<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Kanuni'nin son seferinin izleri Zigetvar'da arkeolojiyle gün yüzüne çıkıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kanuni-nin-son-seferinin-izleri-zigetvar-da-arkeolojiyle-gun-yuzune-cikiyor/905063/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kanuni-nin-son-seferinin-izleri-zigetvar-da-arkeolojiyle-gun-yuzune-cikiyor/905063/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Viyana / Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatını kaybettiği alandaki çalışmalar, türbenin çevresinde gelişen Osmanlı yerleşiminin daha önce düşünülenden büyük olduğunu gözler önüne serdi - Araştırmacıların çalışmalarıyla türbenin yanı sıra cami, derviş tekkesi, ziyaretçi konukevi, muhafız barakası, palanka ve sivil yerleşime ait kalıntılar tespit edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Viyana Haberleri : SALİH OKUROĞLU - Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun süre tahtta kalan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferinde kuşattığı Zigetvar Kalesi yakınlarında yürütülen arkeolojik çalışmalar, padişahın hayatını kaybettiği kabul edilen alanda adına yaptırılan türbenin çevresinde gelişen Osmanlı yerleşiminin daha önce tahmin edilenden büyük olduğunu ortaya koydu.AA muhabiri, Kanuni'nin 1566'daki son seferi ile Zigetvar Kalesi yakınlarındaki türbe alanında sürdürülen çalışmalara ilişkin bilgileri derledi.Kanuni'nin 1566'da, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece Zigetvar Kalesi'nin kuşatılması sırasında hayatını kaybetmesinin 460. yılı dolayısıyla, son seferi ve bölgede ortaya çıkarılan Osmanlı kalıntıları yeniden gündeme geldi.Macaristan'daki Pecs Üniversitesinin 2024-2025 döneminde türbe kompleksinin geniş çevresinde yürüttüğü araştırmalar, Turbek adı verilen Osmanlı yerleşiminin büyüklüğü, yapısı ve günlük yaşamı hakkında yeni bilgiler sağladı.Osmanlı dönemine ait, yoğunluğu yer yer değişen buluntuların yaklaşık 80 hektarlık alana yayıldığı, yerleşimin ise daha önce düşünülenden büyük ve varlıklı olduğu belirlendi.Kanuni&#039;nin son seferi ve ölümüYaklaşık 46 yıllık saltanatıyla Osmanlı tarihinde tahtta en uzun süre kalan padişah olan Kanuni, 1 Mayıs 1566'da İstanbul'dan ayrılarak 13'üncü ve son seferine çıktı.Yaşlılığı ve hastalığına rağmen ordusunun başında bulunan Kanuni'nin otağı, kuşatma sırasında Zigetvar Kalesi'ni gören ve türbe alanının bulunduğu kabul edilen tepeye kuruldu.Kanuni, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece otağında hayatını kaybetti. Zigetvar Kalesi, padişahın ölümünden kısa süre sonra Osmanlı kuvvetlerinin kontrolüne geçti.Tarihi kaynaklara göre Kanuni'nin ölümü, ordunun moralinin ve düzeninin bozulmaması, ayrıca tahtın oğlu II. Selim'e sorunsuz geçmesi amacıyla padişahın yakın çevresi tarafından gizlendi.Kanuni'nin naaşının bozulmasını önlemek amacıyla iç organlarının çıkarıldığı, naaşına amber ve misk sürüldüğü ve tabutunun otağındaki tahtın altına geçici olarak gömüldüğü aktarılıyor.Bazı tarihi kaynaklara ve yaygın kabule göre, çıkarılan iç organlar otağın bulunduğu alana defnedildi.Kanuni'nin naaşının yaklaşık 42 gün sonra çıkarılarak dönüş yolculuğu için arabaya yerleştirildiği, yol boyunca padişah hayattaymış gibi davranıldığı ve ölümünün II. Selim'in Belgrad'a gelmesinin ardından resmen açıklandığı belirtiliyor.Türbenin çevresinde Osmanlı yerleşimi geliştiII. Selim'in emriyle Kanuni'nin hayatını kaybettiği ve iç organlarının gömüldüğü kabul edilen yerde türbe yaptırıldı.Zamanla önemli bir ziyaretgaha dönüşen türbenin çevresine cami, derviş tekkesi, konukevi ve muhafız barakası gibi yapılar inşa edildi. Kompleks ahşap palanka ve savunma yapılarıyla koruma altına alınırken çevresinde sivil yerleşim gelişti.Turbek yerleşimi, Osmanlı hakimiyetinin bölgeden çekilmesi sırasında tahrip edildi. Yerleşimdeki yapıların yıkılması ve alanın zamanla bağ ve bahçelere dönüşmesiyle yerleşimin tam konumu unutuldu.Kayıp türbenin yeri bilimsel yöntemlerle belirlendiKanuni'nin türbesinin bulunmasına yönelik modern araştırmalar, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Zigetvar Belediyesi arasında 2012'de imzalanan anlaşmanın ardından başladı.Pecs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norbert Pap başkanlığındaki disiplinler arası ekip, tarihi belgeleri, haritaları, arazi kayıtlarını ve 1664'te çizilen türbe kompleksi planını inceledi.Çalışmalar sonucunda asıl türbe alanının Zigetvar Kalesi'nin yaklaşık 4,2 kilometre kuzeydoğusundaki Turbek-Zsibot bölgesinde bulunan Üzüm Tepesi'nde olduğu belirlendi.Bölgede 2015'te başlatılan kazılarda, araştırmacıların Kanuni adına yaptırılan türbe olarak tanımladığı kare planlı yapı ortaya çıkarıldı.Sonraki çalışmalarda cami, derviş tekkesi, ziyaretçi konukevi, muhafız barakası, ahşap palanka ile sivil yerleşime ait yapı izleri tespit edildi.Yeni buluntular yerleşimin büyüklüğüne ve günlük yaşama ışık tutuyorPecs Üniversitesi öncülüğündeki Türk ve Macar araştırmacılar, 2024-2025 döneminde türbe kompleksinin geniş çevresinde modern ölçüm cihazlarından yararlanarak yüzey araştırmaları ve jeofizik incelemeler yaptı.Bazıları tuğladan yapılan ve kiremitlerle örtülen yapıların çevresinde gündelik kullanım eşyaları, seramikler, sikkeler, takılar ve Osmanlı metal işçiliği örnekleri tespit edildi.Kazılarda ayrıca bir kuyu ile büyük depolama çukurları ortaya çıkarıldı. Çukurlarda tahıl kalıntıları, ısıtma sistemlerine ait pişmiş toprak parçalar, ayaklı kaseler, porselen fincan parçaları ve boyalı cam kap parçaları bulundu.Buluntular arasında 16. yüzyıla ait nadir bir altın