<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Yozgat'ta nohut hasadı sürüyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yozgat-ta-nohut-hasadi-suruyor/902668/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yozgat-ta-nohut-hasadi-suruyor/902668/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:20:14 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Yozgat / Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde çiftçilerin nohut hasadı mesaisi sürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Yozgat Haberleri : Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde çiftçilerin nohut hasadı mesaisi sürüyor.Türkiye'de nohut üretiminde ilk 5'te yer alan Yozgat'ta, olgunlaşan ürünlerin hasadına devam ediliyor.İlçeye bağlı Arslanlı köyünde günün ilk ışıklarıyla tarlalara gelen çiftçiler, yıl boyunca emek verdikleri nohutları toplamak için yoğun mesai harcıyor.Tarladan toplanan nohutlar, makine yardımıyla sap ve kabuklarından ayrılıyor. Makinenin eleğinden geçirilen ürünler, temizlendikten sonra çuvallara doldurularak satışa ve depolanmaya hazır hale getiriliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Yozgat Haberleri : Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde çiftçilerin nohut hasadı mesaisi sürüyor.Türkiye'de nohut üretiminde ilk 5'te yer alan Yozgat'ta, olgunlaşan ürünlerin hasadına devam ediliyor.İlçeye bağlı Arslanlı köyünde günün ilk ışıklarıyla tarlalara gelen çiftçiler, yıl boyunca emek verdikleri nohutları toplamak için yoğun mesai harcıyor.Tarladan toplanan nohutlar, makine yardımıyla sap ve kabuklarından ayrılıyor. Makinenin eleğinden geçirilen ürünler, temizlendikten sonra çuvallara doldurularak satışa ve depolanmaya hazır hale getiriliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/yozgat-ta-nohut-hasadi-suruyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Suriyeli koleksiyoncu 20 yılda biriktirdiği tarihi eserleri devlete teslim etti</title>
      <link>https://www.canligaste.com/suriyeli-koleksiyoncu-20-yilda-biriktirdigi-tarihi-eserleri-devlete-teslim-etti/902667/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/suriyeli-koleksiyoncu-20-yilda-biriktirdigi-tarihi-eserleri-devlete-teslim-etti/902667/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:18:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Şam / Suriyeli koleksiyoncu Beha Masry: - Heykel, seramik, değerli taşlar, delikli ve deliksiz boncuklar, çeşitli taşlar ve bronz parçalar dahil olmak üzere yaklaşık 7-8 bin parça topladım - Bunlar benim için kalbimin bir parçası. Onlarla 20 yıldır birlikteyim. Benim için adeta çocuklarım gibiler. Her bir parçanın ayrıntılarını yüzlerce kez inceledim]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Şam Haberleri : AHMET KARAAHMET - Suriye'nin Dera iline bağlı Hayt köyünde yaşayan koleksiyoncu Beha Masry, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği binlerce tarihi eseri gönüllü olarak devlete teslim etti.Hobi olarak başladığı koleksiyonculuğun zamanla ülkesinin tarihine karşı bir sorumluluğa dönüştüğünü belirten Masry'nin koleksiyonunda bronz sikkeler, Osmanlı dönemine ait tabanca, mühür ve muskalar, bilezik ve yüzükler, çömlekler, kandiller, taşlar, heykeller, fosiller ve çeşitli tarihi parçalar bulunuyor.Masry, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği binlerce tarihi eseri saklamak veya satmak yerine Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğüne teslim etmeyi tercih ettiğini söyledi.İhtiyaç sahibi bir kişiden satın aldığı ilk parçayla başlayan koleksiyonerliğin zamanla bir tutku halini aldığını dile getiren Masry, Heykel, seramik, değerli taşlar, delikli ve deliksiz boncuklar, çeşitli taşlar ve bronz parçalar dahil olmak üzere yaklaşık 7-8 bin parça topladım. dedi.Onlarla 20 yıldır birlikteyim, adeta çocuklarım gibilerKoleksiyonuna çevre bölgelerden de yoğun ilgi gösterildiğini ifade eden Masry, eserlerin herkes tarafından görülebilmesi ve korunabilmesi amacıyla Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğü ile iletişime geçtiğini belirtti.Masry, koleksiyonundaki eserlerle duygusal bir bağ kurduğunu belirterek, Bunlar benim için kalbimin bir parçası. Onlarla 20 yıldır birlikteyim. Benim için adeta çocuklarım gibiler. Her bir parçanın ayrıntılarını yüzlerce kez inceledim. diye konuştu.Farklı medeniyetlere ait binlerce eserMasry, koleksiyonundaki eserlerin Sümer, Asur ve Babil dönemlerinden başlayarak Yunan, Roma, Bizans, İslam ve Osmanlı dönemlerine kadar uzandığını söyledi.Suriye ve diğer Arap ülkelerine ait paraları toplamaya devam ettiğini dile getiren Masry, koleksiyonunda farklı dönemlere ait fosillerin de bulunduğunu ifade etti.Osmanlı dönemine ait çok sayıda sikkeKoleksiyonunda Osmanlı dönemine ait altın, bronz ve nikel paralar bulunduğunu aktaran Masry, aralarında Mecidiye, Hamidiye ve Reşadiye gibi 4-5'ten fazla sikke olduğunu, bunlardan iki veya üç tanesinin ise altın sikkelerden oluştuğunu söyledi.Yunan, Roma, Ptolemaios ve Büyük İskender dönemlerine ait olduğunu düşündüğü gümüş parçaların da bulunduğunu ifade eden Masry, bu eserlerin bölgede geçmişte hüküm süren farklı medeniyet ve yönetimlere ilişkin izler taşıdığını dile getirdi.Koleksiyonunda Gaddara olarak adlandırdığı eski bir tabanca ile bir top mermisinin de bulunduğunu belirten Masry, tabancanın yaklaşık 300-400 yıllık olabileceğini ifade etti.Tarihi eserlerin müzede korunmasını istiyorÜzerinde hilal ve yıldız bulunan cam parçalar ile Osmanlı dönemine ait çeşitli sikkelerin de koleksiyonunda yer aldığını kaydeden Masry, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği eserlerin güvenilir ellere teslim edilerek herkesin görebileceği bir yerde korunmasını istediğini söyledi.Masry, koleksiyonunu devlete teslim etmenin bölgede tarihi eserlerin korunmasına yönelik bir başlangıç olmasını temenni etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Şam Haberleri : AHMET KARAAHMET - Suriye'nin Dera iline bağlı Hayt köyünde yaşayan koleksiyoncu Beha Masry, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği binlerce tarihi eseri gönüllü olarak devlete teslim etti.Hobi olarak başladığı koleksiyonculuğun zamanla ülkesinin tarihine karşı bir sorumluluğa dönüştüğünü belirten Masry'nin koleksiyonunda bronz sikkeler, Osmanlı dönemine ait tabanca, mühür ve muskalar, bilezik ve yüzükler, çömlekler, kandiller, taşlar, heykeller, fosiller ve çeşitli tarihi parçalar bulunuyor.Masry, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği binlerce tarihi eseri saklamak veya satmak yerine Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğüne teslim etmeyi tercih ettiğini söyledi.İhtiyaç sahibi bir kişiden satın aldığı ilk parçayla başlayan koleksiyonerliğin zamanla bir tutku halini aldığını dile getiren Masry, Heykel, seramik, değerli taşlar, delikli ve deliksiz boncuklar, çeşitli taşlar ve bronz parçalar dahil olmak üzere yaklaşık 7-8 bin parça topladım. dedi.Onlarla 20 yıldır birlikteyim, adeta çocuklarım gibilerKoleksiyonuna çevre bölgelerden de yoğun ilgi gösterildiğini ifade eden Masry, eserlerin herkes tarafından görülebilmesi ve korunabilmesi amacıyla Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğü ile iletişime geçtiğini belirtti.Masry, koleksiyonundaki eserlerle duygusal bir bağ kurduğunu belirterek, Bunlar benim için kalbimin bir parçası. Onlarla 20 yıldır birlikteyim. Benim için adeta çocuklarım gibiler. Her bir parçanın ayrıntılarını yüzlerce kez inceledim. diye konuştu.Farklı medeniyetlere ait binlerce eserMasry, koleksiyonundaki eserlerin Sümer, Asur ve Babil dönemlerinden başlayarak Yunan, Roma, Bizans, İslam ve Osmanlı dönemlerine kadar uzandığını söyledi.Suriye ve diğer Arap ülkelerine ait paraları toplamaya devam ettiğini dile getiren Masry, koleksiyonunda farklı dönemlere ait fosillerin de bulunduğunu ifade etti.Osmanlı dönemine ait çok sayıda sikkeKoleksiyonunda Osmanlı dönemine ait altın, bronz ve nikel paralar bulunduğunu aktaran Masry, aralarında Mecidiye, Hamidiye ve Reşadiye gibi 4-5'ten fazla sikke olduğunu, bunlardan iki veya üç tanesinin ise altın sikkelerden oluştuğunu söyledi.Yunan, Roma, Ptolemaios ve Büyük İskender dönemlerine ait olduğunu düşündüğü gümüş parçaların da bulunduğunu ifade eden Masry, bu eserlerin bölgede geçmişte hüküm süren farklı medeniyet ve yönetimlere ilişkin izler taşıdığını dile getirdi.Koleksiyonunda Gaddara olarak adlandırdığı eski bir tabanca ile bir top mermisinin de bulunduğunu belirten Masry, tabancanın yaklaşık 300-400 yıllık olabileceğini ifade etti.Tarihi eserlerin müzede korunmasını istiyorÜzerinde hilal ve yıldız bulunan cam parçalar ile Osmanlı dönemine ait çeşitli sikkelerin de koleksiyonunda yer aldığını kaydeden Masry, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği eserlerin güvenilir ellere teslim edilerek herkesin görebileceği bir yerde korunmasını istediğini söyledi.Masry, koleksiyonunu devlete teslim etmenin bölgede tarihi eserlerin korunmasına yönelik bir başlangıç olmasını temenni etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>KYGM kursunda tanıştığı geleneksel okçulukta milli takıma yükseldi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kygm-kursunda-tanistigi-geleneksel-okculukta-milli-takima-yukseldi/902666/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kygm-kursunda-tanistigi-geleneksel-okculukta-milli-takima-yukseldi/902666/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:18:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Üniversite öğrencisiyken tanıştığı geleneksel okçulukta kendisini geliştirip spor kulübü kuran ve milli takıma kadar yükselen Furkan Doğru, Türkiye'yi ilk kez temsil edeceği Uluslararası Geleneksel Okçuluk Şampiyonası'na hazırlanıyor - Furkan Doğru: - Sabah ve akşamları olmak üzere her gün çift antrenmanımız oluyor. Günlük 6-7 saat antrenman yaptığımız oluyor. Ülkemiz için buna değer. İnşallah güzel sonuçlarla Güney Kore'den döneceğiz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- KEMAL CEYLAN - Çorum'da Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünün (KYGM) düzenlediği kursla geleneksel okçulukla tanışan Furkan Doğru, bu alanda kendisini geliştirerek milli takıma seçilmenin gururunu yaşıyor.Kentte üniversite eğitimi aldığı sırada KYGM'nin geleneksel okçuluk kursuna katılan 28 yaşındaki Furkan, burada yurtlar arasında düzenlenen turnuvalarda birincilik ve ikincilik dereceleri elde etti.Geleneksel okçuluğu zamanla yaşam biçimi haline getiren Furkan, Hitit Geleneksel Okçuluk Spor Kulübünü kurarak, burada yeni sporcular yetiştirmeye başladı.Bu yıl Gençler ve Büyükler Açık Hava Puta Türkiye Şampiyonası'nda ilk 8'e girerek milli takım seçmelerine davet edilen Furkan Doğru, Amasya'daki 3 günlük kampta ilk 5'e kalarak milli formayı giymeye hak kazandı.Kampın ardından Furkan, 30 Ekim-4 Kasım 2026 tarihlerinde Güney Kore'nin Ulsan kentinde düzenlenecek Uluslararası Geleneksel Okçuluk Şampiyonası hazırlıklarına başladı.Furkan Doğru, AA muhabirine, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün tesislerinde her gün yaklaşık 7 saat süren çift antrenman yaptığını söyledi.Türkiye'yi uluslararası organizasyonda temsil edecek olmanın heyecanını yaşadığını belirten genç sporcu, Amasya'daki kampta Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edecek 5 erkek, 5 kadın sporcu seçildi. Takım arkadaşlarımız en iyi şekilde çalışıyor. Elimizden geleni yaparak ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğiz. dedi.Çalışmalarının yoğun şekilde devam ettiğini dile getiren Furkan, Seçildikten sonra 3 gün dinlendik ve milli takım antrenörümüzle istişare yaptık. Sabah ve akşamları olmak üzere her gün çift antrenmanımız oluyor. Günlük 6-7 saat antrenman yaptığımız oluyor. Ülkemiz için buna değer. İnşallah güzel sonuçlarla Güney Kore'den döneceğiz. diye konuştu.Oklarını kendisi üretiyorFurkan Doğru, evinin bir odasını dönüştürdüğü atölyesinde kendi oklarını ürettiğini anlattı.Okları geliştirmeye devam ettiğini anlatan Furkan, Okçuluk artık yaşam biçimim oldu. Kendi ürettiğim oklarla milli takım seçme kampında başarılar elde ettim. Bu da benim için ayrı bir gurur. Kendi oklarıyla madalya kazanmak, milli takım seviyesinde başarı elde etmek bir ustanın isteyeceği en iyi şey olduğunu düşünüyorum. Oklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Güney Kore'de de oklarımızı en iyi şekilde uçuracağız. ifadelerini kullandı.Yeni okçular yetiştiriyorYaklaşık 4 yıl önce kurduğu Hitit Geleneksel Okçuluk Spor Kulübünün hem başkanı hem antrenörü hem de sporcularından biri olduğunu anlatan Furkan, kulüpte onlarca yeni okçu yetiştirdiğini dile getirdi.Okçuluk branşında Çorum'dan çıkan ilk milli sporcunun kendisi olduğunu, kulüpte yeni milli sporcular da yetiştirmek istediklerini belirten Furkan, şunları kaydetti:Çorum'da gençlere okçuluğu öğretmeye devam ediyoruz. İnşallah Çorum'da güzel bir şekilde bizim gibi milli takım sporcuları çıkarmayı hedefliyoruz. 4 yıl önce bir kulüp kurduk, gençlere hizmet veriyoruz. Türkiye şampiyonalarında, bölge elemelerinde veya özel yarışmalarda derecelerimiz var. Burada amacımız kupa, madalya kazanmadan önce çocukları dışarıdaki kötü alışkanlıklardan korumak ve buraya aidiyet duygusunu sağlamak. Sporcu önce sporu ve kulübü sevmeli, sonrasında başarı gelir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- KEMAL CEYLAN - Çorum'da Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünün (KYGM) düzenlediği kursla geleneksel okçulukla tanışan Furkan Doğru, bu alanda kendisini geliştirerek milli takıma seçilmenin gururunu yaşıyor.Kentte üniversite eğitimi aldığı sırada KYGM'nin geleneksel okçuluk kursuna katılan 28 yaşındaki Furkan, burada yurtlar arasında düzenlenen turnuvalarda birincilik ve ikincilik dereceleri elde etti.Geleneksel okçuluğu zamanla yaşam biçimi haline getiren Furkan, Hitit Geleneksel Okçuluk Spor Kulübünü kurarak, burada yeni sporcular yetiştirmeye başladı.Bu yıl Gençler ve Büyükler Açık Hava Puta Türkiye Şampiyonası'nda ilk 8'e girerek milli takım seçmelerine davet edilen Furkan Doğru, Amasya'daki 3 günlük kampta ilk 5'e kalarak milli formayı giymeye hak kazandı.Kampın ardından Furkan, 30 Ekim-4 Kasım 2026 tarihlerinde Güney Kore'nin Ulsan kentinde düzenlenecek Uluslararası Geleneksel Okçuluk Şampiyonası hazırlıklarına başladı.Furkan Doğru, AA muhabirine, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün tesislerinde her gün yaklaşık 7 saat süren çift antrenman yaptığını söyledi.Türkiye'yi uluslararası organizasyonda temsil edecek olmanın heyecanını yaşadığını belirten genç sporcu, Amasya'daki kampta Türkiye'yi en iyi şekilde temsil edecek 5 erkek, 5 kadın sporcu seçildi. Takım arkadaşlarımız en iyi şekilde çalışıyor. Elimizden geleni yaparak ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğiz. dedi.Çalışmalarının yoğun şekilde devam ettiğini dile getiren Furkan, Seçildikten sonra 3 gün dinlendik ve milli takım antrenörümüzle istişare yaptık. Sabah ve akşamları olmak üzere her gün çift antrenmanımız oluyor. Günlük 6-7 saat antrenman yaptığımız oluyor. Ülkemiz için buna değer. İnşallah güzel sonuçlarla Güney Kore'den döneceğiz. diye konuştu.Oklarını kendisi üretiyorFurkan Doğru, evinin bir odasını dönüştürdüğü atölyesinde kendi oklarını ürettiğini anlattı.Okları geliştirmeye devam ettiğini anlatan Furkan, Okçuluk artık yaşam biçimim oldu. Kendi ürettiğim oklarla milli takım seçme kampında başarılar elde ettim. Bu da benim için ayrı bir gurur. Kendi oklarıyla madalya kazanmak, milli takım seviyesinde başarı elde etmek bir ustanın isteyeceği en iyi şey olduğunu düşünüyorum. Oklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Güney Kore'de de oklarımızı en iyi şekilde uçuracağız. ifadelerini kullandı.Yeni okçular yetiştiriyorYaklaşık 4 yıl önce kurduğu Hitit Geleneksel Okçuluk Spor Kulübünün hem başkanı hem antrenörü hem de sporcularından biri olduğunu anlatan Furkan, kulüpte onlarca yeni okçu yetiştirdiğini dile getirdi.Okçuluk branşında Çorum'dan çıkan ilk milli sporcunun kendisi olduğunu, kulüpte yeni milli sporcular da yetiştirmek istediklerini belirten Furkan, şunları kaydetti:Çorum'da gençlere okçuluğu öğretmeye devam ediyoruz. İnşallah Çorum'da güzel bir şekilde bizim gibi milli takım sporcuları çıkarmayı hedefliyoruz. 4 yıl önce bir kulüp kurduk, gençlere hizmet veriyoruz. Türkiye şampiyonalarında, bölge elemelerinde veya özel yarışmalarda derecelerimiz var. Burada amacımız kupa, madalya kazanmadan önce çocukları dışarıdaki kötü alışkanlıklardan korumak ve buraya aidiyet duygusunu sağlamak. Sporcu önce sporu ve kulübü sevmeli, sonrasında başarı gelir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kygm-kursunda-tanistigi-geleneksel-okculukta-milli-takima-yukseldi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Avustralya'da dugongların sayısı 18 yılda yarıya düştü</title>
      <link>https://www.canligaste.com/avustralya-da-dugonglarin-sayisi-18-yilda-yariya-dustu/902665/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/avustralya-da-dugonglarin-sayisi-18-yilda-yariya-dustu/902665/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:18:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Araştırmacılar, dugongların temel besin kaynağı olan deniz çayırı alanlarının artan deniz suyu sıcaklıkları nedeniyle küçülmesinin, memelinin nüfusundaki düşüşte etkili olabileceğini değerlendiriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Avustralya'nın kuzeyinde yer alan Carpentaria Körfezi'ndeki dugong nüfusunun 18 yılda yüzde 50 azaldığı belirlendi.Avustralya Yayın Kuruluşunun (ABC) haberine göre, James Cook Üniversitesi ve Charles Darwin Üniversitesinden araştırmacılar, 2007'deki son araştırmanın ardından Carpentaria Körfezi'ndeki doğal yaşam alanlarında dugong nüfusunu yeniden gözlemledi.Araştırmacılardan Chris Cleguer, 2007'de yaklaşık 10 bin olduğu tahmin edilen dugong sayısının 2025'te yarı yarıya azalarak 5 bin civarına düştüğünü belirtti.İki araştırma arasında 18 yıl bulunması nedeniyle düşüşün tam olarak ne zaman başladığını belirlemenin zor olduğuna işaret eden Cleguer, incelemelerin sürdüğünü ancak mevcut verilerin endişe verici olduğunu aktardı.Araştırmacılardan deniz bilimci Rachel Groom da dugongların uzun yaşayan, geç olgunlaşan ve yavaş üreyen hayvanlar olduğunu belirterek, nüfusun yeniden toparlanmasının yıllar alabileceğini ifade etti.Deniz çayırı kaybı dugong nüfusundaki düşüşte etkili olabilirBilim insanları, dugong popülasyonundaki keskin düşüşe memelinin temel besin kaynağı olan deniz çayırı alanlarındaki küçülme olduğunu düşünüyor.İklim değişikliği sonucu artan deniz suyu sıcaklıkları, sel, şiddetli yağışlar ve kasırga gibi etkenler nedeniyle deniz çayırı alanlarında büyük kayıplar yaşandığını aktaran araştırmacılar, bazı hayvanların açlık riskiye karşı karşıya kaldığını kaydetti.Araştırmacılar ayrıca, uzatma ağı balıkçılığının da dugong nüfusundaki düşüşte rol oynayabileceğini vurguladı.Uluslararası koruma kuruluşlarının nesli tehlike altındaki türlere ilişkin listelerinde hassas olarak sınıflandırılan dugonglar, denizineği familyasından olup okyanusun tek vejetaryen (otçul) deniz memelisi olarak biliniyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Avustralya'nın kuzeyinde yer alan Carpentaria Körfezi'ndeki dugong nüfusunun 18 yılda yüzde 50 azaldığı belirlendi.Avustralya Yayın Kuruluşunun (ABC) haberine göre, James Cook Üniversitesi ve Charles Darwin Üniversitesinden araştırmacılar, 2007'deki son araştırmanın ardından Carpentaria Körfezi'ndeki doğal yaşam alanlarında dugong nüfusunu yeniden gözlemledi.Araştırmacılardan Chris Cleguer, 2007'de yaklaşık 10 bin olduğu tahmin edilen dugong sayısının 2025'te yarı yarıya azalarak 5 bin civarına düştüğünü belirtti.