<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Samsun'da aranan 2 firari hükümlü yakalandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/samsun-da-aranan-2-firari-hukumlu-yakalandi/876153/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/samsun-da-aranan-2-firari-hukumlu-yakalandi/876153/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:48:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Samsun — Samsun'da haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 2 firari hükümlü yakalandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Samsun Haberleri — Samsun'da haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 2 firari hükümlü yakalandı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü İnfaz Büro Amirliği ekiplerince, aranan kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma başlatıldı.Kentte belirlenen adreslere düzenlenen operasyonda, yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve uyuşturucu madde kullanmak  suçlarından 16 yıl 11 ay kesinleşmiş hapis cezasıyla aranan B.Ö. ile hırsızlık suçundan 9 yıl 7 ay 25 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan G.K. yakalandı.Hükümlüler, işlemlerinin ardından cezaevine teslim edildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Samsun Haberleri — Samsun'da haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 2 firari hükümlü yakalandı.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü İnfaz Büro Amirliği ekiplerince, aranan kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma başlatıldı.Kentte belirlenen adreslere düzenlenen operasyonda, yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve uyuşturucu madde kullanmak  suçlarından 16 yıl 11 ay kesinleşmiş hapis cezasıyla aranan B.Ö. ile hırsızlık suçundan 9 yıl 7 ay 25 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan G.K. yakalandı.Hükümlüler, işlemlerinin ardından cezaevine teslim edildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/samsun-da-aranan-2-firari-hukumlu-yakalandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Bolu'da otobüs kazasında yaralanan yolcu hastanede öldü</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bolu-da-otobus-kazasinda-yaralanan-yolcu-hastanede-oldu/876152/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bolu-da-otobus-kazasinda-yaralanan-yolcu-hastanede-oldu/876152/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:48:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Bolu — Anadolu Otoyolu'nun Bolu kesiminde kaza yapan yolcu otobüsünde yaralanan 15 kişiden 1'i tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Bolu Haberleri — Anadolu Otoyolu'nun Bolu kesiminde kaza yapan yolcu otobüsünde yaralanan 15 kişiden 1'i tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.Otoyolun İstanbul istikametinde seyreden F.A. yönetimindeki 46 DC 111 plakalı Vip Kahramanmaraş Turizm firmasına ait yolcu otobüsünün dün, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu önce bariyere, ardından bir dinlenme tesisinin girişindeki tabelaya çarpması sonucu yaralanarak hastaneye kaldırılan yolculardan Beyazıt S. (47) müdahalelere rağmen kurtarılamadı.Tedavileri tamamlanan 11 kişinin taburcu edildiği, 3 yaralının tedavisinin sürdüğü öğrenildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Bolu Haberleri — Anadolu Otoyolu'nun Bolu kesiminde kaza yapan yolcu otobüsünde yaralanan 15 kişiden 1'i tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.Otoyolun İstanbul istikametinde seyreden F.A. yönetimindeki 46 DC 111 plakalı Vip Kahramanmaraş Turizm firmasına ait yolcu otobüsünün dün, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu önce bariyere, ardından bir dinlenme tesisinin girişindeki tabelaya çarpması sonucu yaralanarak hastaneye kaldırılan yolculardan Beyazıt S. (47) müdahalelere rağmen kurtarılamadı.Tedavileri tamamlanan 11 kişinin taburcu edildiği, 3 yaralının tedavisinin sürdüğü öğrenildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/bolu-da-otobus-kazasinda-yaralanan-yolcu-hastanede-oldu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ- Teopolitik savaş taktiği olarak İsrail’in Filistin’de ezan yasağı girişimi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-teopolitik-savas-taktigi-olarak-israil-in-filistin-de-ezan-yasagi-girisimi/876151/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-teopolitik-savas-taktigi-olarak-israil-in-filistin-de-ezan-yasagi-girisimi/876151/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:45:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul — Tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları hafıza kırımına uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail’in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri — Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, İsrail'in Filistin'de ezan yasağı tasarısını ve bu durumun uluslararası hukuka aykırılığını AA Analiz için kaleme aldı.***Orta Doğu’nun tek demokrasisi olduğunu iddia eden İsrail yeni bir ezan yasağı tasarısını İsrail Meclisine (Knesset) sundu. Henüz yasalaşmayan ancak ilk aşamada 36’ya karşı 50 oyla görüşülmesi kabul edilen yasa tasarısı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve partisi Otzma Yehudit tarafından destekleniyor. Yasa tasarısı ezanların okunması için camilere kurulan hoparlör sistemlerini izne tabi kılmak istiyor. Buna göre ezan okumak için hoparlör sistemi kullanmak isteyen camiler sadece İsrail’in kuracağı özel bir birimden izin alarak bunu yapabilecek. Tasarıya göre izin başvuruları; ses seviyeleri, gürültü azaltma önlemleri, caminin konumu, yerleşim alanlarına yakınlığı ve çevredeki sakinler üzerindeki etkisi gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilecek. Ayrıca, bu yasa tasarısıyla polise izne uymayan camilerin hoparlör tesisatına el koyma ve para cezası uygulama yetkisi verilmektedir. Tasarıyı hazırlayanlar insan sağlığının korunması ve gürültünün önlenmesi bahanesini ortaya sürse de hem Knesset’te görev yapan Arap milletvekilleri hem de sivil toplum kuruluşları tasarıyı uzun süredir planlanan ezan yasağının hayata geçirilmesi olarak değerlendirmektedir. Nitekim 2017'de de benzer bir tasarı Knesset önüne getirilmiş ve reddedilmişti. 2017’deki tasarı 23.00-07.00 saatleri arasında bir kısıtlama getirmekte ve tüm ibadethaneleri kapsamaktaydı. Ancak tasarı Knesset’te yer alan Ortodoks Yahudilerin Şabat Sireni’ni de engelleyebileceği endişesiyle olumsuz oy vermesi nedeniyle reddedilmişti. Yeni tasarı ise daha kapsamlı bir düzenleme içermekte, saat sınırlaması içermemekte ve izin sistemini getirmektedir. Tasarı metni henüz tam olarak kamuoyuna sunulmadı. Ancak tasarıda açıkça camiler şeklinde bir düzenleme yer almasa dahi Knesset üyesi Tzvika Foghel ve Ben-Gvir’in açıklamalarına bakıldığında izin sistemi yoluyla bu uygulamanın sadece camilere yapılacağı aşikardır. Esasen izin sistemi yoluyla yasaklama biçimi İsrail iç hukukuna yabancı değildir. İsrail uluslararası tepkileri azaltmak adına bir iç hukuk yöntemi olarak birçok yasada doğrudan yasak koymak yerine izin sistemi getirmektedir. Örneğin, Filistinlilerin kendi bahçelerine erişimi veya belirli bölgelere yerleşmesi gibi hususlar da izin sistemi yoluyla idare edilmekte ancak pratikte İsrail bu izinleri çok nadiren vermekte ve durumu yasaklamaya çevirmektedir. Bu anlamda hoparlör izni olarak sunulan düzenlemenin de ezan yasağına dönüşeceğini tahmin etmek zor değildir.Bir miktar daha hukuksuzluğa alıştırmakSömürgeci-yerleşimci bir yapı olan İsrail’in beslendiği en önemli kaynaklardan birisi teo-politik düzlemdir. Siyonizm fikrinin kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl dahi Birinci Basel Kongresi’nde Filistin gibi dini açıdan en kutsal yer dururken neden Arjantin’i alternatif olarak önerdiği konusunda siyonist delegeler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ancak Herzl dahi yazılarında bölgede yaşayan toplumların dini özgürlüklerinin korunacağından bahsetmiştir. Hatta İsrail’in kuruluşuna giden yolda elde ettiği en önemli belgelerden biri olan 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu’nda ve 1922 tarihli Milletler Cemiyeti Filistin Mandası Kararı’nın 2. maddesinde Filistin’de yaşayan tüm milletlerin dini özgürlüklerinin korunacağı ifade edilmiştir. Tartışmalı paylaşım planını öngören 181 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı bile dini özgürlüklerin garanti altına alınacağını düzenlemektedir. İsrail ise bu üç metni kurucu belgeleri arasında saymasına rağmen Filistin halkının dini özgürlüklerini her fırsatta kısıtlamıştır. Bir devletin rejimini anlamak için genel olarak iki şey kullanılır. Bunlardan ilki hukuk, ikincisi ise hukukun uygulanış biçimidir. İsrail iç hukuku her iki kritere göre de bir apartheid rejimi kurmuştur. Amaç Filistin topraklarını Filistin halkı için yaşanmaz bir hale getirmektir. İsrail din olgusunun Filistinliler için birleştirici bir güç olduğunun farkındadır. Bu nedenle dini zayıflatmak ve dinin yaşanmasını zorlaştırmak temel işgal stratejilerinden biri haline gelmiştir. Öte yandan, İsrail Filistin topraklarından Filistinlileri sürmek için uluslararası hukuku yok saydığı gibi kendi iç hukukunu da uluslararası hukuka aykırı hale getirmekten çekinmemektedir. Zira İsrail, kendisini bir istisna olarak görmekte ve hangi yolu denerse denesin ciddi bir yaptırıma uğramayacağını düşünmektedir. Esasen son iki yılda Gazze’de ortaya koyduğu soykırım pratiği ve BM Güvenlik Konseyi’nde yaşananlar İsrail’in bu tezine daha da inanmasına yardımcı olmuştur. Soykırım yaparken dahi görmediği etkili yaptırımlardan cesaret alan İsrail, ezan yasağı konusunda herhangi bir yaptırıma uğramayacağına emin gibi görünmektedir.İsrail’in getirmek istediği dolaylı ezan yasağı İsrail’in taraf olduğu ve bağlayıcı yükümlülük olarak uymayı taahhüt ettiği uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Örneğin, İsrail’in taraf olduğu 1949 tarihli 4. Cenevre Konvansiyonu açık bir şekilde dini inanç ve pratiklerin koruma altında olduğunu ve işgalci gücün bu özgürlükleri işgali altındaki topraklarda yaşayan toplumlara da tanıması gerektiğini düzenleme altına almaktadır. Benzer şekilde yine İsrail’in taraf olduğu 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de 18. maddesinde dini inançları ve pratikleri garanti altına almıştır. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da Filistin işgaline dair verdiği 2024 tarihli danışma görüşünde işgalci İsrail’in hem Cenevre Konvansiyonları hem de diğer uygulanabilir insan hakları sözleşmelerine uyması gerektiğini vurgulamıştır.Ezanın yasaklanması İsrail’in yankı odasında Filistinlilere yakıştıramadığı özgürlüğe olan tahammülsüzlüğünün yeni bir göstergesidir. Diğer tüm hukuksuzluklara ek yeni bir hukuksuzluktur. Sesi kontrol etmek o sesin ulaştığı kulakları ve zihinleri de terbiye etme arzusundan ileri gelmektedir. İsrail’e göre Filistinliler de Filistinlilere ait her şey de görünür olmaktan çıkarılmalıdır. Zira Filistinliler için ezan sesi sadece dini bir ritüel çağrısı değil içine doğdukları coğrafyanın mimarisini ve tarihsel sürekliliğini oluşturan temel bir unsurdur. İsrail artık mekan işgali ile yetinmemekte, toplumsal yaşamın her alanını bir bir işgal haritasına dahil etmektedir. Bu durum esasen fiziksel işgalin zihinsel ve kültürel işgal ile tamamlanması sürecidir. Nitekim tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları hafıza kırımına uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail’in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır. Bu anlamda İsrail’in teo-politik savaşını sömürgeci temizlik politikasının parçası olarak görmek ve buna göre önlem almak gerekir.[Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir.]* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri — Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, İsrail'in Filistin'de ezan yasağı tasarısını ve bu durumun uluslararası hukuka aykırılığını AA Analiz için kaleme aldı.***Orta Doğu’nun tek demokrasisi olduğunu iddia eden İsrail yeni bir ezan yasağı tasarısını İsrail Meclisine (Knesset) sundu. Henüz yasalaşmayan ancak ilk aşamada 36’ya karşı 50 oyla görüşülmesi kabul edilen yasa tasarısı aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve partisi Otzma Yehudit tarafından destekleniyor. Yasa tasarısı ezanların okunması için camilere kurulan hoparlör sistemlerini izne tabi kılmak istiyor. Buna göre ezan okumak için hoparlör sistemi kullanmak isteyen camiler sadece İsrail’in kuracağı özel bir birimden izin alarak bunu yapabilecek. Tasarıya göre izin başvuruları; ses seviyeleri, gürültü azaltma önlemleri, caminin konumu, yerleşim alanlarına yakınlığı ve çevredeki sakinler üzerindeki etkisi gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilecek. Ayrıca, bu yasa tasarısıyla polise izne uymayan camilerin hoparlör tesisatına el koyma ve para cezası uygulama yetkisi verilmektedir. Tasarıyı hazırlayanlar insan sağlığının korunması ve gürültünün önlenmesi bahanesini ortaya sürse de hem Knesset’te görev yapan Arap milletvekilleri hem de sivil toplum kuruluşları tasarıyı uzun süredir planlanan ezan yasağının hayata geçirilmesi olarak değerlendirmektedir. Nitekim 2017'de de benzer bir tasarı Knesset önüne getirilmiş ve reddedilmişti. 