<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Kurttan geyiğe İstanbul'un yaban hayatı fotokapanların objektifinde</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kurttan-geyige-istanbul-un-yaban-hayati-fotokapanlarin-objektifinde/903705/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kurttan-geyige-istanbul-un-yaban-hayati-fotokapanlarin-objektifinde/903705/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul'un orman ekosisteminde karaca, kızıl geyik, porsuk, çakal, kurt, yaban kedisi, tilki ve sansar gibi memeli türlerinin yanı sıra çeşitli yılan ve kertenkele türleri de yaşamını sürdürürken, fotokapanlar sayesinde yaban hayvanlarının beslenme, hareket ve davranışlarına ilişkin veriler elde ediliyor - Fotokapanlardan elde edilen kayıtlar türlerin popülasyon takibinden kaçak avcılıkla mücadeleye kadar birçok koruma ve kontrol faaliyetinde kullanılıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - İstanbul'da ormanlara yerleştirilen fotokapanlar, karacadan kızıl geyiğe, kurttan yaban kedisine kadar birçok türün doğal yaşamını kayıt altına alırken, elde edilen görüntüler kentin zengin biyolojik çeşitliliğinin korunmasına yönelik bilimsel çalışmalara da katkı sağlıyor.Yüzölçümünün yaklaşık yüzde 44'ünü oluşturan ormanlık alanlarıyla dikkati çeken İstanbul, yoğun kentleşmeye rağmen çok sayıda memeli, sürüngen ve kuş türüne yaşam alanı sunuyor.Kuzey Ormanları başta olmak üzere kentin geniş doğal alanları, yalnızca İstanbul'un ekolojik dengesinin korunmasında değil, Marmara Bölgesi'ndeki doğal yaşam ağının devamlılığında da önemli rol üstleniyor.Farklı habitatların bir arada bulunduğu bu geniş orman ekosistemi, yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme süreçlerini sürdürebildiği doğal alanlar arasında yer alırken, bu yaşamın büyük bölümü insan gözünden uzakta devam ediyor. Fotokapanlarla elde edilen kayıtlar ise ormanlarda gece ve gündüz süren bu görünmeyen yaşamı bilimsel veriye dönüştürüyor.Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 1. Bölge Müdürlüğünün İstanbul ile çevre illerde stratejik noktalara yerleştirdiği fotokapanlar sayesinde yaban hayvanlarının beslenme, hareket ve davranışlarına ilişkin veriler elde ediliyor.Harekete duyarlı bu sistemlerin, hayvanların doğal davranışlarını rahatsız etmeden kayıt altına almaları sayesinde yaban hayatının izlenmesinde önemli araçlar arasında yer alıyor.Türlerin ormanlardaki yaşamı fotokapan görüntülerindeİstanbul'un orman ekosisteminde karaca, kızıl geyik, porsuk, çakal, kurt, yaban kedisi, tilki ve sansar gibi memeli türlerinin yanı sıra çeşitli yılan ve kertenkele türleri de yaşamını sürdürüyor.Bu türlerin ormanlardaki yaşamı fotokapanlara yansırken, kurt sürüsü ve iki geyiğin boynuzlarıyla kısa süreli dövüşleri de dikkati çeken görüntüler arasında yer aldı.Özellikle kızıl geyiklerin boynuzlarını kullanarak güç mücadelesi verdiği anlar, doğal yaşamın insan müdahalesinden uzak şekilde sürdüğünü gösteren kareler olarak kaydedildi.Kent aynı zamanda önemli kuş göç yolları üzerinde bulunması sayesinde 397 kuş türüne ev sahipliği yaparak küresel ölçekte önemli bir kuş göç koridoru olma özelliğini de taşıyor.Bu durum, İstanbul'u yalnızca kara canlıları açısından değil, göçmen kuşların dinlenme ve beslenme rotaları bakımından da uluslararası öneme sahip doğal alanlardan biri haline getiriyor.Görüntüler popülasyon takibinden kaçak avcılıkla mücadeleye kadar birçok çalışmaya katkı sunuyorFotokapanlar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor, yaban hayatının korunmasına yönelik çok yönlü çalışmalarda da kullanılıyor.Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları'nda türlerin popülasyon dinamikleri, beslenme alışkanlıkları ve davranışları izlenirken, özellikle kızıl geyik ve karaca gibi hedef türlerin düzenli envanter çalışmaları bu verilerle destekleniyor.Sahadan elde edilen görüntüler, belirli türlerin hangi bölgeleri ne sıklıkla kullandığını, mevsimsel hareketlerini ve yaşam alanı tercihlerini anlamaya da katkı sunuyor. Böylece koruma çalışmalarının yalnızca gözleme değil, düzenli olarak toplanan verilere dayalı biçimde planlanması mümkün hale geliyor.Koruma ekipleri, fotokapanlardan elde edilen kayıtları yasa dışı avcılıkla mücadele kapsamında da değerlendirerek koruma ve kontrol faaliyetlerini güçlendiriyor. Düzenli izleme çalışmaları sayesinde hem türlerin korunmasına yönelik tedbirler destekleniyor hem de doğal yaşam alanlarının sürdürülebilir biçimde yönetilmesine katkı sağlanıyor.İstanbul dışında 1. Bölge Müdürlüğü bünyesinde yer alan Sakarya, Kocaeli ve Tekirdağ'da da kaydedilen görüntülerde farklı türlere rastlanırken, bu kayıtlar bölgedeki yaban hayatının izlenmesinde önemli rol oynuyor. Bölge genelinden elde edilen veriler, türlerin dağılımı ve yaşam alanlarının korunmasına ilişkin çalışmalara da kaynak oluşturuyor.Koruma çalışmaları bilimsel planlarla yürütülüyorDKMP 1. Bölge Müdürlüğü, bölge genelinde yürütülen koruma faaliyetlerini yönetim planları ve tür odaklı eylem planları doğrultusunda sürdürüyor.İstanbul'da doğal yaşam alanlarının bütünlüğünü korumak amacıyla belirlenen iki Yaban Hayatı Geliştirme Sahası'nda koruma çalışmaları bilimsel temelli yönetim ve gelişme planları kapsamında yürütülüyor.Bu planlar doğrultusunda habitatların korunması, türlerin izlenmesi ve ekosistemin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalar eş zamanlı olarak gerçekleştiriliyor.Nesli tehlike altındaki türler için hazırlanan eylem planları çerçevesinde şah kartal gibi nadir türlerin korunmasına yönelik çalışmalar sürerken, kızıl geyik ve karaca popülasyonları düzenli envanterlerle takip ediliyor. Türlere yönelik izleme çalışmaları, uzun vadeli koruma stratejilerinin oluşturulmasına da katkı sunuyor.Üretim istasyonlarından doğaya destekTür popülasyonlarının güçlendirilmesi amacıyla faaliyet gösteren üretim istasyonları da koruma çalışmalarının önemli ayağını oluşturuyor. Koruma çalışmalarının sürdürülebilirliği için okullarda eğitimler düzenlenirken, sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen farkındalık etkinlikleriyle doğa koruma bilincinin toplumun farklı kesimlerine yayılması hedefleniyor.Saha çalışmaları, bilimsel izleme faaliyetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları birlikte yürütülerek İstanbul'un yoğun kent yaşamıyla iç içe varlığını sürdüren zengin yaban hayatının gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - İstanbul'da ormanlara yerleştirilen fotokapanlar, karacadan kızıl geyiğe, kurttan yaban kedisine kadar birçok türün doğal yaşamını kayıt altına alırken, elde edilen görüntüler kentin zengin biyolojik çeşitliliğinin korunmasına yönelik bilimsel çalışmalara da katkı sağlıyor.Yüzölçümünün yaklaşık yüzde 44'ünü oluşturan ormanlık alanlarıyla dikkati çeken İstanbul, yoğun kentleşmeye rağmen çok sayıda memeli, sürüngen ve kuş türüne yaşam alanı sunuyor.Kuzey Ormanları başta olmak üzere kentin geniş doğal alanları, yalnızca İstanbul'un ekolojik dengesinin korunmasında değil, Marmara Bölgesi'ndeki doğal yaşam ağının devamlılığında da önemli rol üstleniyor.Farklı habitatların bir arada bulunduğu bu geniş orman ekosistemi, yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme süreçlerini sürdürebildiği doğal alanlar arasında yer alırken, bu yaşamın büyük bölümü insan gözünden uzakta devam ediyor. Fotokapanlarla elde edilen kayıtlar ise ormanlarda gece ve gündüz süren bu görünmeyen yaşamı bilimsel veriye dönüştürüyor.Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 1. Bölge Müdürlüğünün İstanbul ile çevre illerde stratejik noktalara yerleştirdiği fotokapanlar sayesinde yaban hayvanlarının beslenme, hareket ve davranışlarına ilişkin veriler elde ediliyor.Harekete duyarlı bu sistemlerin, hayvanların doğal davranışlarını rahatsız etmeden kayıt altına almaları sayesinde yaban hayatının izlenmesinde önemli araçlar arasında yer alıyor.Türlerin ormanlardaki yaşamı fotokapan görüntülerindeİstanbul'un orman ekosisteminde karaca, kızıl geyik, porsuk, çakal, kurt, yaban kedisi, tilki ve sansar gibi memeli türlerinin yanı sıra çeşitli yılan ve kertenkele türleri de yaşamını sürdürüyor.Bu türlerin ormanlardaki yaşamı fotokapanlara yansırken, kurt sürüsü ve iki geyiğin boynuzlarıyla kısa süreli dövüşleri de dikkati çeken görüntüler arasında yer aldı.Özellikle kızıl geyiklerin boynuzlarını kullanarak güç mücadelesi verdiği anlar, doğal yaşamın insan müdahalesinden uzak şekilde sürdüğünü gösteren kareler olarak kaydedildi.Kent aynı zamanda önemli kuş göç yolları üzerinde bulunması sayesinde 397 kuş türüne ev sahipliği yaparak küresel ölçekte önemli bir kuş göç koridoru olma özelliğini de taşıyor.Bu durum, İstanbul'u yalnızca kara canlıları açısından değil, göçmen kuşların dinlenme ve beslenme rotaları bakımından da uluslararası öneme sahip doğal alanlardan biri haline getiriyor.Görüntüler popülasyon takibinden kaçak avcılıkla mücadeleye kadar birçok çalışmaya katkı sunuyorFotokapanlar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor, yaban hayatının korunmasına yönelik çok yönlü çalışmalarda da kullanılıyor.Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları'nda türlerin popülasyon dinamikleri, beslenme alışkanlıkları ve davranışları izlenirken, özellikle kızıl geyik ve karaca gibi hedef türlerin düzenli envanter çalışmaları bu verilerle destekleniyor.Sahadan elde edilen görüntüler, belirli türlerin hangi bölgeleri ne sıklıkla kullandığını, mevsimsel hareketlerini ve yaşam alanı tercihlerini anlamaya da katkı sunuyor. Böylece koruma çalışmalarının yalnızca gözleme değil, düzenli olarak toplanan verilere dayalı biçimde planlanması mümkün hale geliyor.Koruma ekipleri, fotokapanlardan elde edilen kayıtları yasa dışı avcılıkla mücadele kapsamında da değerlendirerek koruma ve kontrol faaliyetlerini güçlendiriyor. Düzenli izleme çalışmaları sayesinde hem türlerin korunmasına yönelik tedbirler destekleniyor hem de doğal yaşam alanlarının sürdürülebilir biçimde yönetilmesine katkı sağlanıyor.İstanbul dışında 1. Bölge Müdürlüğü bünyesinde yer alan Sakarya, Kocaeli ve Tekirdağ'da da kaydedilen görüntülerde farklı türlere rastlanırken, bu kayıtlar bölgedeki yaban hayatının izlenmesinde önemli rol oynuyor. Bölge genelinden elde edilen veriler, türlerin dağılımı ve yaşam alanlarının korunmasına ilişkin çalışmalara da kaynak oluşturuyor.Koruma çalışmaları bilimsel planlarla yürütülüyorDKMP 1. Bölge Müdürlüğü, bölge genelinde yürütülen koruma faaliyetlerini yönetim planları ve tür odaklı eylem planları doğrultusunda sürdürüyor.İstanbul'da doğal yaşam alanlarının bütünlüğünü korumak amacıyla belirlenen iki Yaban Hayatı Geliştirme Sahası'nda koruma çalışmaları bilimsel temelli yönetim ve gelişme planları kapsamında yürütülüyor.Bu planlar doğrultusunda habitatların korunması, türlerin izlenmesi ve ekosistemin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalar eş zamanlı olarak gerçekleştiriliyor.Nesli tehlike altındaki türler için hazırlanan eylem planları çerçevesinde şah kartal gibi nadir türlerin korunmasına yönelik çalışmalar sürerken, kızıl geyik ve karaca popülasyonları düzenli envanterlerle takip ediliyor. Türlere yönelik izleme çalışmaları, uzun vadeli koruma stratejilerinin oluşturulmasına da katkı sunuyor.Üretim istasyonlarından doğaya destekTür popülasyonlarının güçlendirilmesi amacıyla faaliyet gösteren üretim istasyonları da koruma çalışmalarının önemli ayağını oluşturuyor. Koruma çalışmalarının sürdürülebilirliği için okullarda eğitimler düzenlenirken, sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen farkındalık etkinlikleriyle doğa koruma bilincinin toplumun farklı kesimlerine yayılması hedefleniyor.Saha çalışmaları, bilimsel izleme faaliyetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları birlikte yürütülerek İstanbul'un yoğun kent yaşamıyla iç içe varlığını sürdüren zengin yaban hayatının gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Devlet korumasındaki engelli gençler gönüllü annelerin açtığı kafede çalışarak hayata hazırlanıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/devlet-korumasindaki-engelli-gencler-gonullu-annelerin-actigi-kafede-calisarak-hayata-hazirlaniyor/903704/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/devlet-korumasindaki-engelli-gencler-gonullu-annelerin-actigi-kafede-calisarak-hayata-hazirlaniyor/903704/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Devlet korumasında yetişen, 18 yaş üstü ve çoğunluğu engelli gençler, eğitimlerini sürdürürken gönüllü annelerin desteğiyle çalışabilecekleri, sosyalleşebilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri kendileri için kurulan kafede çalışarak hayatın içinde yer alıyor - Projenin sahibi 80 yaşındaki emekli hemşire ve gönüllü anne Havva Gürak: - Buradan verilen her sipariş aslında engelli bir çocuğa dokunmak demek. Engelli bir anneye ve çocuğuna sabah kalkıp gidebileceği güvenli bir yer kazandırmak demek. Buranın yaşaması demek, bu çocukların güvenle hayata hazırlanmayı sürdürmesi demek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde hayırseverlerin desteğiyle kapılarını açan kafe, devlet korumasında yetişen, 18 yaş üstü ve çoğunluğu engelli gençlere eğitimlerini sürdürürken çalışıp sosyalleşebilecekleri, gönüllü annelerin ise hiçbir karşılık beklemeden gençlerin elinden tuttuğu sıcak bir yaşam alanı sunuyor.Devlet korumasındaki çocukların 18 yaşına geldiklerinde hayata hazırlanabilmeleri amacıyla oluşturulan Umut Evleri, engelli gençlerin de kurum ortamından ayrılarak aile sıcaklığında yaşamlarını sürdürebilmelerine imkan sağlıyor.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde hayırseverler tarafından kurulan Umut Evleri'nin ardından, devlet korumasındaki 18 yaş üstü engelli gençlerin yalnızca barınabilecekleri değil, aynı zamanda çalışma hayatını deneyimleyebilecekleri, insanlarla iletişim kurabilecekleri, sorumluluk alabilecekleri ve kendilerini toplumun bir parçası hissedebilecekleri güvenli bir alan oluşturmak amacıyla kafe hayata geçirildi.Projenin sahibi 80 yaşındaki emekli hemşire ve gönüllü anne Havva Gürak, hayırseverlerin desteğiyle Beşiktaş'ta Down Kafe-Fırını açtı.6 aydır aktif olarak hizmet veren kafede, devlet korumasındaki engelli gençlerin yanı sıra anneleriyle gelen engelli çocuklar da çalışmalara katılıyor. Böylece çocuklar sosyal hayata katılma ve çeşitli işlerde deneyim kazanma fırsatı bulurken, anneleri de çocuklarının güvende olduğunu bilerek kendilerine nefes alabilecekleri bir alan buluyor.Okullarından ve eğitimlerinden kalan zamanlarda kafeye gelen gençler, gönüllü annelerin desteğiyle mutfakta yemek ve pizza hazırlıyor, paketleri düzenliyor, servis yapıyor ve müşterilerle iletişim kuruyor. Kimi zaman yaptıkları işin sorumluluğunu üstleniyor, kimi zaman arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kimi zaman da kendi başlarına hareket ederek günlük yaşam becerilerini geliştiriyor.Gönüllü annelerin gözetiminde çalışıyorlarHiçbir maddi karşılık beklemeden çalışan gönüllü anneler için ise yalnızca bir iş yeri olmayan kafe, gençlerin kendilerini rahatça ifade edebildiği, sosyalleşebildiği ve güvenli bir şekilde hayatın içinde yer alabildiği bir ortam niteliği taşıyor.Kafenin kuruluşundaki amaçlardan biri de engelli gençlerin dışarıda karşılaşabilecekleri olası istismar ve kötü niyetli yaklaşımlara karşı güvenli bir çalışma ve sosyalleşme alanı oluşturmak. Engelli gençlerin, ihtiyaçlarını bilen gönüllü annelerin gözetiminde çalıştığı kafede müşteriler de gençlerin durumunu bilerek iletişim kuruyor, yapılan küçük hatalara daha anlayışlı yaklaşabiliyor.Havva Gürak’ın öncülüğünde oluşturulan bu alan, gençler için yalnızca birkaç saat çalışılan bir kafe olmaktan öte, bağımsız yaşama hazırlığın küçük adımlarının atıldığı bir buluşma noktası olarak görülüyor.Burada kazanılan her deneyim, kurulan her yeni iletişim ve üstlenilen her sorumluluk, engelli gençlerin kendilerine olan güvenlerini güçlendiren bir adım niteliği taşıyor.Kafenin hazırladığı ürünler sipariş üzerine de ulaştırılırken, işletmenin sürdürülebilirliği için daha fazla kişinin burayı tanıması önem taşıyor. Buradan verilen her sipariş, yalnızca bir ürünün müşteriye ulaşmasını değil, devlet korumasındaki engelli gençlerin çalışma deneyimini sürdürebilmesine, sosyal hayatta daha fazla yer alabilmesine ve güvenli bir ortamda geleceğe hazırlanmasına katkı sağlıyor.Gönüllü anneler, devlet korumasındaki engelli gençlerin çalıştığı kafeye toplumsal desteğin büyümesiyle gençlerin de kendilerini daha güçlü, daha özgüvenli ve hayatın daha fazla içinde hissedebileceğine dikkati çekiyor.Paraya değil &#039;Ben de bu hayatta varım&#039; demeye ihtiyaçları varKafenin kuruluş hikayesini anlatan Havva Gürak, devlet korumasındaki çocukların 18 yaşından sonra hayatlarını sürdürebilmeleri için Umut Evleri'nin oluşturulduğunu, ancak özellikle engelli gençlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için çalışma ortamına da ihtiyaç duyduklarını söyledi.Engelli bireylerin istihdam edilmesine ilişkin hakların bulunduğunu belirten Gürak, bazı iş yerlerinde gençlerin yalnızca ücretlerinin karşılanmasının yeterli görülebildiğini ifade etti.Gürak, gençlerin asıl ihtiyacının yalnızca para kazanmak olmadığını vurgulayarak, Çoğunlukla iş yerleri bunları çalıştırmak istemiyor. Alıyor, ‘Parasını verelim ama gelmesin’ diyor. Halbuki amaç burada ‘gelmesin' değil, o da bir işe yaradığını hissetsin. Onların paraya da çok ihtiyaçları yok ama bir işe gidip kendilerine güvenlerinin gelip 'Ben de bu hayatta varım.' demeye ihtiyaçları var. dedi.Bu ihtiyacın kafeyi kurma fikrini doğurduğunu anlatan Gürak, hayırseverlerin desteğiyle iktisadi işletme oluşturduklarını ve gençlerin burada çalışabilmesi için imkan sağladıklarını söyledi.Gürak, gençlerin başında onlarla iletişim kurabilecek gönüllü annelerin bulunmasının da önemli olduğunu belirterek, 3 yıldır gönüllü annelik yapan Selma Çetinkaya gibi gönüllülerin kafede hiçbir ücret almadan gençlerle birlikte çalıştıklarını dile getirdi.Burada güvenli bir alan oluşturmak istiyoruzKafenin gençler açısından güvenli bir çalışma ve sosyalleşme alanı olmasının önemli olduğunu aktaran Gürak, engelli bireylerin bazı davranışlarının kötü niyetli kişiler tarafından farklı yorumlanabileceğini söyledi.Gürak, bu nedenle gençlerin kendilerini tanıyan ve ihtiyaçlarını bilen insanların bulunduğu bir ortamda çalışmasının önemli olduğunu belirterek, Burada güvenli bir alan oluşturmak istiyoruz. Buraya gelen insanlar bu çocukların engelli olduğunu biliyor. Mesela servisi götürürken canı istiyor, köftelerin birini yiyebiliyor. Müşteri 'Köftelerim eksik geldi.' diyebiliyor ama buraya gelenler bunun olabileceğini biliyor. Onların kusurlarını görmüyorlar. diye konuştu.Kafenin adının Down Cafe olmasının yanlış anlaşılabildiğini, işletmenin yalnızca Down sendromlu bireyler için kurulmadığını dile getiren Gürak, Bizim çocuklarımız daha önce Şişli'deki Down Cafe'ye gidiyordu. İsmi kullanmadan önce onlardan da müsaade aldık, sonra biz de Down Kafe-Fırın ismini koyduk. Ama burası sadece Down sendromlu çocukların çalıştığı bir yer değil. Burada devlet korumasındaki, çoğunluğu engelli gençler çalışıyor. şeklinde konuştu. O güven duygusu sadece çocuğa değil, anneye de iyi geliyorGürak, altı aylık süreçte gençlerde gördüğü değişimlerin kendisini en çok umutlandıran taraf olduğunu söyledi. Özellikle çekingen gençlerin zamanla daha özgüvenli hale geldiğini ifade eden Gürak, şöyle konuştu:Daha önce çok çekingen olan çocuk artık insanlarla irtibat kurabiliyor. Hatır gönül sorabiliyor. Arkadaşlarıyla sosyal yönden çok gelişiyor. Kendi gidip gelebiliyor. Bunlar dışarıdan küçük gibi görünüyor ama bizim çocuklarımız için çok büyük kazanımlar. Mesela Ahmet annesiyle birlikte gelmeye başladı. Annesi hiç gülmezdi. Buraya geldikten sonra annesi gülmeye başladı. Çünkü çocuğunun güvende olduğunu görüyor. Ahmet burada kahvesini içiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor. O güven duygusu sadece çocuğa değil, anneye de iyi geliyor. ifadesini kullandı. Gürak, gençlerin eğitim hayatını da desteklemeye çalıştıklarını, okul ile çalışma hayatını birlikte yürütmelerine özen gösterdiklerini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:Biz okumalarına destek verdiğimiz çocuklarımıza boş kaldıklarında burada çalışma imkanı sağlıyoruz. Burslarına da katkı veriyoruz. Onlar tam zamanlı çalışmıyor, yarım gün sigortalı oluyorlar, yarım günlük maaş alıyorlar. Amaç sadece para kazanmaları değil, çalışma hayatını tanımaları ve yaşam standartlarının yükselmesi. Burası aile gibi. Bir lokantaya giden insan parasını verdiği için kusursuz hizmet bekler. Ama buraya gelenler bu çocukların hikayesini biliyor. Bir hata yaptıklarında kızmıyorlar. Şaka yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Çocuklar da kendilerini rahat hissediyor. Kusurlarıyla birlikte kabul görüyorlar.Kafeye gelen müşterilerin hikayeyi öğrendiklerinde verdikleri tepkinin de kendilerini motive ettiğini belirten Gürak, İnsanlar 'Böyle bir şey yapmanız çok güzel.' diyor. 'Demek ki bunlar da hayatın içinde var.' diyor. Farkındalık oluşuyor. Bu kurumun ayakta kalması için insanlar dijital platformlardan sipariş verebilir. Burada doğal ve yerli ürünler satıyoruz. Çocuklarımız da burada üretimin içinde oluyor. Buradan verilen her sipariş aslında engelli bir çocuğa dokunmak demek. Engelli bir anneye ve çocuğuna sabah kalkıp gidebileceği güvenli bir yer kazandırmak demek. Buranın yaşaması demek, bu çocukların güvenle hayata hazırlanmayı sürdürmesi demek. diye konuştu. Günlerini burada geçirip, huzurlu bir şekilde evlerine gidiyorlarKafede gençlerle birlikte çalışan gönüllü anne Selma Çetinkaya, buranın gençler için güvenli bir yaşam alanı oluşturmak amacıyla açıldığını dile getirerek, gençlerin anneleriyle birlikte kafeye gelerek çeşitli işlere destek olduğunu anlattı. Çetinkaya, Çocuklarımız güvenli bir şekilde buraya geliyor, anneleriyle beraber bizlere yardım ediyor. Günlerini burada geçirip, huzurlu bir şekilde evlerine gidiyorlar. dedi.Gençlerin burada kendilerini daha rahat ifade etmeye başladığını belirten Çetinkaya, kafenin onların konfor alanlarının dışına çıkmadan yeni deneyimler kazanmasına da imkan verdiğini aktardı. Kafenin hikayesini öğrenen müşterilerin olumlu tepkiler verdiğini, internet üzerinden kafeyi araştırarak gelenlerin bulunduğunu söyleyen Çetinkaya, Çok güzel tepki veriyorlar. Özellikle online üstünden de bizi araştırıp genç kızlarımız da geliyor, misafir de oluyorlar. Çocuklarımızı da görüyorlar, sohbet edip çok hoşlarına gidiyorlar. Çünkü amacı çok güzel buranın. İnşallah çok da güzel gidecek. diye konuştu.Çetinkaya, kafenin henüz yeni olduğunu ve daha fazla kişi tarafından tanınmasını istediklerini belirterek, dışarıdan sipariş de alabildiklerini kaydetti. Kafenin ayakta kalmasının gençler açısından önem taşıdığını vurgulayan Çetinkaya, Bize destek verecekler inşallah. Biz de onlar sayesinde çocuklarımızla güzelleşeceğiz. Hep beraber güzelleşeceğiz. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde hayırseverlerin desteğiyle kapılarını açan kafe, devlet korumasında yetişen, 18 yaş üstü ve çoğunluğu engelli gençlere eğitimlerini sürdürürken çalışıp sosyalleşebilecekleri, gönüllü annelerin ise hiçbir karşılık beklemeden gençlerin elinden tuttuğu sıcak bir yaşam alanı sunuyor.Devlet korumasındaki çocukların 18 yaşına geldiklerinde hayata hazırlanabilmeleri amacıyla oluşturulan Umut Evleri, engelli gençlerin de kurum ortamından ayrılarak aile sıcaklığında yaşamlarını sürdürebilmelerine imkan sağlıyor.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde hayırseverler tarafından kurulan Umut Evleri'nin ardından, devlet korumasındaki 18 yaş üstü engelli gençlerin yalnızca barınabilecekleri değil, aynı zamanda çalışma hayatını deneyimleyebilecekleri, insanlarla iletişim kurabilecekleri, sorumluluk alabilecekleri ve kendilerini toplumun bir parçası hissedebilecekleri güvenli bir alan oluşturmak amacıyla kafe hayata geçirildi.Projenin sahibi 80 yaşındaki emekli hemşire ve gönüllü anne Havva Gürak, hayırseverlerin desteğiyle Beşiktaş'ta Down Kafe-Fırını açtı.6 aydır aktif olarak hizmet veren kafede, devlet korumasındaki engelli gençlerin yanı sıra anneleriyle gelen engelli çocuklar da çalışmalara katılıyor. Böylece çocuklar sosyal hayata katılma ve çeşitli işlerde deneyim kazanma fırsatı bulurken, anneleri de çocuklarının güvende olduğunu bilerek kendilerine nefes alabilecekleri bir alan buluyor.Okullarından ve eğitimlerinden kalan zamanlarda kafeye gelen gençler, gönüllü annelerin desteğiyle mutfakta yemek ve pizza hazırlıyor, paketleri düzenliyor, servis yapıyor ve müşterilerle iletişim kuruyor. Kimi zaman yaptıkları işin sorumluluğunu üstleniyor, kimi zaman arkadaşlarıyla sohbet ediyor, kimi zaman da kendi başlarına hareket ederek günlük yaşam becerilerini geliştiriyor.Gönüllü annelerin gözetiminde çalışıyorlarHiçbir maddi karşılık beklemeden çalışan gönüllü anneler için ise yalnızca bir iş yeri olmayan kafe, gençlerin kendilerini rahatça ifade edebildiği, sosyalleşebildiği ve güvenli bir şekilde hayatın içinde yer alabildiği bir ortam niteliği taşıyor.Kafenin kuruluşundaki amaçlardan biri de engelli gençlerin dışarıda karşılaşabilecekleri olası istismar ve kötü niyetli yaklaşımlara karşı güvenli bir çalışma ve sosyalleşme alanı oluşturmak. Engelli gençlerin, ihtiyaçlarını bilen gönüllü annelerin gözetiminde çalıştığı kafede müşteriler de gençlerin durumunu bilerek iletişim kuruyor, yapılan küçük hatalara daha anlayışlı yaklaşabiliyor.Havva Gürak’ın öncülüğünde oluşturulan bu alan, gençler için yalnızca birkaç saat çalışılan bir kafe olmaktan öte, bağımsız yaşama hazırlığın küçük adımlarının atıldığı bir buluşma noktası olarak görülüyor.Burada kazanılan her deneyim, kurulan her yeni iletişim ve üstlenilen her sorumluluk, engelli gençlerin kendilerine olan güvenlerini güçlendiren bir adım niteliği taşıyor.Kafenin hazırladığı ürünler sipariş üzerine de ulaştırılırken, işletmenin sürdürülebilirliği için daha fazla kişinin burayı tanıması önem taşıyor. Buradan verilen her sipariş, yalnızca bir ürünün müşteriye ulaşmasını değil, devlet korumasındaki engelli gençlerin çalışma deneyimini sürdürebilmesine, sosyal hayatta daha fazla yer alabilmesine ve güvenli bir ortamda geleceğe hazırlanmasına katkı sağlıyor.Gönüllü anneler, devlet korumasındaki engelli gençlerin çalıştığı kafeye toplumsal desteğin büyümesiyle gençlerin de kendilerini daha güçlü, daha özgüvenli ve hayatın daha fazla içinde hissedebileceğine dikkati çekiyor.Paraya değil &#039;Ben de bu hayatta varım&#039; demeye ihtiyaçları varKafenin kuruluş hikayesini anlatan Havva Gürak, devlet korumasındaki çocukların 18 yaşından sonra hayatlarını sürdürebilmeleri için Umut Evleri'nin oluşturulduğunu, ancak özellikle engelli gençlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için çalışma ortamına da ihtiyaç duyduklarını söyledi.Engelli bireylerin istihdam edilmesine ilişkin hakların bulunduğunu belirten Gürak, bazı iş yerlerinde gençlerin yalnızca ücretlerinin karşılanmasının yeterli görülebildiğini ifade etti.Gürak, gençlerin asıl ihtiyacının yalnızca para kazanmak olmadığını vurgulayarak, Çoğunlukla iş yerleri bunları çalıştırmak istemiyor. Alıyor, ‘Parasını verelim ama gelmesin’ diyor. Halbuki amaç burada ‘gelmesin' değil, o da bir işe yaradığını hissetsin. Onların paraya da çok ihtiyaçları yok ama bir işe gidip kendilerine güvenlerinin gelip 'Ben de bu hayatta varım.' demeye ihtiyaçları var. dedi.Bu ihtiyacın kafeyi kurma fikrini doğurduğunu anlatan Gürak, hayırseverlerin desteğiyle iktisadi işletme oluşturduklarını ve gençlerin burada çalışabilmesi için imkan sağladıklarını söyledi.Gürak, gençlerin başında onlarla iletişim kurabilecek gönüllü annelerin bulunmasının da önemli olduğunu belirterek, 3 yıldır gönüllü annelik yapan Selma Çetinkaya gibi gönüllülerin kafede hiçbir ücret almadan gençlerle birlikte çalıştıklarını dile getirdi.Burada güvenli bir alan oluşturmak istiyoruzKafenin gençler açısından güvenli bir çalışma ve sosyalleşme alanı olmasının önemli olduğunu aktaran Gürak, engelli bireylerin bazı davranışlarının kötü niyetli kişiler tarafından farklı yorumlanabileceğini söyledi.Gürak, bu nedenle gençlerin kendilerini tanıyan ve ihtiyaçlarını bilen insanların bulunduğu bir ortamda çalışmasının önemli olduğunu belirterek, Burada güvenli bir alan oluşturmak istiyoruz. Buraya gelen insanlar bu çocukların engelli olduğunu biliyor. Mesela servisi götürürken canı istiyor, köftelerin birini yiyebiliyor. Müşteri 'Köftelerim eksik geldi.' diyebiliyor ama buraya gelenler bunun olabileceğini biliyor. Onların kusurlarını görmüyorlar. diye konuştu.Kafenin adının Down Cafe olmasının yanlış anlaşılabildiğini, işletmenin yalnızca Down sendromlu bireyler için kurulmadığını dile getiren Gürak, Bizim çocuklarımız daha önce Şişli'deki Down Cafe'ye gidiyordu. İsmi kullanmadan önce onlardan da müsaade aldık, sonra biz de Down Kafe-Fırın ismini koyduk. Ama burası sadece Down sendromlu çocukların çalıştığı bir yer değil. Burada devlet korumasındaki, çoğunluğu engelli gençler çalışıyor. şeklinde konuştu. O güven duygusu sadece çocuğa değil, anneye de iyi geliyorGürak, altı aylık süreçte gençlerde gördüğü değişimlerin kendisini en çok umutlandıran taraf olduğunu söyledi. Özellikle çekingen gençlerin zamanla daha özgüvenli hale geldiğini ifade eden Gürak, şöyle konuştu:Daha önce çok çekingen olan çocuk artık insanlarla irtibat kurabiliyor. Hatır gönül sorabiliyor. Arkadaşlarıyla sosyal yönden çok gelişiyor. Kendi gidip gelebiliyor. Bunlar dışarıdan küçük gibi görünüyor ama bizim çocuklarımız için çok büyük kazanımlar. Mesela Ahmet annesiyle birlikte gelmeye başladı. Annesi hiç gülmezdi. Buraya geldikten sonra annesi gülmeye başladı. Çünkü çocuğunun güvende olduğunu görüyor. Ahmet burada kahvesini içiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor. O güven duygusu sadece çocuğa değil, anneye de iyi geliyor. ifadesini kullandı. Gürak, gençlerin eğitim hayatını da desteklemeye çalıştıklarını, okul ile çalışma hayatını birlikte yürütmelerine özen gösterdiklerini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:Biz okumalarına destek verdiğimiz çocuklarımıza boş kaldıklarında burada çalışma imkanı sağlıyoruz. Burslarına da katkı veriyoruz. Onlar tam zamanlı çalışmıyor, yarım gün sigortalı oluyorlar, yarım günlük maaş alıyorlar. Amaç sadece para kazanmaları değil, çalışma hayatını tanımaları ve yaşam standartlarının yükselmesi. Burası aile gibi. Bir lokantaya giden insan parasını verdiği için kusursuz hizmet bekler. Ama buraya gelenler bu çocukların hikayesini biliyor. Bir hata yaptıklarında kızmıyorlar. Şaka yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Çocuklar da kendilerini rahat hissediyor. Kusurlarıyla birlikte kabul görüyorlar.Kafeye gelen müşterilerin hikayeyi öğrendiklerinde verdikleri tepkinin de kendilerini motive ettiğini belirten Gürak, İnsanlar 'Böyle bir şey yapmanız çok güzel.' diyor. 