sikke, Kırım Hanlığı dönemine ait gümüş sikke, Osmanlı sofra takımı parçaları, yüzükler, süslü tokalar ve at koşum süsleri de yer aldı.Araştırma sonuçlarının, türbe çevresindeki yapının ötesinde geniş bir Osmanlı yerleşiminin bulunduğuna ve burada yaşayanlarla ziyaretçilerin bir bölümünün dönemin şartlarına göre varlıklı olduğuna işaret ettiği belirtildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Viyana Haberleri : SALİH OKUROĞLU - Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun süre tahtta kalan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferinde kuşattığı Zigetvar Kalesi yakınlarında yürütülen arkeolojik çalışmalar, padişahın hayatını kaybettiği kabul edilen alanda adına yaptırılan türbenin çevresinde gelişen Osmanlı yerleşiminin daha önce tahmin edilenden büyük olduğunu ortaya koydu.AA muhabiri, Kanuni'nin 1566'daki son seferi ile Zigetvar Kalesi yakınlarındaki türbe alanında sürdürülen çalışmalara ilişkin bilgileri derledi.Kanuni'nin 1566'da, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece Zigetvar Kalesi'nin kuşatılması sırasında hayatını kaybetmesinin 460. yılı dolayısıyla, son seferi ve bölgede ortaya çıkarılan Osmanlı kalıntıları yeniden gündeme geldi.Macaristan'daki Pecs Üniversitesinin 2024-2025 döneminde türbe kompleksinin geniş çevresinde yürüttüğü araştırmalar, Turbek adı verilen Osmanlı yerleşiminin büyüklüğü, yapısı ve günlük yaşamı hakkında yeni bilgiler sağladı.Osmanlı dönemine ait, yoğunluğu yer yer değişen buluntuların yaklaşık 80 hektarlık alana yayıldığı, yerleşimin ise daha önce düşünülenden büyük ve varlıklı olduğu belirlendi.Kanuni&#039;nin son seferi ve ölümüYaklaşık 46 yıllık saltanatıyla Osmanlı tarihinde tahtta en uzun süre kalan padişah olan Kanuni, 1 Mayıs 1566'da İstanbul'dan ayrılarak 13'üncü ve son seferine çıktı.Yaşlılığı ve hastalığına rağmen ordusunun başında bulunan Kanuni'nin otağı, kuşatma sırasında Zigetvar Kalesi'ni gören ve türbe alanının bulunduğu kabul edilen tepeye kuruldu.Kanuni, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece otağında hayatını kaybetti. Zigetvar Kalesi, padişahın ölümünden kısa süre sonra Osmanlı kuvvetlerinin kontrolüne geçti.Tarihi kaynaklara göre Kanuni'nin ölümü, ordunun moralinin ve düzeninin bozulmaması, ayrıca tahtın oğlu II. Selim'e sorunsuz geçmesi amacıyla padişahın yakın çevresi tarafından gizlendi.Kanuni'nin naaşının bozulmasını önlemek amacıyla iç organlarının çıkarıldığı, naaşına amber ve misk sürüldüğü ve tabutunun otağındaki tahtın altına geçici olarak gömüldüğü aktarılıyor.Bazı tarihi kaynaklara ve yaygın kabule göre, çıkarılan iç organlar otağın bulunduğu alana defnedildi.Kanuni'nin naaşının yaklaşık 42 gün sonra çıkarılarak dönüş yolculuğu için arabaya yerleştirildiği, yol boyunca padişah hayattaymış gibi davranıldığı ve ölümünün II. Selim'in Belgrad'a gelmesinin ardından resmen açıklandığı belirtiliyor.Türbenin çevresinde Osmanlı yerleşimi geliştiII. Selim'in emriyle Kanuni'nin hayatını kaybettiği ve iç organlarının gömüldüğü kabul edilen yerde türbe yaptırıldı.Zamanla önemli bir ziyaretgaha dönüşen türbenin çevresine cami, derviş tekkesi, konukevi ve muhafız barakası gibi yapılar inşa edildi. Kompleks ahşap palanka ve savunma yapılarıyla koruma altına alınırken çevresinde sivil yerleşim gelişti.Turbek yerleşimi, Osmanlı hakimiyetinin bölgeden çekilmesi sırasında tahrip edildi. Yerleşimdeki yapıların yıkılması ve alanın zamanla bağ ve bahçelere dönüşmesiyle yerleşimin tam konumu unutuldu.Kayıp türbenin yeri bilimsel yöntemlerle belirlendiKanuni'nin türbesinin bulunmasına yönelik modern araştırmalar, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Zigetvar Belediyesi arasında 2012'de imzalanan anlaşmanın ardından başladı.Pecs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norbert Pap başkanlığındaki disiplinler arası ekip, tarihi belgeleri, haritaları, arazi kayıtlarını ve 1664'te çizilen türbe kompleksi planını inceledi.Çalışmalar sonucunda asıl türbe alanının Zigetvar Kalesi'nin yaklaşık 4,2 kilometre kuzeydoğusundaki Turbek-Zsibot bölgesinde bulunan Üzüm Tepesi'nde olduğu belirlendi.Bölgede 2015'te başlatılan kazılarda, araştırmacıların Kanuni adına yaptırılan türbe olarak tanımladığı kare planlı yapı ortaya çıkarıldı.Sonraki çalışmalarda cami, derviş tekkesi, ziyaretçi konukevi, muhafız barakası, ahşap palanka ile sivil yerleşime ait yapı izleri tespit edildi.Yeni buluntular yerleşimin büyüklüğüne ve günlük yaşama ışık tutuyorPecs Üniversitesi öncülüğündeki Türk ve Macar araştırmacılar, 2024-2025 döneminde türbe kompleksinin geniş çevresinde modern ölçüm cihazlarından yararlanarak yüzey araştırmaları ve jeofizik incelemeler yaptı.Bazıları tuğladan yapılan ve kiremitlerle örtülen yapıların çevresinde gündelik kullanım eşyaları, seramikler, sikkeler, takılar ve Osmanlı metal işçiliği örnekleri tespit edildi.Kazılarda ayrıca bir kuyu ile büyük depolama çukurları ortaya çıkarıldı. Çukurlarda tahıl kalıntıları, ısıtma sistemlerine ait pişmiş toprak parçalar, ayaklı kaseler, porselen fincan parçaları ve boyalı cam kap parçaları bulundu.Buluntular arasında 16. yüzyıla ait nadir bir altın sikke, Kırım Hanlığı dönemine ait gümüş sikke, Osmanlı sofra takımı parçaları, yüzükler, süslü tokalar ve at koşum süsleri de yer aldı.Araştırma sonuçlarının, türbe çevresindeki yapının ötesinde geniş bir Osmanlı yerleşiminin bulunduğuna ve burada yaşayanlarla ziyaretçilerin bir bölümünün dönemin şartlarına göre varlıklı olduğuna işaret ettiği belirtildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Horasanlı kızlar milli voleybolculardan aldıkları ilhamla ay-yıldızlı