2017’deki tasarı 23.00-07.00 saatleri arasında bir kısıtlama getirmekte ve tüm ibadethaneleri kapsamaktaydı. Ancak tasarı Knesset’te yer alan Ortodoks Yahudilerin Şabat Sireni’ni de engelleyebileceği endişesiyle olumsuz oy vermesi nedeniyle reddedilmişti. Yeni tasarı ise daha kapsamlı bir düzenleme içermekte, saat sınırlaması içermemekte ve izin sistemini getirmektedir. Tasarı metni henüz tam olarak kamuoyuna sunulmadı. Ancak tasarıda açıkça camiler şeklinde bir düzenleme yer almasa dahi Knesset üyesi Tzvika Foghel ve Ben-Gvir’in açıklamalarına bakıldığında izin sistemi yoluyla bu uygulamanın sadece camilere yapılacağı aşikardır. Esasen izin sistemi yoluyla yasaklama biçimi İsrail iç hukukuna yabancı değildir. İsrail uluslararası tepkileri azaltmak adına bir iç hukuk yöntemi olarak birçok yasada doğrudan yasak koymak yerine izin sistemi getirmektedir. Örneğin, Filistinlilerin kendi bahçelerine erişimi veya belirli bölgelere yerleşmesi gibi hususlar da izin sistemi yoluyla idare edilmekte ancak pratikte İsrail bu izinleri çok nadiren vermekte ve durumu yasaklamaya çevirmektedir. Bu anlamda hoparlör izni olarak sunulan düzenlemenin de ezan yasağına dönüşeceğini tahmin etmek zor değildir.Bir miktar daha hukuksuzluğa alıştırmakSömürgeci-yerleşimci bir yapı olan İsrail’in beslendiği en önemli kaynaklardan birisi teo-politik düzlemdir. Siyonizm fikrinin kurucusu olarak kabul edilen Theodor Herzl dahi Birinci Basel Kongresi’nde Filistin gibi dini açıdan en kutsal yer dururken neden Arjantin’i alternatif olarak önerdiği konusunda siyonist delegeler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Ancak Herzl dahi yazılarında bölgede yaşayan toplumların dini özgürlüklerinin korunacağından bahsetmiştir. Hatta İsrail’in kuruluşuna giden yolda elde ettiği en önemli belgelerden biri olan 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu’nda ve 1922 tarihli Milletler Cemiyeti Filistin Mandası Kararı’nın 2. maddesinde Filistin’de yaşayan tüm milletlerin dini özgürlüklerinin korunacağı ifade edilmiştir. Tartışmalı paylaşım planını öngören 181 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararı bile dini özgürlüklerin garanti altına alınacağını düzenlemektedir. İsrail ise bu üç metni kurucu belgeleri arasında saymasına rağmen Filistin halkının dini özgürlüklerini her fırsatta kısıtlamıştır. Bir devletin rejimini anlamak için genel olarak iki şey kullanılır. Bunlardan ilki hukuk, ikincisi ise hukukun uygulanış biçimidir. İsrail iç hukuku her iki kritere göre de bir apartheid rejimi kurmuştur. Amaç Filistin topraklarını Filistin halkı için yaşanmaz bir hale getirmektir. İsrail din olgusunun Filistinliler için birleştirici bir güç olduğunun farkındadır. Bu nedenle dini zayıflatmak ve dinin yaşanmasını zorlaştırmak temel işgal stratejilerinden biri haline gelmiştir. Öte yandan, İsrail Filistin topraklarından Filistinlileri sürmek için uluslararası hukuku yok saydığı gibi kendi iç hukukunu da uluslararası hukuka aykırı hale getirmekten çekinmemektedir. Zira İsrail, kendisini bir istisna olarak görmekte ve hangi yolu denerse denesin ciddi bir yaptırıma uğramayacağını düşünmektedir. Esasen son iki yılda Gazze’de ortaya koyduğu soykırım pratiği ve BM Güvenlik Konseyi’nde yaşananlar İsrail’in bu tezine daha da inanmasına yardımcı olmuştur. Soykırım yaparken dahi görmediği etkili yaptırımlardan cesaret alan İsrail, ezan yasağı konusunda herhangi bir yaptırıma uğramayacağına emin gibi görünmektedir.İsrail’in getirmek istediği dolaylı ezan yasağı İsrail’in taraf olduğu ve bağlayıcı yükümlülük olarak uymayı taahhüt ettiği uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Örneğin, İsrail’in taraf olduğu 1949 tarihli 4. Cenevre Konvansiyonu açık bir şekilde dini inanç ve pratiklerin koruma altında olduğunu ve işgalci gücün bu özgürlükleri işgali altındaki topraklarda yaşayan toplumlara da tanıması gerektiğini düzenleme altına almaktadır. Benzer şekilde yine İsrail’in taraf olduğu 1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de 18. maddesinde dini inançları ve pratikleri garanti altına almıştır. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da Filistin işgaline dair verdiği 2024 tarihli danışma görüşünde işgalci İsrail’in hem Cenevre Konvansiyonları hem de diğer uygulanabilir insan hakları sözleşmelerine uyması gerektiğini vurgulamıştır.Ezanın yasaklanması İsrail’in yankı odasında Filistinlilere yakıştıramadığı özgürlüğe olan tahammülsüzlüğünün yeni bir göstergesidir. Diğer tüm hukuksuzluklara ek yeni bir hukuksuzluktur. Sesi kontrol etmek o sesin ulaştığı kulakları ve zihinleri de terbiye etme arzusundan ileri gelmektedir. İsrail’e göre Filistinliler de Filistinlilere ait her şey de görünür olmaktan çıkarılmalıdır. Zira Filistinliler için ezan sesi sadece dini bir ritüel çağrısı değil içine doğdukları coğrafyanın mimarisini ve tarihsel sürekliliğini oluşturan temel bir unsurdur. İsrail artık mekan işgali ile yetinmemekte, toplumsal yaşamın her alanını bir bir işgal haritasına dahil etmektedir. Bu durum esasen fiziksel işgalin zihinsel ve kültürel işgal ile tamamlanması sürecidir. Nitekim tarihte sömürgeci ve baskıcı rejimler işgal ettikleri halkları hafıza kırımına uğratarak onlara kendi mitlerini dayatmaya çalışmışlardır. İsrail’in getirmeye çalıştığı ezan yasağının da böyle bir çabanın ürünü olduğu açıktır. Bu anlamda İsrail’in teo-politik savaşını sömürgeci temizlik politikasının parçası olarak görmek ve buna göre önlem almak gerekir.[Doç. Dr. Ali Osman Karaoğlu, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesidir.]* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Milli voleybolcu Sinead Jack-Kısal'ın ayak bileğinde zorlanma tespit edildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/milli-voleybolcu-sinead-jack-kisal-in-ayak-bileginde-zorlanma-tespit-edildi/876150/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/milli-voleybolcu-sinead-jack-kisal-in-ayak-bileginde-zorlanma-tespit-edildi/876150/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:45:10 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın orta oyuncusu Sinead Jack-Kısal'ın ayak bileğinden sakatlandığı duyuruldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın orta oyuncusu Sinead Jack-Kısal'ın ayak bileğinden sakatlandığı duyuruldu. Türkiye Voleybol Federasyonunun açıklamasına göre FIVB Milletler Ligi'nin (VNL) üçüncü haftasındaki Polonya maçının 3. setinde sakatlık yaşayan Sinead Jack-Kısal’ın, ayak bileğinin dış yan bağlarında zorlanma tespit edildi.32 yaşındaki sporcunun tedavisine başlandığı ve VNL’in üçüncü haftasında kalan karşılaşmalarda forma giyip giyemeyeceğine ise sağlık ekibinin maç öncesinde yapacağı değerlendirmenin ardından karar verileceği belirtildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın orta oyuncusu Sinead Jack-Kısal'ın ayak bileğinden sakatlandığı duyuruldu. Türkiye Voleybol Federasyonunun açıklamasına göre FIVB Milletler Ligi'nin (VNL) üçüncü haftasındaki Polonya maçının 3. setinde sakatlık yaşayan Sinead Jack-Kısal’ın, ayak bileğinin dış yan bağlarında zorlanma tespit edildi.32 yaşındaki sporcunun tedavisine başlandığı ve VNL’in üçüncü haftasında kalan karşılaşmalarda forma giyip giyemeyeceğine ise sağlık ekibinin maç öncesinde yapacağı değerlendirmenin ardından karar verileceği belirtildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/milli-voleybolcu-sinead-jack-kisal-in-ayak-bileginde-zorlanma-tespit-edildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Sakarya'da 10 milyon 680 bin lira değerinde taklit spor malzemesi ele geçirildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/sakarya-da-10-milyon-680-bin-lira-degerinde-taklit-spor-malzemesi-ele-gecirildi/876149/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/sakarya-da-10-milyon-680-bin-lira-degerinde-taklit-spor-malzemesi-ele-gecirildi/876149/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:42:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Sakarya — Sakarya'da 10 milyon 680 bin lira değerinde 5 bin 420 taklit forma ve spor ayakkabı ele geçirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Sakarya Haberleri — Sakarya'da 10 milyon 680 bin lira değerinde 5 bin 420 taklit forma ve spor ayakkabı ele geçirildi.İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında çalışma yürüttü.Karapürçek, Pamukova ve Sapanca ilçelerinde düzenlenen operasyonda, piyasa değeri 7 milyon 350 bin lira olan farklı markalara ait 4 bin 466 taklit takım forması ile 3 milyon 330 bin lira değerinde çeşitli markalarda sahte 954 spor ayakkabı ele geçirildi.Operasyona ilişkin 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Sakarya Haberleri — Sakarya'da 10 milyon 680 bin lira değerinde 5 bin 420 taklit forma ve spor ayakkabı ele geçirildi.İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, kaçakçılık suçlarıyla mücadele kapsamında çalışma yürüttü.Karapürçek, Pamukova ve Sapanca ilçelerinde düzenlenen operasyonda, piyasa değeri 7 milyon 350 bin lira olan farklı markalara ait 4 bin 466 taklit takım forması ile 3 milyon 330 bin lira değerinde çeşitli markalarda sahte 954 spor ayakkabı ele geçirildi.Operasyona ilişkin 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/sakarya-da-10-milyon-680-bin-lira-degerinde-taklit-spor-malzemesi-ele-gecirildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ - Teknopolar dünyada NATO: Türkiye'nin yapay zeka eylem planı ve ittifakın dayanıklılığının geleceği</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-teknopolar-dunyada-nato-turkiye-nin-yapay-zeka-eylem-plani-ve-ittifakin-dayanikliliginin-gelecegi/876148/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-teknopolar-dunyada-nato-turkiye-nin-yapay-zeka-eylem-plani-ve-ittifakin-dayanikliliginin-gelecegi/876148/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:42:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul — Teknopolar düzende kendi inisiyatifini erkenden inşa eden devletlerin bunun karşılığını aldığının canlı bir kanıtı olan Türkiye, ittifakı içeriden güçlendirecek yolu halihazırda tüm açıklığıyla göstermektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri — Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, NATO'nun teknopolar dünyadaki dönüşümünü ve Türkiye'nin bağlantılı egemenlik vizyonunu AA Analiz için kaleme aldı.***NATO, gücün tümenlerle, savaş başlıklarıyla ve endüstriyel üretimle ölçüldüğü bir dünyada kurulmuştu. Bu aritmetik, önce Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Batı anlatısının askeri ve ekonomik üstünlüğünün tartışmasız görüldüğü tek kutuplu dönemde, yetmiş yıldan fazla bir süre geçerliliğini korudu. 21. yüzyıl ise bu koşulları tersine çevirdi. Önceki yazılarımda teknopolar dünya olarak kavramsallaştırdığım yeni düzende, uluslararası rekabetin belirleyici unsurları; hesaplama gücü, veri, yapay zeka modelleri ve bunlardan akan anlatılardır. Bu süreçte egemenliğin kendisi de yeniden tanımlanmaktadır. Egemenlik artık yalnızca toprak üzerindeki kontrolü ifade etmiyor; veri, algoritmalar ve altyapılar üzerinde zorlama veya taviz olmadan karar alma kapasitesine, yani bir devletin modern karar alma süreçlerinin dayandığı algoritma, veri ve hesaplama gücünü yönetebilmesi kabiliyetine karşılık geliyor.Klasik caydırıcılık mantığı neden aşınıyor?NATO, bu dönüşümün merkezinde yer alırken kuruluş kodları ve 21. yüzyılın gerçekleri arasındaki uyumsuzlukla yüzleşiyor. İttifak konvansiyonel askeri kapasitesini sürdürüyor, fakat mücadele bu kapasitenin gerekli ancak yetersiz kaldığı ve caydırıcılığın klasik mantığının üç noktada aşındığı bir alana kayıyor. İlk olarak saldırı yüzeyi, silahlı saldırı eşiğinin altında kalmaya devam ederken altyapısal bir nitelik kazanıyor. Kızıldeniz’deki denizaltı kablo ağları bunun en açık örneği olarak öne çıkıyor. Bu koridordan geçen fiberoptik kablolar, Avrupa ve Asya arasındaki veri kapasitesinin büyük çoğunluğunu taşıyor. Bunları kesen ya da işlevini bozan bir düşman, tek bir kurşun sıkmadan üç kıtada finansal takası, buluta dayalı ticareti ve lojistiği felç edebilir ve hasarı bir gemi çapasının ya da sismik bir faaliyetin arkasına gizleyebilir.İkinci ve daha sessiz olan faktör ise epistemik bağımlılık. Eğer bir devletin algoritmaları, modelleri ve hesaplama gücü dışarıdan kontrol ediliyorsa, o devletin ürettiği bilgi de dışarıdan kontrol ediliyor anlamına gelir. Bu bağımlılık, herhangi bir enerji ya da donanım bağımlılığından daha sinsidir çünkü görünmez bir şekilde işler. Bir devlet kendi verisini başka bir devletin algoritması aracılığıyla yorumladığında, o veri üzerindeki egemenlik el değiştirmiş ve yabancı varsayımlar sessizce ulusal kararların içine işlenmiş demektir. Ödünç alınmış modellerle caydırıcılık inşa etmeye yeltenen bir ittifak, bertaraf etmekle yükümlü olduğu tehlikeyi kendi gözleriyle göremeyebilir.Üçüncüsü ise kurumsal tepkinin kısmi doğasıdır. NATO, 2016 Varşova Zirvesi’nde siber uzayı operasyonel bir alan olarak tanımış ve ilk yapay zeka stratejisini 2021’de kabul ederek bu stratejiyi 2024 Washington Zirvesi’nde üretken modellerin asimetrik tehditlerine karşı test ve doğrulamaya odaklanarak revize etmiştir. Normatif bir çerçeveden operasyonel bir doktrine doğru ilerleyen bu evrim gereklidir, ancak dijital altyapının tamamına yayılan bir sorunla henüz orantılı düzeyde değildir.Teknoloji tüketicisi tuzağıDaha derin kırılma hattı, ittifakın iç yapısından geçmektedir. 