<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Antalya merkezli dolandırıcılık operasyonunda 3 şüpheli tutuklandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/antalya-merkezli-dolandiricilik-operasyonunda-3-supheli-tutuklandi/898695/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/antalya-merkezli-dolandiricilik-operasyonunda-3-supheli-tutuklandi/898695/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Antalya / Antalya merkezli 4 ilde düzenlenen dolandırıcılık operasyonunda gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Antalya Haberleri : Antalya merkezli 4 ilde düzenlenen dolandırıcılık operasyonunda gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesine başvuran A.L'nin telefonda kendilerini başkomiser olarak tanıtan şüphelilerin, kimliğinin terör örgütü tarafından kullanıldığını söylediklerini ve baskı kurarak kendisini yönlendirdiklerini, bunun sonucunda 13 milyon 500 bin lira değerindeki para ve ziynet eşyasını bu kişilere verdiğini beyan etmesi üzerine çalışma başlatıldı.Yapılan araştırmada şüphelilerin kimlikleri tespit edildi.Antalya merkezli 4 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonda 5 şüpheli yakalandı.Emniyetteki işlemlerinin ardından nitelikli dolandırıcılık suçundan adliyeye sevk edilen şüphelilerden 3'ü çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı, 2'si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Antalya Haberleri : Antalya merkezli 4 ilde düzenlenen dolandırıcılık operasyonunda gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesine başvuran A.L'nin telefonda kendilerini başkomiser olarak tanıtan şüphelilerin, kimliğinin terör örgütü tarafından kullanıldığını söylediklerini ve baskı kurarak kendisini yönlendirdiklerini, bunun sonucunda 13 milyon 500 bin lira değerindeki para ve ziynet eşyasını bu kişilere verdiğini beyan etmesi üzerine çalışma başlatıldı.Yapılan araştırmada şüphelilerin kimlikleri tespit edildi.Antalya merkezli 4 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonda 5 şüpheli yakalandı.Emniyetteki işlemlerinin ardından nitelikli dolandırıcılık suçundan adliyeye sevk edilen şüphelilerden 3'ü çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı, 2'si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/antalya-merkezli-dolandiricilik-operasyonunda-3-supheli-tutuklandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Hasan dede giydiği temsili savaş kıyafetiyle Malazgirt ruhunu yaşatıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/hasan-dede-giydigi-temsili-savas-kiyafetiyle-malazgirt-ruhunu-yasatiyor/898694/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/hasan-dede-giydigi-temsili-savas-kiyafetiyle-malazgirt-ruhunu-yasatiyor/898694/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Bitlis / Muş'un Malazgirt ilçesinde 1974'te vatani görevini yapan, bu yıl da temsili savaş kıyafetini giyerek Malazgirt Zaferi'ni kutlama etkinliklerine katılan Denizlili Hasan Keskin: - Türk milleti 1000 yıldan bu yana bu topraklardadır. Alınan bu topraklar ebediyen Türk halkınındır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Bitlis Haberleri : Denizli'nin Tavas ilçesinden Bitlis'in Ahlat ilçesine gelen 72 yaşındaki Hasan Keskin, giydiği temsili savaş kıyafeti ve elindeki savaş aletiyle Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü etkinliklerine katıldı.Vatani görevini 1974'te Muş'un Malazgirt ilçesinde yapan Keskin, o yıldan sonra Sultan Alparslan'a duyduğu sevgiyi ve Malazgirt ruhunu yaşatmaya çalışıyor.Özel yaptırdığı temsili savaş kıyafetini giyerek illeri dolaşan Keskin, insanlara Malazgirt Zaferi'nin önemini, Sultan Alparslan'ı anlatıyor.Bu yıl da şanlı zaferin 955. yıl dönümü kutlamaları için Ahlat'a gelen Keskin, üzerindeki savaş kıyafeti ve elindeki savaş aletiyle görenlerin ilgisini çekti.Etkinliklerin yapıldığı Recep Tayyip Erdoğan Ahlat Millet Bahçesi'nde stantları dolaşan Keskin, vatandaşlarla fotoğraf çektirdi, sohbet etti.Alparslan&#039;ın ruhunu yaşattığım için herkes beni seviyorKeskin, AA muhabirine, her yıl Malazgirt ve Ahlat'taki törenlere gelerek Sultan Alparslan'ın ruhunu yaşatmaya çalıştığını söyledi.Sultan Alparslan'ın 1071'de Malazgirt'e girerek bu toprakları vatan kıldığını anlatan Keskin, şöyle konuştu:Güçlü Türkiye, güçlü Recep Tayyip Erdoğan var. Onun sayesinde ülkede güçlü bir hareket var. Türk milleti 1000 yıldan bu yana bu topraklardadır. Alınan bu topraklar ebediyen Türk halkınındır. İstanbul'dan aldığım bu kıyafetlerle 8 yıldır illeri dolaşıyorum. Yıllardır Malazgirt'e, Ahlat'a geliyorum. Bu ruhu yaşatmak için çalışıyorum ve Türkiye'yi dolaşıyorum. Yaklaşık 60 vilayete gittim. Alparslan'ın ruhunu yaşatmak istiyorum.Gittiği illerde medrese ve camilerde çocuklara Selçuklu ve Osmanlı tarihini anlattığını belirten Keskin, herkesin kendisine ilgi gösterdiğini kaydetti.Keskin, Çocuklar, büyükler benimle fotoğraf çektiriyor. Alparslan'ın ruhunu yaşattığım için herkes beni seviyor. Ben de çocukları çok seviyorum ve onlara dillere destan Alparslan 1071 Malazgirt Meydan Savaşı'nı anlatıyorum. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Bitlis Haberleri : Denizli'nin Tavas ilçesinden Bitlis'in Ahlat ilçesine gelen 72 yaşındaki Hasan Keskin, giydiği temsili savaş kıyafeti ve elindeki savaş aletiyle Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü etkinliklerine katıldı.Vatani görevini 1974'te Muş'un Malazgirt ilçesinde yapan Keskin, o yıldan sonra Sultan Alparslan'a duyduğu sevgiyi ve Malazgirt ruhunu yaşatmaya çalışıyor.Özel yaptırdığı temsili savaş kıyafetini giyerek illeri dolaşan Keskin, insanlara Malazgirt Zaferi'nin önemini, Sultan Alparslan'ı anlatıyor.Bu yıl da şanlı zaferin 955. yıl dönümü kutlamaları için Ahlat'a gelen Keskin, üzerindeki savaş kıyafeti ve elindeki savaş aletiyle görenlerin ilgisini çekti.Etkinliklerin yapıldığı Recep Tayyip Erdoğan Ahlat Millet Bahçesi'nde stantları dolaşan Keskin, vatandaşlarla fotoğraf çektirdi, sohbet etti.Alparslan&#039;ın ruhunu yaşattığım için herkes beni seviyorKeskin, AA muhabirine, her yıl Malazgirt ve Ahlat'taki törenlere gelerek Sultan Alparslan'ın ruhunu yaşatmaya çalıştığını söyledi.Sultan Alparslan'ın 1071'de Malazgirt'e girerek bu toprakları vatan kıldığını anlatan Keskin, şöyle konuştu:Güçlü Türkiye, güçlü Recep Tayyip Erdoğan var. Onun sayesinde ülkede güçlü bir hareket var. Türk milleti 1000 yıldan bu yana bu topraklardadır. Alınan bu topraklar ebediyen Türk halkınındır. İstanbul'dan aldığım bu kıyafetlerle 8 yıldır illeri dolaşıyorum. Yıllardır Malazgirt'e, Ahlat'a geliyorum. Bu ruhu yaşatmak için çalışıyorum ve Türkiye'yi dolaşıyorum. Yaklaşık 60 vilayete gittim. Alparslan'ın ruhunu yaşatmak istiyorum.Gittiği illerde medrese ve camilerde çocuklara Selçuklu ve Osmanlı tarihini anlattığını belirten Keskin, herkesin kendisine ilgi gösterdiğini kaydetti.Keskin, Çocuklar, büyükler benimle fotoğraf çektiriyor. Alparslan'ın ruhunu yaşattığım için herkes beni seviyor. Ben de çocukları çok seviyorum ve onlara dillere destan Alparslan 1071 Malazgirt Meydan Savaşı'nı anlatıyorum. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/hasan-dede-giydigi-temsili-savas-kiyafetiyle-malazgirt-ruhunu-yasatiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Malya Tarım'da işlenip paketlenen sertifikalı tohumlar çiftçilere bayiler aracılığıyla ulaştırılıyor </title>
      <link>https://www.canligaste.com/malya-tarim-da-islenip-paketlenen-sertifikali-tohumlar-ciftcilere-bayiler-araciligiyla-ulastiriliyor/898693/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/malya-tarim-da-islenip-paketlenen-sertifikali-tohumlar-ciftcilere-bayiler-araciligiyla-ulastiriliyor/898693/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:12:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / TİGEM'e bağlı Malya Tarım İşletmesinde ziraat mühendisi Yiğit Yılmaz Gönenç: - Günlük 250 ila 300 ton kadar tohumu çiftçiye ekilmek üzere hazırlama kapasitesine sahip bir işletmeyiz. Toplamda 12 bin ton hububat tohumu ve 500 ton yemlik baklagil tohumu üretip satabilme kapasitesine sahibiz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : SERKAN GÜNER - Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (TİGEM) bağlı 4. büyük işletme olan Kırşehir'in Boztepe ilçesindeki Malya Tarım İşletmesinde işlenip paketlenen sertifikalı tohumlar çiftçilere bayiler aracılığıyla ulaştırılıyor.Ülkenin önemli tohumluk hububat üretim merkezlerinden olan işletmede, yaklaşık 89 bin dekar alanda sertifikalı tohum için yapılan hububat ve yem bitkisi hasadı tamamlandı.Boztepe ilçesinde kurulduğu 1942 yılından bu yana faaliyet gösteren işletmede, üreticiler için sertifikalı tohum hazırlama süreci ve paketleme işlemleri devam ediyor.Malya Tarım İşletmesinde ziraat mühendisi Yiğit Yılmaz Gönenç, AA muhabirine, hasat edilen mahsullerin çiftçiler için işletmenin tohum hazırlama tesislerinde el değmeden, modern ve son teknolojik ekipmanlar kullanılarak paketlendiğini söyledi.Elde edilen hububatın yabancı maddelerden ayrıştırılarak temizlendiğini ve ebatlandırma için gravite tablasına girdiğini ifade eden Gönenç, tüm işlemlerin ardından paketleme yapıldığını belirtti.Gönenç, hububat depolamak üzere çelik silolarda 10 bin ton, ambarlarda 15 bin tona kadar depolama yaptıklarını ve bu ürünleri çiftçilere ekim yapmak üzere tohum olarak hazırladıklarını anlatarak, Tesisimizde saatte 10 ton tohum hazırlama kapasitesine sahip bir tohum eleme sistemimiz, saatte 20 tona kadar da tohum paketleme kapasitesine sahip bir paketleme tesisimiz bulunmaktadır. Günlük 250 ila 300 ton kadar tohumu çiftçiye ekilmek üzere hazırlama kapasitesine sahip bir işletmeyiz. Toplamda 12 bin ton hububat tohumu ve 500 ton yemlik baklagil tohumu üretip satabilme kapasitesine sahibiz. diye konuştu.Sertifikalı tohum 7 bin tondan 12 bin tona çıktıÜretilen mahsulün içinden tohumluk üretimine uygun olanını ayırdıklarını belirten Gönenç, uzun yıllar ortalaması 7 bin ton civarında seyrederken bu yıl bereketli yağışların etkisiyle tohumların 12 bin tona kadar çıktığını, bu nedenle tohum hazırlama kapasitesini artırdıklarını söyledi.Bu üretimin Türkiye'deki sertifikalı hububat tohumu üretiminin yaklaşık yüzde 2'sine tekabül ettiğini vurgulayan Gönenç, tesislerde paketleyip hazırladıkları tohumları sertifikasyon işlemlerini yaptıktan sonra çiftçilere bayiler aracılığıyla ulaştırdıklarını ifade etti.Gönenç, sertifikalı tohumla yapılan üretimin yüzde 20 ila 300 oranında verim artışı sağladığı için TİGEM olarak çiftçiyi sertifikalı tohumla desteklemenin birinci misyonları olduğunu anlatarak, Sertifikalı tohum üretimine gösterdiğimiz önem çiftçimizin verim artışına duyduğumuz hassasiyetten gelmektedir. Çiftçinin verim artışı ülkenin kalkınmasında büyük fayda gösterecektir. Kurum ve işletme olarak da çiftçilerimizin sertifikalı tohumluğa yönelmesi, verimlerinde artışı beraberinde getirmektedir. Bu yüzden çiftçimizi sertifikalı tohum konusunda destekliyor, kaliteli ve sağlıklı üretim yapmaları için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. dedi.Çiftçiler için kaliteli ve verimli çeşitlerin geliştirildiğini belirten Gönenç, şunları kaydetti:Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TAGEM'in (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü) geliştirdiği 'Tarm-92' ve 'Burakbey' gibi arpa çeşitlerimiz bölgeye uyumlu, kuraklığa ve hastalıklara dayanıklı, tarafımızdan ilaçlanmış ürünler olup özellikle İç Anadolu Bölgesi başta olmak üzere Kars, Sivas, Ankara, Polatlı, Çankırı, Yozgat gibi yerlere dağıtımı yapılmaktadır. Bunun yanında yine TAGEM tarafından geliştirilen 'Bayraktar 2000', 'Bezostaja 1' ve 'ES 26' çeşidi buğdaylarımız yine tarafımızca sertifikalandırılıp çeşitli illere dağıtımı, satışı yapılmakta, ulaştırılmaktadır. Çiftçimize bol bereketli bir sezon diliyorum.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : SERKAN GÜNER - Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (TİGEM) bağlı 4. büyük işletme olan Kırşehir'in Boztepe ilçesindeki Malya Tarım İşletmesinde işlenip paketlenen sertifikalı tohumlar çiftçilere bayiler aracılığıyla ulaştırılıyor.Ülkenin önemli tohumluk hububat üretim merkezlerinden olan işletmede, yaklaşık 89 bin dekar alanda sertifikalı tohum için yapılan hububat ve yem bitkisi hasadı tamamlandı.Boztepe ilçesinde kurulduğu 1942 yılından bu yana faaliyet gösteren işletmede, üreticiler için sertifikalı tohum hazırlama süreci ve paketleme işlemleri devam ediyor.Malya Tarım İşletmesinde ziraat mühendisi Yiğit Yılmaz Gönenç, AA muhabirine, hasat edilen mahsullerin çiftçiler için işletmenin tohum hazırlama tesislerinde el değmeden, modern ve son teknolojik ekipmanlar kullanılarak paketlendiğini söyledi.Elde edilen hububatın yabancı maddelerden ayrıştırılarak temizlendiğini ve ebatlandırma için gravite tablasına girdiğini ifade eden Gönenç, tüm işlemlerin ardından paketleme yapıldığını belirtti.Gönenç, hububat depolamak üzere çelik silolarda 10 bin ton, ambarlarda 15 bin tona kadar depolama yaptıklarını ve bu ürünleri çiftçilere ekim yapmak üzere tohum olarak hazırladıklarını anlatarak, Tesisimizde saatte 10 ton tohum hazırlama kapasitesine sahip bir tohum eleme sistemimiz, saatte 20 tona kadar da tohum paketleme kapasitesine sahip bir paketleme tesisimiz bulunmaktadır. Günlük 250 ila 300 ton kadar tohumu çiftçiye ekilmek üzere hazırlama kapasitesine sahip bir işletmeyiz. Toplamda 12 bin ton hububat tohumu ve 500 ton yemlik baklagil tohumu üretip satabilme kapasitesine sahibiz. diye konuştu.Sertifikalı tohum 7 bin tondan 12 bin tona çıktıÜretilen mahsulün içinden tohumluk üretimine uygun olanını ayırdıklarını belirten Gönenç, uzun yıllar ortalaması 7 bin ton civarında seyrederken bu yıl bereketli yağışların etkisiyle tohumların 12 bin tona kadar çıktığını, bu nedenle tohum hazırlama kapasitesini artırdıklarını söyledi.Bu üretimin Türkiye'deki sertifikalı hububat tohumu üretiminin yaklaşık yüzde 2'sine tekabül ettiğini vurgulayan Gönenç, tesislerde paketleyip hazırladıkları tohumları sertifikasyon işlemlerini yaptıktan sonra çiftçilere bayiler aracılığıyla ulaştırdıklarını ifade etti.Gönenç, sertifikalı tohumla yapılan üretimin yüzde 20 ila 300 oranında verim artışı sağladığı için TİGEM olarak çiftçiyi sertifikalı tohumla desteklemenin birinci misyonları olduğunu anlatarak, Sertifikalı tohum üretimine gösterdiğimiz önem çiftçimizin verim artışına duyduğumuz hassasiyetten gelmektedir. Çiftçinin verim artışı ülkenin kalkınmasında büyük fayda gösterecektir. Kurum ve işletme olarak da çiftçilerimizin sertifikalı tohumluğa yönelmesi, verimlerinde artışı beraberinde getirmektedir. Bu yüzden çiftçimizi sertifikalı tohum konusunda destekliyor, kaliteli ve sağlıklı üretim yapmaları için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. dedi.Çiftçiler için kaliteli ve verimli çeşitlerin geliştirildiğini belirten Gönenç, şunları kaydetti:Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TAGEM'in (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü) geliştirdiği 'Tarm-92' ve 'Burakbey' gibi arpa çeşitlerimiz bölgeye uyumlu, kuraklığa ve hastalıklara dayanıklı, tarafımızdan ilaçlanmış ürünler olup özellikle İç Anadolu Bölgesi başta olmak üzere Kars, Sivas, Ankara, Polatlı, Çankırı, Yozgat gibi yerlere dağıtımı yapılmaktadır. Bunun yanında yine TAGEM tarafından geliştirilen 'Bayraktar 2000', 'Bezostaja 1' ve 'ES 26' çeşidi buğdaylarımız yine tarafımızca sertifikalandırılıp çeşitli illere dağıtımı, satışı yapılmakta, ulaştırılmaktadır. Çiftçimize bol bereketli bir sezon diliyorum.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>El Nino mısır fiyatlarını 3 yılın zirvesine taşıdı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/el-nino-misir-fiyatlarini-3-yilin-zirvesine-tasidi/898692/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/el-nino-misir-fiyatlarini-3-yilin-zirvesine-tasidi/898692/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:09:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Mısırın kile başına fiyatı, 5,2425 dolara yükselerek 3 yılın en yüksek seviyesini gördü - Vadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen: - El Nino etkisinden dolayı Brezilya kaynaklı mısır üretiminde ve ABD kaynaklı mısır rekoltesinde düşüşler olabileceğini düşünüyorduk, üretim ve rekoltedeki bu düşüş tahminleri gerçekleşmeye başladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BURHAN SANSARLIOĞLU - Mısırın kile başına fiyatı, uluslararası piyasalarda El Nino hava olayının etkisi, kurak hava koşulları ve Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklı jeopolitik risklerden dolayı 5,2425 dolara yükselerek 3 yılın en yüksek seviyesini gördü.Jeopolitik riskler ve iklimsel faktörler emtia piyasasında arz endişelerine neden olurken özellikle tarım grubu ürünlerde kayda değer yükselişler görülüyor.Tahıl grubu ürünlerdeki fiyat hareketleri dikkati çekerken, mısır fiyatlarında da sert artışlar söz konusu.Chicago Ticaret Borsası'nda işlem gören mısırın kile başına fiyatı, El Nino hava olayının etkisi, kurak hava koşulları ve Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklı jeopolitik risklerden dolayı 5,2425 dolara yükselerek 3 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.Mısırın kile başına fiyatı, 31 Temmuz 2023 tarihinde 5,2450 doları görmüştü.Temmuz ayının sonuna göre yüzde 11'in üzerinde artan mısırın kile başına fiyatı, 31 Aralık 2025 sonuna göre yüzde 17'nin üzerinde yükseldi.Mısır fiyatları daha sonra 5,18 dolar seviyelerinde dengelendi.ABD’deki mahsul verilerine ilişkin artan endişelerin arzın daralacağına dair beklentileri güçlendirmesi mısır fiyatlarının 3 yılın zirvesini görmesinde etkili oluyor.ABD'nin mısır ihracatının artması da mısırdaki yükseliş eğilimini destekliyor.ABD'nin mısır üretilen bazı bölgelerinde görülen sıcak ve kurak hava koşulları ile Avrupa’daki olumsuz hava koşulları ve Ukrayna’dan yapılan tahıl sevkiyatlarında devam eden aksaklıklar, mısırın küresel arzı konusunda endişeleri artırıyor.ABD'nin orta batısında yapılan mısır hasadının daha önce beklenenden daha düşük olduğu görülüyor.Rusya ve Ukrayna’nın karşılıklı nakliye rotalarına saldırıları, tahıl ihracatını durma noktasına getirdi.Emtia piyasasında işlem gören tarım ürünlerinde risk giderek iki yönlü hale geliyor. Hava koşulları üretimi tehdit ederken jeopolitik aksaklıklar ise mevcut mahsulün tüketicilere ulaştırılmasını tehlikeye atıyor. Enerji ve gübre maliyetlerinin halihazırda yüksek olması nedeniyle, ek arz şoklarını telafi etme marjı giderek daralıyor.Diğer taraftan ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artıracağına yönelik öngörülerin gücünü kaybetmesi ve dolara talebin azalması da emtia piyasasını pozitif etkiliyor.Mısırda El Nino etkisi görülüyorVadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, haziran ayıyla birlikte El Nino'nun etkisine girildiğini belirtti. Bunun özellikle Güney Amerika, Güneydoğu Asya, Avustralya'da görüldüğünü, kısmen de olsa ABD ve Avrupa tarafında da bu etkilerin hissedildiğini ifade eden Ergezen, şu değerlendirmelerde bulundu:Batı Afrika'da yine bunun ciddi etkilerini görüyoruz. Şimdi bu çerçevede baktığımız zaman özellikle Brezilya, ABD, Güneydoğu Asya tarafında mısır rekoltesinin azalacağı endişesi vardı. El Nino etkisinden dolayı Brezilya kaynaklı mısır üretiminde ve ABD kaynaklı mısır rekoltesinde düşüşler olabileceğini düşünüyorduk. Üretim ve rekoltedeki bu düşüş tahminleri gerçekleşmeye başladı.Ergezen, mısırdaki yükselişte petrol fiyatlarının da etkili olduğunu söyledi.Petrol fiyatları yüksek olunca biyodizel üretiminde kullanılan mısıra talebin arttığını dile getiren Ergezen, dünyada üretilen mısırın yaklaşık yüzde 60'ının endüstriyel alanda kullanıldığını vurguladı.El Nino ve petrol fiyatlarındaki etkiler birleşince mısır fiyatında ciddi bir yukarı yönlü hareketlenme görüldüğünü ifade eden Ergezen, şunları kaydetti:El Nino etkisi önümüzdeki senenin başına kadar devam edecek, buna neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Petrol fiyatları da bu seviyelerde kalmaya devam ederse, bütün bunlar bize mısırda yukarı yönlü fiyatlamalar görülebileceğini gösteriyor. Fiyatlar en azından güçlü kalmaya devam edecek. Petrol fiyatları geri çekilmediği sürece ve ABD ile İran arasında hızlı bir şekilde kalıcı bir anlaşma olmadıkça mısır tarafında çok sert ve derin bir geri çekilme beklemiyorum.