'Demek ki bunlar da hayatın içinde var.' diyor. Farkındalık oluşuyor. Bu kurumun ayakta kalması için insanlar dijital platformlardan sipariş verebilir. Burada doğal ve yerli ürünler satıyoruz. Çocuklarımız da burada üretimin içinde oluyor. Buradan verilen her sipariş aslında engelli bir çocuğa dokunmak demek. Engelli bir anneye ve çocuğuna sabah kalkıp gidebileceği güvenli bir yer kazandırmak demek. Buranın yaşaması demek, bu çocukların güvenle hayata hazırlanmayı sürdürmesi demek. diye konuştu. Günlerini burada geçirip, huzurlu bir şekilde evlerine gidiyorlarKafede gençlerle birlikte çalışan gönüllü anne Selma Çetinkaya, buranın gençler için güvenli bir yaşam alanı oluşturmak amacıyla açıldığını dile getirerek, gençlerin anneleriyle birlikte kafeye gelerek çeşitli işlere destek olduğunu anlattı. Çetinkaya, Çocuklarımız güvenli bir şekilde buraya geliyor, anneleriyle beraber bizlere yardım ediyor. Günlerini burada geçirip, huzurlu bir şekilde evlerine gidiyorlar. dedi.Gençlerin burada kendilerini daha rahat ifade etmeye başladığını belirten Çetinkaya, kafenin onların konfor alanlarının dışına çıkmadan yeni deneyimler kazanmasına da imkan verdiğini aktardı. Kafenin hikayesini öğrenen müşterilerin olumlu tepkiler verdiğini, internet üzerinden kafeyi araştırarak gelenlerin bulunduğunu söyleyen Çetinkaya, Çok güzel tepki veriyorlar. Özellikle online üstünden de bizi araştırıp genç kızlarımız da geliyor, misafir de oluyorlar. Çocuklarımızı da görüyorlar, sohbet edip çok hoşlarına gidiyorlar. Çünkü amacı çok güzel buranın. İnşallah çok da güzel gidecek. diye konuştu.Çetinkaya, kafenin henüz yeni olduğunu ve daha fazla kişi tarafından tanınmasını istediklerini belirterek, dışarıdan sipariş de alabildiklerini kaydetti. Kafenin ayakta kalmasının gençler açısından önem taşıdığını vurgulayan Çetinkaya, Bize destek verecekler inşallah. Biz de onlar sayesinde çocuklarımızla güzelleşeceğiz. Hep beraber güzelleşeceğiz. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ - Harikalar diyarı kabusa döndüğünde çocuklarda ne kalır?</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-harikalar-diyari-kabusa-dondugunde-cocuklarda-ne-kalir/903703/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-harikalar-diyari-kabusa-dondugunde-cocuklarda-ne-kalir/903703/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Kabustan uyanmak ve çocuğun masumiyeti ve merakıyla bir çocukluk geçirmesini sağlamak için yetişkinlerin dijital alışkanlıklarına çekidüzen vermesi hayati öneme sahip]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü, sosyolog İpek Coşkun Armağan, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı riskleri ve ailelerin bu risklere karşı alabileceği önlemleri AA Analiz için kaleme aldı.***Alice, tavşan deliğinden düştüğünde kendini tanıdık hiçbir kuralın geçerli olmadığı bir dünyada bulur. Küçülür, büyür, hiçbir boyut doğru gelmez ona. Tam kendine uygun bir beden bulduğunu düşündüğü anda bir pasta ya da bir iksir onu yeniden değiştirir. Bugünün çocukları da ekranlarının içinden aynı tavşan deliğine düşüyorlar: Sosyal medyanın parlak, filtrelenmiş dünyasına. Harikalar Diyarı'nda hiçbir şey olduğu gibi görünmez. Çay partisindeki Deli Şapkacı, sürekli aynı saatte takılı kalmıştır, Kraliçe'nin bahçesindeki güller, gerçek renklerini gizlemek için kırmızıya boyanır. Beyaz güllerimiz vardı ama Kraliçe kırmızı istiyor, diyerek korkuyla, gerçeği saklayıp sahte bir mükemmellik sunarlar. İşte tam olarak bu, bir çocuğun akışını kaydırırken gördüğü şeydir: Filtrelenmiş bir yüz, düzenlenmiş bir beden, kusursuz bir tatil fotoğrafı. Gerçek beyaz güller, sıradan, kusurlu, gerçek hayat, arka planda gizlenir, ortaya sadece boyanmış kırmızı gül sunulur.Alice sürekli kendini başkalarıyla kıyaslar. Kedi'ye Nereye gitmeliyim? diye sorduğunda, Kedi ona Nereye gitmek istediğine bağlı der ama Alice, bunu bile bilmez çünkü etrafındaki herkes kendi kuralını dayatır: Kraliçe'nin Önce kafasını kessinler, sonra yargılansın mantığı gibi anlamsız ama otoriter standartlardır bunlar. Sosyal medya da çocuklara benzer bir kaos sunar: Sürekli değişen, çelişkili, ama her zaman yeterli olmadığın hissini veren standartlar. Bir gün ince olmak güzel, ertesi gün kaslı olmak, bugün doğallık trend, yarın kusursuz makyaj. Alice'in bedeni gibi, çocuğun kendilik algısı da bu tutarsız beklentiler içinde küçülüp büyür, hiçbir zaman doğru boyutta hissetmez. Cheshire Kedisi'nin gülümsemesi ise belki en çarpıcı simgedir: Kedinin kendisi kaybolur ama gülümsemesi havada asılı kalır. Sosyal medyada da insanların gerçek halleri kaybolur, geriye sadece gülümseme yani gösterişin kabuğu kalır. Çocuklar, bu kabuğu gerçek sanır ve kendi hayatlarındaki sıradanlığı, kusurları bir eksiklik gibi görmeye başlarlar oysa gördükleri şey, tıpkı Kedi'nin gülümsemesi gibi, bedensiz ve gerçek dışı bir görüntüdür.Alice'in yolculuğunun sonunda anladığı şey şudur: Harikalar Diyarı bir rüyaydı, kuralları saçmaydı ve gerçek dünyaya döndüğünde kendi aklı ve algısı hala değerliydi. Çocuklara da öğretilmesi gereken tam olarak budur, ekranın içindeki kırmızıya boyanmış güller dünyasının bir kurgu olduğunu, gerçek hayatın beyaz güllerinin yani kendi halinin ve sıradanlığın, utanılacak bir şey olmadığını fark etmek. Alice, deliğe düştü ama sonunda kendi gerçekliğine geri döndü, çocukların da sosyal medyanın tavşan deliğinden çıkıp kendi beyaz güllerine değer vermeyi öğrenmeleri gerekiyor.Elsagate tehlikesi ve kusursuzluğun arkasındaki kabusKarlar ülkesinin güzel prensesi Elsa’yı kız çocuğu olan herkes yakından tanıyacaktır. Nitekim karakterin yer aldığı çantalar, kıyafetler, eşya ve benzeri ürünler hatırı sayılır bir pazar oluşturmuştu. İlk bakışta masum görünen bu karakter ve çizgi filmin dijital platformlarda çok riskli içeriklere dönüşmesi kısa sürede gerçekleşti. Elsagate kavramı da buradan ortaya çıktı: Başlangıçta çocukların güvenle izleyebileceği izlenimi veren Elsa, Örümcek Adam, Mickey Mouse vb. karakterler içeriğinde rahatsız edici, müstehcen, şiddet barındıran veya yaş sınırına uygun olmayan ögeler bulunan video içerikleridir.Videonun başında sevilen karakterler olduğunda ve bunların bir kısmı dijital platformların “çocuk” (kids) uygulamalarının içeriğinde olduğu için elbette aileler ya da öğretmenler gönül rahatlığıyla çocukları bu içeriklerle yalnız bırakabiliyor. Şunu açıkça ifade etmek ve hem velileri hem de öğretmenleri uyarmak gerek: Dijital platformların çocuk alanlarında olsanız da özellikle 10 yaşın altında hiçbir çocuğu kontrol etmediğiniz bir içerikle baş başa bırakmayın.Ebeveynler, öğretmenler ve bakım verenlerin çocuk ve ekran ilişkisini sadece süre üzerinden kurgulamak doğru değil. İçeriklerden de haberdar olmaları ve kontrol etmeleri de oldukça önemli. Tabii bu noktada sorumluluğun sadece anne babalar ve öğretmenlere ya da bakım verenlere bırakılması adil değil. Bu riskleri yönetmek, öncelikli olarak platformların kendisine aittir. Platformlar, tehlikeli içeriklerle ilgili yaptıkları açıklamalarda konunun yapay zeka editörlüğüyle ilgili olduğunu açıklamışlardır oysa çocuk platformlarında yapay zeka moderasyonunun yüzde 50 hata payıyla çalıştığı bir ortamda özellikle 0-10 yaş grubu çocuklar, algoritmaların keyfiyetine bırakılmamalıdır. Türkiye’deki “çocuk” platformlarında kullanıcılar için “Sadece Onaylı İçerik” modu varsayılan olarak sunulmalıdır.Yetişkinlerin ekran alışkanlıklarını düzenlemekDijital dünyanın çocuklar için risklerini değerlendirirken yetişkinlerin alışkanlıklarına değinmeden olmaz çünkü artık biliyoruz ki yetişkinlerin sosyal medya ve dijital alışkanlıkları başlı başına bir risk faktörüne dönüşmüş durumda. Şahsiyet eğitiminde vazgeçilmez bulduğumuz büyükbabalar, büyükanneler telefonlarında şeker kırıyor, “story” atıyor ya da okey oynuyor. Anne ve babalar hem televizyon hem de telefon ekranlarında saatlerce kısa video kaydırıyor ya da borsayı takip ediyor. Elbette çocuğa 24 saat ilgi gösterilmesi beklenmez ama hanelerimizde dijital bir suskunluk var. Bu suskunluk bağları çözüyor, zamanla hane içinde büyük bir yalnızlığa ve içine kapanmaya neden oluyor. Bazı hanelerde yönetilemeyen bir dürtü kontrolüne neden oluyor ki çocuk, ekran olmadan ne yemek yiyebiliyor ne de tuvalete gidebiliyor. Çocuklarda ve ailelerde insan etkileşiminin azaldığı ölçüde sosyal duygusal bozukluklar baş gösteriyor ki bugün herhangi bir öğretmenin sınıfında öğrencilerin dikkatini toplayabilmek için gösterdiği çaba, hiçbir dönem bu kadar fazla ve yorucu olmamıştı.Özetle kabustan uyanmak ve çocuğun masumiyeti ve merakıyla bir çocukluk geçirmesini sağlamak için yetişkinlerin dijital alışkanlıklarına çekidüzen vermesi hayati öneme sahip. Sofraya, yatak odasına ve hatta tuvalete telefonu sokmayan aile, çocuk yetiştirmede güçlü bir iradeye sahiptir. Yetişkin iradesi ve farkındalığı, algoritmalara karşı halen elimizdeki en değerli ve önemli güç. Aileleri desteklemek için onların dijital platformları doğru kullanım pratikleriyle tanımalarını sağlayacak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları (STK) ve bağımsız kuruluşlar tarafından yürütülen kapsamlı farkındalık programları başlatılmalı ve desteklenmelidir. Bu programlar, ailelere sadece güvenli içerik seçme becerisi kazandırmakla kalmamalı, platformlardaki riskli içerikleri tespit edebilme ve bu ihlalleri ilgili hukuki/idari mercilere bildirme noktasında bir kolektif denetim bilinci sağlamayı hedeflemelidir. Bu adımlar, çocuklara kırmızıya boyanmış güller yerine, kendi bedeni, ailesi, toplumu ve alışkanlıkları ile barışık, öz saygısı gelişmiş güçlü bir şahsiyet bırakır.[İpek Coşkun Armağan, Sosyolog ve Enstitü Sosyal Genel Koordinatörüdür.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Afra Betül Aydar]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü, sosyolog İpek Coşkun Armağan, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı riskleri ve ailelerin bu risklere karşı alabileceği önlemleri AA Analiz için kaleme aldı.***Alice, tavşan deliğinden düştüğünde kendini tanıdık hiçbir kuralın geçerli olmadığı bir dünyada bulur. Küçülür, büyür, hiçbir boyut doğru gelmez ona. Tam kendine uygun bir beden bulduğunu düşündüğü anda bir pasta ya da bir iksir onu yeniden değiştirir. Bugünün çocukları da ekranlarının içinden aynı tavşan deliğine düşüyorlar: Sosyal medyanın parlak, filtrelenmiş dünyasına. Harikalar Diyarı'nda hiçbir şey olduğu gibi görünmez. Çay partisindeki Deli Şapkacı, sürekli aynı saatte takılı kalmıştır, Kraliçe'nin bahçesindeki güller, gerçek renklerini gizlemek için kırmızıya boyanır. Beyaz güllerimiz vardı ama Kraliçe kırmızı istiyor, diyerek korkuyla, gerçeği saklayıp sahte bir mükemmellik sunarlar. İşte tam olarak bu, bir çocuğun akışını kaydırırken gördüğü şeydir: Filtrelenmiş bir yüz, düzenlenmiş bir beden, kusursuz bir tatil fotoğrafı. Gerçek beyaz güller, sıradan, kusurlu, gerçek hayat, arka planda gizlenir, ortaya sadece boyanmış kırmızı gül sunulur.Alice sürekli kendini başkalarıyla kıyaslar. Kedi'ye Nereye gitmeliyim? diye sorduğunda, Kedi ona Nereye gitmek istediğine bağlı der ama Alice, bunu bile bilmez çünkü etrafındaki herkes kendi kuralını dayatır: Kraliçe'nin Önce kafasını kessinler, sonra yargılansın mantığı gibi anlamsız ama otoriter standartlardır bunlar. Sosyal medya da çocuklara benzer bir kaos sunar: Sürekli değişen, çelişkili, ama her zaman yeterli olmadığın hissini veren standartlar. Bir gün ince olmak güzel, ertesi gün kaslı olmak, bugün doğallık trend, yarın kusursuz makyaj. Alice'in bedeni gibi, çocuğun kendilik algısı da bu tutarsız beklentiler içinde küçülüp büyür, hiçbir zaman doğru boyutta hissetmez. Cheshire Kedisi'nin gülümsemesi ise belki en çarpıcı simgedir: Kedinin kendisi kaybolur ama gülümsemesi havada asılı kalır. Sosyal medyada da insanların gerçek halleri kaybolur, geriye sadece gülümseme yani gösterişin kabuğu kalır. Çocuklar, bu kabuğu gerçek sanır ve kendi hayatlarındaki sıradanlığı, kusurları bir eksiklik gibi görmeye başlarlar oysa gördükleri şey, tıpkı Kedi'nin gülümsemesi gibi, bedensiz ve gerçek dışı bir görüntüdür.Alice'in yolculuğunun sonunda anladığı şey şudur: Harikalar Diyarı bir rüyaydı, kuralları saçmaydı ve gerçek dünyaya döndüğünde kendi aklı ve algısı hala değerliydi. Çocuklara da öğretilmesi gereken tam olarak budur, ekranın içindeki kırmızıya boyanmış güller dünyasının bir kurgu olduğunu, gerçek hayatın beyaz güllerinin yani kendi halinin ve sıradanlığın, utanılacak bir şey olmadığını fark etmek. Alice, deliğe düştü ama sonunda kendi gerçekliğine geri döndü, çocukların da sosyal medyanın tavşan deliğinden çıkıp kendi beyaz güllerine değer vermeyi öğrenmeleri gerekiyor.Elsagate tehlikesi ve kusursuzluğun arkasındaki kabusKarlar ülkesinin güzel prensesi Elsa’yı kız çocuğu olan herkes yakından tanıyacaktır. Nitekim karakterin yer aldığı çantalar, kıyafetler, eşya ve benzeri ürünler hatırı sayılır bir pazar oluşturmuştu. İlk bakışta masum görünen bu karakter ve çizgi filmin dijital platformlarda çok riskli içeriklere dönüşmesi kısa sürede gerçekleşti. Elsagate kavramı da buradan ortaya çıktı: Başlangıçta çocukların güvenle izleyebileceği izlenimi veren Elsa, Örümcek Adam, Mickey Mouse vb. karakterler içeriğinde rahatsız edici, müstehcen, şiddet barındıran veya yaş sınırına uygun olmayan ögeler bulunan video içerikleridir.Videonun başında sevilen karakterler olduğunda ve bunların bir kısmı dijital platformların “çocuk” (kids) uygulamalarının içeriğinde olduğu için elbette aileler ya da öğretmenler gönül rahatlığıyla çocukları bu içeriklerle yalnız bırakabiliyor. Şunu açıkça ifade etmek ve hem velileri hem de öğretmenleri uyarmak gerek: Dijital platformların çocuk alanlarında olsanız da özellikle 10 yaşın altında hiçbir çocuğu kontrol etmediğiniz bir içerikle baş başa bırakmayın.Ebeveynler, öğretmenler ve bakım verenlerin çocuk ve ekran ilişkisini sadece süre üzerinden kurgulamak doğru değil. İçeriklerden de haberdar olmaları ve kontrol etmeleri de oldukça önemli. Tabii bu noktada sorumluluğun sadece anne babalar ve öğretmenlere ya da bakım verenlere bırakılması adil değil. Bu riskleri yönetmek, öncelikli olarak platformların kendisine aittir. Platformlar, tehlikeli içeriklerle ilgili yaptıkları açıklamalarda konunun yapay zeka editörlüğüyle ilgili olduğunu açıklamışlardır oysa çocuk platformlarında yapay zeka moderasyonunun yüzde 50 hata payıyla çalıştığı bir ortamda özellikle 0-10 yaş grubu çocuklar, algoritmaların keyfiyetine bırakılmamalıdır. Türkiye’deki “çocuk” platformlarında kullanıcılar için “Sadece Onaylı İçerik” modu varsayılan olarak sunulmalıdır.Yetişkinlerin ekran alışkanlıklarını düzenlemekDijital dünyanın çocuklar için risklerini değerlendirirken yetişkinlerin alışkanlıklarına değinmeden olmaz çünkü artık biliyoruz ki yetişkinlerin sosyal medya ve dijital alışkanlıkları başlı başına bir risk faktörüne dönüşmüş durumda. Şahsiyet eğitiminde vazgeçilmez bulduğumuz büyükbabalar, büyükanneler telefonlarında şeker kırıyor, “story” atıyor ya da okey oynuyor. Anne ve babalar hem televizyon hem de telefon ekranlarında saatlerce kısa video kaydırıyor ya da borsayı takip ediyor. Elbette çocuğa 24 saat ilgi gösterilmesi beklenmez ama hanelerimizde dijital bir suskunluk var. Bu suskunluk bağları çözüyor, zamanla hane içinde büyük bir yalnızlığa ve içine kapanmaya neden oluyor. Bazı hanelerde yönetilemeyen bir dürtü kontrolüne neden oluyor ki çocuk, ekran olmadan ne yemek yiyebiliyor ne de tuvalete gidebiliyor. Çocuklarda ve ailelerde insan etkileşiminin azaldığı ölçüde sosyal duygusal bozukluklar baş gösteriyor ki bugün herhangi bir öğretmenin sınıfında öğrencilerin dikkatini toplayabilmek için gösterdiği çaba, hiçbir dönem bu kadar fazla ve yorucu olmamıştı.Özetle kabustan uyanmak ve çocuğun masumiyeti ve merakıyla bir çocukluk geçirmesini sağlamak için yetişkinlerin dijital alışkanlıklarına çekidüzen vermesi hayati öneme sahip. Sofraya, yatak odasına ve hatta tuvalete telefonu sokmayan aile, çocuk yetiştirmede güçlü bir iradeye sahiptir. Yetişkin iradesi ve farkındalığı, algoritmalara karşı halen elimizdeki en değerli ve önemli güç. Aileleri desteklemek için onların dijital platformları doğru kullanım pratikleriyle tanımalarını sağlayacak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları (STK) ve bağımsız kuruluşlar tarafından yürütülen kapsamlı farkındalık programları başlatılmalı ve desteklenmelidir. Bu programlar, ailelere sadece güvenli içerik seçme becerisi kazandırmakla kalmamalı, platformlardaki riskli içerikleri tespit edebilme ve bu ihlalleri ilgili hukuki/idari mercilere bildirme noktasında bir kolektif denetim bilinci sağlamayı hedeflemelidir. Bu adımlar, çocuklara kırmızıya boyanmış güller yerine, kendi bedeni, ailesi, toplumu ve alışkanlıkları ile barışık, öz saygısı gelişmiş güçlü bir şahsiyet bırakır.[İpek Coşkun Armağan, Sosyolog ve Enstitü Sosyal Genel Koordinatörüdür.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Afra Betül Aydar]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye'nin mal ihracatındaki artış G20 ortalamasını aştı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turkiye-nin-mal-ihracatindaki-artis-g20-ortalamasini-asti/903702/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turkiye-nin-mal-ihracatindaki-artis-g20-ortalamasini-asti/903702/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Türkiye'nin mal ihracatı ikinci çeyrekte yüzde 8,5 artarken G20'de ortalama artış yüzde 5,9 oldu - Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al: - Türkiye, Avrupa Birliği'nin beşinci büyük mal ticareti ortağı ve 2025’te mal ihracatının yüzde 42,7’si AB’ye yöneldi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ / YUNUS TÜRK - Türkiye'nin mal ihracatı, bu yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 8,5 artarak yüzde 5,9 olan G20 ortalamasının üzerinde gerçekleşti.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) 2026 yılı ikinci çeyreğine ilişkin uluslararası ticaret istatistiklerinden derlenen bilgilere göre, G20 ülkelerinde mal ticareti yılın ikinci çeyreğinde hızlandı.Cari dolar bazında ve mevsimsellikten arındırılmış verilere göre, G20'nin mal ihracatı ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 5,9 artarken mal ithalatındaki yükseliş yüzde 6,7'ye ulaştı.Türkiye ise ihracattaki performansıyla G20 ortalamasını geride bıraktı. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,8 gerileyen Türkiye'nin mal ihracatı, ikinci çeyrekte yüzde 8,5 artış gösterdi. Böylece Türkiye'nin mal ihracatındaki çeyreklik artış, G20 ortalamasının 2,6 puan üzerinde gerçekleşti.Türkiye'nin mevsimsellikten arındırılmış mal ihracatının parasal büyüklüğü de ilk çeyrekteki 67,3 milyar dolardan ikinci çeyrekte 73 milyar dolara yükseldi.Türkiye'nin mal ithalatının parasal büyüklüğü de ilk çeyrekteki 95,7 milyar dolardan ikinci çeyrekte 95,2 milyar dolara geriledi.G20 üyeleri arasında ikinci çeyrekte mal ihracatında en yüksek artış yüzde 20,4 ile Hindistan'da kaydedildi. Hindistan'ı yüzde 19,3 ile Güney Kore, yüzde 13,5 ile Kanada ve yüzde 12,2 ile Meksika izledi.Türkiye'de yüzde 8,5 olarak gerçekleşen ihracat artışı ise G20 ortalamasının yanı sıra Avustralya'nın yüzde 8,4, İngiltere'nin yüzde 6,6, Çin'in yüzde 4,7, ABD'nin yüzde 3,9, Avrupa Birliği'nin yüzde 3,9, Brezilya'nın yüzde 3,7, Almanya'nın yüzde 2,1, Fransa ve İtalya'nın yüzde 1,8'lik ihracat artışlarının üzerinde gerçekleşti.Türkiye böylece OECD tablosunda yer verilen G20 ekonomileri arasında mal ihracatındaki çeyreklik artış bakımından üst sıralarda yer aldı.Türkiye'nin dış ticaretindeki olumlu görünüm hizmet ihracatına da yansıdı.OECD'nin öncü tahminlerine göre, G20 genelinde hizmet ihracatı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 3,4, hizmet ithalatı ise yüzde 2,5 arttı.Türkiye'nin hizmet ihracatı ise ilk çeyrekteki yüzde 7,3'lük düşüşün ardından ikinci çeyrekte yüzde 7,6 yükseldi. Böylece Türkiye'nin hizmet ihracatındaki artış da G20 ortalamasının iki katından fazla gerçekleşti.Aynı dönemde Türkiye'nin hizmet ithalatındaki artış yüzde 0,3 ile sınırlı kaldı.Hizmet ticareti ulaştırma, seyahat ve dijital hizmetlerden destek alıyorAA muhabirlerine açıklamalarda bulunan Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al, G20'de mal ithalatının yüzde 6,7, mal ihracatının yüzde 5,9 artmasının küresel ekonomide talebin tamamen zayıflamadığını gösterdiğini belirtti.Al, Özellikle bilgisayar, yarı iletken ekipmanı, elektronik ve makine ticaretindeki artış üretim ve yatırım faaliyetlerinin sürdüğüne işaret ederken, hizmet ticareti ulaştırma, seyahat ve dijital hizmetlerden destek alıyor. dedi.Al, bununla birlikte Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve ticaret politikalarındaki belirsizliğin küresel görünümü kırılgan tuttuğunun altını çizdi.Bu nedenle ikinci çeyrekteki hızlanmayı kalıcı bir toparlanmanın kesin işareti olarak değil, güçlü fakat jeopolitik ve ekonomik şoklara açık bir ticaret genişlemesi olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını belirten Al, özellikle teknoloji yatırımlarının sürmesinin, küresel ticaretin sanayi ve hizmet kanallarında eş zamanlı direnç oluşturduğunu söyledi.Al, Korumacılık bugün ticareti azaltmaktan çok, ticaretin yönünü, maliyetini ve bileşimini değiştiriyor. ABD, AB, Çin, Hindistan ve diğer büyük ekonomiler tarifeler, sübvansiyonlar, ihracat kontrolleri ve yerli üretim teşvikleriyle stratejik sektörleri koruyor. açıklamasında bulundu.Firmaların tedarikçilerini çeşitlendirdiğini, üretimin bazı aşamalarını başka ülkelere taşıdığını ve alternatif pazarlara yöneldiğini dile getiren Al, şunları kaydetti:Bu nedenle küresel ticaret hacmi artarken aynı anda jeoekonomik parçalanma da derinleşebiliyor. Mevcut hızlanma serbest ticaret düzenine geri dönüşten ziyade, güvenlik kaygılarının, stratejik bağımlılıkların ve devlet destekli sanayi politikalarının giderek daha fazla belirlediği yeni bir ticaret yapısına işaret ediyor. Dolayısıyla ticaretin büyümesi ile korumacılığın güçlenmesi günümüz uluslararası ekonomik düzeninde birbirini zorunlu olarak dışlayan gelişmeler değildir.Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Al, küresel ticarette Çin, ABD ve Avrupa Birliği arasındaki rekabetin derinleşmesinin Türkiye açısından bu üç merkezden birini seçmek olmadığını, aralarındaki rekabetten ekonomik alan açabilmek olduğunu belirtti.Al, AB ile Gümrük Birliği'nin önemli bir avantaj olduğunu ve güncellenmesinin iki taraf için de yeni ticaret ve yatırım imkanları sağlayacağını belirterek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin beşinci büyük mal ticaret ortağı olduğunu ve 2025'te mal ihracatının yüzde 42,7'sinin AB ülkelerine yapıldığını vurguladı.Al, sözlerini şöyle sürdürdü:Buna ABD, Körfez, Afrika ve Asya pazarlarında çeşitlenme eklenmelidir. Rusya-Ukrayna savaşı ve diğer jeopolitik kırılmalar Orta Koridor'un önemini artırıyor. Veriler bu yönde adımlar atıldığını gösteriyor. Lojistik altyapının, stratejik üretim kapasitesinin ve pazar çeşitlendirmesinin güçlendirilmesi Türkiye’nin ekonomik güvenliği açısından önem taşıyor. Böylece ticaret politikası, dış politika ve güvenlik stratejisiyle giderek daha doğrudan birleşiyor.Al, sektörel veriler ikinci çeyrekte üretim ve yatırım talebinin daha belirgin olduğunu gösterdiğini, elektronik, yarı iletken ekipmanı, makine ve yüksek teknoloji ürünlerindeki ithalat artışının bu eğilimi desteklediğini kaydetti.Enerji ithalatındaki yükselişte ise fiyat etkisinin önemli rol oynadığını dile getiren Al, buna karşılık yeni tarifeler, ihracat kontrolleri ve diğer ticaret kısıtlamalarına ilişkin beklentilerin bazı ekonomilerde stoklamayı ve ithalatın öne çekilmesini teşvik ettiğini söyledi.Al, Bu nedenle yüzde 6,7’lik ithalat artışı, küresel talepteki canlanma ile ticaret politikası kaynaklı öne çekilmiş alımların birlikte etkilediği bir görünüm sunuyor. Sonraki çeyrekler bu iki etkinin ağırlığını daha açık gösterecektir. Bu ayrım, politika yapıcılar açısından özellikle önemlidir. açıklamasında bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ / YUNUS TÜRK - Türkiye'nin mal ihracatı, bu yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 8,5 artarak yüzde 5,9 olan G20 ortalamasının üzerinde gerçekleşti.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) 2026 yılı ikinci çeyreğine ilişkin uluslararası ticaret istatistiklerinden derlenen bilgilere göre, G20 ülkelerinde mal ticareti yılın ikinci çeyreğinde hızlandı.Cari dolar bazında ve mevsimsellikten arındırılmış verilere göre, G20'nin mal ihracatı ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 5,9 artarken mal ithalatındaki yükseliş yüzde 6,7'ye ulaştı.Türkiye ise ihracattaki performansıyla G20 ortalamasını geride bıraktı. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,8 gerileyen Türkiye'nin mal ihracatı, ikinci çeyrekte yüzde 8,5 artış gösterdi. Böylece Türkiye'nin mal ihracatındaki çeyreklik artış, G20 ortalamasının 2,6 puan üzerinde gerçekleşti.Türkiye'nin mevsimsellikten arındırılmış mal ihracatının parasal büyüklüğü de ilk çeyrekteki 67,3 milyar dolardan ikinci çeyrekte 73 milyar dolara yükseldi.Türkiye'nin mal ithalatının parasal büyüklüğü de ilk çeyrekteki 95,7 milyar dolardan ikinci çeyrekte 95,2 milyar dolara geriledi.G20 üyeleri arasında ikinci çeyrekte mal ihracatında en yüksek artış yüzde 20,4 ile Hindistan'da kaydedildi. Hindistan'ı yüzde 19,3 ile Güney Kore, yüzde 13,5 ile Kanada ve yüzde 12,2 ile Meksika izledi.Türkiye'de yüzde 8,5 olarak gerçekleşen ihracat artışı ise G20 ortalamasının yanı sıra Avustralya'nın yüzde 8,4, İngiltere'nin yüzde 6,6, Çin'in yüzde 4,7, ABD'nin yüzde 3,9, Avrupa Birliği'nin yüzde 3,9, Brezilya'nın yüzde 3,7, Almanya'nın yüzde 2,1, Fransa ve İtalya'nın yüzde 1,8'lik ihracat artışlarının üzerinde gerçekleşti.Türkiye böylece OECD tablosunda yer verilen G20 ekonomileri arasında mal ihracatındaki çeyreklik artış bakımından üst sıralarda yer aldı.Türkiye'nin dış ticaretindeki olumlu görünüm hizmet ihracatına da yansıdı.OECD'nin öncü tahminlerine göre, G20 genelinde hizmet ihracatı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 3,4, hizmet ithalatı ise yüzde 2,5 arttı.Türkiye'nin hizmet ihracatı ise ilk çeyrekteki yüzde 7,3'lük düşüşün ardından ikinci çeyrekte yüzde 7,6 yükseldi. Böylece Türkiye'nin hizmet ihracatındaki artış da G20 ortalamasının iki katından fazla gerçekleşti.Aynı dönemde Türkiye'nin hizmet ithalatındaki artış yüzde 0,3 ile sınırlı kaldı.Hizmet ticareti ulaştırma, seyahat ve dijital hizmetlerden destek alıyorAA muhabirlerine açıklamalarda bulunan Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al, G20'de mal ithalatının yüzde 6,7, mal ihracatının yüzde 5,9 artmasının küresel ekonomide talebin tamamen zayıflamadığını gösterdiğini belirtti.Al, Özellikle bilgisayar, yarı iletken ekipmanı, elektronik ve makine ticaretindeki artış üretim ve yatırım faaliyetlerinin sürdüğüne işaret ederken, hizmet ticareti ulaştırma, seyahat ve dijital hizmetlerden destek alıyor. dedi.Al, bununla birlikte Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve ticaret politikalarındaki belirsizliğin küresel görünümü kırılgan tuttuğunun altını çizdi.Bu nedenle ikinci çeyrekteki hızlanmayı kalıcı bir toparlanmanın kesin işareti olarak değil, güçlü fakat jeopolitik ve ekonomik şoklara açık bir ticaret genişlemesi olarak değerlendirmenin daha doğru olacağını belirten Al, özellikle teknoloji yatırımlarının sürmesinin, küresel ticaretin sanayi ve hizmet kanallarında eş zamanlı direnç oluşturduğunu söyledi.Al, Korumacılık bugün ticareti azaltmaktan çok, ticaretin yönünü, maliyetini ve bileşimini değiştiriyor. ABD, AB, Çin, Hindistan ve diğer büyük ekonomiler tarifeler, sübvansiyonlar, ihracat kontrolleri ve yerli üretim teşvikleriyle stratejik sektörleri koruyor. açıklamasında bulundu.Firmaların tedarikçilerini çeşitlendirdiğini, üretimin bazı aşamalarını başka ülkelere taşıdığını ve alternatif pazarlara yöneldiğini dile getiren Al, şunları kaydetti:Bu nedenle küresel ticaret hacmi artarken aynı anda jeoekonomik parçalanma da derinleşebiliyor. Mevcut hızlanma serbest ticaret düzenine geri dönüşten ziyade, güvenlik kaygılarının, stratejik bağımlılıkların ve devlet destekli sanayi politikalarının giderek daha fazla belirlediği yeni bir ticaret yapısına işaret ediyor. Dolayısıyla ticaretin büyümesi ile korumacılığın güçlenmesi günümüz uluslararası ekonomik düzeninde birbirini zorunlu olarak dışlayan gelişmeler değildir.Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Al, küresel ticarette Çin, ABD ve Avrupa Birliği arasındaki rekabetin derinleşmesinin Türkiye açısından bu üç merkezden birini seçmek olmadığını, aralarındaki rekabetten ekonomik alan açabilmek olduğunu belirtti.Al, AB ile Gümrük Birliği'nin önemli bir avantaj olduğunu ve güncellenmesinin iki taraf için de yeni ticaret ve yatırım imkanları sağlayacağını belirterek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin beşinci büyük mal ticaret ortağı olduğunu ve 2025'te mal ihracatının yüzde 42,7'sinin AB ülkelerine yapıldığını vurguladı.Al, sözlerini şöyle sürdürdü:Buna ABD, Körfez, Afrika ve Asya pazarlarında çeşitlenme eklenmelidir. Rusya-Ukrayna savaşı ve diğer jeopolitik kırılmalar Orta Koridor'un önemini artırıyor. Veriler bu yönde adımlar atıldığını gösteriyor. Lojistik altyapının, stratejik üretim kapasitesinin ve pazar çeşitlendirmesinin güçlendirilmesi Türkiye’nin ekonomik güvenliği açısından önem taşıyor. Böylece ticaret politikası, dış politika ve güvenlik stratejisiyle giderek daha doğrudan birleşiyor.Al, sektörel veriler ikinci çeyrekte üretim ve yatırım talebinin daha belirgin olduğunu gösterdiğini, elektronik, yarı iletken ekipmanı, makine ve yüksek teknoloji ürünlerindeki ithalat artışının bu eğilimi desteklediğini kaydetti.Enerji ithalatındaki yükselişte ise fiyat etkisinin önemli rol oynadığını dile getiren Al, buna karşılık yeni tarifeler, ihracat kontrolleri ve diğer ticaret kısıtlamalarına ilişkin beklentilerin bazı ekonomilerde stoklamayı ve ithalatın öne çekilmesini teşvik ettiğini söyledi.Al, Bu nedenle yüzde 6,7’lik ithalat artışı, küresel talepteki canlanma ile ticaret politikası kaynaklı öne çekilmiş alımların birlikte etkilediği bir görünüm sunuyor. Sonraki çeyrekler bu iki etkinin ağırlığını daha açık gösterecektir. Bu ayrım, politika yapıcılar açısından özellikle önemlidir. açıklamasında bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İklim değişikliği yaşlı nüfusu daha savunmasız hale getiriyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/iklim-degisikligi-yasli-nufusu-daha-savunmasiz-hale-getiriyor/903701/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/iklim-degisikligi-yasli-nufusu-daha-savunmasiz-hale-getiriyor/903701/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:12:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Yapılan araştırmalar, küresel sıcaklıkların artmasıyla yaşlıların telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldığı alanların genişlediğini ve bu strese maruz kalma süresinin hızla uzadığını gösterdi - Coğrafi Bilgi Sistemleri Analisti Gernot Nikolaus: - İspanya'nın iç kesimleri, güçlü ısınmanın yaşlı nüfusun artışıyla aynı zamana denk gelmesi nedeniyle en yüksek birleşik maruziyeti göstermektedir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : YEŞİM YÜKSEL - Yapılan araştırmalar, küresel sıcaklıkların artmasıyla yaşlıların maruz kaldığı telafi edilemeyen ısı stresinin görüldüğü alanın ve sürenin hızla genişlediğini, yaşlanan nüfusla artan sıcaklıkların örtüşmesinin iklim riskini daha da artırdığını ortaya koydu.Tıp dergisi The Lancet'te Isınan ve yaşlanan dünyada insan ısı toleransının aşılması: Küresel bir projeksiyon modelleme çalışması başlıklı araştırma yayımlandı. Araştırmada, 18-39, 40-59 ve 60 yaş ve üzeri grupların ısı toleransı sınırlarının, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1 ila 4 derece artması durumunda hangi yaş gruplarında ve ne ölçüde aşılabileceği ele alındı.Araştırmaya göre, yaşlıların, küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece arttığı senaryoda karşılaşacağı sınır aşımının, gençlerin 4 derecelik ısınma senaryosunda karşılaşacağı aşımından daha sık ve mekansal olarak daha geniş olacağı tahmin ediliyor.Özellikle Güney Asya ve Basra Körfezi bölgesindeki yaşlıların, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 3 derece veya daha fazla artması halinde, yaklaşık 3 ay boyunca gece ve gündüz süren ısı maruziyetiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor.Öte yandan, 1,5 derecelik küresel ısınma senaryosunda, dünya genelindeki 1,33 milyar yaşlının 290 milyonu, yılda en az 180 saat telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldı. Buna karşılık, 4 derecelik ısınma senaryosunda dünya genelindeki 2,8 milyar gencin 490 milyonu yılda en az 180 saat telafi edilemeyen ısı stresi yaşadı.Küresel sıcaklıkların daha da artmasıyla yaşlıların maruz kaldığı telafi edilemeyen ısı stresinin etkilediği alan ve süresi hızla genişledi, 2 ve 3 derecelik ısınma senaryolarında tropikal ve subtropikal bölgelerin büyük bölümünü kapsadı. Ayrıca 4 derecelik ısınma senaryosunda bu bölgelerin geniş kesimlerinde yıllık birikimli telafi edilemeyen ısı stresi 1620 saati aştı. Bu alanlar arasında Hindistan-Ganj Ovası, Doğu Çin, Batı Afrika ve Güneydoğu Asya gibi nüfusun yoğun olduğu bölgeler de yer aldı.Küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1 derece arttığı senaryoda, yaklaşık 110 milyon kişinin yılda 180 saatten fazla telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldığı hesaplandı. Bu tahmin, küresel sıcaklıktaki her 1 derecelik artışta yaklaşık 1 milyar kişilik artışla yükselerek, 3 derecelik ısınmada 2 milyara, 4 derecelik ısınmada ise 3 milyara ulaştı.Maruz kalanlar arasında yaşlılar tüm senaryolarda en büyük payı oluşturdu. 1,5 derecelik ısınma senaryosunda, telafi edilemeyen ısı stresine maruz kalan toplam 370 milyon kişinin 290 milyonu 60 yaş ve üzerindeki kişilerden oluştu. Ayrıca 3 derecelik ısınma senaryosunda, dünya genelindeki 2,9 milyar yaşlının 1,3 milyarı, yılda 180 saatten fazla telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldı. Bu sayı, 4 derecelik ısınmada 1,85 milyara yükselirken, yaşlı nüfusun maruz kalan kısmı yüzde 56,6'ya ulaştı.Yaşlılar üzerindeki sıcaklık baskısıCoğrafi Bilgi Sistemleri Analisti Gernot Nikolaus tarafından yapılan Gelecek iklim senaryoları altında Güneybatı Avrupa'daki yaşlı nüfusun maruz kalacağı öngörülen ısı miktarı başlıklı farklı bir çalışmada ise gelecek projeksiyonlarında Portekiz, İspanya ve Fransa'daki yaşlı nüfusun farklı iklim senaryolarındaki yaz sıcağına maruz kalma olasılıkları analiz edildi.Çalışmada, 1995-2014 temel dönem, 2041-2060 yüzyıl ortası dönem olarak ele alındı.Küresel sera gazı emisyonlarının kontrol altına alınmaması durumunda atmosferik sıcaklıklarda yaşanacak artışların öngörüldüğü çalışmada, Güneybatı Avrupa'da, özellikle de Portekiz ve İspanya'da halihazırda yüksek seyreden sıcaklıkların daha da artacağı tahmin ediliyor.Çalışmada, İspanya'nın Cordoba, Sevilla, Ciudad Real ve Badajoz kentlerinde ortalama yaz sıcaklıklarının 36-37 dereceye ulaşması ve en kötü senaryoda sıcaklık artışlarının 5 dereceye çıkması bekleniyor. Portekiz'in Alentejo bölgesinde sıcaklıkların ortalama 33-34 derece, Fransa'da ise mutlak sıcaklıkların daha düşük olsa da ortalama 28-31 derece seviyesinde olması öngörülüyor.Yaşlı nüfusta 2025 ve 2050 yıllarında yaşanabilecek artış göz önüne alınarak sıcaklık maruziyetlerinin hesaplandığı çalışmada, 2050'ye kadar yaşlı bireylerin toplam nüfusun büyük bölümünü oluşturacağı üzerinde duruluyor.Sıcaklık artışı ve 2050'de öngörülen yaşlı nüfus oranı en kötü senaryoda ele alındığında, İspanya'da Zamora, Caceres ve Ciudad Real gibi iç bölgeler hem yüksek sıcaklık hem de yüksek yaşlı nüfus nedeniyle en yüksek birleşik maruz kalma oranıyla öne çıkıyor.Sıcak hava dalgalarının sıklığı ve şiddeti artabilirNikolaus, AA muhabirine, özellikle en kötü senaryoda, İspanya ve Portekiz'in birçok iç bölgesinin 2050'ye kadar ortalama yaz sıcaklığında önemli artışlar yaşayabileceğini söyledi.Çalışmadaki en dikkati çeken bulgunun yükselen sıcaklıklar ile yaşlanan nüfus arasındaki mekansal örtüşme olduğunu vurgulayan Nikolaus, İspanya'nın iç kesimleri, güçlü ısınmanın yaşlı nüfusun artışıyla aynı zamana denk gelmesi nedeniyle en yüksek birleşik maruziyeti göstermektedir. Bu, iklim riskinin sadece sıcaklık artışıyla ilgili olmadığı, aynı zamanda buna kimin maruz kaldığıyla da ilgili olduğu anlamına gelir. dedi.Nikolaus, artan ısı maruziyeti ve nüfusun yaşlanmasıyla özellikle aşırı sıcak hava dalgaları sırasında sağlık hizmetlerine olan talebin artabileceğine işaret ederek, şunları kaydetti:Bence en acil adım, sıcağı sadece bir hava olayı olarak değil, büyük bir halk sağlığı sorunu olarak ele almaktır. Hükümetler, sıcaklıkla mücadele planlarını güçlendirmeli, erken uyarı sistemlerini iyileştirmeli, kentsel yeşil altyapıyı genişletmeli, hedefli sosyal hizmetler aracılığıyla savunmasız grupları korumalı ve pasif soğutma için bina tasarımını geliştirmelidir. Çalışmam, uyum politikalarının mekansal olarak hedeflenmesi gerektiğini vurgulamaktadır dolayısıyla iklim değişikliğini yalnızca ulusal düzeyde tartışmak yeterli değildir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : YEŞİM YÜKSEL - Yapılan araştırmalar, küresel sıcaklıkların artmasıyla yaşlıların maruz kaldığı telafi edilemeyen ısı stresinin görüldüğü alanın ve sürenin hızla genişlediğini, yaşlanan nüfusla artan sıcaklıkların örtüşmesinin iklim riskini daha da artırdığını ortaya koydu.Tıp dergisi The Lancet'te Isınan ve yaşlanan dünyada insan ısı toleransının aşılması: Küresel bir projeksiyon modelleme çalışması başlıklı araştırma yayımlandı. Araştırmada, 18-39, 40-59 ve 60 yaş ve üzeri grupların ısı toleransı sınırlarının, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1 ila 4 derece artması durumunda hangi yaş gruplarında ve ne ölçüde aşılabileceği ele alındı.Araştırmaya göre, yaşlıların, küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece arttığı senaryoda karşılaşacağı sınır aşımının, gençlerin 4 derecelik ısınma senaryosunda karşılaşacağı aşımından daha sık ve mekansal olarak daha geniş olacağı tahmin ediliyor.Özellikle Güney Asya ve Basra Körfezi bölgesindeki yaşlıların, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 3 derece veya daha fazla artması halinde, yaklaşık 3 ay boyunca gece ve gündüz süren ısı maruziyetiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor.Öte yandan, 1,5 derecelik küresel ısınma senaryosunda, dünya genelindeki 1,33 milyar yaşlının 290 milyonu, yılda en az 180 saat telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldı. Buna karşılık, 4 derecelik ısınma senaryosunda dünya genelindeki 2,8 milyar gencin 490 milyonu yılda en az 180 saat telafi edilemeyen ısı stresi yaşadı.Küresel sıcaklıkların daha da artmasıyla yaşlıların maruz kaldığı telafi edilemeyen ısı stresinin etkilediği alan ve süresi hızla genişledi, 2 ve 3 derecelik ısınma senaryolarında tropikal ve subtropikal bölgelerin büyük bölümünü kapsadı. Ayrıca 4 derecelik ısınma senaryosunda bu bölgelerin geniş kesimlerinde yıllık birikimli telafi edilemeyen ısı stresi 1620 saati aştı. Bu alanlar arasında Hindistan-Ganj Ovası, Doğu Çin, Batı Afrika ve Güneydoğu Asya gibi nüfusun yoğun olduğu bölgeler de yer aldı.Küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1 derece arttığı senaryoda, yaklaşık 110 milyon kişinin yılda 180 saatten fazla telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldığı hesaplandı. Bu tahmin, küresel sıcaklıktaki her 1 derecelik artışta yaklaşık 1 milyar kişilik artışla yükselerek, 3 derecelik ısınmada 2 milyara, 4 derecelik ısınmada ise 3 milyara ulaştı.Maruz kalanlar arasında yaşlılar tüm senaryolarda en büyük payı oluşturdu. 1,5 derecelik ısınma senaryosunda, telafi edilemeyen ısı stresine maruz kalan toplam 370 milyon kişinin 290 milyonu 60 yaş ve üzerindeki kişilerden oluştu. Ayrıca 3 derecelik ısınma senaryosunda, dünya genelindeki 2,9 milyar yaşlının 1,3 milyarı, yılda 180 saatten fazla telafi edilemeyen ısı stresine maruz kaldı. Bu sayı, 4 derecelik ısınmada 1,85 milyara yükselirken, yaşlı nüfusun maruz kalan kısmı yüzde 56,6'ya ulaştı.Yaşlılar üzerindeki sıcaklık baskısıCoğrafi Bilgi Sistemleri Analisti Gernot Nikolaus tarafından yapılan Gelecek iklim senaryoları altında Güneybatı Avrupa'daki yaşlı nüfusun maruz kalacağı öngörülen ısı miktarı başlıklı farklı bir çalışmada ise gelecek projeksiyonlarında Portekiz, İspanya ve Fransa'daki yaşlı nüfusun farklı iklim senaryolarındaki yaz sıcağına maruz kalma olasılıkları analiz edildi.Çalışmada, 1995-2014 temel dönem, 2041-2060 yüzyıl ortası dönem olarak ele alındı.Küresel sera gazı emisyonlarının kontrol altına alınmaması durumunda atmosferik sıcaklıklarda yaşanacak artışların öngörüldüğü çalışmada, Güneybatı Avrupa'da, özellikle de Portekiz ve İspanya'da halihazırda yüksek seyreden sıcaklıkların daha da artacağı tahmin ediliyor.Çalışmada, İspanya'nın Cordoba, Sevilla, Ciudad Real ve Badajoz kentlerinde ortalama yaz sıcaklıklarının 36-37 dereceye ulaşması ve en kötü senaryoda sıcaklık artışlarının 5 dereceye çıkması bekleniyor. Portekiz'in Alentejo bölgesinde sıcaklıkların ortalama 33-34 derece, Fransa'da ise mutlak sıcaklıkların daha düşük olsa da ortalama 28-31 derece seviyesinde olması öngörülüyor.Yaşlı nüfusta 2025 ve 2050 yıllarında yaşanabilecek artış göz önüne alınarak sıcaklık maruziyetlerinin hesaplandığı çalışmada, 2050'ye kadar yaşlı bireylerin toplam nüfusun büyük bölümünü oluşturacağı üzerinde duruluyor.Sıcaklık artışı ve 2050'de öngörülen yaşlı nüfus oranı en kötü senaryoda ele alındığında, İspanya'da Zamora, Caceres ve Ciudad Real gibi iç bölgeler hem yüksek sıcaklık hem de yüksek yaşlı nüfus nedeniyle en yüksek birleşik maruz kalma oranıyla öne çıkıyor.Sıcak hava dalgalarının sıklığı ve şiddeti artabilirNikolaus, AA muhabirine, özellikle en kötü senaryoda, İspanya ve Portekiz'in birçok iç bölgesinin 2050'ye kadar ortalama yaz sıcaklığında önemli artışlar yaşayabileceğini söyledi.Çalışmadaki en dikkati çeken bulgunun yükselen sıcaklıklar ile yaşlanan nüfus arasındaki mekansal örtüşme olduğunu vurgulayan Nikolaus, İspanya'nın iç kesimleri, güçlü ısınmanın yaşlı nüfusun artışıyla aynı zamana denk gelmesi nedeniyle en yüksek birleşik maruziyeti göstermektedir. Bu, iklim riskinin sadece sıcaklık artışıyla ilgili olmadığı, aynı zamanda buna kimin maruz kaldığıyla da ilgili olduğu anlamına gelir. dedi.Nikolaus, artan ısı maruziyeti ve nüfusun yaşlanmasıyla özellikle aşırı sıcak hava dalgaları sırasında sağlık hizmetlerine olan talebin artabileceğine işaret ederek, şunları kaydetti:Bence en acil adım, sıcağı sadece bir hava olayı olarak değil, büyük bir halk sağlığı sorunu olarak ele almaktır. Hükümetler, sıcaklıkla mücadele planlarını güçlendirmeli, erken uyarı sistemlerini iyileştirmeli, kentsel yeşil altyapıyı genişletmeli, hedefli sosyal hizmetler aracılığıyla savunmasız grupları korumalı ve pasif soğutma için bina tasarımını geliştirmelidir. Çalışmam, uyum politikalarının mekansal olarak hedeflenmesi gerektiğini vurgulamaktadır dolayısıyla iklim değişikliğini yalnızca ulusal düzeyde tartışmak yeterli değildir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Mikro trendler sosyal medyanın hızlandırdığı tüketim döngüsünü besliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/mikro-trendler-sosyal-medyanin-hizlandirdigi-tuketim-dongusunu-besliyor/903700/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/mikro-trendler-sosyal-medyanin-hizlandirdigi-tuketim-dongusunu-besliyor/903700/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:22 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / İçerik üreticileri ve markaların da dahil olduğu süreçte, bir akımın ortaya çıkışı ile yaygınlaşması arasındaki süre giderek kısalırken, kullanıcıların yeni trendlere yönelme ve onları tüketme hızı artıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : BÜŞRANUR KESKİNKILIÇ - Sosyal medya platformlarında her gün yeni bir akım, estetik anlayış ya da tüketim alışkanlığı olarak kullanıcıların karşısına çıkan mikro trendler, kısa sürede geniş görünürlük kazanarak sosyal medyanın hızlandırdığı tüketim döngüsünü besliyor.Dar bir kitle tarafından benimsenen ve ömrü çoğunlukla kısa olan bu geçici akımlar, mikro trend olarak adlandırılıyor.Mikro trendler, özellikle TikTok, Instagram ve benzeri platformların kullanıcıların içerikle etkileşim biçimini değiştirmesiyle gündelik hayatın daha görünür bir parçası haline geldi.Belirli bir giyim tarzı, makyaj biçimi, dekorasyon anlayışı, yiyecek veya yaşam tarzı kısa sürede binlerce kullanıcı tarafından taklit edilebilirken, aynı hızla popülerliğini kaybedebiliyor.Sosyal medya algoritmaları, kullanıcıların ilgi alanlarına göre içerikleri öne çıkararak belirli trendlerin kısa sürede daha fazla kişiye ulaşmasına zemin hazırlıyor.İçerik üreticileri ve markaların da dahil olduğu bu süreçte, bir akımın ortaya çıkışı ile yaygınlaşması arasındaki süre giderek kısalırken, kullanıcıların yeni trendlere yönelme ve onları tüketme hızı artıyor.Mikro trendlerin yalnızca dijital kültürle sınırlı kalmadığı, tüketim alışkanlıkları üzerinde de etkili olduğu değerlendiriliyor.Yeni ve popüler olana kısa aralıklarla yönelme, kullanıcıların sahip oldukları ürünleri veya benimsedikleri tarzları hızla değiştirmesine neden olabilirken, sosyal medyada görünür olma isteği de bu döngüyü destekleyebiliyor.Genç nesiller, kendilerini ifade etme konusunda sosyal medyaya güveniyorSt. Mary's Üniversitesi Sanat, Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi İletişim Çalışmaları bölümünden Profesör Katherine Hampsten ve İletişim Bilimleri bölümü öğrencisi Camila Berumen, mikro trendlerin nasıl ortaya çıktığını, neden bu kadar hızlı yayıldığını ve kullanıcı davranışlarını nasıl etkilediğini AA muhabirine değerlendirdi.Profesör Hampsten, genç nesillerin, kendilerini ifade etme konusunda sosyal medyaya güvendiklerini söyleyerek, bu neslin mikro trendlere gösterdiği ilgiyle onların tüketim alışkanlıklarına ve süreç içerisinde şekillenen kültürel değerlerine ilişkin pek çok bilgi edinilebileceğine dikkati çekti.Berumen de mikro trendlerin çok daha kısa ömürlü bir moda akımı, popüler hale gelen bir ürün ya da estetik olarak tanımlanabileceğini belirterek, mikro trendlerin sosyal medyadaki popülerlik süresinin birkaç hafta ila 3 ay sürdüğünü kaydetti.Mikro trendlerin hızla yayılmasında hayranlık uyandıran özelliklere sahip içerik üreticilerinin etkisi varTikTok ve Instagram gibi sosyal medya platformlarının tüketim alışkanlıklarını tamamen değiştirdiğine işaret eden Berumen, günlük olarak sunulan içerik sayısının bu zamana kadar hiç görülmemiş bir hızda arttığını vurguladı.Berumen, sosyal medyada sürekli yeni ve ilgi çekici bilgiler sunulduğunu aktararak Bu platformlardaki algoritmalar, bizim sürekli hızlı tempoda ekran kaydırma (scrolling) yapmamız nedeniyle daha kısa formatlı içerikleri ön plana çıkarıyor. Bu nedenle, izleyicilere daha kısa içerikler, daha kısa videolar sunuyorlar çünkü izleyiciler bu tür içeriklere olumlu tepki veriyor. Bu da şu anlama geliyor; eğer belirli bir konu hakkında insanların beğendiği kısa bir video yaparsanız, bu içerik yüksek sıklıkta öne çıkarılmaya devam edecek. diye konuştu.Sosyal medya ile ortaya çıkan anlık tatmin kavramına değinen Berumen ve Hampsten, mikro trendlerin hızla yayılmasının gençler üzerinde hayranlık uyandıran özelliklere sahip içerik üreticilerinin etkisiyle bağlantısına işaret etti.Sosyal medyadan uzaklaşmak da bir trend haline geldiBerumen, sosyal medyadan önce bu akımların magazin dergileri üzerinden ilerlediğini hatırlatarak Ama şimdiki, çok daha büyük ölçekte ve çok daha hızlı bir tempoda gerçekleşiyor. Aradaki fark ise sosyal medyanın milyonlarca insana görme, izleme ve taklit etme imkanı sunması. Buna karşılık, tek bir unsurun birkaç gün içinde küresel bir fenomen haline gelmesidir. dedi.Sosyal medya profillerinin, kişiyi bir nevi marka haline getirdiğini dile getiren Berumen, insanların yeni tanıştığı bir kişiyi hemen sosyal medya platformlarında aratmasının yaygınlaşmasına da değindi.Berumen ve Hampsten, hiç bitmeyen hızlı değişim döngüsünden ve tüm bunların günlük hayatta bu kadar hızlı şekilde tüketilmesinden kaynaklanan bir tür yorgunluk oluşmaya başladığının altını çizdi.Hızlı tüketim alışkanlıklarının, kişilerin sosyal medyadan uzaklaşmasına da yol açtığını aktaran Berumen, Bence bu biraz ironik çünkü son zamanlarda fark ettiğim kadarıyla, bu durumun kendisi bir trend haline geldi; analog medyaya yönelme, telefondan uzaklaşıp yapacak başka şeyler bulma gibi. Bu durumun kendisi bir trend haline geldi. Ancak bunun nedeni, son birkaç yıldır kendimizi kaptırdığımız dijital alandan uzaklaşmaya çalışmamız. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : BÜŞRANUR KESKİNKILIÇ - Sosyal medya platformlarında her gün yeni bir akım, estetik anlayış ya da tüketim alışkanlığı olarak kullanıcıların karşısına çıkan mikro trendler, kısa sürede geniş görünürlük kazanarak sosyal medyanın hızlandırdığı tüketim döngüsünü besliyor.Dar bir kitle tarafından benimsenen ve ömrü çoğunlukla kısa olan bu geçici akımlar, mikro trend olarak adlandırılıyor.Mikro trendler, özellikle TikTok, Instagram ve benzeri platformların kullanıcıların içerikle etkileşim biçimini değiştirmesiyle gündelik hayatın daha görünür bir parçası haline geldi.Belirli bir giyim tarzı, makyaj biçimi, dekorasyon anlayışı, yiyecek veya yaşam tarzı kısa sürede binlerce kullanıcı tarafından taklit edilebilirken, aynı hızla popülerliğini kaybedebiliyor.Sosyal medya algoritmaları, kullanıcıların ilgi alanlarına göre içerikleri öne çıkararak belirli trendlerin kısa sürede daha fazla kişiye ulaşmasına zemin hazırlıyor.İçerik üreticileri ve markaların da dahil olduğu bu süreçte, bir akımın ortaya çıkışı ile yaygınlaşması arasındaki süre giderek kısalırken, kullanıcıların yeni trendlere yönelme ve onları tüketme hızı artıyor.Mikro trendlerin yalnızca dijital kültürle sınırlı kalmadığı, tüketim alışkanlıkları üzerinde de etkili olduğu değerlendiriliyor.Yeni ve popüler olana kısa aralıklarla yönelme, kullanıcıların sahip oldukları ürünleri veya benimsedikleri tarzları hızla değiştirmesine neden olabilirken, sosyal medyada görünür olma isteği de bu döngüyü destekleyebiliyor.Genç nesiller, kendilerini ifade etme konusunda sosyal medyaya güveniyorSt. Mary's Üniversitesi Sanat, Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi İletişim Çalışmaları bölümünden Profesör Katherine Hampsten ve İletişim Bilimleri bölümü öğrencisi Camila Berumen, mikro trendlerin nasıl ortaya çıktığını, neden bu kadar hızlı yayıldığını ve kullanıcı davranışlarını nasıl etkilediğini AA muhabirine değerlendirdi.Profesör Hampsten, genç nesillerin, kendilerini ifade etme konusunda sosyal medyaya güvendiklerini söyleyerek, bu neslin mikro trendlere gösterdiği ilgiyle onların tüketim alışkanlıklarına ve süreç içerisinde şekillenen kültürel değerlerine ilişkin pek çok bilgi edinilebileceğine dikkati çekti.Berumen de mikro trendlerin çok daha kısa ömürlü bir moda akımı, popüler hale gelen bir ürün ya da estetik olarak tanımlanabileceğini belirterek, mikro trendlerin sosyal medyadaki popülerlik süresinin birkaç hafta ila 3 ay sürdüğünü kaydetti.Mikro trendlerin hızla yayılmasında hayranlık uyandıran özelliklere sahip içerik üreticilerinin etkisi varTikTok ve Instagram gibi sosyal medya platformlarının tüketim alışkanlıklarını tamamen değiştirdiğine işaret eden Berumen, günlük olarak sunulan içerik sayısının bu zamana kadar hiç görülmemiş bir hızda arttığını vurguladı.Berumen, sosyal medyada sürekli yeni ve ilgi çekici bilgiler sunulduğunu aktararak Bu platformlardaki algoritmalar, bizim sürekli hızlı tempoda ekran kaydırma (scrolling) yapmamız nedeniyle daha kısa formatlı içerikleri ön plana çıkarıyor. Bu nedenle, izleyicilere daha kısa içerikler, daha kısa videolar sunuyorlar çünkü izleyiciler bu tür içeriklere olumlu tepki veriyor. Bu da şu anlama geliyor; eğer belirli bir konu hakkında insanların beğendiği kısa bir video yaparsanız, bu içerik yüksek sıklıkta öne çıkarılmaya devam edecek. diye konuştu.Sosyal medya ile ortaya çıkan anlık tatmin kavramına değinen Berumen ve Hampsten, mikro trendlerin hızla yayılmasının gençler üzerinde hayranlık uyandıran özelliklere sahip içerik üreticilerinin etkisiyle bağlantısına işaret etti.Sosyal medyadan uzaklaşmak da bir trend haline geldiBerumen, sosyal medyadan önce bu akımların magazin dergileri üzerinden ilerlediğini hatırlatarak Ama şimdiki, çok daha büyük ölçekte ve çok daha hızlı bir tempoda gerçekleşiyor. Aradaki fark ise sosyal medyanın milyonlarca insana görme, izleme ve taklit etme imkanı sunması. Buna karşılık, tek bir unsurun birkaç gün içinde küresel bir fenomen haline gelmesidir. dedi.Sosyal medya profillerinin, kişiyi bir nevi marka haline getirdiğini dile getiren Berumen, insanların yeni tanıştığı bir kişiyi hemen sosyal medya platformlarında aratmasının yaygınlaşmasına da değindi.Berumen ve Hampsten, hiç bitmeyen hızlı değişim döngüsünden ve tüm bunların günlük hayatta bu kadar hızlı şekilde tüketilmesinden kaynaklanan bir tür yorgunluk oluşmaya başladığının altını çizdi.Hızlı tüketim alışkanlıklarının, kişilerin sosyal medyadan uzaklaşmasına da yol açtığını aktaran Berumen, Bence bu biraz ironik çünkü son zamanlarda fark ettiğim kadarıyla, bu durumun kendisi bir trend haline geldi; analog medyaya yönelme, telefondan uzaklaşıp yapacak başka şeyler bulma gibi. Bu durumun kendisi bir trend haline geldi. Ancak bunun nedeni, son birkaç yıldır kendimizi kaptırdığımız dijital alandan uzaklaşmaya çalışmamız. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/mikro-trendler-sosyal-medyanin-hizlandirdigi-tuketim-dongusunu-besliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Afrika'da terör örgütlerinin yapay zekaya erişimi güvenlik risklerini artırıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/afrika-da-teror-orgutlerinin-yapay-zekaya-erisimi-guvenlik-risklerini-artiriyor/903698/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/afrika-da-teror-orgutlerinin-yapay-zekaya-erisimi-guvenlik-risklerini-artiriyor/903698/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık: - Afrika'da terör örgütlerinin ve silahlı örgütlerin yapay zeka araçlarına erişiminin artması, mevcut güvenlik sorunlarını tamamen değiştirmekten çok, bu örgütlerin sahip olduğu bazı kapasitelere yeni bir boyut kazandırabilir - Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceren Yegen: - Günümüzde birçok yerde olduğu gibi Afrika'da da terör örgütlerinin ve silahlı örgütlerin yapay zekaya erişiminin kolaylaşması, bilhassa Sahel, Nijerya ile Doğu Afrika'da halihazırda kırılganlık taşıyan güvenlik ortamını daha karmaşık hale getirebilir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, yapay zekanın Afrika'daki silahlı gruplara yeni bir kapasite kazandırmaktan çok mevcut imkanlarını hız, ölçek ve maliyet açısından güçlendirdiğini belirterek, teknolojinin sosyal medya ve mevcut dijital ağlarla birleşmesinin kıtadaki güvenlik risklerini artırabileceğine dikkati çekiyor.Yapay zeka, Afrika'daki terör ve silahlı örgütlerin propaganda ve iletişim faaliyetlerinin yanı sıra teknik bilgiye erişim, örgüt içi eğitim, bilgi toplama ve operasyonel süreçlerde de kullanılmaya başlanıyor.Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi (UNOCT), Cambridge Üniversitesi Yapay Zeka Bilimi ve Politikası Programı (CASP), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Terörle Mücadele Komitesi ve Global Terrorism Index 2026 verileri, yapay zekanın silahlı örgütlerin mevcut faaliyetlerini daha hızlı ve düşük maliyetle yürütmelerini sağlayabilecek bir araca dönüştüğüne işaret ediyor.CASP araştırmacısının Nijerya'nın kuzeydoğusunda terör örgütü Boko Haram'ın 27 eski mensubuyla yaptığı görüşmeler, örgütün ChatGPT, Claude, Gemini, Grok, Meta AI ve DeepSeek gibi yapay zeka sistemlerini çatışma ve günlük faaliyetlerinde kullanmaya başladığını ortaya koydu.Görüşmeler sonucunda, örgüt mensuplarının yapay zekadan silahların kullanımı ve bakımına ilişkin teknik bilgi edinmek, başarısız operasyonları değerlendirmek, taktik planlama yapmak ve operasyon güvenliğini geliştirmek amacıyla yararlandığı belirlendi.Görüşme yapılan 27 eski Boko Haram mensubundan 15'inin örgütün yapay zeka faaliyetlerinden haberdar olması, yapay zeka kullanımının belirli örgüt elebaşları ve teknik birimler çevresinde yoğunlaştığını gösterdi.Yapay zekanın terör örgütlerince propaganda amacıyla kullanılması yeni bir olgu değil. Ancak üretken yapay zeka araçlarının yaygınlaşması, propaganda içeriklerinin hazırlanması, farklı dillere çevrilmesi ve ses, görüntü ve video üretimini daha hızlı ve düşük maliyetli hale getiriyor.BM Terörle Mücadele Ofisinin 2026 tarihli uygulama rehberinde, üretken yapay zekanın terör örgütlerinin çok dilli ve çok formatlı propaganda üretimini hızlandırabileceği, yapay zeka tarafından oluşturulan içeriklerin zararlı anlatıların yayılımını artırabileceği değerlendiriliyor. Afrika'nın dil ve kültürel çeşitliliği de teknolojinin propaganda alanındaki etkisini artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.Global Terrorism Index 2026 verilerine göre, Sahra Altı Afrika küresel terörün merkez üssü olmayı sürdürüyor. Dünya genelinde 2025'te terör kaynaklı ölümler azalırken, Nijerya'da terör kaynaklı ölümler yüzde 46 artarak 750'ye yükseldi. Ülkedeki can kayıplarının yüzde 80'inden terör örgütü Boko Haram ile DEAŞ'ın Batı Afrika kolu ISWAP sorumlu tutuldu.Mevcut güvenlik sorunlarını daha hızlı ve düşük maliyetle büyütebilirAA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Afrika'da terör ve silahlı örgütlerin yapay zeka araçlarına erişiminin artmasının kıtadaki mevcut güvenlik sorunlarını tamamen değiştirmekten ziyade, bu örgütlerin sahip olduğu bazı kapasitelere yeni bir boyut kazandırabileceğini belirtti.Sahel bölgesinde sınır güvenliği, devlet otoritesinin zayıflığı, düzensiz göç ve silahlı grupların hareketliliği gibi sorunların halihazırda bulunduğunu söyleyen Kırık, Nijerya'da Boko Haram ve benzeri yapıların, Doğu Afrika'da ise özellikle Somali merkezli örgütlerin dijital alanı daha etkin kullanmasının mümkün olduğunu ifade etti.Yapay zekanın bu yapılara propaganda, iletişim, bilgi toplama ve mevcut dijital faaliyetleri daha hızlı yürütme konusunda avantaj sağlayabileceğini dile getiren Kırık, Yapay zekayı tek başına yeni bir tehdit kaynağı olarak görmek yerine, mevcut güvenlik sorunlarını daha hızlı ve daha düşük maliyetle büyütebilecek bir araç olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. dedi.Kırık, Afrika'daki dil çeşitliliğinin yapay zeka araçlarıyla farklı topluluklara yönelik içerik üretimini kolaylaştırabileceğini belirtti.Terör örgütü Boko Haram örneğinde yapay zekanın propaganda dışında teknik bilgi edinme, operasyon planlama ve örgüt içi eğitim gibi alanlarda kullanılmasının örgütlerin kapasitesini güçlendirebileceğine işaret eden Kırık, şu değerlendirmelerde bulundu:Yapay zekayı tek başına yeni bir operasyonel kapasite oluşturan bir teknoloji olarak değerlendirmek yerine, mevcut kapasitenin daha verimli kullanılmasını sağlayabilecek bir çarpan olarak görmek daha doğru. Özellikle düşük maliyetli ve herkesin erişebildiği yapay zeka araçlarının yaygınlaşması, teknik bilgiye erişim konusunda daha önce yaşanan bazı engelleri azaltabilir.Kırık, gelecek 3 ila 5 yılda deepfake ve dezenformasyonun Afrika'da önemli riskler arasında yer alacağını, kıtadaki dil ve kültürel çeşitliliğin hedef kitleye özel içerik üretimini kolaylaştırabileceğini söyledi.