forma hayaline sarıldı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/horasanli-kizlar-milli-voleybolculardan-aldiklari-ilhamla-ay-yildizli-forma-hayaline-sarildi/905061/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/horasanli-kizlar-milli-voleybolculardan-aldiklari-ilhamla-ay-yildizli-forma-hayaline-sarildi/905061/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Milli takımın yıldızlarını kendilerine örnek alan Erzurum'un Horasan ilçesindeki 35 kız öğrenci, zorlu şartlara rağmen antrenmanlarını sürdürerek gelecekte ay-yıldızlı formayı giymeyi hayal ediyor - Voleybol antrenörü Ayşe Çeçen: - Çocuklarımız şampiyon milli takımın başarılı olmasından dolayı kendilerine çok büyük hedefler koydular. Herkes kendine bir popüler oyuncu seçmiş]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- TEVHİD FURKAN NEHRİ - Erzurum'un Horasan ilçesinde voleybola başlayan 35 kız öğrenci, milli takımın yıldız oyuncularını örnek alıp gelecekte ay-yıldızlı formayı giymenin hayalini kuruyor.Kent merkezine 100 kilometre uzaklıktaki yaklaşık 35 bin nüfuslu Horasan ilçesinde, kız çocuklarının voleybola ilgisi her geçen gün artıyor.Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün okullarda yaptığı yetenek taramalarının ardından voleybolla tanışan 35 öğrenci, düzenli antrenmanlarla voleybolda kendilerini geliştirmeye çalışıyor.Milli takımın uluslararası arenada elde ettiği başarılar, öğrencilerin voleybola bakışını da değiştirdi. Milli voleybolcuları yakından takip eden kız çocukları, yıldız oyuncuları örnek alarak gelecekte ay-yıldızlı formayı giyebilmenin hayalini kuruyor.Spor salonuna ulaşmak için 1 kilometre yol yürüyorlarİlçedeki ulaşım sorununa rağmen antrenmanlarını aksatmayan öğrenciler, belirlenen güzergahlarda buluşarak yaklaşık 1 kilometre yürüyüp spor salonuna ulaşıyor.Öğrenciler, bu yürüyüşleri de kondisyonlarını geliştirmek ve takım arkadaşlarıyla birlikte antrenmana hazırlanmak için değerlendiriyor.Voleybol antrenörü Ayşe Çeçen, AA muhabirine, ilçede kız çocukları arasında voleybola olan ilginin arttığını anlattı.Özellikle A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın başarılarının çocukların spora bakışını değiştirdiğini söyleyen Çeçen, şöyle konuştu:Voleybol milli takımımızın başarılı olması çocuklarımıza güven kattı. Çocuklarımız şampiyon milli takımın başarılı olmasından dolayı kendilerine çok büyük hedefler koydular. İlk geldiğimde maçları izleyip izlemediklerini sorduğumda çok azı izlediğini söylüyordu. Şimdi neredeyse hepsi izliyor. Herkes kendine bir popüler oyuncu seçmiş.Kızlar profesyonel sporcu olma hayali kurmaya başladıÇeçen, milli takımın başarısıyla birlikte çocukların yalnızca voleybol oynamaya değil, profesyonel sporculuk hayali kurmaya da başladığını ifade ederek, ilçede yeni takımlar oluşturmaya başladıklarını dile getirdi.Çocukları altyapıdan yetiştirerek kulüpler arası müsabakalara taşımayı hedeflediğini belirten Çeçen, Hedefim çekirdekten başlayıp ilde kulüpler arası müsabakalara sokup çocukların şampiyon olduklarını göstermek. dedi.Ulaşım sorunu yaşadıklarını ama bunu fırsata çevirdiklerini aktaran Çeçen, şunları kaydetti:Biz ulaşım konusunda çok sorun yaşadık ama bu bizim için bir engel değil. İmkansız diye bir şey yok. Bu durumu fırsata çevirmeye çalıştık. Yürüyerek kondisyonumuzu artırırız diye düşündük. Artık alıştılar. Çocukların kas grupları, bacak kasları, sırt kasları çalışıyor. Yaklaşık 1 kilometre yol yürüyoruz. Yolda hem kondisyon oluşuyor hem sohbet ediyoruz hem eksikliklerimizi konuşuyoruz. İletişim daha güzel oluyor. Toplu olarak gittiğimiz zaman biraz farklı geliyor ama halkımız gerçekten bu konuda duygusallar. Çok fazla yoldan geçenler bizi almak istiyorlar.Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Çelik: Bu kadar ilgi olacağını tahmin etmiyordukGençlik ve Spor İlçe Müdürü Zülfikar Çelik ise her yıl okullarda yetenek taramaları ile öğrencilerin spora kazandırılmaları için çalışma yaptıklarından bahsetti.Bu yıl voleybol, basketbol, atletizm, güreş ve futbol branşlarında taramaların yapıldığını ifade eden Çelik, Voleybola bu kadar ilgi olacağını biz tahmin etmiyorduk. Özellikle son başarıların bunda çok etkisi var. Bu çocuklar inşallah çok iyi noktalara gelecekler. diye konuştu.Öğrencilerden Hazal Nehir Doğan da voleybolda hayallerinin olduğunu belirterek, Başarmak için çok çalışıyoruz. Burada biz sadece çalışma yapmıyoruz. Hem ailemizi hem ülkemizi hem de antrenörümüzü gururlandırmak için çalışıyoruz. Ailemi, ülkemi gururlandıracak çok azimli bir sporcu olmak istiyorum. ifadelerini kullandı.Hafsanur Çınar ise milli voleybolcu Zehra Güneş gibi bir sporcu olmak istediğini vurgulayarak, milli takım oyuncusu olmayı hedeflediğini ve bunun için evde de antrenmanlar yaptığını söyledi.Ayşenur Duman da Melissa Vargas'ı örnek aldığını, kendisinin de smaçör olduğunu ifade etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- TEVHİD FURKAN NEHRİ - Erzurum'un Horasan ilçesinde voleybola başlayan 35 kız öğrenci, milli takımın yıldız oyuncularını örnek alıp gelecekte ay-yıldızlı formayı giymenin hayalini kuruyor.Kent merkezine 100 kilometre uzaklıktaki yaklaşık 35 bin nüfuslu Horasan ilçesinde, kız çocuklarının voleybola ilgisi her geçen gün artıyor.Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün okullarda yaptığı yetenek taramalarının ardından voleybolla tanışan 35 öğrenci, düzenli antrenmanlarla voleybolda kendilerini geliştirmeye çalışıyor.Milli takımın uluslararası arenada elde ettiği başarılar, öğrencilerin voleybola bakışını da değiştirdi. Milli voleybolcuları yakından takip eden kız çocukları, yıldız oyuncuları örnek alarak gelecekte ay-yıldızlı formayı giyebilmenin hayalini kuruyor.Spor salonuna ulaşmak için 1 kilometre yol yürüyorlarİlçedeki ulaşım sorununa rağmen antrenmanlarını aksatmayan öğrenciler, belirlenen güzergahlarda buluşarak yaklaşık 1 kilometre yürüyüp spor salonuna ulaşıyor.