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BURHAN SANSARLIOĞLU - Mısırın kile başına fiyatı, uluslararası piyasalarda El Nino hava olayının etkisi, kurak hava koşulları ve Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklı jeopolitik risklerden dolayı 5,2425 dolara yükselerek 3 yılın en yüksek seviyesini gördü.Jeopolitik riskler ve iklimsel faktörler emtia piyasasında arz endişelerine neden olurken özellikle tarım grubu ürünlerde kayda değer yükselişler görülüyor.Tahıl grubu ürünlerdeki fiyat hareketleri dikkati çekerken, mısır fiyatlarında da sert artışlar söz konusu.Chicago Ticaret Borsası'nda işlem gören mısırın kile başına fiyatı, El Nino hava olayının etkisi, kurak hava koşulları ve Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklı jeopolitik risklerden dolayı 5,2425 dolara yükselerek 3 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.Mısırın kile başına fiyatı, 31 Temmuz 2023 tarihinde 5,2450 doları görmüştü.Temmuz ayının sonuna göre yüzde 11'in üzerinde artan mısırın kile başına fiyatı, 31 Aralık 2025 sonuna göre yüzde 17'nin üzerinde yükseldi.Mısır fiyatları daha sonra 5,18 dolar seviyelerinde dengelendi.ABD’deki mahsul verilerine ilişkin artan endişelerin arzın daralacağına dair beklentileri güçlendirmesi mısır fiyatlarının 3 yılın zirvesini görmesinde etkili oluyor.ABD'nin mısır ihracatının artması da mısırdaki yükseliş eğilimini destekliyor.ABD'nin mısır üretilen bazı bölgelerinde görülen sıcak ve kurak hava koşulları ile Avrupa’daki olumsuz hava koşulları ve Ukrayna’dan yapılan tahıl sevkiyatlarında devam eden aksaklıklar, mısırın küresel arzı konusunda endişeleri artırıyor.ABD'nin orta batısında yapılan mısır hasadının daha önce beklenenden daha düşük olduğu görülüyor.Rusya ve Ukrayna’nın karşılıklı nakliye rotalarına saldırıları, tahıl ihracatını durma noktasına getirdi.Emtia piyasasında işlem gören tarım ürünlerinde risk giderek iki yönlü hale geliyor. Hava koşulları üretimi tehdit ederken jeopolitik aksaklıklar ise mevcut mahsulün tüketicilere ulaştırılmasını tehlikeye atıyor. Enerji ve gübre maliyetlerinin halihazırda yüksek olması nedeniyle, ek arz şoklarını telafi etme marjı giderek daralıyor.Diğer taraftan ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artıracağına yönelik öngörülerin gücünü kaybetmesi ve dolara talebin azalması da emtia piyasasını pozitif etkiliyor.Mısırda El Nino etkisi görülüyorVadeli işlem ve emtia piyasaları uzmanı Zafer Ergezen, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, haziran ayıyla birlikte El Nino'nun etkisine girildiğini belirtti. Bunun özellikle Güney Amerika, Güneydoğu Asya, Avustralya'da görüldüğünü, kısmen de olsa ABD ve Avrupa tarafında da bu etkilerin hissedildiğini ifade eden Ergezen, şu değerlendirmelerde bulundu:Batı Afrika'da yine bunun ciddi etkilerini görüyoruz. Şimdi bu çerçevede baktığımız zaman özellikle Brezilya, ABD, Güneydoğu Asya tarafında mısır rekoltesinin azalacağı endişesi vardı. El Nino etkisinden dolayı Brezilya kaynaklı mısır üretiminde ve ABD kaynaklı mısır rekoltesinde düşüşler olabileceğini düşünüyorduk. Üretim ve rekoltedeki bu düşüş tahminleri gerçekleşmeye başladı.Ergezen, mısırdaki yükselişte petrol fiyatlarının da etkili olduğunu söyledi.Petrol fiyatları yüksek olunca biyodizel üretiminde kullanılan mısıra talebin arttığını dile getiren Ergezen, dünyada üretilen mısırın yaklaşık yüzde 60'ının endüstriyel alanda kullanıldığını vurguladı.El Nino ve petrol fiyatlarındaki etkiler birleşince mısır fiyatında ciddi bir yukarı yönlü hareketlenme görüldüğünü ifade eden Ergezen, şunları kaydetti:El Nino etkisi önümüzdeki senenin başına kadar devam edecek, buna neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Petrol fiyatları da bu seviyelerde kalmaya devam ederse, bütün bunlar bize mısırda yukarı yönlü fiyatlamalar görülebileceğini gösteriyor. Fiyatlar en azından güçlü kalmaya devam edecek. Petrol fiyatları geri çekilmediği sürece ve ABD ile İran arasında hızlı bir şekilde kalıcı bir anlaşma olmadıkça mısır tarafında çok sert ve derin bir geri çekilme beklemiyorum.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kırklareli'nde konaklamalı turist sayısı artıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kirklareli-nde-konaklamali-turist-sayisi-artiyor/898691/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kirklareli-nde-konaklamali-turist-sayisi-artiyor/898691/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Kırklareli / Kentte konaklayan turist sayısı 2023'te 244 bin, 2024'te 271 bin, 2025'te 564 bin olarak kayıtlara geçerken, bu yılın ilk 6 ayında 219 bin ziyaretçi konaklamalı olarak ağırlandı - Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen: - Sahip olduğu kültürel birikim, doğası ve tarihi zenginliğiyle Kırklareli, günübirlik ziyaretlerin ötesinde nitelikli ve uzun soluklu bir konaklama deneyimi sunan stratejik bir cazibe merkezi olarak özel bir destinasyondur]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Kırklareli Haberleri : UFUK ERTOP - Karadeniz kıyısındaki sahilleri, Istranca Ormanları, Dupnisa Mağarası, tarihi yapıları ve gastronomik değerleriyle farklı turizm alternatiflerini bir arada sunan Kırklareli'nde konaklamalı turist sayısı artıyor.Kırklareli Valiliği ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kentin turizm değerlerinin tanıtılmasına yönelik çalışmaları, dijital mecralarda yapılan paylaşımlar ve turizm çeşitliliğinin artırılması amacıyla oluşturulan gastronomi, kültür ve doğa rotaları, kentin daha fazla ziyaretçiye ulaşmasına katkı sağlıyor.İstanbul'a yakınlığı ve Bulgaristan'a açılan Dereköy Sınır Kapısı dolayısıyla ulaşım avantajına da sahip kent, Kıyıköy ve İğneada gibi sahil beldeleriyle deniz turizmi, Istranca Ormanları ve Dupnisa Mağarası'yla doğa ve ekoturizm, tarihi yapılarıyla kültür turizmi açısından ziyaretçilerine farklı seçenekler sunuyor.Kentte 2023 yılında 35 bini yabancı 244 bin turist konaklarken, bu sayı 2024'te 29 bini yabancı olmak üzere 271 bine yükseldi.Kırklareli'nde konaklayan turist sayısı 2025'te önemli artış göstererek 39 bini yabancı 564 bine ulaştı.Bu yılın ilk 6 ayında ise 10 bini yabancı olmak üzere 219 bin turist kentteki konaklama tesislerinde ağırlandı.Kırklareli çok yönlü bir turizm destinasyonuKırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, AA muhabirine, kentin tarihi, doğası, jeolojik yapısı ve gastronomik mirasıyla çok yönlü bir turizm destinasyonu olduğunu söyledi.Trakya'nın kuzeyinde Istranca Ormanları'nın eteklerinden Karadeniz kıyılarına uzanan kentin köklü geçmişe sahip olduğunu belirten Şen, İstanbul'a yakınlığı ve sınır kapılarıyla stratejik bir geçiş noktasında bulunduğunu ifade etti.Şen, Kırklareli'nin son yıllarda kültür, doğa ve gastronomi turizmini bir arada arayan ziyaretçilerin tercih ettiği rotalardan biri haline geldiğini dile getirdi.Bağcılık kültürünün de kentin önemli turizm değerlerinden olduğunu anlatan Şen, bölgenin güneşli yamaçları, verimli toprak yapısı ve mikroklima özellikleri sayesinde Trakya Bağ Rotası'nın önemli duraklarına ev sahipliği yaptığını kaydetti.Kentin Balkan coğrafyasına açılan bir kültür kapısı olduğunu vurgulayan Şen, Osmanlı döneminin izlerini taşıyan camiler, köprüler, hamamlar ve bedestenlerin kültür rotalarında ziyaretçilerin ilgisini çektiğini belirtti.Tarihi Yayla Mahallesi'ndeki tescilli sivil mimari örnekleri, konaklar ve müzelerin de kentin çok kültürlü geçmişini yansıttığını ifade eden Şen, şöyle konuştu:Doğa ve macera turizminde bölgenin simgesi konumundaki Dupnisa Mağarası, Istranca Ormanları'nın kalbinde yer alan binlerce yıllık sarkıt ve dikitleri, zengin canlı popülasyonu ve yeraltı nehirleriyle ziyaretçilerine görsel bir şölen sunmaktadır.Kırklareli, tarih ve kültür turizminde oldukça güçlü bir birikime sahip. Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan Lüleburgaz'daki Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi ile Babaeski'deki Cedid Ali Paşa Camii ve tarihi taş köprüler, Osmanlı medeniyetinin estetik ve mühendislik başarısını günümüze zarif bir şekilde taşımaktadır.Şen, kent merkezindeki tarihi Hızırbey Külliyesi'nin de önemli kültür varlıklarından olduğunu belirterek, Sahip olduğu kültürel birikim, doğası ve tarihi zenginliğiyle Kırklareli, günübirlik ziyaretlerin ötesinde nitelikli ve uzun soluklu bir konaklama deneyimi sunan stratejik bir cazibe merkezi olarak özel bir destinasyondur. dedi.Ziyaretçiler artık farklı deneyimler arıyorKırklareli Üniversitesi Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetimi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Damla Erdem de kentin yaz sezonunda özellikle Kıyıköy ve İğneada ile öne çıktığını söyledi.Kıyı turizminin yanı sıra doğa ve ekoturizm açısından da Kırklareli'nin önemli potansiyele sahip olduğunu belirten Erdem, Dupnisa Mağarası'nın doğal yapısı, canlı popülasyonu ve çevresindeki ekoturizm olanaklarıyla yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çektiğini kaydetti.Turistlerin tatil tercihlerinin değiştiğine işaret eden Erdem, ziyaretçilerin artık yalnızca deniz, kum ve güneş değil, gittikleri bölgede farklı deneyimler de aradıklarını dile getirdi.Kırklareli'nin bu açıdan önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Erdem, Yaz turizminde deniz, kum ve güneşten çok insanlar deneyim elde etmek istiyor. Geldikleri zaman bir anı paylaşmak, vakit geçirmek, turizm hareketliliğinin içerisinde bulunmak istiyorlar. Bu noktada Kırklareli kritik bir geçiş güzergahı. Balkan kültürünün burada çok fazla izlerini ve yansımalarını görüyoruz. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Kırklareli Haberleri : UFUK ERTOP - Karadeniz kıyısındaki sahilleri, Istranca Ormanları, Dupnisa Mağarası, tarihi yapıları ve gastronomik değerleriyle farklı turizm alternatiflerini bir arada sunan Kırklareli'nde konaklamalı turist sayısı artıyor.Kırklareli Valiliği ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kentin turizm değerlerinin tanıtılmasına yönelik çalışmaları, dijital mecralarda yapılan paylaşımlar ve turizm çeşitliliğinin artırılması amacıyla oluşturulan gastronomi, kültür ve doğa rotaları, kentin daha fazla ziyaretçiye ulaşmasına katkı sağlıyor.İstanbul'a yakınlığı ve Bulgaristan'a açılan Dereköy Sınır Kapısı dolayısıyla ulaşım avantajına da sahip kent, Kıyıköy ve İğneada gibi sahil beldeleriyle deniz turizmi, Istranca Ormanları ve Dupnisa Mağarası'yla doğa ve ekoturizm, tarihi yapılarıyla kültür turizmi açısından ziyaretçilerine farklı seçenekler sunuyor.Kentte 2023 yılında 35 bini yabancı 244 bin turist konaklarken, bu sayı 2024'te 29 bini yabancı olmak üzere 271 bine yükseldi.Kırklareli'nde konaklayan turist sayısı 2025'te önemli artış göstererek 39 bini yabancı 564 bine ulaştı.Bu yılın ilk 6 ayında ise 10 bini yabancı olmak üzere 219 bin turist kentteki konaklama tesislerinde ağırlandı.Kırklareli çok yönlü bir turizm destinasyonuKırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, AA muhabirine, kentin tarihi, doğası, jeolojik yapısı ve gastronomik mirasıyla çok yönlü bir turizm destinasyonu olduğunu söyledi.Trakya'nın kuzeyinde Istranca Ormanları'nın eteklerinden Karadeniz kıyılarına uzanan kentin köklü geçmişe sahip olduğunu belirten Şen, İstanbul'a yakınlığı ve sınır kapılarıyla stratejik bir geçiş noktasında bulunduğunu ifade etti.Şen, Kırklareli'nin son yıllarda kültür, doğa ve gastronomi turizmini bir arada arayan ziyaretçilerin tercih ettiği rotalardan biri haline geldiğini dile getirdi.Bağcılık kültürünün de kentin önemli turizm değerlerinden olduğunu anlatan Şen, bölgenin güneşli yamaçları, verimli toprak yapısı ve mikroklima özellikleri sayesinde Trakya Bağ Rotası'nın önemli duraklarına ev sahipliği yaptığını kaydetti.Kentin Balkan coğrafyasına açılan bir kültür kapısı olduğunu vurgulayan Şen, Osmanlı döneminin izlerini taşıyan camiler, köprüler, hamamlar ve bedestenlerin kültür rotalarında ziyaretçilerin ilgisini çektiğini belirtti.Tarihi Yayla Mahallesi'ndeki tescilli sivil mimari örnekleri, konaklar ve müzelerin de kentin çok kültürlü geçmişini yansıttığını ifade eden Şen, şöyle konuştu:Doğa ve macera turizminde bölgenin simgesi konumundaki Dupnisa Mağarası, Istranca Ormanları'nın kalbinde yer alan binlerce yıllık sarkıt ve dikitleri, zengin canlı popülasyonu ve yeraltı nehirleriyle ziyaretçilerine görsel bir şölen sunmaktadır.Kırklareli, tarih ve kültür turizminde oldukça güçlü bir birikime sahip. Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan Lüleburgaz'daki Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi ile Babaeski'deki Cedid Ali Paşa Camii ve tarihi taş köprüler, Osmanlı medeniyetinin estetik ve mühendislik başarısını günümüze zarif bir şekilde taşımaktadır.Şen, kent merkezindeki tarihi Hızırbey Külliyesi'nin de önemli kültür varlıklarından olduğunu belirterek, Sahip olduğu kültürel birikim, doğası ve tarihi zenginliğiyle Kırklareli, günübirlik ziyaretlerin ötesinde nitelikli ve uzun soluklu bir konaklama deneyimi sunan stratejik bir cazibe merkezi olarak özel bir destinasyondur. dedi.Ziyaretçiler artık farklı deneyimler arıyorKırklareli Üniversitesi Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetimi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Damla Erdem de kentin yaz sezonunda özellikle Kıyıköy ve İğneada ile öne çıktığını söyledi.Kıyı turizminin yanı sıra doğa ve ekoturizm açısından da Kırklareli'nin önemli potansiyele sahip olduğunu belirten Erdem, Dupnisa Mağarası'nın doğal yapısı, canlı popülasyonu ve çevresindeki ekoturizm olanaklarıyla yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çektiğini kaydetti.Turistlerin tatil tercihlerinin değiştiğine işaret eden Erdem, ziyaretçilerin artık yalnızca deniz, kum ve güneş değil, gittikleri bölgede farklı deneyimler de aradıklarını dile getirdi.Kırklareli'nin bu açıdan önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Erdem, Yaz turizminde deniz, kum ve güneşten çok insanlar deneyim elde etmek istiyor. Geldikleri zaman bir anı paylaşmak, vakit geçirmek, turizm hareketliliğinin içerisinde bulunmak istiyorlar. Bu noktada Kırklareli kritik bir geçiş güzergahı. Balkan kültürünün burada çok fazla izlerini ve yansımalarını görüyoruz. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/kirklareli-nde-konaklamali-turist-sayisi-artiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Malazgirt Zaferi ile Türklerin Anadolu'yu yurt edinme süreci başladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-malazgirt-zaferi-ile-turklerin-anadolu-yu-yurt-edinme-sureci-basladi/898690/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-malazgirt-zaferi-ile-turklerin-anadolu-yu-yurt-edinme-sureci-basladi/898690/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Muş / Muş'un Malazgirt ilçesinde 26 Ağustos 1071'de Bizans ordusunu bozguna uğratarak Türklerin Anadolu'yu yurt edinmesini sağlayan Sultan Muhammed Alparslan, elde ettiği zaferle hem askeri hem de siyasi yönden dünya tarihinde önemli gelişmelerin önünü açtı - Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü ve Orta Çağ Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alican: - 1071 yılında Sultan Alparslan'ın yayından çıkan ok, İstanbul'un surlarının içine düşmüştür ve İstanbul'un fetih süreci de bu anlamda başlamıştır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ - Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Muhammed Alparslan'ın 26 Ağustos 1071'de Bizans ordusunu mağlup ederek kazandığı Malazgirt Zaferi, Anadolu'nun seyrini değiştiren önemli gelişmelerden biri olarak tarihteki yerini aldı.Horasan Meliki Çağrı Bey'in son eşinden dünyaya gelen ve Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Sultan Muhammed Alparslan, hükümdarlığı döneminde ilk olarak Kars ve Ani şehirlerini ele geçirdi.Bizans'tan ilk toprağını alarak önemli bir başarı elde eden Sultan Alparslan, Abbasi halifesinin 1070'te yardım talep etmesi üzerine ordusuyla Fatımilerin üzerine harekete geçti. Sultan Alparslan'ın Mısır'a gideceği haberini alan Bizans ordusu ise Doğu seferini başlattı.Bunu öğrenerek geri dönüp Suriye hattına doğru ilerleyişe geçen Sultan Alparslan, Rey şehrinde konuşlanacağı duyumunu yayarak Muş'a yöneldi ve Malazgirt Ovası'nda karargahını kurdu.26 Ağustos 1071 Cuma günü ordusuna namaz kıldırıp dua eden Sultan Alparslan, ardından ordusuyla Romen Diyojen komutasındaki Bizans ordusunun üzerine yürüdü.Selçukluların Turan taktiğinin en başarılı örneğini uyguladığı savaşta büyük bir zafer kazanan ve Diyojen'i esir alan Sultan Alparslan, elde ettiği başarı sayesinde Anadolu'nun fethini kolaylaştıran süreci başlattı.Türklere Anadolu'nun kapılarını açan zafer olarak tarihe geçen Malazgirt Zaferi, siyasi ve askeri sonuçlarıyla da Türklerin İslam dünyasının lideri olmasını sağladı.Müslümanların batıya doğru ilerleyişini de hızlandıran bir savaş olması açısından önemlidirMuş Alparslan Üniversitesi Rektörü ve Orta Çağ Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine, Malazgirt Savaşı'nın dünya tarihini değiştiren gelişmelerden biri olduğunu söyledi.Malazgirt Savaşı'nın İslam dünyasındaki etkilerine bakıldığında Türklerin İslam dünyasının sancaktarı haline geldiğinin görüldüğünü belirten Alican, şunları kaydetti:İlk defa Müslümanlar, Malazgirt Savaşı'nın sonunda bir Roma imparatorunu esir almışlardır ve bu çapta büyük bir zafer kazanmışlardır. Aynı zamanda Müslümanların batıya doğru ilerleyişini de hızlandıran bir savaş olması açısından önemlidir çünkü savaştan sonraki 10 yıl içinde Türklerin liderliğindeki Müslümanlar, Batı Anadolu'ya kadar ulaşmışlardır. Anadolu'nun en batısına kadar gelmişlerdir. Hatta 1070'li yılların ikinci yarısında İznik'i fethederek burada yeni bir Selçuklu Devleti kurmuşlardır. Öte yandan Selçukluların önderliğinde gerçekleşmiş olan bu savaş hem Bizans dünyasında hem de Batı dünyasında çok büyük sonuçlar üretmiştir.1071 yılında Sultan Alparslan&#039;ın yayından çıkan ok, İstanbul&#039;un surlarının içine düşmüştürBizanslıların mağlup olduğu Malazgirt Savaşı'nın aynı zamanda Haçlı seferlerinin de başlangıcına neden olduğunu anlatan Alican, şu bilgileri verdi:Malazgirt'te elde edilen zaferle İstanbul'un fethi arasında da bir ilişki kurmak mümkün çünkü Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun hızlı bir biçimde dönüşmesi, İslamlaşması ve Türkleşmesi, Bizans'ın yeniden Malazgirt Savaşı'ndaki gibi büyük bir ileri harekat gerçekleştirmesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuştur. Bizans, kademeli şekilde gerileyerek Anadolu'daki topraklarını kaybetmiş ve en nihayetinde İstanbul'a sıkışıp kalmıştır. Zaten birkaç asır boyunca İstanbul'da sıkışıp kalmış olan Bizans Devleti'nin başkenti, en nihayetinde Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında şehri fethetmesiyle Müslümanların eline geçmiştir. Bu bakımdan şunu söylememiz de mümkündür. 1071 yılında Sultan Alparslan'ın yayından çıkan ok, İstanbul'un surlarının içine düşmüştür ve İstanbul'un fetih süreci de bu anlamda başlamıştır.Selçuklu ordusunda bulunan asker sayısının Bizans ordusunda bulunan asker sayısının dörtte biri civarında olduğunu ifade eden Alican, Bizans İmparatoru Romen Diyojen, savaştan önce Selçuklu Sultanı'nın yaptığı bütün barış girişimlerine olumsuz cevap vermişti çünkü savaşı kazanacağından emindi. Çok fazla askeri vardı ve bu kadar asker karşısında Selçuklu askerlerinin duramayacağını düşünüyordu. Fakat Sultan Alparslan'ın, Selçukluların bölgeyi tanımaları dolayısıyla inşa ettiği savaş taktiği, o küçük ordunun büyük orduyu ağır bir biçimde mağlubiyete uğratmasını sağladı. diye konuştu.Sultan Alparslan'ın bu savaşta Turan taktiğini çok başarılı şekilde uyguladığını vurgulayan Alican, Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasını sağlayan en önemli unsurlardan birinin de bu taktik olduğunu dile getirdi.Askeri strateji açısından da büyük önem taşıyan bu savaşın halen ders olarak okutulduğunu anlatan Alican, şöyle devam etti:Kaynaklarda, savaşın bitmesinden sonra Sultan Alparslan'ın çadırında akşam namazını kılarken Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in esir alınarak kendisine getirildiğini anlatır. Romen Diyojen ile Sultan Alparslan arasında geçen diyaloglar ilgi çekicidir. Rivayetlere göre Sultan Alparslan, ilk defa huzuruna getirilen Romen Diyojen'e önce sert davranır. Onu yere yatırır, ayağıyla sırtına basar fakat daha sonra onu kaldırır ve ona eşit bir hükümdar gibi muamele eder. Daha sonra Bizans İmparatoru'yla bir anlaşma yapılır. 50 yıllık bir anlaşmadır bu. 50 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu'nun Selçuklu Devleti'ne bağlılığını garanti altına alan, her yıl belli bir miktarda Bizans İmparatoru'nun Selçuklu Sultanı'na vergi vermesini, hatta Selçuklu Sultanı'nın savaşlarına yardımcı askeri birlikler de göndermesini kayıt altına alan bir anlaşmadır. Daha sonraki süreçte Bizans Sarayı'nda çıkan birtakım tartışmalar sonucunda imparatorun tahttan indirilerek öldürülmesinden dolayı Malazgirt Antlaşması yürürlüğe girmemiştir.Kaynaklarda Sultan Alparslan'ın iri yapılı ve uzun boylu olduğunun rivayet edildiğini belirten Alican, Sultan çok adildir, merhametlidir, yoksul babasıdır. Ünvanlarından bir tanesi de 'Sultanü'l-Adil', yani adil hükümdardır. En önemli özelliği de Müslümanlara karşı şefkati ve merhameti, Müslüman olmayanlara ve düşmanlarına karşı ise sertliğiyle bilinmesidir. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ - Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Muhammed Alparslan'ın 26 Ağustos 1071'de Bizans ordusunu mağlup ederek kazandığı Malazgirt Zaferi, Anadolu'nun seyrini değiştiren önemli gelişmelerden biri olarak tarihteki yerini aldı.Horasan Meliki Çağrı Bey'in son eşinden dünyaya gelen ve Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Sultan Muhammed Alparslan, hükümdarlığı döneminde ilk olarak Kars ve Ani şehirlerini ele geçirdi.Bizans'tan ilk toprağını alarak önemli bir başarı elde eden Sultan Alparslan, Abbasi halifesinin 1070'te yardım talep etmesi üzerine ordusuyla Fatımilerin üzerine harekete geçti. Sultan Alparslan'ın Mısır'a gideceği haberini alan Bizans ordusu ise Doğu seferini başlattı.Bunu öğrenerek geri dönüp Suriye hattına doğru ilerleyişe geçen Sultan Alparslan, Rey şehrinde konuşlanacağı duyumunu yayarak Muş'a yöneldi ve Malazgirt Ovası'nda karargahını kurdu.26 Ağustos 1071 Cuma günü ordusuna namaz kıldırıp dua eden Sultan Alparslan, ardından ordusuyla Romen Diyojen komutasındaki Bizans ordusunun üzerine yürüdü.Selçukluların Turan taktiğinin en başarılı örneğini uyguladığı savaşta büyük bir zafer kazanan ve Diyojen'i esir alan Sultan Alparslan, elde ettiği başarı sayesinde Anadolu'nun fethini kolaylaştıran süreci başlattı.Türklere Anadolu'nun kapılarını açan zafer olarak tarihe geçen Malazgirt Zaferi, siyasi ve askeri sonuçlarıyla da Türklerin İslam dünyasının lideri olmasını sağladı.Müslümanların batıya doğru ilerleyişini de hızlandıran bir savaş olması açısından önemlidirMuş Alparslan Üniversitesi Rektörü ve Orta Çağ Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine, Malazgirt Savaşı'nın dünya tarihini değiştiren gelişmelerden biri olduğunu söyledi.Malazgirt Savaşı'nın İslam dünyasındaki etkilerine bakıldığında Türklerin İslam dünyasının sancaktarı haline geldiğinin görüldüğünü belirten Alican, şunları kaydetti:İlk defa Müslümanlar, Malazgirt Savaşı'nın sonunda bir Roma imparatorunu esir almışlardır ve bu çapta büyük bir zafer kazanmışlardır. Aynı zamanda Müslümanların batıya doğru ilerleyişini de hızlandıran bir savaş olması açısından önemlidir çünkü savaştan sonraki 10 yıl içinde Türklerin liderliğindeki Müslümanlar, Batı Anadolu'ya kadar ulaşmışlardır. Anadolu'nun en batısına kadar gelmişlerdir. Hatta 1070'li yılların ikinci yarısında İznik'i fethederek burada yeni bir Selçuklu Devleti kurmuşlardır. Öte yandan Selçukluların önderliğinde gerçekleşmiş olan bu savaş hem Bizans dünyasında hem de Batı dünyasında çok büyük sonuçlar üretmiştir.1071 yılında Sultan Alparslan&#039;ın yayından çıkan ok, İstanbul&#039;un surlarının içine düşmüştürBizanslıların mağlup olduğu Malazgirt Savaşı'nın aynı zamanda Haçlı seferlerinin de başlangıcına neden olduğunu anlatan Alican, şu bilgileri verdi:Malazgirt'te elde edilen zaferle İstanbul'un fethi arasında da bir ilişki kurmak mümkün çünkü Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun hızlı bir biçimde dönüşmesi, İslamlaşması ve Türkleşmesi, Bizans'ın yeniden Malazgirt Savaşı'ndaki gibi büyük bir ileri harekat gerçekleştirmesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuştur. Bizans, kademeli şekilde gerileyerek Anadolu'daki topraklarını kaybetmiş ve en nihayetinde İstanbul'a sıkışıp kalmıştır. Zaten birkaç asır boyunca İstanbul'da sıkışıp kalmış olan Bizans Devleti'nin başkenti, en nihayetinde Fatih Sultan Mehmet'in 1453 yılında şehri fethetmesiyle Müslümanların eline geçmiştir. Bu bakımdan şunu söylememiz de mümkündür. 