32 müttefik teknolojik kapasitede derece değil, tür açısından ayrışmaktadır. Bazıları üretici ve standart belirleyiciyken, diğerleri başka yerlerde tasarlanmış ve yönetilen teknolojilerin yapısal tüketicileridir. Modellerdeki, bulut sistemlerindeki ve veri yönetimindeki ayrışma, yalnızca teknik sistemleri değil kolektif savunmanın dayandığı ortak durumsal farkındalığı da parçalamaktadır. Bu sebeple bu savunmanın güvenilirliği, en güçlü üyeyle değil, en kırılgan dijital bağlantıyla ölçülmektedir. Bu iç asimetri, küresel tedarik düzeninin geometrisiyle daha da keskinleşmektedir. En gelişmiş yarı iletkenler sınırlı sayıda merkezde üretilmekte ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Aralık 2025'te başlatılan Pax Silica girişimi, bu tedarik geometrisini jeopolitik bir hiyerarşiye dönüştürerek, teknolojik iş birliğini devletleri katmanlara ayıran bir filtreleme mekanizmasına çevirmektedir. On bir devlet kurucu bildirgeyi imzalamış, bir NATO müttefiki olan Türkiye ise ilk çembere dahil edilmemiştir. Dışlanan bir müttefik olarak Türkiye kabul edilmeyi beklemek yerine egemen bir kapasite inşa etmek için çalışmaya başlamıştır.13 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ve 2026-2030 yılları arasını kapsayan Yapay Zeka Eylem Planı, bu iradeyi dört stratejik lens ile somutlaştırmaktadır: Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet. Planın gerçek ağırlığı ekonomik bir bilançodan okunamaz, önceki yazılarımızda dijital otonominin kilit taşı olarak ortaya koyulan ve varlık, pratik ve dayanıklılık olarak birbiriyle ilişkili üç sütuna dayanan bilişsel diplomasi çerçevesi üzerinden tam olarak okunabilir hale gelmektedir. Bu üçlü çerçeveden okunduğunda plan, kendini bir devletin bu üç sütunu aynı anda operasyonel hale getirmeye yönelik ilk sürdürülebilir girişimi olarak ortaya koymaktadır.Varlık, bilişsel alanın kasıtlı bir işgalidir. Bir devletin anlatısının ve değerlerinin, küresel kamuoyunun şekillendiği algoritmik olarak aracılık edilen ortak alanlar üzerinden yansıtılmasıdır. Kendi dil modelini inşa edemeyen bir devlet, dijital alanda kendi cümlelerini kuramaz, başkalarının söz dizimini ve dolayısıyla dünya görüşünü ödünç alır. TÜBİTAK öncülüğünde geliştirilen egemen büyük dil modeli Bilge, bu anlamda bir mühendislik başarısından önce, bir varlık eylemidir. Türk Devletleri Teşkilatı ile ortaklık halinde Oğuz, Kıpçak ve Karluk dallarını kapsayan Büyük Türk Dili Modeli girişimi, bu varlığı epistemik girişimciliğe uzatıyor ve bu coğrafya San Francisco'da ya da Shenzhen'de tasarlanan mimarilere teslim edilmeden önce, Türk Dünyası için ortak bir bilişsel zemin inşa ediyor. Türkiye, aynı şekilde OECD, Birleşmiş Milletler ve G20'de bir norm girişimcisi olarak hareket etme niyetinin sinyallerini vermiş, kendi adına hazırlanan bir standardı kabul etmek yerine, insan merkezli bir standartta ısrar etmektedir.Ulusal çıkarlar doğrultusunda inovasyon yapma, teknolojiyi devreye alma ve düzenlemeye yönelik günlük bir kapasiteyi ifade eden pratik, planın üretken ayaklarıyla desteklenmektedir. Bu üretken ayaklar, 2030 yılına kadar 1 gigawatt seviyesine yaklaşacak veri merkezi kapasitesini, kamu yatırımlarının en az yüzde ikisinin yapay zekaya tahsis edilmesi taahhüdünü ve yerli girişimleri küresel çapta ölçeklendirmeyi hedefleyen Ulusal Yapay Zeka Fonu'nu içermektedir.Son olarak dayanıklılık, 81 ilde beş milyon vatandaşa ulaşmayı ve yüz bin uzman yetiştirmeyi hedefleyen ulusal okuryazarlık programı ile veri egemenliğini muhafaza ederek kamu verilerini kullanıma sunan Ulusal Veri Kütüphanesi aracılığıyla en temel düzeyde inşa edilmektedir. Bunlar henüz elde edilmiş kazanımlardan ziyade ortaya konulmuş hedefler olsa da çizilen istikamet oldukça nettir. Dahası, bu üç sütun basitçe yan yana dizilmekten ziyade birbirine organik bir biçimde kenetlenmektedir.Egemenliğe giden yolTürkiye'nin NATO için ifade ettiği çifte anlam tam olarak burada yatmaktadır. Türkiye, terörle mücadeleden Karadeniz ve Doğu Akdeniz’e kadar güney kanadına on yıllardır sunduğu katkılara artık üretici, norm belirleyici ve altyapı sağlayıcısı kimliğini de eklemektedir. Bunu yaparken bulut sistemlerine bağımlı komşularını felç edebilecek şoklara karşı bağışıklık kazanmakta ve Asya ile Avrupa arasında karasal bir dijital koridor işlevi görerek, tehdit altındaki deniz geçiş noktalarına güvenli bir alternatif sunmaktadır.Türkiye'nin sergilediği bu örnekten ittifakın bütününe uzanan temel ilke bağlantılı egemenliktir. Yani ne otonom karar alma yetisini aşındıran mutlak bir bağımlılık ne de iş birliğinin sağladığı dayanıklılığı feda eden bir içe kapanıklık. Egemenliği, algoritmaları, veri koridorlarını ve hesaplama mimarilerini yönetme kapasitesi olarak yeniden tanımlayabilen bir ittifak kendini geleceğe taşıyabilecektir. Teknopolar düzende kendi inisiyatifini erkenden inşa eden devletlerin bunun karşılığını aldığının canlı bir kanıtı olan Türkiye, ittifakı içeriden güçlendirecek yolu halihazırda tüm açıklığıyla göstermektedir.[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısıdır.]* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri — Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısı Prof. Dr. Erman Akıllı, NATO'nun teknopolar dünyadaki dönüşümünü ve Türkiye'nin bağlantılı egemenlik vizyonunu AA Analiz için kaleme aldı.***NATO, gücün tümenlerle, savaş başlıklarıyla ve endüstriyel üretimle ölçüldüğü bir dünyada kurulmuştu. Bu aritmetik, önce Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Batı anlatısının askeri ve ekonomik üstünlüğünün tartışmasız görüldüğü tek kutuplu dönemde, yetmiş yıldan fazla bir süre geçerliliğini korudu. 21. yüzyıl ise bu koşulları tersine çevirdi. Önceki yazılarımda teknopolar dünya olarak kavramsallaştırdığım yeni düzende, uluslararası rekabetin belirleyici unsurları; hesaplama gücü, veri, yapay zeka modelleri ve bunlardan akan anlatılardır. Bu süreçte egemenliğin kendisi de yeniden tanımlanmaktadır. Egemenlik artık yalnızca toprak üzerindeki kontrolü ifade etmiyor; veri, algoritmalar ve altyapılar üzerinde zorlama veya taviz olmadan karar alma kapasitesine, yani bir devletin modern karar alma süreçlerinin dayandığı algoritma, veri ve hesaplama gücünü yönetebilmesi kabiliyetine karşılık geliyor.Klasik caydırıcılık mantığı neden aşınıyor?NATO, bu dönüşümün merkezinde yer alırken kuruluş kodları ve 21. yüzyılın gerçekleri arasındaki uyumsuzlukla yüzleşiyor. İttifak konvansiyonel askeri kapasitesini sürdürüyor, fakat mücadele bu kapasitenin gerekli ancak yetersiz kaldığı ve caydırıcılığın klasik mantığının üç noktada aşındığı bir alana kayıyor. İlk olarak saldırı yüzeyi, silahlı saldırı eşiğinin altında kalmaya devam ederken altyapısal bir nitelik kazanıyor. Kızıldeniz’deki denizaltı kablo ağları bunun en açık örneği olarak öne çıkıyor. Bu koridordan geçen fiberoptik kablolar, Avrupa ve Asya arasındaki veri kapasitesinin büyük çoğunluğunu taşıyor. Bunları kesen ya da işlevini bozan bir düşman, tek bir kurşun sıkmadan üç kıtada finansal takası, buluta dayalı ticareti ve lojistiği felç edebilir ve hasarı bir gemi çapasının ya da sismik bir faaliyetin arkasına gizleyebilir.İkinci ve daha sessiz olan faktör ise epistemik bağımlılık. Eğer bir devletin algoritmaları, modelleri ve hesaplama gücü dışarıdan kontrol ediliyorsa, o devletin ürettiği bilgi de dışarıdan kontrol ediliyor anlamına gelir. Bu bağımlılık, herhangi bir enerji ya da donanım bağımlılığından daha sinsidir çünkü görünmez bir şekilde işler. Bir devlet kendi verisini başka bir devletin algoritması aracılığıyla yorumladığında, o veri üzerindeki egemenlik el değiştirmiş ve yabancı varsayımlar sessizce ulusal kararların içine işlenmiş demektir. Ödünç alınmış modellerle caydırıcılık inşa etmeye yeltenen bir ittifak, bertaraf etmekle yükümlü olduğu tehlikeyi kendi gözleriyle göremeyebilir.Üçüncüsü ise kurumsal tepkinin kısmi doğasıdır. NATO, 2016 Varşova Zirvesi’nde siber uzayı operasyonel bir alan olarak tanımış ve ilk yapay zeka stratejisini 2021’de kabul ederek bu stratejiyi 2024 Washington Zirvesi’nde üretken modellerin asimetrik tehditlerine karşı test ve doğrulamaya odaklanarak revize etmiştir. Normatif bir çerçeveden operasyonel bir doktrine doğru ilerleyen bu evrim gereklidir, ancak dijital altyapının tamamına yayılan bir sorunla henüz orantılı düzeyde değildir.Teknoloji tüketicisi tuzağıDaha derin kırılma hattı, ittifakın iç yapısından geçmektedir. 32 müttefik teknolojik kapasitede derece değil, tür açısından ayrışmaktadır. Bazıları üretici ve standart belirleyiciyken, diğerleri başka yerlerde tasarlanmış ve yönetilen teknolojilerin yapısal tüketicileridir. Modellerdeki, bulut sistemlerindeki ve veri yönetimindeki ayrışma, yalnızca teknik sistemleri değil kolektif savunmanın dayandığı ortak durumsal farkındalığı da parçalamaktadır. Bu sebeple bu savunmanın güvenilirliği, en güçlü üyeyle değil, en kırılgan dijital bağlantıyla ölçülmektedir. Bu iç asimetri, küresel tedarik düzeninin geometrisiyle daha da keskinleşmektedir. En gelişmiş yarı iletkenler sınırlı sayıda merkezde üretilmekte ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Aralık 2025'te başlatılan Pax Silica girişimi, bu tedarik geometrisini jeopolitik bir hiyerarşiye dönüştürerek, teknolojik iş birliğini devletleri katmanlara ayıran bir filtreleme mekanizmasına çevirmektedir. On bir devlet kurucu bildirgeyi imzalamış, bir NATO müttefiki olan Türkiye ise ilk çembere dahil edilmemiştir. Dışlanan bir müttefik olarak Türkiye kabul edilmeyi beklemek yerine egemen bir kapasite inşa etmek için çalışmaya başlamıştır.13 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ve 2026-2030 yılları arasını kapsayan Yapay Zeka Eylem Planı, bu iradeyi dört stratejik lens ile somutlaştırmaktadır: Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet. Planın gerçek ağırlığı ekonomik bir bilançodan okunamaz, önceki yazılarımızda dijital otonominin kilit taşı olarak ortaya koyulan ve varlık, pratik ve dayanıklılık olarak birbiriyle ilişkili üç sütuna dayanan bilişsel diplomasi çerçevesi üzerinden tam olarak okunabilir hale gelmektedir. Bu üçlü çerçeveden okunduğunda plan, kendini bir devletin bu üç sütunu aynı anda operasyonel hale getirmeye yönelik ilk sürdürülebilir girişimi olarak ortaya koymaktadır.Varlık, bilişsel alanın kasıtlı bir işgalidir. Bir devletin anlatısının ve değerlerinin, küresel kamuoyunun şekillendiği algoritmik olarak aracılık edilen ortak alanlar üzerinden yansıtılmasıdır. Kendi dil modelini inşa edemeyen bir devlet, dijital alanda kendi cümlelerini kuramaz, başkalarının söz dizimini ve dolayısıyla dünya görüşünü ödünç alır. TÜBİTAK öncülüğünde geliştirilen egemen büyük dil modeli Bilge, bu anlamda bir mühendislik başarısından önce, bir varlık eylemidir. Türk Devletleri Teşkilatı ile ortaklık halinde Oğuz, Kıpçak ve Karluk dallarını kapsayan Büyük Türk Dili Modeli girişimi, bu varlığı epistemik girişimciliğe uzatıyor ve bu coğrafya San Francisco'da ya da Shenzhen'de tasarlanan mimarilere teslim edilmeden önce, Türk Dünyası için ortak bir bilişsel zemin inşa ediyor. Türkiye, aynı şekilde OECD, Birleşmiş Milletler ve G20'de bir norm girişimcisi olarak hareket etme niyetinin sinyallerini vermiş, kendi adına hazırlanan bir standardı kabul etmek yerine, insan merkezli bir standartta ısrar etmektedir.Ulusal çıkarlar doğrultusunda inovasyon yapma, teknolojiyi devreye alma ve düzenlemeye yönelik günlük bir kapasiteyi ifade eden pratik, planın üretken ayaklarıyla desteklenmektedir. Bu üretken ayaklar, 2030 yılına kadar 1 gigawatt seviyesine yaklaşacak veri merkezi kapasitesini, kamu yatırımlarının en az yüzde ikisinin yapay zekaya tahsis edilmesi taahhüdünü ve yerli girişimleri küresel çapta ölçeklendirmeyi hedefleyen Ulusal Yapay Zeka Fonu'nu içermektedir.Son olarak dayanıklılık, 81 ilde beş milyon vatandaşa ulaşmayı ve yüz bin uzman yetiştirmeyi hedefleyen ulusal okuryazarlık programı ile veri egemenliğini muhafaza ederek kamu verilerini kullanıma sunan Ulusal Veri Kütüphanesi aracılığıyla en temel düzeyde inşa edilmektedir. Bunlar henüz elde edilmiş kazanımlardan ziyade ortaya konulmuş hedefler olsa da çizilen istikamet oldukça nettir. Dahası, bu üç sütun basitçe yan yana dizilmekten ziyade birbirine organik bir biçimde kenetlenmektedir.Egemenliğe giden yolTürkiye'nin NATO için ifade ettiği çifte anlam tam olarak burada yatmaktadır. Türkiye, terörle mücadeleden Karadeniz ve Doğu Akdeniz’e kadar güney kanadına on yıllardır sunduğu katkılara artık üretici, norm belirleyici ve altyapı sağlayıcısı kimliğini de eklemektedir. Bunu yaparken bulut sistemlerine bağımlı komşularını felç edebilecek şoklara karşı bağışıklık kazanmakta ve Asya ile Avrupa arasında karasal bir dijital koridor işlevi görerek, tehdit altındaki deniz geçiş noktalarına güvenli bir alternatif sunmaktadır.Türkiye'nin sergilediği bu örnekten ittifakın bütününe uzanan temel ilke bağlantılı egemenliktir. Yani ne otonom karar alma yetisini aşındıran mutlak bir bağımlılık ne de iş birliğinin sağladığı dayanıklılığı feda eden bir içe kapanıklık. Egemenliği, algoritmaları, veri koridorlarını ve hesaplama mimarilerini yönetme kapasitesi olarak yeniden tanımlayabilen bir ittifak kendini geleceğe taşıyabilecektir. Teknopolar düzende kendi inisiyatifini erkenden inşa eden devletlerin bunun karşılığını aldığının canlı bir kanıtı olan Türkiye, ittifakı içeriden güçlendirecek yolu halihazırda tüm açıklığıyla göstermektedir.[Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA araştırmacısıdır.]* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/analiz-teknopolar-dunyada-nato-turkiye-nin-yapay-zeka-eylem-plani-ve-ittifakin-dayanikliliginin-gelecegi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Somali'de Eş-Şebab'a yönelik operasyonda 16 terörist etkisiz hale getirildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/somali-de-es-sebab-a-yonelik-operasyonda-16-terorist-etkisiz-hale-getirildi/876147/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/somali-de-es-sebab-a-yonelik-operasyonda-16-terorist-etkisiz-hale-getirildi/876147/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:42:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Mogadişu — Somali ordusu ile Jubaland eyaletinin Aşağı Cubbe bölgesindeki güvenlik güçlerinin, terör örgütü Eş-Şebab'a düzenlediği koordineli operasyonda 2 elebaşı ile 14 militanın etkisiz hale getirildiği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Mogadişu Haberleri — Somali ordusu ile Jubaland eyaletinin Aşağı Cubbe bölgesindeki güvenlik güçlerinin, terör örgütü Eş-Şebab'a düzenlediği koordineli operasyonda 2 elebaşı ile 14 militanın etkisiz hale getirildiği bildirildi.Somali Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, güvenlik güçlerinin, Aşağı Cubbe bölgesinin Badhadhe ilçesinde terör örgütü Eş-Şebab'a yönelik koordineli operasyon düzenlediği belirtildi.Operasyonda örgütün 2 elebaşı ile 14 militanın etkisiz hale getirildiği kaydedilen açıklamada, 2 örgüt mensubunun yaralı olarak yakalandığı ifade edildi.Açıklamada, operasyonda terör örgütünün sivillere yönelik saldırılarında kullandığı çok sayıda silah, mühimmat ve askeri teçhizatın ele geçirildiği bildirildi.Somali'de 2006'da ortaya çıkan Eş-Şebab, Somali hükümeti ile uluslararası barış gücü unsurlarına karşı uzun yıllardır saldırılar düzenliyor.Somali güvenlik güçleri ve uluslararası ortakların desteğiyle 2022'den bu yana ülkenin orta ve güney bölgelerinde örgüte karşı geniş çaplı operasyonlar yürütülüyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Mogadişu Haberleri — Somali ordusu ile Jubaland eyaletinin Aşağı Cubbe bölgesindeki güvenlik güçlerinin, terör örgütü Eş-Şebab'a düzenlediği koordineli operasyonda 2 elebaşı ile 14 militanın etkisiz hale getirildiği bildirildi.Somali Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, güvenlik güçlerinin, Aşağı Cubbe bölgesinin Badhadhe ilçesinde terör örgütü Eş-Şebab'a yönelik koordineli operasyon düzenlediği belirtildi.Operasyonda örgütün 2 elebaşı ile 14 militanın etkisiz hale getirildiği kaydedilen açıklamada, 2 örgüt mensubunun yaralı olarak yakalandığı ifade edildi.Açıklamada, operasyonda terör örgütünün sivillere yönelik saldırılarında kullandığı çok sayıda silah, mühimmat ve askeri teçhizatın ele geçirildiği bildirildi.Somali'de 2006'da ortaya çıkan Eş-Şebab, Somali hükümeti ile uluslararası barış gücü unsurlarına karşı uzun yıllardır saldırılar düzenliyor.Somali güvenlik güçleri ve uluslararası ortakların desteğiyle 2022'den