Örgütlerin yapay zekaya erişimini kolaylaştıran unsurların başında teknolojinin ucuzlaması ve erişilebilir hale gelmesinin geldiğini belirten Kırık, şunları kaydetti:Sosyal medya ve mevcut dijital ağlar da bu kapasitenin etkisini artırıyor. Dolayısıyla burada tek bir faktörden söz etmek yerine, ucuz ve erişilebilir yapay zeka araçları, sosyal medya platformları ve mevcut dijital ağların birleşiminin asıl riski oluşturduğunu söylemek daha doğru olacaktır.Gelecek dönemde güvenlik politikalarının yalnızca teknolojiye erişimi kısıtlamaya değil, bu üç alanın birlikte oluşturduğu ekosistemi izlemeye odaklanması gerektiğinin altını çizen Kırık, Afrika'da terör örgütlerinin ve silahlı örgütlerin yapay zeka araçlarına erişiminin artması, mevcut güvenlik sorunlarını tamamen değiştirmekten çok, bu örgütlerin sahip olduğu bazı kapasitelere yeni bir boyut kazandırabilir. ifadesini kullandı.Yapay zeka bir anlamda çarpan etkisi yaratıyorMersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceren Yegen, özellikle son yıllarda görünürlüğü hızla artan deepfake ve yapay içeriklerin yaygınlaşmasının propaganda faaliyetlerinin yanı sıra dezenformasyon ve toplumsal güven açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti.Afrika'da terör ve silahlı örgütlerin yapay zekaya erişiminin kolaylaşmasının ciddi sorunları beraberinde getireceğini dile getiren Yegen, Günümüzde birçok yerde olduğu gibi Afrika'da da terör örgütleri ve silahlı örgütlerin yapay zekaya erişiminin kolaylaşması, bilhassa Sahel, Nijerya ile Doğu Afrika'da halihazırda kırılganlık taşıyan güvenlik ortamını daha karmaşık hale getirebilir. dedi.Buradaki temel meselenin yapay zekanın örgütlere sıfırdan bir kapasite kazandırmasından ziyade, mevcut kapasiteyi hız, ölçek ve erişim açısından güçlendirmesi olduğunu ifade eden Yegen, Yapay zeka bir anlamda çarpan etkisi yaratıyor. değerlendirmesinde bulundu.Propagandanın söz konusu etkinin en görünür olduğu alanlardan biri olduğunu söyleyen Yegen, Metin, görüntü, ses ile video farklı dillerde kısa zaman içerisinde ve düşük maliyetle üretilebiliyor. Böylelikle örgütlerin farklı topluluklara ulaşmasını kolaylaştırabiliyor. Afrika'nın dilsel ve kültürel çeşitliliği göz önüne alındığında, bu durum önemli. diye konuştu.Boko Haram örneğinde yapay zekanın teknik bilgiye erişim, eğitim ve örgüt içi iletişim gibi alanlarda kullanılmasının mevcut kapasiteyi güçlendirebileceğini belirten Yegen, Önümüzdeki yıllarda, hatta hayli yakın vadede, yapay zekanın doğrudan operasyonel kullanımından daha fazla propaganda, deepfake ve dezenformasyonu kitlesel ölçekte kolaylaştırdığını görebiliriz. ifadesini kullandı.Güvenliğin artık yalnızca sahada şekillenmediğine işaret eden Yegen, Şimdilerde güvenlik sadece sahada şekillenmiyor, bireylerin neye inanacağı ve hangi bilgiye güveneceği üzerinden de şekilleniyor. dedi.Yapay zekanın tek başına bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Yegen, Yapay zeka tabii ki tek başına tehdit değil; ancak asıl risk, söz konusu teknolojinin örgütlerin mevcut dijital ağları ve sosyal medya ile birleşmesinde ortaya çıkıyor. diye konuştu.Yegen, yapay zekanın güvenlik açısından oluşturduğu riskler değerlendirilirken yalnızca örgütlerin teknolojiye erişimine odaklanılmaması gerektiğini, üretilen içeriğin ne kadar hızlı yayıldığı, farklı topluluklara nasıl uyarlandığı ve sosyal medya üzerinden ne ölçüde dolaşıma sokulabildiğinin de dikkate alınması gerektiğini kaydetti.Sahel bölgesinin kırılgan güvenlik ortamı, bu tür bir yayılmaya elverişli zemin sunuyorAfrika üzerine çalışmalar yapan Ali Fahd, terör gruplarının tarih boyunca en kolay ve hızlı çözümün peşinden gittiğini belirterek, bu grupların daha önce dini söylemler ve fetvalar üzerinden propaganda yaparken şimdi yapay zeka sohbet robotlarından yararlanmaya başladığını anlattı.Fahd, yapay zeka veya başka bir araç kullanılsa da değişen bir şey olmadığını dile getirerek Değişen şey ise kullanılan araç, değişmeyen ise arkasındaki amaç ve zihniyet. değerlendirmesinde bulundu.Bununla birlikte gelişmenin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizen Fahd, klasik terör pratiğinde bir patlayıcıyı doğru şekilde üretebilmenin tecrübe, usta-çırak ilişkisi ve uzun bir deneme-yanılma süreci gerektirdiğini, bugün ise bu tür bilgilerin bir ekrana sorulan birkaç soruyla elde edilebildiğini belirtti.Fahd, yapay zekanın, tehdidin niteliğinden çok ölçeğini değiştirerek bilgiye erişimi ve yayılımı hızlandırdığına dikkati çekti.Yoksulluğun, eğitim eksikliğinin ve siyasi otorite boşluğunun hakim olduğu bölgelerde bu tür kolaylaştırıcı bir teknolojinin ne denli hızlı yayılabileceğini öngörmenin zor olmadığını söyleyen Fahd, Nitekim Sahel bölgesinin kırılgan güvenlik ortamı, tam da bu tür bir yayılmaya elverişli zemin sunuyor ve bu da beraberinde güvenlik riskini artırıyor. ifadesini kullandı.Teknoloji şirketlerinin güvenlik önlemlerine ilişkin söylemlerinin sahadaki gerçeklikle örtüşmeyebileceğini dile getiren Fahd, basit bahanelerle veya birkaç hesap değiştirmekle aşılabilen kısıtlamaların gösterişten öteye geçmeyen bir güvenlik anlayışına işaret ettiğini aktardı.Bu noktada geliştiricilerin test senaryolarını yeniden düşünmesi gerektiğini kaydeden Fahd, Durum burada münferit, kötü niyetli bir bireysel kullanıcı olmaktan çıkıp örgütlü, sabırlı ve kaynak ayırabilen yapılara dönüşmüş vaziyette. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, yapay zekanın Afrika'daki silahlı gruplara yeni bir kapasite kazandırmaktan çok mevcut imkanlarını hız, ölçek ve maliyet açısından güçlendirdiğini belirterek, teknolojinin sosyal medya ve mevcut dijital ağlarla birleşmesinin kıtadaki güvenlik risklerini artırabileceğine dikkati çekiyor.Yapay zeka, Afrika'daki terör ve silahlı örgütlerin propaganda ve iletişim faaliyetlerinin yanı sıra teknik bilgiye erişim, örgüt içi eğitim, bilgi toplama ve operasyonel süreçlerde de kullanılmaya başlanıyor.Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi (UNOCT), Cambridge Üniversitesi Yapay Zeka Bilimi ve Politikası Programı (CASP), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Terörle Mücadele Komitesi ve Global Terrorism Index 2026 verileri, yapay zekanın silahlı örgütlerin mevcut faaliyetlerini daha hızlı ve düşük maliyetle yürütmelerini sağlayabilecek bir araca dönüştüğüne işaret ediyor.CASP araştırmacısının Nijerya'nın kuzeydoğusunda terör örgütü Boko Haram'ın 27 eski mensubuyla yaptığı görüşmeler, örgütün ChatGPT, Claude, Gemini, Grok, Meta AI ve DeepSeek gibi yapay zeka sistemlerini çatışma ve günlük faaliyetlerinde kullanmaya başladığını ortaya koydu.Görüşmeler sonucunda, örgüt mensuplarının yapay zekadan silahların kullanımı ve bakımına ilişkin teknik bilgi edinmek, başarısız operasyonları değerlendirmek, taktik planlama yapmak ve operasyon güvenliğini geliştirmek amacıyla yararlandığı belirlendi.Görüşme yapılan 27 eski Boko Haram mensubundan 15'inin örgütün yapay zeka faaliyetlerinden haberdar olması, yapay zeka kullanımının belirli örgüt elebaşları ve teknik birimler çevresinde yoğunlaştığını gösterdi.Yapay zekanın terör örgütlerince propaganda amacıyla kullanılması yeni bir olgu değil. Ancak üretken yapay zeka araçlarının yaygınlaşması, propaganda içeriklerinin hazırlanması, farklı dillere çevrilmesi ve ses, görüntü ve video üretimini daha hızlı ve düşük maliyetli hale getiriyor.BM Terörle Mücadele Ofisinin 2026 tarihli uygulama rehberinde, üretken yapay zekanın terör örgütlerinin çok dilli ve çok formatlı propaganda üretimini hızlandırabileceği, yapay zeka tarafından oluşturulan içeriklerin zararlı anlatıların yayılımını artırabileceği değerlendiriliyor. Afrika'nın dil ve kültürel çeşitliliği de teknolojinin propaganda alanındaki etkisini artırabilecek unsurlar arasında yer alıyor.Global Terrorism Index 2026 verilerine göre, Sahra Altı Afrika küresel terörün merkez üssü olmayı sürdürüyor. Dünya genelinde 2025'te terör kaynaklı ölümler azalırken, Nijerya'da terör kaynaklı ölümler yüzde 46 artarak 750'ye yükseldi. Ülkedeki can kayıplarının yüzde 80'inden terör örgütü Boko Haram ile DEAŞ'ın Batı Afrika kolu ISWAP sorumlu tutuldu.Mevcut güvenlik sorunlarını daha hızlı ve düşük maliyetle büyütebilirAA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Afrika'da terör ve silahlı örgütlerin yapay zeka araçlarına erişiminin artmasının kıtadaki mevcut güvenlik sorunlarını tamamen değiştirmekten ziyade, bu örgütlerin sahip olduğu bazı kapasitelere yeni bir boyut kazandırabileceğini belirtti.Sahel bölgesinde sınır güvenliği, devlet otoritesinin zayıflığı, düzensiz göç ve silahlı grupların hareketliliği gibi sorunların halihazırda bulunduğunu söyleyen Kırık, Nijerya'da Boko Haram ve benzeri yapıların, Doğu Afrika'da ise özellikle Somali merkezli örgütlerin dijital alanı daha etkin kullanmasının mümkün olduğunu ifade etti.Yapay zekanın bu yapılara propaganda, iletişim, bilgi toplama ve mevcut dijital faaliyetleri daha hızlı yürütme konusunda avantaj sağlayabileceğini dile getiren Kırık, Yapay zekayı tek başına yeni bir tehdit kaynağı olarak görmek yerine, mevcut güvenlik sorunlarını daha hızlı ve daha düşük maliyetle büyütebilecek bir araç olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. dedi.Kırık, Afrika'daki dil çeşitliliğinin yapay zeka araçlarıyla farklı topluluklara yönelik içerik üretimini kolaylaştırabileceğini belirtti.Terör örgütü Boko Haram örneğinde yapay zekanın propaganda dışında teknik bilgi edinme, operasyon planlama ve örgüt içi eğitim gibi alanlarda kullanılmasının örgütlerin kapasitesini güçlendirebileceğine işaret eden Kırık, şu değerlendirmelerde bulundu:Yapay zekayı tek başına yeni bir operasyonel kapasite oluşturan bir teknoloji olarak değerlendirmek yerine, mevcut kapasitenin daha verimli kullanılmasını sağlayabilecek bir çarpan olarak görmek daha doğru. Özellikle düşük maliyetli ve herkesin erişebildiği yapay zeka araçlarının yaygınlaşması, teknik bilgiye erişim konusunda daha önce yaşanan bazı engelleri azaltabilir.Kırık, gelecek 3 ila 5 yılda deepfake ve dezenformasyonun Afrika'da önemli riskler arasında yer alacağını, kıtadaki dil ve kültürel çeşitliliğin hedef kitleye özel içerik üretimini kolaylaştırabileceğini söyledi.Örgütlerin yapay zekaya erişimini kolaylaştıran unsurların başında teknolojinin ucuzlaması ve erişilebilir hale gelmesinin geldiğini belirten Kırık, şunları kaydetti:Sosyal medya ve mevcut dijital ağlar da bu kapasitenin etkisini artırıyor. Dolayısıyla burada tek bir faktörden söz etmek yerine, ucuz ve erişilebilir yapay zeka araçları, sosyal medya platformları ve mevcut dijital ağların birleşiminin asıl riski oluşturduğunu söylemek daha doğru olacaktır.Gelecek dönemde güvenlik politikalarının yalnızca teknolojiye erişimi kısıtlamaya değil, bu üç alanın birlikte oluşturduğu ekosistemi izlemeye odaklanması gerektiğinin altını çizen Kırık, Afrika'da terör örgütlerinin ve silahlı örgütlerin yapay zeka araçlarına erişiminin artması, mevcut güvenlik sorunlarını tamamen değiştirmekten çok, bu örgütlerin sahip olduğu bazı kapasitelere yeni bir boyut kazandırabilir. ifadesini kullandı.Yapay zeka bir anlamda çarpan etkisi yaratıyorMersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceren Yegen, özellikle son yıllarda görünürlüğü hızla artan deepfake ve yapay içeriklerin yaygınlaşmasının propaganda faaliyetlerinin yanı sıra dezenformasyon ve toplumsal güven açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti.Afrika'da terör ve silahlı örgütlerin yapay zekaya erişiminin kolaylaşmasının ciddi sorunları beraberinde getireceğini dile getiren Yegen, Günümüzde birçok yerde olduğu gibi Afrika'da da terör örgütleri ve silahlı örgütlerin yapay zekaya erişiminin kolaylaşması, bilhassa Sahel, Nijerya ile Doğu Afrika'da halihazırda kırılganlık taşıyan güvenlik ortamını daha karmaşık hale getirebilir. dedi.Buradaki temel meselenin yapay zekanın örgütlere sıfırdan bir kapasite kazandırmasından ziyade, mevcut kapasiteyi hız, ölçek ve erişim açısından güçlendirmesi olduğunu ifade eden Yegen, Yapay zeka bir anlamda çarpan etkisi yaratıyor. değerlendirmesinde bulundu.Propagandanın söz konusu etkinin en görünür olduğu alanlardan biri olduğunu söyleyen Yegen, Metin, görüntü, ses ile video farklı dillerde kısa zaman içerisinde ve düşük maliyetle üretilebiliyor. Böylelikle örgütlerin farklı topluluklara ulaşmasını kolaylaştırabiliyor. Afrika'nın dilsel ve kültürel çeşitliliği göz önüne alındığında, bu durum önemli. diye konuştu.Boko Haram örneğinde yapay zekanın teknik bilgiye erişim, eğitim ve örgüt içi iletişim gibi alanlarda kullanılmasının mevcut kapasiteyi güçlendirebileceğini belirten Yegen, Önümüzdeki yıllarda, hatta hayli yakın vadede, yapay zekanın doğrudan operasyonel kullanımından daha fazla propaganda, deepfake ve dezenformasyonu kitlesel ölçekte kolaylaştırdığını görebiliriz. ifadesini kullandı.Güvenliğin artık yalnızca sahada şekillenmediğine işaret eden Yegen, Şimdilerde güvenlik sadece sahada şekillenmiyor, bireylerin neye inanacağı ve hangi bilgiye güveneceği üzerinden de şekilleniyor. dedi.Yapay zekanın tek başına bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Yegen, Yapay zeka tabii ki tek başına tehdit değil; ancak asıl risk, söz konusu teknolojinin örgütlerin mevcut dijital ağları ve sosyal medya ile birleşmesinde ortaya çıkıyor. diye konuştu.Yegen, yapay zekanın güvenlik açısından oluşturduğu riskler değerlendirilirken yalnızca örgütlerin teknolojiye erişimine odaklanılmaması gerektiğini, üretilen içeriğin ne kadar hızlı yayıldığı, farklı topluluklara nasıl uyarlandığı ve sosyal medya üzerinden ne ölçüde dolaşıma sokulabildiğinin de dikkate alınması gerektiğini kaydetti.Sahel bölgesinin kırılgan güvenlik ortamı, bu tür bir yayılmaya elverişli zemin sunuyorAfrika üzerine çalışmalar yapan Ali Fahd, terör gruplarının tarih boyunca en kolay ve hızlı çözümün peşinden gittiğini belirterek, bu grupların daha önce dini söylemler ve fetvalar üzerinden propaganda yaparken şimdi yapay zeka sohbet robotlarından yararlanmaya başladığını anlattı.Fahd, yapay zeka veya başka bir araç kullanılsa da değişen bir şey olmadığını dile getirerek Değişen şey ise kullanılan araç, değişmeyen ise arkasındaki amaç ve zihniyet. değerlendirmesinde bulundu.Bununla birlikte gelişmenin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizen Fahd, klasik terör pratiğinde bir patlayıcıyı doğru şekilde üretebilmenin tecrübe, usta-çırak ilişkisi ve uzun bir deneme-yanılma süreci gerektirdiğini, bugün ise bu tür bilgilerin bir ekrana sorulan birkaç soruyla elde edilebildiğini belirtti.Fahd, yapay zekanın, tehdidin niteliğinden çok ölçeğini değiştirerek bilgiye erişimi ve yayılımı hızlandırdığına dikkati çekti.Yoksulluğun, eğitim eksikliğinin ve siyasi otorite boşluğunun hakim olduğu bölgelerde bu tür kolaylaştırıcı bir teknolojinin ne denli hızlı yayılabileceğini öngörmenin zor olmadığını söyleyen Fahd, Nitekim Sahel bölgesinin kırılgan güvenlik ortamı, tam da bu tür bir yayılmaya elverişli zemin sunuyor ve bu da beraberinde güvenlik riskini artırıyor. ifadesini kullandı.Teknoloji şirketlerinin güvenlik önlemlerine ilişkin söylemlerinin sahadaki gerçeklikle örtüşmeyebileceğini dile getiren Fahd, basit bahanelerle veya birkaç hesap değiştirmekle aşılabilen kısıtlamaların gösterişten öteye geçmeyen bir güvenlik anlayışına işaret ettiğini aktardı.Bu noktada geliştiricilerin test senaryolarını yeniden düşünmesi gerektiğini kaydeden Fahd, Durum burada münferit, kötü niyetli bir bireysel kullanıcı olmaktan çıkıp örgütlü, sabırlı ve kaynak ayırabilen yapılara dönüşmüş vaziyette. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Konut satışlarında DASK poliçesinin devredilmesi son buluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/konut-satislarinda-dask-policesinin-devredilmesi-son-buluyor/903697/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/konut-satislarinda-dask-policesinin-devredilmesi-son-buluyor/903697/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Zorunlu Deprem Sigortası'nın konut satışlarında yeni mülk sahibine devredilmesini sonlandırarak, satıcılara başvuru üzerine kullanılmayan süreye ait primlerini geri alma imkanı tanınmasını ve alıcılar için yeni poliçe düzenlenmesini öngören düzenleme 5 Eylül'de yürürlüğe girecek - DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan: - Evini satan vatandaşlarımızın, mevcut poliçelerinin tapudaki satış işlemiyle birlikte sona ereceğini bilmeleri ve poliçenin kullanılmayan günlerine ait prim iadesi için sigorta şirketleri veya acenteleriyle iletişime geçmeleri gerekiyor. Ev satın alan vatandaşlarımızın ise tapu işlemi öncesinde kendi adlarına geçerli bir ZDS poliçesi bulunup bulunmadığı kontrol edilecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - ​​​​​​​Konut satışlarında Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) poliçesinin yeni mülk sahibine devredilmesi uygulamasını 5 Eylül itibarıyla sona erdirecek düzenlemeyle, evini satan vatandaşlara kullanılmayan süreye ait primleri iade edilecek, alıcılar için yeni poliçe yapılması gerekecek.Geçen ay Resmi Gazete'de yayımlanan, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tebliğiyle duyurulan ve 5 Eylül'de yürürlüğe girecek yeni düzenlemeyle satış durumunda ZDS poliçesinin yeni mülk sahibine devri uygulaması sonlandırıldı.Doğal Afet Sigortaları Kurumundan (DASK) edinilen bilgiye göre, bu tarihten itibaren bir konut satıldığında, eski ev sahibine ait ZDS poliçesi yeni ev sahibine geçmeyecek. Mevcut poliçe, eski ev sahibinin sigorta şirketi veya acentesine iptal talebi için başvurusu üzerine satışın tapuda tescil edildiği tarih itibarıyla sona erecek. Tapu işlemi sırasında da evi satın alan kişinin kendi adına ZDS poliçesi bulunup bulunmadığı kontrol edilecek.Evini satanlar açısından bakıldığında, sona eren poliçede kullanılmayan günlere karşılık gelen prim tutarı, sigorta ettiren veya önceki ev sahibinin başvurusu üzerine poliçeyi yaptıran kişiye iade edilecek. Böylece satış sonrasında eski ev sahibine ait poliçenin yeni ev sahibine ek belgeyle devredilmesi yerine, ZDS poliçesinin konutun yeni sahibi adına düzenlenmesi esas olacak.Yeni düzenleme, konutun satılmasının yanı sıra satış dışında konut üzerindeki hak sahibinin değiştiği diğer durumlara ilişkin süreci de kapsıyor. Satış ve satışa benzer işlemler dışındaki durumlarda mevcut ZDS poliçesi sona ermeyecek, konutun yeni hak sahibiyle devam edecek.Satış dışındaki işlemlerden dolayı yeni hak sahibinin, mevcut poliçenin varlığını öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde poliçeye aracılık eden sigorta şirketine bildirimde bulunması gerekecek. Bildirimin alınmasının ardından ilgili sigorta şirketi veya acente, 24 saat içinde hak sahibi değişikliğini poliçeye işleyecek ve güncellenen poliçeyi yeni hak sahibine verecek.Prim iadesi işlemleri için ilgili sigorta şirketi veya acenteyle iletişime geçilebilirSöz konusu düzenlemeye ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan, kurum olarak sigortalıların ihtiyaçlarını ve uygulamada ortaya çıkan gereksinimleri yakından takip ettiklerini, ZDS sisteminin daha etkin işlemesine yönelik ihtiyaçları tespit ederek SEDDK ile sürekli istişare halinde çalıştıklarını söyledi.Düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan Demirkan, ZDS sisteminde süreçlerin vatandaşlar açısından açık ve anlaşılır olmasının, aynı zamanda uygulamanın tüm taraflar için aynı şekilde yürütülmesinin önem taşıdığına dikkati çekti.Demirkan, yeni düzenlemeyle bir konutun sahibinin değişmesi durumunda mevcut poliçenin nasıl devam edeceğine ilişkin sürecin daha açık hale getirilmesinin, uygulama birliğinin güçlendirilmesinin ve poliçenin doğru kişi adına düzenlenmesinin hedeflendiğini kaydetti.Evini satan vatandaşların kullanılmayan süreye ait prim iade sürecinin işleyişine değinen Demirkan, Vatandaşlarımız, prim iadesine ilişkin işlemler için poliçelerini düzenleyen sigorta şirketi veya acenteleriyle iletişime geçebilir. İade tutarı, tapudaki tescil tarihi esas alınarak poliçenin kullanılmayan süresine göre hesaplanacak. açıklamasını yaptı.Yeni uygulamada sigorta şirketleri ve acentelerin özellikle satış dışındaki hak sahibi değişikliklerinde önemli rol üstleneceklerini belirten Demirkan, bunların konutun yeni hak sahibinin bildirimi üzerine 24 saat içinde değişikliği poliçeye işleyip güncellenen poliçeyi yeni hak sahibine vermelerinin yanı sıra, satış nedeniyle sona eren poliçelerde kullanılmayan günlere ait primlerin iadesine ilişkin başvurularda da vatandaşların başvuru noktası olacaklarını bildirdi.Yeni dönemde konut alıp satacaklara tavsiyelerBalkır Demirkan, 5 Eylül'den sonra ev alacak veya satacak vatandaşlara şu tavsiyelerde bulundu:Yeni dönemde vatandaşlarımızın özellikle ev alım ve satım işlemlerinde ZDS poliçelerini de sürecin bir parçası olarak değerlendirmeleri önem taşıyor. Evini satan vatandaşlarımızın, mevcut poliçelerinin tapudaki satış işlemiyle birlikte sona ereceğini bilmeleri ve poliçenin kullanılmayan günlerine ait prim iadesi için sigorta şirketleri veya acenteleriyle iletişime geçmeleri gerekiyor. Ev satın alan vatandaşlarımızın ise tapu işlemi öncesinde kendi adlarına geçerli bir ZDS poliçesi bulunup bulunmadığı kontrol edilecek.Satış dışındaki hak sahibi değişikliklerinde mevcut poliçenin ek belge yapılması koşuluyla yeni hak sahibiyle devam edeceğini hatırlatan Demirkan, sözlerini şöyle tamamladı:Bu durumda yeni hak sahibinin, mevcut poliçenin varlığını öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde poliçeye aracılık eden sigorta şirketine bildirimde bulunması gerekiyor. Bildirimin ardından gerekli poliçe güncellemesi 24 saat içinde sigorta şirketi veya acente tarafından gerçekleştirilecek. Vatandaşlarımız, ZDS poliçelerine ilişkin işlemler için öncelikle poliçelerini düzenleyen sigorta şirketi veya acenteleriyle iletişime geçebilirler. Sigorta şirketi veya acentelerine ulaşamamaları ya da süreçle ilgili bilgi ve desteğe ihtiyaç duymaları halinde ise dask.gov.tr internet sitemizde yer alan 'DASK'a mesajım var' bölümünden kurumumuza ulaşabilirler.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - ​​​​​​​Konut satışlarında Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) poliçesinin yeni mülk sahibine devredilmesi uygulamasını 5 Eylül itibarıyla sona erdirecek düzenlemeyle, evini satan vatandaşlara kullanılmayan süreye ait primleri iade edilecek, alıcılar için yeni poliçe yapılması gerekecek.Geçen ay Resmi Gazete'de yayımlanan, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tebliğiyle duyurulan ve 5 Eylül'de yürürlüğe girecek yeni düzenlemeyle satış durumunda ZDS poliçesinin yeni mülk sahibine devri uygulaması sonlandırıldı.Doğal Afet Sigortaları Kurumundan (DASK) edinilen bilgiye göre, bu tarihten itibaren bir konut satıldığında, eski ev sahibine ait ZDS poliçesi yeni ev sahibine geçmeyecek. Mevcut poliçe, eski ev sahibinin sigorta şirketi veya acentesine iptal talebi için başvurusu üzerine satışın tapuda tescil edildiği tarih itibarıyla sona erecek. Tapu işlemi sırasında da evi satın alan kişinin kendi adına ZDS poliçesi bulunup bulunmadığı kontrol edilecek.Evini satanlar açısından bakıldığında, sona eren poliçede kullanılmayan günlere karşılık gelen prim tutarı, sigorta ettiren veya önceki ev sahibinin başvurusu üzerine poliçeyi yaptıran kişiye iade edilecek. Böylece satış sonrasında eski ev sahibine ait poliçenin yeni ev sahibine ek belgeyle devredilmesi yerine, ZDS poliçesinin konutun yeni sahibi adına düzenlenmesi esas olacak.Yeni düzenleme, konutun satılmasının yanı sıra satış dışında konut üzerindeki hak sahibinin değiştiği diğer durumlara ilişkin süreci de kapsıyor. Satış ve satışa benzer işlemler dışındaki durumlarda mevcut ZDS poliçesi sona ermeyecek, konutun yeni hak sahibiyle devam edecek.Satış dışındaki işlemlerden dolayı yeni hak sahibinin, mevcut poliçenin varlığını öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde poliçeye aracılık eden sigorta şirketine bildirimde bulunması gerekecek. Bildirimin alınmasının ardından ilgili sigorta şirketi veya acente, 24 saat içinde hak sahibi değişikliğini poliçeye işleyecek ve güncellenen poliçeyi yeni hak sahibine verecek.Prim iadesi işlemleri için ilgili sigorta şirketi veya acenteyle iletişime geçilebilirSöz konusu düzenlemeye ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan, kurum olarak sigortalıların ihtiyaçlarını ve uygulamada ortaya çıkan gereksinimleri yakından takip ettiklerini, ZDS sisteminin daha etkin işlemesine yönelik ihtiyaçları tespit ederek SEDDK ile sürekli istişare halinde çalıştıklarını söyledi.Düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayan Demirkan, ZDS sisteminde süreçlerin vatandaşlar açısından açık ve anlaşılır olmasının, aynı zamanda uygulamanın tüm taraflar için aynı şekilde yürütülmesinin önem taşıdığına dikkati çekti.Demirkan, yeni düzenlemeyle bir konutun sahibinin değişmesi durumunda mevcut poliçenin nasıl devam edeceğine ilişkin sürecin daha açık hale getirilmesinin, uygulama birliğinin güçlendirilmesinin ve poliçenin doğru kişi adına düzenlenmesinin hedeflendiğini kaydetti.Evini satan vatandaşların kullanılmayan süreye ait prim iade sürecinin işleyişine değinen Demirkan, Vatandaşlarımız, prim iadesine ilişkin işlemler için poliçelerini düzenleyen sigorta şirketi veya acenteleriyle iletişime geçebilir. İade tutarı, tapudaki tescil tarihi esas alınarak poliçenin kullanılmayan süresine göre hesaplanacak. açıklamasını yaptı.Yeni uygulamada sigorta şirketleri ve acentelerin özellikle satış dışındaki hak sahibi değişikliklerinde önemli rol üstleneceklerini belirten Demirkan, bunların konutun yeni hak sahibinin bildirimi üzerine 24 saat içinde değişikliği poliçeye işleyip güncellenen poliçeyi yeni hak sahibine vermelerinin yanı sıra, satış nedeniyle sona eren poliçelerde kullanılmayan günlere ait primlerin iadesine ilişkin başvurularda da vatandaşların başvuru noktası olacaklarını bildirdi.Yeni dönemde konut alıp satacaklara tavsiyelerBalkır Demirkan, 5 Eylül'den sonra ev alacak veya satacak vatandaşlara şu tavsiyelerde bulundu:Yeni dönemde vatandaşlarımızın özellikle ev alım ve satım işlemlerinde ZDS poliçelerini de sürecin bir parçası olarak değerlendirmeleri önem taşıyor. Evini satan vatandaşlarımızın, mevcut poliçelerinin tapudaki satış işlemiyle birlikte sona ereceğini bilmeleri ve poliçenin kullanılmayan günlerine ait prim iadesi için sigorta şirketleri veya acenteleriyle iletişime geçmeleri gerekiyor. Ev satın alan vatandaşlarımızın ise tapu işlemi öncesinde kendi adlarına geçerli bir ZDS poliçesi bulunup bulunmadığı kontrol edilecek.Satış dışındaki hak sahibi değişikliklerinde mevcut poliçenin ek belge yapılması koşuluyla yeni hak sahibiyle devam edeceğini hatırlatan Demirkan, sözlerini şöyle tamamladı:Bu durumda yeni hak sahibinin, mevcut poliçenin varlığını öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde poliçeye aracılık eden sigorta şirketine bildirimde bulunması gerekiyor. Bildirimin ardından gerekli poliçe güncellemesi 24 saat içinde sigorta şirketi veya acente tarafından gerçekleştirilecek. Vatandaşlarımız, ZDS poliçelerine ilişkin işlemler için öncelikle poliçelerini düzenleyen sigorta şirketi veya acenteleriyle iletişime geçebilirler. Sigorta şirketi veya acentelerine ulaşamamaları ya da süreçle ilgili bilgi ve desteğe ihtiyaç duymaları halinde ise dask.gov.tr internet sitemizde yer alan 'DASK'a mesajım var' bölümünden kurumumuza ulaşabilirler.