1071 yılında Sultan Alparslan'ın yayından çıkan ok, İstanbul'un surlarının içine düşmüştür ve İstanbul'un fetih süreci de bu anlamda başlamıştır.Selçuklu ordusunda bulunan asker sayısının Bizans ordusunda bulunan asker sayısının dörtte biri civarında olduğunu ifade eden Alican, Bizans İmparatoru Romen Diyojen, savaştan önce Selçuklu Sultanı'nın yaptığı bütün barış girişimlerine olumsuz cevap vermişti çünkü savaşı kazanacağından emindi. Çok fazla askeri vardı ve bu kadar asker karşısında Selçuklu askerlerinin duramayacağını düşünüyordu. Fakat Sultan Alparslan'ın, Selçukluların bölgeyi tanımaları dolayısıyla inşa ettiği savaş taktiği, o küçük ordunun büyük orduyu ağır bir biçimde mağlubiyete uğratmasını sağladı. diye konuştu.Sultan Alparslan'ın bu savaşta Turan taktiğini çok başarılı şekilde uyguladığını vurgulayan Alican, Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasını sağlayan en önemli unsurlardan birinin de bu taktik olduğunu dile getirdi.Askeri strateji açısından da büyük önem taşıyan bu savaşın halen ders olarak okutulduğunu anlatan Alican, şöyle devam etti:Kaynaklarda, savaşın bitmesinden sonra Sultan Alparslan'ın çadırında akşam namazını kılarken Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in esir alınarak kendisine getirildiğini anlatır. Romen Diyojen ile Sultan Alparslan arasında geçen diyaloglar ilgi çekicidir. Rivayetlere göre Sultan Alparslan, ilk defa huzuruna getirilen Romen Diyojen'e önce sert davranır. Onu yere yatırır, ayağıyla sırtına basar fakat daha sonra onu kaldırır ve ona eşit bir hükümdar gibi muamele eder. Daha sonra Bizans İmparatoru'yla bir anlaşma yapılır. 50 yıllık bir anlaşmadır bu. 50 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu'nun Selçuklu Devleti'ne bağlılığını garanti altına alan, her yıl belli bir miktarda Bizans İmparatoru'nun Selçuklu Sultanı'na vergi vermesini, hatta Selçuklu Sultanı'nın savaşlarına yardımcı askeri birlikler de göndermesini kayıt altına alan bir anlaşmadır. Daha sonraki süreçte Bizans Sarayı'nda çıkan birtakım tartışmalar sonucunda imparatorun tahttan indirilerek öldürülmesinden dolayı Malazgirt Antlaşması yürürlüğe girmemiştir.Kaynaklarda Sultan Alparslan'ın iri yapılı ve uzun boylu olduğunun rivayet edildiğini belirten Alican, Sultan çok adildir, merhametlidir, yoksul babasıdır. Ünvanlarından bir tanesi de 'Sultanü'l-Adil', yani adil hükümdardır. En önemli özelliği de Müslümanlara karşı şefkati ve merhameti, Müslüman olmayanlara ve düşmanlarına karşı ise sertliğiyle bilinmesidir. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/grafikli-malazgirt-zaferi-ile-turklerin-anadolu-yu-yurt-edinme-sureci-basladi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Malazgirt'teki kazılarda çıkarılan metal objeler laboratuvarda kayıt altına alınıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/malazgirt-teki-kazilarda-cikarilan-metal-objeler-laboratuvarda-kayit-altina-aliniyor/898689/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/malazgirt-teki-kazilarda-cikarilan-metal-objeler-laboratuvarda-kayit-altina-aliniyor/898689/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Muş / Malazgirt Savaşı'nın yapıldığı alanın tespitine yönelik kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkarılan yaklaşık 380 ok ucuyla 1000'e yakın metal obje, laboratuvarda temizlenerek kataloglanıyor ve veri tabanına işleniyor - Projenin bilimsel danışmanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik: - Projenin yedinci yılında ilk kez Selçuklu dönemine ait gümüş sikkelere rastlamaya başladık. Bizans sikkeleri de gelmeye devam ediyor. Çalışmalarımızı sadece savaş alanında değil, Malazgirt'in kale şehrinde de sürdürüyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ - Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Savaşı'nın yapıldığı alanın tespiti amacıyla yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan savaşa ait metal objeler, laboratuvarda temizleniyor, kataloglanarak veri tabanına kaydediliyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün desteği, Ahlat Müze Müdürlüğü ve Muş Alparslan Üniversitesinin işbirliğiyle 2020 yılında başlatılan Malazgirt Savaş Alanı'nın Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi yedinci sezonunda devam ediyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik'in bilimsel danışmanlığında yapılan kazılarda farklı üniversitelerden Muş'a gelen arkeolog, antropolog, sanat tarihçisi ve tarihçilerden oluşan uzman ekip yer alıyor.Malazgirt'in farklı noktalarında 1 Haziran'dan bu yana yapılan çalışmalarda 42 mezar açan kazı ekibi, kazı ve yüzey araştırmalarında ise savaşa ait olduğu değerlendirilen yaklaşık 380 ok ucu ile nal, nal çivisi, çeşitli silah parçaları ve sikkelerin de aralarında bulunduğu 1000'e yakın metal objeyi gün yüzüne çıkardı.Malazgirt Savaş Alanı Arkeolojisi Kazı Evi'ndeki laboratuvarda temizlenen, uzmanlar tarafından kataloglanan ve veri tabanına kaydedilen objelerden gerekli görülenlerin restorasyon ve koruma çalışmaları da yapılıyor.Çalışmalarımız hem sahada hem de laboratuvar ortamında eş zamanlı devam ediyorProf. Dr. Çevik, AA muhabirine, savaş alanının tespitine ilişkin çalışmaların hem savaşta kullanılan silah ve diğer metal objeler hem de insan kayıpları üzerine devam ettiğini söyledi.Yaklaşık 150 kilometrekarelik alanda sondaj çalışmalarının yanı sıra savaşın insan kayıplarına ilişkin arkeolojik kazılar yürüttüklerini belirten Çevik, şu bilgileri verdi:Afşin mezarlık alanı, savaşın insan kayıplarıyla ilişkili olduğunu düşündüğümüz alanlardan biri. Burada 42 mezar açıldı. Üç yıllık süreç içinde ise toplamda 100'e yakın mezar ortaya çıkarıldı. Daha önce açılan mezarlar 11. ve 12. yüzyıllara tarihlendi. Son açılan mezarlardan alınan örnekleri de radyokarbon tarihlemesi için TÜBİTAK'a gönderdik. Buradan gelecek sonuçlara göre değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz.Ayrıca savaşın geçtiğini düşündükleri alanda metal objelerin tespiti ve savaş alanının sınırlarının belirlenmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini anlatan Çevik, şöyle konuştu:2026 yılı çalışmalarında bugüne kadar 380'e yakın ok ucuyla birlikte 1000'e yakın metal obje tespit ettik. Laboratuvar ortamına getirilen buluntular temizleniyor, kataloglanıyor ve yeniden veri tabanına kaydediliyor. Gerekli görülen eserlerin restorasyon ve koruma çalışmaları yapılıyor. Dolayısıyla çalışmalarımız hem sahada hem de laboratuvar ortamında eş zamanlı devam ediyor. İnsan kalıntılarına ilişkin kemikler üzerinde imkanlarımız ölçüsünde analizler yapılırken metal objelerin de tespiti, temizliği, restorasyonu, korunması ve belgelenmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.Buluntular arasında nal, nal çivisi, çeşitli silah parçaları ve sikkelerin yer aldığını dile getiren Çevik, Oldukça yoğun bir çalışma yürüttük ve önemli miktarda buluntuya ulaştık. Sikkeler açısından da önemli sonuçlar elde ettik. Projenin yedinci yılında ilk kez Selçuklu dönemine ait gümüş sikkelere rastlamaya başladık. Bizans sikkeleri de gelmeye devam ediyor. Çalışmalarımızı sadece savaş alanında değil, Malazgirt'in kale şehrinde de sürdürüyoruz. Savaş alanında tespit ettiğimiz objelerle kale şehrinde yürüttüğümüz kazılarda ortaya çıkarılan buluntular arasındaki ilişkiyi de kurmaya çalışıyoruz. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ - Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Savaşı'nın yapıldığı alanın tespiti amacıyla yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan savaşa ait metal objeler, laboratuvarda temizleniyor, kataloglanarak veri tabanına kaydediliyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün desteği, Ahlat Müze Müdürlüğü ve Muş Alparslan Üniversitesinin işbirliğiyle 2020 yılında başlatılan Malazgirt Savaş Alanı'nın Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi yedinci sezonunda devam ediyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik'in bilimsel danışmanlığında yapılan kazılarda farklı üniversitelerden Muş'a gelen arkeolog, antropolog, sanat tarihçisi ve tarihçilerden oluşan uzman ekip yer alıyor.Malazgirt'in farklı noktalarında 1 Haziran'dan bu yana yapılan çalışmalarda 42 mezar açan kazı ekibi, kazı ve yüzey araştırmalarında ise savaşa ait olduğu değerlendirilen yaklaşık 380 ok ucu ile nal, nal çivisi, çeşitli silah parçaları ve sikkelerin de aralarında bulunduğu 1000'e yakın metal objeyi gün yüzüne çıkardı.Malazgirt Savaş Alanı Arkeolojisi Kazı Evi'ndeki laboratuvarda temizlenen, uzmanlar tarafından kataloglanan ve veri tabanına kaydedilen objelerden gerekli görülenlerin restorasyon ve koruma çalışmaları da yapılıyor.Çalışmalarımız hem sahada hem de laboratuvar ortamında eş zamanlı devam ediyorProf. Dr. Çevik, AA muhabirine, savaş alanının tespitine ilişkin çalışmaların hem savaşta kullanılan silah ve diğer metal objeler hem de insan kayıpları üzerine devam ettiğini söyledi.Yaklaşık 150 kilometrekarelik alanda sondaj çalışmalarının yanı sıra savaşın insan kayıplarına ilişkin arkeolojik kazılar yürüttüklerini belirten Çevik, şu bilgileri verdi:Afşin mezarlık alanı, savaşın insan kayıplarıyla ilişkili olduğunu düşündüğümüz alanlardan biri. Burada 42 mezar açıldı. Üç yıllık süreç içinde ise toplamda 100'e yakın mezar ortaya çıkarıldı. Daha önce açılan mezarlar 11. ve 12. yüzyıllara tarihlendi. Son açılan mezarlardan alınan örnekleri de radyokarbon tarihlemesi için TÜBİTAK'a gönderdik. Buradan gelecek sonuçlara göre değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz.Ayrıca savaşın geçtiğini düşündükleri alanda metal objelerin tespiti ve savaş alanının sınırlarının belirlenmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini anlatan Çevik, şöyle konuştu:2026 yılı çalışmalarında bugüne kadar 380'e yakın ok ucuyla birlikte 1000'e yakın metal obje tespit ettik. Laboratuvar ortamına getirilen buluntular temizleniyor, kataloglanıyor ve yeniden veri tabanına kaydediliyor. Gerekli görülen eserlerin restorasyon ve koruma çalışmaları yapılıyor. Dolayısıyla çalışmalarımız hem sahada hem de laboratuvar ortamında eş zamanlı devam ediyor. İnsan kalıntılarına ilişkin kemikler üzerinde imkanlarımız ölçüsünde analizler yapılırken metal objelerin de tespiti, temizliği, restorasyonu, korunması ve belgelenmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.Buluntular arasında nal, nal çivisi, çeşitli silah parçaları ve sikkelerin yer aldığını dile getiren Çevik, Oldukça yoğun bir çalışma yürüttük ve önemli miktarda buluntuya ulaştık. Sikkeler açısından da önemli sonuçlar elde ettik. Projenin yedinci yılında ilk kez Selçuklu dönemine ait gümüş sikkelere rastlamaya başladık. Bizans sikkeleri de gelmeye devam ediyor. Çalışmalarımızı sadece savaş alanında değil, Malazgirt'in kale şehrinde de sürdürüyoruz. Savaş alanında tespit ettiğimiz objelerle kale şehrinde yürüttüğümüz kazılarda ortaya çıkarılan buluntular arasındaki ilişkiyi de kurmaya çalışıyoruz. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/malazgirt-teki-kazilarda-cikarilan-metal-objeler-laboratuvarda-kayit-altina-aliniyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yaz boyu sıcak hava dalgasının etkili olduğu İsviçre'de, birçok istasyonda rekor sıcaklıklar kaydedildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yaz-boyu-sicak-hava-dalgasinin-etkili-oldugu-isvicre-de-bircok-istasyonda-rekor-sicakliklar-kaydedildi/898688/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yaz-boyu-sicak-hava-dalgasinin-etkili-oldugu-isvicre-de-bircok-istasyonda-rekor-sicakliklar-kaydedildi/898688/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Cenevre / İsviçre Federal Meteoroloji ve Klimatoloji Ofisinde iklim bilimci olarak görev yapan Elias Zubler: - İsviçre'de yaz mevsimi olağanüstü sıcak ve son derece kuraktı. Mevsimsel ortalama sıcaklık açısından 1864'te ölçümlerin başlamasından bu yana en sıcak veya ikinci en sıcak yaz olabilir - 2026 yazında toplam 30 MeteoSwiss izleme istasyonunda mutlak maksimum sıcaklık kaydedildi. Bu istasyonların neredeyse yarısı hazirana kadar yerel olarak tüm zamanların rekoruna ulaşmıştı, bu oldukça erken bir zaman dilimi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Cenevre Haberleri : MUHAMMET İKBAL ARSLAN - İsviçre Federal Meteoroloji ve Klimatoloji Ofisinde (MeteoSwiss) iklim bilimci ve kıdemli bilimsel araştırmacı olarak görev yapan Elias Zubler, ülkede neredeyse yaz boyu sıcak hava dalgasının etkili olduğunu bildirerek, İsviçre'de yaz mevsimi olağanüstü sıcak ve son derece kuraktı. Mevsimsel ortalama sıcaklık açısından 1864'te ölçümlerin başlamasından bu yana en sıcak veya ikinci en sıcak yaz olabilir. ifadelerini kullandı.Zubler, ülkede yaz boyu etkili olan sıcak hava dalgası ve kayıtlara geçen sıcaklık rekorlarına ilişkin AA muhabirinin sorularını yazılı olarak yanıtladı.İsviçre'de yaz mevsimi olağanüstü sıcak ve son derece kuraktı. Mevsimsel ortalama sıcaklık açısından 1864'te ölçümlerin başlamasından bu yana en sıcak veya ikinci en sıcak yaz olabilir. ifadelerini kullanan Zubler, bu yılın, sıcaklık rekorları açısından hangi sırada yer alacağının eylülde belirleneceğini kaydetti.Zubler, Haziranın ikinci yarısında meteorolojik yazın ilk sıcak dalgası Alpler'in her iki tarafında da yaşandı ve yoğunluk (maksimum sıcaklıklar) ile süre açısından tarihi seviyelere ulaştı. 10 gün boyunca (19-28 Haziran) ortalama olarak bazı ölçüm istasyonlarındaki günlük maksimum sıcaklıklar tüm zamanların yeni rekorlarını kırdı. 125 ila 160 yıl önce kayıtlar tutulmaya başlanmasından bu yana daha önce hiç bu kadar sıcak bir 10 günlük dönem yaşanmamıştı. Haziran ayında yaşanan bu sıcak hava dalgasının, yazın erken döneminde meydana gelmesi nedeniyle emsalsiz olduğu söylenebilir. ifadelerini kullandı.Haziranda Alpler'in kuzey kesimindeki bazı bölgelerde 12-13 gün boyunca yüksek sıcaklıkların kaydedildiğini vurgulayan Zubler, İsviçre'nin güneyinde ise sıcak günlerin neredeyse kesintisiz olarak 15 Ağustos'a kadar sürdüğüne ve günlük maksimum sıcaklıkların yalnızca bazı durumlarda 30 derecenin altına düştüğünü hatırlattı.14 Ağustos&#039;ta bazı yerlerde yeni ağustos ayı rekor sıcaklıkları kaydedildiZubler, şunları kaydetti:Hazirandaki sıcak hava dalgasının ardından temmuzun ilk yarısında yüksek sıcaklıklar yaşandı, ardından yaklaşık bir hafta boyunca daha serin havalar görüldü. Sıcaklıklar 28 Temmuz'da Alpler'in kuzey kesimine geri döndü ve 15 Ağustos'a kadar kesintisiz olarak devam etti. 14 Ağustos'ta bazı yerlerde yeni ağustos ayı rekor sıcaklıkları kaydedildi. 2026 yazında birçok izleme istasyonunda günlük maksimum sıcaklıklar için yeni rekorlar kırıldı. 30 Temmuz'da Basel/Binningen'deki izleme istasyonu 39,7 dereceye ulaşarak, 7 Temmuz 2015'te Cenevre'de kaydedilen Alpler'in kuzey tarafındaki en yüksek sıcaklık rekoruna eşitlendi. 2026 yazında toplam 30 MeteoSwiss izleme istasyonunda mutlak maksimum sıcaklık kaydedildi. Bu istasyonların neredeyse yarısı hazirana kadar yerel olarak tüm zamanların rekoruna ulaşmıştı, bu oldukça erken bir zaman dilimi.Zubler, temmuz ve ağustosta Alpler'in güneyinde sıcaklıkların neredeyse hiç kesintiye uğramadan sürdüğünü kaydetti.Alpler'in kuzeyinde ise dört büyük sıcak hava dalgasının yaşandığını belirten Zubler, bu yaz başka bir sıcak hava dalgasının yaşanmasını tahmin etmek için erken olduğuna işaret etti.Zubler, ağustos sonu veya eylül başında da sıcak hava dalgalarının genellikle mümkün olduğunun altını çizdi.Sıcak hava dalgası nedeniyle buzullar eriyor ve tarım etkileniyorİsviçre genelinde uzun süre ve yoğun olarak etkili olan sıcak hava dalgası buzulların erimesine neden olurken kuraklık, tarımı da etkiledi.İsviçre Buzul İzleme Ağı (GLAMOS) Direktörü Matthias Huss, yerel basına verdiği demeçte, İsviçre'deki Rhone Buzulu'nun haziran ve temmuzda art arda etkili olan sıcak hava dalgasının ardından sadece bir ayda 4 metreden fazla buz kaybettiğini açıklamıştı.Huss, kışın az kar yağması nedeniyle Rhone Buzulu'nun günde ortalama 10 santimetre eridiğini kaydetmişti.İsviçre'de oldukça kurak bir kış yaşandığını ve az kar yağdığını belirten Huss, sıcak hava dalgalarının erken başlamasının da buzulların erimesinde önemli etken olduğuna dikkati çekmişti.Sıcaklıklar, İsviçre genelindeki göllerin seviyelerinin düşmesine de neden oldu.Zürih Gölü'nün kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en düşük su seviyesine ulaştığı, iklim değişikliği nedeniyle Cenevre Gölü'nde ise oksijenin azaldığı ve balık popülasyonunun baskı altında olduğu kaydedildi.İsviçre Konfederasyonu Başkanı Guy Parmelin​​​​​​​, İsviçre'nin kamu yayın kuruluşu SRF'ye yaptığı açıklamada, İklim değişikliğinin var olduğunu biliyoruz. Bu sıcak hava dalgası istisnai bir durum. Elbette giderek daha sık yaşanacak olan gelecekteki kuraklıklara da hazırlıklı olmalıyız. (Aşırı sıcaklar ve kuraklık) Süre ve yoğunluk açısından şaşırdım. ifadelerini kullanmıştı.Öte yandan İsviçre'de su kaynaklarında yaşanan azalma nedeniyle, tarım, hidroelektrik üretimi, doğanın korunması ve içme suyu ihtiyacı arasındaki dengenin kurulmasına yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi de tartışılan konular arasında yer alıyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Cenevre Haberleri : MUHAMMET İKBAL ARSLAN - İsviçre Federal Meteoroloji ve Klimatoloji Ofisinde (MeteoSwiss) iklim bilimci ve kıdemli bilimsel araştırmacı olarak görev yapan Elias Zubler, ülkede neredeyse yaz boyu sıcak hava dalgasının etkili olduğunu bildirerek, İsviçre'de yaz mevsimi olağanüstü sıcak ve son derece kuraktı. Mevsimsel ortalama sıcaklık açısından 1864'te ölçümlerin başlamasından bu yana en sıcak veya ikinci en sıcak yaz olabilir. ifadelerini kullandı.Zubler, ülkede yaz boyu etkili olan sıcak hava dalgası ve kayıtlara geçen sıcaklık rekorlarına ilişkin AA muhabirinin sorularını yazılı olarak yanıtladı.İsviçre'de yaz mevsimi olağanüstü sıcak ve son derece kuraktı. Mevsimsel ortalama sıcaklık açısından 1864'te ölçümlerin başlamasından bu yana en sıcak veya ikinci en sıcak yaz olabilir. ifadelerini kullanan Zubler, bu yılın, sıcaklık rekorları açısından hangi sırada yer alacağının eylülde belirleneceğini kaydetti.Zubler, Haziranın ikinci yarısında meteorolojik yazın ilk sıcak dalgası Alpler'in her iki tarafında da yaşandı ve yoğunluk (maksimum sıcaklıklar) ile süre açısından tarihi seviyelere ulaştı. 10 gün boyunca (19-28 Haziran) ortalama olarak bazı ölçüm istasyonlarındaki günlük maksimum sıcaklıklar tüm zamanların yeni rekorlarını kırdı. 125 ila 160 yıl önce kayıtlar tutulmaya başlanmasından bu yana daha önce hiç bu kadar sıcak bir 10 günlük dönem yaşanmamıştı. Haziran ayında yaşanan bu sıcak hava dalgasının, yazın erken döneminde meydana gelmesi nedeniyle emsalsiz olduğu söylenebilir. ifadelerini kullandı.Haziranda Alpler'in kuzey kesimindeki bazı bölgelerde 12-13 gün boyunca yüksek sıcaklıkların kaydedildiğini vurgulayan Zubler, İsviçre'nin güneyinde ise sıcak günlerin neredeyse kesintisiz olarak 15 Ağustos'a kadar sürdüğüne ve günlük maksimum sıcaklıkların yalnızca bazı durumlarda 30 derecenin altına düştüğünü hatırlattı.14 Ağustos&#039;ta bazı yerlerde yeni ağustos ayı rekor sıcaklıkları kaydedildiZubler, şunları kaydetti:Hazirandaki sıcak hava dalgasının ardından temmuzun ilk yarısında yüksek sıcaklıklar yaşandı, ardından yaklaşık bir hafta boyunca daha serin havalar görüldü. Sıcaklıklar 28 Temmuz'da Alpler'in kuzey kesimine geri döndü ve 15 Ağustos'a kadar kesintisiz olarak devam etti. 14 Ağustos'ta bazı yerlerde yeni ağustos ayı rekor sıcaklıkları kaydedildi. 2026 yazında birçok izleme istasyonunda günlük maksimum sıcaklıklar için yeni rekorlar kırıldı. 30 Temmuz'da Basel/Binningen'deki izleme istasyonu 39,7 dereceye ulaşarak, 7 Temmuz 2015'te Cenevre'de kaydedilen Alpler'in kuzey tarafındaki en yüksek sıcaklık rekoruna eşitlendi. 2026 yazında toplam 30 MeteoSwiss izleme istasyonunda mutlak maksimum sıcaklık kaydedildi. Bu istasyonların neredeyse yarısı hazirana kadar yerel olarak tüm zamanların rekoruna ulaşmıştı, bu oldukça erken bir zaman dilimi.Zubler, temmuz ve ağustosta Alpler'in güneyinde sıcaklıkların neredeyse hiç kesintiye uğramadan sürdüğünü kaydetti.Alpler'in kuzeyinde ise dört büyük sıcak hava dalgasının yaşandığını belirten Zubler, bu yaz başka bir sıcak hava dalgasının yaşanmasını tahmin etmek için erken olduğuna işaret etti.Zubler, ağustos sonu veya eylül başında da sıcak hava dalgalarının genellikle mümkün olduğunun altını çizdi.Sıcak hava dalgası nedeniyle buzullar eriyor ve tarım etkileniyorİsviçre genelinde uzun süre ve yoğun olarak etkili olan sıcak hava dalgası buzulların erimesine neden olurken kuraklık, tarımı da etkiledi.İsviçre Buzul İzleme Ağı (GLAMOS) Direktörü Matthias Huss, yerel basına verdiği demeçte, İsviçre'deki Rhone Buzulu'nun haziran ve temmuzda art arda etkili olan sıcak hava dalgasının ardından sadece bir ayda 4 metreden fazla buz kaybettiğini açıklamıştı.Huss, kışın az kar yağması nedeniyle Rhone Buzulu'nun günde ortalama 10 santimetre eridiğini kaydetmişti.İsviçre'de oldukça kurak bir kış yaşandığını ve az kar yağdığını belirten Huss, sıcak hava dalgalarının erken başlamasının da buzulların erimesinde önemli etken olduğuna dikkati çekmişti.Sıcaklıklar, İsviçre genelindeki göllerin seviyelerinin düşmesine de neden oldu.Zürih Gölü'nün kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en düşük su seviyesine ulaştığı, iklim değişikliği nedeniyle Cenevre Gölü'nde ise oksijenin azaldığı ve balık popülasyonunun baskı altında olduğu kaydedildi.İsviçre Konfederasyonu Başkanı Guy Parmelin​​​​​​​, İsviçre'nin kamu yayın kuruluşu SRF'ye yaptığı açıklamada, İklim değişikliğinin var olduğunu biliyoruz. Bu sıcak hava dalgası istisnai bir durum. Elbette giderek daha sık yaşanacak olan gelecekteki kuraklıklara da hazırlıklı olmalıyız. (Aşırı sıcaklar ve kuraklık) Süre ve yoğunluk açısından şaşırdım. ifadelerini kullanmıştı.Öte yandan İsviçre'de su kaynaklarında yaşanan azalma nedeniyle, tarım, hidroelektrik üretimi, doğanın korunması ve içme suyu ihtiyacı arasındaki dengenin kurulmasına yönelik yeni bir stratejinin belirlenmesi de tartışılan konular arasında yer alıyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Fenerbahçe, Fransız takımlarıyla 27. randevuda</title>