bu yana ülkenin orta ve güney bölgelerinde örgüte karşı geniş çaplı operasyonlar yürütülüyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/somali-de-es-sebab-a-yonelik-operasyonda-16-terorist-etkisiz-hale-getirildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Belçika Başbakanı De Wever, NATO Ankara Zirvesi'nin başarılı geçtiğini söyledi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-nato-nun-ankara-zirvesi-soylemden-eyleme-gecis/876146/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-nato-nun-ankara-zirvesi-soylemden-eyleme-gecis/876146/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:42:10 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Brüksel Haberleri — Belçika Başbakanı Bart De Wever, NATO Ankara Zirvesi'ni başarılı olarak nitelendirerek, ABD'nin İran'a yönelik saldırıları ve ABD Başkanı Donald Trump'ın sert açıklamalarına rağmen müttefikler arasındaki görüşmelerin yapıcı bir atmosferde geçtiğini belirtti.Ulusal basında yer alan haberlere göre De Wever, Savunma Bakanı Theo Francken ve Dışişleri Bakanı Maxime Prevot ile zirvenin ardından yaptığı açıklamada, 32 NATO üyesi ülkenin liderlerini bir araya getiren toplantıda yanlış nota yaşanmadığını söyledi.ABD Başkanı Donald Trump'ın zirve öncesinde Avrupa müttefiklerini İran'a karşı yeterince destek vermemekle eleştirdiğini, Grönland konusundaki söylemlerini yinelediğini ve ABD'nin İran'a düzenlediği saldırılar nedeniyle zirvenin gölgelendiğini dile getiren De Wever, buna karşın çalışma oturumlarının bu gelişmelerden olumsuz etkilenmediğini ifade etti.De Wever, zirvenin hem salondaki görüşmeler hem de kabul edilen sonuçlar açısından başarılı geçtiğini, Trump'ın da kapanış konuşmasında zirvenin sonuçlarından memnuniyet duyduğunu söylediğini aktardı.Belçika Başbakanı, NATO müttefiklerinin 2026 ve 2027 yıllarında Ukrayna'ya 70'er milyar avroluk yeni askeri destek paketi sağlanması konusunda geniş mutabakata vardığını anımsatarak, müttefikler arasında hedeflere ulaşma yöntemleri konusunda farklı görüşler bulunsa da genel strateji konusunda ortak anlayışın korunduğunu kaydetti.Zirvede yaptığı konuşmada iki kez karşılıklı saygı çağrısında bulunduğunu vurgulayan De Wever, savunma harcamalarının artırılmasına yönelik kamuoyu desteğinin ancak müttefiklerin birbirlerine baskı yapan taraflar olarak değil, gerçek ortaklar olarak hareket etmesiyle sağlanabileceğine dikkati çekti.De Wever, ABD'nin zirve sırasında İran'a düzenlediği saldırılar hakkında NATO müttefiklerine önceden bilgi verilmediğini belirterek, benzer şekilde ABD ve İsrail'in daha önce başlattığı operasyonlar öncesinde de müttefiklere danışılmadığını hatırlattı.Başbakan De Wever, Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi istenirken, önemli güvenlik kararlarının dışında bırakılmasının bazı müttefiklerde rahatsızlık yarattığını kaydetti.Buna rağmen zirvedeki görüş alışverişinin ölçülü ve yapıcı geçtiğinin altını çizen De Wever, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'ye güvendiğini söyledi.De Wever, Rutte'nin İttifak'ı zorlu bir dönemde bir arada tutma çabalarını takdir ettiğini sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Brüksel Haberleri — Belçika Başbakanı Bart De Wever, NATO Ankara Zirvesi'ni başarılı olarak nitelendirerek, ABD'nin İran'a yönelik saldırıları ve ABD Başkanı Donald Trump'ın sert açıklamalarına rağmen müttefikler arasındaki görüşmelerin yapıcı bir atmosferde geçtiğini belirtti.Ulusal basında yer alan haberlere göre De Wever, Savunma Bakanı Theo Francken ve Dışişleri Bakanı Maxime Prevot ile zirvenin ardından yaptığı açıklamada, 32 NATO üyesi ülkenin liderlerini bir araya getiren toplantıda yanlış nota yaşanmadığını söyledi.ABD Başkanı Donald Trump'ın zirve öncesinde Avrupa müttefiklerini İran'a karşı yeterince destek vermemekle eleştirdiğini, Grönland konusundaki söylemlerini yinelediğini ve ABD'nin İran'a düzenlediği saldırılar nedeniyle zirvenin gölgelendiğini dile getiren De Wever, buna karşın çalışma oturumlarının bu gelişmelerden olumsuz etkilenmediğini ifade etti.De Wever, zirvenin hem salondaki görüşmeler hem de kabul edilen sonuçlar açısından başarılı geçtiğini, Trump'ın da kapanış konuşmasında zirvenin sonuçlarından memnuniyet duyduğunu söylediğini aktardı.Belçika Başbakanı, NATO müttefiklerinin 2026 ve 2027 yıllarında Ukrayna'ya 70'er milyar avroluk yeni askeri destek paketi sağlanması konusunda geniş mutabakata vardığını anımsatarak, müttefikler arasında hedeflere ulaşma yöntemleri konusunda farklı görüşler bulunsa da genel strateji konusunda ortak anlayışın korunduğunu kaydetti.Zirvede yaptığı konuşmada iki kez karşılıklı saygı çağrısında bulunduğunu vurgulayan De Wever, savunma harcamalarının artırılmasına yönelik kamuoyu desteğinin ancak müttefiklerin birbirlerine baskı yapan taraflar olarak değil, gerçek ortaklar olarak hareket etmesiyle sağlanabileceğine dikkati çekti.De Wever, ABD'nin zirve sırasında İran'a düzenlediği saldırılar hakkında NATO müttefiklerine önceden bilgi verilmediğini belirterek, benzer şekilde ABD ve İsrail'in daha önce başlattığı operasyonlar öncesinde de müttefiklere danışılmadığını hatırlattı.Başbakan De Wever, Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi istenirken, önemli güvenlik kararlarının dışında bırakılmasının bazı müttefiklerde rahatsızlık yarattığını kaydetti.Buna rağmen zirvedeki görüş alışverişinin ölçülü ve yapıcı geçtiğinin altını çizen De Wever, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'ye güvendiğini söyledi.De Wever, Rutte'nin İttifak'ı zorlu bir dönemde bir arada tutma çabalarını takdir ettiğini sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/analiz-nato-nun-ankara-zirvesi-soylemden-eyleme-gecis.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Uluslararası Gastronomi Film Festivalinin Kars edisyonu yarın başlıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/uluslararasi-gastronomi-film-festivalinin-kars-edisyonu-yarin-basliyor/876145/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/uluslararasi-gastronomi-film-festivalinin-kars-edisyonu-yarin-basliyor/876145/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:39:10 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul — Urla, Londra ve Çeşme edisyonlarının ardından rotasını Kars'a çeviren festival, zengin programıyla üç gün boyunca Kars merkez, Boğatepe ve Ani'de sinema, gastronomi, kültürel miras ve eğitimi buluşturacak - UGFF Kurucu Direktörü Gülper Ergün: - Türkiye'nin yalnızca daha fazla gastronomi filmine değil, gastronomi üzerinden daha cesur sorular soran filmlere ihtiyacı var. Amacımız, sinemacıları bu alanda yeni bakış açıları geliştirmeye teşvik etmek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri — AİŞE HÜMEYRA AKGÜN - Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) yarın Kars'ta başlıyor.Festival, 12 Temmuz'a kadar film gösterimleri, söyleşiler, tadım etkinlikleri, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Urla, Londra ve Çeşme edisyonlarının ardından rotasını Kars'a çeviren festival, üç gün boyunca Kars Merkez, Boğatepe ve Ani'de sinema, gastronomi, kültürel miras ve eğitimi buluşturan zengin programıyla katılımcılarla buluşacak.Festivalin ilk günü Kars merkezde yapılacak panel söyleşi, belgesel ve film gösterimleriyle başlayacak. Sinema ve gastronomi ekseninde düzenlenecek etkinliklerde sürdürülebilirlik, kültürel miras, mekan tasarımı, yerel mutfak kültürü ve Kars'ın sinemadaki yeri farklı disiplinlerden isimlerin katılımıyla ele alınacak.İkinci gün Boğatepe'de devam edecek programda, kültürel miras, eğitim ve sinemayı buluşturan etkinlikler gerçekleştirilecek. Belgesel gösterimleri, yönetmen söyleşileri ve eğitim odaklı panellerle bölgenin tarihi ve kültürel birikimi farklı yönleriyle değerlendirilecek. Günün sonunda düzenlenecek açık hava gösteriminde de sinemaseverler bir araya gelecek.Son gün Ani'de kültürel gezi programı düzenlenecek.Tarihi mirasın yerinde deneyimlenebileceği festival, Kars'ın tarihini, gastronomisini ve sinema kültürünü bir araya getiren bütüncül bir deneyimle sona erecek.Sinemada ve gastronomide insanın koşullar karşısındaki yaratıcılığını görüyoruzAA muhabirine açıklamada bulunan UGFF Kurucu Direktörü Gülper Ergün, festival fikrinin gastronomi ve sinema alanındaki bir boşluktan doğduğunu söyledi.Gastronomi konuşulurken çoğunlukla yemeğin kendisinin öne çıktığını, sinemada ise yemeğin yaşamın merkezinde yer almasına rağmen çoğu zaman bir ayrıntı olarak ele alındığını belirten Ergün, Bir toplumun ne yediğine baktığınızda yalnızca damak tadını değil, ekonomisini, göçlerini, yaslarını, bayramlarını ve eşitsizliklerini de görürsünüz. Bu nedenle gastronomiyi sinemanın konusu olmaktan öte, hayata bakmanın bir yolu olarak ele aldık. Festival de yemeği anlatmak için değil, yemek üzerinden insanı daha iyi anlamak düşüncesiyle ortaya çıktı. dedi.Ergün, gastronomi ve sinemayı birbirine bağlayan en güçlü şeyin seçim olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:Bir yönetmen kadrajın içine neyi alacağına, neyi dışarıda bırakacağına karar verir. Bir mutfak da yüzyıllar boyunca benzer seçimlerle oluşur. Neyi saklayacağız, neyi kurutacağız, neyi fermente edeceğiz, kıtlıkta neyi çoğaltacağız? Bu yüzden hem sinemada hem de gastronomide insanın koşullar karşısındaki yaratıcılığını görüyoruz. Belki kültür dediğimiz şey de insanlığın yaptığı seçimlerin uzun hikayesidir.Kars, insana coğrafyada yalnızca yaşamadığını, bir yandan da onunla sürekli müzakere ettiğini hatırlatıyorKars'ın festival için yeni bir mekan değil, festivalin düşünme biçimini değiştiren bir coğrafya olduğuna dikkati çeken Ergün, Bir serhat şehrindeyiz. Sınırın, komşuluğun, göçün ve farklı kültürlerin birbirine bıraktığı izlerin gündelik hayatın içinde hala hissedildiği bir yerde. Üstelik burada mevsim yalnızca takvim değil, hayatın nasıl kurulacağını belirleyen gerçek bir güç. Kars, insana coğrafyada yalnızca yaşamadığını, bir yandan da onunla sürekli müzakere ettiğini hatırlatıyor. ifadelerini kullandı.Gülper Ergün, festival kapsamında sürdürülebilirlik, yerel üretim ve kültürel miras başlıklarının öne çıktığına değinerek, şunları kaydetti:Bu üç başlığın aslında aynı sorunun farklı yüzleri olduğunu düşünüyoruz. Bir hayat biçimi geleceğe hangi koşullarda devam edebilir? Bir tohumu koruyup üreticiyi toprağında tutamıyorsanız sürdürülebilirlik eksik kalır. Bir tarifi kayda geçirip onu yaşatan insanın emeğini değersizleştiriyorsanız kültürel mirası korumuş olmazsınız. Yerel üretimi överken gençlerin o üretimde bir gelecek görememesini konuşmuyorsanız meselenin yarısını kaçırırsınız. Bizim için önemli olan geçmişi korumak değil yalnızca; devam edebilmenin koşullarını tartışmak.Bazı hikayeler kaleme alınmadan çok önce aslında pişirildiGastronomiyi sadece yemek kültürü olarak değil, aynı zamanda bir hikaye anlatıcılığı alanı olarak değerlendirdiklerini söyleyen Ergün, Bazen bir yemek, anlatılmamış bir biyografi gibi. İnsanlar her zaman hayatlarını yazıyla kaydetmedi. Ama göç ettiklerinde tariflerini yanlarında taşıdı, yoklukta malzemeyi değiştirdi, yas zamanında başka, bayramda başka sofralar kurdu. Bu yüzden bir tarifte yalnızca 'nasıl yapılır?' sorusunun cevabı yoktur. Bazen 'Buraya nasıl geldik?', 'Neyi kaybettik?', 'Neyi bırakmadık?' sorularının cevabı da vardır. Bazı hikayeler kaleme alınmadan çok önce aslında pişirildi. değerlendirmesini yaptı.Ergün, festivalin Kars'ın yerel ürünlerini yalnızca uluslararası alanda tanıtmayı değil, bu ürünlerin ortaya çıkmasını sağlayan kültürel birikim, iklim ve üretim geleneğini de görünür kılmayı amaçladığını belirtti.Kars Boğatepe'de gerçekleştirilecek etkinliklerde Köy Enstitüleri mirasına da yer verileceğini aktaran Ergün, şunları kaydetti:Çünkü Köy Enstitüleri bize hala çok güncel bir soru bırakıyor. Bilgi, yaşadığı yerden kopmadan üretilebilir mi? Boğatepe'de bu sorunun çok somut bir karşılığı var. Üretim, eğitim, kırsal hayat ve kolektif sorumluluk birbirinden bağımsız meseleler değil. Köy Enstitüleri de eğitimi yalnızca sınıfta gerçekleşen bir faaliyet olarak düşünmemişti, insanın eliyle, toprağıyla, sanatla ve yaşadığı toplumla kurduğu bağın parçası olarak ele almıştı. Bugün hala eğitimle hayatı birbirine yaklaştırmaya çalışıyorsak, demek ki o miras geçmişte kalmış değil. Bazı fikirler eski değildir, yalnızca yarım bırakılmıştır.Gülper Ergün, gastronominin sınıf, göç, kadın emeği, iklim krizi, su hakkı, kırsal dönüşüm ve aidiyet gibi birçok konuyla iç içe olduğunu vurgulayarak Türkiye'nin yalnızca daha fazla gastronomi filmine değil, gastronomi üzerinden daha cesur sorular soran filmlere ihtiyacı var. Amacımız, sinemacıları bu alanda yeni bakış açıları geliştirmeye teşvik etmek. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri — AİŞE HÜMEYRA AKGÜN - Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) yarın Kars'ta başlıyor.Festival, 12 Temmuz'a kadar film gösterimleri, söyleşiler, tadım etkinlikleri, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Urla, Londra ve Çeşme edisyonlarının ardından rotasını Kars'a çeviren festival, üç gün boyunca Kars Merkez, Boğatepe ve Ani'de sinema, gastronomi, kültürel miras ve eğitimi buluşturan zengin programıyla katılımcılarla buluşacak.Festivalin ilk günü Kars merkezde yapılacak panel söyleşi, belgesel ve film gösterimleriyle başlayacak. Sinema ve gastronomi ekseninde düzenlenecek etkinliklerde sürdürülebilirlik, kültürel miras, mekan tasarımı, yerel mutfak kültürü ve Kars'ın sinemadaki yeri farklı disiplinlerden isimlerin katılımıyla ele alınacak.