İki araştırma arasında 18 yıl bulunması nedeniyle düşüşün tam olarak ne zaman başladığını belirlemenin zor olduğuna işaret eden Cleguer, incelemelerin sürdüğünü ancak mevcut verilerin endişe verici olduğunu aktardı.Araştırmacılardan deniz bilimci Rachel Groom da dugongların uzun yaşayan, geç olgunlaşan ve yavaş üreyen hayvanlar olduğunu belirterek, nüfusun yeniden toparlanmasının yıllar alabileceğini ifade etti.Deniz çayırı kaybı dugong nüfusundaki düşüşte etkili olabilirBilim insanları, dugong popülasyonundaki keskin düşüşe memelinin temel besin kaynağı olan deniz çayırı alanlarındaki küçülme olduğunu düşünüyor.İklim değişikliği sonucu artan deniz suyu sıcaklıkları, sel, şiddetli yağışlar ve kasırga gibi etkenler nedeniyle deniz çayırı alanlarında büyük kayıplar yaşandığını aktaran araştırmacılar, bazı hayvanların açlık riskiye karşı karşıya kaldığını kaydetti.Araştırmacılar ayrıca, uzatma ağı balıkçılığının da dugong nüfusundaki düşüşte rol oynayabileceğini vurguladı.Uluslararası koruma kuruluşlarının nesli tehlike altındaki türlere ilişkin listelerinde hassas olarak sınıflandırılan dugonglar, denizineği familyasından olup okyanusun tek vejetaryen (otçul) deniz memelisi olarak biliniyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/avustralya-da-dugonglarin-sayisi-18-yilda-yariya-dustu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kayseri'de halk otobüsünde fenalaşan yolcuyu şoför hastaneye yetiştirdi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kayseri-de-halk-otobusunde-fenalasan-yolcuyu-sofor-hastaneye-yetistirdi/902664/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kayseri-de-halk-otobusunde-fenalasan-yolcuyu-sofor-hastaneye-yetistirdi/902664/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:16:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Kayseri / Yolcunun fenalaşması ve otobüs içinde yaşananlar, araç içi kamerasınca kaydedildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Kayseri Haberleri : Kayseri'de özel halk otobüsünde fenalaşan yolcu, otobüs şoförü tarafından hastaneye yetiştirildi.Büyükşehir Belediyesi Ulaşım AŞ'ye bağlı Erenköy-Eğribucak seferini gerçekleştiren özel halk otobüsünde seyahat eden kadın yolcu, bir anda fenalaştı.Yolcuların durumu bildirmesi üzerine şoför Bünyamin Yıldırım, otobüsün yönünü Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine çevirdi.Şoför ve yolcuların yardımıyla sedyeye taşınan kadın, tedavi altına alındı.Yolcunun fenalaşması ve otobüs içinde yaşananlar, araç içi kamera tarafından kaydedildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Kayseri Haberleri : Kayseri'de özel halk otobüsünde fenalaşan yolcu, otobüs şoförü tarafından hastaneye yetiştirildi.Büyükşehir Belediyesi Ulaşım AŞ'ye bağlı Erenköy-Eğribucak seferini gerçekleştiren özel halk otobüsünde seyahat eden kadın yolcu, bir anda fenalaştı.Yolcuların durumu bildirmesi üzerine şoför Bünyamin Yıldırım, otobüsün yönünü Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisine çevirdi.Şoför ve yolcuların yardımıyla sedyeye taşınan kadın, tedavi altına alındı.Yolcunun fenalaşması ve otobüs içinde yaşananlar, araç içi kamera tarafından kaydedildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kayseri-de-halk-otobusunde-fenalasan-yolcuyu-sofor-hastaneye-yetistirdi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>VakıfBank'tan Vinov İş Yeri Mobil uygulaması </title>
      <link>https://www.canligaste.com/vakifbank-tan-vinov-is-yeri-mobil-uygulamasi/902663/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/vakifbank-tan-vinov-is-yeri-mobil-uygulamasi/902663/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:16:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / VakıfBank, işletmelerin satış anında mobil cihazlar üzerinden garantili tahsilat kaydı oluşturabilmesine imkan tanıyan Vinov İş Yeri Mobil uygulamasını kullanıma sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : VakıfBank, işletmelerin satış anında mobil cihazlar üzerinden garantili tahsilat kaydı oluşturabilmesine imkan tanıyan Vinov İş Yeri Mobil uygulamasını kullanıma sundu.Bankadan yapılan açıklamaya göre, VakıfBank, ticaretin ödeme ve tahsilat süreçlerine yenilikçi çözümler sunan Vinov ekosisteminin sınırlarını genişletti.Banka, mevcut Vinov İş Yeri yapısını mobil uygulama üzerinden sahaya taşıyarak, işletmelerin satış anında hızlı, güvenli, vadeli, taksitli ve VakıfBank garantili tahsilat kaydı oluşturabilmesini sağlayan Vinov İş Yeri Mobil uygulamasını hayata geçirdi.Uygulama sayesinde, firmaların saha satış ekipleri müşteri ziyaretlerinde, mağaza, bayi veya saha satış ortamlarında alıcıyla belirledikleri tutar, vade ve taksit koşullarına göre Vinov tahsilat kaydı oluşturabiliyor. Borçlu müşteri ise Vinov APP veya VakıfBank Mobil üzerinden işlemi onaylayarak, süreci tamamlıyor. Uygulama, TC Kimlik Numarası (TCKN), vergi kimlik numarası (VKN), cep telefonu bilgisi ve karekodla müşteri sorgulama ve kayıt oluşturma imkanı sunuyor.VakıfBank inovasyonu Vinov, ticaret hayatının farklı ihtiyaçlarına cevap veriyor. Vinov İş Yeri Mobil ise söz konusu ekosistemi bir adım daha ileri taşıyarak, Vinov İş Yeri'ni işletmelerin cebine, satışın gerçekleştiği ana ve sahaya indiriyor. Uygulama, Vinov'un sağladığı vadeli, taksitli ve VakıfBank garantili tahsilat imkanlarını da içeren daha kapsamlı bir dijital tahsilat çözümü sunuyor.Yeni uygulamayla iş yerlerinin ve saha satış ekiplerinin tahsilat süreçlerini lokasyondan bağımsız, hızlı ve pratik şekilde yönetmesi hedefleniyor. Uygulama üzerinden tekil veya toplu tahsilat kaydı da oluşturulabiliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : VakıfBank, işletmelerin satış anında mobil cihazlar üzerinden garantili tahsilat kaydı oluşturabilmesine imkan tanıyan Vinov İş Yeri Mobil uygulamasını kullanıma sundu.Bankadan yapılan açıklamaya göre, VakıfBank, ticaretin ödeme ve tahsilat süreçlerine yenilikçi çözümler sunan Vinov ekosisteminin sınırlarını genişletti.Banka, mevcut Vinov İş Yeri yapısını mobil uygulama üzerinden sahaya taşıyarak, işletmelerin satış anında hızlı, güvenli, vadeli, taksitli ve VakıfBank garantili tahsilat kaydı oluşturabilmesini sağlayan Vinov İş Yeri Mobil uygulamasını hayata geçirdi.Uygulama sayesinde, firmaların saha satış ekipleri müşteri ziyaretlerinde, mağaza, bayi veya saha satış ortamlarında alıcıyla belirledikleri tutar, vade ve taksit koşullarına göre Vinov tahsilat kaydı oluşturabiliyor. Borçlu müşteri ise Vinov APP veya VakıfBank Mobil üzerinden işlemi onaylayarak, süreci tamamlıyor. Uygulama, TC Kimlik Numarası (TCKN), vergi kimlik numarası (VKN), cep telefonu bilgisi ve karekodla müşteri sorgulama ve kayıt oluşturma imkanı sunuyor.VakıfBank inovasyonu Vinov, ticaret hayatının farklı ihtiyaçlarına cevap veriyor. Vinov İş Yeri Mobil ise söz konusu ekosistemi bir adım daha ileri taşıyarak, Vinov İş Yeri'ni işletmelerin cebine, satışın gerçekleştiği ana ve sahaya indiriyor. Uygulama, Vinov'un sağladığı vadeli, taksitli ve VakıfBank garantili tahsilat imkanlarını da içeren daha kapsamlı bir dijital tahsilat çözümü sunuyor.Yeni uygulamayla iş yerlerinin ve saha satış ekiplerinin tahsilat süreçlerini lokasyondan bağımsız, hızlı ve pratik şekilde yönetmesi hedefleniyor. Uygulama üzerinden tekil veya toplu tahsilat kaydı da oluşturulabiliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yerli üretim robot teknoparkta danışma görevlisi oldu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yerli-uretim-robot-teknoparkta-danisma-gorevlisi-oldu/902662/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yerli-uretim-robot-teknoparkta-danisma-gorevlisi-oldu/902662/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Bursa / Bursa'da yerli imkanlarla üretilen yapay zekalı robot Adam, vatandaşları yönlendirme, soruları cevaplama ve yüz tanıma gibi görevleri eksiksiz yerine getiriyor - Robotu üreten firmanın sahibi Adem Aksu: - Seri üretim planlamalarımız yapıldı. Önümüzdeki dönem için ön sipariş almaya başladık. Hatta Bursa'da bir belediyeden bir sipariş de aldık. Önümüzdeki günlerde onun da teslimatı gerçekleşecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Bursa Haberleri : MUSTAFA YILMAZ - Bursa'da, Ulutek Teknopark Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde faaliyet gösteren bilişim firmasının tasarladığı yapay zekalı robot Adam, teknopark binasında danışma görevlisi oldu.Daha önce Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü işbirliğiyle iki robot imal eden firma, üçüncü robotunu üretti.Çeşitli kurum ve kuruluşlarda asistanlık ve danışma görevlerini üstlenebilmesi için yerli imkanlarla tasarlanan yapay zeka destekli robot Adam, sahadaki ilk faaliyetine Ulutek Teknopark'ta danışma görevlisi olarak başladı.Günün belli saatlerinde binaya gelenleri karşılayan robot, aynı zamanda Türk insanının sosyal yaşamı içindeki davranışları, neleri merak ettiği ve soru tarzlarına ilişkin veriler de toplayacak.Adam, kendisine yöneltilen soruları cevaplama, yüzleri tanıma ve insanları yönlendirme gibi görevleri eksiksiz yerine getirebiliyor.Hastanelerde ve yaşlı bakımında kullanılmak için eğitiliyorFirma sahibi Adem Aksu, son 3 yıldır robotik alanda profesyonel olarak çalıştıklarını söyledi.Eğitim teknolojileri tarafında, 1450 parçadan oluşan, tamamıyla demonte edilebilen yerli robot Cumayı tamamlayarak çeşitli kurum ve kuruluşlara ulaştırdıklarını anlatan Aksu, bir taraftan da insansı robot çalışmalarının devam ettiğini belirtti.Aksu, robotik alandaki tecrübeleri sayesinde asistan robot üretimine de başladıklarını kaydetti. Asistan robotun yerli imkanlarla geliştirildiğini belirten Aksu, Robotun önümüzdeki dönemde daha farklı alanlarda, özellikle sağlık ve yaşlı bakımı alanlarında kullanılması için de geliştirme, eğitme çalışmalarımız devam ediyor. dedi.Aksu, ilk prototipin teknoparkta danışma görevini yaptığını aktararak, şöyle konuştu:Seri üretim planlamalarımız yapıldı. Önümüzdeki dönem için ön sipariş almaya başladık. Hatta Bursa'da bir belediyeden bir sipariş de aldık. Önümüzdeki günlerde onun da teslimatı gerçekleşecek. Seri üretimle ilgili yatırım arayışımız devam ediyor. Yatırım bulduğumuz takdirde seri üretimimiz daha da hızlanacak. Hedefimiz sadece Türkiye'deki kamu kurumları ve özel sektör değil, bu asistan robotu yurt dışına ihraç etmek.Üniversitelerdeki öğrenci topluluklarıyla sürekli irtibat halinde olduklarını dile getiren Aksu, Nesil olarak, mühendisler olarak gittikçe bu konuda kendimizi geliştirmeye başladık. Bizim de Çin'e kıyasla çok büyük avantajlarımız var. Özellikle Avrupa'ya açılan pazar kapısı olarak Türkiye çok inanılmaz avantajlı bir durumda. ifadesini kullandı.Aksu, robotların tasarım ve üretimlerinde ilerlediklerini vurguladı.Robotların mekanik eklem yerlerinde kullanılan motorların kontrol kartlarını üretmeye başladıklarını belirten Aksu, şunları kaydetti:Aslında bu süreci biz de öğrenerek ilerletiyoruz ama belirli bir noktaya geldiğinde biz çok daha hızlı, çok daha avantajlı olacağımızı düşünüyorum. İnsanların soru sorma şekilleri, şiveleri, lehçeleri ve ne tür sorular sordukları konusunda bizim de verilerimiz oluşacağı için bir sonraki adımda sağlık alanında bu robotları konumlandırmayı, özellikle yaşlı bakımında ve doktor asistanı olarak görevlendirmeyi hedefliyoruz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Bursa Haberleri : MUSTAFA YILMAZ - Bursa'da, Ulutek Teknopark Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde faaliyet gösteren bilişim firmasının tasarladığı yapay zekalı robot Adam, teknopark binasında danışma görevlisi oldu.Daha önce Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü işbirliğiyle iki robot imal eden firma, üçüncü robotunu üretti.Çeşitli kurum ve kuruluşlarda asistanlık ve danışma görevlerini üstlenebilmesi için yerli imkanlarla tasarlanan yapay zeka destekli robot Adam, sahadaki ilk faaliyetine Ulutek Teknopark'ta danışma görevlisi olarak başladı.Günün belli saatlerinde binaya gelenleri karşılayan robot, aynı zamanda Türk insanının sosyal yaşamı içindeki davranışları, neleri merak ettiği ve soru tarzlarına ilişkin veriler de toplayacak.Adam, kendisine yöneltilen soruları cevaplama, yüzleri tanıma ve insanları yönlendirme gibi görevleri eksiksiz yerine getirebiliyor.Hastanelerde ve yaşlı bakımında kullanılmak için eğitiliyorFirma sahibi Adem Aksu, son 3 yıldır robotik alanda profesyonel olarak çalıştıklarını söyledi.Eğitim teknolojileri tarafında, 1450 parçadan oluşan, tamamıyla demonte edilebilen yerli robot Cumayı tamamlayarak çeşitli kurum ve kuruluşlara ulaştırdıklarını anlatan Aksu, bir taraftan da insansı robot çalışmalarının devam ettiğini belirtti.Aksu, robotik alandaki tecrübeleri sayesinde asistan robot üretimine de başladıklarını kaydetti. Asistan robotun yerli imkanlarla geliştirildiğini belirten Aksu, Robotun önümüzdeki dönemde daha farklı alanlarda, özellikle sağlık ve yaşlı bakımı alanlarında kullanılması için de geliştirme, eğitme çalışmalarımız devam ediyor. dedi.Aksu, ilk prototipin teknoparkta danışma görevini yaptığını aktararak, şöyle konuştu:Seri üretim planlamalarımız yapıldı. Önümüzdeki dönem için ön sipariş almaya başladık. Hatta Bursa'da bir belediyeden bir sipariş de aldık. Önümüzdeki günlerde onun da teslimatı gerçekleşecek. Seri üretimle ilgili yatırım arayışımız devam ediyor. Yatırım bulduğumuz takdirde seri üretimimiz daha da hızlanacak. Hedefimiz sadece Türkiye'deki kamu kurumları ve özel sektör değil, bu asistan robotu yurt dışına ihraç etmek.Üniversitelerdeki öğrenci topluluklarıyla sürekli irtibat halinde olduklarını dile getiren Aksu, Nesil olarak, mühendisler olarak gittikçe bu konuda kendimizi geliştirmeye başladık. Bizim de Çin'e kıyasla çok büyük avantajlarımız var. Özellikle Avrupa'ya açılan pazar kapısı olarak Türkiye çok inanılmaz avantajlı bir durumda. ifadesini kullandı.Aksu, robotların tasarım ve üretimlerinde ilerlediklerini vurguladı.Robotların mekanik eklem yerlerinde kullanılan motorların kontrol kartlarını üretmeye başladıklarını belirten Aksu, şunları kaydetti:Aslında bu süreci biz de öğrenerek ilerletiyoruz ama belirli bir noktaya geldiğinde biz çok daha hızlı, çok daha avantajlı olacağımızı düşünüyorum. İnsanların soru sorma şekilleri, şiveleri, lehçeleri ve ne tür sorular sordukları konusunda bizim de verilerimiz oluşacağı için bir sonraki adımda sağlık alanında bu robotları konumlandırmayı, özellikle yaşlı bakımında ve doktor asistanı olarak görevlendirmeyi hedefliyoruz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Eşinden nakledilen karaciğer dokusuyla 10 ayda adeta yeniden doğdu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/esinden-nakledilen-karaciger-dokusuyla-10-ayda-adeta-yeniden-dogdu/902661/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/esinden-nakledilen-karaciger-dokusuyla-10-ayda-adeta-yeniden-dogdu/902661/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Antalya / Antalya'da ileri derecede karaciğer yetmezliği nedeniyle 37 kiloya kadar düşen ve yürümekte güçlük çeken 42 yaşındaki Yaşar Aksoy, eşinden alınan karaciğer dokusuyla gerçekleştirilen naklin ardından sağlığına kavuştu - Yaşar Aksoy: - Nakilden önce hastaneye bir elimde baston, diğer elimden eşim tutarak çok zor gelmiştim. Yürüyemez, yemek yiyemezdim. Artık yürüyorum, istediğimi yapıyorum. 10 ayda bambaşka bir ben oldum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Antalya Haberleri : AYŞE YILDIZ - Antalya'da ileri derecede karaciğer yetmezliği nedeniyle 37 kiloya kadar düşen, karnında biriken sıvı nedeniyle sık sık hastanede tedavi gören ve yürümekte güçlük çeken 42 yaşındaki Yaşar Aksoy, eşinden alınan karaciğer dokusuyla gerçekleştirilen nakille yeniden sağlığına kavuştu.Konya'da yaşayan 5 çocuk babası Aksoy'a yaklaşık 7 yıl önce karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. Hastalığının ilerlemesiyle karnında yoğun sıvı birikmeye başlayan Aksoy, aynı zamanda ciddi kas kaybı yaşadı.Bir süre sonra yürümekte dahi güçlük çeken Aksoy, başvurduğu sağlık merkezlerinde ameliyat için riskli bulununca Antalya'daki Yaşam Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu.Burada yapılan tetkiklerde eşi Selma Aksoy'un karaciğer dokusunun uyumlu olduğu belirlendi. Bunun üzerine Aksoy'a eşinden karaciğer dokusu nakli yapıldı.Yaklaşık 2,5 ay hastanede tedavi gören Aksoy, nakilden sonraki 10 aylık süreçte hızla toparlandı. 37 kiloya kadar düşen hasta, 71 kiloya ulaşarak yeniden yürümeye ve günlük işlerini kendi başına yapmaya başladı.Aksoy, kendisini yeniden hayata bağlayan doktorlarını ve sağlık çalışanlarını ziyaret ederek teşekkür etti.Ölümü bekliyordumYaşadığı zorlu süreci AA muhabirine anlatan Yaşar Aksoy, hastalığının son döneminde yürüyemez hale geldiğini, karnında biriken yaklaşık 10 kilogram sıvının belirli aralıklarla alındığını söyledi.Hastalığının son aşamasında yaşamından umudunu kestiğini belirten Aksoy, Açıkçası ben ölümü bekliyordum. 'Ya bugün ya yarın öleceğim' diyordum. Allah razı olsun hocalarımdan, müdahale ettiler, beni iyileştirdiler. dedi.Eşinin karaciğerinden parça vererek kendisine hayat verdiğini ifade eden Aksoy, nakilden sonra yaşamının tamamen değiştiğini dile getirdi.Aksoy, şunları kaydetti:Eşim karaciğerini verdi. Elhamdülillah iyileştim. Nakilden sonra 2,5 ay burada bize emek verdiler. Allah razı olsun kendilerinden. Şu an çok rahatım. Ne uyumada ne yürümede hiçbir sıkıntım kalmadı. 10 ayda bambaşka bir ben oldum. Nakilden önce buraya bir elimde baston, diğer elimden eşim tutarak çok zor gelmiştim. Yürüyemez, yemek yiyemezdim. Artık yürüyorum, istediğimi yapıyorum.İyi ki karaciğerimi vermişimAksoy'un karaciğerinden bir parça vererek eşinin yeniden sağlığına kavuşmasını sağlayan Selma Aksoy da naklin ardından ailece büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi.Organ bağışı çağrısı yapan Aksoy, Herkesin sevdiğine, yakınına organ bağışında bulunmasını isterim. Organ bağışı gerçekten çok önemli. Biz bizzat yaşadık, şahit olduk. İyi ki karaciğerimi vermişim, şimdi çok daha mutluyuz. diye konuştu.Eşinin hastalık sürecinde gözlerinin önünde eridiğini anlatan Aksoy, ameliyatla birlikte hayatlarının yeniden değiştiğini dile getirdi.Karaciğer çalışmaya başladığında diğer organlar da toparlanıyorOperasyonu gerçekleştiren Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı da Aksoy'un merkeze başvurduğunda karnından yaklaşık 10 kilogram sıvı aldıklarını söyledi.Hastanın nakilden sonraki 10 aylık süreçte yaşamının tamamen değiştiğini belirten Aydınlı, Aksoy'un 71 kiloya ulaştığını ve kas kaybının büyük ölçüde telafi edildiğini ifade etti.Aydınlı, karaciğerin vücudun işleyişindeki önemine dikkati çekerek, Aslında karaciğerin nasıl bir organ olduğunun en güzel örneği. Karaciğer çalışmaya başladığında böbrekler çalışıyor, kalp ona göre çalışıyor, beyin fonksiyonları ona göre oluyor. Çünkü birçok şeyin üretimini karaciğer yapıyor. dedi.Aksoy'un nakil öncesinde ciddi kas kaybı yaşadığını aktaran Aydınlı, Nakilden sonra kasları geri gelmeye başladı. Buraya geldiğinde elinde baston, ölmek üzere olan bir hastaydı. ifadelerini kullandı.Hastanın bekleyecek zamanının bulunmadığını ve naklin risk alınarak gerçekleştirildiğini belirten Aydınlı, organ naklinin yalnızca hastaya değil, ailesine de yeni bir hayat sunduğunu vurguladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Antalya Haberleri : AYŞE YILDIZ - Antalya'da ileri derecede karaciğer yetmezliği nedeniyle 37 kiloya kadar düşen, karnında biriken sıvı nedeniyle sık sık hastanede tedavi gören ve yürümekte güçlük çeken 42 yaşındaki Yaşar Aksoy, eşinden alınan karaciğer dokusuyla gerçekleştirilen nakille yeniden sağlığına kavuştu.Konya'da yaşayan 5 çocuk babası Aksoy'a yaklaşık 7 yıl önce karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. Hastalığının ilerlemesiyle karnında yoğun sıvı birikmeye başlayan Aksoy, aynı zamanda ciddi kas kaybı yaşadı.Bir süre sonra yürümekte dahi güçlük çeken Aksoy, başvurduğu sağlık merkezlerinde ameliyat için riskli bulununca Antalya'daki Yaşam Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu.Burada yapılan tetkiklerde eşi Selma Aksoy'un karaciğer dokusunun uyumlu olduğu belirlendi. Bunun üzerine Aksoy'a eşinden karaciğer dokusu nakli yapıldı.Yaklaşık 2,5 ay hastanede tedavi gören Aksoy, nakilden sonraki 10 aylık süreçte hızla toparlandı. 