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>THY dünyanın en değerli 100 markası arasına giren ilk Türk markası olmayı hedefliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/thy-dunyanin-en-degerli-100-markasi-arasina-giren-ilk-turk-markasi-olmayi-hedefliyor/903696/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/thy-dunyanin-en-degerli-100-markasi-arasina-giren-ilk-turk-markasi-olmayi-hedefliyor/903696/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Türk Hava Yolları Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Ahmet Olmuştur: - Bugüne kadar hiçbir hava yolu markası ilk 100’e giremedi. Hacim odaklı büyümenin yanı sıra değer odaklı büyümeye ağırlık vereceğiz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ - Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Ahmet Olmuştur, Türkiye’nin en değerli markası olan Türk Hava Yollarının marka değerini daha da yukarı taşımak istediklerini belirterek, Dünyanın en değerli 100 markası arasına giren ilk Türk markası olmayı hedefliyoruz. dedi.AA muhabirine açıklamalarda bulunan Olmuştur, bugün dünyanın en değerli hava yolu markasının 120’li basamaklarda yer aldığını söyledi.Bugüne kadar hiçbir hava yolu markasının ilk 100’e giremediğine dikkati çeken Olmuştur, söz konusu hedefin iddialı olmakla birlikte dünyada bu seviyeye yaklaşmış hava yolları varsa hedef alınabileceğini ifade etti.Olmuştur, hacim odaklı büyümenin yanı sıra değer odaklı büyümeye ağırlık vereceklerini dile getirdi.Marka değerinin, kolaylıkla kopyalanamayan ve markaların çok uzun süre sürdürülebilir büyüme koridorunda yaşamasına sebebiyet veren çok kıymetli ve inşa edilmesi uzun bir sürece yayılmış bir değer olduğunu belirtti.Bu doğrultuda müşteri memnuniyetini ve net tavsiye skorunu artırmaya yönelik çok sayıda çalışma yürüttüklerini belirten Olmuştur, şunları kaydetti:Yolcularımızla temas ettiğimiz 122 deneyim noktamız bulunuyor. Bu yolculuk, yolcumuzun internet sitemizi ziyaret etmesiyle başlıyor, havalimanındaki check-in ve boarding süreçleriyle, uçak içi deneyimle, bagaj teslimiyle ve sonrasında müşteri ilişkileri süreçleriyle devam ediyor. Müşteri deneyiminin parçaları olan tüm bu temas noktalarının, değer odaklı büyüme stratejimizde en önemli kriter olduğunun farkındayız. Bu stratejinin hayata geçirilmesinde yönetim kurulu başkanımız Prof. Dr. Murat Şeker Bey'in de desteği bizler için çok kıymetli.Olmuştur, THY’nin son 9 yıldır Türkiye’nin en değerli markası seçildiğini belirterek, 2025 yılında 2,9 milyar dolarlık marka değerine ulaşarak kendi tarihimizin en yüksek marka değerini elde ettik. diye konuştu.THY’nin dünyada en fazla ülkeye uçan hava yolu olduğunu bildiren Olmuştur, firmanın Avrupa’nın en iyi hava yolu ödülünü 10. kez aldığını, Skytrax ve APEX değerlendirmelerinde de uzun yıllardır dünyanın önde gelen hava yolları arasında gösterildiğini kaydetti.Marka değerini yükseltmenin önemli unsurlarından birinin yolcuya sunulan ürünün çeşitlendirilmesi olduğunu vurgulayan Olmuştur, bu kapsamda üzerinde çalışılan projelerden birinin de Premium Ekonomi kabin olduğunu açıkladı.Premium Ekonomi&#039;nin filoda yaygınlaştırılması için 2029&#039;u hedefliyoruzPremium Ekonomi'nin Business ile Ekonomi kabinleri arasında konumlandırılan bir ürün olduğunu dile getiren Olmuştur, ürüne ilişkin fizibilite ve hazırlık çalışmalarını tamamladıklarını belirtti.Olmuştur, Premium Ekonomi’nin tüm geniş gövde uçak filosunda yaygınlaştırılmasının planlandığını aktararak, Bu dönüşüm ile yolcularımızı daha yüksek yatış açısına ve geniş diz mesafesine sahip koltuklarda, zenginleştirilmiş ikram konsepti ile sadakat programımız Miles&amp;Smiles'da ilave avantajlar sunacağız. diye konuştu.Premium Ekonomi’nin filoda yaygınlaştırılması için 2029’u hedeflediklerini ifade eden Olmuştur, THY filosunu uçuş ağının gelecekteki ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirdiklerini söyledi.Bölgesel uçak projesinin öncelikli stratejik gündemlerinden biri olduğuna işaret eden Olmuştur, Bölgesel uçak ihalesi sürecine başladık; Temmuz ayında üreticilere şartnamemizi gönderdik. ifadelerini kullandı.Olmuştur, bölgesel uçağın yalnızca filo planlaması açısından değil, THY’nin uçuş ağını derinleştirmesi ve marka değerini desteklemesi bakımından da kıymetli olduğunun, İstanbul’un coğrafi konumunun bu uçakların etkin kullanımı açısından önemli bir avantaj sunduğunun altını çizdi.İstanbul'un rakip küresel aktarma merkezlerine kıyasla önemli avantajlarından birinin Avrupa'ya coğrafi yakınlığı olduğunu vurgulayan Olmuştur, sözlerini şöyle sürdürdü:Bölgesel uçaklarla Avrupa’da bugün uçtuğumuz noktaların yanında, daha sınırlı yolcu potansiyeli nedeniyle mevcut filomuzla verimli şekilde hizmet veremediğimiz yeni şehirlere de ulaşma imkanına kavuşacağız. Günlük 100-140 yolcu potansiyeline sahip birçok şehri İstanbul’a bağlayıp, yolcularımızı İstanbul üzerinden uçuş ağımızdaki diğer destinasyonlara taşıyacağız. Bu sayede, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla hizmete alınan İstanbul Havalimanı'nın lider aktarma merkezi konumunu daha da güçlendireceğiz.Olmuştur, bölgesel uçakların filoya katılması için 2028’in ikinci yarısını hedeflediklerini, bölgesel uçakların yanı sıra, uçuş ağında ihtiyaç duyulan uzun menzilli ve 400 koltuğa yaklaşan yüksek kapasiteli uçak tipleriyle ilgili çalışmaların da yapıldığını ve uzun menzilli uçakların filodaki payının artırılması yönünde stratejik planlamaların yapıldığını ifade etti.Airbus A350 ve Boeing 787 Dreamliner'ın uzun menzilli havacılığın en ileri teknolojiye sahip uçakları arasında bulunduğunu belirten Olmuştur, bu uçakların daha sessiz ve yüksek müşteri memnuniyetine sahip olmasının yanı sıra yakıt verimliliği ve daha düşük karbon emisyonlarıyla da yeni nesil havacılığı temsil ettiğini açıkladı.Olmuştur, “Bir hava yolu için uçak en değerli kaynaklardan biridir. Emniyet, bakım standartları ve operasyonel gereklilikleri en üst seviyede tutarak, uçaklarımızın etkin kullanımını sağlamayı hedefliyoruz. Çünkü uçaklarımız havada oldukça yolcularımıza hizmet ediyor, uçuş ağımızı büyütüyor ve şirketimiz için değer üretiyor. ifadelerini kullandı.Bu yaklaşımın sonuçlarını yeni nesil geniş gövdeli filoda gördüklerini kaydeden Olmuştur, 2025-2026 döneminde Airbus A350 ve Boeing 787 uçaklarının verimli kullanımında dünyada ilk sırada olduklarını, bunun güçlü uçuş ağı, tarife planlaması, teknik kabiliyet ve operasyonel organizasyonun birlikte etkin çalışmasının sonucu olduğunu vurguladı.Yeni nesil uzun menzilli uçak filosunu da dünyada en verimli ve yüksek uçuş saatiyle kullandıklarını belirten Olmuştur, Airbus 350 tipi TC-LGP uçağının 2025 yılında günde ortalama 17 saat 20 dakika uçurulduğunu, THY'nin bu uçak tipinde dünyada en yüksek verime ulaşan hava yolu olduğunu dile getirdi.THY Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Olmuştur, THY'nin pazar payındaki gelişimin önemli unsurlarından birinin yeni müşteriler olduğunu, geçen yılın aynı dönemine kıyasla THY ile ilk kez seyahat eden 1,2 milyon kişiyi misafir ettiklerini açıkladı.Olmuştur, Kazandığımız yeni yolcularımızın markamızla ilişkilerini güçlendirmek amacıyla sadakat programımız başta olmak üzere farklı alanlarda ticari aksiyonlar almaya devam ediyoruz. dedi.Çin&#039;in Chengdu şehrine 11 Kasım&#039;da sefer başlatacağızUçuş ağına ilişkin gelişmelere de değinen Olmuştur, Çin'in Chengdu kentine 11 Kasım'da sefer başlatacakları, aynı zamanda 20 Eylül itibarıyla Belarus’un başkenti Minsk’e seferlerin yeniden icra edileceği bilgisini verdi.Dünyanın en geniş uluslararası uçuş ağlarından birine sahip olmaları nedeniyle uçuş ağımıza yeni nokta ekleme imkanlarının giderek daha sınırlı hale geldiğini ifade eden Olmuştur, buna karşın stratejik pazarlardaki büyüme fırsatlarını değerlendirmeye devam ettiklerini vurguladı.Çin'deki uçuş sayılarını hızlı şekilde artırdıklarını anlatan Olmuştur, Pekin, Şanghay ve Guangzhou’da haftalık 14'er frekansa ulaştık. Şimdi Chengdu’yu da uçuş ağımıza ekliyoruz. açıklamasında bulundu.Olmuştur, kargonun THY için önemli bir kar merkezi ve değer üretim alanı olduğunu, bu alanda kapasitenin talebin güçlü olduğu pazarlara yönlendirilmesine odaklandıklarını belirtti.Olmuştur, Kargoda kapasitemizi arzın kısıtlı, talebin güçlü olduğu pazarlara doğru şekilde yönlendirirken pazardaki fiyat dengesini de yakından takip ediyoruz. Bu sayede kapasitemizi daha verimli kullanarak ilave gelir oluşturuyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Yapay zekanın kullanıldığı alanlardan birinin, yolcuyla şirket arasında doğrudan köprü vazifesi gören TK Asistan uygulaması olduğunu belirten Olmuştur, uygulamanın 100’den fazla dilde, kesintisiz hizmet verdiğini, yolculara uçuş durumundan biletlerindeki haklara, uçuş tarifelerinden fiyatlara ve ürün içeriklerine kadar birçok konuda yardımcı olduğunu anlattı.Olmuştur, TK Asistan'da ilk 7 ayda 2 milyondan fazla konuşma gerçekleştirildiğinin altını çizdi.Dünyada en fazla ülkeye uçan hava yolu olarak Türkiye’nin turizm potansiyeline de katkı sağlamaya devam ettiklerini bildiren Olmuştur, yolcu deneyimini yalnızca uçuşla sınırlandırmamak amacıyla, uçuş+otel+transfer gibi hizmetlerin tek bir platformda sunulduğu Turkish Airlines Holidays’i 1,5 yıl önce hayata geçirdiklerini hatırlattı.Olmuştur, platformun öne çıkan değer önermelerinden birinin seyahate 30 gün kalaya kadar koşulsuz ücretsiz iptal seçeneğinin olduğunu, bunun yanı sıra Miles&amp;Smiles üyelerinin 1 Eylül’den itibaren Turkish Airlines Holidays üzerinden satın alacakları seyahat paketlerinde ilave statü mili kazanabileceğini de ifade etti.Miles&amp;Smiles 25 milyon üyeye ulaştıTHY'nin sadakat programı Miles&amp;Smiles'ın 25 milyon üyeye ulaştığını, sürdürülebilir büyümede müşteri sadakatinin kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Olmuştur, şunları kaydetti:Bu artık sadece bir sık uçan yolcu programı olarak tarif edilemeyecek bir ölçek. Geçtiğimiz günlerde programın kuruluşundan bu yana aralıksız en çok uçan ve yıllardır markamızla çok güçlü bağ kurmuş 100 yolcumuzla İstanbul Havalimanı’nda bir araya geldik. Önümüzdeki dönemde programın değer önermelerini daha da zenginleştirmeyi planlıyoruz. Çalışanlarımızın fikirleri ve hayalleri bizim için çok önemli.Türk Hava Yollarındaki ilk görevime 2000 yılında Çağrı Merkezi&#039;nde başladımKariyer yolculuğuna ilişkin de bilgi veren Olmuştur, Türk Hava Yolları’ndaki ilk görevine 2000 yılında Çağrı Merkezi'nde başladığını anlattı.Daha sonra yüksek lisans eğitimi nedeniyle bir süre yurt dışında bulunduğunu ifade eden Olmuştur, THY'ye dönüşünde Gelir Yönetimi Başkanlığında uzman olarak göreve başladığını ve sonraki yıllarda şirketin farklı kademelerinde sorumluluk üstlendiğini belirtti.Çalışanlarla bir araya gelmeye ve fikir alışverişinde bulunmaya önem verdiğini anlatan Olmuştur, şirketin önceliklerini çalışanlarla paylaşırken onların da görüşlerini doğrudan dinlemeye çalıştığını vurguladı.Çalışanların fikirlerine ve hayallerine değer verdiklerini dile getiren Olmuştur, sözlerini şöyle tamamladı:Çalışma arkadaşlarımızın fikirlerini ve hayallerini öncelediğimiz ölçüde müşteri deneyimimizi daha ileriye taşıyabileceğimize inanıyoruz. Müşteri memnuniyetindeki iyileşme net tavsiye skorumuza, oradaki gelişim de sürdürülebilir büyümemize ve krlılığımıza katkı sağlıyor. Dünyanın en çok tavsiye edilen hava yolu markası olma hedefimizde bütün çalışma arkadaşlarımızın fikrine, hayaline ve gayretine ihtiyacımız var.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ - Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Ahmet Olmuştur, Türkiye’nin en değerli markası olan Türk Hava Yollarının marka değerini daha da yukarı taşımak istediklerini belirterek, Dünyanın en değerli 100 markası arasına giren ilk Türk markası olmayı hedefliyoruz. dedi.AA muhabirine açıklamalarda bulunan Olmuştur, bugün dünyanın en değerli hava yolu markasının 120’li basamaklarda yer aldığını söyledi.Bugüne kadar hiçbir hava yolu markasının ilk 100’e giremediğine dikkati çeken Olmuştur, söz konusu hedefin iddialı olmakla birlikte dünyada bu seviyeye yaklaşmış hava yolları varsa hedef alınabileceğini ifade etti.Olmuştur, hacim odaklı büyümenin yanı sıra değer odaklı büyümeye ağırlık vereceklerini dile getirdi.Marka değerinin, kolaylıkla kopyalanamayan ve markaların çok uzun süre sürdürülebilir büyüme koridorunda yaşamasına sebebiyet veren çok kıymetli ve inşa edilmesi uzun bir sürece yayılmış bir değer olduğunu belirtti.Bu doğrultuda müşteri memnuniyetini ve net tavsiye skorunu artırmaya yönelik çok sayıda çalışma yürüttüklerini belirten Olmuştur, şunları kaydetti:Yolcularımızla temas ettiğimiz 122 deneyim noktamız bulunuyor. Bu yolculuk, yolcumuzun internet sitemizi ziyaret etmesiyle başlıyor, havalimanındaki check-in ve boarding süreçleriyle, uçak içi deneyimle, bagaj teslimiyle ve sonrasında müşteri ilişkileri süreçleriyle devam ediyor. Müşteri deneyiminin parçaları olan tüm bu temas noktalarının, değer odaklı büyüme stratejimizde en önemli kriter olduğunun farkındayız. Bu stratejinin hayata geçirilmesinde yönetim kurulu başkanımız Prof. Dr. Murat Şeker Bey'in de desteği bizler için çok kıymetli.Olmuştur, THY’nin son 9 yıldır Türkiye’nin en değerli markası seçildiğini belirterek, 2025 yılında 2,9 milyar dolarlık marka değerine ulaşarak kendi tarihimizin en yüksek marka değerini elde ettik. diye konuştu.THY’nin dünyada en fazla ülkeye uçan hava yolu olduğunu bildiren Olmuştur, firmanın Avrupa’nın en iyi hava yolu ödülünü 10. kez aldığını, Skytrax ve APEX değerlendirmelerinde de uzun yıllardır dünyanın önde gelen hava yolları arasında gösterildiğini kaydetti.Marka değerini yükseltmenin önemli unsurlarından birinin yolcuya sunulan ürünün çeşitlendirilmesi olduğunu vurgulayan Olmuştur, bu kapsamda üzerinde çalışılan projelerden birinin de Premium Ekonomi kabin olduğunu açıkladı.Premium Ekonomi&#039;nin filoda yaygınlaştırılması için 2029&#039;u hedefliyoruzPremium Ekonomi'nin Business ile Ekonomi kabinleri arasında konumlandırılan bir ürün olduğunu dile getiren Olmuştur, ürüne ilişkin fizibilite ve hazırlık çalışmalarını tamamladıklarını belirtti.Olmuştur, Premium Ekonomi’nin tüm geniş gövde uçak filosunda yaygınlaştırılmasının planlandığını aktararak, Bu dönüşüm ile yolcularımızı daha yüksek yatış açısına ve geniş diz mesafesine sahip koltuklarda, zenginleştirilmiş ikram konsepti ile sadakat programımız Miles&amp;Smiles'da ilave avantajlar sunacağız. diye konuştu.Premium Ekonomi’nin filoda yaygınlaştırılması için 2029’u hedeflediklerini ifade eden Olmuştur, THY filosunu uçuş ağının gelecekteki ihtiyaçları doğrultusunda yeniden değerlendirdiklerini söyledi.Bölgesel uçak projesinin öncelikli stratejik gündemlerinden biri olduğuna işaret eden Olmuştur, Bölgesel uçak ihalesi sürecine başladık; Temmuz ayında üreticilere şartnamemizi gönderdik. ifadelerini kullandı.Olmuştur, bölgesel uçağın yalnızca filo planlaması açısından değil, THY’nin uçuş ağını derinleştirmesi ve marka değerini desteklemesi bakımından da kıymetli olduğunun, İstanbul’un coğrafi konumunun bu uçakların etkin kullanımı açısından önemli bir avantaj sunduğunun altını çizdi.İstanbul'un rakip küresel aktarma merkezlerine kıyasla önemli avantajlarından birinin Avrupa'ya coğrafi yakınlığı olduğunu vurgulayan Olmuştur, sözlerini şöyle sürdürdü:Bölgesel uçaklarla Avrupa’da bugün uçtuğumuz noktaların yanında, daha sınırlı yolcu potansiyeli nedeniyle mevcut filomuzla verimli şekilde hizmet veremediğimiz yeni şehirlere de ulaşma imkanına kavuşacağız. Günlük 100-140 yolcu potansiyeline sahip birçok şehri İstanbul’a bağlayıp, yolcularımızı İstanbul üzerinden uçuş ağımızdaki diğer destinasyonlara taşıyacağız. Bu sayede, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla hizmete alınan İstanbul Havalimanı'nın lider aktarma merkezi konumunu daha da güçlendireceğiz.Olmuştur, bölgesel uçakların filoya katılması için 2028’in ikinci yarısını hedeflediklerini, bölgesel uçakların yanı sıra, uçuş ağında ihtiyaç duyulan uzun menzilli ve 400 koltuğa yaklaşan yüksek kapasiteli uçak tipleriyle ilgili çalışmaların da yapıldığını ve uzun menzilli uçakların filodaki payının artırılması yönünde stratejik planlamaların yapıldığını ifade etti.Airbus A350 ve Boeing 787 Dreamliner'ın uzun menzilli havacılığın en ileri teknolojiye sahip uçakları arasında bulunduğunu belirten Olmuştur, bu uçakların daha sessiz ve yüksek müşteri memnuniyetine sahip olmasının yanı sıra yakıt verimliliği ve daha düşük karbon emisyonlarıyla da yeni nesil havacılığı temsil ettiğini açıkladı.Olmuştur, “Bir hava yolu için uçak en değerli kaynaklardan biridir. Emniyet, bakım standartları ve operasyonel gereklilikleri en üst seviyede tutarak, uçaklarımızın etkin kullanımını sağlamayı hedefliyoruz. Çünkü uçaklarımız havada oldukça yolcularımıza hizmet ediyor, uçuş ağımızı büyütüyor ve şirketimiz için değer üretiyor. ifadelerini kullandı.Bu yaklaşımın sonuçlarını yeni nesil geniş gövdeli filoda gördüklerini kaydeden Olmuştur, 2025-2026 döneminde Airbus A350 ve Boeing 787 uçaklarının verimli kullanımında dünyada ilk sırada olduklarını, bunun güçlü uçuş ağı, tarife planlaması, teknik kabiliyet ve operasyonel organizasyonun birlikte etkin çalışmasının sonucu olduğunu vurguladı.Yeni nesil uzun menzilli uçak filosunu da dünyada en verimli ve yüksek uçuş saatiyle kullandıklarını belirten Olmuştur, Airbus 350 tipi TC-LGP uçağının 2025 yılında günde ortalama 17 saat 20 dakika uçurulduğunu, THY'nin bu uçak tipinde dünyada en yüksek verime ulaşan hava yolu olduğunu dile getirdi.THY Genel Müdürü, Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi Olmuştur, THY'nin pazar payındaki gelişimin önemli unsurlarından birinin yeni müşteriler olduğunu, geçen yılın aynı dönemine kıyasla THY ile ilk kez seyahat eden 1,2 milyon kişiyi misafir ettiklerini açıkladı.Olmuştur, Kazandığımız yeni yolcularımızın markamızla ilişkilerini güçlendirmek amacıyla sadakat programımız başta olmak üzere farklı alanlarda ticari aksiyonlar almaya devam ediyoruz. dedi.Çin&#039;in Chengdu şehrine 11 Kasım&#039;da sefer başlatacağızUçuş ağına ilişkin gelişmelere de değinen Olmuştur, Çin'in Chengdu kentine 11 Kasım'da sefer başlatacakları, aynı zamanda 20 Eylül itibarıyla Belarus’un başkenti Minsk’e seferlerin yeniden icra edileceği bilgisini verdi.Dünyanın en geniş uluslararası uçuş ağlarından birine sahip olmaları nedeniyle uçuş ağımıza yeni nokta ekleme imkanlarının giderek daha sınırlı hale geldiğini ifade eden Olmuştur, buna karşın stratejik pazarlardaki büyüme fırsatlarını değerlendirmeye devam ettiklerini vurguladı.Çin'deki uçuş sayılarını hızlı şekilde artırdıklarını anlatan Olmuştur, Pekin, Şanghay ve Guangzhou’da haftalık 14'er frekansa ulaştık. Şimdi Chengdu’yu da uçuş ağımıza ekliyoruz. açıklamasında bulundu.Olmuştur, kargonun THY için önemli bir kar merkezi ve değer üretim alanı olduğunu, bu alanda kapasitenin talebin güçlü olduğu pazarlara yönlendirilmesine odaklandıklarını belirtti.Olmuştur, Kargoda kapasitemizi arzın kısıtlı, talebin güçlü olduğu pazarlara doğru şekilde yönlendirirken pazardaki fiyat dengesini de yakından takip ediyoruz. Bu sayede kapasitemizi daha verimli kullanarak ilave gelir oluşturuyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Yapay zekanın kullanıldığı alanlardan birinin, yolcuyla şirket arasında doğrudan köprü vazifesi gören TK Asistan uygulaması olduğunu belirten Olmuştur, uygulamanın 100’den fazla dilde, kesintisiz hizmet verdiğini, yolculara uçuş durumundan biletlerindeki haklara, uçuş tarifelerinden fiyatlara ve ürün içeriklerine kadar birçok konuda yardımcı olduğunu anlattı.Olmuştur, TK Asistan'da ilk 7 ayda 2 milyondan fazla konuşma gerçekleştirildiğinin altını çizdi.Dünyada en fazla ülkeye uçan hava yolu olarak Türkiye’nin turizm potansiyeline de katkı sağlamaya devam ettiklerini bildiren Olmuştur, yolcu deneyimini yalnızca uçuşla sınırlandırmamak amacıyla, uçuş+otel+transfer gibi hizmetlerin tek bir platformda sunulduğu Turkish Airlines Holidays’i 1,5 yıl önce hayata geçirdiklerini hatırlattı.Olmuştur, platformun öne çıkan değer önermelerinden birinin seyahate 30 gün kalaya kadar koşulsuz ücretsiz iptal seçeneğinin olduğunu, bunun yanı sıra Miles&amp;Smiles üyelerinin 1 Eylül’den itibaren Turkish Airlines Holidays üzerinden satın alacakları seyahat paketlerinde ilave statü mili kazanabileceğini de ifade etti.Miles&amp;Smiles 25 milyon üyeye ulaştıTHY'nin sadakat programı Miles&amp;Smiles'ın 25 milyon üyeye ulaştığını, sürdürülebilir büyümede müşteri sadakatinin kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Olmuştur, şunları kaydetti:Bu artık sadece bir sık uçan yolcu programı olarak tarif edilemeyecek bir ölçek. Geçtiğimiz günlerde programın kuruluşundan bu yana aralıksız en çok uçan ve yıllardır markamızla çok güçlü bağ kurmuş 100 yolcumuzla İstanbul Havalimanı’nda bir araya geldik. Önümüzdeki dönemde programın değer önermelerini daha da zenginleştirmeyi planlıyoruz. Çalışanlarımızın fikirleri ve hayalleri bizim için çok önemli.Türk Hava Yollarındaki ilk görevime 2000 yılında Çağrı Merkezi&#039;nde başladımKariyer yolculuğuna ilişkin de bilgi veren Olmuştur, Türk Hava Yolları’ndaki ilk görevine 2000 yılında Çağrı Merkezi'nde başladığını anlattı.Daha sonra yüksek lisans eğitimi nedeniyle bir süre yurt dışında bulunduğunu ifade eden Olmuştur, THY'ye dönüşünde Gelir Yönetimi Başkanlığında uzman olarak göreve başladığını ve sonraki yıllarda şirketin farklı kademelerinde sorumluluk üstlendiğini belirtti.Çalışanlarla bir araya gelmeye ve fikir alışverişinde bulunmaya önem verdiğini anlatan Olmuştur, şirketin önceliklerini çalışanlarla paylaşırken onların da görüşlerini doğrudan dinlemeye çalıştığını vurguladı.Çalışanların fikirlerine ve hayallerine değer verdiklerini dile getiren Olmuştur, sözlerini şöyle tamamladı:Çalışma arkadaşlarımızın fikirlerini ve hayallerini öncelediğimiz ölçüde müşteri deneyimimizi daha ileriye taşıyabileceğimize inanıyoruz. Müşteri memnuniyetindeki iyileşme net tavsiye skorumuza, oradaki gelişim de sürdürülebilir büyümemize ve krlılığımıza katkı sağlıyor. Dünyanın en çok tavsiye edilen hava yolu markası olma hedefimizde bütün çalışma arkadaşlarımızın fikrine, hayaline ve gayretine ihtiyacımız var.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/thy-dunyanin-en-degerli-100-markasi-arasina-giren-ilk-turk-markasi-olmayi-hedefliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kayalara oyulan Kars'taki Çukurayva Manastırı Orta Çağ'ın izlerini taşıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kayalara-oyulan-kars-taki-cukurayva-manastiri-orta-cag-in-izlerini-tasiyor/903694/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kayalara-oyulan-kars-taki-cukurayva-manastiri-orta-cag-in-izlerini-tasiyor/903694/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Kars / Kağızman ilçesinin Çukurayva köyü yakınlarında bulunan ve Orta Çağ'ın izlerini taşıyan manastır, doğrudan kaya kütlesi içerisine oyularak oluşturulan ana kilisesi, şapelleri ve yaşam alanlarıyla ilgi görüyor - Kafkas Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Arslan: - Manastırın ana yapısını bir kilise oluşturmakta, bunun kaya oyma bir kilise olduğunu söylememiz gerekir. Burayı özel kılan unsurlardan birisi, kubbe göbeğinde kırmızı kök boyalarla işlenmiş bir haç motifine sahip olmasıdır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Kars Haberleri : CÜNEYT ÇELİK/HÜSEYİN YILDIZ - Kars'ın Kağızman ilçesinde kayalara oyularak inşa edilen Çukurayva Manastırı, Orta Çağ'ın izlerini günümüze taşıyor.Kağızman ilçesinin Çukurayva köyü yakınlarında bulunan ve Orta Çağ'ın izlerini taşıyan manastır, doğrudan kaya kütlesi içerisine oyularak oluşturulan ana kilisesi, şapelleri ve yaşam alanlarıyla ilgi görüyor.Plan, mimari ve süsleme özelliklerine göre 10. yüzyıla tarihlendirilen manastırın ana yapısını haç planlı kilise oluşturuyor.Kırmızı kök boyalarla işlenmiş haç motifleriyle de dikkati çeken yapının ana kilisesi ile kuzey bölümünden ulaşılan iki şapeli, tromp geçişli kubbelerle örtülü bulunuyor.Mimari ve süsleme özelliklerinden 10. yüzyıla tarihlemekteyizKafkas Üniversitesi (KAÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Arslan, AA muhabirine, manastırın Orta Çağ döneminde yapıldığını söyledi.Manastırın Kağızman ilçesinin Çukurayva köyü sınırlarında ve köyün yaklaşık 1,5 kilometre batısında bulunduğunu ifade eden Arslan, Kesin inşa tarihini bilmediğimiz manastırı biz plan, mimari ve süsleme özelliklerinden hareketle 10. yüzyıla tarihlemekteyiz. diye konuştu.Arslan, manastırın içerisinde kök boyayla yapılmış motiflerin bulunduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:Manastırın ana yapısını bir kilise oluşturmakta, bunun kaya oyma bir kilise olduğunu söylememiz gerekir. Haç planlı olarak inşa edilmiş ve üzeri de tromp geçişli bir kubbe ile kapatılmış. Burayı özel kılan unsurlardan birisi, kubbe göbeğinde kırmızı kök boyalarla işlenmiş bir haç motifine sahip olmasıdır. Haç planın kuzey haçından ulaşılan bir de iki şapeli bulunmakta. Şapeller de kare planlı inşa edilmiş ve üzerleri de yine tromp geçişli birer kubbe ile kapatılmış. Ana kilise kubbesinde olduğu gibi şapellerin kubbe göbeğinde de benzer şekilde kök boyalarla işlenmiş haç motiflerini görmemiz mümkün.Çevresinde arkeolojik çalışma yapılması talebiKağızman Dağcılık ve Doğa Sporları Spor Kulübü Başkanı Harun Ağdaş da manastırın bölge için çok önemli olduğunu ve zaman zaman buraya yürüyüş düzenlediklerini vurgulayarak, manastır çevresinde arkeolojik çalışmaların yapılmasını istedi.Ziyaretçilerden Sergül Keskin ise manastırın bölge turizmi açısından önemli olduğundan bahsederek, Görülmeye değer bir mağara, tüm doğaseverleri ve tarihe ilgi duyan ziyaretçilerimizi burayı ziyarete davet ediyoruz. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Kars Haberleri : CÜNEYT ÇELİK/HÜSEYİN YILDIZ - Kars'ın Kağızman ilçesinde kayalara oyularak inşa edilen Çukurayva Manastırı, Orta Çağ'ın izlerini günümüze taşıyor.Kağızman ilçesinin Çukurayva köyü yakınlarında bulunan ve Orta Çağ'ın izlerini taşıyan manastır, doğrudan kaya kütlesi içerisine oyularak oluşturulan ana kilisesi, şapelleri ve yaşam alanlarıyla ilgi görüyor.Plan, mimari ve süsleme özelliklerine göre 10. yüzyıla tarihlendirilen manastırın ana yapısını haç planlı kilise oluşturuyor.Kırmızı kök boyalarla işlenmiş haç motifleriyle de dikkati çeken yapının ana kilisesi ile kuzey bölümünden ulaşılan iki şapeli, tromp geçişli kubbelerle örtülü bulunuyor.Mimari ve süsleme özelliklerinden 10. yüzyıla tarihlemekteyizKafkas Üniversitesi (KAÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Arslan, AA muhabirine, manastırın Orta Çağ döneminde yapıldığını söyledi.Manastırın Kağızman ilçesinin Çukurayva köyü sınırlarında ve köyün yaklaşık 1,5 kilometre batısında bulunduğunu ifade eden Arslan, Kesin inşa tarihini bilmediğimiz manastırı biz plan, mimari ve süsleme özelliklerinden hareketle 10. yüzyıla tarihlemekteyiz. diye konuştu.Arslan, manastırın içerisinde kök boyayla yapılmış motiflerin bulunduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:Manastırın ana yapısını bir kilise oluşturmakta, bunun kaya oyma bir kilise olduğunu söylememiz gerekir. Haç planlı olarak inşa edilmiş ve üzeri de tromp geçişli bir kubbe ile kapatılmış. Burayı özel kılan unsurlardan birisi, kubbe göbeğinde kırmızı kök boyalarla işlenmiş bir haç motifine sahip olmasıdır. Haç planın kuzey haçından ulaşılan bir de iki şapeli bulunmakta. Şapeller de kare planlı inşa edilmiş ve üzerleri de yine tromp geçişli birer kubbe ile kapatılmış. Ana kilise kubbesinde olduğu gibi şapellerin kubbe göbeğinde de benzer şekilde kök boyalarla işlenmiş haç motiflerini görmemiz mümkün.Çevresinde arkeolojik çalışma yapılması talebiKağızman Dağcılık ve Doğa Sporları Spor Kulübü Başkanı Harun Ağdaş da manastırın bölge için çok önemli olduğunu ve zaman zaman buraya yürüyüş düzenlediklerini vurgulayarak, manastır çevresinde arkeolojik çalışmaların yapılmasını istedi.Ziyaretçilerden Sergül Keskin ise manastırın bölge turizmi açısından önemli olduğundan bahsederek, Görülmeye değer bir mağara, tüm doğaseverleri ve tarihe ilgi duyan ziyaretçilerimizi burayı ziyarete davet ediyoruz. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kayalara-oyulan-kars-taki-cukurayva-manastiri-orta-cag-in-izlerini-tasiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kan bağışı yaz aylarında arttı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kan-bagisi-yaz-aylarinda-artti/903693/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kan-bagisi-yaz-aylarinda-artti/903693/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Türk Kızılay, yılın 8 ayında 2 milyon 7 bin 440 ünite kan toplarken, bağışın mevsimsel olarak azaldığı haziran, temmuz ve ağustosta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 artış kaydedildi - Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz: - Kan, yerine başka hiçbir şey koyamadığımız bir tedavi aracı. Bağışların azalma eğiliminde olduğu yaz aylarında kaydettiğimiz artış, vatandaşlarımızın bu sorumluluğu ne kadar güçlü sahiplendiğini ortaya koyuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : DUYGU YENER - Türk Kızılay, 2026'nın 8 ayında 2 milyon 7 bin 440 ünite kan bağışı toplarken, yaz aylarında bağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 arttı. Türkiye'nin kan ihtiyacını gönüllülük esasına dayalı bağışçılarla karşılayan Türk Kızılay, bu yılın 8 ayına ilişkin kan bağışı verilerini paylaştı. Buna göre, ocak-ağustos döneminde 2 milyon 7 bin 440 ünite kan bağışı toplandı. Kan bağışlarının tatil dönemi nedeniyle mevsimsel olarak azalma eğilimi gösterdiği haziran, temmuz ve ağustos aylarında 761 bin 40 ünite kan bağışı alındı. Geçen yılın aynı döneminde 706 bin 362 ünite olan kan bağışı miktarı, bu yıl 54 bin 678 ünite arttı. Böylece yaz aylarındaki bağışlarda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 artış görüldü.Kadın bağışçıların oranı yükseldiTürk Kızılay verilerine göre, kadın bağışçıların oranında da artış yaşandı.2025'in 8 ayında yüzde 13,39 olan kadın bağışçı oranı, 2026'nın aynı döneminde yüzde 14,47'ye yükseldi.Yaş dağılımında ise en yüksek kan bağışı oranı her iki yılda da 20 yaşındaki bağışçılarda görüldü. Bu yaş grubunu 21 ve 19 yaşındaki bağışçılar izledi.Kan, yerine başka hiçbir şey koyamadığımız tedavi aracıTürk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu. Yılmaz, Kan, yerine başka hiçbir şey koyamadığımız bir tedavi aracı. Bağışların azalma eğiliminde olduğu yaz aylarında kaydettiğimiz artış, vatandaşlarımızın bu sorumluluğu ne kadar güçlü sahiplendiğini ortaya koyuyor. Genç bağışçılarımızın ve kadın bağışçılarımızın artan katılımı ise kan bağışı kültürünün toplumun her kesiminde güçlendiğini gösteriyor. Hayat kurtaran tüm bağışçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. ifadelerini kullandı. Kan, acil değil sürekli ihtiyaçKanın uzun süre stoklanamaması nedeniyle gönüllü bağışçılardan alınan kanlar, gerekli test ve analizlerden geçirildikten sonra hastanelere sevk edilmeye hazır şekilde stoklanıyor. Bu nedenle Türk Kızılay, yılın 365 günü aynı seviyede bağış almayı hedefliyor.Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, www.kanver.org internet adresi, Kızılay Mobil Kan Bağışı Uygulaması veya 168 çağrı merkezi üzerinden randevu alarak en yakın kan bağış noktasına başvurabiliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : DUYGU YENER - Türk Kızılay, 2026'nın 8 ayında 2 milyon 7 bin 440 ünite kan bağışı toplarken, yaz aylarında bağışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 arttı. Türkiye'nin kan ihtiyacını gönüllülük esasına dayalı bağışçılarla karşılayan Türk Kızılay, bu yılın 8 ayına ilişkin kan bağışı verilerini paylaştı. Buna göre, ocak-ağustos döneminde 2 milyon 7 bin 440 ünite kan bağışı toplandı. Kan bağışlarının tatil dönemi nedeniyle mevsimsel olarak azalma eğilimi gösterdiği haziran, temmuz ve ağustos aylarında 761 bin 40 ünite kan bağışı alındı. Geçen yılın aynı döneminde 706 bin 362 ünite olan kan bağışı miktarı, bu yıl 54 bin 678 ünite arttı. Böylece yaz aylarındaki bağışlarda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,7 artış görüldü.Kadın bağışçıların oranı yükseldiTürk Kızılay verilerine göre, kadın bağışçıların oranında da artış yaşandı.2025'in 8 ayında yüzde 13,39 olan kadın bağışçı oranı, 2026'nın aynı döneminde yüzde 14,47'ye yükseldi.Yaş dağılımında ise en yüksek kan bağışı oranı her iki yılda da 20 yaşındaki bağışçılarda görüldü. Bu yaş grubunu 21 ve 19 yaşındaki bağışçılar izledi.Kan, yerine başka hiçbir şey koyamadığımız tedavi aracıTürk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu. Yılmaz, Kan, yerine başka hiçbir şey koyamadığımız bir tedavi aracı. Bağışların azalma eğiliminde olduğu yaz aylarında kaydettiğimiz artış, vatandaşlarımızın bu sorumluluğu ne kadar güçlü sahiplendiğini ortaya koyuyor. Genç bağışçılarımızın ve kadın bağışçılarımızın artan katılımı ise kan bağışı kültürünün toplumun her kesiminde güçlendiğini gösteriyor. Hayat kurtaran tüm bağışçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. ifadelerini kullandı. Kan, acil değil sürekli ihtiyaçKanın uzun süre stoklanamaması nedeniyle gönüllü bağışçılardan alınan kanlar, gerekli test ve analizlerden geçirildikten sonra hastanelere sevk edilmeye hazır şekilde stoklanıyor. Bu nedenle Türk Kızılay, yılın 365 günü aynı seviyede bağış almayı hedefliyor.Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, www.kanver.org internet adresi, Kızılay Mobil Kan Bağışı Uygulaması veya 168 çağrı merkezi üzerinden randevu alarak en yakın kan bağış noktasına başvurabiliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kan-bagisi-yaz-aylarinda-artti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Van'da kadınlar geleneksel sanatları el emeği eserlerle geleceğe taşıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/van-da-kadinlar-geleneksel-sanatlari-el-emegi-eserlerle-gelecege-tasiyor/903692/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/van-da-kadinlar-geleneksel-sanatlari-el-emegi-eserlerle-gelecege-tasiyor/903692/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Van / Çini ve kilim dokuma kurslarına katılan kadınlar, Van'ın tarihini, kültürünü ve doğal güzelliklerini ilmeklere ve motiflere işleyerek emeklerini kazanca dönüştürüyor - İpekyolu Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Arif Yılmaz: - Kilim dokumanın yüzyıllara dayanan bir geleneği var. Her kilimin bir ismi, bir hikayesi var. Bizim çinicilik dediğimiz de yine unutulmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan bir tanesidir. Çinicilik, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Van Haberleri : NECMETTİN KARACA - Van'ın İpekyolu ilçesinde geleneksel sanatları öğrenen kadınlar, kök boyalı iplerle dokudukları kilimler ve kentin değerlerini işledikleri çinilerle el emeğini ekonomiye kazandırıyor.İpekyolu Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde geçen seneden bu yana farklı alanlarda açılan 350'nin üzerinde kursta yaklaşık 12 bin kursiyer eğitim alıyor.Unutulmaya yüz tutan geleneksel el sanatlarının gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla düzenlenen kilim dokuma ve çini kursları da kursiyerlerin ilgisini çekiyor.Kilim dokuma kursuna katılan kadınlar, kök boyalarla renklendirilen yün ipleri tezgahlarda ilmek ilmek dokuyarak Van'ın kültürel mirasını yansıtan motifleri kilimlere işliyor.Çini kursunda ise kentin tarihi ve doğal güzelliklerinden ilham alan kursiyerler, Van Kalesi ve tarihi yapılardan Urartu motiflerine, kentin endemik bitkilerinden geleneksel süslemelere kadar birçok değeri hazırladıkları eserlere aktarıyor.Kurslarda hem geleneksel sanatların yaşatılması hem de kadınların yeni beceriler kazanarak ürettikleri eserleri ekonomik değere dönüştürmesi sağlanıyor.Her kilimin bir ismi, bir hikayesi varİpekyolu Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Arif Yılmaz, AA muhabirine, yaz döneminde birçok alanda eğitim verdiklerini söyledi.Geniş yelpazede kurslar düzenlediklerini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:Özellikle yöremizi yansıtan, unutulmaya yüz tutmuş sanatlarımızın içerisinde yer alan kilimden çiniciliğe, deri işlemeciliğinden giyime, kuaförlükten aşçılığa kadar kurslarımız var. Unutulmaya yüz tutmuş bazı kurslarımız var. Bunların içinde bir tanesi yöresel kilim dokumadır. Kilim dokumanın yüzyıllara dayanan bir geleneği var. Her kilimin bir ismi, bir hikayesi var. Bizim çinicilik dediğimiz de yine unutulmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan bir tanesidir. Çinicilik, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip.Dokuduğum kilimleri satıp aileme yardımcı olmaya çalışıyorumKursiyerlerden Özlem Koş, uzun yıllardır kilim dokuduğunu, kurs sayesinde bu becerisini ekonomik kazanca dönüştürdüğünü anlattı.Kilim dokumayı severek yaptığını dile getiren Koş, Uzun yıllardır kilim dokuyordum. Ama bu kursa geldikten sonra bunu ekonomik açıdan da değerlendirdim. Ailemize yardımcı oluyorum. Dokuduğum kilimleri satıp yardımcı olmaya çalışıyorum. Çok güzel bir şey. Severek yaptığımız bir iş. Kilim dokumayı seviyorum. İplerimizin hepsi gerçek boyalar. Kök boyalardan yapıyoruz. Bunları satıp çocuklarıma bakıyorum. Öğrencilerim var. Bunlarla geçimimizi sağlıyoruz. dedi.Çinilerimizde Van&#039;ı anlatmaya çalışıyoruzİpekyolu Halk Eğitimi Merkezinde el sanatları öğretmeni Sevil Karabulut ise çini sanatını kursiyerlere öğretirken eserlerde Van'ın tarihi ve kültürel değerlerini anlatmaya çalıştıklarını ifade etti.Kentin endemik bitkilerinden tarihi yapılarına kadar birçok değeri çinilere aktardıklarını anlatan Karabulut, şöyle devam etti:İpekyolu Halk Eğitimi Merkezi'nde el sanatları öğretmeni olarak çalışıyorum. Sınıfımız çini sınıfı. Çini sanatını elimizden geldiğince anlatıp yaptırıyoruz. Çinilerimizde Van'ı anlatmaya çalışıyoruz. Van'ın endemik bitkilerini, ters lalesini, zerrin kadehlerini işliyoruz. Sonrasında Van gravürlerini, kalenin arkasındaki Van gravürlerini ve Horhor Medresesi'ni çalışıyoruz. Hüsrev Paşa Camisi'nin bütün işlemelerini yansıtarak yapmaya çalışıyoruz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Van Haberleri : NECMETTİN KARACA - Van'ın İpekyolu ilçesinde geleneksel sanatları öğrenen kadınlar, kök boyalı iplerle dokudukları kilimler ve kentin değerlerini işledikleri çinilerle el emeğini ekonomiye kazandırıyor.İpekyolu Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde geçen seneden bu yana farklı alanlarda açılan 350'nin üzerinde kursta yaklaşık 12 bin kursiyer eğitim alıyor.Unutulmaya yüz tutan geleneksel el sanatlarının gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla düzenlenen kilim dokuma ve çini kursları da kursiyerlerin ilgisini çekiyor.Kilim dokuma kursuna katılan kadınlar, kök boyalarla renklendirilen yün ipleri tezgahlarda ilmek ilmek dokuyarak Van'ın kültürel mirasını yansıtan motifleri kilimlere işliyor.Çini kursunda ise kentin tarihi ve doğal güzelliklerinden ilham alan kursiyerler, Van Kalesi ve tarihi yapılardan Urartu motiflerine, kentin endemik bitkilerinden geleneksel süslemelere kadar birçok değeri hazırladıkları eserlere aktarıyor.Kurslarda hem geleneksel sanatların yaşatılması hem de kadınların yeni beceriler kazanarak ürettikleri eserleri ekonomik değere dönüştürmesi sağlanıyor.Her kilimin bir ismi, bir hikayesi varİpekyolu Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Arif Yılmaz, AA muhabirine, yaz döneminde birçok alanda eğitim verdiklerini söyledi.Geniş yelpazede kurslar düzenlediklerini belirten Yılmaz, şunları kaydetti:Özellikle yöremizi yansıtan, unutulmaya yüz tutmuş sanatlarımızın içerisinde yer alan kilimden çiniciliğe, deri işlemeciliğinden giyime, kuaförlükten aşçılığa kadar kurslarımız var. Unutulmaya yüz tutmuş bazı kurslarımız var. Bunların içinde bir tanesi yöresel kilim dokumadır. Kilim dokumanın yüzyıllara dayanan bir geleneği var. Her kilimin bir ismi, bir hikayesi var. Bizim çinicilik dediğimiz de yine unutulmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan bir tanesidir. Çinicilik, yüzyıllara dayanan bir geçmişe sahip.Dokuduğum kilimleri satıp aileme yardımcı olmaya çalışıyorumKursiyerlerden Özlem Koş, uzun yıllardır kilim dokuduğunu, kurs sayesinde bu becerisini ekonomik kazanca dönüştürdüğünü anlattı.Kilim dokumayı severek yaptığını dile getiren Koş, Uzun yıllardır kilim dokuyordum. Ama bu kursa geldikten sonra bunu ekonomik açıdan da değerlendirdim. Ailemize yardımcı oluyorum. Dokuduğum kilimleri satıp yardımcı olmaya çalışıyorum. Çok güzel bir şey. Severek yaptığımız bir iş. Kilim dokumayı seviyorum. İplerimizin hepsi gerçek boyalar. Kök boyalardan yapıyoruz. Bunları satıp çocuklarıma bakıyorum. Öğrencilerim var. Bunlarla geçimimizi sağlıyoruz. dedi.Çinilerimizde Van&#039;ı anlatmaya çalışıyoruzİpekyolu Halk Eğitimi Merkezinde el sanatları öğretmeni Sevil Karabulut ise çini sanatını kursiyerlere öğretirken eserlerde Van'ın tarihi ve kültürel değerlerini anlatmaya çalıştıklarını ifade etti.Kentin endemik bitkilerinden tarihi yapılarına kadar birçok değeri çinilere aktardıklarını anlatan Karabulut, şöyle devam etti:İpekyolu Halk Eğitimi Merkezi'nde el sanatları öğretmeni olarak çalışıyorum. Sınıfımız çini sınıfı. Çini sanatını elimizden geldiğince anlatıp yaptırıyoruz. Çinilerimizde Van'ı anlatmaya çalışıyoruz. Van'ın endemik bitkilerini, ters lalesini, zerrin kadehlerini işliyoruz. Sonrasında Van gravürlerini, kalenin arkasındaki Van gravürlerini ve Horhor Medresesi'ni çalışıyoruz. Hüsrev Paşa Camisi'nin bütün işlemelerini yansıtarak yapmaya çalışıyoruz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/van-da-kadinlar-geleneksel-sanatlari-el-emegi-eserlerle-gelecege-tasiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Spor federasyonlarında mali genel kurul süreci başlıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/spor-federasyonlarinda-mali-genel-kurul-sureci-basliyor/903691/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/spor-federasyonlarinda-mali-genel-kurul-sureci-basliyor/903691/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Spor federasyonlarının 2026 yılı mali genel kurulları, 10 Eylül-15 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- Spor federasyonlarının 2026 yılı mali genel kurulları, 10 Eylül-15 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek.Spor federasyonlarının 2026 yılı mali genel kurul takvimine göre süreç, 10 Eylül Perşembe günü Türkiye Satranç Federasyonunun olağanüstü seçimli mali genel kuruluyla başlayacak. Türkiye Dans Federasyonunun mali genel kurulu da 20 Eylül Pazar günü olağanüstü seçimli olarak yapılacak.Toplam 59 federasyonu kapsayan takvimde eylül ayında cimnastik, kürek, kano, binicilik, bocce, bowling ve dart, okçuluk, sutopu, hentbol, modern pentatlon, geleneksel atlı sporlar, geleneksel Türk okçuluk ve geleneksel spor dalları federasyonlarının mali genel kurulları gerçekleştirilecek.Ekim ayında ise e-spor, briç, izcilik, gelişmekte olan spor branşları, herkes için spor, halter, muaythai, bilardo, dağcılık, ragbi, eskrim, atıcılık, otomobil sporları, yelken, bisiklet, badminton, tekvando, karate, motosiklet, kick boks, masa tenisi, wushu kung fu, halk oyunları, atletizm, basketbol, hokey, işitme engelliler ve oryantiringin de aralarında bulunduğu federasyonlar mali genel kurullarını yapacak.Kasım ayındaki takvimde de yüzme, üniversite sporları, triatlon, voleybol, kaykay, geleneksel güreşler, golf, güreş, özel sporcular, tenis, sualtı, boks, hava sporları, vücut geliştirme, bedensel engelliler ve judo federasyonları yer alıyor. Mali genel kurul süreci, 15 Kasım Pazar günü Görme Engelliler Federasyonunun genel kuruluyla sona erecek.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- Spor federasyonlarının 2026 yılı mali genel kurulları, 10 Eylül-15 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek.Spor federasyonlarının 2026 yılı mali genel kurul takvimine göre süreç, 10 Eylül Perşembe günü Türkiye Satranç Federasyonunun olağanüstü seçimli mali genel kuruluyla başlayacak. Türkiye Dans Federasyonunun mali genel kurulu da 20 Eylül Pazar günü olağanüstü seçimli olarak yapılacak.Toplam 59 federasyonu kapsayan takvimde eylül ayında cimnastik, kürek, kano, binicilik, bocce, bowling ve dart, okçuluk, sutopu, hentbol, modern pentatlon, geleneksel atlı sporlar, geleneksel Türk okçuluk ve geleneksel spor dalları federasyonlarının mali genel kurulları gerçekleştirilecek.Ekim ayında ise e-spor, briç, izcilik, gelişmekte olan spor branşları, herkes için spor, halter, muaythai, bilardo, dağcılık, ragbi, eskrim, atıcılık, otomobil sporları, yelken, bisiklet, badminton, tekvando, karate, motosiklet, kick boks, masa tenisi, wushu kung fu, halk oyunları, atletizm, basketbol, hokey, işitme engelliler ve oryantiringin de aralarında bulunduğu federasyonlar mali genel kurullarını yapacak.Kasım ayındaki takvimde de yüzme, üniversite sporları, triatlon, voleybol, kaykay, geleneksel güreşler, golf, güreş, özel sporcular, tenis, sualtı, boks, hava sporları, vücut geliştirme, bedensel engelliler ve judo federasyonları yer alıyor. Mali genel kurul süreci, 15 Kasım Pazar günü Görme Engelliler Federasyonunun genel kuruluyla sona erecek.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ABD’de İsrail lobisi Kongre seçimlerine milyonlar akıtmasına rağmen önemli yarışlarda hezimete uğruyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/abd-de-israil-lobisi-kongre-secimlerine-milyonlar-akitmasina-ragmen-onemli-yarislarda-hezimete-ugruyor/903690/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/abd-de-israil-lobisi-kongre-secimlerine-milyonlar-akitmasina-ragmen-onemli-yarislarda-hezimete-ugruyor/903690/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Özellikle Michigan ve California eyaletlerinde AIPAC'in milyonlarca dolar akıttığı adaylar, Müslüman adaylar karşısında yenilgi aldı - ABD kamuoyunda İsrail'e olan desteğin azalmasıyla birlikte AIPAC de siyasi reklamlarda İsrail kelimesini kullanmaktan çekinmeye başladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : DİLDAR BAYKAN ATALAY - Kamuoyunda İsrail'e olan desteğin her geçen gün azaldığı ABD'de İsrail yanlısı lobi grubu Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), yaklaşan ara seçimlerde adayların seçim kampanyalarına milyonlarca dolar aktarırken, özellikle yakından izlenen yarışlarda desteklediği adayların karşıt adaylara yenilmesi dikkati çekiyor.ABD'de 3 Kasım'da düzenlenecek Kongre ara seçimleri yaklaşırken, lobi gruplarının seçimler üzerindeki etkisi de tartışılıyor.Özellikle Gazze'deki saldırıların devam etmesi nedeniyle ülkede görüş ayrılıkları sürerken, İsrail yanlısı AIPAC en önde gelen yabancı ülke kaynaklı lobi gruplarından biri olarak öne çıkıyor.Seçim kampanyalarını inceleyen OpenSecrets isimli internet sitesine göre AIPAC'le bağlantılı gruplar, bugüne kadar 3 Kasım'da yarışacak İsrail yanlısı adaylar için 100 milyon dolardan fazla para harcadı.Ancak bu harcamaya rağmen, AIPAC destekli adayların özellikle kamuoyu ve basın tarafından yakından izlenen yarışlarda hezimete uğraması dikkatlerden kaçmadı.Amerikan Siyonist Halkla İlişkiler Komitesi adı altında kurulduAmerikan Siyonist Halkla İlişkiler Komitesi adı altında 1954'te kurulan ve 1959'da ismini Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi olarak değiştiren AIPAC, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğini savunuyor ve İsrail'e yönelik eleştirilere karşı çıkıyor.Kuruluş amacı İsrail'in ekonomisini desteklemeye ve Yahudi göçmenlerin topluma kazandırılmasına Kongreyi ikna etmek olan komite, 1967'deki 6 Gün Savaşı'nın ve 1973'teki Arap-İsrail Savaşı'nın ardından amacını askeri yardım ve ortak savunma işbirliği alanlarına genişletti.AIPAC, 1980'lerin başına kadar hiçbir siyasi adayı doğrudan desteklemezken bu tarihten itibaren İsrail yanlısı küçük gruplara destek vermeye başladı.Aralık 2021'den itibaren ise AIPAC doğrudan adaylara destek vermeye başladı.AIPAC harcamalarını iki kat artırdıNew York Times'a göre, AIPAC'in 2022'den bu yana Kongre seçimlerinde yarışan adaylara harcadığı para iki kattan fazla artarak yaklaşık 30 milyondan 70 milyon doların üzerine çıktı.Buna rağmen seçimlere en çok para akıtan yabancı ülke kaynaklı bu lobi grubunun seçimlerdeki başarısı tartışmalı.Özellikle Michigan ve California'daki seçimlerde AIPAC destekli adaylar, Müslüman adaylar karşısında büyük hezimete uğradı.30 milyondan fazlasını Müslüman adayın rakibine akıttılarAIPAC, bu ara seçimler için yapılan ön seçimlerde en büyük yenilgiyi Michigan eyaletinde aldı.Grup, Michigan'daki Demokratlar arasındaki yarışta Mısır kökenli tıp doktoru Abdul El-Sayed'e karşı, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens'ı destekledi.Kasımdaki seçimleri kazanması halinde ABD Senatosuna seçilecek ilk Müslüman senatör olacak El-Sayed, İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırılarını soykırım olarak nitelendiriyor ve İsrail'e sağlanan kaynakların, ABD'de sağlık, konut ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor.Bu yarışta Stevens'a 30 milyon dolar akıtan AIPAC, böylece bugüne kadar tek bir adaya en çok maddi desteği vermiş oldu.Ancak 5 Ağustos'ta, Michigan'daki ön seçimleri El-Sayed kazandı ve AIPAC büyük bir darbe almış oldu.AIPAC, Afganistan kökenli kadın temsilciye yenildiIllinois ve New York'taki ön seçimlerde de hezimete uğrayan AIPAC, son darbesini California'da aldı.AIPAC, California'da hakkındaki cinsel saldırı iddiaları nedeniyle görevinden istifa eden Temsilciler Meclisi Üyesi Eric Swalwell'in ardından, Demokratlar arasında Afganistan kökenli Aisha Wahab ve AIPAC destekli Melissa Hernandez arasında bir yarış başladı.Eyalette 20 Ağustos'ta yapılan özel seçimde Wahab galip geldi. Bu da AIPAC'ın öne çıkan yenilgilerinden biri oldu.Washington Post gazetesi, AIPAC bağlantılı grupların, Wahab'ın rakibi Melissa Hernandez'in kazanması için 2,5 milyon dolara yakın para harcadığını belirtti.Wahab ise İsrail'in Filistin'e saldırılarını soykırım olarak nitelendirmesiyle öne çıkan bir adaydı.Amerikan toplumunda İsrail konusunda bölünmeAmerikan kamuoyunun İsrail konusundaki fikri özellikle 7 Ekim 2023'te Filistinlilere karşı başlatılan saldırıların ardından değişti.Quinnipiac Üniversitesi tarafından haziranda yayımlanan bir ankette Amerikan halkının yüzde 48'inin Washington yönetiminin İsrail'i çok fazla desteklediğini düşündüğü kaydedildi. Bu da anketteki en yüksek oran olarak tarihe geçti.AIPAC&#039;ın seçimlerdeki performansının gerilemesi bekleniyorÖte yandan ABD basınına konuşan siyaset analistleri ve The New Arab'ın Temmuz 2026 tarihli raporuna göre, 2022 seçimlerinde desteklediği adaylarda yüzde 98 gibi ezici bir başarı oranı yakalayan AIPAC'in, 2026 ara seçimlerinde bu performansın altında kalacağı düşünülüyor.Buna göre, artan taban tepkisi nedeniyle bu başarı oranının yüzde 60 ila yüzde 70 bandına gerilemesi bekleniyor.AIPAC destekli reklamlarda İsrail kelimesine ambargoÖte yandan New York Times araştırmasına göre, halkın İsrail konusundaki fikrinin değişmeye başlamasıyla AIPAC artık seçim reklamlarında doğrudan İsrail adını anmıyor.Araştırmada, Nisan 2022-Temmuz 2026 döneminde AIPAC'in Amerikan seçimlerine yönelik 109 televizyon ve dijital reklamı fonladığı belirtildi.Ancak bu reklamlardan yalnızca 6'sında İsrail'den doğrudan bahsedildi.Bunun yerine, söz konusu reklamlarda, her ne kadar özellikle İsrail’i destekleyen adayları güçlendirmek amacıyla hazırlanmış olsalar da anketlere göre birçok seçmen için daha büyük öncelik teşkil eden kürtaj hakkı ve ekonomi gibi konulara odaklanıldı.ABD FARA tartışmasıÖte yandan AIPAC'in FARA (Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası) kapsamında Adalet Bakanlığına kayıt olmayı reddetmesi de uzun süredir var olan tartışmalardan biri.Eleştirmenler, AIPAC'in lobi faaliyetlerinin doğrudan İsrail hükümetinin hedeflerini desteklediğini savunarak FARA kapsamına alınması gerektiğini savunurken, AIPAC, yönetim kurulunda yabancı yetkililerin olmadığını, doğrudan İsrail hükümetinden fon almadıklarını ve tamamen ABD'li bağışçılar tarafından yönetildiğini savunarak kaydolmayı reddediyor.FARA, 1938'de Nazi ve Sovyet etkisine karşı çıkarılmış ve yabancı bir devletin çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteren kişi veya kurumların Adalet Bakanlığına kayıt olmasını zorunlu kılmıştır.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : DİLDAR BAYKAN ATALAY - Kamuoyunda İsrail'e olan desteğin her geçen gün azaldığı ABD'de İsrail yanlısı lobi grubu Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), yaklaşan ara seçimlerde adayların seçim kampanyalarına milyonlarca dolar aktarırken, özellikle yakından izlenen yarışlarda desteklediği adayların karşıt adaylara yenilmesi dikkati çekiyor.ABD'de 3 Kasım'da düzenlenecek Kongre ara seçimleri yaklaşırken, lobi gruplarının seçimler üzerindeki etkisi de tartışılıyor.Özellikle Gazze'deki saldırıların devam etmesi nedeniyle ülkede görüş ayrılıkları sürerken, İsrail yanlısı AIPAC en önde gelen yabancı ülke kaynaklı lobi gruplarından biri olarak öne çıkıyor.Seçim kampanyalarını inceleyen OpenSecrets isimli internet sitesine göre AIPAC'le bağlantılı gruplar, bugüne kadar 3 Kasım'da yarışacak İsrail yanlısı adaylar için 100 milyon dolardan fazla para harcadı.Ancak bu harcamaya rağmen, AIPAC destekli adayların özellikle kamuoyu ve basın tarafından yakından izlenen yarışlarda hezimete uğraması dikkatlerden kaçmadı.Amerikan Siyonist Halkla İlişkiler Komitesi adı altında kurulduAmerikan Siyonist Halkla İlişkiler Komitesi adı altında 1954'te kurulan ve 1959'da ismini Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi olarak değiştiren AIPAC, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğini savunuyor ve İsrail'e yönelik eleştirilere karşı çıkıyor.Kuruluş amacı İsrail'in ekonomisini desteklemeye ve Yahudi göçmenlerin topluma kazandırılmasına Kongreyi ikna etmek olan komite, 1967'deki 6 Gün Savaşı'nın ve 1973'teki Arap-İsrail Savaşı'nın ardından amacını askeri yardım ve ortak savunma işbirliği alanlarına genişletti.AIPAC, 1980'lerin başına kadar hiçbir siyasi adayı doğrudan desteklemezken bu tarihten itibaren İsrail yanlısı küçük gruplara destek vermeye başladı.Aralık 2021'den itibaren ise AIPAC doğrudan adaylara destek vermeye başladı.AIPAC harcamalarını iki kat artırdıNew York Times'a göre, AIPAC'in 2022'den bu yana Kongre seçimlerinde yarışan adaylara harcadığı para iki kattan fazla artarak yaklaşık 30 milyondan 70 milyon doların üzerine çıktı.Buna rağmen seçimlere en çok para akıtan yabancı ülke kaynaklı bu lobi grubunun seçimlerdeki başarısı tartışmalı.Özellikle Michigan ve California'daki seçimlerde AIPAC destekli adaylar, Müslüman adaylar karşısında büyük hezimete uğradı.30 milyondan fazlasını Müslüman adayın rakibine akıttılarAIPAC, bu ara seçimler için yapılan ön seçimlerde en büyük yenilgiyi Michigan eyaletinde aldı.Grup, Michigan'daki Demokratlar arasındaki yarışta Mısır kökenli tıp doktoru Abdul El-Sayed'e karşı, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Haley Stevens'ı destekledi.Kasımdaki seçimleri kazanması halinde ABD Senatosuna seçilecek ilk Müslüman senatör olacak El-Sayed, İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırılarını soykırım olarak nitelendiriyor ve İsrail'e sağlanan kaynakların, ABD'de sağlık, konut ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor.Bu yarışta Stevens'a 30 milyon dolar akıtan AIPAC, böylece bugüne kadar tek bir adaya en çok maddi desteği vermiş oldu.Ancak 5 Ağustos'ta, Michigan'daki ön seçimleri El-Sayed kazandı ve AIPAC büyük bir darbe almış oldu.AIPAC, Afganistan kökenli kadın temsilciye yenildiIllinois ve New York'taki ön seçimlerde de hezimete uğrayan AIPAC, son darbesini California'da aldı.AIPAC, California'da hakkındaki cinsel saldırı iddiaları nedeniyle görevinden istifa eden Temsilciler Meclisi Üyesi Eric Swalwell'in ardından, Demokratlar arasında Afganistan kökenli Aisha Wahab ve AIPAC destekli Melissa Hernandez arasında bir yarış başladı.Eyalette 20 Ağustos'ta yapılan özel seçimde Wahab galip geldi. Bu da AIPAC'ın öne çıkan yenilgilerinden biri oldu.Washington Post gazetesi, AIPAC bağlantılı grupların, Wahab'ın rakibi Melissa Hernandez'in kazanması için 2,5 milyon dolara yakın para harcadığını belirtti.Wahab ise İsrail'in Filistin'e saldırılarını soykırım olarak nitelendirmesiyle öne çıkan bir adaydı.Amerikan toplumunda İsrail konusunda bölünmeAmerikan kamuoyunun İsrail konusundaki fikri özellikle 7 Ekim 2023'te Filistinlilere karşı başlatılan saldırıların ardından değişti.Quinnipiac Üniversitesi tarafından haziranda yayımlanan bir ankette Amerikan halkının yüzde 48'inin Washington yönetiminin İsrail'i çok fazla desteklediğini düşündüğü kaydedildi. Bu da anketteki en yüksek oran olarak tarihe geçti.AIPAC&#039;ın seçimlerdeki performansının gerilemesi bekleniyorÖte yandan ABD basınına konuşan siyaset analistleri ve The New Arab'ın Temmuz 2026 tarihli raporuna göre, 2022 seçimlerinde desteklediği adaylarda yüzde 98 gibi ezici bir başarı oranı yakalayan AIPAC'in, 2026 ara seçimlerinde bu performansın altında kalacağı düşünülüyor.Buna göre, artan taban tepkisi nedeniyle bu başarı oranının yüzde 60 ila yüzde 70 bandına gerilemesi bekleniyor.AIPAC destekli reklamlarda İsrail kelimesine ambargoÖte yandan New York Times araştırmasına göre, halkın İsrail konusundaki fikrinin değişmeye başlamasıyla AIPAC artık seçim reklamlarında doğrudan İsrail adını anmıyor.Araştırmada, Nisan 2022-Temmuz 2026 döneminde AIPAC'in Amerikan seçimlerine yönelik 109 televizyon ve dijital reklamı fonladığı belirtildi.Ancak bu reklamlardan yalnızca 6'sında İsrail'den doğrudan bahsedildi.Bunun yerine, söz konusu reklamlarda, her ne kadar özellikle İsrail’i destekleyen adayları güçlendirmek amacıyla hazırlanmış olsalar da anketlere göre birçok seçmen için daha büyük öncelik teşkil eden kürtaj hakkı ve ekonomi gibi konulara odaklanıldı.ABD FARA tartışmasıÖte yandan AIPAC'in FARA (Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası) kapsamında Adalet Bakanlığına kayıt olmayı reddetmesi de uzun süredir var olan tartışmalardan biri.Eleştirmenler, AIPAC'in lobi faaliyetlerinin doğrudan İsrail hükümetinin hedeflerini desteklediğini savunarak FARA kapsamına alınması gerektiğini savunurken, AIPAC, yönetim kurulunda yabancı yetkililerin olmadığını, doğrudan İsrail hükümetinden fon almadıklarını ve tamamen ABD'li bağışçılar tarafından yönetildiğini savunarak kaydolmayı reddediyor.FARA, 1938'de Nazi ve Sovyet etkisine karşı çıkarılmış ve yabancı bir devletin çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteren kişi veya kurumların Adalet Bakanlığına kayıt olmasını zorunlu kılmıştır.