İkinci gün Boğatepe'de devam edecek programda, kültürel miras, eğitim ve sinemayı buluşturan etkinlikler gerçekleştirilecek. Belgesel gösterimleri, yönetmen söyleşileri ve eğitim odaklı panellerle bölgenin tarihi ve kültürel birikimi farklı yönleriyle değerlendirilecek. Günün sonunda düzenlenecek açık hava gösteriminde de sinemaseverler bir araya gelecek.Son gün Ani'de kültürel gezi programı düzenlenecek.Tarihi mirasın yerinde deneyimlenebileceği festival, Kars'ın tarihini, gastronomisini ve sinema kültürünü bir araya getiren bütüncül bir deneyimle sona erecek.Sinemada ve gastronomide insanın koşullar karşısındaki yaratıcılığını görüyoruzAA muhabirine açıklamada bulunan UGFF Kurucu Direktörü Gülper Ergün, festival fikrinin gastronomi ve sinema alanındaki bir boşluktan doğduğunu söyledi.Gastronomi konuşulurken çoğunlukla yemeğin kendisinin öne çıktığını, sinemada ise yemeğin yaşamın merkezinde yer almasına rağmen çoğu zaman bir ayrıntı olarak ele alındığını belirten Ergün, Bir toplumun ne yediğine baktığınızda yalnızca damak tadını değil, ekonomisini, göçlerini, yaslarını, bayramlarını ve eşitsizliklerini de görürsünüz. Bu nedenle gastronomiyi sinemanın konusu olmaktan öte, hayata bakmanın bir yolu olarak ele aldık. Festival de yemeği anlatmak için değil, yemek üzerinden insanı daha iyi anlamak düşüncesiyle ortaya çıktı. dedi.Ergün, gastronomi ve sinemayı birbirine bağlayan en güçlü şeyin seçim olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:Bir yönetmen kadrajın içine neyi alacağına, neyi dışarıda bırakacağına karar verir. Bir mutfak da yüzyıllar boyunca benzer seçimlerle oluşur. Neyi saklayacağız, neyi kurutacağız, neyi fermente edeceğiz, kıtlıkta neyi çoğaltacağız? Bu yüzden hem sinemada hem de gastronomide insanın koşullar karşısındaki yaratıcılığını görüyoruz. Belki kültür dediğimiz şey de insanlığın yaptığı seçimlerin uzun hikayesidir.Kars, insana coğrafyada yalnızca yaşamadığını, bir yandan da onunla sürekli müzakere ettiğini hatırlatıyorKars'ın festival için yeni bir mekan değil, festivalin düşünme biçimini değiştiren bir coğrafya olduğuna dikkati çeken Ergün, Bir serhat şehrindeyiz. Sınırın, komşuluğun, göçün ve farklı kültürlerin birbirine bıraktığı izlerin gündelik hayatın içinde hala hissedildiği bir yerde. Üstelik burada mevsim yalnızca takvim değil, hayatın nasıl kurulacağını belirleyen gerçek bir güç. Kars, insana coğrafyada yalnızca yaşamadığını, bir yandan da onunla sürekli müzakere ettiğini hatırlatıyor. ifadelerini kullandı.Gülper Ergün, festival kapsamında sürdürülebilirlik, yerel üretim ve kültürel miras başlıklarının öne çıktığına değinerek, şunları kaydetti:Bu üç başlığın aslında aynı sorunun farklı yüzleri olduğunu düşünüyoruz. Bir hayat biçimi geleceğe hangi koşullarda devam edebilir? Bir tohumu koruyup üreticiyi toprağında tutamıyorsanız sürdürülebilirlik eksik kalır. Bir tarifi kayda geçirip onu yaşatan insanın emeğini değersizleştiriyorsanız kültürel mirası korumuş olmazsınız. Yerel üretimi överken gençlerin o üretimde bir gelecek görememesini konuşmuyorsanız meselenin yarısını kaçırırsınız. Bizim için önemli olan geçmişi korumak değil yalnızca; devam edebilmenin koşullarını tartışmak.Bazı hikayeler kaleme alınmadan çok önce aslında pişirildiGastronomiyi sadece yemek kültürü olarak değil, aynı zamanda bir hikaye anlatıcılığı alanı olarak değerlendirdiklerini söyleyen Ergün, Bazen bir yemek, anlatılmamış bir biyografi gibi. İnsanlar her zaman hayatlarını yazıyla kaydetmedi. Ama göç ettiklerinde tariflerini yanlarında taşıdı, yoklukta malzemeyi değiştirdi, yas zamanında başka, bayramda başka sofralar kurdu. Bu yüzden bir tarifte yalnızca 'nasıl yapılır?' sorusunun cevabı yoktur. Bazen 'Buraya nasıl geldik?', 'Neyi kaybettik?', 'Neyi bırakmadık?' sorularının cevabı da vardır. Bazı hikayeler kaleme alınmadan çok önce aslında pişirildi. değerlendirmesini yaptı.Ergün, festivalin Kars'ın yerel ürünlerini yalnızca uluslararası alanda tanıtmayı değil, bu ürünlerin ortaya çıkmasını sağlayan kültürel birikim, iklim ve üretim geleneğini de görünür kılmayı amaçladığını belirtti.Kars Boğatepe'de gerçekleştirilecek etkinliklerde Köy Enstitüleri mirasına da yer verileceğini aktaran Ergün, şunları kaydetti:Çünkü Köy Enstitüleri bize hala çok güncel bir soru bırakıyor. Bilgi, yaşadığı yerden kopmadan üretilebilir mi? Boğatepe'de bu sorunun çok somut bir karşılığı var. Üretim, eğitim, kırsal hayat ve kolektif sorumluluk birbirinden bağımsız meseleler değil. Köy Enstitüleri de eğitimi yalnızca sınıfta gerçekleşen bir faaliyet olarak düşünmemişti, insanın eliyle, toprağıyla, sanatla ve yaşadığı toplumla kurduğu bağın parçası olarak ele almıştı. Bugün hala eğitimle hayatı birbirine yaklaştırmaya çalışıyorsak, demek ki o miras geçmişte kalmış değil. Bazı fikirler eski değildir, yalnızca yarım bırakılmıştır.Gülper Ergün, gastronominin sınıf, göç, kadın emeği, iklim krizi, su hakkı, kırsal dönüşüm ve aidiyet gibi birçok konuyla iç içe olduğunu vurgulayarak Türkiye'nin yalnızca daha fazla gastronomi filmine değil, gastronomi üzerinden daha cesur sorular soran filmlere ihtiyacı var. Amacımız, sinemacıları bu alanda yeni bakış açıları geliştirmeye teşvik etmek. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/uluslararasi-gastronomi-film-festivalinin-kars-edisyonu-yarin-basliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Konya savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırdı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/konya-savunma-ve-havacilik-sanayisi-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-13-5-artirdi/876144/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/konya-savunma-ve-havacilik-sanayisi-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-13-5-artirdi/876144/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:36:09 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi — Konya Sanayi Odası Başkanı Büyükeğen: - Konya, savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırarak 107 milyon doların üzerine çıkardı, Türk savunma sanayisinin stratejik üretim ve ihracat üslerinden biri haline geldi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırarak 107 milyon doların üzerine çıkaran Konya'nın, Türk savunma sanayisinin stratejik üretim ve ihracat üslerinden biri haline geldiğini söyledi.Büyükeğen, yaptığı yazılı açıklamada, savunma sanayisinde Konya imzasının güçlendiğini belirtti.Konya'nın, savunma ve havacılık sanayisinde yakaladığı ihracat başarısıyla dikkati çektiğini ifade eden Büyükeğen, Konya, savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırarak 107 milyon doların üzerine çıkardı, Türk savunma sanayisinin stratejik üretim ve ihracat üslerinden biri haline geldi. Aynı dönemde Konya'nın toplam ihracatı ise ortalama yüzde 3,3 arttı. Böylece savunma ve havacılık sanayisi, genel ihracat artışının dört katından fazla büyüme kaydetti. ifadelerini kullandı.Büyükeğen, savunma sanayisinin Konya sanayisinin en güçlü lokomotiflerinden biri haline geldiğini vurgulayarak, şehrin üretim kabiliyetiyle Türkiye'nin savunma gücüne önemli katkılar sunduğunu kaydetti.2025 yılında Konya'nın savunma ve havacılık sanayisi ihracatının yüzde 25 artışla, 206 milyon 805 bin dolar olarak gerçekleştiğini hatırlatan Büyükeğen, Konya'nın Ankara, İstanbul ve Eskişehir'in ardından sektörün en fazla ihracat yapan dördüncü ili konumuna yükseldiğini bildirdi. Büyükeğen, Sektörde kilogram başına 45 dolarlık ihracat değeriyle, yüksek katma değer üreten şehirler arasında yerimizi güçlendiriyoruz. İnşallah yıl sonunda sektörde yeni bir ihracat rekoruna ulaşacağız. değerlendirmesinde bulundu.Savunma sanayisinin güçlü tedarik merkeziKonya'nın ihracatın yanı sıra milli üretim altyapısıyla da sektörün en önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkati çeken Büyükeğen, Milli Savunma Bakanlığı Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü Onaylı Tedarikçi Listesi'nde yer alan 62 firma ile Konya'nın, Ankara ve İstanbul'un ardından Türkiye üçüncüsü olduğunu vurguladı.Şehirde faaliyet gösteren 337 silah ve mühimmat üreticisinin Türkiye'deki üreticilerin yarısından fazlasını oluşturduğunu belirten Büyükeğen, Askeri silah ve parça imalatında Türkiye üretiminin yüzde 53'ünü Konya’da gerçekleştiriyoruz. Bu güçlü üretim kapasitesi Konya'mızı savunma sanayisinin stratejik çözüm ortaklarından biri haline getirdi. Bu başarıda emeği geçen tüm sanayicilerimizi, çalışanlarını ve sektörün tüm paydaşlarını kutluyorum. ifadelerini kullandı.Oda olarak şehrin savunma sanayi ekosistemini geliştirmek için yoğun bir çaba sarf ettiklerini vurgulayan Büyükeğen, Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları'nın dokuzuncusunu 2027 yılında düzenleyeceklerini kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırarak 107 milyon doların üzerine çıkaran Konya'nın, Türk savunma sanayisinin stratejik üretim ve ihracat üslerinden biri haline geldiğini söyledi.Büyükeğen, yaptığı yazılı açıklamada, savunma sanayisinde Konya imzasının güçlendiğini belirtti.Konya'nın, savunma ve havacılık sanayisinde yakaladığı ihracat başarısıyla dikkati çektiğini ifade eden Büyükeğen, Konya, savunma ve havacılık sanayisi ihracatını yılın ilk yarısında yüzde 13,5 artırarak 107 milyon doların üzerine çıkardı, Türk savunma sanayisinin stratejik üretim ve ihracat üslerinden biri haline geldi. Aynı dönemde Konya'nın toplam ihracatı ise ortalama yüzde 3,3 arttı. Böylece savunma ve havacılık sanayisi, genel ihracat artışının dört katından fazla büyüme kaydetti. ifadelerini kullandı.Büyükeğen, savunma sanayisinin Konya sanayisinin en güçlü lokomotiflerinden biri haline geldiğini vurgulayarak, şehrin üretim kabiliyetiyle Türkiye'nin savunma gücüne önemli katkılar sunduğunu kaydetti.2025 yılında Konya'nın savunma ve havacılık sanayisi ihracatının yüzde 25 artışla, 206 milyon 805 bin dolar olarak gerçekleştiğini hatırlatan Büyükeğen, Konya'nın Ankara, İstanbul ve Eskişehir'in ardından sektörün en fazla ihracat yapan dördüncü ili konumuna yükseldiğini bildirdi. Büyükeğen, Sektörde kilogram başına 45 dolarlık ihracat değeriyle, yüksek katma değer üreten şehirler arasında yerimizi güçlendiriyoruz. İnşallah yıl sonunda sektörde yeni bir ihracat rekoruna ulaşacağız. değerlendirmesinde bulundu.Savunma sanayisinin güçlü tedarik merkeziKonya'nın ihracatın yanı sıra milli üretim altyapısıyla da sektörün en önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkati çeken Büyükeğen, Milli Savunma Bakanlığı Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü Onaylı Tedarikçi Listesi'nde yer alan 62 firma ile Konya'nın, Ankara ve İstanbul'un ardından Türkiye üçüncüsü olduğunu vurguladı.Şehirde faaliyet gösteren 337 silah ve mühimmat üreticisinin Türkiye'deki üreticilerin yarısından fazlasını oluşturduğunu belirten Büyükeğen, Askeri silah ve parça imalatında Türkiye üretiminin yüzde 53'ünü Konya’da gerçekleştiriyoruz. Bu güçlü üretim kapasitesi Konya'mızı savunma sanayisinin stratejik çözüm ortaklarından biri haline getirdi. Bu başarıda emeği geçen tüm sanayicilerimizi, çalışanlarını ve sektörün tüm paydaşlarını kutluyorum. ifadelerini kullandı.Oda olarak şehrin savunma sanayi ekosistemini geliştirmek için yoğun bir çaba sarf ettiklerini vurgulayan Büyükeğen, Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları'nın dokuzuncusunu 2027 yılında düzenleyeceklerini kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/konya-savunma-ve-havacilik-sanayisi-ihracatini-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-13-5-artirdi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kum kaplanı köpek balığı Prenses Antalya Akvaryum'un simgesi oldu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kum-kaplani-kopek-baligi-prenses-antalya-akvaryum-un-simgesi-oldu/876143/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kum-kaplani-kopek-baligi-prenses-antalya-akvaryum-un-simgesi-oldu/876143/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:30:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Antalya — Antalya Akvaryum Satış ve Pazarlama Direktörü Mustafa Ali Taş: - Prenses'i görmek için çok sayıda turist ana tankın çevresinde vakit geçiriyor. Köpek balığı ile yakından göz teması kuranlar çok mutlu oluyor, bol bol fotoğraf çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Antalya Haberleri — SÜLEYMAN ELÇİN - Binlerce deniz canlısına ev sahipliği yapan Antalya Akvaryum'u ziyaret edenler, 3 metre uzunluğunda ve 300 kilogram ağırlığındaki Prenses adlı kum kaplanı köpek balığını görme imkanı buluyor.Konyaaltı Sahili'ne yakın bir alanda kurulan Antalya Akvaryum, Hint Okyanusu'ndan Kızıl Deniz'e, Atlantik ve Pasifik okyanuslarından Akdeniz'e, Amazonlar'a kadar dünyanın çok farklı bölgelerine ait canlılara ev sahipliği yapıyor.Piranadan dev köpek balıklarına, vatozlardan aslan balıklarına kadar 750 türden 30 bine yakın balığın bulunduğu akvaryum, ziyaretçilerine su altı dünyasının kapılarını açıyor.Kum kaplanı köpek balığı devasa büyüklüğü ile dikkati çekiyorZiyaretçiler, ana tank ile 131 metrelik uzunluğu ve 3 metrelik genişliği ile dikkati çeken tünel akvaryumda su altı canlılarını yakından izleme şansı yakalıyor.Su altı canlıları arasında ise en fazla ilgiyi 3 metre uzunluğunda ve 300 kilogram ağırlığındaki kum kaplanı köpek balığı çekiyor.Beslenme saatleri dışında yavaş bir şekilde yüzmesi dolayısıyla yetkililer tarafından Prenses adı verilen kum kaplanı köpek balığını yakından görmek için akvaryuma gelenler, bol bol fotoğraf çekiyor.Antalya Akvaryum Satış ve Pazarlama Direktörü Mustafa Ali Taş, AA muhabirine, akvaryumun ana tankının 7,5 milyon litre su kapasitesinin bulunduğunu söyledi.Ana tankta bire bir ölçülerde İtalyan bombardıman uçağının bulunduğunu ifade eden Taş, her yıl yeni balıklarla akvaryumdaki tür sayısını artırdıklarını kaydederek, ender görülen zebra müren balığına ev sahipliği yapmaya başladıklarını kaydetti.Prenses edasında yüzdüğü için adını Prenses koydukAkvaryumda okyanuslar, dünya denizleri, dünya nehirleri, tatlı su balıkları gibi farklı alanlarda 40 temada balıkların görülebildiğini anlatan Taş, Bu temalardan en fazla ilgiyi köpek balıkları görüyor. Köpek balıkları arasında 12 yıldır akvaryumda yaşayan 3 metre boyundaki kum kaplanı köpek balığı öne çıkıyor. Prenses edasında yüzdüğü için adını Prenses koyduk. Dişleri de çok belirgin. Prenses'i görmek için çok sayıda turist ana tankın çevresinde vakit geçiriyor. Köpek balığı ile yakından göz teması kuranlar çok mutlu oluyor, bol bol fotoğraf çekiyor. dedi.Taş, akvaryumu yılda 1 milyona yakın kişinin ziyaret ettiğini özellikle Avrupa ülkeleri ile Rusya'dan gelen ziyaretçilerin ilgi gösterdiğini dile getirdi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Antalya Haberleri — SÜLEYMAN ELÇİN - Binlerce deniz canlısına ev sahipliği yapan Antalya Akvaryum'u ziyaret edenler, 3 metre uzunluğunda ve 300 kilogram ağırlığındaki Prenses adlı kum kaplanı köpek balığını görme imkanı buluyor.Konyaaltı Sahili'ne yakın bir alanda kurulan Antalya Akvaryum, Hint Okyanusu'ndan Kızıl Deniz'e, Atlantik ve Pasifik okyanuslarından Akdeniz'e, Amazonlar'a kadar dünyanın çok farklı bölgelerine ait canlılara ev sahipliği yapıyor.Piranadan dev köpek balıklarına, vatozlardan aslan balıklarına