Öğrenciler, bu yürüyüşleri de kondisyonlarını geliştirmek ve takım arkadaşlarıyla birlikte antrenmana hazırlanmak için değerlendiriyor.Voleybol antrenörü Ayşe Çeçen, AA muhabirine, ilçede kız çocukları arasında voleybola olan ilginin arttığını anlattı.Özellikle A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın başarılarının çocukların spora bakışını değiştirdiğini söyleyen Çeçen, şöyle konuştu:Voleybol milli takımımızın başarılı olması çocuklarımıza güven kattı. Çocuklarımız şampiyon milli takımın başarılı olmasından dolayı kendilerine çok büyük hedefler koydular. İlk geldiğimde maçları izleyip izlemediklerini sorduğumda çok azı izlediğini söylüyordu. Şimdi neredeyse hepsi izliyor. Herkes kendine bir popüler oyuncu seçmiş.Kızlar profesyonel sporcu olma hayali kurmaya başladıÇeçen, milli takımın başarısıyla birlikte çocukların yalnızca voleybol oynamaya değil, profesyonel sporculuk hayali kurmaya da başladığını ifade ederek, ilçede yeni takımlar oluşturmaya başladıklarını dile getirdi.Çocukları altyapıdan yetiştirerek kulüpler arası müsabakalara taşımayı hedeflediğini belirten Çeçen, Hedefim çekirdekten başlayıp ilde kulüpler arası müsabakalara sokup çocukların şampiyon olduklarını göstermek. dedi.Ulaşım sorunu yaşadıklarını ama bunu fırsata çevirdiklerini aktaran Çeçen, şunları kaydetti:Biz ulaşım konusunda çok sorun yaşadık ama bu bizim için bir engel değil. İmkansız diye bir şey yok. Bu durumu fırsata çevirmeye çalıştık. Yürüyerek kondisyonumuzu artırırız diye düşündük. Artık alıştılar. Çocukların kas grupları, bacak kasları, sırt kasları çalışıyor. Yaklaşık 1 kilometre yol yürüyoruz. Yolda hem kondisyon oluşuyor hem sohbet ediyoruz hem eksikliklerimizi konuşuyoruz. İletişim daha güzel oluyor. Toplu olarak gittiğimiz zaman biraz farklı geliyor ama halkımız gerçekten bu konuda duygusallar. Çok fazla yoldan geçenler bizi almak istiyorlar.Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Çelik: Bu kadar ilgi olacağını tahmin etmiyordukGençlik ve Spor İlçe Müdürü Zülfikar Çelik ise her yıl okullarda yetenek taramaları ile öğrencilerin spora kazandırılmaları için çalışma yaptıklarından bahsetti.Bu yıl voleybol, basketbol, atletizm, güreş ve futbol branşlarında taramaların yapıldığını ifade eden Çelik, Voleybola bu kadar ilgi olacağını biz tahmin etmiyorduk. Özellikle son başarıların bunda çok etkisi var. Bu çocuklar inşallah çok iyi noktalara gelecekler. diye konuştu.Öğrencilerden Hazal Nehir Doğan da voleybolda hayallerinin olduğunu belirterek, Başarmak için çok çalışıyoruz. Burada biz sadece çalışma yapmıyoruz. Hem ailemizi hem ülkemizi hem de antrenörümüzü gururlandırmak için çalışıyoruz. Ailemi, ülkemi gururlandıracak çok azimli bir sporcu olmak istiyorum. ifadelerini kullandı.Hafsanur Çınar ise milli voleybolcu Zehra Güneş gibi bir sporcu olmak istediğini vurgulayarak, milli takım oyuncusu olmayı hedeflediğini ve bunun için evde de antrenmanlar yaptığını söyledi.Ayşenur Duman da Melissa Vargas'ı örnek aldığını, kendisinin de smaçör olduğunu ifade etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/horasanli-kizlar-milli-voleybolculardan-aldiklari-ilhamla-ay-yildizli-forma-hayaline-sarildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İstanbul'da suç örgütü operasyonunda yakalanan 15 şüpheli tutuklandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/istanbul-da-suc-orgutu-operasyonunda-yakalanan-15-supheli-tutuklandi/905060/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/istanbul-da-suc-orgutu-operasyonunda-yakalanan-15-supheli-tutuklandi/905060/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul'da 17 eyleme karıştığı tespit edilen suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan 15 zanlı tutuklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : İstanbul'da 17 eyleme karıştığı tespit edilen suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan 15 zanlı tutuklandı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, 31 Ağustos-6 Eylül'de iş yeri, araç ve ikamet kurşunlama, tehdit ve kasten yaralama ile mala zarar verme gibi 17 olaya karıştıkları belirlenen şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yaptı.Kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin ardından düzenlenen operasyonda 15 zanlı gözaltına alındı.Adreslerdeki aramalarda ruhsatsız 5 tabanca, otomatik tabanca, uzun namlulu silah, 293 mermi, motosiklet, 2 kask ile çelik yelek ele geçirildi.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.İstanbul Emniyet Müdürlüğünün sosyal medya hesabından konuya ilişkin görüntüler paylaşıldı.Paylaşımda görüşlerine yer verilen İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, İstanbul'un huzuruna kasteden her türlü suçun peşindeyiz. Mücadelemiz, suçun kökünü kazayana kadar devam edecektir. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : İstanbul'da 17 eyleme karıştığı tespit edilen suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alınan 15 zanlı tutuklandı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, 31 Ağustos-6 Eylül'de iş yeri, araç ve ikamet kurşunlama, tehdit ve kasten yaralama ile mala zarar verme gibi 17 olaya karıştıkları belirlenen şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışma yaptı.Kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin ardından düzenlenen operasyonda 15 zanlı gözaltına alındı.Adreslerdeki aramalarda ruhsatsız 5 tabanca, otomatik tabanca, uzun namlulu silah, 293 mermi, motosiklet, 2 kask ile çelik yelek ele geçirildi.