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/abd-de-israil-lobisi-kongre-secimlerine-milyonlar-akitmasina-ragmen-onemli-yarislarda-hezimete-ugruyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Trump'ın petrol fiyatlarını stratejik rezerv salımıyla frenleme adımları ABD'nin enerji güvenliğini aşındırıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-trump-in-petrol-fiyatlarini-stratejik-rezerv-salimiyla-frenleme-adimlari-abd-nin-enerji-guvenligini-asindiriyor/903689/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-trump-in-petrol-fiyatlarini-stratejik-rezerv-salimiyla-frenleme-adimlari-abd-nin-enerji-guvenligini-asindiriyor/903689/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Jeopolitik arz şoklarına karşı Stratejik Petrol Rezervi'ni devreye sokan ABD, kısa vadeli fiyat istikrarı sağlarken uzun vadeli enerji güvenliği tamponunu daraltıyor - Stratejik rezervleri 1982'den bu yana en düşük seviyesine gerileyen ABD, kaybettiği enerji güvenliği tamponunu Venezuela petrolüyle yeniden oluşturmayı planlıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : DUYGU ALHAN -  Jeopolitik krizlerin etkisiyle yükselen petrol fiyatlarının iç piyasadaki yakıt maliyetlerine yansımasını Stratejik Petrol Rezervi'ni (SPR) devreye sokarak sınırlamaya çalışan ABD yönetimi, kısa vadede fiyat istikrarını sağlarken uzun vadeli enerji güvenliğini riske atıyor. Dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ABD'nin küresel arz şoklarının petrol fiyatları ve iç piyasadaki yakıt maliyetleri üzerindeki etkisini sınırlamak amacıyla SPR'ye yönelmesiyle, ülkenin stratejik stoklarındaki ham petrol miktarı 286,6 milyon varile inerek 1982'den bu yana en düşük seviyesini gördü.AA muhabirinin ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerinden derlediği bilgiye göre, Washington'ın stratejik stoklarındaki ilk büyük kırılma Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından yaşandı.Küresel arz kesintilerinin etkisini hafifletmek ve yakıt fiyatlarındaki yükselişi sınırlamak amacıyla SPR tarihinin en büyük acil durum salımını gerçekleştiren ABD'nin rezervleri, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı Şubat 2022'de yaklaşık 580 milyon varil seviyesindeyken, aynı yılın sonunda yaklaşık yüzde 36 düşüşle 372 milyon varile, 2023 sonunda ise 354,7 milyon varile kadar geriledi.Stratejik rezervlerdeki toparlanma çabası yeni krizle son bulduDengeyi yeniden sağlamak ve kendini güvence altına almak isteyen Washington yönetimi, kaybettiği stratejik tamponu yeniden doldurmaya yöneldi.Stoklar 2024 sonunda 393,6 milyon varile, 2025 sonunda 413,5 milyon varile yükselse de Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı dönemdeki seviyesine dönemedi. Söz konusu toparlanma, ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından küresel petrol akışının sekteye uğramasıyla son buldu. Yılın başında 415,2 milyon varil olarak kayıtlara geçen SPR, şubatta 415,4 milyon varille sınırlı yükseldi.Ancak ABD/İsrail-İran Savaşı'nın Hürmüz Boğazı'nda yol açtığı arz kesintilerinin ardından Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin martta küresel arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla acil rezervlerden 400 milyon varil petrolü piyasaya sunma planı kapsamında Washington'ın SPR'den 172 milyon varillik salıma onay vermesiyle stratejik stoklar yeniden gerilemeye başladı.EIA'nın haftalık verilerine göre düşüş yaz aylarında da devam etti. Stoklar temmuz sonunda 304,8 milyon varile, 28 Ağustos'ta ise 286,6 milyon varile kadar düştü.Böylece ABD, İran savaşına yaklaşık 415 milyon varillik stratejik rezervle girerken, 6 ayda bu tamponun yaklaşık yüzde 30'unu kaybetti. SPR, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı döneme kıyasla ise yarı yarıya küçülerek 1982'den bu yana en düşük düzeyini gördü.Piyasaya hızla ilave petrol sağlayabilen SPR, Washington'a arz şoklarının fiyatlara yansımasını sınırlamak için güçlü bir araç sunuyor. Ancak aynı araç her kullanıldığında ABD'yi bir sonraki kriz için savunmasız bırakıyor.EIA verilerine göre, ABD'nin toplam petrol ürünü tüketimiyle karşılaştırıldığında, 2022 başında yaklaşık 1 aylık tüketime eş değer olan stratejik stoklar bugün yaklaşık 2 haftaya kadar gerilemiş durumda.Trump&#039;ın gözü Venezuela petrolündeRezervlerde görülen bu tarihi gerileme, Washington'ın kaybettiği stratejik tamponu nasıl ve ne kadar hızlı yeniden oluşturacağı sorusunu gündeme getirirken, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela hamlesi dikkati çekiyor.Trump, 30 Ağustos'ta Venezuela ile varılan yeni petrol anlaşmasının ardından, Venezuela petrolünü SPR'yi yeniden doldurmak için kullanacağını ve sürecin kısa süre içinde başlayacağını açıkladı.Anlaşma kapsamında Washington, Venezuela'da 65 milyar varilden fazla kanıtlanmış rezerve sahip 17 petrol sahası için 100 yıllık imtiyaz elde ederken, üretimin yüzde 20'sini maliyet fiyatından satın alma hakkı da kazandı. Öte yandan, ABD’nin Venezuela'nın petrol sektöründeki varlığını artırmaya yönelik adımları bununla sınırlı kalmadı. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Venezuela'ya gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Karakas'ta yaptığı açıklamada, ülkenin petrol üretiminin yeni yatırımlar ve anlaşmalarla gelecek birkaç yıl içinde iki kattan fazla artabileceğini söyledi.Ayrıca, ziyaret sırasında Chevron, Eni ve GE Vernova'nın da aralarında bulunduğu uluslararası enerji şirketleri, ülkedeki petrol üretimini artırmaya yönelik projelerini genişletme taahhüdünde bulundu.Söz konusu gelişmeler, Washington yönetiminin bir yandan 1982'den bu yana en düşük seviyesine gerileyen stratejik stoklarını yeniden oluşturmayı, diğer yandan Venezuela petrolünü uzun vadeli bir arz kaynağına dönüştürmeyi hedeflediğine işaret ediyor.Ancak Venezuela'nın devasa yeraltı rezervlerinin kısa sürede üretilebilir petrole dönüşüp dönüşemeyeceği belirsizliğini koruyor. Petrol üretimi günlük yaklaşık 1,2 milyon varil seviyesinde bulunan ve uzun yıllardır yetersiz yatırımla karşı karşıya kalan ülkede, üretimin artırılması için milyarlarca dolarlık yatırım ve altyapı çalışmalarına ihtiyaç duyulacağı değerlendiriliyor.SPR eridikçe Washington&#039;ın hareket alanı daralıyorLondra merkezli Energy Intelligence Group Petrol Piyasaları Ekonomisti Julien Mathonniere, SPR'nin esas olarak acil durum tamponu olarak tasarlandığını, ABD'deki benzin fiyatlarını rutin şekilde yönetmeye yönelik bir araç olmadığını söyledi.Mathonniere, SPR'nin son 4 yıldaki iki büyük arz şokunun etkisini hafifletmede amacına uygun şekilde çalıştığını belirterek, SPR kullanımı  amacına uygun şekilde işledi, daha sert fiyat artışlarının önüne geçerek bu şokların etkisini sınırladı. Ancak yalnızca zaman kazandırıyor ve bunun da bir sınırı var. dedi.Rezervden çekilen petrolün yerine konulmasının olası kriz durumlarında güvenlik tamponu oluşturulması için büyük önem arz ettiğinin altını çizen Mathonniere, ABD bugün sağladığı istikrarın bedelini gelecekteki hareket alanını daraltarak ödüyor. değerlendirmesinde bulundu.Mathonniere, Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut koşulların petrol fiyatlarında SPR'yi yeniden doldurmayı kolaylaştıracak bir düşüşü zorlaştırdığına işaret ederek, anlamlı bir yeniden dolum sürecinin Orta Doğu'daki jeopolitik koşulların iyileşmesine bağlı olarak 2027'nin ikinci veya üçüncü çeyreğine kadar gecikebileceğini ifade etti.Venezuela petrolü hızlı çözüm olmayabilirTrump'ın Venezuela petrolünü SPR'yi yeniden doldurmak için kullanma planını ABD'nin stratejik kırılganlığını giderme çabası olarak değerlendiren Mathonniere, bunun aynı zamanda rezervleri yeniden oluşturmanın yalnızca petrol satın almaktan çok daha zor hale geldiğini gösterdiğini aktardı.Mathonniere, Venezuela'nın dev petrol rezervlerine erişim ile bu petrolün kısa sürede SPR'ye ulaştırılmasının farklı konular olduğuna dikkati çekerek, Temel soru, Venezuela petrolünün ne kadarının SPR'ye gerçekten ulaştırılabileceği, bunun ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceği ve yıllardır süren yetersiz yatırımlar dikkate alındığında gerçek maliyetin ne olacağı. diye konuştu.SPR'deki azalmanın ABD dış politikasını da sınırlı ölçüde etkileyebileceğini belirten Mathonniere, bunun Washington'ın Venezuela veya İran politikasını doğrudan belirleyen bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini, söz konusu politikalarda daha geniş jeopolitik faktörlerin belirleyici olduğunu kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : DUYGU ALHAN -  Jeopolitik krizlerin etkisiyle yükselen petrol fiyatlarının iç piyasadaki yakıt maliyetlerine yansımasını Stratejik Petrol Rezervi'ni (SPR) devreye sokarak sınırlamaya çalışan ABD yönetimi, kısa vadede fiyat istikrarını sağlarken uzun vadeli enerji güvenliğini riske atıyor. Dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ABD'nin küresel arz şoklarının petrol fiyatları ve iç piyasadaki yakıt maliyetleri üzerindeki etkisini sınırlamak amacıyla SPR'ye yönelmesiyle, ülkenin stratejik stoklarındaki ham petrol miktarı 286,6 milyon varile inerek 1982'den bu yana en düşük seviyesini gördü.AA muhabirinin ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerinden derlediği bilgiye göre, Washington'ın stratejik stoklarındaki ilk büyük kırılma Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından yaşandı.Küresel arz kesintilerinin etkisini hafifletmek ve yakıt fiyatlarındaki yükselişi sınırlamak amacıyla SPR tarihinin en büyük acil durum salımını gerçekleştiren ABD'nin rezervleri, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı Şubat 2022'de yaklaşık 580 milyon varil seviyesindeyken, aynı yılın sonunda yaklaşık yüzde 36 düşüşle 372 milyon varile, 2023 sonunda ise 354,7 milyon varile kadar geriledi.Stratejik rezervlerdeki toparlanma çabası yeni krizle son bulduDengeyi yeniden sağlamak ve kendini güvence altına almak isteyen Washington yönetimi, kaybettiği stratejik tamponu yeniden doldurmaya yöneldi.Stoklar 2024 sonunda 393,6 milyon varile, 2025 sonunda 413,5 milyon varile yükselse de Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı dönemdeki seviyesine dönemedi. Söz konusu toparlanma, ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından küresel petrol akışının sekteye uğramasıyla son buldu. Yılın başında 415,2 milyon varil olarak kayıtlara geçen SPR, şubatta 415,4 milyon varille sınırlı yükseldi.Ancak ABD/İsrail-İran Savaşı'nın Hürmüz Boğazı'nda yol açtığı arz kesintilerinin ardından Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin martta küresel arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla acil rezervlerden 400 milyon varil petrolü piyasaya sunma planı kapsamında Washington'ın SPR'den 172 milyon varillik salıma onay vermesiyle stratejik stoklar yeniden gerilemeye başladı.EIA'nın haftalık verilerine göre düşüş yaz aylarında da devam etti. Stoklar temmuz sonunda 304,8 milyon varile, 28 Ağustos'ta ise 286,6 milyon varile kadar düştü.Böylece ABD, İran savaşına yaklaşık 415 milyon varillik stratejik rezervle girerken, 6 ayda bu tamponun yaklaşık yüzde 30'unu kaybetti. SPR, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı döneme kıyasla ise yarı yarıya küçülerek 1982'den bu yana en düşük düzeyini gördü.Piyasaya hızla ilave petrol sağlayabilen SPR, Washington'a arz şoklarının fiyatlara yansımasını sınırlamak için güçlü bir araç sunuyor. Ancak aynı araç her kullanıldığında ABD'yi bir sonraki kriz için savunmasız bırakıyor.EIA verilerine göre, ABD'nin toplam petrol ürünü tüketimiyle karşılaştırıldığında, 2022 başında yaklaşık 1 aylık tüketime eş değer olan stratejik stoklar bugün yaklaşık 2 haftaya kadar gerilemiş durumda.Trump&#039;ın gözü Venezuela petrolündeRezervlerde görülen bu tarihi gerileme, Washington'ın kaybettiği stratejik tamponu nasıl ve ne kadar hızlı yeniden oluşturacağı sorusunu gündeme getirirken, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela hamlesi dikkati çekiyor.Trump, 30 Ağustos'ta Venezuela ile varılan yeni petrol anlaşmasının ardından, Venezuela petrolünü SPR'yi yeniden doldurmak için kullanacağını ve sürecin kısa süre içinde başlayacağını açıkladı.Anlaşma kapsamında Washington, Venezuela'da 65 milyar varilden fazla kanıtlanmış rezerve sahip 17 petrol sahası için 100 yıllık imtiyaz elde ederken, üretimin yüzde 20'sini maliyet fiyatından satın alma hakkı da kazandı. Öte yandan, ABD’nin Venezuela'nın petrol sektöründeki varlığını artırmaya yönelik adımları bununla sınırlı kalmadı. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Venezuela'ya gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında Karakas'ta yaptığı açıklamada, ülkenin petrol üretiminin yeni yatırımlar ve anlaşmalarla gelecek birkaç yıl içinde iki kattan fazla artabileceğini söyledi.Ayrıca, ziyaret sırasında Chevron, Eni ve GE Vernova'nın da aralarında bulunduğu uluslararası enerji şirketleri, ülkedeki petrol üretimini artırmaya yönelik projelerini genişletme taahhüdünde bulundu.Söz konusu gelişmeler, Washington yönetiminin bir yandan 1982'den bu yana en düşük seviyesine gerileyen stratejik stoklarını yeniden oluşturmayı, diğer yandan Venezuela petrolünü uzun vadeli bir arz kaynağına dönüştürmeyi hedeflediğine işaret ediyor.Ancak Venezuela'nın devasa yeraltı rezervlerinin kısa sürede üretilebilir petrole dönüşüp dönüşemeyeceği belirsizliğini koruyor. Petrol üretimi günlük yaklaşık 1,2 milyon varil seviyesinde bulunan ve uzun yıllardır yetersiz yatırımla karşı karşıya kalan ülkede, üretimin artırılması için milyarlarca dolarlık yatırım ve altyapı çalışmalarına ihtiyaç duyulacağı değerlendiriliyor.SPR eridikçe Washington&#039;ın hareket alanı daralıyorLondra merkezli Energy Intelligence Group Petrol Piyasaları Ekonomisti Julien Mathonniere, SPR'nin esas olarak acil durum tamponu olarak tasarlandığını, ABD'deki benzin fiyatlarını rutin şekilde yönetmeye yönelik bir araç olmadığını söyledi.Mathonniere, SPR'nin son 4 yıldaki iki büyük arz şokunun etkisini hafifletmede amacına uygun şekilde çalıştığını belirterek, SPR kullanımı  amacına uygun şekilde işledi, daha sert fiyat artışlarının önüne geçerek bu şokların etkisini sınırladı. Ancak yalnızca zaman kazandırıyor ve bunun da bir sınırı var. dedi.Rezervden çekilen petrolün yerine konulmasının olası kriz durumlarında güvenlik tamponu oluşturulması için büyük önem arz ettiğinin altını çizen Mathonniere, ABD bugün sağladığı istikrarın bedelini gelecekteki hareket alanını daraltarak ödüyor. değerlendirmesinde bulundu.Mathonniere, Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut koşulların petrol fiyatlarında SPR'yi yeniden doldurmayı kolaylaştıracak bir düşüşü zorlaştırdığına işaret ederek, anlamlı bir yeniden dolum sürecinin Orta Doğu'daki jeopolitik koşulların iyileşmesine bağlı olarak 2027'nin ikinci veya üçüncü çeyreğine kadar gecikebileceğini ifade etti.Venezuela petrolü hızlı çözüm olmayabilirTrump'ın Venezuela petrolünü SPR'yi yeniden doldurmak için kullanma planını ABD'nin stratejik kırılganlığını giderme çabası olarak değerlendiren Mathonniere, bunun aynı zamanda rezervleri yeniden oluşturmanın yalnızca petrol satın almaktan çok daha zor hale geldiğini gösterdiğini aktardı.Mathonniere, Venezuela'nın dev petrol rezervlerine erişim ile bu petrolün kısa sürede SPR'ye ulaştırılmasının farklı konular olduğuna dikkati çekerek, Temel soru, Venezuela petrolünün ne kadarının SPR'ye gerçekten ulaştırılabileceği, bunun ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceği ve yıllardır süren yetersiz yatırımlar dikkate alındığında gerçek maliyetin ne olacağı. diye konuştu.SPR'deki azalmanın ABD dış politikasını da sınırlı ölçüde etkileyebileceğini belirten Mathonniere, bunun Washington'ın Venezuela veya İran politikasını doğrudan belirleyen bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini, söz konusu politikalarda daha geniş jeopolitik faktörlerin belirleyici olduğunu kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/grafikli-trump-in-petrol-fiyatlarini-stratejik-rezerv-salimiyla-frenleme-adimlari-abd-nin-enerji-guvenligini-asindiriyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Gençlerbirliği, Zan Zuzek ile yollarını ayırdı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/genclerbirligi-zan-zuzek-ile-yollarini-ayirdi/903688/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/genclerbirligi-zan-zuzek-ile-yollarini-ayirdi/903688/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Trendyol Süper Lig ekiplerinden Gençlerbirliği, Sloven savunma oyuncusu Zan Zuzek ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdığını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- Trendyol Süper Lig ekiplerinden Gençlerbirliği, Sloven savunma oyuncusu Zan Zuzek ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdığını duyurdu.Kulüpten yapılan açıklamada, Trendyol 1. Lig'den Süper Lig'e uzanan unutulmaz şampiyonluk yürüyüşümüzde önemli bir pay sahibi olan, kırmızı-kara formamız altında terinin son damlasına kadar mücadele eden futbolcumuz Zan Zuzek ile karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırmış bulunuyoruz. Zan Zuzek'e kulübümüze verdiği emek, gösterdiği mücadele ve taşıdığı Gençlerbirliği aidiyeti için teşekkür ediyoruz. ifadeleri kullanıldı.Zuzek, Gençlerbirliği formasıyla çıktığı 75 resmi müsabakada 4 gol kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- Trendyol Süper Lig ekiplerinden Gençlerbirliği, Sloven savunma oyuncusu Zan Zuzek ile karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdığını duyurdu.Kulüpten yapılan açıklamada, Trendyol 1. Lig'den Süper Lig'e uzanan unutulmaz şampiyonluk yürüyüşümüzde önemli bir pay sahibi olan, kırmızı-kara formamız altında terinin son damlasına kadar mücadele eden futbolcumuz Zan Zuzek ile karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırmış bulunuyoruz. Zan Zuzek'e kulübümüze verdiği emek, gösterdiği mücadele ve taşıdığı Gençlerbirliği aidiyeti için teşekkür ediyoruz. ifadeleri kullanıldı.Zuzek, Gençlerbirliği formasıyla çıktığı 75 resmi müsabakada 4 gol kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/genclerbirligi-zan-zuzek-ile-yollarini-ayirdi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite tercihindeki yanlış kodlamayla başladığı halıcılığı kursiyerlerine aktarıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/universite-tercihindeki-yanlis-kodlamayla-basladigi-haliciligi-kursiyerlerine-aktariyor/903687/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/universite-tercihindeki-yanlis-kodlamayla-basladigi-haliciligi-kursiyerlerine-aktariyor/903687/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Nevşehir / Nevşehir'de yaşayan 51 yaşındaki Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Fatma Turgut: - Halı benim için sözsüz mektupları okumaktır. Dokuduğumuz her desen, kurduğumuz her motif, bizi bize anlatan, bizi geleceğe taşıyacak olandır - Kursiyerlerden Fadime Ünal: - Burada sadece düğüm atmıyoruz, aynı zamanda kadim sanatımızı öğreniyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Nevşehir Haberleri : BEHÇET ALKAN - Nevşehir'de 1994 yılında üniversite tercihinde yaptığı yanlış kodlama sonucu halıcılık bölümüne yerleşen 51 yaşındaki Fatma Turgut, 13 yıldır düzenlediği kurslarla kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığının verdiği Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ünvanına sahip Turgut, 1994 yılında üniversite tercihinde yaptığı kodlama hatasıyla Erciyes Üniversitesi Halıcılık Bölümüne yerleşti.Dokumacılıktaki zorluklar nedeniyle okulu bırakmak isteyen ancak annesinin ısrarıyla eğitimini tamamlayıp mezun olan Turgut'un, süreç içinde motif ve renklere tutkusu arttı.Yaklaşık 16 yıl atölye ve sanat galerilerinde halı dokuyan Turgut, 2013 yılından beri Nevşehir'de belediye ve halk eğitimi merkezlerince düzenlenen kurslarda sanatın inceliklerini öğrencilerine aktarıyor.Yünden ip yapma aşamasından kök boya ile renklendirmeye kadar üretimin her safhasında yer alan Turgut, kurs merkezindeki tezgahlarda çeyrek asırdan fazla sürede elde ettiği tecrübesini öğrencilerle paylaşıyor.İlk başladığımda çok zorlandım, ellerimden kan aktıUsta öğretici Turgut, AA muhabirine, tercih kılavuzunda sütun kaydırarak hatalı kodu işleyip farkında olmadan bu sanata yöneldiğini söyledi.Halı dokumanın zor ve meşakkatli bir alan olduğunu dile getiren Turgut, Gerçekten de emek ve sabır ister. Gençlikte sabır ve emek her zaman ikinci planda kaldığından okula ilk başladığımda çok zorlandım, ellerimden kan aktı, parmaklarım acıdı, yara oldu. Annemi aradım, 'Ben burayı okuyamayacağım, geri dönmek istiyorum' dedim. Annem de 'Hayır orayı kazandın, o senin altın bileziğin, o okulu bitirip öyle geri döneceksin.' dedi. Daha sonra sabır ve emekle çıkan ürünleri görüp halı dokumanın meşakkatli ama bir o kadar değerli olduğunu anladıkça çok sevdim. diye konuştu.Turgut, yıllar içinde halı dokumadaki yeteneğini geliştirdiğine dikkati çekerek, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan İnsan Hazinesine dokumacılık alanında aday olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.Dokuma tezgahıyla her gün buluştuğunu, desenleri ilmek ilmek işlemekten keyif aldığını anlatan Turgut, Sevdiğimiz renkleri o çiçeğe, hüznümüzü ve mutluluğumuzu desenlere aktarıyoruz. Halı benim için sözsüz mektupları okumaktır. Dokuduğumuz her desen, kurduğumuz her motif, bizi bize anlatan, bizi geleceğe taşıyacak olandı. O yüzden de gerçekten hiç vazgeçmeden, pes etmeden, herkese öğretmeye, anlatmaya başladım. Çünkü yaptığımız şey bizim hikayemizdi. ifadesini kullandı.Turgut, geleneksel dokuma sanatının geleceğe taşınması amacıyla birçok sanat elçisi öğrenciye eğitim verdiğine değinerek, 3-4 aylık dönemlerde kurs açtıklarını, eğitim verdiği öğrenci sayısının 700'ü aştığını sözlerine ekledi.Bize satır satır, ilmek ilmek her detayı öğretiyorNevşehir Belediyesi ile Nevşehir Şehit Jandarma Onbaşı Muhammet Can Biçici Halk Eğitimi Merkezi işbirliğinde devam eden kursa katılan Fadime Ünal da dokumacılığı tecrübeli birinden öğrenmenin kolaylık sağladığını dile getirdi.Her düğümde sanata bağlılığının arttığını kaydeden Ünal, Hocamız alanında çok tecrübeli. Bize satır satır, ilmek ilmek her detayı öğretiyor. Çok keyif alıyorum. Gelemediğim zamanlar aklım tezgahımda kalıyor. Burada sadece düğüm atmıyoruz, aynı zamanda kadim sanatımızı öğreniyoruz. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Nevşehir Haberleri : BEHÇET ALKAN - Nevşehir'de 1994 yılında üniversite tercihinde yaptığı yanlış kodlama sonucu halıcılık bölümüne yerleşen 51 yaşındaki Fatma Turgut, 13 yıldır düzenlediği kurslarla kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığının verdiği Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı ünvanına sahip Turgut, 1994 yılında üniversite tercihinde yaptığı kodlama hatasıyla Erciyes Üniversitesi Halıcılık Bölümüne yerleşti.Dokumacılıktaki zorluklar nedeniyle okulu bırakmak isteyen ancak annesinin ısrarıyla eğitimini tamamlayıp mezun olan Turgut'un, süreç içinde motif ve renklere tutkusu arttı.Yaklaşık 16 yıl atölye ve sanat galerilerinde halı dokuyan Turgut, 2013 yılından beri Nevşehir'de belediye ve halk eğitimi merkezlerince düzenlenen kurslarda sanatın inceliklerini öğrencilerine aktarıyor.Yünden ip yapma aşamasından kök boya ile renklendirmeye kadar üretimin her safhasında yer alan Turgut, kurs merkezindeki tezgahlarda çeyrek asırdan fazla sürede elde ettiği tecrübesini öğrencilerle paylaşıyor.İlk başladığımda çok zorlandım, ellerimden kan aktıUsta öğretici Turgut, AA muhabirine, tercih kılavuzunda sütun kaydırarak hatalı kodu işleyip farkında olmadan bu sanata yöneldiğini söyledi.Halı dokumanın zor ve meşakkatli bir alan olduğunu dile getiren Turgut, Gerçekten de emek ve sabır ister. Gençlikte sabır ve emek her zaman ikinci planda kaldığından okula ilk başladığımda çok zorlandım, ellerimden kan aktı, parmaklarım acıdı, yara oldu. Annemi aradım, 'Ben burayı okuyamayacağım, geri dönmek istiyorum' dedim. Annem de 'Hayır orayı kazandın, o senin altın bileziğin, o okulu bitirip öyle geri döneceksin.' dedi. Daha sonra sabır ve emekle çıkan ürünleri görüp halı dokumanın meşakkatli ama bir o kadar değerli olduğunu anladıkça çok sevdim. diye konuştu.Turgut, yıllar içinde halı dokumadaki yeteneğini geliştirdiğine dikkati çekerek, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan İnsan Hazinesine dokumacılık alanında aday olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.Dokuma tezgahıyla her gün buluştuğunu, desenleri ilmek ilmek işlemekten keyif aldığını anlatan Turgut, Sevdiğimiz renkleri o çiçeğe, hüznümüzü ve mutluluğumuzu desenlere aktarıyoruz. Halı benim için sözsüz mektupları okumaktır. Dokuduğumuz her desen, kurduğumuz her motif, bizi bize anlatan, bizi geleceğe taşıyacak olandı. O yüzden de gerçekten hiç vazgeçmeden, pes etmeden, herkese öğretmeye, anlatmaya başladım. Çünkü yaptığımız şey bizim hikayemizdi. ifadesini kullandı.Turgut, geleneksel dokuma sanatının geleceğe taşınması amacıyla birçok sanat elçisi öğrenciye eğitim verdiğine değinerek, 3-4 aylık dönemlerde kurs açtıklarını, eğitim verdiği öğrenci sayısının 700'ü aştığını sözlerine ekledi.Bize satır satır, ilmek ilmek her detayı öğretiyorNevşehir Belediyesi ile Nevşehir Şehit Jandarma Onbaşı Muhammet Can Biçici Halk Eğitimi Merkezi işbirliğinde devam eden kursa katılan Fadime Ünal da dokumacılığı tecrübeli birinden öğrenmenin kolaylık sağladığını dile getirdi.Her düğümde sanata bağlılığının arttığını kaydeden Ünal, Hocamız alanında çok tecrübeli. Bize satır satır, ilmek ilmek her detayı öğretiyor. Çok keyif alıyorum. Gelemediğim zamanlar aklım tezgahımda kalıyor. Burada sadece düğüm atmıyoruz, aynı zamanda kadim sanatımızı öğreniyoruz. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Lübnan, demir yolu hatlarını yenileyerek Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına ulaşmayı hedefliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/lubnan-demir-yolu-hatlarini-yenileyerek-korfez-irak-ve-turkiye-pazarlarina-ulasmayi-hedefliyor/903686/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/lubnan-demir-yolu-hatlarini-yenileyerek-korfez-irak-ve-turkiye-pazarlarina-ulasmayi-hedefliyor/903686/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Beyrut / Lübnan limanları bölgede inşası süren tüm yeni rotaların temeli. Bu limanların geliştirilmesi ve bunların Türkiye, Suriye ve Körfez'deki bölgesel ulaşım ağlarına bağlanması Lübnan'ın ticari rolünü artıracak bir fırsat - Demir yolu hatlarının yeniden işletilmesi yalnızca Lübnan ile Suriye'yi birbirine bağlamayı değil, Lübnan limanlarını bölgesel ağlar üzerinden Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına bağlamayı hedefliyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Beyrut Haberleri : VESİM SEYFEDDİN - Lübnan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Fayiz Rasamni, demir yolları hatlarını yenileyerek Lübnan'ı Suriye'ye bağlamanın yanı sıra ülke limanları üzerinden Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına ulaşmayı hedeflediklerin söyledi.Lübnan'da demir yolları ve limanlarla ilgili çalışmaları AA'ya değerlendiren Rasamni, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim ve bunun dünya ticaretine yansımalarının sürdüğü bir zamanda Lübnan limanlarının önemini artırdığını belirtti.Rasamni, Lübnan limanları bölgede inşası süren tüm yeni rotaların temeli. Bu limanların geliştirilmesi ve bunların Türkiye, Suriye ve Körfez'deki bölgesel ulaşım ağlarına bağlanması Lübnan'ın ticari rolünü artıracak bir fırsat. dedi.Lübnanlı Bakan, limanları ve onların altyapısını geliştirmenin yanı sıra Körfez, Irak ve Türkiye'ye kadar uzanan bölgesel bir ağa ulaşmak amacıyla Suriye ile demir yolu bağlantısı üzerinde çalıştıklarını dile getirdi.Limanların kapasitesi artırılacakBölgedeki su yollarında özellikle Hürmüz ve Babu'l Mendeb Boğazı'nda yaşanan gelişmelerin, Lübnan limanlarının önemini ve yatırım çekme kabiliyetini artırdığına dikkati çeken Rasamni, Beyrut ve Trablus limanlarıyla ilgili verileri ve geleceğe dair planlarıyla ilgili şunları söyledi:Beyrut Limanı'nın kapasitesi şu anda yaklaşık yıllık 1,2 milyon konteyner. Bunu yaklaşık 3 milyon konteynere çıkarmak için çalışıyoruz. Trablus Limanı'nın kapasitesini ise yaklaşık 300 bin konteynerden bir milyonun üzerine çıkarmayı hedefliyoruz.Rasamni, limanların yerel pazar ve üretime hizmet ettiğini kaydederek, asıl fırsat yaratacak durumun, bu limanların bölgesel transit ağlarına bağlanması olduğunu ifade etti.Lübnan'ın demir yollarıyla ilgili projesinden de bahseden Rasamni, Demir yolu hatlarının yeniden işletilmesi yalnızca Lübnan ile Suriye'yi birbirine bağlamayı değil, Lübnan limanlarını bölgesel ağlar üzerinden Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına bağlamayı hedefliyoruz. dedi.Rasamni, Lübnan karayollarının mal ve ürün nakliyesindeki artışı karşılayamayacağını kaydederek, öncelikle işin Lübnan limanlarının ve altyapısının faaliyete geçirilmesi olduğuna değindi.Lübnanlı Bakan, Trablus Limanı'nı Suriye sınırına ardından da Suriye demir yolu ağına bağlamanın, nakliyeyi kolaylaştıracağını ve tüccarlara ek seçenekler sunacağını vurgulayarak, demir yollarının da bu çözümlerden biri olduğunu söyledi.Bölgesel koridor kurulacakProjeyi Suriye ile Lübnan'ın birbirine bağlanmasıyla sınırlandırmanın istenen ekonomik faydayı sağlamayacağını dile getiren Rasamni, Fayda, Lübnan ve Suriye limanları Basra Körfezi, Irak ve Türkiye'ye bağlandığında gerçekleşir. İşte o zaman hepimiz birbirimize bağlanırız ve ekonomik fayda da, yatırımcıları demir yolu bağlantısına yatırım yapmaya motive eder. diye konuştu.Türkiye'nin, Avrupa, Körfez ve Suriye'ye yakınlığı ve demir yolu ağının gelişmiş olması nedeniyle çok büyük bir rolü var. diyen Rasamni, Türkiye'nin gelecekteki herhangi bir bölgesel ulaşım ağında kilit bir rol oynayacağına dikkati çekti.Rasamni, bu ve benzeri projelerde Ankara'nın kendilerine yardımcı olacağına güvendiklerini dile getirdi.Rasamni ayrıca, bir davet aldığını ve projeyi ve diğer konuları görüşmek üzere yakında Ankara'ya gideceğini kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Beyrut Haberleri : VESİM SEYFEDDİN - Lübnan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Fayiz Rasamni, demir yolları hatlarını yenileyerek Lübnan'ı Suriye'ye bağlamanın yanı sıra ülke limanları üzerinden Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına ulaşmayı hedeflediklerin söyledi.Lübnan'da demir yolları ve limanlarla ilgili çalışmaları AA'ya değerlendiren Rasamni, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim ve bunun dünya ticaretine yansımalarının sürdüğü bir zamanda Lübnan limanlarının önemini artırdığını belirtti.Rasamni, Lübnan limanları bölgede inşası süren tüm yeni rotaların temeli. Bu limanların geliştirilmesi ve bunların Türkiye, Suriye ve Körfez'deki bölgesel ulaşım ağlarına bağlanması Lübnan'ın ticari rolünü artıracak bir fırsat. dedi.Lübnanlı Bakan, limanları ve onların altyapısını geliştirmenin yanı sıra Körfez, Irak ve Türkiye'ye kadar uzanan bölgesel bir ağa ulaşmak amacıyla Suriye ile demir yolu bağlantısı üzerinde çalıştıklarını dile getirdi.Limanların kapasitesi artırılacakBölgedeki su yollarında özellikle Hürmüz ve Babu'l Mendeb Boğazı'nda yaşanan gelişmelerin, Lübnan limanlarının önemini ve yatırım çekme kabiliyetini artırdığına dikkati çeken