      <link>https://www.canligaste.com/fenerbahce-fransiz-takimlariyla-27-randevuda/898687/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/fenerbahce-fransiz-takimlariyla-27-randevuda/898687/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:21 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Fransız takımlarıyla 26 kez mücadele eden sarı-lacivertliler, bu maçlarda 6 galibiyet, 8 beraberlik ve 12 yenilgi yaşadı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- SÜHA GÜR - UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda 1-1'in rövanşında yarın Fransa temsilcisi Olimpik Lyon'a konuk olacak Fenerbahçe, Fransız takımlarıyla 27. randevusuna çıkacak.Avrupa kupalarında Fransız ekipleriyle 26 kez karşı karşıya gelen sarı-lacivertliler, bu maçlarda 6 kez kazanırken, 8 mücadelede sahadan beraberlikle ayrıldı. Fenerbahçe, 12 kez rakiplerine kaybetti. Sarı-lacivertli takımın attığı 32 gole Fransız ekipleri, 53 golle yanıt verdi.İlk rakip NiceFenerbahçe, ilk olarak 1959-1960 sezonunda bir Fransız takımıyla karşılaştı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Nice'le eşleşen sarı-lacivertliler, sahasındaki maçı 2-1 kazanırken, deplasmanda ise 2-1 mağlup oldu. Bu sonucun ardından iki takım İtalya'da üçüncü bir maça çıktı. Nice, sahadan 5-1 galip ayrılırken, Fenerbahçe organizasyona veda etti.Sarı-lacivertli takım, 1973-1974 sezonunda da Nice'le eşleşti. Fransa'da oynanan ilk maçı Nice 4-0 kazandı, İstanbul'da ise Fenerbahçe 2-0 galip geldi.1985-1986 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Bordeaux'yla eşleşen sarı-lacivertliler, rakibini deplasmanda 3-2 yenerken, İstanbul'da oynanan rövanş müsabakası ise 0-0 bitti. Fenerbahçe, bu sonuçla turu geçen taraf oldu.Üst üste 7 maç kaybetti1994-1995 sezonunda Cannes ile eşleşen Fenerbahçe, 2 maçta da rakibine farklı yenildi. Deplasmanda 4-0 kaybeden sarı-lacivertliler, sahasında da 5-1 mağlup oldu.Fenerbahçe, 2001-2002 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la aynı grupta yer aldı. Lyon, gruptaki ilk maçı 1-0, ikinci maçı 3-1 kazandı.Sarı-lacivertli ekip, 2004-2005 sezonunda da UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la gruplarda karşı karşıya geldi. İstanbul'daki mücadeleyi 3-1 kazanan Lyon, sahasındaki maçtan da 4-2 galip ayrıldı.2009-2010 sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde boy gösteren sarı-lacivertli ekip, son 32 turunda Lille'le eşleşti. Fransa'daki ilk maçı Lille 2-1 kazanırken, İstanbul'da oynanan mücadele ise 1-1 beraberlikle sonuçlandı.Fenerbahçe, bu periyotta Fransız ekipleriyle oynadığı 8 mücadelede 7 yenilgi yaşarken 1 maçtan da beraberlikle ayrıldı.Son 12 maçta 2 kez yenildi2009-2010 sezonunda Lille'e deplasmanda 2-1 kaybeden Fenerbahçe, bu maçın ardından Fransız ekipleriyle çıktığı son 12 müsabakada 3 galibiyet ve 7 beraberlik yaşarken 2 maçta mağlup oldu.Lille ile 1-1 berabere kaldığı maçın ardından 2012-2013 sezonunda UEFA Avrupa Ligi C Grubu'nda boy gösteren sarı-lacivertliler, Marsilya'yla sahasında 2-2 berabere kalırken, deplasmanda ise 1-0 kazandı.Fenerbahçe, 2016-2017 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerinde Monaco'yla eşleşti. 3'üncü eleme turu ilk maçında rakibini sahasında 2-1 mağlup eden sarı-lacivertliler, deplasmanda ise 3-1 kaybetti.2022-2023 sezonunda UEFA Avrupa Ligi B Grubu'nu zirvede tamamlayan Fenerbahçe, grupta 4 galibiyet ve 2 beraberlik elde etti. Sarı-lacivertlilerin yaşadığı 2 beraberlik de Rennes karşısındaydı. Deplasmanda rakibi karşısında 2-0 geriye düşen Fenerbahçe, sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrıldı. Rennes ile İstanbul'da oynanan maçta ise sarı-lacivertli ekip 3-0 geriye düşmesine karşın mücadeleyi 3-3 eşitlikle tamamladı.2024-2025 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda Lille'le eşleşen sarı-lacivertliler, rakibine deplasmanda 2-1 mağlup oldu. Rövanş maçında normal süreyi 1-0 önde tamamlayan Fenerbahçe, 118. dakikada penaltıdan yediği golle rakibiyle 1-1 berabere kalarak yoluna UEFA Avrupa Ligi'nde devam etti. Lig aşamasında Olimpik Lyon'la eşleşen Fenerbahçe, rakibiyle iç sahada 0-0 berabere kaldı.Fenerbahçe, geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde lig aşamasında iç sahadaki ilk maçında Nice ile karşılaştı ve rakibini 2-1 mağlup etti.Sarı-lacivertliler, son olarak ise Olimpik Lyon ise sahasında 1-1 berabere kaldı.Olimpik Lyon&#039;la 7. randevuBugüne kadar Fransız ekipleriyle 26 kez karşı karşıya gelen Fenerbahçe, bu maçların 6'sını Olimpik Lyon'la oynadı.2001-2002 ve 2004-2005 sezonlarında UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la aynı grupta mücadele eden sarı-lacivertliler, rakibiyle oynadığı 4 maçta da mağlup oldu.İki ekip, daha sonra 2024-2025 sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde karşı karşıya geldi ve İstanbul'daki mücadele 0-0 beraberlikle sonuçlandı.Son olarak iki takım arasında UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda oynanan ilk müsabaka 1-1 eşitlikle sona erdi.Fenerbahçe ile Olimpik Lyon arasında oynanan 6 maçta sarı-lacivertliler 5 kez gol sevinci yaşarken Olimpik Lyon ise 12 gol kaydetti.Fenerbahçe'nin Fransız ekipleriyle oynadığı mücadeleler şu şekilde:TarihMaçSkor19.11.1959Fenerbahçe-Nice2-103.12.1959Nice-Fenerbahçe2-123.12.1959Nice-Fenerbahçe5-124.10.1973Nice-Fenerbahçe4-007.11.1973Fenerbahçe-Nice2-018.09.1985Bordeaux-Fenerbahçe2-302.11.1985Fenerbahçe-Bordeaux0-013.09.1994Cannes-Fenerbahçe4-027.09.1994Fenerbahçe-Cannes1-525.09.2001Fenerbahçe-Olimpik Lyon0-117.10.2001Olimpik Lyon-Fenerbahçe3-119.10.2004Fenerbahçe-Olimpik Lyon1-303.11.2004Olimpik Lyon-Fenerbahçe4-218.02.2010Lille-Fenerbahçe2-125.02.2010Fenerbahçe-Lille1-120.09.2012Fenerbahçe-Marsilya2-222.11.2012Marsilya-Fenerbahçe0-127.07.2016Fenerbahçe-Monaco2-103.08.2016Monaco-Fenerbahçe3-115.09.2022Rennes-Fenerbahçe2-227.10.2022Fenerbahçe-Rennes3-306.08.2024Lille-Fenerbahçe2-113.08.2024Fenerbahçe-Lille1-123.01.2025Fenerbahçe-Olimpik Lyon0-002.10.2025Fenerbahçe-Nice2-118.08.2026Fenerbahçe-Olimpik Lyon1-1]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- SÜHA GÜR - UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda 1-1'in rövanşında yarın Fransa temsilcisi Olimpik Lyon'a konuk olacak Fenerbahçe, Fransız takımlarıyla 27. randevusuna çıkacak.Avrupa kupalarında Fransız ekipleriyle 26 kez karşı karşıya gelen sarı-lacivertliler, bu maçlarda 6 kez kazanırken, 8 mücadelede sahadan beraberlikle ayrıldı. Fenerbahçe, 12 kez rakiplerine kaybetti. Sarı-lacivertli takımın attığı 32 gole Fransız ekipleri, 53 golle yanıt verdi.İlk rakip NiceFenerbahçe, ilk olarak 1959-1960 sezonunda bir Fransız takımıyla karşılaştı. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Nice'le eşleşen sarı-lacivertliler, sahasındaki maçı 2-1 kazanırken, deplasmanda ise 2-1 mağlup oldu. Bu sonucun ardından iki takım İtalya'da üçüncü bir maça çıktı. Nice, sahadan 5-1 galip ayrılırken, Fenerbahçe organizasyona veda etti.Sarı-lacivertli takım, 1973-1974 sezonunda da Nice'le eşleşti. Fransa'da oynanan ilk maçı Nice 4-0 kazandı, İstanbul'da ise Fenerbahçe 2-0 galip geldi.1985-1986 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Bordeaux'yla eşleşen sarı-lacivertliler, rakibini deplasmanda 3-2 yenerken, İstanbul'da oynanan rövanş müsabakası ise 0-0 bitti. Fenerbahçe, bu sonuçla turu geçen taraf oldu.Üst üste 7 maç kaybetti1994-1995 sezonunda Cannes ile eşleşen Fenerbahçe, 2 maçta da rakibine farklı yenildi. Deplasmanda 4-0 kaybeden sarı-lacivertliler, sahasında da 5-1 mağlup oldu.Fenerbahçe, 2001-2002 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la aynı grupta yer aldı. Lyon, gruptaki ilk maçı 1-0, ikinci maçı 3-1 kazandı.Sarı-lacivertli ekip, 2004-2005 sezonunda da UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la gruplarda karşı karşıya geldi. İstanbul'daki mücadeleyi 3-1 kazanan Lyon, sahasındaki maçtan da 4-2 galip ayrıldı.2009-2010 sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde boy gösteren sarı-lacivertli ekip, son 32 turunda Lille'le eşleşti. Fransa'daki ilk maçı Lille 2-1 kazanırken, İstanbul'da oynanan mücadele ise 1-1 beraberlikle sonuçlandı.Fenerbahçe, bu periyotta Fransız ekipleriyle oynadığı 8 mücadelede 7 yenilgi yaşarken 1 maçtan da beraberlikle ayrıldı.Son 12 maçta 2 kez yenildi2009-2010 sezonunda Lille'e deplasmanda 2-1 kaybeden Fenerbahçe, bu maçın ardından Fransız ekipleriyle çıktığı son 12 müsabakada 3 galibiyet ve 7 beraberlik yaşarken 2 maçta mağlup oldu.Lille ile 1-1 berabere kaldığı maçın ardından 2012-2013 sezonunda UEFA Avrupa Ligi C Grubu'nda boy gösteren sarı-lacivertliler, Marsilya'yla sahasında 2-2 berabere kalırken, deplasmanda ise 1-0 kazandı.Fenerbahçe, 2016-2017 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerinde Monaco'yla eşleşti. 3'üncü eleme turu ilk maçında rakibini sahasında 2-1 mağlup eden sarı-lacivertliler, deplasmanda ise 3-1 kaybetti.2022-2023 sezonunda UEFA Avrupa Ligi B Grubu'nu zirvede tamamlayan Fenerbahçe, grupta 4 galibiyet ve 2 beraberlik elde etti. Sarı-lacivertlilerin yaşadığı 2 beraberlik de Rennes karşısındaydı. Deplasmanda rakibi karşısında 2-0 geriye düşen Fenerbahçe, sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrıldı. Rennes ile İstanbul'da oynanan maçta ise sarı-lacivertli ekip 3-0 geriye düşmesine karşın mücadeleyi 3-3 eşitlikle tamamladı.2024-2025 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda Lille'le eşleşen sarı-lacivertliler, rakibine deplasmanda 2-1 mağlup oldu. Rövanş maçında normal süreyi 1-0 önde tamamlayan Fenerbahçe, 118. dakikada penaltıdan yediği golle rakibiyle 1-1 berabere kalarak yoluna UEFA Avrupa Ligi'nde devam etti. Lig aşamasında Olimpik Lyon'la eşleşen Fenerbahçe, rakibiyle iç sahada 0-0 berabere kaldı.Fenerbahçe, geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde lig aşamasında iç sahadaki ilk maçında Nice ile karşılaştı ve rakibini 2-1 mağlup etti.Sarı-lacivertliler, son olarak ise Olimpik Lyon ise sahasında 1-1 berabere kaldı.Olimpik Lyon&#039;la 7. randevuBugüne kadar Fransız ekipleriyle 26 kez karşı karşıya gelen Fenerbahçe, bu maçların 6'sını Olimpik Lyon'la oynadı.2001-2002 ve 2004-2005 sezonlarında UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Olimpik Lyon'la aynı grupta mücadele eden sarı-lacivertliler, rakibiyle oynadığı 4 maçta da mağlup oldu.İki ekip, daha sonra 2024-2025 sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde karşı karşıya geldi ve İstanbul'daki mücadele 0-0 beraberlikle sonuçlandı.Son olarak iki takım arasında UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turunda oynanan ilk müsabaka 1-1 eşitlikle sona erdi.Fenerbahçe ile Olimpik Lyon arasında oynanan 6 maçta sarı-lacivertliler 5 kez gol sevinci yaşarken Olimpik Lyon ise 12 gol kaydetti.Fenerbahçe'nin Fransız ekipleriyle oynadığı mücadeleler şu şekilde:TarihMaçSkor19.11.1959Fenerbahçe-Nice2-103.12.1959Nice-Fenerbahçe2-123.12.1959Nice-Fenerbahçe5-124.10.1973Nice-Fenerbahçe4-007.11.1973Fenerbahçe-Nice2-018.09.1985Bordeaux-Fenerbahçe2-302.11.1985Fenerbahçe-Bordeaux0-013.09.1994Cannes-Fenerbahçe4-027.09.1994Fenerbahçe-Cannes1-525.09.2001Fenerbahçe-Olimpik Lyon0-117.10.2001Olimpik Lyon-Fenerbahçe3-119.10.2004Fenerbahçe-Olimpik Lyon1-303.11.2004Olimpik Lyon-Fenerbahçe4-218.02.2010Lille-Fenerbahçe2-125.02.2010Fenerbahçe-Lille1-120.09.2012Fenerbahçe-Marsilya2-222.11.2012Marsilya-Fenerbahçe0-127.07.2016Fenerbahçe-Monaco2-103.08.2016Monaco-Fenerbahçe3-115.09.2022Rennes-Fenerbahçe2-227.10.2022Fenerbahçe-Rennes3-306.08.2024Lille-Fenerbahçe2-113.08.2024Fenerbahçe-Lille1-123.01.2025Fenerbahçe-Olimpik Lyon0-002.10.2025Fenerbahçe-Nice2-118.08.2026Fenerbahçe-Olimpik Lyon1-1]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/fenerbahce-fransiz-takimlariyla-27-randevuda.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Şam Uluslararası Fuarı, Türkiye-Suriye ticaretinde ortak yatırımlara kapı aralayacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/sam-uluslararasi-fuari-turkiye-suriye-ticaretinde-ortak-yatirimlara-kapi-aralayacak/898686/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/sam-uluslararasi-fuari-turkiye-suriye-ticaretinde-ortak-yatirimlara-kapi-aralayacak/898686/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Ticaret Bakanı Ömer Bolat: - Distribütörlük ve tedarik anlaşmalarının yanı sıra ortak yatırımların, yerel üretim modellerinin ve uzun vadeli ticari ortaklıkların geliştirilmesi için önemli bir potansiyel bulunduğunu değerlendiriyoruz - Fuarda atılacak her imzayı, yapılacak her görüşmeyi ve kurulacak her yeni iş bağlantısını değerli ve öncelikli buluyorum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : SEDA TOLMAÇ - Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye'de yarın kapılarını açacak 63. Şam Uluslararası Fuarı'nın, iki ülke arasında ortak yatırımların ve yerel üretim modellerinin geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunduğunu bildirdi.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre Bakan Bolat ve Türk iş insanlarından oluşan heyet, yarın Suriye'yi ziyaret edecek.Bakanlık koordinasyonu ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonunda düzenlenecek programda, iki ülke iş insanları yuvarlak masa toplantısında bir araya gelecek. Bakan Bolat, 63. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışına da katılacak ve fuar kapsamında kurulan stantları ziyaret edecek.Önceliğimiz ticari ilişkilerimizi &#039;kazan-kazan&#039; ilkesiyle geliştirmekBolat, AA muhabirine, söz konusu fuarın, iki ülke ticari ilişkilerinde önemli bir yer tuttuğunu söyledi.Suriye ile ticari ilişkileri kazan-kazan ilkesi doğrultusunda kalıcı ve sürdürülebilir zeminde geliştirmenin temel önceliklerden olduğunu belirten Bolat, Bu güçlü zeminin ekonomik ilişkilerimize de yansıdığını müşahede ediyoruz. İki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 3,7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu yılın ocak-temmuz döneminde ise ticaret hacmimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16'nın üzerinde artarak 2,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu ivmeyi, ekonomik ve ticari ilişkilerimizin geleceği açısından son derece kıymetli buluyoruz. dedi.Bolat, fuarın Suriye'nin en köklü ve prestijli uluslararası ticaret organizasyonu olduğunu vurguladı.Fuara geçen yıl 44 ülkeden 800'den fazla firma ve 2 milyonu aşkın ziyaretçinin katıldığı bilgisini veren Bolat, Biz de geçtiğimiz yıl 33 katılımcıyla yer aldığımız fuara, bu yıl ülke olarak yine güçlü bir katılım sağlıyoruz. Açılışını bizzat gerçekleştireceğim programda, Türk ve Suriyeli iş insanlarını doğrudan bir araya getirecek ikili iş görüşmeleri ve yuvarlak masa toplantıları düzenleyeceğiz. diye konuştu.Bolat, fuarda Türkiye'nin 120 metrekarelik standının bulunacağını, burada yöresel ürünlerin tanıtımından tadım organizasyonlarına, halk oyunlarından diğer kültürel faaliyetlere kadar birçok etkinliğin gerçekleştirileceğini ifade etti.Fuarın karşılıklı iletişimi, güveni ve işbirliğini güçlendirmeye de katkı sunacağına işaret eden Bolat, Türkiye olarak komşumuz Suriye ile ticaretin, yatırımların, kurumsal temasların ve insanlar arasındaki etkileşimin birbirini desteklediği kapsamlı ve sürdürülebilir bir ilişki zemininin oluşmasını önemsiyorum. değerlendirmesinde bulundu.Ticaret hacmini 10 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruzBolat, programın Halep ayağına da özel önem verdiklerini, bu kapsamda Şeyh Neccar Sanayi Bölgesi'ni ziyaret edeceklerini ve kentteki iş dünyası temsilcileriyle bir araya geleceklerini, böylece sahadaki üretim ve yatırım imkanlarını yerinde görüp somut işbirliği alanlarını doğrudan değerlendireceklerini dile getirdi.Türkiye'nin Suriye pazarının ihtiyaç duyduğu birçok sektörde önemli bir üretim ve tedarik kapasitesi sunduğuna dikkati çeken Bolat, Bu kapsamda altyapı ve üstyapıdan inşaata, enerjiden lojistiğe, gıda ve tekstilden makineye, kimyadan sağlık hizmetleri ve teknolojiye kadar çok geniş bir alanda Türk ve Suriyeli şirketlerin birlikte değerlendirebileceği önemli fırsatlar görüyoruz. ifadelerini kullandı.Bolat, Suriye'deki ekonomik faaliyetlerin yeniden canlanması ve üretim kapasitesinin geliştirilmesinin, yeni ticaret ve yatırım imkanları ortaya çıkardığını söyledi.Bu güçlü ivmeyi gelecek dönemde daha da ileri taşımak istediklerini aktaran Bolat, 10 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı hedeflediklerini bildirdi.Bolat, Türkiye'nin bu noktada coğrafi yakınlığı, güçlü ve çeşitlendirilmiş üretim altyapısı, lojistik imkanları ve özel sektörün bölge pazarlarındaki tecrübesiyle önemli avantajlara sahip olduğunu ifade etti.İki ülkenin üçüncü pazarlarda birlikte hareket edebilmesini istiyoruzSuriye'yi birlikte değer üretecekleri bir ortaklık alanı olarak değerlendirdiklerini belirten Bolat, şunları kaydetti:Bir Suriyeli şirketin Türkiye'den gerçekleştireceği tedarikin, Türk üreticisine yeni bir pazar açmasını, bir Türk firmasının Suriye'de yapacağı yatırımın Suriyeli bir firmaya yeni bir iş imkanı sağlamasını ve iki ülkenin şirketlerinin üçüncü pazarlarda birlikte hareket edebilmesini istiyoruz. Çünkü sürdürülebilir gerçek ekonomik işbirliğinin yalnızca mal alıp satmaktan değil, birlikte üretmekten, yatırım yapmaktan, teknoloji ve tecrübe paylaşmaktan ve birlikte yeni pazarlara açılmaktan geçtiğine inanıyoruz.Bolat, iki ülke özel sektörleri arasındaki ilişkilerin daha kapsamlı bir yapıya kavuşması arzusunda olduklarını anlattı.Anlaşmalar, ortaklıklar ve projeler açısından fuarın önemine dikkati çeken Bolat, şu değerlendirmede bulundu:Önümüzdeki dönemde iki ülke özel sektörleri arasındaki ilişkilerin yalnızca alıcı-satıcı ilişkisiyle sınırlı kalmayarak daha kapsamlı bir yapıya kavuşmasını arzu ediyoruz. Distribütörlük ve tedarik anlaşmalarının yanı sıra ortak yatırımların, yerel üretim modellerinin ve uzun vadeli ticari ortaklıkların geliştirilmesi için önemli bir potansiyel bulunduğunu değerlendiriyoruz. Bu nedenle fuarda atılacak her imzayı, yapılacak her görüşmeyi ve kurulacak her yeni iş bağlantısını değerli ve öncelikli buluyorum. Nihai hedefimiz, burada başlayan temasların fuar sonrasında da devam ederek uzun vadeli ve sürdürülebilir ekonomik ortaklıklara dönüşmesidir. Bu anlamda organizasyonun temel amaçlarından biri de bugün kurulacak temasların yarının ortak yatırımlarına, üretim projelerine, ihracat bağlantılarına ve yeni istihdam imkanlarına dönüşmesini sağlamaktır.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : SEDA TOLMAÇ - Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye'de yarın kapılarını açacak 63. Şam Uluslararası Fuarı'nın, iki ülke arasında ortak yatırımların ve yerel üretim modellerinin geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunduğunu bildirdi.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre Bakan Bolat ve Türk iş insanlarından oluşan heyet, yarın Suriye'yi ziyaret edecek.Bakanlık koordinasyonu ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonunda düzenlenecek programda, iki ülke iş insanları yuvarlak masa toplantısında bir araya gelecek. Bakan Bolat, 63. Şam Uluslararası Fuarı'nın açılışına da katılacak ve fuar kapsamında kurulan stantları ziyaret edecek.Önceliğimiz ticari ilişkilerimizi &#039;kazan-kazan&#039; ilkesiyle geliştirmekBolat, AA muhabirine, söz konusu fuarın, iki ülke ticari ilişkilerinde önemli bir yer tuttuğunu söyledi.Suriye ile ticari ilişkileri kazan-kazan ilkesi doğrultusunda kalıcı ve sürdürülebilir zeminde geliştirmenin temel önceliklerden olduğunu belirten Bolat, Bu güçlü zeminin ekonomik ilişkilerimize de yansıdığını müşahede ediyoruz. İki ülke arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 3,7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu yılın ocak-temmuz döneminde ise ticaret hacmimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16'nın üzerinde artarak 2,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu ivmeyi, ekonomik ve ticari ilişkilerimizin geleceği açısından son derece kıymetli buluyoruz. dedi.Bolat, fuarın Suriye'nin en köklü ve prestijli uluslararası ticaret organizasyonu olduğunu vurguladı.Fuara geçen yıl 44 ülkeden 800'den fazla firma ve 2 milyonu aşkın ziyaretçinin katıldığı bilgisini veren Bolat, Biz de geçtiğimiz yıl 33 katılımcıyla yer aldığımız fuara, bu yıl ülke olarak yine güçlü bir katılım sağlıyoruz. Açılışını bizzat gerçekleştireceğim programda, Türk ve Suriyeli iş insanlarını doğrudan bir araya getirecek ikili iş görüşmeleri ve yuvarlak masa toplantıları düzenleyeceğiz. diye konuştu.Bolat, fuarda Türkiye'nin 120 metrekarelik standının bulunacağını, burada yöresel ürünlerin tanıtımından tadım organizasyonlarına, halk oyunlarından diğer kültürel faaliyetlere kadar birçok etkinliğin gerçekleştirileceğini ifade etti.Fuarın karşılıklı iletişimi, güveni ve işbirliğini güçlendirmeye de katkı sunacağına işaret eden Bolat, Türkiye olarak komşumuz Suriye ile ticaretin, yatırımların, kurumsal temasların ve insanlar arasındaki etkileşimin birbirini desteklediği kapsamlı ve sürdürülebilir bir ilişki zemininin oluşmasını önemsiyorum. değerlendirmesinde bulundu.Ticaret hacmini 10 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruzBolat, programın Halep ayağına da özel önem verdiklerini, bu kapsamda Şeyh Neccar Sanayi Bölgesi'ni ziyaret edeceklerini ve kentteki iş dünyası temsilcileriyle bir araya geleceklerini, böylece sahadaki üretim ve yatırım imkanlarını yerinde görüp somut işbirliği alanlarını doğrudan değerlendireceklerini dile getirdi.Türkiye'nin Suriye pazarının ihtiyaç duyduğu birçok sektörde önemli bir üretim ve tedarik kapasitesi sunduğuna dikkati çeken Bolat, Bu kapsamda altyapı ve üstyapıdan inşaata, enerjiden lojistiğe, gıda ve tekstilden makineye, kimyadan sağlık hizmetleri ve teknolojiye kadar çok geniş bir alanda Türk ve Suriyeli şirketlerin birlikte değerlendirebileceği önemli fırsatlar görüyoruz. ifadelerini kullandı.Bolat, Suriye'deki ekonomik faaliyetlerin yeniden canlanması ve üretim kapasitesinin geliştirilmesinin, yeni ticaret ve yatırım imkanları ortaya çıkardığını söyledi.Bu güçlü ivmeyi gelecek dönemde daha da ileri taşımak istediklerini aktaran Bolat, 10 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı hedeflediklerini bildirdi.Bolat, Türkiye'nin bu noktada coğrafi yakınlığı, güçlü ve çeşitlendirilmiş üretim altyapısı, lojistik imkanları ve özel sektörün bölge pazarlarındaki tecrübesiyle önemli avantajlara sahip olduğunu ifade etti.İki ülkenin üçüncü pazarlarda birlikte hareket edebilmesini istiyoruzSuriye'yi birlikte değer üretecekleri bir ortaklık alanı olarak değerlendirdiklerini belirten Bolat, şunları kaydetti:Bir Suriyeli şirketin Türkiye'den gerçekleştireceği tedarikin, Türk üreticisine yeni bir pazar açmasını, bir Türk firmasının Suriye'de yapacağı yatırımın Suriyeli bir firmaya yeni bir iş imkanı sağlamasını ve iki ülkenin şirketlerinin üçüncü pazarlarda birlikte hareket edebilmesini istiyoruz. Çünkü sürdürülebilir gerçek ekonomik işbirliğinin yalnızca mal alıp satmaktan değil, birlikte üretmekten, yatırım yapmaktan, teknoloji ve tecrübe paylaşmaktan ve birlikte yeni pazarlara açılmaktan geçtiğine inanıyoruz.Bolat, iki ülke özel sektörleri arasındaki ilişkilerin daha kapsamlı bir yapıya kavuşması arzusunda olduklarını anlattı.Anlaşmalar, ortaklıklar ve projeler açısından fuarın önemine dikkati çeken Bolat, şu değerlendirmede bulundu:Önümüzdeki dönemde iki ülke özel sektörleri arasındaki ilişkilerin yalnızca alıcı-satıcı ilişkisiyle sınırlı kalmayarak daha kapsamlı bir yapıya kavuşmasını arzu ediyoruz. Distribütörlük ve tedarik anlaşmalarının yanı sıra ortak yatırımların, yerel üretim modellerinin ve uzun vadeli ticari ortaklıkların geliştirilmesi için önemli bir potansiyel bulunduğunu değerlendiriyoruz. Bu nedenle fuarda atılacak her imzayı, yapılacak her görüşmeyi ve kurulacak her yeni iş bağlantısını değerli ve öncelikli buluyorum. Nihai hedefimiz, burada başlayan temasların fuar sonrasında da devam ederek uzun vadeli ve sürdürülebilir ekonomik ortaklıklara dönüşmesidir. Bu anlamda organizasyonun temel amaçlarından biri de bugün kurulacak temasların yarının ortak yatırımlarına, üretim projelerine, ihracat bağlantılarına ve yeni istihdam imkanlarına dönüşmesini sağlamaktır.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/sam-uluslararasi-fuari-turkiye-suriye-ticaretinde-ortak-yatirimlara-kapi-aralayacak.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Trabzonspor'un 208. yabancı oyuncusu Fabinho</title>