37 kiloya kadar düşen hasta, 71 kiloya ulaşarak yeniden yürümeye ve günlük işlerini kendi başına yapmaya başladı.Aksoy, kendisini yeniden hayata bağlayan doktorlarını ve sağlık çalışanlarını ziyaret ederek teşekkür etti.Ölümü bekliyordumYaşadığı zorlu süreci AA muhabirine anlatan Yaşar Aksoy, hastalığının son döneminde yürüyemez hale geldiğini, karnında biriken yaklaşık 10 kilogram sıvının belirli aralıklarla alındığını söyledi.Hastalığının son aşamasında yaşamından umudunu kestiğini belirten Aksoy, Açıkçası ben ölümü bekliyordum. 'Ya bugün ya yarın öleceğim' diyordum. Allah razı olsun hocalarımdan, müdahale ettiler, beni iyileştirdiler. dedi.Eşinin karaciğerinden parça vererek kendisine hayat verdiğini ifade eden Aksoy, nakilden sonra yaşamının tamamen değiştiğini dile getirdi.Aksoy, şunları kaydetti:Eşim karaciğerini verdi. Elhamdülillah iyileştim. Nakilden sonra 2,5 ay burada bize emek verdiler. Allah razı olsun kendilerinden. Şu an çok rahatım. Ne uyumada ne yürümede hiçbir sıkıntım kalmadı. 10 ayda bambaşka bir ben oldum. Nakilden önce buraya bir elimde baston, diğer elimden eşim tutarak çok zor gelmiştim. Yürüyemez, yemek yiyemezdim. Artık yürüyorum, istediğimi yapıyorum.İyi ki karaciğerimi vermişimAksoy'un karaciğerinden bir parça vererek eşinin yeniden sağlığına kavuşmasını sağlayan Selma Aksoy da naklin ardından ailece büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi.Organ bağışı çağrısı yapan Aksoy, Herkesin sevdiğine, yakınına organ bağışında bulunmasını isterim. Organ bağışı gerçekten çok önemli. Biz bizzat yaşadık, şahit olduk. İyi ki karaciğerimi vermişim, şimdi çok daha mutluyuz. diye konuştu.Eşinin hastalık sürecinde gözlerinin önünde eridiğini anlatan Aksoy, ameliyatla birlikte hayatlarının yeniden değiştiğini dile getirdi.Karaciğer çalışmaya başladığında diğer organlar da toparlanıyorOperasyonu gerçekleştiren Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı da Aksoy'un merkeze başvurduğunda karnından yaklaşık 10 kilogram sıvı aldıklarını söyledi.Hastanın nakilden sonraki 10 aylık süreçte yaşamının tamamen değiştiğini belirten Aydınlı, Aksoy'un 71 kiloya ulaştığını ve kas kaybının büyük ölçüde telafi edildiğini ifade etti.Aydınlı, karaciğerin vücudun işleyişindeki önemine dikkati çekerek, Aslında karaciğerin nasıl bir organ olduğunun en güzel örneği. Karaciğer çalışmaya başladığında böbrekler çalışıyor, kalp ona göre çalışıyor, beyin fonksiyonları ona göre oluyor. Çünkü birçok şeyin üretimini karaciğer yapıyor. dedi.Aksoy'un nakil öncesinde ciddi kas kaybı yaşadığını aktaran Aydınlı, Nakilden sonra kasları geri gelmeye başladı. Buraya geldiğinde elinde baston, ölmek üzere olan bir hastaydı. ifadelerini kullandı.Hastanın bekleyecek zamanının bulunmadığını ve naklin risk alınarak gerçekleştirildiğini belirten Aydınlı, organ naklinin yalnızca hastaya değil, ailesine de yeni bir hayat sunduğunu vurguladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/esinden-nakledilen-karaciger-dokusuyla-10-ayda-adeta-yeniden-dogdu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu personeline zorunlu yapay zeka eğitimi yolda</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kamu-personeline-zorunlu-yapay-zeka-egitimi-yolda/902660/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kamu-personeline-zorunlu-yapay-zeka-egitimi-yolda/902660/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Kamu çalışanlarına temel yapay zeka okuryazarlığı e-eğitimi ile görevlerine göre uygulamalı kısa modüller verilecek, tamamlanma ve başarı oranları insan kaynakları sistemlerinden izlenecek - Kamu kurumlarında yapay zeka dönüşümünden sorumlu üst düzey yönetici görevlendirilecek, kurumlar görevlendirmelerin ardından 12 hafta içinde üç yıllık yol haritalarını hazırlayacak]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : ZEYNEP DUYAR - Türkiye, kamu çalışanlarının yapay zeka teknolojilerini güvenli ve etkin kullanabilmeleri amacıyla temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimini zorunlu hale getirecek.AA muhabirinin edindiği bilgiye göre kamu çalışanlarına, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde yürütülen 2026-2030 dönemi Türkiye Yapay Zeka Eylem Planındaki hedeflere uyumlu şekilde e-öğrenme yöntemiyle temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilecek.Çalışanlara ayrıca görev ve sorumluluklarına göre hazırlanan kısa uygulama modülleri sunulacak. Eğitimler, kamu kurumlarının insan kaynakları sistemleri üzerinden zorunlu tutulacak.Personelin yalnızca eğitimleri tamamlayıp tamamlamadığı değil, eğitimlerdeki başarı düzeyi de düzenli izlenecek.Kamu personelinin de hedef grupları arasında bulunduğu yapay zeka okuryazarlığı programlarında, yapay zekanın temel kavramları, üretken yapay zeka araçlarının güvenli kullanımı, kişisel verilerin korunması, yanlış bilgi ve derin sahte içeriklere karşı farkındalık ile etik kullanım ilkeleri öğretilecek.Eğitimleri tamamlayanlara, ölçme ve değerlendirme sonucunda kazandıkları temel yetkinlikleri gösteren seviye bazlı mikro sertifikalar verilecek.Her kurumun yapay zeka yöneticisi olacakKamu kurumlarındaki dönüşüm, kullanım alanlarının belirlenmesi, uygulamaların sahada denenmesi ve başarılı projelerin yaygınlaştırılmasını içeren tara-pilotla-ölçekle döngüsüyle bütüncül bir yönetişim ve güven çerçevesinde yürütülecek.Kamudaki bu dönüşümü yönetmek üzere kurumlarda bu alandan sorumlu birim amiri veya başkana bağlı üst düzey yönetici görevlendirilecek.Söz konusu yönetici, kurumun yapay zeka proje ve uygulamalarından oluşan portföyünü yönetecek, çalışmaların ilerleme durumunu düzenli olarak raporlayacak.Görevlendirmelerin tamamlanmasının ardından tüm kurumlar, 12 hafta içinde üç yıllık Yapay Zeka Yol Haritası ile yıllık hedeflerini hazırlayacak.Pilot ve ilk ölçekli konuşlandırmalar için küçük-orta hacimli alımlar önceliklendirilecek, yapay zeka projelerine yönelik kamu alımlarına katılacak girişimlerin teknogirişim belgesine sahip olması esas alınacak.Her bakanlıkta yapay zekadan yararlanılabilecek alanlar sistematik olarak taranacak. Potansiyeli yüksek alanlarda hızlı pilot uygulamalar başlatılacak, belirlenen başarı eşiğini geçen projeler 6 ile 12 ay içinde ölçeklendirilecek.10 bakanlıkta 30 pilot başlatılacakPlan kapsamında ilk 12 ayda en az 2 pilot dalgasıyla 10 veya daha fazla bakanlıkta toplam en az 30 yapay zeka pilotunun başlatılması hedefleniyor.En az 10 kritik kamu hizmeti için pilot aşamasından ölçeklendirmeye uzanan uçtan uca pilot-ölçek hattı kurulacak.e-Devlet, vatandaşların yapay zeka destekli kamu hizmetlerini doğrudan deneyimleyeceği öncelikli dönüşüm alanı olacak. Kişiselleştirilmiş hizmet yönlendirmesi, başvuruların ön kontrolü ve akıllı belge desteği gibi uygulamalar öncelikle pilot olarak hayata geçirilecek.En az 5 yapay zeka destekli vatandaş hizmetinin e-Devlet üzerinden pilotlanarak ölçeklendirilmesi planlanıyor. Uygulamalarda kişisel verilerin korunması, kararların açıklanabilir olması ve insan gözetimi ilkeleri dikkate alınacak.Kamu kurumlarında devreye alınan yüksek etkili yapay zeka sistemlerinin de belgelendirme ve değerlendirme süreçlerinden geçirilmesi zorunlu olacak.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : ZEYNEP DUYAR - Türkiye, kamu çalışanlarının yapay zeka teknolojilerini güvenli ve etkin kullanabilmeleri amacıyla temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimini zorunlu hale getirecek.AA muhabirinin edindiği bilgiye göre kamu çalışanlarına, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde yürütülen 2026-2030 dönemi Türkiye Yapay Zeka Eylem Planındaki hedeflere uyumlu şekilde e-öğrenme yöntemiyle temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilecek.Çalışanlara ayrıca görev ve sorumluluklarına göre hazırlanan kısa uygulama modülleri sunulacak. Eğitimler, kamu kurumlarının insan kaynakları sistemleri üzerinden zorunlu tutulacak.Personelin yalnızca eğitimleri tamamlayıp tamamlamadığı değil, eğitimlerdeki başarı düzeyi de düzenli izlenecek.Kamu personelinin de hedef grupları arasında bulunduğu yapay zeka okuryazarlığı programlarında, yapay zekanın temel kavramları, üretken yapay zeka araçlarının güvenli kullanımı, kişisel verilerin korunması, yanlış bilgi ve derin sahte içeriklere karşı farkındalık ile etik kullanım ilkeleri öğretilecek.Eğitimleri tamamlayanlara, ölçme ve değerlendirme sonucunda kazandıkları temel yetkinlikleri gösteren seviye bazlı mikro sertifikalar verilecek.Her kurumun yapay zeka yöneticisi olacakKamu kurumlarındaki dönüşüm, kullanım alanlarının belirlenmesi, uygulamaların sahada denenmesi ve başarılı projelerin yaygınlaştırılmasını içeren tara-pilotla-ölçekle döngüsüyle bütüncül bir yönetişim ve güven çerçevesinde yürütülecek.Kamudaki bu dönüşümü yönetmek üzere kurumlarda bu alandan sorumlu birim amiri veya başkana bağlı üst düzey yönetici görevlendirilecek.Söz konusu yönetici, kurumun yapay zeka proje ve uygulamalarından oluşan portföyünü yönetecek, çalışmaların ilerleme durumunu düzenli olarak raporlayacak.Görevlendirmelerin tamamlanmasının ardından tüm kurumlar, 12 hafta içinde üç yıllık Yapay Zeka Yol Haritası ile yıllık hedeflerini hazırlayacak.Pilot ve ilk ölçekli konuşlandırmalar için küçük-orta hacimli alımlar önceliklendirilecek, yapay zeka projelerine yönelik kamu alımlarına katılacak girişimlerin teknogirişim belgesine sahip olması esas alınacak.Her bakanlıkta yapay zekadan yararlanılabilecek alanlar sistematik olarak taranacak. Potansiyeli yüksek alanlarda hızlı pilot uygulamalar başlatılacak, belirlenen başarı eşiğini geçen projeler 6 ile 12 ay içinde ölçeklendirilecek.10 bakanlıkta 30 pilot başlatılacakPlan kapsamında ilk 12 ayda en az 2 pilot dalgasıyla 10 veya daha fazla bakanlıkta toplam en az 30 yapay zeka pilotunun başlatılması hedefleniyor.En az 10 kritik kamu hizmeti için pilot aşamasından ölçeklendirmeye uzanan uçtan uca pilot-ölçek hattı kurulacak.e-Devlet, vatandaşların yapay zeka destekli kamu hizmetlerini doğrudan deneyimleyeceği öncelikli dönüşüm alanı olacak. Kişiselleştirilmiş hizmet yönlendirmesi, başvuruların ön kontrolü ve akıllı belge desteği gibi uygulamalar öncelikle pilot olarak hayata geçirilecek.En az 5 yapay zeka destekli vatandaş hizmetinin e-Devlet üzerinden pilotlanarak ölçeklendirilmesi planlanıyor. Uygulamalarda kişisel verilerin korunması, kararların açıklanabilir olması ve insan gözetimi ilkeleri dikkate alınacak.Kamu kurumlarında devreye alınan yüksek etkili yapay zeka sistemlerinin de belgelendirme ve değerlendirme süreçlerinden geçirilmesi zorunlu olacak.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kamu-personeline-zorunlu-yapay-zeka-egitimi-yolda.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İzmir'de 2 kişinin elektrik akımına kapılarak ölmesine ilişkin davada 3. bilirkişi raporu dosyada</title>
      <link>https://www.canligaste.com/izmir-de-2-kisinin-elektrik-akimina-kapilarak-olmesine-iliskin-davada-3-bilirkisi-raporu-dosyada/902659/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/izmir-de-2-kisinin-elektrik-akimina-kapilarak-olmesine-iliskin-davada-3-bilirkisi-raporu-dosyada/902659/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İzmir / Yıldız Teknik Üniversitesinden 5 akademisyenin hazırladığı 105 sayfalık raporda, olayın birden fazla ihmalin birleşmesiyle meydana geldiği belirtildi - Raporda, 3 sanık asli-ağır kusurlu, 6 sanık asli-ikincil kusurlu bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İzmir Haberleri : GÖKHAN DÜZYOL - İzmir'in Konak ilçesinde sağanak sırasında su birikintisine basarak elektrik akımına kapılan Özge Ceren Deniz (23) ile onu kurtarmaya çalışan İnanç Öktemay'ın (44) hayatını kaybetmesiyle ilgili davada, istinaf mahkemesinin talebi üzerine hazırlanan 3. bilirkişi raporu dava dosyasına girdi.Alsancak'ta 12 Temmuz 2024'te yaşanan olayla ilgili sanıkların yargılanması sürüyor.İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), GDZ Elektrik ve altyapı çalışmalarında görev alan taşeron firmalarda çalışan personelin de aralarında bulunduğu sanıklar hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Ekim 2025'te 30 sanığa 4 yıl 2 ay ile 10 yıl arasında hapis cezası verirken, 9 sanık beraat etmiş, tutuksuz 6 sanığın tutuklanmasına karar vermişti.Sanıkların istinaf başvuruları üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilen dosyada, iddianamenin hazırlanma aşamasında savcılıkça, yargılamanın başlamasının ardından da mahkemenin talebiyle hazırlanan ilk iki raporun ardından, kusur değerlendirmelerinin yeniden ele alınması amacıyla üçüncü bir bilirkişi raporu hazırlandı.⁠İhmaller zinciri rapordaDairenin talebi üzerine Yıldız Teknik Üniversitesinden Gemi İnşaatı ve Denizcilik, İnşaat, Elektrik-Elektronik ve Mimarlık fakültelerinden 5 akademisyen tarafından hazırlanan 105 sayfalık bilirkişi raporu, dava dosyasına sunuldu.Raporda, önceki bilirkişi raporları ve ek raporların yanı sıra tarafların itiraz ve savunmaları, uzman mütalaaları, sanık ve tanık beyanları, görev tanımları, organizasyon şemaları, proje ve kabul belgeleri, arıza kayıtları, iş emirleri, fotoğraf ve kamera görüntüleri ile keşif ve ölçüm sonuçlarının birlikte incelendiği belirtildi.Raporda, olayın meydana gelmesine ilişkin teknik süreç 2015'ten 2024'e uzanan bir zincir halinde değerlendirildi.Buna göre, 2015 yılında yer altı elektrik kablosunun proje, yapım, kontrol ve kabul süreçlerinde yeterli derinlik ve mekanik koruma koşullarının sağlanamadığı belirtilerek, şöyle denildi:Dosyadaki tüm bilirkişi raporları, uzman mütalaalarına verilen cevaplar, itiraz dilekçeleri, duruşma ve tanık anlatımları, iş emri ve keşif bulguları birlikte değerlendirildiğinde olayın tek bir 'ani hata' ile değil, uzun süreli altyapı tasarım kusuru, yetersiz yapım ve kabul denetimi, 3-4 Ocak 2024 tarihli yağmur suyu imalatında elektrik kablosunun bulunduğu dar altyapı koridoruna müdahale edilmesi, 09 Ocak 2024 tarihli arıza onarımında riski kalıcı biçimde ortadan kaldırmayan geçici müdahale, yüzey suyu tahliye yetersizliği ve faz-toprak arızasını güvenli sürede ayıramayan koruma mimarisinin birleşmesiyle meydana geldiği anlaşılmaktadır.⁠3 sanık asli-ağır kusurlu bulunduRaporda, olayın meydana gelmesine en yakın, doğrudan ve belirleyici teknik eylem ve ihmaller yönünden taşeron firmadan D.K. ve GDZ Elektrik'ten F.A. ve M.T.'nin asli-ağır kusurlu oldukları değerlendirildi.Bilirkişi heyeti 6 sanığın asli-ikincil kusurlu, 7 sanığın tali-kuvvetli, 10 sanığın tali-zayıf kusurlu, 13 sanık için de kusur atfedilemeyeceği kanaatine vardı.Ayrıca raporda, kişilerin genel ünvanları veya kurumsal hiyerarşideki konumlarından hareketle otomatik sorumluluk kurulmadığı vurgulandı.Sanıkların yargılanmalarına 4 Eylül'de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinde devam edilecek.Olayla ilgili memur olmaları nedeniyle dosyası ayrılan, aralarında mevcut ve önceki dönem İZSU genel müdürlerinin de olduğu 6 İZSU personelinin bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan 22 yıl 6'şar aya kadar hapis talebiyle yargılanmaları sürüyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İzmir Haberleri : GÖKHAN DÜZYOL - İzmir'in Konak ilçesinde sağanak sırasında su birikintisine basarak elektrik akımına kapılan Özge Ceren Deniz (23) ile onu kurtarmaya çalışan İnanç Öktemay'ın (44) hayatını kaybetmesiyle ilgili davada, istinaf mahkemesinin talebi üzerine hazırlanan 3. bilirkişi raporu dava dosyasına girdi.Alsancak'ta 12 Temmuz 2024'te yaşanan olayla ilgili sanıkların yargılanması sürüyor.İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), GDZ Elektrik ve altyapı çalışmalarında görev alan taşeron firmalarda çalışan personelin de aralarında bulunduğu sanıklar hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Ekim 2025'te 30 sanığa 4 yıl 2 ay ile 10 yıl arasında hapis cezası verirken, 9 sanık beraat etmiş, tutuksuz 6 sanığın tutuklanmasına karar vermişti.Sanıkların istinaf başvuruları üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilen dosyada, iddianamenin hazırlanma aşamasında savcılıkça, yargılamanın başlamasının ardından da mahkemenin talebiyle hazırlanan ilk iki raporun ardından, kusur değerlendirmelerinin yeniden ele alınması amacıyla üçüncü bir bilirkişi raporu hazırlandı.⁠İhmaller zinciri rapordaDairenin talebi üzerine Yıldız Teknik Üniversitesinden Gemi İnşaatı ve Denizcilik, İnşaat, Elektrik-Elektronik ve Mimarlık fakültelerinden 5 akademisyen tarafından hazırlanan 105 sayfalık bilirkişi raporu, dava dosyasına sunuldu.Raporda, önceki bilirkişi raporları ve ek raporların yanı sıra tarafların itiraz ve savunmaları, uzman mütalaaları, sanık ve tanık beyanları, görev tanımları, organizasyon şemaları, proje ve kabul belgeleri, arıza kayıtları, iş emirleri, fotoğraf ve kamera görüntüleri ile keşif ve ölçüm sonuçlarının birlikte incelendiği belirtildi.Raporda, olayın meydana gelmesine ilişkin teknik süreç 2015'ten 2024'e uzanan bir zincir halinde değerlendirildi.Buna göre, 2015 yılında yer altı elektrik kablosunun proje, yapım, kontrol ve kabul süreçlerinde yeterli derinlik ve mekanik koruma koşullarının sağlanamadığı belirtilerek, şöyle denildi:Dosyadaki tüm bilirkişi raporları, uzman mütalaalarına verilen cevaplar, itiraz dilekçeleri, duruşma ve tanık anlatımları, iş emri ve keşif bulguları birlikte değerlendirildiğinde olayın tek bir 'ani hata' ile değil, uzun süreli altyapı tasarım kusuru, yetersiz yapım ve kabul denetimi, 3-4 Ocak 2024 tarihli yağmur suyu imalatında elektrik kablosunun bulunduğu dar altyapı koridoruna müdahale edilmesi, 09 Ocak 2024 tarihli arıza onarımında riski kalıcı biçimde ortadan kaldırmayan geçici müdahale, yüzey suyu tahliye yetersizliği ve faz-toprak arızasını güvenli sürede ayıramayan koruma mimarisinin birleşmesiyle meydana geldiği anlaşılmaktadır.⁠3 sanık asli-ağır kusurlu bulunduRaporda, olayın meydana gelmesine en yakın, doğrudan ve belirleyici teknik eylem ve ihmaller yönünden taşeron firmadan D.K. ve GDZ Elektrik'ten F.A. ve M.T.'nin asli-ağır kusurlu oldukları değerlendirildi.Bilirkişi heyeti 6 sanığın asli-ikincil kusurlu, 7 sanığın tali-kuvvetli, 10 sanığın tali-zayıf kusurlu, 13 sanık için de kusur atfedilemeyeceği kanaatine vardı.Ayrıca raporda, kişilerin genel ünvanları veya kurumsal hiyerarşideki konumlarından hareketle otomatik sorumluluk kurulmadığı vurgulandı.Sanıkların yargılanmalarına 4 Eylül'de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinde devam edilecek.Olayla ilgili memur olmaları nedeniyle dosyası ayrılan, aralarında mevcut ve önceki dönem İZSU genel müdürlerinin de olduğu 6 İZSU personelinin bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan 22 yıl 6'şar aya kadar hapis talebiyle yargılanmaları sürüyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Mısır'da yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu en az 16 kişi öldü</title>