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.İstanbul Emniyet Müdürlüğünün sosyal medya hesabından konuya ilişkin görüntüler paylaşıldı.Paylaşımda görüşlerine yer verilen İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, İstanbul'un huzuruna kasteden her türlü suçun peşindeyiz. Mücadelemiz, suçun kökünü kazayana kadar devam edecektir. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/istanbul-da-suc-orgutu-operasyonunda-yakalanan-15-supheli-tutuklandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Gürcan'dan uyum haftası mesajı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tbmm-milli-egitim-kultur-genclik-ve-spor-komisyonu-baskani-gurcan-dan-uyum-haftasi-mesaji/905059/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tbmm-milli-egitim-kultur-genclik-ve-spor-komisyonu-baskani-gurcan-dan-uyum-haftasi-mesaji/905059/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:10 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Eskişehir / TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okul öncesi, ilkokul 1.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Eskişehir Haberleri : TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencileri için başlayan uyum haftası dolayısıyla mesaj yayımladı.Gürcan, mesajında, eğitim yolculuklarında yeni bir döneme adım atan çocukların heyecanını paylaştığını belirterek, öğrencileri bilgi, sevgi ve özveriyle karşılayan öğretmenlere ve her adımda çocuklarının yanında olan ailelere teşekkür etti.Okulla ilk kez tanışacak ve eğitim hayatlarında yeni döneme başlayacak tüm çocuklara güzel başlangıç temennisinde bulunan Gürcan, şunları kaydetti:Uyum haftasının güçlü dostluklara ve unutulmayacak hatıralara vesile olmasını temenni ediyorum. Yolunuz açık, heyecanınız daim olsun çocuklar.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Eskişehir Haberleri : TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencileri için başlayan uyum haftası dolayısıyla mesaj yayımladı.Gürcan, mesajında, eğitim yolculuklarında yeni bir döneme adım atan çocukların heyecanını paylaştığını belirterek, öğrencileri bilgi, sevgi ve özveriyle karşılayan öğretmenlere ve her adımda çocuklarının yanında olan ailelere teşekkür etti.Okulla ilk kez tanışacak ve eğitim hayatlarında yeni döneme başlayacak tüm çocuklara güzel başlangıç temennisinde bulunan Gürcan, şunları kaydetti:Uyum haftasının güçlü dostluklara ve unutulmayacak hatıralara vesile olmasını temenni ediyorum. Yolunuz açık, heyecanınız daim olsun çocuklar.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/tbmm-milli-egitim-kultur-genclik-ve-spor-komisyonu-baskani-gurcan-dan-uyum-haftasi-mesaji.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Doping Hafıza yeni sezonda akademik ve insani becerileri birleştiriyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/doping-hafiza-yeni-sezonda-akademik-ve-insani-becerileri-birlestiriyor/905058/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/doping-hafiza-yeni-sezonda-akademik-ve-insani-becerileri-birlestiriyor/905058/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:12:09 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Doping Hafıza Ürün Yönetim Direktörü Emre Kılavuz: - Yeni sezondaki uygulamalar, öğrencilerin akademik ve sosyal-duygusal gelişimini birlikte desteklemeyi hedefleyen bir sistemin parçaları olarak kurgulandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Eğitim teknolojisi şirketi Doping Hafıza, 2026-2027 eğitim ve sınav sezonunda kişiselleştirilmiş akademik destek araçları ile öğrencilerin sosyal-duygusal ve geleceğe hazırlık becerilerine yönelik uygulamalarını aynı öğrenme sistemi altında topladı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, sınav hazırlığı, performans analizi ve uygulamalı öğrenme deneyimlerini kapsayan sistemde 23 özellik bulunuyor. Sistemin temelini, üç yılı aşkın AR-GE çalışması sonucunda geliştirilen WAY (Who Are You?-Sen Kimsin?) metodolojisi oluşturuyor.Eğitim, psikoloji ve farklı disiplinlerden uzmanların katıldığı panelle yürütülen üç turlu Delphi çalışması sonucunda oluşturulan WAY, 13 tematik alan, 84 ünite ve 312 öğrenme çıktısını kapsıyor.Erken çocukluktan lise sonuna kadar dört gelişim kademesine göre yapılandırılan metodolojiye ilişkin bilimsel makale, 2026'da hakemli akademik dergi Frontiers in Psychology'de yayımlandı.Metodolojiyle öğrencilerin kendilerini ve güçlü yönlerini tanımaları, değişen koşullara uyum sağlamaları ve öğrenmeyle daha anlamlı ilişki kurmaları hedefleniyor. Duygusal zeka ve empati, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık, işbirliği, teknoloji ve yapay zeka, WAY'in ele aldığı alanlar arasında yer alıyor.