      <link>https://www.canligaste.com/trabzonspor-un-208-yabanci-oyuncusu-fabinho/898685/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/trabzonspor-un-208-yabanci-oyuncusu-fabinho/898685/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Brezilyalı orta alan oyuncusu, bordo-mavili kulübün 59 yıllık tarihindeki 208. yabancı futbolcusu olarak kayıtlara geçti - Karadeniz ekibinde, 19 futbolcuyla en fazla forma giyen yabancı oyuncular Brezilyalılar oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- SELÇUK KILIÇ - Trabzonspor'un anlaşmaya vardığı Brezilyalı yıldız oyuncu Fabinho, kulübün 208. yabancı futbolcusu olarak kayıtlara geçti.32 yaşındaki orta alan oyuncusu ile 2 yıllık sözleşme imzalayan bordo-mavililer, 59 yıllık tarihinde 54 ülkeden futbolcu transferi gerçekleştirdi.Rumen futbolcu Reculen Koska ile ikinci ligde 1970-1971 sezonunda ilk yabancı oyuncu transferini gerçekleştiren bordo-mavililer, Süper Lig'de ise 1985-1986 sezonunda Alman futbolcu Jürgen Groh'u kadrosuna kattı.En fazla Brezilyalı oyuncular forma giydiTrabzonspor'da en fazla forma giyen yabancı oyuncular, Brezilyalı oldu.Fabinho'nun transferiyle Güney Amerika ülkesinden 19. futbolcuyla sözleşme imzalayan Karadeniz ekibi, Belçika'dan ise 10 oyuncuyu renklerine bağladı.Doğan döneminde 38. yabancı oyuncu transferiBordo-mavili kulüpte Mart 2023'te göreve gelen başkan Ertuğrul Doğan döneminde 38 yabancı oyuncu transfer edildi.Trabzonspor'da Doğan başkanlığında Kourbelis, Fernandez, Orsic, Benkovic, Teklic, Fountas, Mendy, Pepe, Onuachu, Bakic, Meunier, Nwakaeme, Draguş, Lundstram, Barisic, Batagov, Cham, Malheiro, Savic, Banza, Sikan, Zubkov, Folcarelli, Pina, Augusto, Olaigbe, Oulai, Bouchouari, Muçi, Onana, Nwaiwu, Lovik, Cabral, Malinovskyi, Saviolo, Mitongo, Salah ve Fabinho kadroya dahil edildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- SELÇUK KILIÇ - Trabzonspor'un anlaşmaya vardığı Brezilyalı yıldız oyuncu Fabinho, kulübün 208. yabancı futbolcusu olarak kayıtlara geçti.32 yaşındaki orta alan oyuncusu ile 2 yıllık sözleşme imzalayan bordo-mavililer, 59 yıllık tarihinde 54 ülkeden futbolcu transferi gerçekleştirdi.Rumen futbolcu Reculen Koska ile ikinci ligde 1970-1971 sezonunda ilk yabancı oyuncu transferini gerçekleştiren bordo-mavililer, Süper Lig'de ise 1985-1986 sezonunda Alman futbolcu Jürgen Groh'u kadrosuna kattı.En fazla Brezilyalı oyuncular forma giydiTrabzonspor'da en fazla forma giyen yabancı oyuncular, Brezilyalı oldu.Fabinho'nun transferiyle Güney Amerika ülkesinden 19. futbolcuyla sözleşme imzalayan Karadeniz ekibi, Belçika'dan ise 10 oyuncuyu renklerine bağladı.Doğan döneminde 38. yabancı oyuncu transferiBordo-mavili kulüpte Mart 2023'te göreve gelen başkan Ertuğrul Doğan döneminde 38 yabancı oyuncu transfer edildi.Trabzonspor'da Doğan başkanlığında Kourbelis, Fernandez, Orsic, Benkovic, Teklic, Fountas, Mendy, Pepe, Onuachu, Bakic, Meunier, Nwakaeme, Draguş, Lundstram, Barisic, Batagov, Cham, Malheiro, Savic, Banza, Sikan, Zubkov, Folcarelli, Pina, Augusto, Olaigbe, Oulai, Bouchouari, Muçi, Onana, Nwaiwu, Lovik, Cabral, Malinovskyi, Saviolo, Mitongo, Salah ve Fabinho kadroya dahil edildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/trabzonspor-un-208-yabanci-oyuncusu-fabinho.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Ham petrol devi Rusya rafineri açmazında</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-ham-petrol-devi-rusya-rafineri-acmazinda/898684/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-ham-petrol-devi-rusya-rafineri-acmazinda/898684/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Dünyanın ikinci büyük ham petrol üreticisi Rusya'da rafineri işleme hacmi temmuzda geçen yıl ortalamasının yüzde 28 altında kalırken, benzin üretimi iç talebin yüzde 65'ini karşılayabilecek seviyeye geriledi - Moskova, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek için temmuz sonundan bu yana deniz yoluyla 1 milyon varilin üzerinde benzin ithal etti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : DUYGU ALHAN - Ukrayna'nın Rus enerji altyapısına yönelik yoğunlaşan saldırıları, ülkede rafineri faaliyetlerini sekteye uğratarak dünyanın önde gelen petrol üreticisi ve ihracatçısı konumundaki ülkeyi petrol ürünü ithalatına itiyor.AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, Rusya'nın enerji gelirlerini azaltarak savaşın finansmanını sekteye uğratmayı amaçlayan Ukrayna, son dönemde özellikle ülkenin rafineri ve ihracat altyapısını hedef alıyor.Ağustosta Orsk, TANECO, Ilsky, Bashneft-Novoil ve Yaroslavl dahil çok sayıda rafineri saldırıların hedefi olurken, temmuz sonundan itibaren Volgograd, Saratov ve Ryazan gibi büyük tesislerde de üretim kesintileri yaşandı.S&amp;P Global Energy uzmanlarının tahminlerine göre, Rus rafinerilerinde işlenen ham petrol miktarı temmuzda günlük ortalama 3,7 milyon varile gerileyerek geçen yıl ortalamasının yüzde 28 altında gerçekleşti.Rafineri faaliyetlerindeki bu düşüş benzin üretimine de yansırken, Moskova yakıt arzında darboğaza girdi. Bu kapsamda ülkenin benzin üretimi temmuz başında mevsimsel iç talebin yaklaşık yüzde 65'ini karşılayabilecek seviyeye kadar gerilerken, bazı bölgelerde akaryakıt istasyonlarında satışlara sınırlamalar getirildi.Rus hükümeti, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla benzin ihracatına yönelik geçici yasağı 31 Ocak 2027'ye kadar uzatırken, petrol şirketlerinden sorun yaşanan bölgelere sevkiyatları artırmalarını istedi.Dev petrol üreticisi benzin ithalatına yöneldiDünyanın ikinci büyük ham petrol üreticisi Rusya'da rafineri faaliyetlerindeki aksamalar nedeniyle iç piyasadaki yakıt arzında sıkıntı yaşayan Moskova yönetimi, ayrıca dış kaynaklardan petrol ürünü tedarikini artırma yoluna gitti.S&amp;P Global Commodities at Sea (CAS) ve Kpler gemi takip verilerine göre, Rusya, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek için temmuz sonundan bu yana deniz yoluyla 1 milyon varilin üzerinde benzin ithal etti.Bu doğrultuda, Hindistan menşeli toplam 1 milyon 6 bin varil benzin Mısır üzerinden Moskova'ya sevk edilirken, Fas'tan yüklenen menşei belirsiz 300 bin varillik benzin kargosu da ülkeye ulaştı.Öte yandan Rusya, deniz yoluyla yapılan ithalatın yanı sıra Belarus ve Kazakistan'dan da benzin tedarik etti.Sektör kaynaklarından derlenen verilere göre, Belarus'tan Rusya'ya demir yoluyla yapılan benzin sevkiyatı temmuzda önceki aya göre yüzde 13 artarak 212 bin tona ulaşırken, Kazakistan da aynı ay Rusya'ya yaklaşık 1000 tonluk benzin sevkiyatı gerçekleştirdi.Ham petrol ve petrol ürünü ihracatında zıt seyirRafinaj sektöründe yaşanan aksaklıklar sürerken, Rusya'nın ham petrol ve petrol ürünü ihracatındaki ters yönlü seyir dikkati çekiyor.Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, Rusya'nın petrol ürünü ihracatı temmuzda önceki aya göre günlük 400 bin varil azalarak 1,4 milyon varile geriledi. İhracat geçen yılın aynı dönemine göre de günlük 1,3 milyon varil düştü.Buna karşın, ülkenin ham petrol ihracatı temmuzda aylık bazda günlük 200 bin varil azalarak 5,6 milyon varile gerilese de geçen yılın aynı ayına göre günlük 800 bin varil arttı. Bu durum, Rusya'nın ham petrol ihracatını sürdürebildiğini ancak rafinerilerine yönelik saldırıların benzin ve motorin üretimini sekteye uğrattığını ortaya koyuyor.Rusya&#039;nın güvenilir petrol tedarikçisi konumu sorgulanıyorEnergy Aspects Kıdemli Petrol Ürünleri Analisti Natalia Losada, AA muhabirine, Rusya'nın ağırlıklı olarak benzin ve jet yakıtı ithal ettiğini belirterek, Bu oldukça sıra dışı bir gelişme ve Rusya'nın rafinaj sisteminin ciddi ölçüde zayıfladığını ortaya koyuyor. dedi.Losada, mevcut yakıt arzı üzerindeki baskının büyük ölçüde Ukrayna'nın saldırılarından kaynaklandığını ifade ederek, Ukrayna'nın saldırılarının devam ettiği bir senaryoda küresel arz dengeleri, özellikle motorin piyasasında, önemli ölçüde sıkı kalabilir. Bununla birlikte, Rusya'nın yakıt talebinin kış aylarında yaza kıyasla azalması bir miktar rahatlama sağlayabilir. değerlendirmesinde bulundu.Oslo Üniversitesinde Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Francesco Sassi de Rusya'nın petrol ürünleri ithalatçısı konumuna gelmesinin ülkenin enerji güvenliği açısından risk oluşturduğuna dikkati çekerek, Rusya'nın petrol ürünleri ithalatçısı konumuna gelmesi, Moskova'nın enerji güvenliği açısından açık bir tehdit oluştururken, uzun vadede ekonomik olarak sürdürülemez. yorumunu yaptı.Sassi, Rusya'nın küresel enerji düzenindeki konumunun, petrolün taşınması ve depolanmasına yönelik altyapı ile rafinaj ve dağıtım tesislerinin güvenliğine dayandığına işaret ederek, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla yürüttüğü saldırı stratejisi bu güvenlik standardını ortadan kaldırarak Rusya'nın petrol ihracatının güvenilirliğini ciddi biçimde sorgulanır hale getirdi. ifadelerini kullandı.Küresel petrol ürünleri arzı riske girebilirICIS'te Kıdemli Petrokimya Uzmanı Paolo Scafetta da rafineri kesintilerinin sürmesi halinde Rusya'nın daha fazla petrol ürününü iç piyasada tutmak ve ilave benzin ile motorin tedarik etmek zorunda kalabileceğini aktardı.Scafetta, bu durumun petrol ürünü ihracatının azalması ve ithalatın artması anlamına geldiğine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:Bu durum, halihazırda arzın kısıtlı olduğu küresel petrol ürünleri piyasası üzerindeki baskıyı artırabilir. Avrupalı alıcılar, motorin ve jet yakıtı gibi rafine petrol ürünlerinin tedarikinde Rus alıcılarla giderek daha fazla rekabet etmek zorunda kalabilir. Bu da Avrupa motorin piyasasında arzın daralmasına ve rafineri marjlarının desteklenmesine yol açabilir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : DUYGU ALHAN - Ukrayna'nın Rus enerji altyapısına yönelik yoğunlaşan saldırıları, ülkede rafineri faaliyetlerini sekteye uğratarak dünyanın önde gelen petrol üreticisi ve ihracatçısı konumundaki ülkeyi petrol ürünü ithalatına itiyor.AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, Rusya'nın enerji gelirlerini azaltarak savaşın finansmanını sekteye uğratmayı amaçlayan Ukrayna, son dönemde özellikle ülkenin rafineri ve ihracat altyapısını hedef alıyor.Ağustosta Orsk, TANECO, Ilsky, Bashneft-Novoil ve Yaroslavl dahil çok sayıda rafineri saldırıların hedefi olurken, temmuz sonundan itibaren Volgograd, Saratov ve Ryazan gibi büyük tesislerde de üretim kesintileri yaşandı.S&amp;P Global Energy uzmanlarının tahminlerine göre, Rus rafinerilerinde işlenen ham petrol miktarı temmuzda günlük ortalama 3,7 milyon varile gerileyerek geçen yıl ortalamasının yüzde 28 altında gerçekleşti.Rafineri faaliyetlerindeki bu düşüş benzin üretimine de yansırken, Moskova yakıt arzında darboğaza girdi. Bu kapsamda ülkenin benzin üretimi temmuz başında mevsimsel iç talebin yaklaşık yüzde 65'ini karşılayabilecek seviyeye kadar gerilerken, bazı bölgelerde akaryakıt istasyonlarında satışlara sınırlamalar getirildi.Rus hükümeti, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla benzin ihracatına yönelik geçici yasağı 31 Ocak 2027'ye kadar uzatırken, petrol şirketlerinden sorun yaşanan bölgelere sevkiyatları artırmalarını istedi.Dev petrol üreticisi benzin ithalatına yöneldiDünyanın ikinci büyük ham petrol üreticisi Rusya'da rafineri faaliyetlerindeki aksamalar nedeniyle iç piyasadaki yakıt arzında sıkıntı yaşayan Moskova yönetimi, ayrıca dış kaynaklardan petrol ürünü tedarikini artırma yoluna gitti.S&amp;P Global Commodities at Sea (CAS) ve Kpler gemi takip verilerine göre, Rusya, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek için temmuz sonundan bu yana deniz yoluyla 1 milyon varilin üzerinde benzin ithal etti.Bu doğrultuda, Hindistan menşeli toplam 1 milyon 6 bin varil benzin Mısır üzerinden Moskova'ya sevk edilirken, Fas'tan yüklenen menşei belirsiz 300 bin varillik benzin kargosu da ülkeye ulaştı.Öte yandan Rusya, deniz yoluyla yapılan ithalatın yanı sıra Belarus ve Kazakistan'dan da benzin tedarik etti.Sektör kaynaklarından derlenen verilere göre, Belarus'tan Rusya'ya demir yoluyla yapılan benzin sevkiyatı temmuzda önceki aya göre yüzde 13 artarak 212 bin tona ulaşırken, Kazakistan da aynı ay Rusya'ya yaklaşık 1000 tonluk benzin sevkiyatı gerçekleştirdi.Ham petrol ve petrol ürünü ihracatında zıt seyirRafinaj sektöründe yaşanan aksaklıklar sürerken, Rusya'nın ham petrol ve petrol ürünü ihracatındaki ters yönlü seyir dikkati çekiyor.Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, Rusya'nın petrol ürünü ihracatı temmuzda önceki aya göre günlük 400 bin varil azalarak 1,4 milyon varile geriledi. İhracat geçen yılın aynı dönemine göre de günlük 1,3 milyon varil düştü.Buna karşın, ülkenin ham petrol ihracatı temmuzda aylık bazda günlük 200 bin varil azalarak 5,6 milyon varile gerilese de geçen yılın aynı ayına göre günlük 800 bin varil arttı. Bu durum, Rusya'nın ham petrol ihracatını sürdürebildiğini ancak rafinerilerine yönelik saldırıların benzin ve motorin üretimini sekteye uğrattığını ortaya koyuyor.Rusya&#039;nın güvenilir petrol tedarikçisi konumu sorgulanıyorEnergy Aspects Kıdemli Petrol Ürünleri Analisti Natalia Losada, AA muhabirine, Rusya'nın ağırlıklı olarak benzin ve jet yakıtı ithal ettiğini belirterek, Bu oldukça sıra dışı bir gelişme ve Rusya'nın rafinaj sisteminin ciddi ölçüde zayıfladığını ortaya koyuyor. dedi.Losada, mevcut yakıt arzı üzerindeki baskının büyük ölçüde Ukrayna'nın saldırılarından kaynaklandığını ifade ederek, Ukrayna'nın saldırılarının devam ettiği bir senaryoda küresel arz dengeleri, özellikle motorin piyasasında, önemli ölçüde sıkı kalabilir. Bununla birlikte, Rusya'nın yakıt talebinin kış aylarında yaza kıyasla azalması bir miktar rahatlama sağlayabilir. değerlendirmesinde bulundu.Oslo Üniversitesinde Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Francesco Sassi de Rusya'nın petrol ürünleri ithalatçısı konumuna gelmesinin ülkenin enerji güvenliği açısından risk oluşturduğuna dikkati çekerek, Rusya'nın petrol ürünleri ithalatçısı konumuna gelmesi, Moskova'nın enerji güvenliği açısından açık bir tehdit oluştururken, uzun vadede ekonomik olarak sürdürülemez. yorumunu yaptı.Sassi, Rusya'nın küresel enerji düzenindeki konumunun, petrolün taşınması ve depolanmasına yönelik altyapı ile rafinaj ve dağıtım tesislerinin güvenliğine dayandığına işaret ederek, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla yürüttüğü saldırı stratejisi bu güvenlik standardını ortadan kaldırarak Rusya'nın petrol ihracatının güvenilirliğini ciddi biçimde sorgulanır hale getirdi. ifadelerini kullandı.Küresel petrol ürünleri arzı riske girebilirICIS'te Kıdemli Petrokimya Uzmanı Paolo Scafetta da rafineri kesintilerinin sürmesi halinde Rusya'nın daha fazla petrol ürününü iç piyasada tutmak ve ilave benzin ile motorin tedarik etmek zorunda kalabileceğini aktardı.Scafetta, bu durumun petrol ürünü ihracatının azalması ve ithalatın artması anlamına geldiğine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:Bu durum, halihazırda arzın kısıtlı olduğu küresel petrol ürünleri piyasası üzerindeki baskıyı artırabilir. Avrupalı alıcılar, motorin ve jet yakıtı gibi rafine petrol ürünlerinin tedarikinde Rus alıcılarla giderek daha fazla rekabet etmek zorunda kalabilir. Bu da Avrupa motorin piyasasında arzın daralmasına ve rafineri marjlarının desteklenmesine yol açabilir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/grafikli-ham-petrol-devi-rusya-rafineri-acmazinda.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Marmara'nın Prens Adaları açıklarında nadir görülen türler yeniden gözlemlendi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/marmara-nin-prens-adalari-aciklarinda-nadir-gorulen-turler-yeniden-gozlemlendi/898683/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/marmara-nin-prens-adalari-aciklarinda-nadir-gorulen-turler-yeniden-gozlemlendi/898683/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Prens Adaları çevresindeki dalışlarda, son yıllarda nadiren görülen dülger balığı, camgöz ve domuz köpek balığının yanı sıra ahtapot ve ıstakoz gibi çok sayıda canlı türü görüntülendi - Dalgıçların kayıtları, Marmara Denizi'nin İstanbul'un hemen yanı başında devam eden su altı yaşamını gözler önüne serdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - Marmara Denizi'nin İstanbul'a uzanan su altı yaşamının izini Prens Adaları açıklarındaki dalış noktalarında süren dalgıçlar, son yıllarda nadiren görülen bazı türlerle yeniden karşılaşırken bölgedeki canlı çeşitliliği de dikkati çekiyor.İstanbul'un önemli dalış rotaları arasında yer alan Prens Adaları çevresindeki Viranbağlar, Yelkenkaya, Kurşun Burnu, Sivri Ada, Kalpazankaya, Hastane Altı, Terk-i Dünya ve At Mezarlığı, farklı su altı yapıları ve canlılarıyla dalgıçların ilgisini çekiyor.Dalışlarda kayalıkların arasında hareket eden balıklar, deniz tabanındaki kabuklular ve mercanlar su altı kameralarıyla görüntülenirken, karşılaşılan tür çeşitliliği Marmara Denizi'nde yaşamın farklı alanlarda devam ettiğini ortaya koyuyor.Bölgede dülger balığı, deniz yıldızı, ahtapot, çalpara, deniz iğnesi, deniz tavşanı, horozbina, iskorpit, kaya balığı, keşiş yengeci, kırlangıç, kırmızı dudaklı kaya balığı, tavuskuşu kuyruğu, pavurya, hani balığı, yengeç, deniz kalemi, anemon, gelincik, dikenli vatoz, mercan, kalamar, kikla, pina, pisi balığı, trakonya, deniz patlıcanı, vatoz, yeşil anemon, tüy yıldızı, sünger ve ıstakoz gibi çok sayıda canlı gözlemleniyor.Bazı dalışlarda aynı türün farklı yaşam evrelerine de rastlanırken, yumurtalı iskorpitlerin görülmesi bölgedeki canlıların üreme döneminin de devam ettiğine işaret ediyor.Prens Adaları çevresindeki dalışlarda kaydedilen görüntüler, kayalıkların arasında ve deniz tabanında sürdürülen zengin yaşamı gözler önüne seriyor.At Mezarlığı&#039;nda geçmişin izleri de görülüyorBüyükada'nın Sedef Adası'na bakan güney kıyılarında bulunan At Mezarlığı, kayalık yapısı ve farklı derinlikleriyle bölgedeki dalış noktalarından biri olarak öne çıkıyor.Dalış eğitmeni Mehmet Karail, AA muhabirine, bölgede gerçekleştirdikleri dalışlarda geçmişten kalan atlara ait büyük kemiklere rastladıklarını belirtti.Karail, geçmişten kalan bu izlerin arasında bugün farklı canlıların hareketliliğinin gözlemlendiğini söyledi.Daha önce nadiren görülen türlerle yeniden karşılaşıyorlarUzun yıllardır Marmara'da dalış yaptığını belirten Karail, daha önce nadiren gözlemledikleri veya uzun süredir karşılaşmadıkları bazı türleri son dönemlerde yeniden görmeye başladıklarını aktardı.Karail, bu canlılar arasında özellikle dülger balığı, camgöz ve domuz köpek balığının dikkati çektiğini belirtti.Prens Adaları çevresindeki son gece dalışlarından birinde aynı anda 3 dülger balığı gözlemlediklerini anlatan Karail, uzun süredir karşılaşılmayan bir türü birden fazla bireyle görmenin kendileri açısından sevindirici olduğunu söyledi.Karail, bir başka dikkat çekici karşılaşmanın ise yaklaşık 60 santimetre büyüklüğündeki camgöz olduğunu belirterek, son dönemde domuz köpek balığının da daha sık gözlemlendiğini, ahtapot ve ıstakoz gibi canlılarla da dalışlarda karşılaşmaya devam ettiklerini dile getirdi.Marmara farklı yaşamları bir arada barındırıyorMarmara Denizi'nin yalnızca bir su kütlesinden ibaret olmadığını belirten Karail, Akdeniz, Ege ve Karadeniz'den gelen suların yanı sıra Marmara'nın kendi oluşturduğu sistemin farklı derinliklerde farklı yaşam alanlarının oluşmasına katkı sağladığını anlattı.Bu yapının Marmara'daki su altı yaşamının farklı bölgelerde devam etmesine imkan sağladığını ifade eden Karail, yoğun avcılık ve kentsel atıklar gibi insan kaynaklı baskılara rağmen denizin yaşamını sürdürmeye çalıştığını dile getirdi.Dalgıçların gözlemlediği değişimin yalnızca büyük canlılarla sınırlı olmadığını vurgulayan Karail, su altındaki besin zincirinin en altındaki planktonlardan daha büyük canlılara kadar farklı canlı gruplarında hareketlilik gözlemlediklerini aktardı.Bir zamanlar burası denizdi demek istemiyoruzKarail, Marmara'nın korunmasının gelecek nesiller açısından önemli olduğunu vurgulayarak, dalgıçların su altında gördüklerini görüntüleyerek ve anlatarak denizin yaşamını görünür kılmaya çalıştığını söyledi.Dalgıçların Marmara'nın su altındaki yaşamını gelecek nesillere aktarmayı bir sorumluluk olarak gördüğünü belirten Karail, çocuklara ve torunlara Bir zamanlar burası denizdi. demek istemediklerini dile getirdi.Karail, denize bırakılan atıkların ve yoğun insan faaliyetlerinin Marmara'nın geleceğini tehdit ettiğine dikkati çekerek, bireysel olarak daha duyarlı olunması ve denize atık bırakılmaması çağrısında bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ŞADUMAN TÜRKAY - Marmara Denizi'nin İstanbul'a uzanan su altı yaşamının izini Prens Adaları açıklarındaki dalış noktalarında süren dalgıçlar, son yıllarda nadiren görülen bazı türlerle yeniden karşılaşırken bölgedeki canlı çeşitliliği de dikkati çekiyor.