      <link>https://www.canligaste.com/misir-da-yolcu-otobusunun-devrilmesi-sonucu-en-az-16-kisi-oldu/902658/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/misir-da-yolcu-otobusunun-devrilmesi-sonucu-en-az-16-kisi-oldu/902658/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Mısır'ın Güney Sina vilayetinde yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu en az 16 kişinin hayatını kaybettiği, 28 kişinin yaralandığı belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Mısır'ın Güney Sina vilayetinde yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu en az 16 kişinin hayatını kaybettiği, 28 kişinin yaralandığı belirtildi.Mısır'ın El-Ahram gazetesinin haberine göre, Dehab ile Nuveybe kentlerini birbirine bağlayan kara yolunda seyreden yolcu otobüsü, Saada bölgesi yakınlarında devrildi.İlk belirlemelere göre, 16 kişi kaza yerinde yaşamını yitirdi, yaralanan 28 kişi ise hastanelere kaldırıldı.Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanı Halid Abdülgaffar'ın talimatıyla bölgedeki sağlık hizmetlerinde teyakkuz seviyesi artırıldı, olay yerine 20 ambulans sevk edildi.Turistik bir bölgede meydana gelen kazayla ilgili soruşturma başlatılırken, yaşamını yitirenlerin uyruklarına ilişkin ise henüz bir bilgi paylaşılmadı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Mısır'ın Güney Sina vilayetinde yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu en az 16 kişinin hayatını kaybettiği, 28 kişinin yaralandığı belirtildi.Mısır'ın El-Ahram gazetesinin haberine göre, Dehab ile Nuveybe kentlerini birbirine bağlayan kara yolunda seyreden yolcu otobüsü, Saada bölgesi yakınlarında devrildi.İlk belirlemelere göre, 16 kişi kaza yerinde yaşamını yitirdi, yaralanan 28 kişi ise hastanelere kaldırıldı.Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanı Halid Abdülgaffar'ın talimatıyla bölgedeki sağlık hizmetlerinde teyakkuz seviyesi artırıldı, olay yerine 20 ambulans sevk edildi.Turistik bir bölgede meydana gelen kazayla ilgili soruşturma başlatılırken, yaşamını yitirenlerin uyruklarına ilişkin ise henüz bir bilgi paylaşılmadı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/misir-da-yolcu-otobusunun-devrilmesi-sonucu-en-az-16-kisi-oldu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Elektrikli otomobillerde yangın riskine karşı yetkili servis ve orijinal parça uyarısı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/elektrikli-otomobillerde-yangin-riskine-karsi-yetkili-servis-ve-orijinal-parca-uyarisi/902657/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/elektrikli-otomobillerde-yangin-riskine-karsi-yetkili-servis-ve-orijinal-parca-uyarisi/902657/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / TEHAD Başkanı Berkan Bayram: - Her 100 bin araçta meydana gelen yangınlara bakıldığında, hibrit araçlarda 3 bin 475, içten yanmalı araçlarda 1530, elektrikli araçlarda ise yalnızca 25 yangın vakası görülüyor - Elektrikli otomobiller gündemde olduğu için yanma haberleri de daha fazla karşımıza çıkıyor. Ancak istatistiklere baktığımızda elektrikli otomobillerin yangın açısından son derece güvenli olduğunu görüyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ADEM KOÇ - Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD) Başkanı Berkan Bayram, elektrikli otomobillerin yangın açısından içten yanmalı araçlara göre daha düşük risk taşıdığını belirterek, araç sahiplerinin yangından korunmak için batarya muhafazası, yetkili servis müdahaleleri ve orijinal parça kullanımı konusunda dikkatli olması gerektiğini kaydetti.Bayram, AA muhabirine, 2011 yılından bu yana Türkiye'de elektrikli araç teknolojisini anlattıklarını ifade ederek, elektrikli otomobillerin doğru kullanıldığında son derece güvenli ulaşım araçları olduğunu söyledi.Elektrikli araçların yangın güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Bayram, elektrikli otomobil teknolojisinin birçok güvenlik unsuru barındırdığını kaydetti.Bayram, elektrikli araçlarda yangın riskinin, özellikle bataryaya alınan darbeler ve yetkili servis dışındaki müdahaleler nedeniyle arttığını dile getirdi.Elektrikli araç teknolojisinin yeni olmasına rağmen üreticilerin araçlarda güvenlik açısından gerekli önlemleri aldığını ifade eden Bayram, Elektrikli otomobil veya karşısındaki konvansiyonel model otomobillere baktığınız zaman yanma riski en yüksek olan aslında konvansiyonel araçlar. Çünkü içerisinde bir yanıcı madde taşıyor. dedi.Bayram, elektrikli araçlarda dışarıdan müdahale olmadığı sürece yangın riskinin düşük olduğunu ifade ederek, Her 100 bin araçta meydana gelen yangınlara bakıldığında, hibrit araçlarda 3 bin 475, içten yanmalı araçlarda 1530, elektrikli araçlarda ise yalnızca 25 yangın vakası görülüyor. diye konuştu.Bayram, elektrikli araç yangınlarının son dönemde daha fazla gündeme gelmesinin, bu araçların satışlarının ve trafikteki sayısının artmasıyla birlikte haber değerinin yüksek olmasından kaynaklandığını aktararak, Ancak istatistiklere baktığımızda elektrikli otomobillerin yangın açısından son derece güvenli olduğunu görüyoruz. ifadelerini kullandı.“Bataryanın muhafazasına dikkat edilmeli”Elektrikli araçlarda özellikle batarya muhafazasının önem taşıdığına dikkati çeken Bayram, Eğer alttan bir darbe aldıysa, koruma muhafazası yırtıldıysa veya şarj noktasında elektrikli otomobil dışarıdan müdahale edilmiş bir noktadaysa işte orada risk artıyor. bilgisini verdi.Bayram, araçların yetkili servislerde uzman personel tarafından kontrol edilmesi gerektiğini, yan sanayi kablo ve şarj ekipmanlarının kullanılmasının da risk oluşturabileceğini belirterek, üreticinin tavsiye ettiği komponent, kablolama ve servis yöntemlerinin uygulanması gerektiği uyarısında bulundu.Son dönemde gündeme gelen bazı yangın vakalarında araçlara yetkili servisler dışında müdahale edildiğini, orijinal kabloların değiştirilerek yan sanayi ürünlerin kullanıldığını ve şarj başlıklarının değiştirildiğini ifade eden Bayram, Orijinal kablo mutlaka yine orijinal kabloyla değiştirilmeli. Bu kısımlar çok kritik. Yan sanayi kabloyla değiştirirsek, kablo başlarını daha ucuz soketlerle değiştirirsek riski artırıyoruz. diye konuştu.İkinci el elektrikli araç alacaklara da uyarılarda bulunan Bayram, Mutlaka bir ekspertiz noktasına götürülmesi ve bu araca ilk yapılacak şey lifte alınıp alt tabakasına bakılmasıdır, en önemlisi bu. Servis geçmişi de burada çok daha kritik bir nokta. ifadelerini kullandı.Bayram, Elektrikli otomobil son derece güvenli bir ulaşım aracıdır. Önemli olan riskleri minimuma düşürmek. dedi.Yangına müdahale etmeyinElektrikli araçlarda yangın başladığında müdahale etmek yerine güvenli mesafeye çekilmesi gerektiğini belirten Bayram, batarya yangınlarının söndürülmesinin güç olduğuna dikkati çekti. Elektrikli otomobillerin kolay alev almadığını ancak yangın başladıktan sonra söndürülmesinin oldukça zorlaştığını vurguladı.Bataryada thermal runaway olarak adlandırılan termal kaçak sürecinin başlayabileceğini aktaran Bayram, yangının söndüğü düşünülse bile yeniden alevlenme ihtimali bulunduğunu söyledi.Bayram, sürücülerin 50-60 metre uzaklaşarak itfaiyeyi araması gerektiğini belirterek, Eğer elektrikli otomobilinizin alt kısmından bir duman, bir yanma başladıysa, bunu zaten yangın söndürme aletleriyle söndürmeniz pek mümkün değil. ifadelerini kullandı.Şarj istasyonlarındaki şarj ünitelerinde meydana gelen yangın ile aracın bataryasındaki yangının birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Bayram, “Elektrik yangınlarına suyla müdahale edilmez. Şarj ünitesinde bir yanma oluştuysa oraya tozla müdahale edebilirsiniz. Ancak elektrikli otomobil tarafında mutlaka itfaiye tarafından müdahale edilmesi gerekiyor. uyarısında bulundu.Türkiye elektrikli araç üretiminde iddiasını artırıyorElektrikli araç satışlarının dünya genelinde hızla arttığını belirten Bayram, 2025 sonu itibarıyla dünya genelinde 20 milyon elektrikli otomobil satışına ulaşıldığını kaydetti.Türkiye'de de elektrikli otomobil satışlarının yükseldiğini anlatan Bayram, 2025 yılında 189 bin elektrikli otomobil satıldığını, elektrikli araç pazarının önümüzdeki dönemde daha da büyüyeceğini vurguladı.Bayram, Türkiye'nin yalnızca elektrikli araç pazarı olmadığını, üretim tarafında da önemli bir konuma geldiğini vurgulayarak, Elektrikli otomobil üretim noktasındayız biz. Biz herhangi bir satış pazar noktasında değiliz. Biz işin içerisindeyiz. Elektrikli otomobil üretiyoruz. diye konuştu.Elektrikli araç ekosisteminin yalnızca otomobilden ibaret olmadığını belirten Bayram, batarya, şarj, yazılım, yapay zeka ve motor bileşenlerinin birlikte önemli bir katma değer oluşturduğunu, Türkiye'nin bu büyüyen pazardan daha fazla pay alması gerektiğini ifade etti.Bayram, elektrikli araç satışlarının hızla arttığını, yangın haberlerinin bu teknolojinin güvenilirliğine ilişkin algıyı olumsuz etkileyebildiğini ancak istatistiklerin farklı bir tablo ortaya koyduğunu belirterek, Elektrikli otomobiller gündemde olduğu için yanma haberleri de daha fazla karşımıza çıkıyor. Ancak istatistiklere baktığımızda elektrikli otomobillerin yangın açısından son derece güvenli olduğunu görüyoruz. Elektrikli otomobil son derece güvenli bir ulaşım aracıdır. İstatistikler bunu gösteriyor. Bunun önünde hiçbir engel yok. değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ADEM KOÇ - Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD) Başkanı Berkan Bayram, elektrikli otomobillerin yangın açısından içten yanmalı araçlara göre daha düşük risk taşıdığını belirterek, araç sahiplerinin yangından korunmak için batarya muhafazası, yetkili servis müdahaleleri ve orijinal parça kullanımı konusunda dikkatli olması gerektiğini kaydetti.Bayram, AA muhabirine, 2011 yılından bu yana Türkiye'de elektrikli araç teknolojisini anlattıklarını ifade ederek, elektrikli otomobillerin doğru kullanıldığında son derece güvenli ulaşım araçları olduğunu söyledi.Elektrikli araçların yangın güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Bayram, elektrikli otomobil teknolojisinin birçok güvenlik unsuru barındırdığını kaydetti.Bayram, elektrikli araçlarda yangın riskinin, özellikle bataryaya alınan darbeler ve yetkili servis dışındaki müdahaleler nedeniyle arttığını dile getirdi.Elektrikli araç teknolojisinin yeni olmasına rağmen üreticilerin araçlarda güvenlik açısından gerekli önlemleri aldığını ifade eden Bayram, Elektrikli otomobil veya karşısındaki konvansiyonel model otomobillere baktığınız zaman yanma riski en yüksek olan aslında konvansiyonel araçlar. Çünkü içerisinde bir yanıcı madde taşıyor. dedi.Bayram, elektrikli araçlarda dışarıdan müdahale olmadığı sürece yangın riskinin düşük olduğunu ifade ederek, Her 100 bin araçta meydana gelen yangınlara bakıldığında, hibrit araçlarda 3 bin 475, içten yanmalı araçlarda 1530, elektrikli araçlarda ise yalnızca 25 yangın vakası görülüyor. diye konuştu.Bayram, elektrikli araç yangınlarının son dönemde daha fazla gündeme gelmesinin, bu araçların satışlarının ve trafikteki sayısının artmasıyla birlikte haber değerinin yüksek olmasından kaynaklandığını aktararak, Ancak istatistiklere baktığımızda elektrikli otomobillerin yangın açısından son derece güvenli olduğunu görüyoruz. ifadelerini kullandı.“Bataryanın muhafazasına dikkat edilmeli”Elektrikli araçlarda özellikle batarya muhafazasının önem taşıdığına dikkati çeken Bayram, Eğer alttan bir darbe aldıysa, koruma muhafazası yırtıldıysa veya şarj noktasında elektrikli otomobil dışarıdan müdahale edilmiş bir noktadaysa işte orada risk artıyor. bilgisini verdi.Bayram, araçların yetkili servislerde uzman personel tarafından kontrol edilmesi gerektiğini, yan sanayi kablo ve şarj ekipmanlarının kullanılmasının da risk oluşturabileceğini belirterek, üreticinin tavsiye ettiği komponent, kablolama ve servis yöntemlerinin uygulanması gerektiği uyarısında bulundu.Son dönemde gündeme gelen bazı yangın vakalarında araçlara yetkili servisler dışında müdahale edildiğini, orijinal kabloların değiştirilerek yan sanayi ürünlerin kullanıldığını ve şarj başlıklarının değiştirildiğini ifade eden Bayram, Orijinal kablo mutlaka yine orijinal kabloyla değiştirilmeli. Bu kısımlar çok kritik. Yan sanayi kabloyla değiştirirsek, kablo başlarını daha ucuz soketlerle değiştirirsek riski artırıyoruz. diye konuştu.İkinci el elektrikli araç alacaklara da uyarılarda bulunan Bayram, Mutlaka bir ekspertiz noktasına götürülmesi ve bu araca ilk yapılacak şey lifte alınıp alt tabakasına bakılmasıdır, en önemlisi bu. Servis geçmişi de burada çok daha kritik bir nokta. ifadelerini kullandı.Bayram, Elektrikli otomobil son derece güvenli bir ulaşım aracıdır. Önemli olan riskleri minimuma düşürmek. dedi.Yangına müdahale etmeyinElektrikli araçlarda yangın başladığında müdahale etmek yerine güvenli mesafeye çekilmesi gerektiğini belirten Bayram, batarya yangınlarının söndürülmesinin güç olduğuna dikkati çekti. Elektrikli otomobillerin kolay alev almadığını ancak yangın başladıktan sonra söndürülmesinin oldukça zorlaştığını vurguladı.Bataryada thermal runaway olarak adlandırılan termal kaçak sürecinin başlayabileceğini aktaran Bayram, yangının söndüğü düşünülse bile yeniden alevlenme ihtimali bulunduğunu söyledi.Bayram, sürücülerin 50-60 metre uzaklaşarak itfaiyeyi araması gerektiğini belirterek, Eğer elektrikli otomobilinizin alt kısmından bir duman, bir yanma başladıysa, bunu zaten yangın söndürme aletleriyle söndürmeniz pek mümkün değil. ifadelerini kullandı.Şarj istasyonlarındaki şarj ünitelerinde meydana gelen yangın ile aracın bataryasındaki yangının birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Bayram, “Elektrik yangınlarına suyla müdahale edilmez. Şarj ünitesinde bir yanma oluştuysa oraya tozla müdahale edebilirsiniz. Ancak elektrikli otomobil tarafında mutlaka itfaiye tarafından müdahale edilmesi gerekiyor. uyarısında bulundu.Türkiye elektrikli araç üretiminde iddiasını artırıyorElektrikli araç satışlarının dünya genelinde hızla arttığını belirten Bayram, 2025 sonu itibarıyla dünya genelinde 20 milyon elektrikli otomobil satışına ulaşıldığını kaydetti.Türkiye'de de elektrikli otomobil satışlarının yükseldiğini anlatan Bayram, 2025 yılında 189 bin elektrikli otomobil satıldığını, elektrikli araç pazarının önümüzdeki dönemde daha da büyüyeceğini vurguladı.Bayram, Türkiye'nin yalnızca elektrikli araç pazarı olmadığını, üretim tarafında da önemli bir konuma geldiğini vurgulayarak, Elektrikli otomobil üretim noktasındayız biz. Biz herhangi bir satış pazar noktasında değiliz. Biz işin içerisindeyiz. Elektrikli otomobil üretiyoruz. diye konuştu.Elektrikli araç ekosisteminin yalnızca otomobilden ibaret olmadığını belirten Bayram, batarya, şarj, yazılım, yapay zeka ve motor bileşenlerinin birlikte önemli bir katma değer oluşturduğunu, Türkiye'nin bu büyüyen pazardan daha fazla pay alması gerektiğini ifade etti.Bayram, elektrikli araç satışlarının hızla arttığını, yangın haberlerinin bu teknolojinin güvenilirliğine ilişkin algıyı olumsuz etkileyebildiğini ancak istatistiklerin farklı bir tablo ortaya koyduğunu belirterek, Elektrikli otomobiller gündemde olduğu için yanma haberleri de daha fazla karşımıza çıkıyor. Ancak istatistiklere baktığımızda elektrikli otomobillerin yangın açısından son derece güvenli olduğunu görüyoruz. Elektrikli otomobil son derece güvenli bir ulaşım aracıdır. İstatistikler bunu gösteriyor. Bunun önünde hiçbir engel yok. değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/elektrikli-otomobillerde-yangin-riskine-karsi-yetkili-servis-ve-orijinal-parca-uyarisi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türk yüzmesinde tesisleşme, altyapının temelini oluşturuyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turk-yuzmesinde-tesislesme-altyapinin-temelini-olusturuyor/902656/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turk-yuzmesinde-tesislesme-altyapinin-temelini-olusturuyor/902656/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Erkan Yalçın: - Altyapımız güçlü bir şekilde geliyor. Bunun sebebi tesisleşmedir - Türkiye'nin her noktasında havuzumuz var. Bunlar sporcunun ve oradaki çocukların spora yönelmesini sağlıyor - Geleceğe dair umutlarımız her geçen gün daha da artıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- SALİH ULAŞ ŞAHAN - Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Erkan Yalçın, Türk yüzmesinin son gelişiminde tesisleşmenin önemli rol oynadığını söyledi.Son dönemde elde edilen başarıları değerlendirerek genç bir milli takım kadrosu oluşturduklarını anlatan Yalçın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Akdeniz Oyunları'nda 2'si altın olmak üzere 7 madalya kazandıklarını ve geleceğe dair umutlarının arttığını dile getirdi.Altyapı çalışmalarına değinen Erkan Yalçın, Türkiye'nin birçok iline ulaştıklarının altını çizerek, şunları kaydetti: Altyapıda 72 il üzerinden kura çektik. 7972 sporcu. Bu rekor bir sayıdır. Altyapımız güçlü bir şekilde geliyor. Bunun sebebi tesisleşmedir. Bunun sebebi antrenör kitlesine daha geniş açılarda eğitime önem vermemizdir. Tesislerimiz bütün Türkiye’ye sirayet etmiş durumda. Bu konuda en büyük liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde, Sayın Bakanımızın vizyonuyla beraber bugün bu noktalardayız. Ciddi bir tesisleşme var ve bunlar halihazırda da devam ediyor. İstanbul'daki bir tesisimiz bitmek üzere. İnşallah Avrupa Oyunları'na eşlik edecek. Bununla beraber Ümraniye'deki tesisimiz halihazırda devam ediyor. Ankara'da Anıttepe'deki yüzme havuzunu bu senenin sonunda veya 2027'nin başında bakanlığımız açmayı hedefliyor. Ülkemizin geneline yayılarak bir altyapı oluşturuyoruz. Buradaki asıl sıkıntımız gençlerin devamlılığını sağlayabilmek.Türk yüzmesinin gelişiminin yurt dışında da takdir topladığını belirten Yalçın, Türkiye, Avrupa ve dünya toplantılarında sürekli gündem oluyor ve konuşuluyor. Bu gündem olan ana maddemiz tesisleşmedir ve sporcularımızın gelişimidir. Yüzmenin Türkiye'de böyle bir noktaya gelmesidir. Türkiye'nin her noktasında havuzumuz var. Bunlar sporcunun ya da ve çocukların spora yönelmesini sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde 'Yüzme Bilmeyen Kalmasın' projesi başlatıldı. Bu proje tam hız devam ediyor. Dünyada bunun öncüsü biziz. Avrupa ve dünya yüzmesi bunu örnek alıyor. Geleceğimizi garanti altına almamız gerekiyor. Her zaman söylediğim bir söz var. Piramidin alt tarafı dolu olursa geleceğe güvenle bakabilirsiniz. Amacımız piramidin altını doldurmaktır. diye konuştu.Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası değerlendirmesi20. Akdeniz Oyunları'nda 7 madalya (2 altın, 2 gümüş, 3 bronz) kazandıklarını hatırlatan Erkan Yalçın, Avrupa Şampiyonası'nda da genç sporcularla yer aldıklarını söyledi.Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na önemli sporcularından yoksun katıldıklarını dile getiren Yalçın, şunları aktardı:Gençlerin geleceğe dair verdiği mesajlardan son derece mutluyuz. Defne (Kurt) güzel bir sonuç aldı. Bir gümüş ve bir altını var. Gümüş madalya aslında Alman puanına göre hesaplandı. Bir yanlışlık vardı. Bununla da ilgili itirazımızı yaptık ama sonucun değişeceğini düşünmüyorum. Çünkü o günkü yarışmaydı ama bundan sonraki yarışmalar için de bu bir öngörü ve önlem oldu. İnşallah bundan sonra Defne'den kendisine yakışır şekilde altın madalyaları bekliyoruz. Güzel bir Akdeniz Oyunları geçirdik. Hedefimiz 10 madalyaydı ama 7 madalyayla kaldık. Buradaki en güzel enstantane Emre (Sakçı) ile Nusrat'ın (Allahverdi) aynı anda madalyaya yüzmesi. Kıl payı madalyalar kaçırdık. 25 tane finalimiz var. Çünkü Avrupa hemen hemen oradaydı. 26 ülke var. Geleceğe dair umutlarımız her geçen gün daha da artıyor. Türkiye Yüzyılı çerçevesinde bize düşen ne varsa en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Var gücümüzle çalışıyoruz.Olimpiyat hazırlıklarıErkan Yalçın, 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları hazırlıklarının hız kesmeden devam ettiğini vurgulayarak, Kuzey Tunçelli ABD'de hocasıyla çalışmalarına devam ediyor. Bununla beraber olimpiyata aday olan sporcularımızın hepsi yurt dışındalar. Burada olanlar da çalışmalarına titizlikle devam ediyor. Şu an itibarıyla sezonumuz kapanmış durumda. 