Öğrencinin gelişimi mikro analizlerle izlenecekYeni sistemde öğrencinin seviyesi, eksikleri ve hedefleri doğrultusunda hazırlanan çalışma programları, yapay zeka, sınav analizleri ve öğrenme mimarlarının takibiyle şekilleniyor. Öğrencinin çalışma düzeni, motivasyonu ve akademik ilerlemesi izlenerek program gerektiğinde güncelleniyor.Akıllı Değerlendirme Paneli, öğrencinin hangi soru türünde ve hangi aşamada zorlandığını mikro analizlerle belirleyerek ihtiyaç duyulan alanlara yönelik tekrar testleri oluşturuyor.Net Haritalandırma özelliği ise deneme sonuçlarını konu, soru tipi ve zaman kullanımı açısından inceleyerek netlerin hangi alanlarda kazanıldığını veya kaybedildiğini gösteriyor.YKS Yolculuğum, öğrencinin günlük çalışma süresi, akademik seviyesi, hedeflediği üniversite veya sıralama ile TYT ve AYT tercihlerine göre güncellenen kişisel yol haritası sunuyor. LGS Yolculuğum ise kontrol testleriyle eksikleri belirleyerek hedef lise ve puan doğrultusunda çalışma sürecinin planlanmasını sağlıyor.Dopi adlı yapay zeka asistanı da performans verilerine göre öğrenciyi zorlandığı konularda farklı anlatım yöntemlerine yönlendiriyor. Öğrenciler, çözemedikleri soruları sisteme yükleyerek uzman eğitmenlerden video çözüm, anlamadıkları konularda ise öğretmen desteği alabiliyor.Gelecek becerileri senaryolarla desteklenecekWAY'in araştırma çerçevesi, öğrencilerin aktif rol üstlendiği uygulamalarla öğrenme sistemine aktarılıyor.Gelecek Akademisi'nde öğrenciler ürün, pazarlama, finans ve tasarım gibi alanlara ayrılarak bir şirket fikrinin geliştirilmesinden sunumuna kadar uzanan süreci yapay zeka araçlarıyla deneyimliyor.Startup Lab, takım kurma, pazar araştırması, prototip geliştirme ve yatırımcı sunumunu kapsayan 12 adımlık girişim süreci sunuyor. Mission WAY'de deprem sonrası acil durum yönetimi ve Göbeklitepe kazısı gibi senaryolar üzerinden veri analizi, karar verme ve işbirliği becerileri ele alınıyor.Fateful Moment uygulamasında da Nokia'nın 2007'deki yönetim kurulu süreci ile 1986'daki Çernobil kontrol odası gibi kritik karar anları yeniden kurgulanıyor. Böylece öğrencilerin farklı koşullarda verdikleri kararları değerlendirmelerine imkan sağlanıyor.Doping Hafıza, yeni sistemin kullanım verileri ile öğrenci gelişimine ilişkin sonuçları öğretim dönemi boyunca paylaşmayı planlıyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen Doping Hafıza Ürün Yönetim Direktörü Emre Kılavuz, yeni sezondaki uygulamaların birbirinden bağımsız özellikler olarak tasarlanmadığını belirtti.Kişiye özel akademik destek sağlayan teknoloji ve hizmetleri, WAY tabanlı gelişim deneyimleriyle tek yapıda topladıklarını vurgulayan Kılavuz, Yeni sezondaki uygulamalar, öğrencilerin akademik ve sosyal-duygusal gelişimini birlikte desteklemeyi hedefleyen bir sistemin parçaları olarak kurgulandı. ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Eğitim teknolojisi şirketi Doping Hafıza, 2026-2027 eğitim ve sınav sezonunda kişiselleştirilmiş akademik destek araçları ile öğrencilerin sosyal-duygusal ve geleceğe hazırlık becerilerine yönelik uygulamalarını aynı öğrenme sistemi altında topladı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, sınav hazırlığı, performans analizi ve uygulamalı öğrenme deneyimlerini kapsayan sistemde 23 özellik bulunuyor. Sistemin temelini, üç yılı aşkın AR-GE çalışması sonucunda geliştirilen WAY (Who Are You?-Sen Kimsin?) metodolojisi oluşturuyor.Eğitim, psikoloji ve farklı disiplinlerden uzmanların katıldığı panelle yürütülen üç turlu Delphi çalışması sonucunda oluşturulan WAY, 13 tematik alan, 84 ünite ve 312 öğrenme çıktısını kapsıyor.Erken çocukluktan lise sonuna kadar dört gelişim kademesine göre yapılandırılan metodolojiye ilişkin bilimsel makale, 2026'da hakemli akademik dergi Frontiers in Psychology'de yayımlandı.Metodolojiyle öğrencilerin kendilerini ve güçlü yönlerini tanımaları, değişen koşullara uyum sağlamaları ve öğrenmeyle daha anlamlı ilişki kurmaları hedefleniyor. Duygusal zeka ve empati, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık, işbirliği, teknoloji ve yapay zeka, WAY'in ele aldığı alanlar arasında yer alıyor.Öğrencinin gelişimi mikro analizlerle izlenecekYeni sistemde öğrencinin seviyesi, eksikleri ve hedefleri doğrultusunda hazırlanan çalışma programları, yapay zeka, sınav analizleri ve öğrenme mimarlarının takibiyle şekilleniyor. Öğrencinin çalışma düzeni, motivasyonu ve akademik ilerlemesi izlenerek program gerektiğinde güncelleniyor.Akıllı Değerlendirme Paneli, öğrencinin hangi soru türünde ve hangi aşamada zorlandığını mikro analizlerle belirleyerek ihtiyaç duyulan alanlara yönelik tekrar testleri oluşturuyor.Net Haritalandırma özelliği ise deneme sonuçlarını konu, soru tipi ve zaman kullanımı açısından inceleyerek netlerin hangi alanlarda kazanıldığını veya kaybedildiğini gösteriyor.YKS Yolculuğum, öğrencinin günlük çalışma süresi, akademik seviyesi, hedeflediği üniversite veya sıralama ile TYT ve AYT tercihlerine göre güncellenen kişisel yol haritası sunuyor. LGS Yolculuğum ise kontrol testleriyle eksikleri belirleyerek hedef lise ve puan doğrultusunda çalışma sürecinin planlanmasını sağlıyor.Dopi adlı yapay zeka asistanı da performans verilerine göre öğrenciyi zorlandığı konularda farklı anlatım yöntemlerine yönlendiriyor. Öğrenciler, çözemedikleri soruları sisteme yükleyerek uzman eğitmenlerden video çözüm, anlamadıkları konularda ise öğretmen desteği alabiliyor.Gelecek becerileri senaryolarla desteklenecekWAY'in araştırma çerçevesi, öğrencilerin aktif rol üstlendiği uygulamalarla öğrenme sistemine aktarılıyor.Gelecek Akademisi'nde öğrenciler ürün, pazarlama, finans ve tasarım gibi alanlara ayrılarak bir şirket fikrinin geliştirilmesinden sunumuna kadar uzanan süreci yapay zeka araçlarıyla deneyimliyor.Startup Lab, takım kurma, pazar araştırması, prototip geliştirme ve yatırımcı sunumunu kapsayan 12 adımlık girişim süreci sunuyor. Mission WAY'de deprem sonrası acil durum yönetimi ve Göbeklitepe kazısı gibi senaryolar üzerinden veri analizi, karar verme ve işbirliği becerileri ele alınıyor.Fateful Moment uygulamasında da Nokia'nın 2007'deki yönetim kurulu süreci ile 1986'daki Çernobil kontrol odası gibi kritik karar anları yeniden kurgulanıyor. Böylece öğrencilerin farklı koşullarda verdikleri kararları değerlendirmelerine imkan sağlanıyor.Doping Hafıza, yeni sistemin kullanım verileri ile öğrenci gelişimine ilişkin sonuçları öğretim dönemi boyunca paylaşmayı planlıyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen Doping Hafıza Ürün Yönetim Direktörü Emre Kılavuz, yeni sezondaki uygulamaların birbirinden bağımsız özellikler olarak tasarlanmadığını belirtti.Kişiye özel akademik destek sağlayan teknoloji ve hizmetleri, WAY tabanlı gelişim deneyimleriyle tek yapıda topladıklarını vurgulayan Kılavuz, Yeni sezondaki uygulamalar, öğrencilerin akademik ve sosyal-duygusal gelişimini birlikte desteklemeyi hedefleyen bir sistemin parçaları olarak kurgulandı. ifadesini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Tunus'ta hasat mevsiminin geleneksel buluşması: Zerde Şenliği</title>