İstanbul'un önemli dalış rotaları arasında yer alan Prens Adaları çevresindeki Viranbağlar, Yelkenkaya, Kurşun Burnu, Sivri Ada, Kalpazankaya, Hastane Altı, Terk-i Dünya ve At Mezarlığı, farklı su altı yapıları ve canlılarıyla dalgıçların ilgisini çekiyor.Dalışlarda kayalıkların arasında hareket eden balıklar, deniz tabanındaki kabuklular ve mercanlar su altı kameralarıyla görüntülenirken, karşılaşılan tür çeşitliliği Marmara Denizi'nde yaşamın farklı alanlarda devam ettiğini ortaya koyuyor.Bölgede dülger balığı, deniz yıldızı, ahtapot, çalpara, deniz iğnesi, deniz tavşanı, horozbina, iskorpit, kaya balığı, keşiş yengeci, kırlangıç, kırmızı dudaklı kaya balığı, tavuskuşu kuyruğu, pavurya, hani balığı, yengeç, deniz kalemi, anemon, gelincik, dikenli vatoz, mercan, kalamar, kikla, pina, pisi balığı, trakonya, deniz patlıcanı, vatoz, yeşil anemon, tüy yıldızı, sünger ve ıstakoz gibi çok sayıda canlı gözlemleniyor.Bazı dalışlarda aynı türün farklı yaşam evrelerine de rastlanırken, yumurtalı iskorpitlerin görülmesi bölgedeki canlıların üreme döneminin de devam ettiğine işaret ediyor.Prens Adaları çevresindeki dalışlarda kaydedilen görüntüler, kayalıkların arasında ve deniz tabanında sürdürülen zengin yaşamı gözler önüne seriyor.At Mezarlığı&#039;nda geçmişin izleri de görülüyorBüyükada'nın Sedef Adası'na bakan güney kıyılarında bulunan At Mezarlığı, kayalık yapısı ve farklı derinlikleriyle bölgedeki dalış noktalarından biri olarak öne çıkıyor.Dalış eğitmeni Mehmet Karail, AA muhabirine, bölgede gerçekleştirdikleri dalışlarda geçmişten kalan atlara ait büyük kemiklere rastladıklarını belirtti.Karail, geçmişten kalan bu izlerin arasında bugün farklı canlıların hareketliliğinin gözlemlendiğini söyledi.Daha önce nadiren görülen türlerle yeniden karşılaşıyorlarUzun yıllardır Marmara'da dalış yaptığını belirten Karail, daha önce nadiren gözlemledikleri veya uzun süredir karşılaşmadıkları bazı türleri son dönemlerde yeniden görmeye başladıklarını aktardı.Karail, bu canlılar arasında özellikle dülger balığı, camgöz ve domuz köpek balığının dikkati çektiğini belirtti.Prens Adaları çevresindeki son gece dalışlarından birinde aynı anda 3 dülger balığı gözlemlediklerini anlatan Karail, uzun süredir karşılaşılmayan bir türü birden fazla bireyle görmenin kendileri açısından sevindirici olduğunu söyledi.Karail, bir başka dikkat çekici karşılaşmanın ise yaklaşık 60 santimetre büyüklüğündeki camgöz olduğunu belirterek, son dönemde domuz köpek balığının da daha sık gözlemlendiğini, ahtapot ve ıstakoz gibi canlılarla da dalışlarda karşılaşmaya devam ettiklerini dile getirdi.Marmara farklı yaşamları bir arada barındırıyorMarmara Denizi'nin yalnızca bir su kütlesinden ibaret olmadığını belirten Karail, Akdeniz, Ege ve Karadeniz'den gelen suların yanı sıra Marmara'nın kendi oluşturduğu sistemin farklı derinliklerde farklı yaşam alanlarının oluşmasına katkı sağladığını anlattı.Bu yapının Marmara'daki su altı yaşamının farklı bölgelerde devam etmesine imkan sağladığını ifade eden Karail, yoğun avcılık ve kentsel atıklar gibi insan kaynaklı baskılara rağmen denizin yaşamını sürdürmeye çalıştığını dile getirdi.Dalgıçların gözlemlediği değişimin yalnızca büyük canlılarla sınırlı olmadığını vurgulayan Karail, su altındaki besin zincirinin en altındaki planktonlardan daha büyük canlılara kadar farklı canlı gruplarında hareketlilik gözlemlediklerini aktardı.Bir zamanlar burası denizdi demek istemiyoruzKarail, Marmara'nın korunmasının gelecek nesiller açısından önemli olduğunu vurgulayarak, dalgıçların su altında gördüklerini görüntüleyerek ve anlatarak denizin yaşamını görünür kılmaya çalıştığını söyledi.Dalgıçların Marmara'nın su altındaki yaşamını gelecek nesillere aktarmayı bir sorumluluk olarak gördüğünü belirten Karail, çocuklara ve torunlara Bir zamanlar burası denizdi. demek istemediklerini dile getirdi.Karail, denize bırakılan atıkların ve yoğun insan faaliyetlerinin Marmara'nın geleceğini tehdit ettiğine dikkati çekerek, bireysel olarak daha duyarlı olunması ve denize atık bırakılmaması çağrısında bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>TEDMEM'in raporunda lise mezunlarına yapay zeka ehliyeti verilmesi önerildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tedmem-in-raporunda-lise-mezunlarina-yapay-zeka-ehliyeti-verilmesi-onerildi/898682/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tedmem-in-raporunda-lise-mezunlarina-yapay-zeka-ehliyeti-verilmesi-onerildi/898682/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu: - Öğrencilerimizin yapay zekayı güvenle kullanabilecek yetkinliğe sahip olması lazım. Öğretmenlerimizin bu yetkinliği verecek donanıma sahip olması lazım - 21. yüzyılda ülkenin bekasını ilgilendirecek teknolojik dönüşümlere ayak uydurmak için yeterlik yetmez, yetkinliğe sahip olmamız gerekir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : ŞEYMA GÜVEN - Türk Eğitim Derneğinin (TED) düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından yapay zeka okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilen lise mezunlarına Yapay Zeka Ehliyeti verilmesi önerildi.TEDMEM, yapay zekanın eğitimdeki ve toplumdaki dönüştürücü etkisini incelediği Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri başlıklı raporunu yayımladı.ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 11 ülkedeki uygulamaların Türkiye ile karşılaştırıldığı raporda, gençlerin yapay zekayla kurduğu duygusal bağ, algoritmik karar mekanizmaları, dijital eşitsizlik riski, akademik insan kaynağı açığı gibi konularda eğitim sistemine ilişkin politika önerileri sunuluyor.Raporda, Türkiye'de yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4'ünün 25 yaşın altında olduğu belirtiliyor. Yapay zekanın, akademik amaçların yanı sıra kaygı ve üzüntüleri paylaşmak için de kullanıldığı aktarılan raporda, gençlerin karşı karşıya olduğu bilişsel ve duygusal risklere de dikkat çekiliyor.Yapay zeka altyapısının az sayıda küresel şirketin elinde toplanmasının, insanlığın geleceğine yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmesi gerektiği vurgulanan raporda, Türkiye'nin yapay zeka alanında küresel rekabet gücünü artırabilmesinin nitelikli öğretmenler, lisansüstü araştırma kapasitesi ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir eğitim sistemine bağlı olduğuna işaret ediliyor. Raporda, toplumsal gerçekliği merkeze alan bir yol haritasıyla küresel arayışa dahil olunması gerektiği belirtiliyor.Sözlü anlatım ve münazaraların artırılması tavsiyesiTEDMEM raporunda, yapay zeka okuryazarlığı programlarının gerekli bilgi ve becerileri kazandırabileceğinin ancak bunun tek başına güvenli kullanım davranışı oluşturmak için yeterli olmadığının altı çiziliyor.Bu doğrultuda yapay zeka okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi yaşamında güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilenlere, lise sonunda Yapay Zeka Ehliyeti verilmesi öneriliyor.Raporda, öğrencilerin yapay zekayı güvenle kullanabilmelerinin, öğretmenlerin bu yetkinliği kazandıracak donanıma sahip olmalarının ve okul yöneticileri ile alandaki uzmanlığı üretecek üniversite ve akademisyenlerin önem taşıdığına dikkat çekiliyor.Ödev merkezli geleneksel yaklaşımların, yapay zeka çağında öğrencileri değerlendirmede yetersiz kaldığına işaret edilen raporda, ev ödevlerinin azaltılması, yazma etkinliklerinin sınıfta gerçekleştirilmesi, sözlü anlatım ve münazaraların değerlendirmedeki payının artırılması tavsiye ediliyor.Raporda, yapay zeka dönüşümünün başarısının insan kaynağına bağlı olduğu vurgulanarak, öğretmenlerin yapay zeka yetkinliğinin uygulamalı ve sürekli bir mesleki gelişim yapısıyla desteklenmesi, okul yöneticilerinin ise genişleyen sorumluluk alanlarına hazırlanması gerektiği belirtiliyor.Türkiye'de atılan adımların yapay zeka dönüşümü için güçlü bir başlangıç iradesi olduğuna ve bu politikaların okulların günlük işleyişine ve öğretim süreçlerine yansıtılmasının önemine değinilen raporda, Türkiye'nin yapay zekayı kendi değerleriyle biçimlendiren, sınırlarını çizen ve dönüşüme yön veren bir ülke olması gerektiği kaydediliyor.Gençlerimizi &#039;bilinçli kullanma&#039; yetkinliğine getirebilirsek başarılı olabilirizAA muhabirine rapora ilişkin açıklamalarda bulunan TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, yapay zeka çağında gençlerin dijital diktatörlük sorunuyla karşı karşıya olduğunu dile getirdi.Pehlivanoğlu, 25 yaş altındaki kişilerin duygusal konularda yapay zeka yardımına başvurmasının tehlikeli olduğuna dikkati çekerek, İnsanlar ve gençler iç dünyalarını, yalnızlıklarını ve duygusal yüklerini makinelere devrediyorlar. Bugün söylediğimiz milli olma, geleneklerimizi ve aile yapımızı koruma, birlikteliğimizi korumanın önündeki en büyük engellerden bahsediyoruz. İnsan olma özelliklerimizi makinelere devrediyoruz. uyarısında bulundu.Dünya ülkelerinin yapay zeka teknolojisine yaklaşımına ilişkin bilgi veren Pehlivanoğlu, şunları kaydetti:ABD eylem odaklı gidiyor. Çin ve Japonya pilot uygulamalar yapıyor. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkeler ise 'Önce etik kurallar otursun.' diyor. Türkiye'ye baktığımız zaman Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı son eylem planına göre de yapay zekayla ilgili çok uygun bir şekilde, dünyayla eşdeğer ilerliyoruz. Hatta bazı bakanlıklarımız, bazı ülkelerden daha önce kendi yapay zeka belgelerini açıkladı. Fakat ülkemizdeki ana sorun, belgeyi açıklamak değil, belgenin etkisi üzerindeki süreci takip etmek ve sonlandırmak.Pehlivanoğlu, öğrencilere yapay zeka kullanımına yönelik ehliyet verilmesi gerektiğini söyleyerek, şöyle devam etti:Yeterlilikle yetkinlik ayrı şeylerdir. 21. yüzyılda ülkenin bekasını ilgilendirecek teknolojik dönüşümlere ayak uydurmak için yeterlik yetmez, yetkinliğe sahip olmamız gerekir. Dolayısıyla 3 aşamalı bir süreci takip etmemiz gerekiyor. Birinci halka öğrenciler. Öğrencilerimizin yapay zekayı güvenle kullanabilecek yetkinliğe sahip olması lazım. Öğretmenlerimizin bu yetkinliği verecek donanıma sahip olması lazım. Çünkü sadece uzaktan eğitimle verdiğimiz bazı eğitimlerle bu yetkinliğe kavuşturamayacağımızı bir kere bilmemiz gerekir. Yükseköğretimin ise bu alanı ileriye taşıyacak uzmanlığı üretmesi gerekir.Sınıflarda münazaralar, tartışma odaklı ödevler ve akran öğrenmesi yaklaşımının benimsenmesi gerektiğine işaret eden Pehlivanoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:Eğer yapay zeka ehliyetiyle gençlerimizi bilinçli, güvenli ve bilgili bir 'kullanma yetkinliği'ne getirebilirsek, anaokulundan lise sona kadar bilinçli bir süreçte, derslerin içine yedirilmiş, etiğini öğreten ve 'agent'ları yönetebilecek bir kapasiteye çocuklarımızı getirebilirsek bu yetkinliklerde başarılı olabiliriz. Nedir bu yetkinlikler? Bilme, kavrama, uygulama, analiz etme, sentez ve değerlendirme yetkinlikleridir. Bütün eğitim sistemimizi buna göre dizayn etmek mecburiyetindeyiz. Tabii ki ülkemiz birçok konuda atılım gerçekleştiriyor ama 21. yüzyılda işin temeline eğitim oturuyor ki nitelikli bir nüfus ülkenin bekasını, bağımsızlığını ve kalkınmışlığını ileriye taşıyabiliyor. Teknolojiden korkmayalım, teknolojinin esiri olmayalım, teknolojiyi yönetecek, yönlendirebilecek seviyeye gelelim.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : ŞEYMA GÜVEN - Türk Eğitim Derneğinin (TED) düşünce kuruluşu TEDMEM tarafından yapay zeka okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilen lise mezunlarına Yapay Zeka Ehliyeti verilmesi önerildi.TEDMEM, yapay zekanın eğitimdeki ve toplumdaki dönüştürücü etkisini incelediği Eğitimde Yapay Zeka: Küresel Eğilimler ve Türkiye için Politika Önerileri başlıklı raporunu yayımladı.ABD, Çin, Güney Kore, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 11 ülkedeki uygulamaların Türkiye ile karşılaştırıldığı raporda, gençlerin yapay zekayla kurduğu duygusal bağ, algoritmik karar mekanizmaları, dijital eşitsizlik riski, akademik insan kaynağı açığı gibi konularda eğitim sistemine ilişkin politika önerileri sunuluyor.Raporda, Türkiye'de yapay zeka kullanan her 10 kişiden 4'ünün 25 yaşın altında olduğu belirtiliyor. Yapay zekanın, akademik amaçların yanı sıra kaygı ve üzüntüleri paylaşmak için de kullanıldığı aktarılan raporda, gençlerin karşı karşıya olduğu bilişsel ve duygusal risklere de dikkat çekiliyor.Yapay zeka altyapısının az sayıda küresel şirketin elinde toplanmasının, insanlığın geleceğine yönelik ciddi bir tehdit olarak görülmesi gerektiği vurgulanan raporda, Türkiye'nin yapay zeka alanında küresel rekabet gücünü artırabilmesinin nitelikli öğretmenler, lisansüstü araştırma kapasitesi ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir eğitim sistemine bağlı olduğuna işaret ediliyor. Raporda, toplumsal gerçekliği merkeze alan bir yol haritasıyla küresel arayışa dahil olunması gerektiği belirtiliyor.Sözlü anlatım ve münazaraların artırılması tavsiyesiTEDMEM raporunda, yapay zeka okuryazarlığı programlarının gerekli bilgi ve becerileri kazandırabileceğinin ancak bunun tek başına güvenli kullanım davranışı oluşturmak için yeterli olmadığının altı çiziliyor.Bu doğrultuda yapay zeka okuryazarlığı kazanmış ve bu teknolojiyi yaşamında güvenli, etik ve öz denetimli şekilde kullanabilenlere, lise sonunda Yapay Zeka Ehliyeti verilmesi öneriliyor.Raporda, öğrencilerin yapay zekayı güvenle kullanabilmelerinin, öğretmenlerin bu yetkinliği kazandıracak donanıma sahip olmalarının ve okul yöneticileri ile alandaki uzmanlığı üretecek üniversite ve akademisyenlerin önem taşıdığına dikkat çekiliyor.Ödev merkezli geleneksel yaklaşımların, yapay zeka çağında öğrencileri değerlendirmede yetersiz kaldığına işaret edilen raporda, ev ödevlerinin azaltılması, yazma etkinliklerinin sınıfta gerçekleştirilmesi, sözlü anlatım ve münazaraların değerlendirmedeki payının artırılması tavsiye ediliyor.Raporda, yapay zeka dönüşümünün başarısının insan kaynağına bağlı olduğu vurgulanarak, öğretmenlerin yapay zeka yetkinliğinin uygulamalı ve sürekli bir mesleki gelişim yapısıyla desteklenmesi, okul yöneticilerinin ise genişleyen sorumluluk alanlarına hazırlanması gerektiği belirtiliyor.Türkiye'de atılan adımların yapay zeka dönüşümü için güçlü bir başlangıç iradesi olduğuna ve bu politikaların okulların günlük işleyişine ve öğretim süreçlerine yansıtılmasının önemine değinilen raporda, Türkiye'nin yapay zekayı kendi değerleriyle biçimlendiren, sınırlarını çizen ve dönüşüme yön veren bir ülke olması gerektiği kaydediliyor.Gençlerimizi &#039;bilinçli kullanma&#039; yetkinliğine getirebilirsek başarılı olabilirizAA muhabirine rapora ilişkin açıklamalarda bulunan TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, yapay zeka çağında gençlerin dijital diktatörlük sorunuyla karşı karşıya olduğunu dile getirdi.Pehlivanoğlu, 25 yaş altındaki kişilerin duygusal konularda yapay zeka yardımına başvurmasının tehlikeli olduğuna dikkati çekerek, İnsanlar ve gençler iç dünyalarını, yalnızlıklarını ve duygusal yüklerini makinelere devrediyorlar. Bugün söylediğimiz milli olma, geleneklerimizi ve aile yapımızı koruma, birlikteliğimizi korumanın önündeki en büyük engellerden bahsediyoruz. İnsan olma özelliklerimizi makinelere devrediyoruz. uyarısında bulundu.Dünya ülkelerinin yapay zeka teknolojisine yaklaşımına ilişkin bilgi veren Pehlivanoğlu, şunları kaydetti:ABD eylem odaklı gidiyor. Çin ve Japonya pilot uygulamalar yapıyor. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkeler ise 'Önce etik kurallar otursun.' diyor. Türkiye'ye baktığımız zaman Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı son eylem planına göre de yapay zekayla ilgili çok uygun bir şekilde, dünyayla eşdeğer ilerliyoruz. Hatta bazı bakanlıklarımız, bazı ülkelerden daha önce kendi yapay zeka belgelerini açıkladı. Fakat ülkemizdeki ana sorun, belgeyi açıklamak değil, belgenin etkisi üzerindeki süreci takip etmek ve sonlandırmak.Pehlivanoğlu, öğrencilere yapay zeka kullanımına yönelik ehliyet verilmesi gerektiğini söyleyerek, şöyle devam etti:Yeterlilikle yetkinlik ayrı şeylerdir. 21. yüzyılda ülkenin bekasını ilgilendirecek teknolojik dönüşümlere ayak uydurmak için yeterlik yetmez, yetkinliğe sahip olmamız gerekir. Dolayısıyla 3 aşamalı bir süreci takip etmemiz gerekiyor. Birinci halka öğrenciler. Öğrencilerimizin yapay zekayı güvenle kullanabilecek yetkinliğe sahip olması lazım. Öğretmenlerimizin bu yetkinliği verecek donanıma sahip olması lazım. Çünkü sadece uzaktan eğitimle verdiğimiz bazı eğitimlerle bu yetkinliğe kavuşturamayacağımızı bir kere bilmemiz gerekir. Yükseköğretimin ise bu alanı ileriye taşıyacak uzmanlığı üretmesi gerekir.Sınıflarda münazaralar, tartışma odaklı ödevler ve akran öğrenmesi yaklaşımının benimsenmesi gerektiğine işaret eden Pehlivanoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:Eğer yapay zeka ehliyetiyle gençlerimizi bilinçli, güvenli ve bilgili bir 'kullanma yetkinliği'ne getirebilirsek, anaokulundan lise sona kadar bilinçli bir süreçte, derslerin içine yedirilmiş, etiğini öğreten ve 'agent'ları yönetebilecek bir kapasiteye çocuklarımızı getirebilirsek bu yetkinliklerde başarılı olabiliriz. Nedir bu yetkinlikler? Bilme, kavrama, uygulama, analiz etme, sentez ve değerlendirme yetkinlikleridir. Bütün eğitim sistemimizi buna göre dizayn etmek mecburiyetindeyiz. Tabii ki ülkemiz birçok konuda atılım gerçekleştiriyor ama 21. yüzyılda işin temeline eğitim oturuyor ki nitelikli bir nüfus ülkenin bekasını, bağımsızlığını ve kalkınmışlığını ileriye taşıyabiliyor. Teknolojiden korkmayalım, teknolojinin esiri olmayalım, teknolojiyi yönetecek, yönlendirebilecek seviyeye gelelim.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/tedmem-in-raporunda-lise-mezunlarina-yapay-zeka-ehliyeti-verilmesi-onerildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Rusya, Starlink’e rakip küresel uydu internet ağı kuruyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/rusya-starlink-e-rakip-kuresel-uydu-internet-agi-kuruyor/898681/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/rusya-starlink-e-rakip-kuresel-uydu-internet-agi-kuruyor/898681/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440, temmuzda Rassvet (Şafak) sistemine yönelik ikinci toplu uydu fırlatmasını gerçekleştirdi - Uydu internet ağı projesinin özellikle Sibirya, Rusya’nın Uzak Doğu bölgeleri ve Kuzey Kutbu gibi bölgelerde kullanılması öngörülüyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMRE GÜRKAN ABAY - Rusya, ABD merkezli SpaceX’in Starlink sistemine alternatif yüzlerce alçak yörünge uydusundan oluşacak internet ağı kurmak için adımlar atarken Rassvet adı verilen sistemin 2027’de hizmete başlaması planlanıyor.Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440, temmuzda Rassvet (Şafak) sistemine yönelik ikinci toplu uydu fırlatmasını gerçekleştirdi.