1 Ekim'de açılacak. İnşallah aynı hassasiyet ve aynı disiplinle çalışmalarına devam edecekler. Los Angeles'ta geniş ve güçlü bir kadroyla, en iyi şekilde ülkemizi temsil edecek şekilde bulunacağız. Ülkemize yakışır şekilde orada temsil edeceğiz. değerlendirmesinde bulundu.Türk yüzmesindeki genç sporcuların elde ettiği başarıların daha fazla görünür olması gerektiğini belirten Yalçın, sporcuların yanı sıra antrenör, hakem, veli ve tesis çalışanlarına teşekkür ederek sözlerini tamamladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- SALİH ULAŞ ŞAHAN - Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Erkan Yalçın, Türk yüzmesinin son gelişiminde tesisleşmenin önemli rol oynadığını söyledi.Son dönemde elde edilen başarıları değerlendirerek genç bir milli takım kadrosu oluşturduklarını anlatan Yalçın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Akdeniz Oyunları'nda 2'si altın olmak üzere 7 madalya kazandıklarını ve geleceğe dair umutlarının arttığını dile getirdi.Altyapı çalışmalarına değinen Erkan Yalçın, Türkiye'nin birçok iline ulaştıklarının altını çizerek, şunları kaydetti: Altyapıda 72 il üzerinden kura çektik. 7972 sporcu. Bu rekor bir sayıdır. Altyapımız güçlü bir şekilde geliyor. Bunun sebebi tesisleşmedir. Bunun sebebi antrenör kitlesine daha geniş açılarda eğitime önem vermemizdir. Tesislerimiz bütün Türkiye’ye sirayet etmiş durumda. Bu konuda en büyük liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde, Sayın Bakanımızın vizyonuyla beraber bugün bu noktalardayız. Ciddi bir tesisleşme var ve bunlar halihazırda da devam ediyor. İstanbul'daki bir tesisimiz bitmek üzere. İnşallah Avrupa Oyunları'na eşlik edecek. Bununla beraber Ümraniye'deki tesisimiz halihazırda devam ediyor. Ankara'da Anıttepe'deki yüzme havuzunu bu senenin sonunda veya 2027'nin başında bakanlığımız açmayı hedefliyor. Ülkemizin geneline yayılarak bir altyapı oluşturuyoruz. Buradaki asıl sıkıntımız gençlerin devamlılığını sağlayabilmek.Türk yüzmesinin gelişiminin yurt dışında da takdir topladığını belirten Yalçın, Türkiye, Avrupa ve dünya toplantılarında sürekli gündem oluyor ve konuşuluyor. Bu gündem olan ana maddemiz tesisleşmedir ve sporcularımızın gelişimidir. Yüzmenin Türkiye'de böyle bir noktaya gelmesidir. Türkiye'nin her noktasında havuzumuz var. Bunlar sporcunun ya da ve çocukların spora yönelmesini sağlıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde 'Yüzme Bilmeyen Kalmasın' projesi başlatıldı. Bu proje tam hız devam ediyor. Dünyada bunun öncüsü biziz. Avrupa ve dünya yüzmesi bunu örnek alıyor. Geleceğimizi garanti altına almamız gerekiyor. Her zaman söylediğim bir söz var. Piramidin alt tarafı dolu olursa geleceğe güvenle bakabilirsiniz. Amacımız piramidin altını doldurmaktır. diye konuştu.Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası değerlendirmesi20. Akdeniz Oyunları'nda 7 madalya (2 altın, 2 gümüş, 3 bronz) kazandıklarını hatırlatan Erkan Yalçın, Avrupa Şampiyonası'nda da genç sporcularla yer aldıklarını söyledi.Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na önemli sporcularından yoksun katıldıklarını dile getiren Yalçın, şunları aktardı:Gençlerin geleceğe dair verdiği mesajlardan son derece mutluyuz. Defne (Kurt) güzel bir sonuç aldı. Bir gümüş ve bir altını var. Gümüş madalya aslında Alman puanına göre hesaplandı. Bir yanlışlık vardı. Bununla da ilgili itirazımızı yaptık ama sonucun değişeceğini düşünmüyorum. Çünkü o günkü yarışmaydı ama bundan sonraki yarışmalar için de bu bir öngörü ve önlem oldu. İnşallah bundan sonra Defne'den kendisine yakışır şekilde altın madalyaları bekliyoruz. Güzel bir Akdeniz Oyunları geçirdik. Hedefimiz 10 madalyaydı ama 7 madalyayla kaldık. Buradaki en güzel enstantane Emre (Sakçı) ile Nusrat'ın (Allahverdi) aynı anda madalyaya yüzmesi. Kıl payı madalyalar kaçırdık. 25 tane finalimiz var. Çünkü Avrupa hemen hemen oradaydı. 26 ülke var. Geleceğe dair umutlarımız her geçen gün daha da artıyor. Türkiye Yüzyılı çerçevesinde bize düşen ne varsa en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz. Var gücümüzle çalışıyoruz.Olimpiyat hazırlıklarıErkan Yalçın, 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları hazırlıklarının hız kesmeden devam ettiğini vurgulayarak, Kuzey Tunçelli ABD'de hocasıyla çalışmalarına devam ediyor. Bununla beraber olimpiyata aday olan sporcularımızın hepsi yurt dışındalar. Burada olanlar da çalışmalarına titizlikle devam ediyor. Şu an itibarıyla sezonumuz kapanmış durumda. 1 Ekim'de açılacak. İnşallah aynı hassasiyet ve aynı disiplinle çalışmalarına devam edecekler. Los Angeles'ta geniş ve güçlü bir kadroyla, en iyi şekilde ülkemizi temsil edecek şekilde bulunacağız. Ülkemize yakışır şekilde orada temsil edeceğiz. değerlendirmesinde bulundu.Türk yüzmesindeki genç sporcuların elde ettiği başarıların daha fazla görünür olması gerektiğini belirten Yalçın, sporcuların yanı sıra antrenör, hakem, veli ve tesis çalışanlarına teşekkür ederek sözlerini tamamladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>MEB öğrencilerin okula uyumunun ailelerle desteklenmesi için program hazırladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/meb-ogrencilerin-okula-uyumunun-ailelerle-desteklenmesi-icin-program-hazirladi/902655/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/meb-ogrencilerin-okula-uyumunun-ailelerle-desteklenmesi-icin-program-hazirladi/902655/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Bakanlıkça, okul öncesi, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin okula uyum süreçlerini desteklemek ve ailelerin eğitim sürecine etkin katılımını sağlamak amacıyla Ailemle Okul Yolu Programı hayata geçirilecek - Program, uyum, aile katılımı, gelişimsel destek ve rehberlik çalışmalarını birbiriyle ilişkilendirerek eğitim öğretim yılının tamamını kapsayacak biçimde yapılandırıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : BUĞRAHAN AYHAN - Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), okul öncesi, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin okula uyum süreçlerini desteklemek ve ailelerin eğitim sürecine etkin katılımını sağlamak amacıyla Ailemle Okul Yolu Programı hazırlandı.Okul öncesi, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin okula uyum süreçlerini desteklemek için 7-11 Eylül'de uyum haftası düzenlenecek.AA muhabirinin edindiği bilgiye göre Bakanlık, söz konusu haftada okul-aile işbirliğinin daha etkin hale getirilmesi için mesaisini artırdı.Bu doğrultuda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce hazırlanan Ailemle Okul Yolu Programı, öğrencilerin okula, öğretmenlerine, akranlarına ve öğrenme ortamlarına güvenle uyum sağlamalarını desteklerken ailelerin de eğitim sürecine etkin katılımını esas alıyor.Program, uyum, aile katılımı, gelişimsel destek ve rehberlik çalışmalarını birbiriyle ilişkilendirerek eğitim öğretim yılının tamamını kapsayacak biçimde yapılandırıldı.Üç ayrı program hazırlandıÖğrencilerin bulundukları eğitim kademesine özgü gelişimsel özellikleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak okul öncesi eğitim, ilkokul 1'inci sınıf ve ortaokul 5'inci sınıf düzeylerine yönelik üç ayrı program hazırlandı. Program, okul öncesi eğitim ile 1'inci ve 5'inci sınıf öğrencilerine yönelik Okula Uyum Haftası ile başlayacak.Uyum Haftası, okul öncesi eğitim ve ilkokul 1'inci sınıf öğrencileri için beş, ortaokul 5'inci sınıf öğrencileri için ise üç gün olarak uygulanacak.Bu kapsamda okul öncesi eğitim için Okul Öncesi Eğitim Okula Uyum Rehberi hazırlandı. Rehberde beş günlük uygulama çizelgesinin yanı sıra paydaşların sorumluluklarına, dikkat edilmesi gereken hususlara, oyun ve etkinlik örneklerine yer verildi.Okula Uyum Süreci Aile Bilgilendirme Sunumu ile ailelerin sürece nasıl eşlik edebilecekleri açıklanırken, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin velileri için de ayrı ayrı Okula Uyum Veli Sunumları oluşturuldu.Programlar eğitim öğretim yılı boyunca devam edecekOkul öncesi eğitim ile ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerini kapsayan programlar, eğitim öğretim yılı boyunca her ay uygulanacak şekilde planlandı.Okul öncesi eğitim programı, doğayı birlikte keşfetme, kitaplarla yolculuğa çıkma, üretme ve paylaşma, ailece oyun, hareket, araştırma, sanat ve doğayla bütünleşme gibi alanları içeren gelişim modüllerinden oluşuyor.İlkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf programlarında ise Günlük Yaşam Becerileri, Ailem ve Ortak Değerlerimiz, Çevre ve Sürdürülebilir Yaşam ile Birlikte Yaşam Kültürü olmak üzere dört tema altında sekiz gelişim modülü yer alıyor.Oyun temelli ve yaşantıya dayalı olarak tasarlanan modüller, okul-aile işbirliği çerçevesinde okul dışı öğrenme ortamlarını da kapsayacak şekilde eğitim öğretim yılı boyunca sürdürülecek.Her eğitim kademesi için ayrı hedefler belirlendiOkul öncesi eğitim programıyla ailelerin eğitim sürecine etkin katılımının desteklenmesi ve çocukların okulda edindikleri bilgi, beceri ve değerleri aile ve günlük yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmelerine katkı sağlanması amaçlanıyor.Bu doğrultuda çocukların okula olumlu ve etkin katılımının desteklenmesi, çocuk-aile-okul arasındaki etkileşim ve işbirliğinin güçlendirilmesi ve aile katılımının eğitim öğretim yılı boyunca sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.İlkokul 1'inci sınıf programıyla öğrencilerin okula güvenli ve olumlu bir başlangıç yapmaları ve okul yaşamına katılımlarını eğitim yılı boyunca aileleriyle işbirliği içinde sürdürmeleri desteklenecek.Öğrencilerin okul müdürünü, öğretmenlerini, okul personelini, okul ortamlarını ve rutinlerini tanımaları, aidiyet geliştirmeleri, gereksinimlerini ifade etmeleri ve yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri hedefleniyor.Ortaokul 5'inci sınıf programıyla da öğrencilerin ortaokula güvenli ve olumlu bir başlangıç yapmaları aileleriyle işbirliği içinde desteklenecek. Öğrencilerin ortaokulun yeni düzenini, branş öğretmenlerini, öğrenme ortamlarını ve yardım yollarını tanımaları, öğretmenleri ve akranlarıyla sağlıklı iletişim kurmaları, aidiyet geliştirmeleri ve ders ile sorumluluklarını giderek daha düzenli biçimde yönetmeleri amaçlanıyor.Ailelere yıl boyu rehberlik edilecekOkul öncesi eğitim kapsamında hazırlanan Aile Etkinlik Takvimi, eylül-haziran döneminde ailelere oyun, doğa, deney, üretim ve kitaplarla etkileşim gibi günlük yaşam temelli çalışmalar konusunda rehberlik edecek.Ailelerden ve okul öncesi öğretmenlerinden alınan görüşler doğrultusunda hazırlanan aylık aile bültenlerinde ise bilgilendirici içeriklere ve uygulama önerilerine yer verilecek.Ayrıca Okula Uyum Materyalleri Platformu aracılığıyla okul öncesi eğitim sürecinde öğretmenlerin, ailelerin, okul yönetimlerinin ve rehberlik hizmetlerinin ihtiyaç duyabileceği rehberlere, uygulama örneklerine, oyunlara, şarkılara ve dijital içeriklere tek bir ortamdan erişilebilmesi amaçlanıyor.Velilerden biri talebi halinde idari izinli sayılacakCumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen yazı doğrultusunda, kamuda çalışan velilerden biri, talep etmeleri halinde uyum haftası eğitimlerinde öğrencinin kayıtlı olduğu eğitim kurumunun ders saatlerine uygun olarak 3 saati aşmayacak şekilde idari izinli sayılacak.MEB'in 2026-2027 eğitim öğretim yılı takvimine göre, okullarda birinci dönem 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : BUĞRAHAN AYHAN - Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), okul öncesi, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin okula uyum süreçlerini desteklemek ve ailelerin eğitim sürecine etkin katılımını sağlamak amacıyla Ailemle Okul Yolu Programı hazırlandı.Okul öncesi, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin okula uyum süreçlerini desteklemek için 7-11 Eylül'de uyum haftası düzenlenecek.AA muhabirinin edindiği bilgiye göre Bakanlık, söz konusu haftada okul-aile işbirliğinin daha etkin hale getirilmesi için mesaisini artırdı.Bu doğrultuda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce hazırlanan Ailemle Okul Yolu Programı, öğrencilerin okula, öğretmenlerine, akranlarına ve öğrenme ortamlarına güvenle uyum sağlamalarını desteklerken ailelerin de eğitim sürecine etkin katılımını esas alıyor.Program, uyum, aile katılımı, gelişimsel destek ve rehberlik çalışmalarını birbiriyle ilişkilendirerek eğitim öğretim yılının tamamını kapsayacak biçimde yapılandırıldı.Üç ayrı program hazırlandıÖğrencilerin bulundukları eğitim kademesine özgü gelişimsel özellikleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak okul öncesi eğitim, ilkokul 1'inci sınıf ve ortaokul 5'inci sınıf düzeylerine yönelik üç ayrı program hazırlandı. Program, okul öncesi eğitim ile 1'inci ve 5'inci sınıf öğrencilerine yönelik Okula Uyum Haftası ile başlayacak.Uyum Haftası, okul öncesi eğitim ve ilkokul 1'inci sınıf öğrencileri için beş, ortaokul 5'inci sınıf öğrencileri için ise üç gün olarak uygulanacak.Bu kapsamda okul öncesi eğitim için Okul Öncesi Eğitim Okula Uyum Rehberi hazırlandı. Rehberde beş günlük uygulama çizelgesinin yanı sıra paydaşların sorumluluklarına, dikkat edilmesi gereken hususlara, oyun ve etkinlik örneklerine yer verildi.Okula Uyum Süreci Aile Bilgilendirme Sunumu ile ailelerin sürece nasıl eşlik edebilecekleri açıklanırken, ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerinin velileri için de ayrı ayrı Okula Uyum Veli Sunumları oluşturuldu.Programlar eğitim öğretim yılı boyunca devam edecekOkul öncesi eğitim ile ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerini kapsayan programlar, eğitim öğretim yılı boyunca her ay uygulanacak şekilde planlandı.Okul öncesi eğitim programı, doğayı birlikte keşfetme, kitaplarla yolculuğa çıkma, üretme ve paylaşma, ailece oyun, hareket, araştırma, sanat ve doğayla bütünleşme gibi alanları içeren gelişim modüllerinden oluşuyor.İlkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf programlarında ise Günlük Yaşam Becerileri, Ailem ve Ortak Değerlerimiz, Çevre ve Sürdürülebilir Yaşam ile Birlikte Yaşam Kültürü olmak üzere dört tema altında sekiz gelişim modülü yer alıyor.Oyun temelli ve yaşantıya dayalı olarak tasarlanan modüller, okul-aile işbirliği çerçevesinde okul dışı öğrenme ortamlarını da kapsayacak şekilde eğitim öğretim yılı boyunca sürdürülecek.Her eğitim kademesi için ayrı hedefler belirlendiOkul öncesi eğitim programıyla ailelerin eğitim sürecine etkin katılımının desteklenmesi ve çocukların okulda edindikleri bilgi, beceri ve değerleri aile ve günlük yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmelerine katkı sağlanması amaçlanıyor.Bu doğrultuda çocukların okula olumlu ve etkin katılımının desteklenmesi, çocuk-aile-okul arasındaki etkileşim ve işbirliğinin güçlendirilmesi ve aile katılımının eğitim öğretim yılı boyunca sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.İlkokul 1'inci sınıf programıyla öğrencilerin okula güvenli ve olumlu bir başlangıç yapmaları ve okul yaşamına katılımlarını eğitim yılı boyunca aileleriyle işbirliği içinde sürdürmeleri desteklenecek.Öğrencilerin okul müdürünü, öğretmenlerini, okul personelini, okul ortamlarını ve rutinlerini tanımaları, aidiyet geliştirmeleri, gereksinimlerini ifade etmeleri ve yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri hedefleniyor.Ortaokul 5'inci sınıf programıyla da öğrencilerin ortaokula güvenli ve olumlu bir başlangıç yapmaları aileleriyle işbirliği içinde desteklenecek. Öğrencilerin ortaokulun yeni düzenini, branş öğretmenlerini, öğrenme ortamlarını ve yardım yollarını tanımaları, öğretmenleri ve akranlarıyla sağlıklı iletişim kurmaları, aidiyet geliştirmeleri ve ders ile sorumluluklarını giderek daha düzenli biçimde yönetmeleri amaçlanıyor.Ailelere yıl boyu rehberlik edilecekOkul öncesi eğitim kapsamında hazırlanan Aile Etkinlik Takvimi, eylül-haziran döneminde ailelere oyun, doğa, deney, üretim ve kitaplarla etkileşim gibi günlük yaşam temelli çalışmalar konusunda rehberlik edecek.Ailelerden ve okul öncesi öğretmenlerinden alınan görüşler doğrultusunda hazırlanan aylık aile bültenlerinde ise bilgilendirici içeriklere ve uygulama önerilerine yer verilecek.Ayrıca Okula Uyum Materyalleri Platformu aracılığıyla okul öncesi eğitim sürecinde öğretmenlerin, ailelerin, okul yönetimlerinin ve rehberlik hizmetlerinin ihtiyaç duyabileceği rehberlere, uygulama örneklerine, oyunlara, şarkılara ve dijital içeriklere tek bir ortamdan erişilebilmesi amaçlanıyor.Velilerden biri talebi halinde idari izinli sayılacakCumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen yazı doğrultusunda, kamuda çalışan velilerden biri, talep etmeleri halinde uyum haftası eğitimlerinde öğrencinin kayıtlı olduğu eğitim kurumunun ders saatlerine uygun olarak 3 saati aşmayacak şekilde idari izinli sayılacak.MEB'in 2026-2027 eğitim öğretim yılı takvimine göre, okullarda birinci dönem 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/meb-ogrencilerin-okula-uyumunun-ailelerle-desteklenmesi-icin-program-hazirladi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Karadeniz Havzası'nda kentlerin iklim direncini artıracak çözümler geliştiriliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/karadeniz-havzasi-nda-kentlerin-iklim-direncini-artiracak-cozumler-gelistiriliyor/902654/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/karadeniz-havzasi-nda-kentlerin-iklim-direncini-artiracak-cozumler-gelistiriliyor/902654/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:12:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Karadeniz Havzası'nda Akıllı ve Dirençli Kentler İçin İklim Değişikliğine Adaptasyonda Yeşil Çözümler projesi kapsamında yeşil alan, yağmur bahçeleri ve su toplama alanları yapılıyor - İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Kart Aktaş: - Yağmur bahçeleri oluşturmak. Çok az yağış olan bir yerde bile o yağmur suyunu toplayabilmek bizim için çok önemli. Yani geçirimli yüzeyleri artırmak lazım]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : BİRİZ ÖZBAKIR - Karadeniz Havzası'nda iklim değişikliğine dirençli kentler için “Karadeniz Havzası'nda Akıllı ve Dirençli Kentler İçin İklim Değişikliğine Adaptasyonda Yeşil Çözümler” projesi kapsamında yeşil alan, yağmur bahçeleri ve su toplama alanları geliştiriliyor.Beton ve asfalt yüzeylerin yoğun olduğu kentlerde, yapılaşmanın etkisiyle sıcaklık çevredeki kırsal alanlara göre daha yüksek seviyelere çıkabiliyor. Kentsel ısı adası olarak adlandırılan bu durum, sıcak hava dalgalarının etkisini artırarak kentlerde yaşayanların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor.Kentlerin bu tür iklim kaynaklı risklere karşı daha dirençli hale getirilmesi amacıyla Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Karadeniz Havzası'nda iklim değişikliğine uyumu hedefleyen proje 2024'te hayata geçirildi. Proje kapsamında Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan ve Gürcistan'daki kentlerde çalışmalar yürütüldü.Türkiye'deki üniversite ortaklığını İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'nın yürüttüğü projede, Bulgaristan'dan Sozopol, Yunanistan'dan Kavala, Gürcistan'dan Batum ile Türkiye'den Edirne'nin Uzunköprü Belediyesi proje ortakları arasında yer aldı.Projenin yürütücüsü İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Kart Aktaş, AA muhabirine, projenin temel amacının bilimsel araştırmalarla elde edilen verileri yerel yönetimlerin uygulayabileceği çözümlere dönüştürmek olduğunu söyledi.