      <link>https://www.canligaste.com/tunus-ta-hasat-mevsiminin-geleneksel-bulusmasi-zerde-senligi/905057/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/tunus-ta-hasat-mevsiminin-geleneksel-bulusmasi-zerde-senligi/905057/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Tunis / Sersli fotoğraf sanatçısı Hamza Ayari: - Zerde, müzik ve atlar başta olmak üzere kültürel mirasımızı yaşatan geleneksel bir etkinlik. Her yıl buraya gelip bu güzel etkinliği fotoğraflıyor, insanların nasıl bir araya geldiğini kayda alıyorum - At binicisi Vehbi Tuvayti: - At sevgisi bize küçük yaşlardan itibaren ailemizden geçti. Babam ve dedem de at binicisiydi. Biz bu geleneği sürdürüyor, dostlarımızla bir araya gelip eğleniyoruz - At binicisi Emanullah Rahhal: - Binicilik bizim damarlarımızda var. Dedelerimizden kalan bu geleneği korumaya çalışıyoruz. Atlarla ilgilenmek bizim için çocukluktan başlayan bir sevgi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Tunis Haberleri : MEHMET AKİF TURAN - Tunus'un kuzeybatısındaki el-Kef vilayetine bağlı es-Sers kentinin kırsalında, buğday başta olmak üzere tahıl hasadının tamamlanmasının ardından düzenlenen geleneksel Zerde Şenliği, yüzlerce kişiyi bir araya getirdi.Tarım ve özellikle tahıl üretiminin önemli geçim kaynaklarından olduğu bölgede köylüler, hasat döneminin ardından Zerde'de buluşarak geleneklerini yaşattı.Sers kırsalındaki şenlik alanında aileler, çocuklar ve çevre yerleşimlerden gelen ziyaretçiler bir araya gelirken, şekerleme tezgahları gün boyunca etkinliğe renk kattı.Şenliğin en dikkat çeken bölümünü ise ailelere ait atlarla gerçekleştirilen geleneksel gösteriler oluşturdu. Biniciler, özenle hazırladıkları atlarıyla geleneksel figürler sergiledi.Memleketine Zerde için dönüyorSersli fotoğraf sanatçısı Hamza Ayari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fotoğrafçılığın hobisi olduğunu belirterek, Zerde dolayısıyla her yıl memleketine geldiğini söyledi.Zerde'nin müzik, atlar ve farklı geleneksel unsurları bir araya getirdiğini dile getiren Ayari, etkinliğin aynı zamanda aileleri ve bölge halkını buluşturan önemli bir şenlik olduğuna işaret etti.Ayari, Zerde, müzik ve atlar başta olmak üzere kültürel mirasımızı yaşatan geleneksel bir etkinlik. Her yıl buraya gelip bu güzel etkinliği fotoğraflıyor, insanların nasıl bir araya geldiğini kayda alıyorum. dedi.Sers'in tarihi ve kültürel mirasının korunmasının kendisi için önemli olduğunu vurgulayan Ayari, bu nedenle fotoğraflarıyla bölgenin geleneklerini belgelemeye çalıştığını kaydetti.Zerde&#039;de at biniciliği geleneği yaşatılıyorZerde kapsamındaki atlı gösterilere katılan 34 yaşındaki at binicisi Vehbi Tuvayti, binicilik tutkusunun ailesinden geldiğini anlattı.Babası ve dedesinin de at binicisi olduğunu belirten Tuvayti, küçük yaşlardan itibaren atlarla iç içe büyüdüğünü ve bu geleneğin ailesinde kuşaktan kuşağa aktarıldığını söyledi.Tuvayti, atlı gösterilere maddi bir karşılık beklemeden, geleneklerini yaşatmak için katıldıklarını ifade ederek, At sevgisi bize küçük yaşlardan itibaren ailemizden geçti. Babam ve dedem de at binicisiydi. Biz bu geleneği sürdürüyor, dostlarımızla bir araya gelip eğleniyoruz. diye konuştu.Atların yetiştirilmesi ve gösterilere hazırlanmasının sabır isteyen uzun bir süreç olduğunu anlatan Tuvayti, atların küçük yaşlardan itibaren aşamalı şekilde eğitildiğini kaydetti.At biniciliği kuşaktan kuşağa aktarılıyorZerde kapsamındaki gösterilere katılan at binicisi Emanullah Rahhal da biniciliğe çocukluk yaşlarında ilgi duymaya başladığını dile getirdi.Rahhal, ailesinin geçmişten beri binicilik geleneğiyle tanındığını belirterek, atlarla ilgilenmenin hayatının önemli bir parçası olduğunu ifade etti.Atını küçük yaşlardan itibaren sabırla eğittiğini ve onunla günlük hayatının önemli bölümünü geçirdiğini anlatan Rahhal, geleneksel biniciliğin yalnızca bir gösteriden ibaret olmadığını vurguladı.Rahhal, “Binicilik bizim damarlarımızda var. Dedelerimizden kalan bu geleneği korumaya çalışıyoruz. Atlarla ilgilenmek bizim için çocukluktan başlayan bir sevgi.” ifadelerini kullandı.Tunus genelinde hasat sonrası gelenek yaşatılıyorTunus kırsalında hasat ile yeni ekim dönemi arasındaki zaman diliminde düzenlenen Zerde, yalnızca bir kutlama değil, aile ve akrabalık bağlarını tazeleyen geniş çaplı bir sosyal buluşma niteliği taşıyor. Şenliklerde yerel müzikler ve halk sanatları öne çıkarken, ülkenin farklı vilayetlerinde de benzer gelenekler yaşatılıyor.Nitekim ağustos ayında gerçekleştirilen Mendara Festivali gibi organizasyonlarda geçmişin orak, harman ve öğütme yöntemleri canlandırılırken; Zerde türü yerel şenlikler de tarım toplumunun kadim yaşam biçimini yeni nesillere aktarmayı sürdürüyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Tunis Haberleri : MEHMET AKİF TURAN - Tunus'un kuzeybatısındaki el-Kef vilayetine bağlı es-Sers kentinin kırsalında, buğday başta olmak üzere tahıl hasadının tamamlanmasının ardından düzenlenen geleneksel Zerde Şenliği, yüzlerce kişiyi bir araya getirdi.Tarım ve özellikle tahıl üretiminin önemli geçim kaynaklarından olduğu bölgede köylüler, hasat döneminin ardından Zerde'de buluşarak geleneklerini yaşattı.Sers kırsalındaki şenlik alanında aileler, çocuklar ve çevre yerleşimlerden gelen ziyaretçiler bir araya gelirken, şekerleme tezgahları gün boyunca etkinliğe renk kattı.