kadar 750 türden 30 bine yakın balığın bulunduğu akvaryum, ziyaretçilerine su altı dünyasının kapılarını açıyor.Kum kaplanı köpek balığı devasa büyüklüğü ile dikkati çekiyorZiyaretçiler, ana tank ile 131 metrelik uzunluğu ve 3 metrelik genişliği ile dikkati çeken tünel akvaryumda su altı canlılarını yakından izleme şansı yakalıyor.Su altı canlıları arasında ise en fazla ilgiyi 3 metre uzunluğunda ve 300 kilogram ağırlığındaki kum kaplanı köpek balığı çekiyor.Beslenme saatleri dışında yavaş bir şekilde yüzmesi dolayısıyla yetkililer tarafından Prenses adı verilen kum kaplanı köpek balığını yakından görmek için akvaryuma gelenler, bol bol fotoğraf çekiyor.Antalya Akvaryum Satış ve Pazarlama Direktörü Mustafa Ali Taş, AA muhabirine, akvaryumun ana tankının 7,5 milyon litre su kapasitesinin bulunduğunu söyledi.Ana tankta bire bir ölçülerde İtalyan bombardıman uçağının bulunduğunu ifade eden Taş, her yıl yeni balıklarla akvaryumdaki tür sayısını artırdıklarını kaydederek, ender görülen zebra müren balığına ev sahipliği yapmaya başladıklarını kaydetti.Prenses edasında yüzdüğü için adını Prenses koydukAkvaryumda okyanuslar, dünya denizleri, dünya nehirleri, tatlı su balıkları gibi farklı alanlarda 40 temada balıkların görülebildiğini anlatan Taş, Bu temalardan en fazla ilgiyi köpek balıkları görüyor. Köpek balıkları arasında 12 yıldır akvaryumda yaşayan 3 metre boyundaki kum kaplanı köpek balığı öne çıkıyor. Prenses edasında yüzdüğü için adını Prenses koyduk. Dişleri de çok belirgin. Prenses'i görmek için çok sayıda turist ana tankın çevresinde vakit geçiriyor. Köpek balığı ile yakından göz teması kuranlar çok mutlu oluyor, bol bol fotoğraf çekiyor. dedi.Taş, akvaryumu yılda 1 milyona yakın kişinin ziyaret ettiğini özellikle Avrupa ülkeleri ile Rusya'dan gelen ziyaretçilerin ilgi gösterdiğini dile getirdi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/kum-kaplani-kopek-baligi-prenses-antalya-akvaryum-un-simgesi-oldu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - BES havuzundaki birikim yılın ilk yarısında 2,4 trilyon lirayı aştı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-bes-havuzundaki-birikim-yilin-ilk-yarisinda-2-4-trilyon-lirayi-asti/876142/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-bes-havuzundaki-birikim-yilin-ilk-yarisinda-2-4-trilyon-lirayi-asti/876142/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:30:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi — BES ve OKS’nin devlet katkısı dahil toplam fon büyüklüğü 30 Haziran itibarıyla 2 trilyon 401 milyar 481,7 milyon liraya, toplam katılımcı sayısı ise 18 milyon 52 bin 474'e ulaştı - İki sistemdeki fon büyüklüğü yılbaşından bu yana 238 milyar 317 milyon lira, katılımcı sayısı ise 116 bin 979 arttı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi'ndeki (OKS) devlet katkısı ile katılımcı fon tutarlarının toplam büyüklüğü 2 trilyon 401 milyar 481,7 milyon liraya ulaşırken toplam katılımcı sayısı 18 milyon 52 bin 474 oldu.Bireylerin emeklilik dönemlerinde refah seviyelerinin düşmemesini hedefleyen, aynı zamanda yurt içinde uzun vadeli tasarruf seviyesini yükselterek yarattığı fonlarla ülke ekonomisine katkı sağlayan BES, Türkiye'de 27 Ekim 2003'te başlayarak 23. yılını doldurmak üzere emin adımlarla ilerliyor.BES&#039;ten emekli sayısı 487 bin 118&#039;e çıktıAA muhabirinin Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) verilerinden derlediği bilgilere göre, bu yılın ilk yarısı itibarıyla BES'teki katılımcı sayısı 10 milyon 304 bin 546 oldu.Söz konusu dönemde katılımcıların fon tutarı ile devlet katkısı fon tutarının toplam büyüklüğü 2 trilyon 248 milyar 252,7 milyon lira oldu. BES'ten emekli olan kişi sayısı da 487 bin 118’e ulaştı.OKS tarafında ise çalışan fon tutarı ile devlet katkısı fon tutarının toplamıyla hesaplanan OKS'nin toplam büyüklüğü de yılın ilk 6 ayı itibarıyla 153 milyar 229 milyon lirayı buldu. Aynı dönemde OKS'deki katılımcı sayısı 7 milyon 747 bin 928 oldu.Böylece, BES ve OKS’de toplam fon büyüklüğü yılın ilk yarısında 2 trilyon 401 milyar 481,7 milyon liraya ulaşırken, toplam katılımcı sayısı 18 milyon 52 bin 474 olarak kayıtlara geçti. Toplam fonun 2 trilyon 116 milyar 113 milyon lirasını katılımcı fonları, 285 milyar 368,7 milyon lirasını ise devlet katkısı fon tutarı oluşturdu.Yılın ilk yarısında havuza 116 binden fazla yeni katılımcı dahil oldu2025 yılını BES, OKS ve iki sistemdeki devlet katkıları toplamda 2 trilyon 163 milyar 164,7 milyon lira fon büyüklüğü ve 17 milyon 935 bin 495 katılımcı ile tamamlamıştı.BES ve OKS'deki katılımcıların fon tutarında, devlet katkısı fon tutarları da dikkate alındığında 2025 yıl sonundan 30 Haziran 2026'ya kadar geçen 6 ayda 238 milyar 317 milyon liralık ve yüzde 11’lik artış görüldü.Aynı dönemde BES havuzundaki toplam katılımcı sayısındaki artış 116 bin 979, artış oranı ise yüzde 0,7 oldu.1,7 milyonu aşkın çocuk BES kumbarasında 100 milyar liradan fazla birikim yaptıTürkiye'de Haziran 2021'de hayata geçirilen ve 18 yaş altı çocukların gönüllü sisteme dahil olması amaçlanan uygulama büyümeye devam ediyor.Yılın ilk yarısı itibarıyla 18 yaş altı katılımcıların fon büyüklüğü 100 milyar 713,9 milyon lira oldu. Fon tutarının 80 milyar 611,5 milyon lirasını katılımcıların biriktirdiği fonlar oluştururken devlet katkısı fon tutarı 20 milyar 102,4 milyon lira olarak gerçekleşti.Sistemde 1 milyon 718 bin 943 çocuk bulunurken sözleşmenin yürürlük tarihi itibarıyla en çok katılım 170 bin 105 ile sıfır yaşta görüldü.31 Aralık 2025'ten 30 Haziran 2026'ya kadar geçen sürede 18 yaş altı uygulamasındaki katılımcı sayısı 77 bin 961 artarken fon büyüklüğü devlet katkısı dahil 15 milyar 730,5 milyon lira artış kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Otomatik Katılım Sistemi'ndeki (OKS) devlet katkısı ile katılımcı fon tutarlarının toplam büyüklüğü 2 trilyon 401 milyar 481,7 milyon liraya ulaşırken toplam katılımcı sayısı 18 milyon 52 bin 474 oldu.Bireylerin emeklilik dönemlerinde refah seviyelerinin düşmemesini hedefleyen, aynı zamanda yurt içinde uzun vadeli tasarruf seviyesini yükselterek yarattığı fonlarla ülke ekonomisine katkı sağlayan BES, Türkiye'de 27 Ekim 2003'te başlayarak 23. yılını doldurmak üzere emin adımlarla ilerliyor.BES&#039;ten emekli sayısı 487 bin 118&#039;e çıktıAA muhabirinin Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) verilerinden derlediği bilgilere göre, bu yılın ilk yarısı itibarıyla BES'teki katılımcı sayısı 10 milyon 304 bin 546 oldu.Söz konusu dönemde katılımcıların fon tutarı ile devlet katkısı fon tutarının toplam büyüklüğü 2 trilyon 248 milyar 252,7 milyon lira oldu. BES'ten emekli olan kişi sayısı da 487 bin 118’e ulaştı.OKS tarafında ise çalışan fon tutarı ile devlet katkısı fon tutarının toplamıyla hesaplanan OKS'nin toplam büyüklüğü de yılın ilk 6 ayı itibarıyla 153 milyar 229 milyon lirayı buldu. Aynı dönemde OKS'deki katılımcı sayısı 7 milyon 747 bin 928 oldu.Böylece, BES ve OKS’de toplam fon büyüklüğü yılın ilk yarısında 2 trilyon 401 milyar 481,7 milyon liraya ulaşırken, toplam katılımcı sayısı 18 milyon 52 bin 474 olarak kayıtlara geçti. Toplam fonun 2 trilyon 116 milyar 113 milyon lirasını katılımcı fonları, 285 milyar 368,7 milyon lirasını ise devlet katkısı fon tutarı oluşturdu.Yılın ilk yarısında havuza 116 binden fazla yeni katılımcı dahil oldu2025 yılını BES, OKS ve iki sistemdeki devlet katkıları toplamda 2 trilyon 163 milyar 164,7 milyon lira fon büyüklüğü ve 17 milyon 935 bin 495 katılımcı ile tamamlamıştı.BES ve OKS'deki katılımcıların fon tutarında, devlet katkısı fon tutarları da dikkate alındığında 2025 yıl sonundan 30 Haziran 2026'ya kadar geçen 6 ayda 238 milyar 317 milyon liralık ve yüzde 11’lik artış görüldü.Aynı dönemde BES havuzundaki toplam katılımcı sayısındaki artış 116 bin 979, artış oranı ise yüzde 0,7 oldu.1,7 milyonu aşkın çocuk BES kumbarasında 100 milyar liradan fazla birikim yaptıTürkiye'de Haziran 2021'de hayata geçirilen ve 18 yaş altı çocukların gönüllü sisteme dahil olması amaçlanan uygulama büyümeye devam ediyor.Yılın ilk yarısı itibarıyla 18 yaş altı katılımcıların fon büyüklüğü 100 milyar 713,9 milyon lira oldu. Fon tutarının 80 milyar 611,5 milyon lirasını katılımcıların biriktirdiği fonlar oluştururken devlet katkısı fon tutarı 20 milyar 102,4 milyon lira olarak gerçekleşti.Sistemde 1 milyon 718 bin 943 çocuk bulunurken sözleşmenin yürürlük tarihi itibarıyla en çok katılım 170 bin 105 ile sıfır yaşta görüldü.31 Aralık 2025'ten 30 Haziran 2026'ya kadar geçen sürede 18 yaş altı uygulamasındaki katılımcı sayısı 77 bin 961 artarken fon büyüklüğü devlet katkısı dahil 15 milyar 730,5 milyon lira artış kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kooperatif kuran kadınlar fındığa çikolatayla değer kattı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kooperatif-kuran-kadinlar-findiga-cikolatayla-deger-katti/876141/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kooperatif-kuran-kadinlar-findiga-cikolatayla-deger-katti/876141/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:27:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Giresun — Giresun'un Doğankent ilçesinde kurdukları kooperatifte fındıklı ve meyve aromalı çikolatalar üreten kadınlar, aile ekonomisine katkı sağlıyor - Doğankent Kadın Kooperatifi Başkanı Aysel Efe: - Hedefimiz, bu tadı dünyaya tattırmak, markalaşmak ve ilerlemek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Giresun Haberleri — GÜLTEKİN YETGİN - Giresun'un Doğankent ilçesinde bir araya gelen kadınlar, kurdukları kooperatifte yöreye özgü fındığı çikolatayla buluşturarak satışa sunuyor. İlçe Kaymakamlığı öncülüğünde fındığa katma değer kazandırmak amacıyla bir araya gelen 8 kadın, 2022'de Doğankent Kadın Kooperatifini kurdu.Çikolatada istedikleri tat ve kıvamı yakalayan kadınlar, 6 aylık çalışmanın ardından sipariş üzerine üretime başladı.Kadınların başarısı üzerine kaymakamlık ve belediye kooperatife destek sağlarken Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca da çikolata üretiminde kullanılan makine hibe edildi.Fındıklı, sütlü, portakallı ve çilek aromalı gibi farklı çeşitlerde çikolata üreten kadınlar, kooperatif bünyesindeki kafeteryada da ürünlerini satışa sunuyor.Çikolatada istediğimiz tadı tutturduğumuzu düşünüyoruzDoğankent Kadın Kooperatifi Başkanı Aysel Efe, AA muhabirine, bilmeden girdikleri sektörde başarılı olduklarını söyledi.Maddi açıdan zorluklar yaşadıklarını belirten Efe, gösterdikleri çaba ve elde ettikleri başarı sayesinde kaymakamlık ve belediyenin desteğiyle kafeteryayı açtıklarını kaydetti.Efe, çikolata yapımını deneyip, uzun uğraşlarla öğrendiklerini anlatarak Çikolatada istediğimiz tadı tutturduğumuzu düşünüyoruz. Olumlu geri dönüşler aldık. Hedefimiz bu tadı dünyaya tattırmak, markalaşmak ve ilerlemek. dedi.Elde edilen kazanç kadınlara gelir sağlıyorÇikolatanın oldukça hassas bir ürün olduğunu vurgulayan Efe, Giresun'un fındığı meşhur, fındığa da ne yakışır? Çikolata. Çikolatayla fındığı bir araya getirdik, harmanladık ve çok güzel de yakıştığını düşünüyoruz. diye konuştu.Efe, kafeteryada çikolata dışında kendilerinin yaptığı tatlı, pasta ve börek çeşitlerinin yer aldığını dile getirerek, elde edilen kazancın kadınlara gelir sağladığını ifade etti.Kooperatifte yoğunluğun zaman zaman arttığını aktaran Efe, iş yoğunluğuna göre de çalışan sayısının dönemsel olarak artırıldığını sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Giresun Haberleri — GÜLTEKİN YETGİN - Giresun'un Doğankent ilçesinde bir araya gelen kadınlar, kurdukları kooperatifte yöreye özgü fındığı çikolatayla buluşturarak satışa sunuyor. İlçe Kaymakamlığı öncülüğünde fındığa katma değer kazandırmak amacıyla bir araya gelen 8 kadın, 2022'de Doğankent Kadın Kooperatifini kurdu.Çikolatada istedikleri tat ve kıvamı yakalayan kadınlar, 6 aylık çalışmanın ardından sipariş üzerine üretime başladı.Kadınların başarısı üzerine kaymakamlık ve belediye kooperatife destek sağlarken Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca da çikolata üretiminde kullanılan makine hibe edildi.Fındıklı, sütlü, portakallı ve çilek aromalı gibi farklı çeşitlerde çikolata üreten kadınlar, kooperatif bünyesindeki kafeteryada da ürünlerini satışa sunuyor.Çikolatada istediğimiz tadı tutturduğumuzu düşünüyoruzDoğankent Kadın Kooperatifi Başkanı Aysel Efe, AA muhabirine, bilmeden girdikleri sektörde başarılı olduklarını söyledi.Maddi açıdan zorluklar yaşadıklarını belirten Efe, gösterdikleri çaba ve elde ettikleri başarı sayesinde kaymakamlık ve belediyenin desteğiyle kafeteryayı açtıklarını kaydetti.Efe, çikolata yapımını deneyip, uzun uğraşlarla öğrendiklerini anlatarak Çikolatada istediğimiz tadı tutturduğumuzu düşünüyoruz. Olumlu geri dönüşler aldık. Hedefimiz bu tadı dünyaya tattırmak, markalaşmak ve ilerlemek. dedi.Elde edilen kazanç kadınlara gelir sağlıyorÇikolatanın oldukça hassas bir ürün olduğunu vurgulayan Efe, Giresun'un fındığı meşhur, fındığa da ne yakışır? Çikolata. Çikolatayla fındığı bir araya getirdik, harmanladık ve çok güzel de yakıştığını düşünüyoruz. diye konuştu.Efe, kafeteryada çikolata dışında kendilerinin yaptığı tatlı, pasta ve börek çeşitlerinin yer aldığını dile getirerek, elde edilen kazancın kadınlara gelir sağladığını ifade etti.Kooperatifte yoğunluğun zaman zaman arttığını aktaran Efe, iş yoğunluğuna göre de çalışan sayısının dönemsel olarak artırıldığını sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/kooperatif-kuran-kadinlar-findiga-cikolatayla-deger-katti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Lille, genç futbolcu Başar Önal'ı kadrosuna kattı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/lille-genc-futbolcu-basar-onal-i-kadrosuna-katti/876140/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/lille-genc-futbolcu-basar-onal-i-kadrosuna-katti/876140/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:27:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Fransa temsilcisi Lille, Hollanda'nın NEC Nijmegen ekibinde oynayan genç futbolcu Başar Önal'ı transfer ettiğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- Fransa temsilcisi Lille, Hollanda'nın NEC Nijmegen ekibinde oynayan genç futbolcu Başar Önal'ı transfer ettiğini duyurdu.Lille Kulübünden yapılan açıklamada, Ümit Milli Takım forması da giyen 22 yaşındaki oyuncuyla 2030 yılına kadar sözleşme imzalandığı belirtildi.Hollanda basınına göre Lille, NEC Nijmegen'e bonuslarla beraber 14,5 milyon avro bonservis bedeli ödeyecek.