İklim krizine doğa tabanlı çözümlerle katkı sağlamanın, kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına da katkı sunduğuna dikkati çeken Aktaş, Yoğun yapılaşma, kentlerin betona gömülmesi, geçirimsiz yüzeyler, hem kent çeperinde hem kent içerisindeki yeşil alanların gittikçe azalmış olması... Kentlerde hava koridorları kalmadı, hava alamıyor kentler. Dolayısıyla ısınıyor. dedi.Kentleşme biçimleri kentlerin iklime olan hassasiyetini ortaya koyuyorAktaş, proje kapsamında farklı kentlerde iklim farkındalığı eğitimleri düzenlediklerini belirterek, termal kameralar, kestrel cihazları ve termal kameralı dronlarla yüzey sıcaklığı ölçümleri yaptıklarını söyledi.Kentlerde termal konforun da incelendiğini aktaran Aktaş, termal konfor yürüyüşleri gerçekleştirdiklerini, elde edilen veriler doğrultusunda kentlere özgü çözüm önerileri geliştirildiğini ifade etti.Karadeniz Havzası'ndaki şehirlerde yapılan incelemelerde kentleşme biçimlerinin de önemli farklılıklar gösterdiğini dile getiren Aktaş, Batum'un yüksek yapılaşma nedeniyle diğer kentlerden ayrıştığını kaydetti.Aktaş, insan etkisi ve yapılaşmanın yoğun olduğu yerlerde iklim değişikliği etkilerinin büyük olduğunu vurgulayarak, Kentleşme biçimleri, kent planlaması, malzeme seçimleri ve yeşil alanların durumu kentlerin iklime olan hassasiyetini çok net ortaya koyuyor. dedi.Türkiye&#039;nin ilk ve tek peyzaj araştırmaları laboratuvarı kurulduProje kapsamında Uzunköprü'de su toplama alanları, yağmur ve topluluk bahçelerinin bulunduğu bir park inşa edildiğini anlatan Aktaş, doğa tabanlı çözümlerin insanların dinlenip vakit geçirebileceği günlük kullanıma açık bir park alanıyla bütünleştirildiğini ifade etti.Aktaş, proje kapsamında Sozopol ve Kavala’da hayata geçirilen pilot yeşil alan uygulamalarıyla, iklim uyumlu kentsel tasarım yaklaşımlarının yerel ölçekte test edilmesinin amaçlandığını aktardı. Projenin hem Türkiye hem de Karadeniz Havzası açısından kapsamlı bir araştırma altyapısı sunduğunun altını çizen Aktaş, Bizim için en önemli çıktısı gerçekten çok güzel donanımlı bir laboratuvar kurulmasıydı. 'Landscape Research Laboratory' dedik yani peyzaj araştırmaları laboratuvarı. Hem ülkemizde hem de Karadeniz Havzası içerisindeki ilk ve tek bu derece kapsamlı bir laboratuvar oldu. Güzel çalışmalar yapabileceğimiz belki bundan sonrası için de çok güzel çalışmalar üretebileceğimiz donanıma sahip. diye konuştu.Çok az yağış olan bir yerde bile yağmur suyunu toplayabilmek çok önemliProje kapsamında kentlerin farklı iklim özelliklerine sahip olduğunun görüldüğünü belirten Aktaş, iklim değişikliğine uyum çalışmalarında her kent için aynı çözümün uygulanmaması gerektiğini ifade etti.Aktaş, doğru yerde doğru doğa tabanlı uygulamaların olumlu sonuçlar vereceğine dikkati çekerek, Öncelikli olarak o yörenin, o bölgenin klimatik koşullarını öğrenmek lazım. Çok mu yağmur alıyor, çok mu nemi var, çok mu sıcak, soğuk mu, bunlara bakmak gerekiyor. Ekolojik yapısını ve topografyasını da öğrenmek lazım. Tamamen önce o kentin durumuna bakmak gerekiyor. dedi.Kentlerde yeşil alanların artırılması gerektiğine işaret eden Aktaş, gölge alanlar oluşturulması, küçük de olsa cep parkları yapılması, uygun cadde ve sokaklarda ağaçlandırmaya gidilmesi gerektiğini kaydetti. Aktaş, kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına yönelik diğer uygulamalara ilişkin şunları kaydetti:Yağmur bahçeleri oluşturmak. Çok az yağış olan bir yerde bile o yağmur suyunu toplayabilmek bizim için çok önemli. Yani geçirimli yüzeyleri artırmak lazım. Her şey dönüyor dolaşıyor ona geliyor. Betondan arınıp geçirimli yüzeyleri ve yeşil alanları artırmamız gerekiyor.Vatandaşların sürece katılımı önemliİklim değişikliğine uyum çalışmalarında vatandaşların sürece dahil edilmesinin önemini vurgulayan Aktaş, yalnızca yerel yönetimlerin uygulamalarının yeterli olmayacağını aktardı. Aktaş, projenin aralık ayında tamamlanmasının planlandığını belirterek, proje kapsamında belediyelerin kendi iklim ve ekolojik koşullarına göre kullanabileceği yol haritaları ve rehberler hazırlandığını sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : BİRİZ ÖZBAKIR - Karadeniz Havzası'nda iklim değişikliğine dirençli kentler için “Karadeniz Havzası'nda Akıllı ve Dirençli Kentler İçin İklim Değişikliğine Adaptasyonda Yeşil Çözümler” projesi kapsamında yeşil alan, yağmur bahçeleri ve su toplama alanları geliştiriliyor.Beton ve asfalt yüzeylerin yoğun olduğu kentlerde, yapılaşmanın etkisiyle sıcaklık çevredeki kırsal alanlara göre daha yüksek seviyelere çıkabiliyor. Kentsel ısı adası olarak adlandırılan bu durum, sıcak hava dalgalarının etkisini artırarak kentlerde yaşayanların yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor.Kentlerin bu tür iklim kaynaklı risklere karşı daha dirençli hale getirilmesi amacıyla Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Karadeniz Havzası'nda iklim değişikliğine uyumu hedefleyen proje 2024'te hayata geçirildi. Proje kapsamında Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan ve Gürcistan'daki kentlerde çalışmalar yürütüldü.Türkiye'deki üniversite ortaklığını İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'nın yürüttüğü projede, Bulgaristan'dan Sozopol, Yunanistan'dan Kavala, Gürcistan'dan Batum ile Türkiye'den Edirne'nin Uzunköprü Belediyesi proje ortakları arasında yer aldı.Projenin yürütücüsü İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Kart Aktaş, AA muhabirine, projenin temel amacının bilimsel araştırmalarla elde edilen verileri yerel yönetimlerin uygulayabileceği çözümlere dönüştürmek olduğunu söyledi.İklim krizine doğa tabanlı çözümlerle katkı sağlamanın, kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına da katkı sunduğuna dikkati çeken Aktaş, Yoğun yapılaşma, kentlerin betona gömülmesi, geçirimsiz yüzeyler, hem kent çeperinde hem kent içerisindeki yeşil alanların gittikçe azalmış olması... Kentlerde hava koridorları kalmadı, hava alamıyor kentler. Dolayısıyla ısınıyor. dedi.Kentleşme biçimleri kentlerin iklime olan hassasiyetini ortaya koyuyorAktaş, proje kapsamında farklı kentlerde iklim farkındalığı eğitimleri düzenlediklerini belirterek, termal kameralar, kestrel cihazları ve termal kameralı dronlarla yüzey sıcaklığı ölçümleri yaptıklarını söyledi.Kentlerde termal konforun da incelendiğini aktaran Aktaş, termal konfor yürüyüşleri gerçekleştirdiklerini, elde edilen veriler doğrultusunda kentlere özgü çözüm önerileri geliştirildiğini ifade etti.Karadeniz Havzası'ndaki şehirlerde yapılan incelemelerde kentleşme biçimlerinin de önemli farklılıklar gösterdiğini dile getiren Aktaş, Batum'un yüksek yapılaşma nedeniyle diğer kentlerden ayrıştığını kaydetti.Aktaş, insan etkisi ve yapılaşmanın yoğun olduğu yerlerde iklim değişikliği etkilerinin büyük olduğunu vurgulayarak, Kentleşme biçimleri, kent planlaması, malzeme seçimleri ve yeşil alanların durumu kentlerin iklime olan hassasiyetini çok net ortaya koyuyor. dedi.Türkiye&#039;nin ilk ve tek peyzaj araştırmaları laboratuvarı kurulduProje kapsamında Uzunköprü'de su toplama alanları, yağmur ve topluluk bahçelerinin bulunduğu bir park inşa edildiğini anlatan Aktaş, doğa tabanlı çözümlerin insanların dinlenip vakit geçirebileceği günlük kullanıma açık bir park alanıyla bütünleştirildiğini ifade etti.Aktaş, proje kapsamında Sozopol ve Kavala’da hayata geçirilen pilot yeşil alan uygulamalarıyla, iklim uyumlu kentsel tasarım yaklaşımlarının yerel ölçekte test edilmesinin amaçlandığını aktardı. Projenin hem Türkiye hem de Karadeniz Havzası açısından kapsamlı bir araştırma altyapısı sunduğunun altını çizen Aktaş, Bizim için en önemli çıktısı gerçekten çok güzel donanımlı bir laboratuvar kurulmasıydı. 'Landscape Research Laboratory' dedik yani peyzaj araştırmaları laboratuvarı. Hem ülkemizde hem de Karadeniz Havzası içerisindeki ilk ve tek bu derece kapsamlı bir laboratuvar oldu. Güzel çalışmalar yapabileceğimiz belki bundan sonrası için de çok güzel çalışmalar üretebileceğimiz donanıma sahip. diye konuştu.Çok az yağış olan bir yerde bile yağmur suyunu toplayabilmek çok önemliProje kapsamında kentlerin farklı iklim özelliklerine sahip olduğunun görüldüğünü belirten Aktaş, iklim değişikliğine uyum çalışmalarında her kent için aynı çözümün uygulanmaması gerektiğini ifade etti.Aktaş, doğru yerde doğru doğa tabanlı uygulamaların olumlu sonuçlar vereceğine dikkati çekerek, Öncelikli olarak o yörenin, o bölgenin klimatik koşullarını öğrenmek lazım. Çok mu yağmur alıyor, çok mu nemi var, çok mu sıcak, soğuk mu, bunlara bakmak gerekiyor. Ekolojik yapısını ve topografyasını da öğrenmek lazım. Tamamen önce o kentin durumuna bakmak gerekiyor. dedi.Kentlerde yeşil alanların artırılması gerektiğine işaret eden Aktaş, gölge alanlar oluşturulması, küçük de olsa cep parkları yapılması, uygun cadde ve sokaklarda ağaçlandırmaya gidilmesi gerektiğini kaydetti. Aktaş, kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına yönelik diğer uygulamalara ilişkin şunları kaydetti:Yağmur bahçeleri oluşturmak. Çok az yağış olan bir yerde bile o yağmur suyunu toplayabilmek bizim için çok önemli. Yani geçirimli yüzeyleri artırmak lazım. Her şey dönüyor dolaşıyor ona geliyor. Betondan arınıp geçirimli yüzeyleri ve yeşil alanları artırmamız gerekiyor.Vatandaşların sürece katılımı önemliİklim değişikliğine uyum çalışmalarında vatandaşların sürece dahil edilmesinin önemini vurgulayan Aktaş, yalnızca yerel yönetimlerin uygulamalarının yeterli olmayacağını aktardı. Aktaş, projenin aralık ayında tamamlanmasının planlandığını belirterek, proje kapsamında belediyelerin kendi iklim ve ekolojik koşullarına göre kullanabileceği yol haritaları ve rehberler hazırlandığını sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Balıkçılar gemi demirleme sahalarında da avcılık yapabilecek</title>
      <link>https://www.canligaste.com/balikcilar-gemi-demirleme-sahalarinda-da-avcilik-yapabilecek/902652/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/balikcilar-gemi-demirleme-sahalarinda-da-avcilik-yapabilecek/902652/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:09:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Balıkçılar, 2026-2027 su ürünleri av sezonunda deniz ve seyir emniyeti kurallarına uyulması kaydıyla Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'deki 22 gemi demirleme sahasında balıkçılık faaliyetinde bulunabilecek - Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü Avcılık ve Kontrol Daire Başkanı İlhan Üze: - Liman demirleme sahalarının genişliği ve çok büyük alan kapsaması nedeniyle balıkçılarımızdan sık sık bu alanların avlak sahalarını daralttığı ve avcılığa açılması yönünde talepler geliyordu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : AYŞE BÖCÜOĞLU BODUR/MEHMET CAN TOPTAŞ - Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü, denizlerdeki 22 gemi demirleme sahasını 2026-2027 su ürünleri av sezonu boyunca balıkçılık faaliyetlerine açtı.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Denizcilik Genel Müdürlüğünce, alınan bu karara ilişkin liman başkanlıklarına yazı gönderildi.Yapılan değerlendirmeler sonucunda, daha önce yasak olan gemi demirleme sahalarının 1 Eylül'den itibaren 2026-2027 av sezonu boyunca su ürünleri avcılığı faaliyetlerine açılmasına karar verildi.Bu kapsamda, seyir, can, mal ve çevre emniyeti ile gemi trafik yoğunluğu dikkate alınarak, Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'de 16 limana bağlı 22 demirleme sahasında balıkçılık faaliyetleri yürütülebilecek.Demirde bulunan gemilerle etkileşime girecek şekilde ağ serilmeyecekYazıda, avcılık faaliyetinde bulunacak teknelerin, deniz ve seyir emniyetine ilişkin kurallara uyması istendi.Buna göre, balıkçı teknelerinde çok yüksek frekanslı deniz telsizi çalışır durumda tutulacak, faaliyet süresince ilgili trafik ve liman çalışma kanalları kesintisiz dinlenecek. Balıkçı tekneleri, bölge liman başkanlığı veya gemi trafik hizmetleri merkezlerince verilecek uyarı ve talimatlara derhal uyacak.Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) cihazı bulundurması zorunlu balıkçı gemilerinde, cihazlar sürekli çalışır durumda tutulacak, gemilerin kimlik ve konum bilgilerinin izlenebilirliği sağlanacak.Avcılık faaliyetinde kullanılan ağlar, faaliyet sonrasında eksiksiz denizden çıkarılacak.Gemilerin manevra, yaklaşma, ayrılma ve demirleme sahaları açık tutulacak, demirli gemilere emniyetsiz yaklaşılmayacak ve bu gemilere el incesi, halat veya benzeri yöntemlerle bağlanılmayacak.Demirde bulunan gemilerin zincirleri, pervaneleri ve diğer sualtı donanımlarıyla etkileşime girebilecek şekilde ağ serilmeyecek ve seyir emniyetini tehlikeye düşürecek ekipmanlar denizde bırakılmayacak.Olumsuz hava koşullarında faaliyet durdurulacakFaaliyet sonunda şamandıra, mantar, halat, ağ parçası veya benzeri malzemeler denizde bırakılmayacak, deniz kirliliğine neden olunmayacak. Kullanılacak şamandıralar gündüz ve gece şartlarında diğer gemiler tarafından açıkça görülebilir nitelikte olacak.Meteorolojik şartların olumsuz olduğu, yoğun gemi trafiğinin bulunduğu veya seyir, can, mal ve çevre emniyeti bakımından risk oluştuğu durumlarda avcılık faaliyeti derhal durdurularak yetkili makamların talimatlarına uyulacak.Demirleme sahasında bulunan veya bölgeye giriş ve çıkış yapan gemiler tarafından verilen sesli ve görsel uyarılara riayet edilecek.Diğer demirleme sahalarıyla alakalı çalışmalarımız devam ediyorTarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü Avcılık ve Kontrol Daire Başkanı İlhan Üze, konuya ilişkin, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun ortak mutabakatıyla Kasım 2024'te Limanlar Yönetmeliği'nde değişiklik yapıldığını anımsattı.Bu kapsamda, demirleme sahalarında uygun bulunacak alanların su ürünleri avcılığına açılabileceğine yönelik değişiklik yapıldığını bildiren Üze, Liman demirleme sahalarının genişliği ve çok büyük alan kapsaması nedeniyle balıkçılarımızdan sık sık bu alanların avlak sahalarını daralttığı ve bu alanların avcılığa açılması yönünde talepler geliyordu. dedi.Üze, söz konusu taleplere ilişkin Denizcilik Genel Müdürlüğü ile ortak çalışma başlattıklarına işaret ederek, 8 aydır bu konuyla ilgili çalıştıklarını, ilk etapta kısa vadede açılabilecek alanlara yoğunlaştıklarını anlattı.2026-2027 sezonu itibarıyla ilk kez kapsamlı olarak 22 demirleme sahasının su ürünleri avcılığına açıldığını bildiren Üze, Gemi hareketlerine, derinlik, mesafe, su ürünleri avcılığı kısıtlamalarıyla çakışması gibi unsurlarına baktığımız diğer demirleme sahalarıyla alakalı çalışmalarımız da devam ediyor. Onları da mutabakata vardıkça balıkçılarımızın kullanımına açmayı planlıyoruz. diye konuştu.Üze, daha önce lokal alanlarda liman başkanlıklarıyla istişareli olarak avcılığa açılan yerlerin olduğunu ancak ilk kez bu kadar kapsamlı alanın kullanıma açıldığını aktararak, şunları kaydetti:Söz konusu demirleme sahalarının ilan edilmesi ve sezona yetiştirilmesi, iki genel müdürlüğün ortak çalışmasıyla mümkün olabildi. Balıkçılık faaliyetleri açısından Su Ürünleri Kanunu kapsamında kıyı yasaklarımız var, bunlar balıkçılarımızın faydasına olan düzenlemeler. Bunun dışında bazı güvenlik alanları ile liman demirleme sahaları gibi seyir emniyeti ve farklı emniyet gereklilikleri açısından balıkçılara kısıtlanmış alanlar var. Çok fazla tesislerin olduğu ve yoğun liman faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlarda, avlak sahalarında daralma yaşanıyor. Bu düzenleme, balıkçıların avlak sahalarını geri kazanması anlamına geliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : AYŞE BÖCÜOĞLU BODUR/MEHMET CAN TOPTAŞ - Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü, denizlerdeki 22 gemi demirleme sahasını 2026-2027 su ürünleri av sezonu boyunca balıkçılık faaliyetlerine açtı.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Denizcilik Genel Müdürlüğünce, alınan bu karara ilişkin liman başkanlıklarına yazı gönderildi.Yapılan değerlendirmeler sonucunda, daha önce yasak olan gemi demirleme sahalarının 1 Eylül'den itibaren 2026-2027 av sezonu boyunca su ürünleri avcılığı faaliyetlerine açılmasına karar verildi.Bu kapsamda, seyir, can, mal ve çevre emniyeti ile gemi trafik yoğunluğu dikkate alınarak, Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'de 16 limana bağlı 22 demirleme sahasında balıkçılık faaliyetleri yürütülebilecek.Demirde bulunan gemilerle etkileşime girecek şekilde ağ serilmeyecekYazıda, avcılık faaliyetinde bulunacak teknelerin, deniz ve seyir emniyetine ilişkin kurallara uyması istendi.Buna göre, balıkçı teknelerinde çok yüksek frekanslı deniz telsizi çalışır durumda tutulacak, faaliyet süresince ilgili trafik ve liman çalışma kanalları kesintisiz dinlenecek. Balıkçı tekneleri, bölge liman başkanlığı veya gemi trafik hizmetleri merkezlerince verilecek uyarı ve talimatlara derhal uyacak.Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) cihazı bulundurması zorunlu balıkçı gemilerinde, cihazlar sürekli çalışır durumda tutulacak, gemilerin kimlik ve konum bilgilerinin izlenebilirliği sağlanacak.Avcılık faaliyetinde kullanılan ağlar, faaliyet sonrasında eksiksiz denizden çıkarılacak.Gemilerin manevra, yaklaşma, ayrılma ve demirleme sahaları açık tutulacak, demirli gemilere emniyetsiz yaklaşılmayacak ve bu gemilere el incesi, halat veya benzeri yöntemlerle bağlanılmayacak.Demirde bulunan gemilerin zincirleri, pervaneleri ve diğer sualtı donanımlarıyla etkileşime girebilecek şekilde ağ serilmeyecek ve seyir emniyetini tehlikeye düşürecek ekipmanlar denizde bırakılmayacak.Olumsuz hava koşullarında faaliyet durdurulacakFaaliyet sonunda şamandıra, mantar, halat, ağ parçası veya benzeri malzemeler denizde bırakılmayacak, deniz kirliliğine neden olunmayacak. Kullanılacak şamandıralar gündüz ve gece şartlarında diğer gemiler tarafından açıkça görülebilir nitelikte olacak.Meteorolojik şartların olumsuz olduğu, yoğun gemi trafiğinin bulunduğu veya seyir, can, mal ve çevre emniyeti bakımından risk oluştuğu durumlarda avcılık faaliyeti derhal durdurularak yetkili makamların talimatlarına uyulacak.Demirleme sahasında bulunan veya bölgeye giriş ve çıkış yapan gemiler tarafından verilen sesli ve görsel uyarılara riayet edilecek.Diğer demirleme sahalarıyla alakalı çalışmalarımız devam ediyorTarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü Avcılık ve Kontrol Daire Başkanı İlhan Üze, konuya ilişkin, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun ortak mutabakatıyla Kasım 2024'te Limanlar Yönetmeliği'nde değişiklik yapıldığını anımsattı.Bu kapsamda, demirleme sahalarında uygun bulunacak alanların su ürünleri avcılığına açılabileceğine yönelik değişiklik yapıldığını bildiren Üze, Liman demirleme sahalarının genişliği ve çok büyük alan kapsaması nedeniyle balıkçılarımızdan sık sık bu alanların avlak sahalarını daralttığı ve bu alanların avcılığa açılması yönünde talepler geliyordu. dedi.Üze, söz konusu taleplere ilişkin Denizcilik Genel Müdürlüğü ile ortak çalışma başlattıklarına işaret ederek, 8 aydır bu konuyla ilgili çalıştıklarını, ilk etapta kısa vadede açılabilecek alanlara yoğunlaştıklarını anlattı.2026-2027 sezonu itibarıyla ilk kez kapsamlı olarak 22 demirleme sahasının su ürünleri avcılığına açıldığını bildiren Üze, Gemi hareketlerine, derinlik, mesafe, su ürünleri avcılığı kısıtlamalarıyla çakışması gibi unsurlarına baktığımız diğer demirleme sahalarıyla alakalı çalışmalarımız da devam ediyor. Onları da mutabakata vardıkça balıkçılarımızın kullanımına açmayı planlıyoruz. diye konuştu.Üze, daha önce lokal alanlarda liman başkanlıklarıyla istişareli olarak avcılığa açılan yerlerin olduğunu ancak ilk kez bu kadar kapsamlı alanın kullanıma açıldığını aktararak, şunları kaydetti:Söz konusu demirleme sahalarının ilan edilmesi ve sezona yetiştirilmesi, iki genel müdürlüğün ortak çalışmasıyla mümkün olabildi. Balıkçılık faaliyetleri açısından Su Ürünleri Kanunu kapsamında kıyı yasaklarımız var, bunlar balıkçılarımızın faydasına olan düzenlemeler. Bunun dışında bazı güvenlik alanları ile liman demirleme sahaları gibi seyir emniyeti ve farklı emniyet gereklilikleri açısından balıkçılara kısıtlanmış alanlar var. Çok fazla tesislerin olduğu ve yoğun liman faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlarda, avlak sahalarında daralma yaşanıyor. Bu düzenleme, balıkçıların avlak sahalarını geri kazanması anlamına geliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/balikcilar-gemi-demirleme-sahalarinda-da-avcilik-yapabilecek.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Erzurum’un ilk kayıtlı biçerdöverleri çiftçinin hasat yükünü hafifletti</title>