Şirket, son fırlatmada yörüngeye gönderilen uydu sayısını açıklamazken uyduların taşıyıcı roketten başarıyla ayrıldığını ve uçuş kontrol merkezinin yönetimine geçtiğini bildirdi.Bureau 1440, ilk seri üretim grubundaki 16 uyduyu mart sonunda yörüngeye gönderirken 2023 ve 2024'te gerçekleştirdiği deneysel görevlerle uydu haberleşmesi, uydular arası bağlantı ve yer sistemlerine ilişkin teknolojileri test etmişti.Rassvet projesinde ticari internet hizmetinin 2027’de başlatılması hedeflenirken şirketin filo büyüklüğünü kademeli olarak artırması planlanıyor.Güncel planlamaya göre, yedek uydular dahil toplam 292 uydunun 2030’a kadar yörüngeye yerleştirilmesi öngörülürken şirket, daha önce yaptığı açıklamalarda veri trafiğine yönelik talebin artması halinde sistem kapasitesinin 924 uyduya kadar çıkarılabileceğini bildirmişti.Yaklaşık 432 milyar rublelik finansmanRassvet, Rusya’nın iletişim ve uydu altyapısında dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik önemli teknoloji projeleri arasında yer alıyor.Projenin 2030’a kadar finansmanı için federal bütçeden yaklaşık 103 milyar ruble, Bureau 1440’ın öz kaynaklarından ise yaklaşık 329 milyar ruble sağlanması planlanıyor.Böylece projenin toplam finansmanının yaklaşık 432 milyar rubleye (yaklaşık 5,2 milyar dolar) ulaşması öngörülürken Rus hükümeti ilk 16 seri üretim uydusunun oluşturulması için de 2025'te rezerv fonundan yaklaşık 3,85 milyar ruble kaynak ayırmıştı.Bureau 1440, alçak yörüngedeki uydular üzerinden düşük gecikmeli ve yüksek hızlı geniş bant internet hizmeti sunmayı hedeflerken sistemin bireysel kullanıcılara, mobil operatörlere, ulaştırma şirketlerine, sanayi tesislerine ve karasal iletişim altyapısının sınırlı olduğu bölgelerdeki müşterilere hizmet vermesini planlıyor.Saniyede 1 gigabite kadar internet hedefiŞirketin verilerine göre, yaklaşık 800 kilometre irtifadaki yörüngelerde çalışması planlanan sistemde kullanıcı terminallerine saniyede 1 gigabite kadar internet hızı ve 70 milisaniyeye kadar gecikme süresi hedefleniyor.Rassvet'in seri üretim uydularında karasal mobil şebekeler ile uydu sistemlerinin birlikte çalışmasına imkan sağlayan 5G NTN iletişim mimarisinin yanı sıra uydular arası lazer haberleşme terminalleri kullanılıyor.Bureau 1440, daha önce gerçekleştirdiği testlerde iki uydu arasında 1000 kilometreyi aşan mesafede saniyede 10 gigabit hızında lazer bağlantısı kurulduğunu açıklamıştı.Lazer haberleşme sistemi sayesinde verilerin her uydu için doğrudan yer istasyonuna aktarılması yerine yörüngedeki diğer uydular üzerinden taşınması amaçlanıyor.Uydularda ayrıca yörüngedeki konumlarının değiştirilmesi ve görev süresince kontrol edilmeleri için plazma itki sistemleri ile geliştirilmiş enerji sistemleri bulunuyor.Rassvet’in özellikle Sibirya, Rusya’nın Uzak Doğu bölgeleri ve Kuzey Kutbu çevresinde fiber optik altyapının kurulmasının zor veya maliyetli olduğu alanlarda kullanılması öngörülüyor.Baz istasyonları, trenler ve uçaklarda kullanılacakRus telekomünikasyon şirketleri de Bureau 1440 ile uydu bağlantılarının mobil haberleşme altyapısında kullanılmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.Ülkenin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden MegaFon ile Bureau 1440 arasında yapılan anlaşma kapsamında, karasal bağlantının yetersiz olduğu bölgelerdeki baz istasyonlarının Rassvet üzerinden internete bağlanması planlanıyor. İlk aşamada 2027'de 500 baz istasyonunun sisteme dahil edilmesi hedefleniyor.Bureau 1440, ulaştırma sektöründe de Rassvet'in kullanım alanını genişletmeye hazırlanıyor.Şirket ile Rus Demiryolları arasındaki çalışmalar kapsamında Sapsan ve Lastoçka tipi hızlı trenlerde uydu interneti kullanılması planlanırken trenlere yönelik kullanıcı terminallerinin testleri sürüyor.Bureau 1440 ayrıca Aeroflot ile uçaklarda yüksek hızlı internet hizmeti sağlanmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.Sistemin planlandığı şekilde devreye alınmasıyla Rassvet’in karasal iletişim altyapısının bulunmadığı bölgelerden hareket halindeki tren ve uçaklara kadar farklı alanlarda geniş bant internet hizmeti sağlaması hedefleniyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMRE GÜRKAN ABAY - Rusya, ABD merkezli SpaceX’in Starlink sistemine alternatif yüzlerce alçak yörünge uydusundan oluşacak internet ağı kurmak için adımlar atarken Rassvet adı verilen sistemin 2027’de hizmete başlaması planlanıyor.Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440, temmuzda Rassvet (Şafak) sistemine yönelik ikinci toplu uydu fırlatmasını gerçekleştirdi.Şirket, son fırlatmada yörüngeye gönderilen uydu sayısını açıklamazken uyduların taşıyıcı roketten başarıyla ayrıldığını ve uçuş kontrol merkezinin yönetimine geçtiğini bildirdi.Bureau 1440, ilk seri üretim grubundaki 16 uyduyu mart sonunda yörüngeye gönderirken 2023 ve 2024'te gerçekleştirdiği deneysel görevlerle uydu haberleşmesi, uydular arası bağlantı ve yer sistemlerine ilişkin teknolojileri test etmişti.Rassvet projesinde ticari internet hizmetinin 2027’de başlatılması hedeflenirken şirketin filo büyüklüğünü kademeli olarak artırması planlanıyor.Güncel planlamaya göre, yedek uydular dahil toplam 292 uydunun 2030’a kadar yörüngeye yerleştirilmesi öngörülürken şirket, daha önce yaptığı açıklamalarda veri trafiğine yönelik talebin artması halinde sistem kapasitesinin 924 uyduya kadar çıkarılabileceğini bildirmişti.Yaklaşık 432 milyar rublelik finansmanRassvet, Rusya’nın iletişim ve uydu altyapısında dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik önemli teknoloji projeleri arasında yer alıyor.Projenin 2030’a kadar finansmanı için federal bütçeden yaklaşık 103 milyar ruble, Bureau 1440’ın öz kaynaklarından ise yaklaşık 329 milyar ruble sağlanması planlanıyor.Böylece projenin toplam finansmanının yaklaşık 432 milyar rubleye (yaklaşık 5,2 milyar dolar) ulaşması öngörülürken Rus hükümeti ilk 16 seri üretim uydusunun oluşturulması için de 2025'te rezerv fonundan yaklaşık 3,85 milyar ruble kaynak ayırmıştı.Bureau 1440, alçak yörüngedeki uydular üzerinden düşük gecikmeli ve yüksek hızlı geniş bant internet hizmeti sunmayı hedeflerken sistemin bireysel kullanıcılara, mobil operatörlere, ulaştırma şirketlerine, sanayi tesislerine ve karasal iletişim altyapısının sınırlı olduğu bölgelerdeki müşterilere hizmet vermesini planlıyor.Saniyede 1 gigabite kadar internet hedefiŞirketin verilerine göre, yaklaşık 800 kilometre irtifadaki yörüngelerde çalışması planlanan sistemde kullanıcı terminallerine saniyede 1 gigabite kadar internet hızı ve 70 milisaniyeye kadar gecikme süresi hedefleniyor.Rassvet'in seri üretim uydularında karasal mobil şebekeler ile uydu sistemlerinin birlikte çalışmasına imkan sağlayan 5G NTN iletişim mimarisinin yanı sıra uydular arası lazer haberleşme terminalleri kullanılıyor.Bureau 1440, daha önce gerçekleştirdiği testlerde iki uydu arasında 1000 kilometreyi aşan mesafede saniyede 10 gigabit hızında lazer bağlantısı kurulduğunu açıklamıştı.Lazer haberleşme sistemi sayesinde verilerin her uydu için doğrudan yer istasyonuna aktarılması yerine yörüngedeki diğer uydular üzerinden taşınması amaçlanıyor.Uydularda ayrıca yörüngedeki konumlarının değiştirilmesi ve görev süresince kontrol edilmeleri için plazma itki sistemleri ile geliştirilmiş enerji sistemleri bulunuyor.Rassvet’in özellikle Sibirya, Rusya’nın Uzak Doğu bölgeleri ve Kuzey Kutbu çevresinde fiber optik altyapının kurulmasının zor veya maliyetli olduğu alanlarda kullanılması öngörülüyor.Baz istasyonları, trenler ve uçaklarda kullanılacakRus telekomünikasyon şirketleri de Bureau 1440 ile uydu bağlantılarının mobil haberleşme altyapısında kullanılmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.Ülkenin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden MegaFon ile Bureau 1440 arasında yapılan anlaşma kapsamında, karasal bağlantının yetersiz olduğu bölgelerdeki baz istasyonlarının Rassvet üzerinden internete bağlanması planlanıyor. İlk aşamada 2027'de 500 baz istasyonunun sisteme dahil edilmesi hedefleniyor.Bureau 1440, ulaştırma sektöründe de Rassvet'in kullanım alanını genişletmeye hazırlanıyor.Şirket ile Rus Demiryolları arasındaki çalışmalar kapsamında Sapsan ve Lastoçka tipi hızlı trenlerde uydu interneti kullanılması planlanırken trenlere yönelik kullanıcı terminallerinin testleri sürüyor.Bureau 1440 ayrıca Aeroflot ile uçaklarda yüksek hızlı internet hizmeti sağlanmasına yönelik çalışmalar yürütüyor.Sistemin planlandığı şekilde devreye alınmasıyla Rassvet’in karasal iletişim altyapısının bulunmadığı bölgelerden hareket halindeki tren ve uçaklara kadar farklı alanlarda geniş bant internet hizmeti sağlaması hedefleniyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/rusya-starlink-e-rakip-kuresel-uydu-internet-agi-kuruyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Adalet Bakanı Gürlek'ten hazine taşınmazlarının usulsüz devri soruşturmasına ilişkin paylaşım:</title>
      <link>https://www.canligaste.com/adalet-bakani-gurlek-ten-hazine-tasinmazlarinin-usulsuz-devri-sorusturmasina-iliskin-paylasim/898680/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/adalet-bakani-gurlek-ten-hazine-tasinmazlarinin-usulsuz-devri-sorusturmasina-iliskin-paylasim/898680/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir - Soruşturma kapsamında Milli Emlak personeli, tapu müdürü, mevcut ve eski mahalle muhtarları ile sivil kişilerden oluşan 27 şüpheli hakkında gözaltı işlemi uygulanmıştır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Adalet Bakanı Akın Gürlek, hazine taşınmazlarının usulsüz devrine ilişkin Antalya merkezli soruşturmaya ilişkin, Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. ifadelerini kullandı.Bakan Gürlek, NSosyal hesabından, Kemer'deki hazine taşınmazlarının mevzuatta öngörülen şartlar oluşmadığı halde belirli kişilerin üzerine geçirilmesiyle ilgili Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaya ilişkin paylaşımda bulundu.Kamu kaynaklarının korunması, milletin hakkının gözetilmesi ve kamu gücünün hiçbir şekilde şahsi menfaat aracı haline getirilmemesi konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Gürlek, soruşturmada ortaya çıkarılan tablonun son derece dikkat çekici olduğunu belirtti.Kemer'de, hazineye ait taşınmazların, mevzuatta öngörülen hak sahipliği, fiili kullanım ve satış şartları bulunmadığı halde belirli kişi ve çevrelere geçirildiği, bu yolla kamunun zarara uğratıldığı ve haksız ekonomik menfaat sağlandığı yönündeki bulgular üzerine soruşturma yürütüldüğünü aktaran Gürlek, şunları kaydetti:80 hazine taşınmazı yakın incelemeye alınmış, söz konusu taşınmazların güncel piyasa değerleri üzerinden ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar lira olduğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında Milli Emlak personeli, tapu müdürü, mevcut ve eski mahalle muhtarları ile sivil kişilerden oluşan 27 şüpheli hakkında gözaltı işlemi uygulanmış, Antalya'nın Kemer, Kepez ve Konyaaltı ilçeleri ile Adana, Burdur, Isparta ve Nevşehir'de toplam 21 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir. Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. Soruşturma, yapılanmanın tüm boyutlarının ve elde edilen ekonomik değerin nihai olarak kimlere ulaştığının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü olarak sürdürülmektedir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Adalet Bakanı Akın Gürlek, hazine taşınmazlarının usulsüz devrine ilişkin Antalya merkezli soruşturmaya ilişkin, Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. ifadelerini kullandı.Bakan Gürlek, NSosyal hesabından, Kemer'deki hazine taşınmazlarının mevzuatta öngörülen şartlar oluşmadığı halde belirli kişilerin üzerine geçirilmesiyle ilgili Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaya ilişkin paylaşımda bulundu.Kamu kaynaklarının korunması, milletin hakkının gözetilmesi ve kamu gücünün hiçbir şekilde şahsi menfaat aracı haline getirilmemesi konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Gürlek, soruşturmada ortaya çıkarılan tablonun son derece dikkat çekici olduğunu belirtti.Kemer'de, hazineye ait taşınmazların, mevzuatta öngörülen hak sahipliği, fiili kullanım ve satış şartları bulunmadığı halde belirli kişi ve çevrelere geçirildiği, bu yolla kamunun zarara uğratıldığı ve haksız ekonomik menfaat sağlandığı yönündeki bulgular üzerine soruşturma yürütüldüğünü aktaran Gürlek, şunları kaydetti:80 hazine taşınmazı yakın incelemeye alınmış, söz konusu taşınmazların güncel piyasa değerleri üzerinden ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar lira olduğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında Milli Emlak personeli, tapu müdürü, mevcut ve eski mahalle muhtarları ile sivil kişilerden oluşan 27 şüpheli hakkında gözaltı işlemi uygulanmış, Antalya'nın Kemer, Kepez ve Konyaaltı ilçeleri ile Adana, Burdur, Isparta ve Nevşehir'de toplam 21 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir. Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. Soruşturma, yapılanmanın tüm boyutlarının ve elde edilen ekonomik değerin nihai olarak kimlere ulaştığının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü olarak sürdürülmektedir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/adalet-bakani-gurlek-ten-hazine-tasinmazlarinin-usulsuz-devri-sorusturmasina-iliskin-paylasim.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Iraklı genç, karaciğer nakliyle hayata tutundu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yogun-bakimda-yasam-mucadelesi-veren-irakli-genc-karaciger-nakliyle-hayata-tutundu/898679/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yogun-bakimda-yasam-mucadelesi-veren-irakli-genc-karaciger-nakliyle-hayata-tutundu/898679/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Genetik hastalığa bağlı karaciğer yetmezliği nedeniyle uzun süredir tedavi gören Iraklı Mustafa Abdulwahhab Al-Janabi, Irak'tan gelen akrabasından yapılan karaciğer nakliyle sağlığına kavuştu - Türkiye'de nakil olan Al-Janabi: - Bu hastalıktan dolayı çocukluğumdan beri hayallerimi gerçekleştiremedim, hayatımda çok engel oldu. Şimdi çok iyiyim, sanki yeniden doğmuş gibiyim - Ankara Etlik Şehir Hastanesi Organ Nakli Birimi Karaciğer Nakil Sorumlusu Doç. Dr. Şener Balas: - Hayatını kaybetmek üzereyken, makineye bağlı olarak hastanemize gelen Mustafa, nakilden sonra sağlıklı ve evine gitmek üzere]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : DİLHAN TÜRKER YILDIZ - Türkiye'de yaşayan Iraklı üniversite öğrencisi Mustafa Abdulwahhab Al-Janabi, genetik hastalığa bağlı karaciğer yetmezliği nedeniyle yoğun bakımda süren tedavisinin ardından Irak'tan gelen akrabasından yapılan karaciğer nakliyle hayata tutundu.Ailesiyle 12 yıldır Kastamonu'da yaşayan 21 yaşındaki Iraklı Al-Janabi'nin sağlık sorunları, 15 yaşında şiddetli kaşıntı şikayetiyle başladı.Kastamonu'da hastaneye başvuran Al-Janabi, yapılan tetkiklerde karaciğerinde büyüme tespit edilmesi üzerine tedavi için Ankara'ya yönlendirildi.Yıllar içinde tedavisi devam eden Al-Janabi'nin bu yıl sağlık durumunun ağırlaşması üzerine, Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nde yapılan değerlendirmelerde karaciğer nakline ihtiyaç duyduğu belirlendi.Canlı vericili nakil için aile bireyleri değerlendirilen ancak uygun verici bulunamayan Al-Janabi için Irak'taki akrabaları arasında verici aranmaya başlandı.Bu sırada durumu daha da ağırlaşan ve yoğun bakımda tedavi altına alınan Al-Janabi'ye sevindiren haber geldi. Al-Janabi'ye Irak'tan gelen akrabasından karaciğer nakli yapıldı.Sanki yeniden doğmuşum gibiKaraciğer nakliyle sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Al-Janabi, AA muhabirine, hastalığının ilerlediği dönemde sürekli uyuduğunu, vücudunda sararma olduğunu, koşmakta ve yürümekte güçlük çektiğini söyledi.Yoğun bakımda olduğu için nakil sürecinin bir bölümünü hatırlamadığını ifade eden Al-Janabi, nakil olduğunu öğrendiğinde çok mutlu olduğunu belirtti.Al-Janabi, hastalığın uzun yıllar hayatını etkilediğini ifade ederek, Bu hastalıktan dolayı çocukluğumdan beri hayallerimi gerçekleştiremedim, hayatımda çok engel oldu. Şimdi çok iyiyim, sanki yeniden doğmuş gibiyim. Doktorlarıma minnettarım, hayallerimi gerçekleştirmek için bana fırsat verdiler. diye konuştu.Kendisine karaciğerini veren akrabasına teşekkür eden Al-Janabi, Bana karaciğerini veren akrabamız sayesinde hayata döndüm. Yaşamla ölüm arasındaydım. Bundan sonra üniversite eğitimime devam etmek, daha başarılı bir insan olmak istiyorum. dedi.Oğlum 9 gün komada kaldıAl-Janabi'nin babası Abdulvahap Al-Janabi de oğluna karaciğer nakli gerektiğinin belirlenmesinin ardından aile bireylerinin verici olmak için değerlendirildiğini anlattı.Kendisinin kan grubunun farklı olduğunu, Mustafa'nın annesinin ise yapılan değerlendirmelerde karaciğerinin küçük olduğunun belirlendiğini aktaran Al-Janabi bunun üzerine Irak'ta yaşayan amcasının oğluyla iletişime geçtiğini söyledi.Al-Janabi, akrabasının Türkiye'ye gelerek tetkiklerinin yapıldığını ve verici olmaya uygun bulunduğunu belirterek, Oğlum, hastanede komaya girdi ve yaklaşık 9 gün yoğun bakımda kaldı. Oğlumun acıları gitti, yeniden doğmuş gibi. Her şey düzeldi. İyileştiği için herkes çok mutlu. diye konuştu.Oğlunun sağlığına kavuşmasından dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Al-Janabi, tedavide görev alan doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.Mustafa&#039;yı hayatta tutabilmek için uzun bir çalışma sürecine girdikAnkara Etlik Şehir Hastanesi Organ Nakli Birimi Karaciğer Nakil Sorumlusu Doç. Dr. Şener Balas, Al-Janabi'nin genetik bir hastalığa bağlı kronik karaciğer hastalığı bulunduğunu söyledi.Hastalığın zaman zaman akut ataklara yol açabildiğini belirten Balas, Al-Janabi'nin de böyle bir atakla hastaneye geldiğini dile getirerek, Hastamızın, genel durumu son derece kötüydü. Yoğun bakımda takip etmek durumunda kaldık. Bunun önemli bir bölümünde Mustafa, makineye bağlı kaldı. dedi.Al-Janabi'nin Irak vatandaşı olması nedeniyle Türkiye'de kadavradan nakil olma ihtimalinin bulunmadığını, bu nedenle canlı vericili nakil yapılması gerektiğini kaydeden Balas, şöyle devam etti:Nakil için Irak'tan kendisine verici olabilecek akrabasının gelmesi gerekiyordu. Bu süreçte Mustafa'yı hayatta tutabilmek için büyük bir ekip, uzun bir çalışma sürecine girdik. Sonrasında vericisi geldi, vericisinin gelmesiyle nakil için hazırlıklara başladık. Bir akşam saat 19.30'da başlayıp sabah saat 04.00'te biten bir ameliyat süreciyle Mustafa'nın sağlığı için bir adım attık. Çok şükür bugün iyi. Her şey yolunda. Çok kısa süre içerisinde kendisini evine göndereceğiz.Balas, hastalığın kalıtsal olduğunu ve akraba evliliklerinin fazla olduğu Orta Doğu gibi bölgelerde bu tür genetik hastalıkların daha sık görülebildiğini söyledi.Vericinin de bir hafta içerisinde evine döndüğünü ve herhangi bir sorun yaşamadığını belirten Balas, Hayatını kaybetmek üzereyken, makineye bağlı olarak hastanemize gelen Mustafa, nakilden sonra sağlıklı ve evine gitmek üzere. dedi.Karaciğer yetmezliği vücuttaki tüm organların fonksiyonlarını bozabilen bir durumAnkara Etlik Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Deniz Kütük de Al-Janabi'nin hastaneye ilk olarak Wilson hastalığı tanısıyla yönlendirildiğini, yaptıkları tetkiklerde ise progresif ailesel intrahepatik kolestaz olarak adlandırılan kalıtsal hastalığın bulunduğunu, bu durumun ise karaciğerin ürettiği safranın safra kanallarına akamaması olduğunu söyledi.Al-Janabi'de karaciğer yetmezliğinin yanı sıra yemek borusundaki damarların genişlemesiyle ortaya çıkan özofagus varislerinin de bulunduğunu belirten Kütük, Karaciğer fonksiyonunu göremeyince amonyak dediğimiz madde vücutta birikiyor ve bu da bilinç bulanıklığına sebep oluyor. Özofagus varisleri de ani kanamalara sebep olabilen durumlar. Karaciğer yetmezliği aslında vücuttaki tüm organların fonksiyonlarını bozabilen bir durum. diye konuştu.Nakilde vericinin karaciğerinin yüzde 60'ının alındığının bilgisini veren Kütük, sağlıklı bir insanda karaciğerin ortalama 3 ayda kendisini yenileyebildiğini, vericinin de herhangi bir sorun yaşamadan bir hafta içerisinde taburcu edildiğini ve kontrollerinin düzenli olarak sürdüğünü kaydetti.Kütük, yeterli organ bağışı olmaması nedeniyle Türkiye'de canlı vericili nakillerin daha fazla gerçekleştirildiğini aktararak, diğer tedavi seçeneklerinden sonuç alınamayan ve hastalığın son evresine ulaşan hastalarda organ nakline başvurulduğunu belirtti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : DİLHAN TÜRKER YILDIZ - Türkiye'de yaşayan Iraklı üniversite öğrencisi Mustafa Abdulwahhab Al-Janabi, genetik hastalığa bağlı karaciğer yetmezliği nedeniyle yoğun bakımda süren tedavisinin ardından Irak'tan gelen akrabasından yapılan karaciğer nakliyle hayata tutundu.Ailesiyle 12 yıldır Kastamonu'da yaşayan 21 yaşındaki Iraklı Al-Janabi'nin sağlık sorunları, 15 yaşında şiddetli kaşıntı şikayetiyle başladı.Kastamonu'da hastaneye başvuran Al-Janabi, yapılan tetkiklerde karaciğerinde büyüme tespit edilmesi üzerine tedavi için Ankara'ya yönlendirildi.Yıllar içinde tedavisi devam eden Al-Janabi'nin bu yıl sağlık durumunun ağırlaşması üzerine, Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nde yapılan değerlendirmelerde karaciğer nakline ihtiyaç duyduğu belirlendi.Canlı vericili nakil için aile bireyleri değerlendirilen ancak uygun verici bulunamayan Al-Janabi için Irak'taki akrabaları arasında verici aranmaya başlandı.Bu sırada durumu daha da ağırlaşan ve yoğun bakımda tedavi altına alınan Al-Janabi'ye sevindiren haber geldi. Al-Janabi'ye Irak'tan gelen akrabasından karaciğer nakli yapıldı.Sanki yeniden doğmuşum gibiKaraciğer nakliyle sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Al-Janabi, AA muhabirine, hastalığının ilerlediği dönemde sürekli uyuduğunu, vücudunda sararma olduğunu, koşmakta ve yürümekte güçlük çektiğini söyledi.Yoğun bakımda olduğu için nakil sürecinin bir bölümünü hatırlamadığını ifade eden Al-Janabi, nakil olduğunu öğrendiğinde çok mutlu olduğunu belirtti.Al-Janabi, hastalığın uzun yıllar hayatını etkilediğini ifade ederek, Bu hastalıktan dolayı çocukluğumdan beri hayallerimi gerçekleştiremedim, hayatımda çok engel oldu. Şimdi çok iyiyim, sanki yeniden doğmuş gibiyim. Doktorlarıma minnettarım, hayallerimi gerçekleştirmek için bana fırsat verdiler. diye konuştu.Kendisine karaciğerini veren akrabasına teşekkür eden Al-Janabi, Bana karaciğerini veren akrabamız sayesinde hayata döndüm. Yaşamla ölüm arasındaydım. Bundan sonra üniversite eğitimime devam etmek, daha başarılı bir insan olmak istiyorum. dedi.Oğlum 9 gün komada kaldıAl-Janabi'nin babası Abdulvahap Al-Janabi de oğluna karaciğer nakli gerektiğinin belirlenmesinin ardından aile bireylerinin verici olmak için değerlendirildiğini anlattı.Kendisinin kan grubunun farklı olduğunu, Mustafa'nın annesinin ise yapılan değerlendirmelerde karaciğerinin küçük olduğunun belirlendiğini aktaran Al-Janabi bunun üzerine Irak'ta yaşayan amcasının oğluyla iletişime geçtiğini söyledi.Al-Janabi, akrabasının Türkiye'ye gelerek tetkiklerinin yapıldığını ve verici olmaya uygun bulunduğunu belirterek, Oğlum, hastanede komaya girdi ve yaklaşık 9 gün yoğun bakımda kaldı. Oğlumun acıları gitti, yeniden doğmuş gibi. Her şey düzeldi. İyileştiği için herkes çok mutlu. diye konuştu.Oğlunun sağlığına kavuşmasından dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Al-Janabi, tedavide görev alan doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.Mustafa&#039;yı