Rasamni, Beyrut ve Trablus limanlarıyla ilgili verileri ve geleceğe dair planlarıyla ilgili şunları söyledi:Beyrut Limanı'nın kapasitesi şu anda yaklaşık yıllık 1,2 milyon konteyner. Bunu yaklaşık 3 milyon konteynere çıkarmak için çalışıyoruz. Trablus Limanı'nın kapasitesini ise yaklaşık 300 bin konteynerden bir milyonun üzerine çıkarmayı hedefliyoruz.Rasamni, limanların yerel pazar ve üretime hizmet ettiğini kaydederek, asıl fırsat yaratacak durumun, bu limanların bölgesel transit ağlarına bağlanması olduğunu ifade etti.Lübnan'ın demir yollarıyla ilgili projesinden de bahseden Rasamni, Demir yolu hatlarının yeniden işletilmesi yalnızca Lübnan ile Suriye'yi birbirine bağlamayı değil, Lübnan limanlarını bölgesel ağlar üzerinden Körfez, Irak ve Türkiye pazarlarına bağlamayı hedefliyoruz. dedi.Rasamni, Lübnan karayollarının mal ve ürün nakliyesindeki artışı karşılayamayacağını kaydederek, öncelikle işin Lübnan limanlarının ve altyapısının faaliyete geçirilmesi olduğuna değindi.Lübnanlı Bakan, Trablus Limanı'nı Suriye sınırına ardından da Suriye demir yolu ağına bağlamanın, nakliyeyi kolaylaştıracağını ve tüccarlara ek seçenekler sunacağını vurgulayarak, demir yollarının da bu çözümlerden biri olduğunu söyledi.Bölgesel koridor kurulacakProjeyi Suriye ile Lübnan'ın birbirine bağlanmasıyla sınırlandırmanın istenen ekonomik faydayı sağlamayacağını dile getiren Rasamni, Fayda, Lübnan ve Suriye limanları Basra Körfezi, Irak ve Türkiye'ye bağlandığında gerçekleşir. İşte o zaman hepimiz birbirimize bağlanırız ve ekonomik fayda da, yatırımcıları demir yolu bağlantısına yatırım yapmaya motive eder. diye konuştu.Türkiye'nin, Avrupa, Körfez ve Suriye'ye yakınlığı ve demir yolu ağının gelişmiş olması nedeniyle çok büyük bir rolü var. diyen Rasamni, Türkiye'nin gelecekteki herhangi bir bölgesel ulaşım ağında kilit bir rol oynayacağına dikkati çekti.Rasamni, bu ve benzeri projelerde Ankara'nın kendilerine yardımcı olacağına güvendiklerini dile getirdi.Rasamni ayrıca, bir davet aldığını ve projeyi ve diğer konuları görüşmek üzere yakında Ankara'ya gideceğini kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/lubnan-demir-yolu-hatlarini-yenileyerek-korfez-irak-ve-turkiye-pazarlarina-ulasmayi-hedefliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>TBF Başkanı Türkoğlu, milli takımlardaki hedeflerini AA'ya değerlendirdi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tbf-baskani-turkoglu-milli-takimlardaki-hedeflerini-aa-ya-degerlendirdi/903684/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tbf-baskani-turkoglu-milli-takimlardaki-hedeflerini-aa-ya-degerlendirdi/903684/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- EMRE DOĞAN - Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Başkanı Hidayet Türkoğlu, 2026 FIBA  Dünya Kupası'nda mücadele edecek A Milli Kadın Basketbol Takımı'na güvendiklerini belirterek, hedeflere adım adım ilerlemek istediklerini söyledi.Başkan Türkoğlu, 2026 FIBA  Kadınlar Basketbol Dünya Kupası'nda ilk maçına çıkacak ay-yıldızlı ekibin hedefleri ile 2027 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde 8'de 8 yaparak finallere katılmayı garantileyen ilk ülke olan A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın son dönemde yakaladığı çıkışla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.A Milli Kadın Basketbol Takımı'nın yeni başantrenör, genç kadro ve farklı bir devşirme oyuncuyla yeni bir oluşuma gittiğini aktaran Türkoğlu, Mücadeleleriyle her zaman gurur duyduk ve gurur duymaya devam edeceğiz. Onlar da sorumluluklarının bilincindeler. Avrupa Şampiyonası'nda elde edilen 7'ncilik belki bazı insanlar için başarı olarak görülmeyebilir ama başka bir turnuvaya katılabilmek açısından o maçların ne kadar değerli olduğunun bilincindelerdi. Daha sonra ülkemizde düzenlenen organizasyonda ortaya koydukları mücadeleyle Berlin'e gitme hakkı kazandılar. ifadelerini kullandı.Hidayet Türkoğlu, Dünya Kupası'nda milli takımdan beklentilerine ilişkin, Bizim her zaman istediğimiz şey şu; Türk Milli Takımı'nın formasını giydikleri zaman ülkemizi gururlandıracak mücadeleyi, o istek ve arzuyu sahaya yansıtsınlar. Ben hep şuna inanan bir insanım; bunu yaptığınız zaman başarı da beraberinde gelir. Kadın milli takımımız da şu ana kadar bunu gerçekten sahaya yansıttı. İnşallah Berlin'de yaşayan vatandaşlarımız da kadın milli takımımızı desteklemeye gelirler. Onların vereceği destek takımımız için çok önemli olacaktır. diye konuştu.Bir limit koymak kızlara haksızlık olurBelçika, Avustralya ve Porto Riko ile aynı grupta yer alan A Milli Kadın Basketbol Takımı'nın turnuvadaki hedeflerini değerlendiren Türkoğlu, ilk amaçlarının gruptan çıkmak olduğunu belirtti.Dünya Kupası'nda ulaşılabilecek noktayla ilgili bir sınır çizmek istemediğini vurgulayan Başkan Türkoğlu, şöyle devam etti:Bir şeyleri sınırlamak ya da bir limit koymak bana çok doğru gelmiyor. 'Şu başarıyı isterim, hedefimiz şurası' desem belki de kızlara haksızlık etmiş olacağım. Çünkü belki onlar kendilerini çok daha yüksek bir hedefe konsantre etmiş durumdalar. Ben yönetici olarak biraz daha temkinli davranıp kızlarımızı o yönde motive etmeye çalışıyorum. Erkek milli takımımızda da aynı şekilde hareket ediyoruz. Hedef hedef ilerleyip her maça konsantre olmak ve her karşılaşmayı ciddiye almak gerekiyor. Çünkü gruptaki maçların sonuçları bile sonraki turdaki eşleşmelerinizi çok etkiliyor. O yüzden ilk hedefimiz grubu mümkün olan en iyi sırada bitirebilmek. Sonrasında çapraz eşleşmeye bakacağız. Orada da hiçbir maç kolay değil.Geçen yıl A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın 2025 Avrupa Şampiyonası'nda Sırbistan'ı mağlup ederek grubunu lider tamamlamasına rağmen son 16 turunda İsveç karşısında zorlanmasını örnek gösteren Türkoğlu, Sırbistan gibi ekol bir takımı yeniyorsunuz ve grubu lider bitiriyorsunuz. Daha sonra son 16 turunda kağıt üzerinde İsveç'e bakıp 'Şu kadar farkla kazanırlar' diyorsunuz. Ama dört periyotluk maçın yalnızca bir periyodunda iyi basketbol oynadık, diğer üç periyodu İsveç çok iyi oynadı. Buna rağmen maçı kazanabildik. O yüzden ben her zaman ilk hedefimizi söylüyorum. O hedefi başardıktan sonra oyuncuların da öz güveni artıyor, basketbolları daha iyi hale geliyor. Sonuçta her şey tek maç üzerinden oynanıyor. O noktadan sonra benim için herkes eşit seviyede. değerlendirmesinde bulundu.A Milli Erkek Basketbol Takımı&#039;nın Dünya Kupası biletiHidayet Türkoğlu, 2027 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde 8'de 8 yaparak finallere katılmayı garantileyen ilk ekip olan A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın son yıllarda istikrarlı bir yükseliş sergilediğini söyledi.Geçen yıl Avrupa Şampiyonası'nda elde edilen ikinciliğin ardından Dünya Kupası elemelerinde de başarılı performansın sürdüğünü vurgulayan Başkan Türkoğlu, şunları kaydetti:Milli takımımızın özellikle son 2-3 yılda ortaya koyduğu istikrarlı bir yükseliş var. Geçen yıl Riga'da elde edilen Avrupa ikinciliğinin ardından hiçbir rehavete kapılmadan aynı istek ve arzuyla ilk grup maçlarımızı kazanarak 6'da 6 yaptık. Daha sonra ikinci etaba da 2 galibiyetle başladık. Daha ağustos ayındayız. Bu tip süreçlerde Dünya Kupası'na kimin katılacağı normalde şubat ayında belli olur. Önümüzde 4 maçımız daha olmasına rağmen Dünya Kupası'na katılmayı garantileyen ilk takım olmamız, geldiğimiz noktayı göstermesi açısından çok önemli.Başarıda en büyük payın başantrenör Ergin Ataman ve oyunculara ait olduğunun altını çizen Türkoğlu, Hocamıza ve sporcu arkadaşlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Sonuçta bu performansı onlar sergiledi ve bugün bütün Türk basketbolunun onlarla gurur duyduğu bir noktadayız. Türk basketbolunun bu tip organizasyonlarda her zaman olması gerektiğine inanıyorum. Bunun yanında iyi de bir basketbol oynuyoruz. Şu anda bütün Türk halkı sporcu arkadaşlarımızın gösterdiği mücadeleden ve enerjiden gerçekten çok mutlu. Sporcularımız şu anda Avrupa ve dünya sıralamasında nerede olduklarını, oynadıkları iyi basketbolla hangi noktaya geldiklerini biliyorlar. Bu da onlara çok güzel bir güven veriyor. İnşallah önümüzdeki yaz Katar'da tam takım halinde olup en iyi sonucu elde etmek için sahada ter dökeceğiz. şeklinde görüş belirtti.İçimizde o heyecan, o kıpırtı varBaşkan Türkoğlu, 2025 Avrupa Şampiyonası'ndaki ikinciliğin ardından 2027 Dünya Kupası için madalya hayali kurup kurmadığına ilişkin soruya, Tabii, ister istemez içimizde o heyecan, o kıpırtı var. İstiyoruz da. yanıtını verdi.2001 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Şampiyonası'nda ay-yıldızlı formayla kürsüye çıktığını hatırlatan Türkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:Yönetici olarak 9 senemizin sonunda Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluğu kıl payıyla kaçırdık. Ardından takımımızın şu ana kadar ortaya koyduğu ve herkesi etkileyen basketbol, ister istemez bizi de çok etkiliyor. Doğal olarak yöneticiliğin verdiği sorumluluk ve tecrübeyle olaylara biraz daha temkinli yaklaşmayı seven bir insanım. Hep hedef hedef, etap etap bakıyorum. Ancak şu anda baktığınız zaman Avrupa'nın zirvesinde bu kardeşlerimiz ve başlarında hocamız var. Tam takım olduğumuz zaman sadece ben değil, diğer Avrupa ülkelerindeki insanlar da milli takımımızın aynı basketbolu devam ettirdiği takdirde Dünya Kupası'nda madalya alabileceğini düşünüyor. Tabii ki bu çocukların tekrar kürsüye çıkmasını çok istiyoruz. Bugün bizim bu öz güvenle dolaşabilmemiz, bu gururu yaşayabilmemiz onların sayesinde. O kürsüye tekrar çıkmalarının kariyerleri açısından ne kadar değerli olduğunu en iyi bilen ve bunu en çok isteyen insanlardan biriyim.Bulunduğumuz yeri hak ediyoruzA Milli Erkek Basketbol Takımı'nın dünya sıralamasındaki yerini de değerlendiren Hidayet Türkoğlu, şu ifadeleri kullandı:Bu karşılaşmaların milli takımımızın dünya sıralamasındaki yeri açısından büyük önemi var. Bu da ülke basketbolumuzun değeri açısından bizim için çok kıymetli. İlk 10 içerisinde olmamız çok anlamlı. Gerçekten Türk basketbolu olarak bugün bulunduğumuz yeri hak ediyoruz. İnşallah böyle devam ederiz ve Katar'da da milyonları yeniden gururlandıracak bir başarı elde ederiz. İlk hedefimizi başardık ve Dünya Kupası'na katıldık. Şimdiki hedefimiz basketbolumuzu her geçen gün daha yukarıya çıkarmak. Grupların nasıl oluşacağını, yolun nasıl şekilleneceğini henüz bilmiyoruz. Bunlar Dünya Kupası'ndaki yol haritamız açısından çok önemli olacak. O yüzden hedef hedef gidelim.Oyuncular arasında inanılmaz bir sahiplenme varA Milli Takım'ın son dönemde yakaladığı istikrarda oyuncular arasındaki güçlü bağın büyük bir etken olduğunu belirten Türkoğlu, kaptanlar Cedi Osman ve Kenan Sipahi ile tecrübeli isim Sertaç Şanlı'nın genç oyuncularla iyi bir uyum yakaladığını söyledi.Oyuncuların sezon içerisinde iletişimlerini sürdürdüklerini anlatan Başkan Türkoğlu, Bunlar daha çok sporcuların kendi aralarında sağlayabileceği şeyler. Biz yöneticiler olarak bunu hiçbir zaman oluşturamayız. Biz sadece onların en iyi performansı sergileyebilecekleri organizasyonu hazırlamaya, imkanlarını en iyi hale getirmeye çalışıyoruz. Kaptanlarımız, tecrübeli oyuncularımız ve genç oyuncularımız arasında şu anda çok güzel bir ortam var. Oyuna giren, çıkan, sayı atan ya da smaç yapan oyunculara verilen tepkilere dikkat ettiğinizde inanılmaz bir sahiplenme ve birbirini destekleme hali görüyorsunuz. Maç içerisinde inişler ve çıkışlar yaşanabilir ama önemli olan takımın birlik içerisinde kalabilmesi. Çok şükür, son 2-3 senedir gerçekten çok güzel bir hava var. İnşallah böyle devam eder. Bu arkadaşlarımız son iki yıla baktığınızda kendi basketbollarıyla, mücadeleleriyle şu an Avrupa'nın zirvesindeler ve her türlü krediyi hak ediyorlar. değerlendirmesinde bulundu.Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;a ve sponsorlara teşekkürHidayet Türkoğlu, A Milli Basketbol Takımı'nın başarısına destek veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sponsorlara teşekkür etti.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her fırsatta kendilerini arayarak milli takımın yanında olduğunu dile getirdiğini aktaran Türkoğlu, Bu süreçte bizleri yalnız bırakmayan başta Sayın Cumhurbaşkanımız'a ne kadar teşekkür etsek azdır. Her fırsatta bizi arayıp takımın yanında olduğunu dile getiriyor. dedi.Sponsorların Türk basketboluna önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Türkoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:Çok güzel iş birlikleri yaptığımız, bu operasyonları gerçekleştirebilmemizde çok değerli katkıları bulunan sponsorlarımız var. Hepsine ne kadar teşekkür etsek azdır. Zaman zaman sponsorlarımız ve iş ortaklarımızla özellikle deplasmanlarda birlikte organizasyonlar yapıyoruz. Onları yanımızda gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz. İzlanda maçında Türkiye Sigorta'dan Murat Bey oradaydı. TEMSA çok güzel bir organizasyon yaptı, Evren Hanım'a teşekkür ediyorum. Sahibinden.com'dan Nazım Bey, İGA'dan Abdülkadir Bey ve TOTAL'den Mert Bey de oradaydı. Uzun bir aradan sonra, dostluğumuzun yanında bize ağabeylik de yapan Sayın Murat Ülker de bu seyahatte bizimleydi. Orada olması hem bize hem de takımımıza büyük moral verdi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- EMRE DOĞAN - Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Başkanı Hidayet Türkoğlu, 2026 FIBA  Dünya Kupası'nda mücadele edecek A Milli Kadın Basketbol Takımı'na güvendiklerini belirterek, hedeflere adım adım ilerlemek istediklerini söyledi.Başkan Türkoğlu, 2026 FIBA  Kadınlar Basketbol Dünya Kupası'nda ilk maçına çıkacak ay-yıldızlı ekibin hedefleri ile 2027 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde 8'de 8 yaparak finallere katılmayı garantileyen ilk ülke olan A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın son dönemde yakaladığı çıkışla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.A Milli Kadın Basketbol Takımı'nın yeni başantrenör, genç kadro ve farklı bir devşirme oyuncuyla yeni bir oluşuma gittiğini aktaran Türkoğlu, Mücadeleleriyle her zaman gurur duyduk ve gurur duymaya devam edeceğiz. Onlar da sorumluluklarının bilincindeler. Avrupa Şampiyonası'nda elde edilen 7'ncilik belki bazı insanlar için başarı olarak görülmeyebilir ama başka bir turnuvaya katılabilmek açısından o maçların ne kadar değerli olduğunun bilincindelerdi. Daha sonra ülkemizde düzenlenen organizasyonda ortaya koydukları mücadeleyle Berlin'e gitme hakkı kazandılar. ifadelerini kullandı.Hidayet Türkoğlu, Dünya Kupası'nda milli takımdan beklentilerine ilişkin, Bizim her zaman istediğimiz şey şu; Türk Milli Takımı'nın formasını giydikleri zaman ülkemizi gururlandıracak mücadeleyi, o istek ve arzuyu sahaya yansıtsınlar. Ben hep şuna inanan bir insanım; bunu yaptığınız zaman başarı da beraberinde gelir. Kadın milli takımımız da şu ana kadar bunu gerçekten sahaya yansıttı. İnşallah Berlin'de yaşayan vatandaşlarımız da kadın milli takımımızı desteklemeye gelirler. Onların vereceği destek takımımız için çok önemli olacaktır. diye konuştu.Bir limit koymak kızlara haksızlık olurBelçika, Avustralya ve Porto Riko ile aynı grupta yer alan A Milli Kadın Basketbol Takımı'nın turnuvadaki hedeflerini değerlendiren Türkoğlu, ilk amaçlarının gruptan çıkmak olduğunu belirtti.Dünya Kupası'nda ulaşılabilecek noktayla ilgili bir sınır çizmek istemediğini vurgulayan Başkan Türkoğlu, şöyle devam etti:Bir şeyleri sınırlamak ya da bir limit koymak bana çok doğru gelmiyor. 'Şu başarıyı isterim, hedefimiz şurası' desem belki de kızlara haksızlık etmiş olacağım. Çünkü belki onlar kendilerini çok daha yüksek bir hedefe konsantre etmiş durumdalar. Ben yönetici olarak biraz daha temkinli davranıp kızlarımızı o yönde motive etmeye çalışıyorum. Erkek milli takımımızda da aynı şekilde hareket ediyoruz. Hedef hedef ilerleyip her maça konsantre olmak ve her karşılaşmayı ciddiye almak gerekiyor. Çünkü gruptaki maçların sonuçları bile sonraki turdaki eşleşmelerinizi çok etkiliyor. O yüzden ilk hedefimiz grubu mümkün olan en iyi sırada bitirebilmek. Sonrasında çapraz eşleşmeye bakacağız. Orada da hiçbir maç kolay değil.Geçen yıl A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın 2025 Avrupa Şampiyonası'nda Sırbistan'ı mağlup ederek grubunu lider tamamlamasına rağmen son 16 turunda İsveç karşısında zorlanmasını örnek gösteren Türkoğlu, Sırbistan gibi ekol bir takımı yeniyorsunuz ve grubu lider bitiriyorsunuz. Daha sonra son 16 turunda kağıt üzerinde İsveç'e bakıp 'Şu kadar farkla kazanırlar' diyorsunuz. Ama dört periyotluk maçın yalnızca bir periyodunda iyi basketbol oynadık, diğer üç periyodu İsveç çok iyi oynadı. Buna rağmen maçı kazanabildik. O yüzden ben her zaman ilk hedefimizi söylüyorum. O hedefi başardıktan sonra oyuncuların da öz güveni artıyor, basketbolları daha iyi hale geliyor. Sonuçta her şey tek maç üzerinden oynanıyor. O noktadan sonra benim için herkes eşit seviyede. değerlendirmesinde bulundu.A Milli Erkek Basketbol Takımı&#039;nın Dünya Kupası biletiHidayet Türkoğlu, 2027 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri'nde 8'de 8 yaparak finallere katılmayı garantileyen ilk ekip olan A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın son yıllarda istikrarlı bir yükseliş sergilediğini söyledi.Geçen yıl Avrupa Şampiyonası'nda elde edilen ikinciliğin ardından Dünya Kupası elemelerinde de başarılı performansın sürdüğünü vurgulayan Başkan Türkoğlu, şunları kaydetti:Milli takımımızın özellikle son 2-3 yılda ortaya koyduğu istikrarlı bir yükseliş var. Geçen yıl Riga'da elde edilen Avrupa ikinciliğinin ardından hiçbir rehavete kapılmadan aynı istek ve arzuyla ilk grup maçlarımızı kazanarak 6'da 6 yaptık. Daha sonra ikinci etaba da 2 galibiyetle başladık. Daha ağustos ayındayız. Bu tip süreçlerde Dünya Kupası'na kimin katılacağı normalde şubat ayında belli olur. Önümüzde 4 maçımız daha olmasına rağmen Dünya Kupası'na katılmayı garantileyen ilk takım olmamız, geldiğimiz noktayı göstermesi açısından çok önemli.Başarıda en büyük payın başantrenör Ergin Ataman ve oyunculara ait olduğunun altını çizen Türkoğlu, Hocamıza ve sporcu arkadaşlarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Sonuçta bu performansı onlar sergiledi ve bugün bütün Türk basketbolunun onlarla gurur duyduğu bir noktadayız. Türk basketbolunun bu tip organizasyonlarda her zaman olması gerektiğine inanıyorum. Bunun yanında iyi de bir basketbol oynuyoruz. Şu anda bütün Türk halkı sporcu arkadaşlarımızın gösterdiği mücadeleden ve enerjiden gerçekten çok mutlu. Sporcularımız şu anda Avrupa ve dünya sıralamasında nerede olduklarını, oynadıkları iyi basketbolla hangi noktaya geldiklerini biliyorlar. Bu da onlara çok güzel bir güven veriyor. İnşallah önümüzdeki yaz Katar'da tam takım halinde olup en iyi sonucu elde etmek için sahada ter dökeceğiz. şeklinde görüş belirtti.İçimizde o heyecan, o kıpırtı varBaşkan Türkoğlu, 2025 Avrupa Şampiyonası'ndaki ikinciliğin ardından 2027 Dünya Kupası için madalya hayali kurup kurmadığına ilişkin soruya, Tabii, ister istemez içimizde o heyecan, o kıpırtı var. İstiyoruz da. yanıtını verdi.2001 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Şampiyonası'nda ay-yıldızlı formayla kürsüye çıktığını hatırlatan Türkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:Yönetici olarak 9 senemizin sonunda Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluğu kıl payıyla kaçırdık. Ardından takımımızın şu ana kadar ortaya koyduğu ve herkesi etkileyen basketbol, ister istemez bizi de çok etkiliyor. Doğal olarak yöneticiliğin verdiği sorumluluk ve tecrübeyle olaylara biraz daha temkinli yaklaşmayı seven bir insanım. Hep hedef hedef, etap etap bakıyorum. Ancak şu anda baktığınız zaman Avrupa'nın zirvesinde bu kardeşlerimiz ve başlarında hocamız var. Tam takım olduğumuz zaman sadece ben değil, diğer Avrupa ülkelerindeki insanlar da milli takımımızın aynı basketbolu devam ettirdiği takdirde Dünya Kupası'nda madalya alabileceğini düşünüyor. Tabii ki bu çocukların tekrar kürsüye çıkmasını çok istiyoruz. Bugün bizim bu öz güvenle dolaşabilmemiz, bu gururu yaşayabilmemiz onların sayesinde. O kürsüye tekrar çıkmalarının kariyerleri açısından ne kadar değerli olduğunu en iyi bilen ve bunu en çok isteyen insanlardan biriyim.Bulunduğumuz yeri hak ediyoruzA Milli Erkek Basketbol Takımı'nın dünya sıralamasındaki yerini de değerlendiren Hidayet Türkoğlu, şu ifadeleri kullandı:Bu karşılaşmaların milli takımımızın dünya sıralamasındaki yeri açısından büyük önemi var. Bu da ülke basketbolumuzun değeri açısından bizim için çok kıymetli. İlk 10 içerisinde olmamız çok anlamlı. Gerçekten Türk basketbolu olarak bugün bulunduğumuz yeri hak ediyoruz. İnşallah böyle devam ederiz ve Katar'da da milyonları yeniden gururlandıracak bir başarı elde ederiz. İlk hedefimizi başardık ve Dünya Kupası'na katıldık. Şimdiki hedefimiz basketbolumuzu her geçen gün daha yukarıya çıkarmak. Grupların nasıl oluşacağını, yolun nasıl şekilleneceğini henüz bilmiyoruz. Bunlar Dünya Kupası'ndaki yol haritamız açısından çok önemli olacak. O yüzden hedef hedef gidelim.Oyuncular arasında inanılmaz bir sahiplenme varA Milli Takım'ın son dönemde yakaladığı istikrarda oyuncular arasındaki güçlü bağın büyük bir etken olduğunu belirten Türkoğlu, kaptanlar Cedi Osman ve Kenan Sipahi ile tecrübeli isim Sertaç Şanlı'nın genç oyuncularla iyi bir uyum yakaladığını söyledi.Oyuncuların sezon içerisinde iletişimlerini sürdürdüklerini anlatan Başkan Türkoğlu, Bunlar daha çok sporcuların kendi aralarında sağlayabileceği şeyler. Biz yöneticiler olarak bunu hiçbir zaman oluşturamayız. Biz sadece onların en iyi performansı sergileyebilecekleri organizasyonu hazırlamaya, imkanlarını en iyi hale getirmeye çalışıyoruz. Kaptanlarımız, tecrübeli oyuncularımız ve genç oyuncularımız arasında şu anda çok güzel bir ortam var. Oyuna giren, çıkan, sayı atan ya da smaç yapan oyunculara verilen tepkilere dikkat ettiğinizde inanılmaz bir sahiplenme ve birbirini destekleme hali görüyorsunuz. Maç içerisinde inişler ve çıkışlar yaşanabilir ama önemli olan takımın birlik içerisinde kalabilmesi. Çok şükür, son 2-3 senedir gerçekten çok güzel bir hava var. İnşallah böyle devam eder. Bu arkadaşlarımız son iki yıla baktığınızda kendi basketbollarıyla, mücadeleleriyle şu an Avrupa'nın zirvesindeler ve her türlü krediyi hak ediyorlar. değerlendirmesinde bulundu.Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;a ve sponsorlara teşekkürHidayet Türkoğlu, A Milli Basketbol Takımı'nın başarısına destek veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile sponsorlara teşekkür etti.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın her fırsatta kendilerini arayarak milli takımın yanında olduğunu dile getirdiğini aktaran Türkoğlu, Bu süreçte bizleri yalnız bırakmayan başta Sayın Cumhurbaşkanımız'a ne kadar teşekkür etsek azdır. Her fırsatta bizi arayıp takımın yanında olduğunu dile getiriyor. dedi.Sponsorların Türk basketboluna önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Türkoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:Çok güzel iş birlikleri yaptığımız, bu operasyonları gerçekleştirebilmemizde çok değerli katkıları bulunan sponsorlarımız var. Hepsine ne kadar teşekkür etsek azdır. Zaman zaman sponsorlarımız ve iş ortaklarımızla özellikle deplasmanlarda birlikte organizasyonlar yapıyoruz. Onları yanımızda gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz. İzlanda maçında Türkiye Sigorta'dan Murat Bey oradaydı. TEMSA çok güzel bir organizasyon yaptı, Evren Hanım'a teşekkür ediyorum. Sahibinden.com'dan Nazım Bey, İGA'dan Abdülkadir Bey ve TOTAL'den Mert Bey de oradaydı. Uzun bir aradan sonra, dostluğumuzun yanında bize ağabeylik de yapan Sayın Murat Ülker de bu seyahatte bizimleydi. Orada olması hem bize hem de takımımıza büyük moral verdi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/tbf-baskani-turkoglu-milli-takimlardaki-hedeflerini-aa-ya-degerlendirdi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Hatay'da roket tasarlayan gençler finale kaldıkları TEKNOFEST'te üçüncü kez ödül peşinde</title>
      <link>https://www.canligaste.com/hatay-da-roket-tasarlayan-gencler-finale-kaldiklari-teknofest-te-ucuncu-kez-odul-pesinde/903683/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/hatay-da-roket-tasarlayan-gencler-finale-kaldiklari-teknofest-te-ucuncu-kez-odul-pesinde/903683/</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Hatay / PayaSTEM Yapay Zeka Merkezi'nde eğitim alan liseliler, polikarbon gövde tasarımına sahip roketleriyle 7-13 Eylül'de Aksaray'daki Hisar Atış Alanı'nda düzenlenecek Roket Yarışması'nın finalinde mücadele edecek - Takım kaptanı Kayhan Övünç Uysal: - 5 yıldır TEKNOFEST'in Roket Yarışması'na katılıyoruz. Sadece bir kere finale gidemedik, diğer yıllarda finale ulaştık ve roketimizi attık. Bu sene daha iddialıyız ve derece bekliyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Hatay Haberleri : ALİ KEMAL ZERENLİ - Hatay'da eğitim aldıkları PayaSTEM Yapay Zeka Merkezi'nde tasarladıkları roketlerle daha önce Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali'nde (TEKNOFEST) 2 ödül alan lise öğrencileri, bu yıl da finale kaldıkları yarışmaya birincilik hedefiyle hazırlanıyor.Payas ilçesindeki merkezde 2022'de kurulan ve 11 öğrencinin yer aldığı PayaSTEM PAIROC Rocketry Roket Takımı, ürettikleri roketle aynı yıl TEKNOFEST'te En İyi Takım Ruhu ödülünü kazandı.Festivalin Roket Yarışması'ndan 2023'te de En İyi Danışman ödülüyle dönen takım, polikarbon gövde tasarımına sahip yeni roket tasarladı.Hafif yapısı sayesinde 2 bin 900 metre yüksekliği aşması hedeflenen roket, TEKNOFEST'in 7-13 Eylül'de Aksaray'daki Hisar Atış Alanı'nda düzenlenecek Roket Yarışması'nın finalinde değerlendirilecek.Gövde cam elyafa göre daha hafifPayaSTEM Yapay Zeka Merkezi eğitmeni ve takım danışmanı Ata Ersoy, AA muhabirine, roketin uçuş bilgisayarını da öğrencilerin tasarladığını söyledi.Yarışmada birinciliğe ulaşmayı istediklerini dile getiren Ersoy, şöyle konuştu:Öğrencilerimize olabildiğince geleceğe yönelik ve daha verimli sistemler kurdurmayı hedefledik. Sistemlerimizin testlerini devam ettiriyoruz. Roketimiz hafifliğiyle ön plana çıkıyor. Polikarbon gövde kullanıyoruz. Gövde cam elyafa göre daha hafif ve bu da daha yüksek irtifa almamızı sağlayacak.Merkez Koordinatörü Cem Kağar da TEKNOFEST'te birinciliğe bu yıl ulaşacaklarına inandığını belirtti.Bu sene daha iddialıyız ve derece bekliyoruzPayas Fen Lisesi 12. sınıf öğrencisi ve takım kaptanı Kayhan Övünç Uysal, önceki yıllarda edindikleri tecrübeleri projeye yansıttıklarını vurgulayarak, 5 yıldır TEKNOFEST'in Roket Yarışması'na katılıyoruz. Sadece bir kere finale gidemedik, diğer yıllarda finale ulaştık ve roketimizi attık. Bu sene daha iddialıyız ve derece bekliyoruz. Hedefimiz yüksek. ifadelerini kullandı.Selçuk Bayraktar&#039;ın yolundan gidiyoruzTakımın yazılım ve medya sorumlusu Zişan Özkay da finale kaldıkları için gururlu olduklarını belirterek, İrtifa olarak yapabileceğimizin en yüksek seviyesine çıkmayı hedefliyoruz. Selçuk Bayraktar'ın yolundan gidiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi 'İstikbal göklerdedir.' Biz de gökyüzüyle haşır neşir olmaya devam edeceğiz. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Hatay Haberleri : ALİ KEMAL ZERENLİ - Hatay'da eğitim aldıkları PayaSTEM Yapay Zeka Merkezi'nde tasarladıkları roketlerle daha önce Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali'nde (TEKNOFEST) 2 ödül alan lise öğrencileri, bu yıl da finale kaldıkları yarışmaya birincilik hedefiyle hazırlanıyor.Payas ilçesindeki merkezde 2022'de kurulan ve 11 öğrencinin yer aldığı PayaSTEM PAIROC Rocketry Roket Takımı, ürettikleri roketle aynı yıl TEKNOFEST'te En İyi Takım Ruhu ödülünü kazandı.Festivalin Roket Yarışması'ndan 2023'te de En İyi Danışman ödülüyle dönen takım, polikarbon gövde tasarımına sahip yeni roket tasarladı.Hafif yapısı sayesinde 2 bin 900 metre yüksekliği aşması hedeflenen roket, TEKNOFEST'in 7-13 Eylül'de Aksaray'daki Hisar Atış Alanı'nda düzenlenecek Roket Yarışması'nın finalinde değerlendirilecek.Gövde cam elyafa göre daha hafifPayaSTEM Yapay Zeka Merkezi eğitmeni ve takım danışmanı Ata Ersoy, AA muhabirine, roketin uçuş bilgisayarını da öğrencilerin tasarladığını söyledi.Yarışmada birinciliğe ulaşmayı istediklerini dile getiren Ersoy, şöyle konuştu:Öğrencilerimize olabildiğince geleceğe yönelik ve daha verimli sistemler kurdurmayı hedefledik. Sistemlerimizin testlerini devam ettiriyoruz. Roketimiz hafifliğiyle ön plana çıkıyor. Polikarbon gövde kullanıyoruz. Gövde cam elyafa göre daha hafif ve bu da daha yüksek irtifa almamızı sağlayacak.Merkez Koordinatörü Cem Kağar da TEKNOFEST'te birinciliğe bu yıl ulaşacaklarına inandığını belirtti.Bu sene daha iddialıyız ve derece bekliyoruzPayas Fen Lisesi 12. sınıf öğrencisi ve takım kaptanı Kayhan Övünç Uysal, önceki yıllarda edindikleri tecrübeleri projeye yansıttıklarını vurgulayarak, 5 yıldır TEKNOFEST'in Roket Yarışması'na katılıyoruz. Sadece bir kere finale gidemedik, diğer yıllarda finale ulaştık ve roketimizi attık. Bu sene daha iddialıyız ve derece bekliyoruz. Hedefimiz yüksek. ifadelerini kullandı.Selçuk Bayraktar&#039;ın yolundan gidiyoruzTakımın yazılım ve medya sorumlusu Zişan Özkay da finale kaldıkları için gururlu olduklarını belirterek, İrtifa olarak yapabileceğimizin en yüksek seviyesine çıkmayı hedefliyoruz. Selçuk Bayraktar'ın yolundan gidiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi 'İstikbal göklerdedir.' Biz de gökyüzüyle haşır neşir olmaya devam edeceğiz. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/hatay-da-roket-tasarlayan-gencler-finale-kaldiklari-teknofest-te-ucuncu-kez-odul-pesinde.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
