasarruf Finansman ve Pasifik Eurasia Lojistik takip etti.Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 697 milyar 460 milyon lirayla ASELSAN, 782 milyar 279 milyon 12 bin 788 lirayla Tüpraş ve 549 milyar 21 milyon 927 bin 825 lirayla Koç Holding oldu.Altın düştü24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 1,61 azalışla 6 bin 716 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,33 düşüşle 43 bin 860 liraya geriledi.Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,42 altında 11 bin 15 liraya geriledi.Doların satış fiyatı, yüzde 0,38 artarak 48,9660 liraya çıkarken, avronun satış fiyatı yüzde 0,18 azalışla 55,8560 liraya geriledi.Geçen hafta 65,1550 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 0,37 azalışla 64,9170 liraya geriledi.İsviçre frangı ise yüzde 0,11 değer kaybederek 59,1190 liradan alıcı buldu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yatırımcı rehberi (2) - 26 Eylül 2026</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yatirimci-rehberi-2-26-eylul-2026/916350/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yatirimci-rehberi-2-26-eylul-2026/916350/</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Kapalıçarşı'da işlem gören altın türleri ile serbest piyasada alınıp satılan bazı yabancı para birimlerinin TL bazında geçen hafta ve bu hafta sonu fiyatları ile haftalık bazda ve geçen yılın sonuna kıyasla değişim oranları (yüzde) şöyle:TLYatırım Aracı Adı2025 Sonu FiyatıGeçen Hafta Sonu FiyatıBu Hafta Sonu FiyatıHaftalık Değişim (%)2025 Sonuna Göre Değişim (%)Külçe Altın6.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Kapalıçarşı'da işlem gören altın türleri ile serbest piyasada alınıp satılan bazı yabancı para birimlerinin TL bazında geçen hafta ve bu hafta sonu fiyatları ile haftalık bazda ve geçen yılın sonuna kıyasla değişim oranları (yüzde) şöyle:TLYatırım Aracı Adı2025 Sonu FiyatıGeçen Hafta Sonu FiyatıBu Hafta Sonu FiyatıHaftalık Değişim (%)2025 Sonuna Göre Değişim (%)Külçe Altın6.002,006.8266.716-1,6111,90Cumhuriyet40.464,0044.45043.860-1,338,39ABD Doları42,809048,781048,96600,3814,38Avro50,232055,958055,8560-0,1811,20İngiliz Sterlini57,885065,155064,9170-0,3712,15İsviçre Frangı54,289059,184059,1190-0,118,90(Sürecek)]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Kapalıçarşı'da işlem gören altın türleri ile serbest piyasada alınıp satılan bazı yabancı para birimlerinin TL bazında geçen hafta ve bu hafta sonu fiyatları ile haftalık bazda ve geçen yılın sonuna kıyasla değişim oranları (yüzde) şöyle:TLYatırım Aracı Adı2025 Sonu FiyatıGeçen Hafta Sonu FiyatıBu Hafta Sonu FiyatıHaftalık Değişim (%)2025 Sonuna Göre Değişim (%)Külçe Altın6.002,006.8266.716-1,6111,90Cumhuriyet40.464,0044.45043.860-1,338,39ABD Doları42,809048,781048,96600,3814,38Avro50,232055,958055,8560-0,1811,20İngiliz Sterlini57,885065,155064,9170-0,3712,15İsviçre Frangı54,289059,184059,1190-0,118,90(Sürecek)]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