hayatta tutabilmek için uzun bir çalışma sürecine girdikAnkara Etlik Şehir Hastanesi Organ Nakli Birimi Karaciğer Nakil Sorumlusu Doç. Dr. Şener Balas, Al-Janabi'nin genetik bir hastalığa bağlı kronik karaciğer hastalığı bulunduğunu söyledi.Hastalığın zaman zaman akut ataklara yol açabildiğini belirten Balas, Al-Janabi'nin de böyle bir atakla hastaneye geldiğini dile getirerek, Hastamızın, genel durumu son derece kötüydü. Yoğun bakımda takip etmek durumunda kaldık. Bunun önemli bir bölümünde Mustafa, makineye bağlı kaldı. dedi.Al-Janabi'nin Irak vatandaşı olması nedeniyle Türkiye'de kadavradan nakil olma ihtimalinin bulunmadığını, bu nedenle canlı vericili nakil yapılması gerektiğini kaydeden Balas, şöyle devam etti:Nakil için Irak'tan kendisine verici olabilecek akrabasının gelmesi gerekiyordu. Bu süreçte Mustafa'yı hayatta tutabilmek için büyük bir ekip, uzun bir çalışma sürecine girdik. Sonrasında vericisi geldi, vericisinin gelmesiyle nakil için hazırlıklara başladık. Bir akşam saat 19.30'da başlayıp sabah saat 04.00'te biten bir ameliyat süreciyle Mustafa'nın sağlığı için bir adım attık. Çok şükür bugün iyi. Her şey yolunda. Çok kısa süre içerisinde kendisini evine göndereceğiz.Balas, hastalığın kalıtsal olduğunu ve akraba evliliklerinin fazla olduğu Orta Doğu gibi bölgelerde bu tür genetik hastalıkların daha sık görülebildiğini söyledi.Vericinin de bir hafta içerisinde evine döndüğünü ve herhangi bir sorun yaşamadığını belirten Balas, Hayatını kaybetmek üzereyken, makineye bağlı olarak hastanemize gelen Mustafa, nakilden sonra sağlıklı ve evine gitmek üzere. dedi.Karaciğer yetmezliği vücuttaki tüm organların fonksiyonlarını bozabilen bir durumAnkara Etlik Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Deniz Kütük de Al-Janabi'nin hastaneye ilk olarak Wilson hastalığı tanısıyla yönlendirildiğini, yaptıkları tetkiklerde ise progresif ailesel intrahepatik kolestaz olarak adlandırılan kalıtsal hastalığın bulunduğunu, bu durumun ise karaciğerin ürettiği safranın safra kanallarına akamaması olduğunu söyledi.Al-Janabi'de karaciğer yetmezliğinin yanı sıra yemek borusundaki damarların genişlemesiyle ortaya çıkan özofagus varislerinin de bulunduğunu belirten Kütük, Karaciğer fonksiyonunu göremeyince amonyak dediğimiz madde vücutta birikiyor ve bu da bilinç bulanıklığına sebep oluyor. Özofagus varisleri de ani kanamalara sebep olabilen durumlar. Karaciğer yetmezliği aslında vücuttaki tüm organların fonksiyonlarını bozabilen bir durum. diye konuştu.Nakilde vericinin karaciğerinin yüzde 60'ının alındığının bilgisini veren Kütük, sağlıklı bir insanda karaciğerin ortalama 3 ayda kendisini yenileyebildiğini, vericinin de herhangi bir sorun yaşamadan bir hafta içerisinde taburcu edildiğini ve kontrollerinin düzenli olarak sürdüğünü kaydetti.Kütük, yeterli organ bağışı olmaması nedeniyle Türkiye'de canlı vericili nakillerin daha fazla gerçekleştirildiğini aktararak, diğer tedavi seçeneklerinden sonuç alınamayan ve hastalığın son evresine ulaşan hastalarda organ nakline başvurulduğunu belirtti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Endonezya'da Müslümanlar, orman yangınları nedeniyle yağmur duasına çıktı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/endonezya-da-muslumanlar-orman-yanginlari-nedeniyle-yagmur-duasina-cikti/898678/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/endonezya-da-muslumanlar-orman-yanginlari-nedeniyle-yagmur-duasina-cikti/898678/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Endonezya'nın Güney Sumatra eyaletinde Müslümanlar, ülke genelinde etkisini sürdüren orman yangınlarıyla mücadele etmek için yağmur duasında bir araya geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Endonezya'nın Güney Sumatra eyaletinde Müslümanlar, ülke genelinde etkisini sürdüren orman yangınlarıyla mücadele etmek için yağmur duasında bir araya geldi.Endonezya'da Pasifik Okyanusu'ndaki yüzey sularının normalin üzerinde ısınmasıyla ortaya çıkan El Nino hava olayının ve uzun süren kurak mevsimin de etkisiyle orman yangınlarıyla mücadele sürüyor.Yaklaşık 3 bin Müslüman, ülkede en fazla yangının kayda geçtiği Güney Sumatra eyaletindeki valilik binası önünde bir araya gelerek istiska (yağmur duası) namazı kıldı.Güney Sumatra Valisi Herman Deru, ibadet öncesi yaptığı açıklamada, ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ve ilgili tüm taraflarla yakından çalıştıklarını belirtti.Deru, İnanç sahibi bireyler olarak hayatın normale dönmesi için aynı zamanda Allah'a yağmur yağdırması adına dua ediyoruz. dedi.Erişimin zor olduğu bölgelere özel destekAntara ajansının haberine göre, Endonezya Ormancılık Bakanlığı, 1500 hektardan fazla alanın kül olduğu Kalimantan eyaletindeki ormanlarda faaliyet izni bulunan 6 şirkete yaptırım uygulama kararı aldı.Söz konusu şirketlerin faaliyet bölgesinde art arda çıkan orman yangınlarının ardından gelen yaptırım kapsamında şirketler, yangına karşı tedbirleri sıkılaştıracak.Ayrıca Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, Güney Sumatra eyaletinde sahadaki personelin erişmekte zorlandığı bölgelerdeki yangın söndürme çalışmalarını hızlandırmak için özel ekip kurulması talimatı verdi.Endonezya'da polis, kasten arazi yakarak ülkeyi etkisi altına alan yangınlara neden olduğundan şüphelenilen 72 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Endonezya'nın Güney Sumatra eyaletinde Müslümanlar, ülke genelinde etkisini sürdüren orman yangınlarıyla mücadele etmek için yağmur duasında bir araya geldi.Endonezya'da Pasifik Okyanusu'ndaki yüzey sularının normalin üzerinde ısınmasıyla ortaya çıkan El Nino hava olayının ve uzun süren kurak mevsimin de etkisiyle orman yangınlarıyla mücadele sürüyor.Yaklaşık 3 bin Müslüman, ülkede en fazla yangının kayda geçtiği Güney Sumatra eyaletindeki valilik binası önünde bir araya gelerek istiska (yağmur duası) namazı kıldı.Güney Sumatra Valisi Herman Deru, ibadet öncesi yaptığı açıklamada, ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ve ilgili tüm taraflarla yakından çalıştıklarını belirtti.Deru, İnanç sahibi bireyler olarak hayatın normale dönmesi için aynı zamanda Allah'a yağmur yağdırması adına dua ediyoruz. dedi.Erişimin zor olduğu bölgelere özel destekAntara ajansının haberine göre, Endonezya Ormancılık Bakanlığı, 1500 hektardan fazla alanın kül olduğu Kalimantan eyaletindeki ormanlarda faaliyet izni bulunan 6 şirkete yaptırım uygulama kararı aldı.Söz konusu şirketlerin faaliyet bölgesinde art arda çıkan orman yangınlarının ardından gelen yaptırım kapsamında şirketler, yangına karşı tedbirleri sıkılaştıracak.Ayrıca Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, Güney Sumatra eyaletinde sahadaki personelin erişmekte zorlandığı bölgelerdeki yangın söndürme çalışmalarını hızlandırmak için özel ekip kurulması talimatı verdi.Endonezya'da polis, kasten arazi yakarak ülkeyi etkisi altına alan yangınlara neden olduğundan şüphelenilen 72 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/endonezya-da-muslumanlar-orman-yanginlari-nedeniyle-yagmur-duasina-cikti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kesilme riski bulunan ayağı Erzurum'daki tedaviyle kurtarıldı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kesilme-riski-bulunan-ayagi-erzurum-daki-tedaviyle-kurtarildi/898677/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kesilme-riski-bulunan-ayagi-erzurum-daki-tedaviyle-kurtarildi/898677/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Erzurum / İzmir'de diyabet nedeniyle  ayak yarası bulunan 38 yaşındaki Taner Demir'in kesilecek denilen ayağı, Erzurum'da 3 yıl süren yara bakım tedavisiyle kurtarıldı - Demir: - Birçok doktora, devlet ve özel hastaneye gittim, çoğu ayağımın kesileceğini söyledi. Tam ümidimi kaybetmiştim, eş, dost tavsiyesiyle Cenk ve Çağatay hocamı duyunca memleketime geldim. Doktorların ilgisi, bakım ve uyguladığı tedavi yöntemiyle sağlığıma kavuştum, ayağım kesilmekten kurtarıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Erzurum Haberleri : İLHAMİ ERKILIÇ - Diyabete bağlı 3 yıldır iyileşmeyen yarası nedeniyle ayağını kaybetme riski bulunan 38 yaşındaki hasta, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesindeki yara bakım tedavisiyle sağlığına kavuştu.İzmir'de yaşayan 38 yaşındaki diyabet hastası Taner Demir'in 3 yıl önce sol ayağında diyabet nedeniyle yara çıktı.Bir süre uygulanan tedavilere yanıt alamayan ve ayağındaki yarası yayılan Demir'e başvurduğu hastanelerde ayağının kesilebileceği söylendi.Tavsiye üzerine yaklaşık 3 yıl önce Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi Kliniğinden Doç. Dr. Çağatay Engin ve Cenk Turgut'a başvuran Demir, hastanenin Yara Bakım Ünitesi'nde tedaviye alındı.Burada 3 yıl boyunca düzenli şekilde yara bakımı ve tedavileri yapılan Demir'in ayağı kesilmekten kurtarıldı.Ayağının kesilmekten kurtarılmasının mutluluğunu yaşayan Demir, yeniden ayağının üzerine basarak yürümenin sevincini yaşıyor.Sağlığıma kavuştum, ayağım kesilmekten kurtarıldıTaner Demir, AA muhabirine, diyabet nedeniyle ayağında çıkan yaranın 3 yıl iyileşmediğini söyledi.Yaranın tedavisi için birçok devlet ve özel hastaneye başvurduğunu anlatan Demir, Birçok doktora, devlet ve özel hastaneye gittim, çoğu ayağımın kesileceğini söyledi. Tam ümidimi kaybetmiştim, eş, dost tavsiyesiyle Cenk ve Çağatay hocamı duyunca memleketime geldim. Doktorların ilgisi, bakım ve uyguladığı tedavi yöntemiyle sağlığıma kavuştum, ayağım kesilmekten kurtarıldı. dedi.Demir, hastanenin yara bakım ünitesindeki görevlilerinin sabır ve özveriyle pansuman ve tedavileri takip ettiğini belirterek, diyabetin yanı sıra diğer kronik sorunlarla ilgili şikayetlerinin de ciddi anlamda takip edildiğini anlattı.Yara Bakım Ünitesine sağladığı desteklerden dolayı hastane başhekimliğine ve ünite görevlilerine teşekkür eden Demir, Böyle bir hizmeti bizlere sağladıkları için emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bu ünite bizim gibi hastalara umut ve şifa kapısı oldu. Psikolojik olarak çok etkilenmiştim fakat 3 yılı aşan sürede başarılı tedavi süreciyle ayağım kesilmekten kurtuldu. Sağlığıma kavuştum, çok iyiyim. diye konuştu.Bakım ve tedavilerle tamamen sol ayağı kurtardık, hiç yarası kalmadıYara bakım ünitesinin sorumlu hemşiresi Bahri Koçak da İzmir'den gelen hastanın ayağı için başvurduğu birçok yerde amputasyon (kesilme) kararı alındığını aktardı.Diyabet kontrolünü yaptıklarını ve hastanın kardiyoloji açısından da değerlendirildiğini dile getiren Koçak, şunları kaydetti:Sonra Cenk ve Çağatay hocamızın önerileri doğrultusunda tedaviye başladık. Haftanın belirli günlerinde periyodik olarak yara bakımını yaptık. Debridman (ölü dokuların temizlenmesi) ve pansumanları sürekli takip edildi. Çok şükür ayağı amputasyondan kurtardık. Hastamız artık yürüyebiliyor, futbol bile oynayacağını söylüyor. Diyabetik ayağın doğru bakımı ve multidisipliner çalışmayla güzel sonuçlar alındığını gösterdik. Bakım ve tedavilerle tamamen sol ayağı kurtardık, hiç yarası kalmadı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Erzurum Haberleri : İLHAMİ ERKILIÇ - Diyabete bağlı 3 yıldır iyileşmeyen yarası nedeniyle ayağını kaybetme riski bulunan 38 yaşındaki hasta, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesindeki yara bakım tedavisiyle sağlığına kavuştu.İzmir'de yaşayan 38 yaşındaki diyabet hastası Taner Demir'in 3 yıl önce sol ayağında diyabet nedeniyle yara çıktı.Bir süre uygulanan tedavilere yanıt alamayan ve ayağındaki yarası yayılan Demir'e başvurduğu hastanelerde ayağının kesilebileceği söylendi.Tavsiye üzerine yaklaşık 3 yıl önce Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi Kliniğinden Doç. Dr. Çağatay Engin ve Cenk Turgut'a başvuran Demir, hastanenin Yara Bakım Ünitesi'nde tedaviye alındı.Burada 3 yıl boyunca düzenli şekilde yara bakımı ve tedavileri yapılan Demir'in ayağı kesilmekten kurtarıldı.Ayağının kesilmekten kurtarılmasının mutluluğunu yaşayan Demir, yeniden ayağının üzerine basarak yürümenin sevincini yaşıyor.Sağlığıma kavuştum, ayağım kesilmekten kurtarıldıTaner Demir, AA muhabirine, diyabet nedeniyle ayağında çıkan yaranın 3 yıl iyileşmediğini söyledi.Yaranın tedavisi için birçok devlet ve özel hastaneye başvurduğunu anlatan Demir, Birçok doktora, devlet ve özel hastaneye gittim, çoğu ayağımın kesileceğini söyledi. Tam ümidimi kaybetmiştim, eş, dost tavsiyesiyle Cenk ve Çağatay hocamı duyunca memleketime geldim. Doktorların ilgisi, bakım ve uyguladığı tedavi yöntemiyle sağlığıma kavuştum, ayağım kesilmekten kurtarıldı. dedi.Demir, hastanenin yara bakım ünitesindeki görevlilerinin sabır ve özveriyle pansuman ve tedavileri takip ettiğini belirterek, diyabetin yanı sıra diğer kronik sorunlarla ilgili şikayetlerinin de ciddi anlamda takip edildiğini anlattı.Yara Bakım Ünitesine sağladığı desteklerden dolayı hastane başhekimliğine ve ünite görevlilerine teşekkür eden Demir, Böyle bir hizmeti bizlere sağladıkları için emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bu ünite bizim gibi hastalara umut ve şifa kapısı oldu. Psikolojik olarak çok etkilenmiştim fakat 3 yılı aşan sürede başarılı tedavi süreciyle ayağım kesilmekten kurtuldu. Sağlığıma kavuştum, çok iyiyim. diye konuştu.Bakım ve tedavilerle tamamen sol ayağı kurtardık, hiç yarası kalmadıYara bakım ünitesinin sorumlu hemşiresi Bahri Koçak da İzmir'den gelen hastanın ayağı için başvurduğu birçok yerde amputasyon (kesilme) kararı alındığını aktardı.Diyabet kontrolünü yaptıklarını ve hastanın kardiyoloji açısından da değerlendirildiğini dile getiren Koçak, şunları kaydetti:Sonra Cenk ve Çağatay hocamızın önerileri doğrultusunda tedaviye başladık. Haftanın belirli günlerinde periyodik olarak yara bakımını yaptık. Debridman (ölü dokuların temizlenmesi) ve pansumanları sürekli takip edildi. Çok şükür ayağı amputasyondan kurtardık. Hastamız artık yürüyebiliyor, futbol bile oynayacağını söylüyor. Diyabetik ayağın doğru bakımı ve multidisipliner çalışmayla güzel sonuçlar alındığını gösterdik. Bakım ve tedavilerle tamamen sol ayağı kurtardık, hiç yarası kalmadı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/kesilme-riski-bulunan-ayagi-erzurum-daki-tedaviyle-kurtarildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Avcılıktan merak sardığı bıçakçılığı atölyesinde geleceğe taşıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/avciliktan-merak-sardigi-bicakciligi-atolyesinde-gelecege-tasiyor/898676/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/avciliktan-merak-sardigi-bicakciligi-atolyesinde-gelecege-tasiyor/898676/</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Düzce'de yaşayan Muhammed Ali Coşkun, 7 yıl önce evinin bahçesinde oluşturduğu atölyede yaptığı bıçakları yurt içinde ve yurt dışında meraklılarına ulaştırıyor - Somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı 31 yaşındaki Muhammed Ali Coşkun: - Bu mesleği sevdirmeye, öğretmeye çalışmamız lazım. Bıçakçılığın daha da ön plana çıkması gerekiyor çünkü atadan gelen bir meslek. Bu işle alakalı öğrenmeye hevesli olanlara elimden geldiği kadar destekçi olurum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Düzce'de yaşayan somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı Muhammed Ali Coşkun, geleneksel el sanatlarından bıçakçılığı atölyesinde yaşatıyor.Çocukluk yıllarında avcılığa merak salan 31 yaşındaki Coşkun, uzun yıllar babasıyla katıldığı avcılık faaliyetlerinde kullanılan farklı türlerdeki bıçakların şekillerinden ve motiflerinden etkilenerek 7 yıl önce bıçakçılık yapmaya karar verdi.Coşkun, kendi imkanlarıyla internetten araştırarak öğrendiği bıçakçılığı, evinin bahçesinde kurduğu atölyede yaklaşık bir yıl hobi olarak sürdürdü.El becerisini geliştirdikten sonra tamamen zanaatına odaklanan Coşkun, 2024'te bu alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığınca yok olma tehlikesi altındaki geleneksel sanatları icra eden somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarına verilen sanatçı tanıtım kartına sahip oldu.Bıçakçılığı atölyesinde geleceğe taşıyan Coşkun, geleneksel yöntemlerle ürettiği ve özel motiflerle süslediği bıçakları yurt içinde ve yurt dışında meraklılarına ulaştırıyor.Kişiye özel çalışıyorumMuhammed Ali Coşkun, AA muhabirine, yıllardır babasıyla avcılık yaptıklarını belirterek, bıçakçılık merakının da buradan geldiğini söyledi.İnternette araştırmalar yaparak zamanla kendini geliştirdiğini ve geleneksel yöntemlerle uğraşını sürdürdüğünü anlatan Coşkun, Elimden geldiği kadar en iyisini, en sağlamını yapmaya çalışıyorum. Şu anda tam zamanlı olarak bu işle ilgileniyorum. Geleneksel olarak dövmenin yanı sıra sanayi ortamı dediğimiz şahmerdan sistemi dövmeyle de kendi çeliğimi yapmaya çalışıyorum. Ürünlerim genelde tek oluyor, kişiye özel çalışıyorum, bir ikincisi olmuyor. Fabrikasyon değil çizim, tasarım kendime veya müşteriye ait oluyor. diye konuştu.Coğrafi işaret tescilli Düzce bıçağının yanı sıra rustik ve İskandinav tarzında bıçaklar yaptığından bahseden Coşkun, Çelik türü seçmeden, müşterinin veya koleksiyoncuların isteğine göre yapmaya çalışıyorum. Mutfakta kullanılacak bıçakları, paslanmaz çelik veya daha üst seviye, toz metal çeliklerden yapabiliyorum. Dağda, bayırda, avcılıkta, sporda kullanılacak bıçakları ona göre karbon çeliğinden, daha dayanıklı çeliklerden yapmaya çalışıyorum. Kullanım alanına göre bıçak çeşitleri ve çelikleri değişiyor. ifadelerini kullandı.Coşkun, bıçakların kabza kısmında ise görselliği ön plana çıkaran ceviz ağacı ve stabilize ahşaplar kullandığını, bu kısmı gravür işlemleriyle süslediğini dile getirerek, Geleneksel gravür işleme, eskiden bu yana Düzce'de çok yaygın. Kabzalarda yaptığımız motifler de bıçağı ön plana çıkarıyor. dedi.El emeği göz nuru bıçakların yapım süresinin ürünlerin özelliğine ve kabza çeşidine göre değiştiğini belirten Coşkun, genellikle bir hafta ile bir ay arasında değişen zorlu yapım sürecinin ardından bir bıçağın ortaya çıktığını kaydetti.Avrupa ülkelerine gönderdiğim ürünler varCoşkun, bıçaklarının talep gördüğünü dile getirerek, Bıçaklarımı genelde yurt içinde İstanbul, Ankara ve Bursa şehirlerinde koleksiyoncular tercih ediyor. Yurt dışında ise Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine yoğun olarak gönderdiğim ürünler var. dedi.Bıçakçılığı atölyesinde yaşatmaya çalıştığını anlatan Coşkun, Bu mesleği sevdirmeye, öğretmeye çalışmamız lazım. Öğrettikten sonra insanların heveslerinin artacağını düşünüyorum. Bıçakçılığın daha da ön plana çıkması gerekiyor çünkü atadan gelen bir meslek. Bu işle alakalı öğrenmeye hevesli olanlara elimden geldiği kadar destekçi olurum. ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Düzce'de yaşayan somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı Muhammed Ali Coşkun, geleneksel el sanatlarından bıçakçılığı atölyesinde yaşatıyor.Çocukluk yıllarında avcılığa merak salan 31 yaşındaki Coşkun, uzun yıllar babasıyla katıldığı avcılık faaliyetlerinde kullanılan farklı türlerdeki bıçakların şekillerinden ve motiflerinden etkilenerek 7 yıl önce bıçakçılık yapmaya karar verdi.Coşkun, kendi imkanlarıyla internetten araştırarak öğrendiği bıçakçılığı, evinin bahçesinde kurduğu atölyede yaklaşık bir yıl hobi olarak sürdürdü.El becerisini geliştirdikten sonra tamamen zanaatına odaklanan Coşkun, 2024'te bu alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığınca yok olma tehlikesi altındaki geleneksel sanatları icra eden somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarına verilen sanatçı tanıtım kartına sahip oldu.Bıçakçılığı atölyesinde geleceğe taşıyan Coşkun, geleneksel yöntemlerle ürettiği ve özel motiflerle süslediği bıçakları yurt içinde ve yurt dışında meraklılarına ulaştırıyor.Kişiye özel çalışıyorumMuhammed Ali Coşkun, AA muhabirine, yıllardır babasıyla avcılık yaptıklarını belirterek, bıçakçılık merakının da buradan geldiğini söyledi.İnternette araştırmalar yaparak zamanla kendini geliştirdiğini ve geleneksel yöntemlerle uğraşını sürdürdüğünü anlatan Coşkun, Elimden geldiği kadar en iyisini, en sağlamını yapmaya çalışıyorum. Şu anda tam zamanlı olarak bu işle ilgileniyorum. Geleneksel olarak dövmenin yanı sıra sanayi ortamı dediğimiz şahmerdan sistemi dövmeyle de kendi çeliğimi yapmaya çalışıyorum. Ürünlerim genelde tek oluyor, kişiye özel çalışıyorum, bir ikincisi olmuyor. Fabrikasyon değil çizim, tasarım kendime veya müşteriye ait oluyor. diye konuştu.Coğrafi işaret tescilli Düzce bıçağının yanı sıra rustik ve İskandinav tarzında bıçaklar yaptığından bahseden Coşkun, Çelik türü seçmeden, müşterinin veya koleksiyoncuların isteğine göre yapmaya çalışıyorum. Mutfakta kullanılacak bıçakları, paslanmaz çelik veya daha üst seviye, toz metal çeliklerden yapabiliyorum. Dağda, bayırda, avcılıkta, sporda kullanılacak bıçakları ona göre karbon çeliğinden, daha dayanıklı çeliklerden yapmaya çalışıyorum. Kullanım alanına göre bıçak çeşitleri ve çelikleri değişiyor. ifadelerini kullandı.Coşkun, bıçakların kabza kısmında ise görselliği ön plana çıkaran ceviz ağacı ve stabilize ahşaplar kullandığını, bu kısmı gravür işlemleriyle süslediğini dile getirerek, Geleneksel gravür işleme, eskiden bu yana Düzce'de çok yaygın. Kabzalarda yaptığımız motifler de bıçağı ön plana çıkarıyor. dedi.El emeği göz nuru bıçakların yapım süresinin ürünlerin özelliğine ve kabza çeşidine göre değiştiğini belirten Coşkun, genellikle bir hafta ile bir ay arasında değişen zorlu yapım sürecinin ardından bir bıçağın ortaya çıktığını kaydetti.Avrupa ülkelerine gönderdiğim ürünler varCoşkun, bıçaklarının talep gördüğünü dile getirerek, Bıçaklarımı genelde yurt içinde İstanbul, Ankara ve Bursa şehirlerinde koleksiyoncular tercih ediyor. Yurt dışında ise Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine yoğun olarak gönderdiğim ürünler var. dedi.Bıçakçılığı atölyesinde yaşatmaya çalıştığını anlatan Coşkun, Bu mesleği sevdirmeye, öğretmeye çalışmamız lazım. Öğrettikten sonra insanların heveslerinin artacağını düşünüyorum. Bıçakçılığın daha da ön plana çıkması gerekiyor çünkü atadan gelen bir meslek. Bu işle alakalı öğrenmeye hevesli olanlara elimden geldiği kadar destekçi olurum. ifadesini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