      <link>https://www.canligaste.com/erzurum-un-ilk-kayitli-bicerdoverleri-ciftcinin-hasat-yukunu-hafifletti/902651/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/erzurum-un-ilk-kayitli-bicerdoverleri-ciftcinin-hasat-yukunu-hafifletti/902651/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Erzurum Büyükşehir Belediyesinin filosuna kattığı iki biçerdöver, hasat döneminde makine bulmakta zorlanan çiftçilerin ürünlerini zamanında hasat etmesine imkan sağlıyor - Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç: - Burada bir kar amacı güdülmüyor. Amaç tamamen piyasanın regüle edilmesi ve çiftçinin erişiminin sağlanması. Şu anda da ciddi bir memnuniyet söz konusu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : TEVHİD FURKAN NEHRİ - Erzurum Büyükşehir Belediyesi bünyesine alınan kentin ilk kayıtlı biçerdöverleri, hasat döneminde makine bulmakta zorlanan çiftçilerin ürünlerini zamanında hasat etmesine imkan sunuyor.Büyükşehir Belediyesi ile Doğu Anadolu Projesi (DAP) Bölge Kalkınma İdaresi tarafından satın alınarak tarım makineleri filosuna kazandırılan iki biçerdöver, kentte hasat döneminde yaşanan makine sıkıntısının azaltılmasına katkı sağlıyor.Genellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden getirilen özel biçerdöverlerin çeşitli nedenlerle girmediği tarım arazilerinde de hizmet veren Erzurum'a kayıtlı yeni makineler sayesinde, çiftçilerin ürünlerini zamanında hasat etmesi hedefleniyor.Bu yıl 8 bin dönüm arazinin biçimi gerçekleştirilirken sezon sonuna kadar yaklaşık 15 bin dönüm arazinin hasat edilmesi planlanıyor.Buğdayın ardından ayçiçeği hasadında da çiftçilere hizmet vermesi planlanan biçerdöverlerin sayısının gelecek yıllarda artırılmasıyla kentte daha geniş bir alana hizmet sunulması amaçlanıyor.Kar amacı güdülmüyorBüyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç, AA muhabirine, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 2018 yılında kurulan Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile kentteki tarım çalışmalarına başlandığını anlattı.Çiftçilerin tarım yaparken ihtiyaç duydukları ekipmanlara daha kolay erişmeleri için tarım makineleri filosunun daha önce kurulduğunu anımsatan Kılıç, son zamanlarda biçerdöver ihtiyacının oluştuğuna işaret etti.Bu sene içerisinde iki biçerdöveri filoya kazandırdıklarını söyleyen Kılıç, Burada bir kar amacı güdülmüyor. Amaç tamamen piyasanın regüle edilmesi ve çiftçinin erişiminin kolay sağlaması. Şu anda da ciddi bir memnuniyet söz konusu. İnşallah 2027'de de bu filonun sayısını artırarak ilerleyen zamanlarda Erzurum'un tüm ihtiyacını karşılayacak şekilde bir biçerdöver filosu oluşturmayı planlıyoruz. dedi.Hizmetlerden dolayı çiftçilerden olumlu dönütler aldıklarını belirten Kılıç, çiftçilere hizmet veren biçerdöverlerin kente kayıtlı ilk biçerdöverler olduğunu vurguladı.Özel biçerdöverlerin girmediği yerlere de giriyoruzŞu anda 8 bin dönümün üstünde hasat yapıldığını dile getiren Kılıç, şunları kaydetti:Özel biçerdöverlerin girmediği yerlere de giriyoruz. Özel biçerdöverler kötü tarlalara girmediği için biz çiftçimizin ürününü yerde bırakmıyoruz. Fiyatlarımız ciddi oranda düşük. Çiftçilerimiz beyaz masa üzerinden başvurularını yapıyor. Sadece buğday değil, yakın zamanda buğdaydan sonra hasat edilecek ayçiçeğinde de gerekli ekip ve ekipmanlar alınmış durumda. Niyetimiz sezon sonuna kadar 15 bin dönüme yakın bir araziye hizmet vermek. Bir sonraki yıl Erzurum'un yarısını biz biçebiliriz.Demirdöven Mahalle Muhtarı Mükremin Çolak ise tarım arazilerine dolu vurması nedeniyle özel biçerdöverlerin gelmediğini, Büyükşehir Belediyesinin biçerdöverleri ile mahsulün yerde kalmadığını aktardı.Bulundukları bölgelere biçerdöverlerin gelmemesi nedeniyle fazla ekim yapılmadığını anlatan Çolak, Çoğu arazi boş kalıyordu. Bu imkanlar sağlandığı sürece ileride daha biçerdöverler fazlalaşırsa bizim ekim oranımız da çok olur. 10 dönüm ekeceğimize, 30 dönüm ekeriz. Biçerdöverler girmediği için bizim hasat alanımız çok kısıtlı oluyor. Eğer bu sayılar artarsa verim oranı artar. ifadelerini kullandı.Sahada ziraat mühendisi olarak çalışan Ayhan Topal da sistemin tarla sırasına göre kurulduğunu ve biçilen ürünlerin çiftçinin gösterdiği yere döküldüğünü kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : TEVHİD FURKAN NEHRİ - Erzurum Büyükşehir Belediyesi bünyesine alınan kentin ilk kayıtlı biçerdöverleri, hasat döneminde makine bulmakta zorlanan çiftçilerin ürünlerini zamanında hasat etmesine imkan sunuyor.Büyükşehir Belediyesi ile Doğu Anadolu Projesi (DAP) Bölge Kalkınma İdaresi tarafından satın alınarak tarım makineleri filosuna kazandırılan iki biçerdöver, kentte hasat döneminde yaşanan makine sıkıntısının azaltılmasına katkı sağlıyor.Genellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden getirilen özel biçerdöverlerin çeşitli nedenlerle girmediği tarım arazilerinde de hizmet veren Erzurum'a kayıtlı yeni makineler sayesinde, çiftçilerin ürünlerini zamanında hasat etmesi hedefleniyor.Bu yıl 8 bin dönüm arazinin biçimi gerçekleştirilirken sezon sonuna kadar yaklaşık 15 bin dönüm arazinin hasat edilmesi planlanıyor.Buğdayın ardından ayçiçeği hasadında da çiftçilere hizmet vermesi planlanan biçerdöverlerin sayısının gelecek yıllarda artırılmasıyla kentte daha geniş bir alana hizmet sunulması amaçlanıyor.Kar amacı güdülmüyorBüyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç, AA muhabirine, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 2018 yılında kurulan Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile kentteki tarım çalışmalarına başlandığını anlattı.Çiftçilerin tarım yaparken ihtiyaç duydukları ekipmanlara daha kolay erişmeleri için tarım makineleri filosunun daha önce kurulduğunu anımsatan Kılıç, son zamanlarda biçerdöver ihtiyacının oluştuğuna işaret etti.Bu sene içerisinde iki biçerdöveri filoya kazandırdıklarını söyleyen Kılıç, Burada bir kar amacı güdülmüyor. Amaç tamamen piyasanın regüle edilmesi ve çiftçinin erişiminin kolay sağlaması. Şu anda da ciddi bir memnuniyet söz konusu. İnşallah 2027'de de bu filonun sayısını artırarak ilerleyen zamanlarda Erzurum'un tüm ihtiyacını karşılayacak şekilde bir biçerdöver filosu oluşturmayı planlıyoruz. dedi.Hizmetlerden dolayı çiftçilerden olumlu dönütler aldıklarını belirten Kılıç, çiftçilere hizmet veren biçerdöverlerin kente kayıtlı ilk biçerdöverler olduğunu vurguladı.Özel biçerdöverlerin girmediği yerlere de giriyoruzŞu anda 8 bin dönümün üstünde hasat yapıldığını dile getiren Kılıç, şunları kaydetti:Özel biçerdöverlerin girmediği yerlere de giriyoruz. Özel biçerdöverler kötü tarlalara girmediği için biz çiftçimizin ürününü yerde bırakmıyoruz. Fiyatlarımız ciddi oranda düşük. Çiftçilerimiz beyaz masa üzerinden başvurularını yapıyor. Sadece buğday değil, yakın zamanda buğdaydan sonra hasat edilecek ayçiçeğinde de gerekli ekip ve ekipmanlar alınmış durumda. Niyetimiz sezon sonuna kadar 15 bin dönüme yakın bir araziye hizmet vermek. Bir sonraki yıl Erzurum'un yarısını biz biçebiliriz.Demirdöven Mahalle Muhtarı Mükremin Çolak ise tarım arazilerine dolu vurması nedeniyle özel biçerdöverlerin gelmediğini, Büyükşehir Belediyesinin biçerdöverleri ile mahsulün yerde kalmadığını aktardı.Bulundukları bölgelere biçerdöverlerin gelmemesi nedeniyle fazla ekim yapılmadığını anlatan Çolak, Çoğu arazi boş kalıyordu. Bu imkanlar sağlandığı sürece ileride daha biçerdöverler fazlalaşırsa bizim ekim oranımız da çok olur. 10 dönüm ekeceğimize, 30 dönüm ekeriz. Biçerdöverler girmediği için bizim hasat alanımız çok kısıtlı oluyor. Eğer bu sayılar artarsa verim oranı artar. ifadelerini kullandı.Sahada ziraat mühendisi olarak çalışan Ayhan Topal da sistemin tarla sırasına göre kurulduğunu ve biçilen ürünlerin çiftçinin gösterdiği yere döküldüğünü kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/erzurum-un-ilk-kayitli-bicerdoverleri-ciftcinin-hasat-yukunu-hafifletti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Özbekistan'ın Ankara Büyükelçisi Haydarov: Türkiye, Özbekistan'ın en önemli ekonomik ortaklarından biri</title>
      <link>https://www.canligaste.com/ozbekistan-in-ankara-buyukelcisi-haydarov-turkiye-ozbekistan-in-en-onemli-ekonomik-ortaklarindan-biri/902650/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/ozbekistan-in-ankara-buyukelcisi-haydarov-turkiye-ozbekistan-in-en-onemli-ekonomik-ortaklarindan-biri/902650/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Türk şirketlerini yalnızca mevcut pazara değil, Özbekistan'ı bölgesel bir üretim ve ihracat merkezine dönüştürmeyi hedefleyen projelere de daha geniş ölçekte dahil etmek istiyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : teşekkür etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : teşekkür etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/ozbekistan-in-ankara-buyukelcisi-haydarov-turkiye-ozbekistan-in-en-onemli-ekonomik-ortaklarindan-biri.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Şanghay İşbirliği Örgütü ülkeleri küresel ekonominin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/sanghay-isbirligi-orgutu-ulkeleri-kuresel-ekonominin-yaklasik-dortte-birini-olusturuyor/902649/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/sanghay-isbirligi-orgutu-ulkeleri-kuresel-ekonominin-yaklasik-dortte-birini-olusturuyor/902649/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Parlar Dal: - Türkiye’nin ŞİÖ’deki diyalog ortaklığı, doğrudan tüm üye ülkelerle kurumsal ilişkilerde büyük bir dönüşüm yaratmamış olsa da, Avrasya’daki ulaştırma, enerji ve ekonomik projelerde Türkiye’nin diyalog ve işbirliği kanallarını genişletmesini sağlamaktadır - Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi bir ikamecilik veya Batı’dan kopuş olarak değil, hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini sürdürerek stratejik özerkliğini ve dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmelidir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : YUNUS TÜRK - Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), dünya nüfusunun yüzde 42’sinden fazlasını ve küresel ekonominin yaklaşık dörtte birini temsil eden ekonomik büyüklüğüyle uluslararası ticaret, yatırım, enerji ve ulaştırma alanlarında öne çıkan bölgesel yapılardan biri haline geldi.Ekonomik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi (CERR) tarafından ŞİÖ’nün kuruluşunun 25’inci yılı dolayısıyla hazırlanan çalışmaya göre, örgüte üye ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 3,4 milyara, birleşik nominal Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) ise 26 trilyon doların üzerine ulaştı.Satın alma gücü paritesine göre değerlendirildiğinde ŞİÖ ülkeleri, küresel GSYH’nin üçte birinden fazlasını oluşturuyor.Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından 2001’de kurulan örgüt, Hindistan ve Pakistan’ın 2017’de, İran’ın 2023’te ve Belarus’un 2024’te katılımıyla 10 üyeli bir yapıya dönüştü.Başlangıçta bölgesel güvenlik ve istikrar konularına odaklanan ŞİÖ, zaman içinde ticaret, yatırım, ulaştırma, enerji, teknoloji, tarım ve turizmi de kapsayan geniş bir işbirliği platformu niteliği kazandı.ŞİÖ ülkelerinin 2025’teki ortalama ekonomik büyümesi yüzde 5 civarında gerçekleşerek yüzde 3,4 olan küresel büyüme oranını geride bıraktı. Üye ülkeler, dünya kömür üretiminin yaklaşık yüzde 69’unu ve doğal gaz üretiminin yüzde 30’unu gerçekleştirirken, sahip oldukları enerji kaynakları, sanayi altyapısı ve geniş tüketici pazarlarıyla küresel ekonomide önemli konumda bulunuyor.Örgüt içi ihracat da 2015-2024 döneminde yaklaşık 2,5 kat artarak 271 milyar dolardan 674 milyar dolara yükseldi. Söz konusu ticaretin üye ülkelerin toplam dış ticaretindeki payı aynı dönemde yüzde 8,9’dan yüzde 14,2’ye çıktı.ŞİÖ üyesi olmayan Türkiye ise 2012’den bu yana örgütün diyalog ortağı statüsünde bulunuyor. Türkiye, bu kapsamda terörizm ve sınır aşan suçlarla mücadele, enerji, ticaret ve bölgesel bağlantısallık gibi alanlardaki çalışmaları takip ediyor.Türkiye’nin statüsü, örgüt içindeki gelişmeleri yakından izlemesine ve bölgesel işbirliğine ilişkin görüşlerini üye ülkelere aktarmasına imkan sağlıyor.Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi, dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmeliMarmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Parlar Dal, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ŞİÖ’nün genişlemesini, ABD ve Batı merkezli uluslararası düzene karşı doğrudan alternatif bir güç bloğunun oluşumu olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını belirtti.ŞİÖ'nün AB ve NATO ile aynı odağa ve kurumsal kapsama sahip olmadığını aktaran Dal, Son genişleme, daha çok Avrasya’daki rakip aktörlerin birbirlerini dengeleme ve bölgesel kapasiteyi artırma arayışlarını yansıtmaktadır. diye konuştu.Dal, Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki kurumsal ve ekonomik derinliğin ŞİÖ ile mevcut ilişkilerinde bulunmadığını kaydederek, ŞİÖ angajmanı daha düşük yoğunluklu ve çalışma grupları üzerinden ilerlemektedir. açıklamasını yaptı.NATO’dan farklı olarak ŞİÖ'nün kolektif savunma örgütü olmaktan ziyade güvenlik diyaloğu ve kapasite artırmaya odaklandığını aktaran Dal, Bu nedenle Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi bir ikamecilik veya Batı’dan kopuş olarak değil, hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini sürdürerek stratejik özerkliğini ve dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmelidir. değerlendirmesinde bulundu.Üye ülkeler arasında ekonomik ve stratejik öncelikler ile koordinasyon düzeyi oldukça farklıProf. Dr. Emel Parlar Dal, ŞİÖ ülkelerinin toplam ekonomik hacminin örgüte önemli bir küresel ağırlık kazandırsa da, bu durumun onu ABD ve Avrupa merkezli ekonomik düzene yekpare bir alternatif haline getirmediğini ifade etti.Üye ülkeler arasında ekonomik ve stratejik önceliklerin yanı sıra koordinasyon düzeyinin de oldukça farklı olduğuna işaret eden Dal, Belarus ve Rusya yaptırımların yarattığı dezavantajları azaltmaya, Hindistan, Pakistan ve Çin’i dengelemeye, Orta Asya ülkeleri ise Çin ve Rusya arasındaki asimetrileri yönetmeye çalışmaktadır. Ayrıca tüm üyelerin Çin karşısındaki ekonomik ve stratejik asimetrisi ortak bir ekonomik blok oluşumunu sınırlandırmaktadır. diye konuştu.Dal, ŞİÖ'nün daha enformel BRICS+ gibi yapılarla birlikte alternatif küresel ekonomik düzen arayışının bir parçası olmakla birlikte, temel olarak Batı’nın Avrasya’daki müdahaleciliğini sınırlandırmaya odaklanan bir platform niteliğinde olduğuna işaret etti.Türkiye’nin asıl avantajı Batı ile Avrasya arasında iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesiEmel Parlar Dal, Türkiye’nin ŞİÖ’deki diyalog ortaklığının doğrudan tüm üye ülkelerle kurumsal ilişkilerde büyük bir dönüşüm yaratmamış olsa da, Avrasya’daki ulaştırma, enerji ve ekonomik projelerde Türkiye’nin diyalog ve işbirliği kanallarını genişletmesini sağladığını vurguladı.Ankara'nın bölge ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini daha çok ikili mekanizmalar, Çin ile Kuşak ve Yol işbirliği ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirmeyi tercih ettiğini dile getiren Dal, Hindistan’la yaşanan stratejik güvensizlik ve Rusya ile ilişkilerde Ukrayna Savaşı’nın yarattığı farklılıklar da ŞİÖ içinde daha derin bir angajmanı sınırlamaktadır. Bu nedenle kısa vadede örgütle ilişkilerin derinleşmesi düşük ihtimaldir. dedi.Dal, Türkiye’nin asıl avantajının Batı ile Avrasya arasında iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesi olduğuna dikkati çekerek, ŞİÖ ile aşırı yakınlaşma, NATO ve AB bağlamında güven kaybına yol açarak Türkiye’nin sahip olduğu bu stratejik avantajı zayıflatabilir. açıklamasını yaptı.Üye ülkeler arasındaki ticaretin 2,5 kat artması ŞİÖ’nün ekonomik etkileşim kapasitesinin yükseldiğini gösteriyorProf. Dr. Emel Parlar Dal, üye ülkeler arasındaki ticaretin 2,5 kat artmasının ŞİÖ’nün ekonomik etkileşim kapasitesinin yükseldiğini gösterdiğini ifade ederek, ancak bunun doğrudan örgütsel bir ekonomik bütünleşme olarak yorumlanmaması gerektiğini söyledi.Bölge ülkelerinin uzun süredir ikili ilişkiler ve özellikle Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden ekonomik olarak derinleşmekte olduğunu kaydeden Dal, şunları aktardı:ŞİÖ, altyapı, gümrük, kalkınma ortaklıkları ve kaçakçılık, suç ve terörle mücadele gibi alanlarda bu ilişkileri kolaylaştıran bir platform işlevi görse de, doğrudan ekonomik entegrasyonda ikili ilişkiler kadar belirleyici değildir. Çin’in ekonomik ağırlığının yarattığı asimetri göz ardı edilmemelidir. ŞİÖ’yü bu nedenle AB benzeri bir ekonomik entegrasyon olarak değerlendirmemek gerekir.Dal, Türkiye açısından Orta Koridor ve Avrasya’daki yeni ulaştırma ağlarının önemli ekonomik fırsatlar sunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:ŞİÖ’nün altında yatan Hindistan-Pakistan-Çin rekabeti, Orta Asya’daki Rus-Çin güvenlik ve ekonomik rekabeti, Rusya’nın geleneksel nüfuz alanını koruma çabaları ve Orta Asya devletlerinin stratejik özerklik arayışları, örgüt çerçevesinde daha derin ilişkiler kurulmasını Türkiye açısından riskli hale getirebilmektedir. Ankara’nın bu rekabetlerden mümkün olduğunca uzak durması, ŞİÖ’yü jeopolitik bloklaşma aracı haline getirmeden ekonomik ve bağlantısallık fırsatlarından yararlanması önemlidir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : YUNUS TÜRK - Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), dünya nüfusunun yüzde 42’sinden fazlasını ve küresel ekonominin yaklaşık dörtte birini temsil eden ekonomik büyüklüğüyle uluslararası ticaret, yatırım, enerji ve ulaştırma alanlarında öne çıkan bölgesel yapılardan biri haline geldi.Ekonomik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi (CERR) tarafından ŞİÖ’nün kuruluşunun 25’inci yılı dolayısıyla hazırlanan çalışmaya göre, örgüte üye ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 3,4 milyara, birleşik nominal Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYH) ise 26 trilyon doların üzerine ulaştı.Satın alma gücü paritesine göre değerlendirildiğinde ŞİÖ ülkeleri, küresel GSYH’nin üçte birinden fazlasını oluşturuyor.Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından 2001’de kurulan örgüt, Hindistan ve Pakistan’ın 2017’de, İran’ın 2023’te ve Belarus’un 2024’te katılımıyla 10 üyeli bir yapıya dönüştü.Başlangıçta bölgesel güvenlik ve istikrar konularına odaklanan ŞİÖ, zaman içinde ticaret, yatırım, ulaştırma, enerji, teknoloji, tarım ve turizmi de kapsayan geniş bir işbirliği platformu niteliği kazandı.ŞİÖ ülkelerinin 2025’teki ortalama ekonomik büyümesi yüzde 5 civarında gerçekleşerek yüzde 3,4 olan küresel büyüme oranını geride bıraktı. Üye ülkeler, dünya kömür üretiminin yaklaşık yüzde 69’unu ve doğal gaz üretiminin yüzde 30’unu gerçekleştirirken, sahip oldukları enerji kaynakları, sanayi altyapısı ve geniş tüketici pazarlarıyla küresel ekonomide önemli konumda bulunuyor.Örgüt içi ihracat da 2015-2024 döneminde yaklaşık 2,5 kat artarak 271 milyar dolardan 674 milyar dolara yükseldi. Söz konusu ticaretin üye ülkelerin toplam dış ticaretindeki payı aynı dönemde yüzde 8,9’dan yüzde 14,2’ye çıktı.ŞİÖ üyesi olmayan Türkiye ise 2012’den bu yana örgütün diyalog ortağı statüsünde bulunuyor. Türkiye, bu kapsamda terörizm ve sınır aşan suçlarla mücadele, enerji, ticaret ve bölgesel bağlantısallık gibi alanlardaki çalışmaları takip ediyor.Türkiye’nin statüsü, örgüt içindeki gelişmeleri yakından izlemesine ve bölgesel işbirliğine ilişkin görüşlerini üye ülkelere aktarmasına imkan sağlıyor.Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi, dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmeliMarmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Parlar Dal, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ŞİÖ’nün genişlemesini, ABD ve Batı merkezli uluslararası düzene karşı doğrudan alternatif bir güç bloğunun oluşumu olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını belirtti.ŞİÖ'nün AB ve NATO ile aynı odağa ve kurumsal kapsama sahip olmadığını aktaran Dal, Son genişleme, daha çok Avrasya’daki rakip aktörlerin birbirlerini dengeleme ve bölgesel kapasiteyi artırma arayışlarını yansıtmaktadır. diye konuştu.Dal, Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki kurumsal ve ekonomik derinliğin ŞİÖ ile mevcut ilişkilerinde bulunmadığını kaydederek, ŞİÖ angajmanı daha düşük yoğunluklu ve çalışma grupları üzerinden ilerlemektedir. açıklamasını yaptı.NATO’dan farklı olarak ŞİÖ'nün kolektif savunma örgütü olmaktan ziyade güvenlik diyaloğu ve kapasite artırmaya odaklandığını aktaran Dal, Bu nedenle Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmesi bir ikamecilik veya Batı’dan kopuş olarak değil, hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini sürdürerek stratejik özerkliğini ve dış politika hareket alanını genişletme çabası olarak görülmelidir. değerlendirmesinde bulundu.Üye ülkeler arasında ekonomik ve stratejik öncelikler ile koordinasyon düzeyi oldukça farklıProf. Dr. Emel Parlar Dal, ŞİÖ ülkelerinin toplam ekonomik hacminin örgüte önemli bir küresel ağırlık kazandırsa da, bu durumun onu ABD ve Avrupa merkezli ekonomik düzene yekpare bir alternatif haline getirmediğini ifade etti.Üye ülkeler arasında ekonomik ve stratejik önceliklerin yanı sıra koordinasyon düzeyinin de oldukça farklı olduğuna işaret eden Dal, Belarus ve Rusya yaptırımların yarattığı dezavantajları azaltmaya, Hindistan, Pakistan ve Çin’i dengelemeye, Orta Asya ülkeleri ise Çin ve Rusya arasındaki asimetrileri yönetmeye çalışmaktadır. Ayrıca tüm üyelerin Çin karşısındaki ekonomik ve stratejik asimetrisi ortak bir ekonomik blok oluşumunu sınırlandırmaktadır. diye konuştu.Dal, ŞİÖ'nün daha enformel BRICS+ gibi yapılarla birlikte alternatif küresel ekonomik düzen arayışının bir parçası olmakla birlikte, temel olarak Batı’nın Avrasya’daki müdahaleciliğini sınırlandırmaya odaklanan bir platform niteliğinde olduğuna işaret etti.Türkiye’nin asıl avantajı Batı ile Avrasya arasında iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesiEmel Parlar Dal, Türkiye’nin ŞİÖ’deki diyalog ortaklığının doğrudan tüm üye ülkelerle kurumsal ilişkilerde büyük bir dönüşüm yaratmamış olsa da, Avrasya’daki ulaştırma, enerji ve ekonomik projelerde Türkiye’nin diyalog ve işbirliği kanallarını genişletmesini sağladığını vurguladı.Ankara'nın bölge ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini daha çok ikili mekanizmalar, Çin ile Kuşak ve Yol işbirliği ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirmeyi tercih ettiğini dile getiren Dal, Hindistan’la yaşanan stratejik güvensizlik ve Rusya ile ilişkilerde Ukrayna Savaşı’nın yarattığı farklılıklar da ŞİÖ içinde daha derin bir angajmanı sınırlamaktadır. Bu nedenle kısa vadede örgütle ilişkilerin derinleşmesi düşük ihtimaldir. dedi.Dal, Türkiye’nin asıl avantajının Batı ile Avrasya arasında iletişim ve arabuluculuk kanalı olabilmesi olduğuna dikkati çekerek, ŞİÖ ile aşırı yakınlaşma, NATO ve AB bağlamında güven kaybına yol açarak Türkiye’nin sahip olduğu bu stratejik avantajı zayıflatabilir. açıklamasını yaptı.Üye ülkeler arasındaki ticaretin 2,5 kat artması ŞİÖ’nün ekonomik etkileşim kapasitesinin yükseldiğini gösteriyorProf. Dr. Emel Parlar Dal, üye ülkeler arasındaki ticaretin 2,5 kat artmasının ŞİÖ’nün ekonomik etkileşim kapasitesinin yükseldiğini gösterdiğini ifade ederek, ancak bunun doğrudan örgütsel bir ekonomik bütünleşme olarak yorumlanmaması gerektiğini söyledi.Bölge ülkelerinin uzun süredir ikili ilişkiler ve özellikle Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden ekonomik olarak derinleşmekte olduğunu kaydeden Dal, şunları aktardı:ŞİÖ, altyapı, gümrük, kalkınma ortaklıkları ve kaçakçılık, suç ve terörle mücadele gibi alanlarda bu ilişkileri kolaylaştıran bir platform işlevi görse de, doğrudan ekonomik entegrasyonda ikili ilişkiler kadar belirleyici değildir. Çin’in ekonomik ağırlığının yarattığı asimetri göz ardı edilmemelidir. ŞİÖ’yü bu nedenle AB benzeri bir ekonomik entegrasyon olarak değerlendirmemek gerekir.Dal, Türkiye açısından Orta Koridor ve Avrasya’daki yeni ulaştırma ağlarının önemli ekonomik fırsatlar sunduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:ŞİÖ’nün altında yatan Hindistan-Pakistan-Çin rekabeti, Orta Asya’daki Rus-Çin güvenlik ve ekonomik rekabeti, Rusya’nın geleneksel nüfuz alanını koruma çabaları ve Orta Asya devletlerinin stratejik özerklik arayışları, örgüt çerçevesinde daha derin ilişkiler kurulmasını Türkiye açısından riskli hale getirebilmektedir. Ankara’nın bu rekabetlerden mümkün olduğunca uzak durması, ŞİÖ’yü jeopolitik bloklaşma aracı haline getirmeden ekonomik ve bağlantısallık fırsatlarından yararlanması önemlidir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ - ŞİÖ Zirvesi Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri açısından ne ifade ediyor?</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-sio-zirvesi-turkiye-nin-orta-asya-ulkeleriyle-iliskileri-acisindan-ne-ifade-ediyor/902648/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-sio-zirvesi-turkiye-nin-orta-asya-ulkeleriyle-iliskileri-acisindan-ne-ifade-ediyor/902648/</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 11:09:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Türkiye’nin Orta Asya ülkelerinin etkin bir rol oynadığı ŞİÖ’de diyalog ortağı statüsünde yer alması, bölge ülkelerini stratejik anlamda rahatlatmaktadır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu, Türkiye’nin ŞİÖ’deki varlığının Orta Asya’da bölgesel işbirliği ve stratejik dengeler açısından önemini AA Analiz için kaleme aldı.***Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), 2001 yılında bölgesel düzeyde ekonomik ve güvenlik sorunlarının üstesinden gelmek amacıyla kuruldu. Daha sonra ŞİÖ, özellikle sınır güvenliği ve terör tehditleri karşısında etkili bir işbirliği mekanizması olarak kendini kanıtladı ve siyasi bir platform niteliği kazandı. ŞİÖ üyelerinin öncelikle ekonomik işbirliği ve bölgesel güvenlikle ilgili konulara odaklandığı göz ardı edilmemelidir. ŞİÖ, bölgesel güvenlik politikalarını koordine etmeyi ve güvenliği ekonomik işbirliği yoluyla güçlendirmeyi önceleyen bir yapıya sahiptir.Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi olan Orta Asya ülkeleri aynı zamanda ŞİÖ bünyesinde de yer almaktadır. Orta Asya ülkelerinin ŞİÖ’nün çekirdeğini oluşturduğu hususu örgütün resmî belgelerinde özellikle vurgulanmaktadır. Orta Asya ülkeleri ŞİÖ’yü ekonomik ve ticari ilişkiler bakımından önemsemektedir. Bu çerçevede Orta Asya ülkeleri için ŞİÖ ulaşım, enerji, finans ve yatırım konularında bölgesel bir platform olma özelliği taşımaktadır. Türkiye, diyalog ortağı statüsüne sahip bir ülke olarak Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi'ne katılım sağlamaktadır. 2012’den itibaren Türkiye’nin ŞİÖ’de diyalog ortağı olarak yer alması ise birçok bakımdan dikkat çekicidir. Asya’nın uluslararası ilişkilerde önemi giderek artmaktadır. Bu koşullarda Türkiye’nin Asya kıtasına yönelik strateji üretmesi zaruri hale gelmektedir. Türkiye’nin Yeniden Asya Girişimi yaklaşımı, Asya kıtasını bütüncül bir perspektiften ele almaktadır. Türkiye’nin Asya’nın birçok önemli aktörünü bir araya getiren ŞİÖ platformunda diyalog ortağı olarak yer alması, mevzubahis bütüncül yaklaşımın bir parçasıdır. Türkiye, ŞİÖ platformunu çok yönlü diplomasi ve ekonomik çeşitlendirme aracı olarak görmektedir. TDT üyesi olan Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan, ŞİÖ’nün kurucu üyelerindendir. Orta Asya ülkelerinin de yer aldığı bölgesel bir platformda Türkiye’nin de var olması geniş bir perspektiften bakıldığında Türk dış politikasının çok boyutlu dinamiği açısından da önemlidir. Diyalog ortaklığı statüsü, uluslararası güç dengeleri bakımından Türkiye’nin etkin bir denge politikası izlemesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca ŞİÖ merkezli ekonomik işbirliği mekanizmalarıyla geliştirilen temaslar ve koordinasyon, Türkiye’nin geniş Avrasya coğrafyasındaki etkinliğini pekiştirebilir. Türkiye’nin merkez ülke konumu, küresel meselelerde oynadığı aktif rol, çok yönlü diplomasisi ve çözüm üreten stratejik vizyonu, ŞİÖ’ye çok yönlü bir nitelik katmaktadır. Bu bağlamda Orta Asya ülkeleri açısından da Türkiye’nin bu platformdaki varlığı bir değer oluşturmaktadır.Diyalog ortaklığı statüsüTürkiye’nin Orta Asya ülkelerinin etkin bir rol oynadığı ŞİÖ’de diyalog ortağı statüsünde yer alması, aynı zamanda bölge ülkelerini stratejik anlamda rahatlatmaktadır. Diyalog ortaklığı statüsü, Türkiye ve ŞİÖ arasında kurumsal işbirliğine olanak tanımaktadır. Bu durum Türkiye’nin Orta Asya politikasında destekleyici bir unsur olarak değerlendirilebilir. Zira ŞİÖ üyesi Orta Asya ülkeleri bağımsızlık sonrası çok vektörlü dış politika pratiğine sahiptir. Türkiye’nin 2017’de ŞİÖ Enerji Kulübü Dönem Başkanlığını yapması jeoekonomik etken olarak oldukça önemli bir gelişmeydi. Böylece Enerji Kulübü başkanlığını ilk kez ŞİÖ’nün tam üyesi değil, yalnızca diyalog ortağı olan bir ülke yapmıştır. ŞİÖ Enerji Kulübü, Kazakistan’ın girişimleriyle üye ülkeler ve ortaklar arasında enerji alanında istişarelerde bulunmak, ulusal enerji stratejilerini uyumlu hale getirmek ve ortak projeleri tartışmak amacıyla 2013 yılında oluşturulmuştu. 2021 yılında Suudi Arabistan’a diyalog ortağı statüsü verilmesiyle birlikte, ŞİÖ Enerji Kulübü’nün önemi daha da artmıştır. ŞİÖ Enerji Kulübü, küresel enerji mimarisinde enerji stratejilerini uyumlu hale getirmek ve enerji güvenliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. ŞİÖ Bişkek Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikili görüşmeleri de özellikle önem taşımaktadır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kardeş Orta Asya ülke liderleriyle gerçekleştirdiği ikili görüşmeler oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Küresel ve bölgesel gücünü pekiştiren Türkiye, Orta Asya’nın güvenliği, istikrarı ve refahı için büyük bir çaba harcamaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin ŞİÖ’de diyalog ortağı olarak yer almasının, Orta Asya ülkeleriyle ilişkilere olumlu yansıdığını söylemek mümkündür. Türkiye, Orta Asya politikasında bölgesel nüansları dikkate alan ve önceleyen bir stratejik vizyona sahiptir. Türkiye’nin ŞİÖ’deki varlığı, Orta Asya’da olumlu bir etki üretmektedir. Rusya ve Çin’in başat rol oynadığı ŞİÖ’de, üçüncü bir gücün var olması hem jeoekonomik hem de jeopolitik çeşitlenme açısından önemlidir.- Orta Asya'da Türkiye'nin rolüOrta Asya ülkeleri, Türkiye’nin buradaki mevcudiyetini bir denge mekanizması olarak da görmektedir. Türkiye’nin küresel bağlantısallıktaki belirleyici rolü, Orta Asya ülkelerinin ekonomik kalkınma modellerinin hayata geçirilmesine zemin hazırlamaktadır. Milli kalkınma ve ekonominin çeşitlendirilmesi, Orta Asya Türk devletlerinin birincil öncelikleri arasında yer almaktadır. Türkiye, ŞİÖ’nün Batı pazarlarına güvenilir bir şekilde ulaşması açısından jeoekonomik bir ortaktır. Bu çerçevede ulaşım, enerji, dijitalleşme ve lojistik alanlarında yeni işbirliği mekanizmalarının inşa edilmesi öncelikli hedeflerdendir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türkiye’yi Asya ve Avrupa arasında “altın köprü” olarak konumlandırmaktadır. Özbekistan, Türkiye’nin ŞİÖ platformunda yer almasını Doğu-Batı bağlantısallığının sağlanması açısından önemli bir adım olarak görmektedir. Kırgızistan, Türkiye’nin TDT ve ŞİÖ’yü birbirine yakınlaştırma çabalarını olumlu karşılamaktadır. Türkiye’nin geniş Avrasya coğrafyasında istikrar sağlayıcı bir güç olması, Orta Asya ülkelerinin manevra kabiliyetini ve kapasitesini pekiştirmektedir.Türkiye’nin Orta Asya politikasında dost ve kardeş ülkelerle stratejik ilişkilerin bütün alanlarda geliştirilmesi temel önceliğidir. Türkiye, Orta Asya’da istikrarı, dayanışmayı, refahı ve öngörülebilirliği önceleyen bir bölgesel politikaya sahiptir. Türkiye açısından TDT’nin kapasitesi, gelişimi ve yeni işbirliği mekanizmalarıyla desteklenmesi birincil önceliktir. Son yıllarda Orta Asya ülkeleriyle ortak gelecek inşasına yönelik TDT bünyesinde atılan adımlar stratejik bir mahiyet ihtiva etmektedir. Buradan hareketle TDT ve ŞİÖ’nün rakip olarak sunulması yerine tamamlayıcı bir düşünceyle ele alınması stratejik açıdan önemli çıktılar üretecektir.​​​[Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu Uluslararası İlişkiler Uzmanıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Afra Betül Aydar]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu, Türkiye’nin ŞİÖ’deki varlığının Orta Asya’da bölgesel işbirliği ve stratejik dengeler açısından önemini AA Analiz için kaleme aldı.***Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), 2001 yılında bölgesel düzeyde ekonomik ve güvenlik sorunlarının üstesinden gelmek amacıyla kuruldu. Daha sonra ŞİÖ, özellikle sınır güvenliği ve terör tehditleri karşısında etkili bir işbirliği mekanizması olarak kendini kanıtladı ve siyasi bir platform niteliği kazandı. ŞİÖ üyelerinin öncelikle ekonomik işbirliği ve bölgesel güvenlikle ilgili konulara odaklandığı göz ardı edilmemelidir. ŞİÖ, bölgesel güvenlik politikalarını koordine etmeyi ve güvenliği ekonomik işbirliği yoluyla güçlendirmeyi önceleyen bir yapıya sahiptir.Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi olan Orta Asya ülkeleri aynı zamanda ŞİÖ bünyesinde de yer almaktadır. Orta Asya ülkelerinin ŞİÖ’nün çekirdeğini oluşturduğu hususu örgütün resmî belgelerinde özellikle vurgulanmaktadır. Orta Asya ülkeleri ŞİÖ’yü ekonomik ve ticari ilişkiler bakımından önemsemektedir. Bu çerçevede Orta Asya ülkeleri için ŞİÖ ulaşım, enerji, finans ve yatırım konularında bölgesel bir platform olma özelliği taşımaktadır. Türkiye, diyalog ortağı statüsüne sahip bir ülke olarak Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi'ne katılım sağlamaktadır. 2012’den itibaren Türkiye’nin ŞİÖ’de diyalog ortağı olarak yer alması ise birçok bakımdan dikkat çekicidir. Asya’nın uluslararası ilişkilerde önemi giderek artmaktadır. Bu koşullarda Türkiye’nin Asya kıtasına yönelik strateji üretmesi zaruri hale gelmektedir. Türkiye’nin Yeniden Asya Girişimi yaklaşımı, Asya kıtasını bütüncül bir perspektiften ele almaktadır. Türkiye’nin Asya’nın birçok önemli aktörünü bir araya getiren ŞİÖ platformunda diyalog ortağı olarak yer alması, mevzubahis bütüncül yaklaşımın bir parçasıdır. Türkiye, ŞİÖ platformunu çok yönlü diplomasi ve ekonomik çeşitlendirme aracı olarak görmektedir. TDT üyesi olan Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan, ŞİÖ’nün kurucu üyelerindendir. Orta Asya ülkelerinin de yer aldığı bölgesel bir platformda Türkiye’nin de var olması geniş bir perspektiften bakıldığında Türk dış politikasının çok boyutlu dinamiği açısından da önemlidir. Diyalog ortaklığı statüsü, uluslararası güç dengeleri bakımından Türkiye’nin etkin bir denge politikası izlemesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca ŞİÖ merkezli ekonomik işbirliği mekanizmalarıyla geliştirilen temaslar ve koordinasyon, Türkiye’nin geniş Avrasya coğrafyasındaki etkinliğini pekiştirebilir. Türkiye’nin merkez ülke konumu, küresel meselelerde oynadığı aktif rol, çok yönlü diplomasisi ve çözüm üreten stratejik vizyonu, ŞİÖ’ye çok yönlü bir nitelik katmaktadır. Bu bağlamda Orta Asya ülkeleri açısından da Türkiye’nin bu platformdaki varlığı bir değer oluşturmaktadır.Diyalog ortaklığı statüsüTürkiye’nin Orta Asya ülkelerinin etkin bir rol oynadığı ŞİÖ’de diyalog ortağı statüsünde yer alması, aynı zamanda bölge ülkelerini stratejik anlamda rahatlatmaktadır. Diyalog ortaklığı statüsü, Türkiye ve ŞİÖ arasında kurumsal işbirliğine olanak tanımaktadır. Bu durum Türkiye’nin Orta Asya politikasında destekleyici bir unsur olarak değerlendirilebilir. Zira ŞİÖ üyesi Orta Asya ülkeleri bağımsızlık sonrası çok vektörlü dış politika pratiğine sahiptir. Türkiye’nin 2017’de ŞİÖ Enerji Kulübü Dönem Başkanlığını yapması jeoekonomik etken olarak oldukça önemli bir gelişmeydi. Böylece Enerji Kulübü başkanlığını ilk kez ŞİÖ’nün tam üyesi değil, yalnızca diyalog ortağı olan bir ülke yapmıştır. ŞİÖ Enerji Kulübü, Kazakistan’ın girişimleriyle üye ülkeler ve ortaklar arasında enerji alanında istişarelerde bulunmak, ulusal enerji stratejilerini uyumlu hale getirmek ve ortak projeleri tartışmak amacıyla 2013 yılında oluşturulmuştu. 2021 yılında Suudi Arabistan’a diyalog ortağı statüsü verilmesiyle birlikte, ŞİÖ Enerji Kulübü’nün önemi daha da artmıştır. ŞİÖ Enerji Kulübü, küresel enerji mimarisinde enerji stratejilerini uyumlu hale getirmek ve enerji güvenliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. ŞİÖ Bişkek Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikili görüşmeleri de özellikle önem taşımaktadır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kardeş Orta Asya ülke liderleriyle gerçekleştirdiği ikili görüşmeler oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Küresel ve bölgesel gücünü pekiştiren Türkiye, Orta Asya’nın güvenliği, istikrarı ve refahı için büyük bir çaba harcamaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin ŞİÖ’de diyalog ortağı olarak yer almasının, Orta Asya ülkeleriyle ilişkilere olumlu yansıdığını söylemek mümkündür. Türkiye, Orta Asya politikasında bölgesel nüansları dikkate alan ve önceleyen bir stratejik vizyona sahiptir. Türkiye’nin ŞİÖ’deki varlığı, Orta Asya’da olumlu bir etki üretmektedir. Rusya ve Çin’in başat rol oynadığı ŞİÖ’de, üçüncü bir gücün var olması hem jeoekonomik hem de jeopolitik çeşitlenme açısından önemlidir.- Orta Asya'da Türkiye'nin rolüOrta Asya ülkeleri, Türkiye’nin buradaki mevcudiyetini bir denge mekanizması olarak da görmektedir. Türkiye’nin küresel bağlantısallıktaki belirleyici rolü, Orta Asya ülkelerinin ekonomik kalkınma modellerinin hayata geçirilmesine zemin hazırlamaktadır. Milli kalkınma ve ekonominin çeşitlendirilmesi, Orta Asya Türk devletlerinin birincil öncelikleri arasında yer almaktadır. Türkiye, ŞİÖ’nün Batı pazarlarına güvenilir bir şekilde ulaşması açısından jeoekonomik bir ortaktır. Bu çerçevede ulaşım, enerji, dijitalleşme ve lojistik alanlarında yeni işbirliği mekanizmalarının inşa edilmesi öncelikli hedeflerdendir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türkiye’yi Asya ve Avrupa arasında “altın köprü” olarak konumlandırmaktadır. Özbekistan, Türkiye’nin ŞİÖ platformunda yer almasını Doğu-Batı bağlantısallığının sağlanması açısından önemli bir adım olarak görmektedir. Kırgızistan, Türkiye’nin TDT ve ŞİÖ’yü birbirine yakınlaştırma çabalarını olumlu karşılamaktadır. Türkiye’nin geniş Avrasya coğrafyasında istikrar sağlayıcı bir güç olması, Orta Asya ülkelerinin manevra kabiliyetini ve kapasitesini pekiştirmektedir.Türkiye’nin Orta Asya politikasında dost ve kardeş ülkelerle stratejik ilişkilerin bütün alanlarda geliştirilmesi temel önceliğidir. Türkiye, Orta Asya’da istikrarı, dayanışmayı, refahı ve öngörülebilirliği önceleyen bir bölgesel politikaya sahiptir. Türkiye açısından TDT’nin kapasitesi, gelişimi ve yeni işbirliği mekanizmalarıyla desteklenmesi birincil önceliktir. Son yıllarda Orta Asya ülkeleriyle ortak gelecek inşasına yönelik TDT bünyesinde atılan adımlar stratejik bir mahiyet ihtiva etmektedir. Buradan hareketle TDT ve ŞİÖ’nün rakip olarak sunulması yerine tamamlayıcı bir düşünceyle ele alınması stratejik açıdan önemli çıktılar üretecektir.​​​[Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu Uluslararası İlişkiler Uzmanıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Afra Betül Aydar]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