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- Fransa temsilcisi Lille, Hollanda'nın NEC Nijmegen ekibinde oynayan genç futbolcu Başar Önal'ı transfer ettiğini duyurdu.Lille Kulübünden yapılan açıklamada, Ümit Milli Takım forması da giyen 22 yaşındaki oyuncuyla 2030 yılına kadar sözleşme imzalandığı belirtildi.Hollanda basınına göre Lille, NEC Nijmegen'e bonuslarla beraber 14,5 milyon avro bonservis bedeli ödeyecek.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/lille-genc-futbolcu-basar-onal-i-kadrosuna-katti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İran Dışişleri Bakanlığı: ABD'nin son saldırıları açık bir savaş suçu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/iran-disisleri-bakanligi-abd-nin-son-saldirilari-acik-bir-savas-sucu/876139/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/iran-disisleri-bakanligi-abd-nin-son-saldirilari-acik-bir-savas-sucu/876139/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:27:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul — İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun ülkenin güneyindeki kıyı eyaletlerinde bazı noktalar ile Meşhed demir yolu güzergahındaki 2 köprüye düzenlediği saldırıları kınadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri — İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun ülkenin güneyindeki kıyı eyaletlerinde bazı noktalar ile Meşhed demir yolu güzergahındaki 2 köprüye düzenlediği saldırıları kınadı.Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, söz konusu saldırıların açık bir savaş suçu olduğu, İran halkının ülkenin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve ulusal güvenliğini koruma konusundaki kararlılığının sürdüğü belirtildi.Açıklamada, ABD'nin son 48 saatte, Hürmüz Boğazı'nda bazı gemilerle ilgili yaşandığı ileri sürülen olayları gerekçe göstererek düzenlediği saldırıların, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. Maddesi'nin 4. Fıkrası'nın ve savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakat zaptının da ihlali niteliğini taşıdığı kaydedildi.ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere ABD'li yetkililerin açıklamalarını da eleştiren Bakanlık, bu tarz yaklaşımların savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakata bağlı kalınmadığının açık göstergesi olduğunu vurguladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri — İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun ülkenin güneyindeki kıyı eyaletlerinde bazı noktalar ile Meşhed demir yolu güzergahındaki 2 köprüye düzenlediği saldırıları kınadı.Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, söz konusu saldırıların açık bir savaş suçu olduğu, İran halkının ülkenin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve ulusal güvenliğini koruma konusundaki kararlılığının sürdüğü belirtildi.Açıklamada, ABD'nin son 48 saatte, Hürmüz Boğazı'nda bazı gemilerle ilgili yaşandığı ileri sürülen olayları gerekçe göstererek düzenlediği saldırıların, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. Maddesi'nin 4. Fıkrası'nın ve savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakat zaptının da ihlali niteliğini taşıdığı kaydedildi.ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere ABD'li yetkililerin açıklamalarını da eleştiren Bakanlık, bu tarz yaklaşımların savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakata bağlı kalınmadığının açık göstergesi olduğunu vurguladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNLÜ &amp; Co'nun MT Programı'na başvuru süreci tamamlandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/unlu---co-nun-mt-programi-na-basvuru-sureci-tamamlandi/876138/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/unlu---co-nun-mt-programi-na-basvuru-sureci-tamamlandi/876138/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:27:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi — ÜNLÜ &amp; Co İnsan ve Kültür Kıdemli Direktörü Özge Özbay Akın: - Programımız kapsamında genç yetenekler, finans alanında yetkin ve tecrübeli isimlerin yanında kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapma fırsatı elde ediyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : ÜNLÜ &amp; Co'nun finans sektöründe kariyer hedefleyen genç yeteneklere yönelik sürdürdüğü Management Trainee (MT) Programının 2026 dönemi için başvuru süreci tamamlandı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, temmuz ayı sonunda başlayacak programa yapılan başvurular, geçen yıla kıyasla yüzde 20'ye yakın artış gösterdi.Program, yalnızca Türkiye'deki üniversitelerde değil, yurt dışında eğitim gören genç yetenekler nezdinde de ilgi görmeye devam etti. Yurt dışındaki üniversitelerden 2026 döneminde gelen başvurularda bir önceki yıla göre yüzde 50'nin üzerinde artış kaydedildi. Bu gelişme, ÜNLÜ &amp; Co'nun dünyanın farklı noktalarında eğitim gören genç profesyonellerin de kariyer tercihleri arasında yer almaya devam ettiğini ortaya koydu.MT Programı katılımcılara kurumsal finansman, yatırım danışmanlığı, araştırma, portföy yönetimi, alternatif yatırımlar, hazine, denetim, risk ve uyum, dijital kanallar, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama gibi farklı iş alanlarında kariyer fırsatları sunuyor.Temmuz ayı sonunda programa başlayacak genç profesyoneller, üç haftalık yoğun eğitim sürecinin ardından 18 ay sürecek kapsamlı gelişim yolculuğuna adım atacak.Program kapsamında teknik eğitimler, mentörlük ve tersine mentörlük uygulamaları, C-Level buluşmaları, yetkinlik atölyeleri, inovasyon odaklı projeler ve kariyer planlama desteğiyle katılımcıların mesleki ve kişisel gelişimleri desteklenecek.Kuruluşunun 30. yılını Değer Katan 30 Yıl yaklaşımıyla kutlayan ÜNLÜ &amp; Co, çalışan gelişimini ve genç yeteneklerin sektöre kazandırılmasını, kurum kültürünün temel unsurlarından biri olarak görüyor.Başarımızın merkezine insanı, gelişimi ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını koyuyoruzAçıklamada görüşlerine yer verilen ÜNLÜ &amp; Co İnsan ve Kültür Kıdemli Direktörü Özge Özbay Akın, 30 yıldır bilgiyi başarıya, deneyimi ustalığa dönüştüren bir çalışma kültürüyle hareket ettiklerini ve başarılarının merkezine insanı, gelişimi ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını koyduklarını belirtti.Management Trainee Programını da bu kültürün güçlü yansımalarından biri olarak gördüklerini vurgulayan Akın, Programımız kapsamında genç yetenekler, finans alanında yetkin ve tecrübeli isimlerin yanında kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapma fırsatı elde ediyor. Finans sektörünü yakından tanıyabilecekleri, sorumluluk alarak gelişebilecekleri ve potansiyellerini ortaya koyabilecekleri kapsamlı bir gelişim ortamı sunuyoruz. ifadelerini kullandı.Akın, bu yıl işe alım süreçlerinde yapay zeka destekli değerlendirme araçlarından da aktif olarak yararlandıklarına değinerek, bu yaklaşımın, başvuru ve değerlendirme süreçlerini daha hızlı, verimli ve bütüncül şekilde yönetmelerine katkı sağladığını, aday deneyimini de güçlendirdiğini kaydetti.Bu yıl programa gelen başvurulardaki artışın ve yurt dışındaki üniversitelerden gösterilen ilginin, ÜNLÜ &amp; Co'nun genç profesyoneller nezdindeki güçlü konumunu desteklediğini aktaran Akın, Yeni dönem katılımcılarımızın gelişim yolculuklarına eşlik etmekten memnuniyet duyuyoruz. değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : ÜNLÜ &amp; Co'nun finans sektöründe kariyer hedefleyen genç yeteneklere yönelik sürdürdüğü Management Trainee (MT) Programının 2026 dönemi için başvuru süreci tamamlandı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, temmuz ayı sonunda başlayacak programa yapılan başvurular, geçen yıla kıyasla yüzde 20'ye yakın artış gösterdi.Program, yalnızca Türkiye'deki üniversitelerde değil, yurt dışında eğitim gören genç yetenekler nezdinde de ilgi görmeye devam etti. Yurt dışındaki üniversitelerden 2026 döneminde gelen başvurularda bir önceki yıla göre yüzde 50'nin üzerinde artış kaydedildi. Bu gelişme, ÜNLÜ &amp; Co'nun dünyanın farklı noktalarında eğitim gören genç profesyonellerin de kariyer tercihleri arasında yer almaya devam ettiğini ortaya koydu.MT Programı katılımcılara kurumsal finansman, yatırım danışmanlığı, araştırma, portföy yönetimi, alternatif yatırımlar, hazine, denetim, risk ve uyum, dijital kanallar, kurumsal iletişim ve dijital pazarlama gibi farklı iş alanlarında kariyer fırsatları sunuyor.Temmuz ayı sonunda programa başlayacak genç profesyoneller, üç haftalık yoğun eğitim sürecinin ardından 18 ay sürecek kapsamlı gelişim yolculuğuna adım atacak.Program kapsamında teknik eğitimler, mentörlük ve tersine mentörlük uygulamaları, C-Level buluşmaları, yetkinlik atölyeleri, inovasyon odaklı projeler ve kariyer planlama desteğiyle katılımcıların mesleki ve kişisel gelişimleri desteklenecek.Kuruluşunun 30. yılını Değer Katan 30 Yıl yaklaşımıyla kutlayan ÜNLÜ &amp; Co, çalışan gelişimini ve genç yeteneklerin sektöre kazandırılmasını, kurum kültürünün temel unsurlarından biri olarak görüyor.Başarımızın merkezine insanı, gelişimi ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını koyuyoruzAçıklamada görüşlerine yer verilen ÜNLÜ &amp; Co İnsan ve Kültür Kıdemli Direktörü Özge Özbay Akın, 30 yıldır bilgiyi başarıya, deneyimi ustalığa dönüştüren bir çalışma kültürüyle hareket ettiklerini ve başarılarının merkezine insanı, gelişimi ve uzun vadeli değer yaratma anlayışını koyduklarını belirtti.Management Trainee Programını da bu kültürün güçlü yansımalarından biri olarak gördüklerini vurgulayan Akın, Programımız kapsamında genç yetenekler, finans alanında yetkin ve tecrübeli isimlerin yanında kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapma fırsatı elde ediyor. Finans sektörünü yakından tanıyabilecekleri, sorumluluk alarak gelişebilecekleri ve potansiyellerini ortaya koyabilecekleri kapsamlı bir gelişim ortamı sunuyoruz. ifadelerini kullandı.Akın, bu yıl işe alım süreçlerinde yapay zeka destekli değerlendirme araçlarından da aktif olarak yararlandıklarına değinerek, bu yaklaşımın, başvuru ve değerlendirme süreçlerini daha hızlı, verimli ve bütüncül şekilde yönetmelerine katkı sağladığını, aday deneyimini de güçlendirdiğini kaydetti.Bu yıl programa gelen başvurulardaki artışın ve yurt dışındaki üniversitelerden gösterilen ilginin, ÜNLÜ &amp; Co'nun genç profesyoneller nezdindeki güçlü konumunu desteklediğini aktaran Akın, Yeni dönem katılımcılarımızın gelişim yolculuklarına eşlik etmekten memnuniyet duyuyoruz. değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yer yer kar örtüsünün bulunduğu Kurtik Dağı binlerce küçükbaş hayvanı ağırlıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yer-yer-kar-ortusunun-bulundugu-kurtik-dagi-binlerce-kucukbas-hayvani-agirliyor/876137/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yer-yer-kar-ortusunun-bulundugu-kurtik-dagi-binlerce-kucukbas-hayvani-agirliyor/876137/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:24:11 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Muş — Zengin bitki örtüsü ve su kaynaklarına sahip yaylalarda konaklayan göçerler, günde iki kez sağdıkları koyunlarından yoğurt, tereyağı ve peynir elde ediyor - Göçerlerden İbrahim Geçit: - Serin hava ve temiz su sayesinde hayvanlar daha sağlıklı oluyor, sıcak havanın neden olduğu hastalıklar daha az görülüyor. Karın üzerinde hayvanları otlatmak hem hayvanlar hem de bizim için oldukça verimli oluyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Muş Haberleri — SABRİ YILDIRIM - Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki sıcak illerde hayvancılık yapan göçerler, yaz döneminde binlerce hayvanla Muş'ta yer yer kar bulunan Kurtik Dağı yaylalarında konaklıyor.Yazın kavurucu sıcakların etkili olduğu Batman, Mardin ve Siirt gibi illerdeki göçerler, ilkbaharda Muş'un 2 bin 645 rakımlı Kurtik Dağı eteklerindeki yaylalara çadırlarını kuruyor.Yüksek rakımlı, zengin bitki örtüsüne ve su kaynaklarına sahip yaylalarda yaz boyunca konaklayan göçerler, hayvanlardan elde ettikleri sütle yaptıkları yoğurt, tereyağı ve peyniri satarak kış hazırlığı yapıyor.Kışın yağan karın hala kısmen bulunduğu serin yaylada doğayla iç içe vakit geçiren göçerler, hayvanlarının bakımını yapıyor. Sonbaharda havaların soğumaya başlamasıyla ise memleketlerine dönmek için günlerce sürecek yolculuğa çıkıyorlar.Bu yıl kar çok fazla yağdığı için geç eridiMardin'in Nusaybin ilçesinden gelen göçerlerden Davut Geçit, AA muhabirine, yaz ortasında sürüdeki hayvanları kar örtüsü üzerinde bir süre bekleterek serinlemelerini sağladıklarını söyledi.Bu yöntemle hayvanların sıcak havadan daha az etkilendiğini belirten Geçit, şunları kaydetti:Hayvanlarımızı otlatırken bir süre karın üzerinde bekletiyoruz. Temmuz ayında olmamıza rağmen yaylada hala büyük kar kütleleri var. Bu yıl kar çok fazla yağdığı için geç eridi. Kar örtüsü üzerinde serinleyen koyunların otlama isteği artıyor. Daha fazla ot tükettikleri için süt verimleri yükseliyor. Hayvanlarımızı günde iki kez sağıyoruz. Elde ettiğimiz sütten peynir üretip satıyoruz.Hayvanları günde iki kez karın bulunduğu alana getirdiklerini ifade eden besici İbrahim Geçit ise Bu yıl karın bol olması sayesinde hayvanlar daha rahat besleniyor. Hayvanlar daha çok ot yediği için süt verimleri artıyor. Serin hava ve temiz su sayesinde hayvanlar daha sağlıklı oluyor, sıcak havanın neden olduğu hastalıklar daha az görülüyor. Karın üzerinde hayvanları otlatmak hem hayvanlar hem de bizim için oldukça verimli oluyor. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Muş Haberleri — SABRİ YILDIRIM - Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki sıcak illerde hayvancılık yapan göçerler, yaz döneminde binlerce hayvanla Muş'ta yer yer kar bulunan Kurtik Dağı yaylalarında konaklıyor.Yazın kavurucu sıcakların etkili olduğu Batman, Mardin ve Siirt gibi illerdeki göçerler, ilkbaharda Muş'un 2 bin 645 rakımlı Kurtik Dağı eteklerindeki yaylalara çadırlarını kuruyor.Yüksek rakımlı, zengin bitki örtüsüne ve su kaynaklarına sahip yaylalarda yaz boyunca konaklayan göçerler, hayvanlardan elde ettikleri sütle yaptıkları yoğurt, tereyağı ve peyniri satarak kış hazırlığı yapıyor.Kışın yağan karın hala kısmen bulunduğu serin yaylada doğayla iç içe vakit geçiren göçerler, hayvanlarının bakımını yapıyor. Sonbaharda havaların soğumaya başlamasıyla ise memleketlerine dönmek için günlerce sürecek yolculuğa çıkıyorlar.Bu yıl kar çok fazla yağdığı için geç eridiMardin'in Nusaybin ilçesinden gelen göçerlerden Davut Geçit, AA muhabirine, yaz ortasında sürüdeki hayvanları kar örtüsü üzerinde bir süre bekleterek serinlemelerini sağladıklarını söyledi.Bu yöntemle hayvanların sıcak havadan daha az etkilendiğini belirten Geçit, şunları kaydetti:Hayvanlarımızı otlatırken bir süre karın üzerinde bekletiyoruz. Temmuz ayında olmamıza rağmen yaylada hala büyük kar kütleleri var. Bu yıl kar çok fazla yağdığı için geç eridi. Kar örtüsü üzerinde serinleyen koyunların otlama isteği artıyor. Daha fazla ot tükettikleri için süt verimleri yükseliyor. Hayvanlarımızı günde iki kez sağıyoruz. Elde ettiğimiz sütten peynir üretip satıyoruz.Hayvanları günde iki kez karın bulunduğu alana getirdiklerini ifade eden besici İbrahim Geçit ise Bu yıl karın bol olması sayesinde hayvanlar daha rahat besleniyor. Hayvanlar daha çok ot yediği için süt verimleri artıyor. Serin hava ve temiz su sayesinde hayvanlar daha sağlıklı oluyor, sıcak havanın neden olduğu hastalıklar daha az görülüyor. Karın üzerinde hayvanları otlatmak hem hayvanlar hem de bizim için oldukça verimli oluyor. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/yer-yer-kar-ortusunun-bulundugu-kurtik-dagi-binlerce-kucukbas-hayvani-agirliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Japon ünlülerin ses ve görüntüleriyle 43 binden fazla sahte yapay zeka içeriği üretildiği belirlendi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/japon-unlulerin-ses-ve-goruntuleriyle-43-binden-fazla-sahte-yapay-zeka-icerigi-uretildigi-belirlendi/876136/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/japon-unlulerin-ses-ve-goruntuleriyle-43-binden-fazla-sahte-yapay-zeka-icerigi-uretildigi-belirlendi/876136/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:21:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya — Japonya'da Haziran-Ağustos 2025 döneminde, Japon ünlüler ile seslendirme sanatçılarının ses ya da görüntülerinin izinsiz kullanıldığı, yapay zekayla üretilen 43 bini aşkın video ve görsel tespit edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri — Japonya'da Haziran-Ağustos 2025 döneminde, Japon ünlüler ile seslendirme sanatçılarının ses ya da görüntülerinin izinsiz kullanıldığı, yapay zekayla üretilen 43 bini aşkın video ve görsel tespit edildi.Kyodo'nun haberine göre, Japonya Tanıtım Hakları Koruma Örgütü, sosyal medya platformlarındaki görüntüleri inceledi.İnceleme sonucunda, Haziran-Ağustos 2025 döneminde, Japon ünlüler ile seslendirme sanatçılarının görüntü veya seslerinin izinsiz kullanıldığı, yapay zekayla oluşturulan 43 binden fazla görsel ve video tespit edildi.Örgüt, yapay zekayla üretilen sahte içerikler dolayısıyla ünlülerin ve diğer hak sahiplerinin uğradığı ekonomik kaybın 12 milyon ila 28 milyon dolar olduğunu ve bu içeriklerin yaklaşık 335 milyon kez görüntülendiğini belirtti.Örgütten bir yetkili, İzinsiz kullanım şüphesi bulunan paylaşımların yaygınlığı son derece endişe verici. Bir sesin orijinaliyle eşleşip eşleşmediğini belirlemek özellikle zor olduğundan, tespit ettiğimiz vakalar muhtemelen buzdağının sadece görünen kısmıdır. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri — Japonya'da Haziran-Ağustos 2025 döneminde, Japon ünlüler ile seslendirme sanatçılarının ses ya da görüntülerinin izinsiz kullanıldığı, yapay zekayla üretilen 43 bini aşkın video ve görsel tespit edildi.Kyodo'nun haberine göre, Japonya Tanıtım Hakları Koruma Örgütü, sosyal medya platformlarındaki görüntüleri inceledi.İnceleme sonucunda, Haziran-Ağustos 2025 döneminde, Japon ünlüler ile seslendirme sanatçılarının görüntü veya seslerinin izinsiz kullanıldığı, yapay zekayla oluşturulan 43 binden fazla görsel ve video tespit edildi.Örgüt, yapay zekayla üretilen sahte içerikler dolayısıyla ünlülerin ve diğer hak sahiplerinin uğradığı ekonomik kaybın 12 milyon ila 28 milyon dolar olduğunu ve bu içeriklerin yaklaşık 335 milyon kez görüntülendiğini belirtti.Örgütten bir yetkili, İzinsiz kullanım şüphesi bulunan paylaşımların yaygınlığı son derece endişe verici. Bir sesin orijinaliyle eşleşip eşleşmediğini belirlemek özellikle zor olduğundan, tespit ettiğimiz vakalar muhtemelen buzdağının sadece görünen kısmıdır. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/japon-unlulerin-ses-ve-goruntuleriyle-43-binden-fazla-sahte-yapay-zeka-icerigi-uretildigi-belirlendi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Netanyahu'nun ABD'yi ziyaret ederek Trump ile Türkiye'nin F-35'lere erişimini görüşeceği iddia edildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/netanyahu-nun-abd-yi-ziyaret-ederek-trump-ile-turkiye-nin-f-35-lere-erisimini-gorusecegi-iddia-edildi/876135/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/netanyahu-nun-abd-yi-ziyaret-ederek-trump-ile-turkiye-nin-f-35-lere-erisimini-gorusecegi-iddia-edildi/876135/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:21:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Kudüs — İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun gelecek hafta ABD'yi ziyaret edeceği ve Başkan Donald Trump ile görüşmesinde Türkiye'nin F-35 savaş uçaklarına erişimini gündeme getireceği iddia edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Kudüs Haberleri — İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun gelecek hafta ABD'yi ziyaret edeceği ve Başkan Donald Trump ile görüşmesinde Türkiye'nin F-35 savaş uçaklarına erişimini gündeme getireceği iddia edildi.İsrail'in Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, İsrail güvenlik kabinesi 7 Temmuz Salı akşamı yapılan toplantıda, ABD ile Türkiye arasındaki F-35 savaş uçağı müzakerelerine ilişkin değerlendirmeleri dinledi.ABD'nin Türkiye'ye F-35'leri vermemesini sağlamak için büyük çaba gösteren Tel Aviv yönetimi, eğer bu çabasında başarısız olursa en azından uçakların özellikleri düşürülmüş versiyonlarının Türkiye'ye verilmesi için çalışıyor.İsrailli üst düzey bir yetkili, ABD Başkanı Trump'ın uçakların teslim edilmesi öncesinde hala bazı şartlar öne sürebileceğini savundu.İsrail'in hava üstünlüğünü koruyacağına inandığını söyleyen İsrailli yetkili, anlaşmanın hala önüne geçilebileceğini ileri sürerek Bu uçağın pek çok versiyonu mevcut, biz de mümkün olduğunca bu süreci etkilemeye çalışıyoruz. ifadesini kullandı.Bir başka İsrailli yetkili ise anlaşmanın henüz sonuçlanmadığını öne sürerek İsrail Başbakanı Netanyahu'nun muhtemelen gelecek hafta ABD'ye giderek Trump ile görüşmesinde bu konuyu gündeme getireceğini iddia etti.Öte yandan, İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünün (QME) korunmasına ilişkin mevzuatı kullanarak Ankara ile Washington arasındaki anlaşmayı bozmak için Kongre ile işbirliği yapacağı aktarıldı.ABD silah transferlerine ilişkin mevzuata göre niteliksel askeri üstünlük, İsrail'in Orta Doğu'daki herhangi bir ülkeye karşı askeri üstünlüğünü korumasını güvence altına almayı amaçlıyor.ABD Başkanı Trump'tan Türkiye'nin F-35 programına yeniden dönebileceğine yönelik sinyaller gelmesinin hemen ardından başta Netanyahu olmak üzere İsrailli siyasiler buna karşı olduklarını dile getirdi.Netanyahu, Ankara'daki NATO zirvesi öncesinde ve sırasında ABD medyasına röportajlar vererek Türkiye'nin F-35'lere erişimine izin verilmemesi çağrısı yaptı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Kudüs Haberleri — İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun gelecek hafta ABD'yi ziyaret edeceği ve Başkan Donald Trump ile görüşmesinde Türkiye'nin F-35 savaş uçaklarına erişimini gündeme getireceği iddia edildi.İsrail'in Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, İsrail güvenlik kabinesi 7 Temmuz Salı akşamı yapılan toplantıda, ABD ile Türkiye arasındaki F-35 savaş uçağı müzakerelerine ilişkin değerlendirmeleri dinledi.ABD'nin Türkiye'ye F-35'leri vermemesini sağlamak için büyük çaba gösteren Tel Aviv yönetimi, eğer bu çabasında başarısız olursa en azından uçakların özellikleri düşürülmüş versiyonlarının Türkiye'ye verilmesi için çalışıyor.İsrailli üst düzey bir yetkili, ABD Başkanı Trump'ın uçakların teslim edilmesi öncesinde hala bazı şartlar öne sürebileceğini savundu.İsrail'in hava üstünlüğünü koruyacağına inandığını söyleyen İsrailli yetkili, anlaşmanın hala önüne geçilebileceğini ileri sürerek Bu uçağın pek çok versiyonu mevcut, biz de mümkün olduğunca bu süreci etkilemeye çalışıyoruz. ifadesini kullandı.Bir başka İsrailli yetkili ise anlaşmanın henüz sonuçlanmadığını öne sürerek İsrail Başbakanı Netanyahu'nun muhtemelen gelecek hafta ABD'ye giderek Trump ile görüşmesinde bu konuyu gündeme getireceğini iddia etti.Öte yandan, İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünün (QME) korunmasına ilişkin mevzuatı kullanarak Ankara ile Washington arasındaki anlaşmayı bozmak için Kongre ile işbirliği yapacağı aktarıldı.ABD silah transferlerine ilişkin mevzuata göre niteliksel askeri üstünlük, İsrail'in Orta Doğu'daki herhangi bir ülkeye karşı askeri üstünlüğünü korumasını güvence altına almayı amaçlıyor.ABD Başkanı Trump'tan Türkiye'nin F-35 programına yeniden dönebileceğine yönelik sinyaller gelmesinin hemen ardından başta Netanyahu olmak üzere İsrailli siyasiler buna karşı olduklarını dile getirdi.Netanyahu, Ankara'daki NATO zirvesi öncesinde ve sırasında ABD medyasına röportajlar vererek Türkiye'nin F-35'lere erişimine izin verilmemesi çağrısı yaptı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/netanyahu-nun-abd-yi-ziyaret-ederek-trump-ile-turkiye-nin-f-35-lere-erisimini-gorusecegi-iddia-edildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, Suudi Bakanlar ile bir araya geldi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-kurum-suudi-bakanlar-ile-bir-araya-geldi/876134/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-kurum-suudi-bakanlar-ile-bir-araya-geldi/876134/</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:21:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara — COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Suudi Arabistan temasları kapsamında Suudi Arabistan Belediyeler ve Konut Bakanı Macid Bin Abdullah El-Hukeyl ve Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud ile görüştü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri — COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Suudi Arabistan temasları kapsamında Suudi Arabistan Belediyeler ve Konut Bakanı Macid Bin Abdullah El-Hukeyl ve Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud ile görüştü. Görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşım yapan Bakan Kurum, El-Hukeyl ile verimli bir görüşme gerçekleştiklerini, Belediye ve Konut Sektörleri Alanında Mutabakat Zaptını imzaladıklarını belirtti.Bakan Kurum, atılan imzaların, şehir planlama, konut, altyapı, dijital dönüşüm ve akıllı şehirler başta olmak üzere, birçok alanda iki ülke arasındaki işbirliğini daha da güçlendireceğini vurguladı.Atılan imzaların şehir planlama, konut, altyapı, dijital dönüşüm ve akıllı şehirler başta olmak üzere, birçok alanda iki ülke arasındaki işbirliğini güçlendireceğine işaret eden Kurum, Emlak Konut Global'in Mekke'de hayata geçirdiği Hayat Mekke Projesini değerlendirerek projenin yüzde 25'lik kısmının yabancı yatırımcılara satışına imkan tanınması konusunda mutabakata vardıklarını aktardı.Yenilenebilir enerji çalışmaları ele alındıSuudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud ile de görüşen Kurum, görüşmede, Türkiye'nin enerji dönüşümüne ilişkin vizyonunu ve önceliklerini paylaştıklarını belirtti.Bakan Kurum, şunları kaydetti:Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve düşük karbonlu yakıt alanlarındaki hedeflerimiz ile Eylem Gündemimiz kapsamında '35'e 35' Küresel Elektrifikasyon Hedefimizi ve döngüsel ekonomiye yönelik çalışmalarımız hakkında bilgi verdik. Ayrıca, Asrın İnşa Seferberliği kapsamında yürüttüğümüz çalışmaları ve afet sonrası dirençli şehirler inşa etme irademizi anlatarak, bu süreçte gösterdiği dayanışma ve destek dolayısıyla Suudi Arabistan'a teşekkürlerimizi ilettik. Suudi Arabistan'ın enerji alanındaki tecrübesi ve vizyonunun, COP31 sürecindeki ortak hedeflerimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri — COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Suudi Arabistan temasları kapsamında Suudi Arabistan Belediyeler ve Konut Bakanı Macid Bin Abdullah El-Hukeyl ve Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud ile görüştü. Görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşım yapan Bakan Kurum, El-Hukeyl ile verimli bir görüşme gerçekleştiklerini, Belediye ve Konut Sektörleri Alanında Mutabakat Zaptını imzaladıklarını belirtti.Bakan Kurum, atılan imzaların, şehir planlama, konut, altyapı, dijital dönüşüm ve akıllı şehirler başta olmak üzere, birçok alanda iki ülke arasındaki işbirliğini daha da güçlendireceğini vurguladı.Atılan imzaların şehir planlama, konut, altyapı, dijital dönüşüm ve akıllı şehirler başta olmak üzere, birçok alanda iki ülke arasındaki işbirliğini güçlendireceğine işaret eden Kurum, Emlak Konut Global'in Mekke'de hayata geçirdiği Hayat Mekke Projesini değerlendirerek projenin yüzde 25'lik kısmının yabancı yatırımcılara satışına imkan tanınması konusunda mutabakata vardıklarını aktardı.Yenilenebilir enerji çalışmaları ele alındıSuudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud ile de görüşen Kurum, görüşmede, Türkiye'nin enerji dönüşümüne ilişkin vizyonunu ve önceliklerini paylaştıklarını belirtti.Bakan Kurum, şunları kaydetti:Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve düşük karbonlu yakıt alanlarındaki hedeflerimiz ile Eylem Gündemimiz kapsamında '35'e 35' Küresel Elektrifikasyon Hedefimizi ve döngüsel ekonomiye yönelik çalışmalarımız hakkında bilgi verdik. Ayrıca, Asrın İnşa Seferberliği kapsamında yürüttüğümüz çalışmaları ve afet sonrası dirençli şehirler inşa etme irademizi anlatarak, bu süreçte gösterdiği dayanışma ve destek dolayısıyla Suudi Arabistan'a teşekkürlerimizi ilettik. Suudi Arabistan'ın enerji alanındaki tecrübesi ve vizyonunun, COP31 sürecindeki ortak hedeflerimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/07/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakani-kurum-suudi-bakanlar-ile-bir-araya-geldi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