Şenliğin en dikkat çeken bölümünü ise ailelere ait atlarla gerçekleştirilen geleneksel gösteriler oluşturdu. Biniciler, özenle hazırladıkları atlarıyla geleneksel figürler sergiledi.Memleketine Zerde için dönüyorSersli fotoğraf sanatçısı Hamza Ayari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fotoğrafçılığın hobisi olduğunu belirterek, Zerde dolayısıyla her yıl memleketine geldiğini söyledi.Zerde'nin müzik, atlar ve farklı geleneksel unsurları bir araya getirdiğini dile getiren Ayari, etkinliğin aynı zamanda aileleri ve bölge halkını buluşturan önemli bir şenlik olduğuna işaret etti.Ayari, Zerde, müzik ve atlar başta olmak üzere kültürel mirasımızı yaşatan geleneksel bir etkinlik. Her yıl buraya gelip bu güzel etkinliği fotoğraflıyor, insanların nasıl bir araya geldiğini kayda alıyorum. dedi.Sers'in tarihi ve kültürel mirasının korunmasının kendisi için önemli olduğunu vurgulayan Ayari, bu nedenle fotoğraflarıyla bölgenin geleneklerini belgelemeye çalıştığını kaydetti.Zerde&#039;de at biniciliği geleneği yaşatılıyorZerde kapsamındaki atlı gösterilere katılan 34 yaşındaki at binicisi Vehbi Tuvayti, binicilik tutkusunun ailesinden geldiğini anlattı.Babası ve dedesinin de at binicisi olduğunu belirten Tuvayti, küçük yaşlardan itibaren atlarla iç içe büyüdüğünü ve bu geleneğin ailesinde kuşaktan kuşağa aktarıldığını söyledi.Tuvayti, atlı gösterilere maddi bir karşılık beklemeden, geleneklerini yaşatmak için katıldıklarını ifade ederek, At sevgisi bize küçük yaşlardan itibaren ailemizden geçti. Babam ve dedem de at binicisiydi. Biz bu geleneği sürdürüyor, dostlarımızla bir araya gelip eğleniyoruz. diye konuştu.Atların yetiştirilmesi ve gösterilere hazırlanmasının sabır isteyen uzun bir süreç olduğunu anlatan Tuvayti, atların küçük yaşlardan itibaren aşamalı şekilde eğitildiğini kaydetti.At biniciliği kuşaktan kuşağa aktarılıyorZerde kapsamındaki gösterilere katılan at binicisi Emanullah Rahhal da biniciliğe çocukluk yaşlarında ilgi duymaya başladığını dile getirdi.Rahhal, ailesinin geçmişten beri binicilik geleneğiyle tanındığını belirterek, atlarla ilgilenmenin hayatının önemli bir parçası olduğunu ifade etti.Atını küçük yaşlardan itibaren sabırla eğittiğini ve onunla günlük hayatının önemli bölümünü geçirdiğini anlatan Rahhal, geleneksel biniciliğin yalnızca bir gösteriden ibaret olmadığını vurguladı.Rahhal, “Binicilik bizim damarlarımızda var. Dedelerimizden kalan bu geleneği korumaya çalışıyoruz. Atlarla ilgilenmek bizim için çocukluktan başlayan bir sevgi.” ifadelerini kullandı.Tunus genelinde hasat sonrası gelenek yaşatılıyorTunus kırsalında hasat ile yeni ekim dönemi arasındaki zaman diliminde düzenlenen Zerde, yalnızca bir kutlama değil, aile ve akrabalık bağlarını tazeleyen geniş çaplı bir sosyal buluşma niteliği taşıyor. Şenliklerde yerel müzikler ve halk sanatları öne çıkarken, ülkenin farklı vilayetlerinde de benzer gelenekler yaşatılıyor.Nitekim ağustos ayında gerçekleştirilen Mendara Festivali gibi organizasyonlarda geçmişin orak, harman ve öğütme yöntemleri canlandırılırken; Zerde türü yerel şenlikler de tarım toplumunun kadim yaşam biçimini yeni nesillere aktarmayı sürdürüyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/tunus-ta-hasat-mevsiminin-geleneksel-bulusmasi-zerde-senligi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Trabzonspor, Süper Lig'de 55 hafta sonra en farklı galibiyetini aldı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/trabzonspor-super-lig-de-55-hafta-sonra-en-farkli-galibiyetini-aldi/905056/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/trabzonspor-super-lig-de-55-hafta-sonra-en-farkli-galibiyetini-aldi/905056/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Ligde en son 2024-2025 sezonunun 19. haftasında Antalyaspor'u 5-0 yenen bordo-mavililer, Gençlerbirliği karşısından aynı skorla üstün ayrılarak 602 gün sonra en farklı galibiyetine imza attı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- SELÇUK KILIÇ - Trendyol Süper Lig'in 4. haftasında konuk ettiği Gençlerbirliği'ni 5-0 yenen Trabzonspor, teknik direktör Hüseyin Çimşir yönetiminde çıktığı ilk maçında farklı bir galibiyete imza attı.Bordo-mavili ekip, Süper Lig'de 55 hafta sonra en farklı galibiyetini elde etti.Ligde en son 2024-2025 sezonunun 19. haftasında, 12 Ocak 2025 tarihinde, sahasında Antalyaspor'u 5-0 yenen bordo-mavililer, Gençlerbirliği karşısından aynı skorla üstün ayrılarak 602 gün sonra en farklı galibiyetine imza attıSüper Lig'in ilk 3 haftasında bir galibiyet, bir beraberlik ve bir mağlubiyetle 4 puan toplayan ve ardından teknik direktör Fatih Tekke ile yollarını ayıran Karadeniz ekibi, teknik heyet değişiminin yaşandığı haftada Gençlerbirliği karşısında rahat galibiyet elde etti.Ligin üçüncü haftasında Amed Sportif Faaliyetler'e deplasmanda 2-1 yenilen Trabzonspor, Hüseyin Çimşir yönetiminde çıktığı Gençlerbirliği maçında moral bularak çıkışa geçti.İlk dönemindeki ilk maçına da farklı galibiyetle başlamıştıHüseyin Çimşir, Trabzonspor'da görev yaptığı 2019-2020 sezonundaki ilk lig maçında farklı galibiyet görmüştü.Bordo-mavililer, teknik direktör Ünal Karaman'ın yerine göreve getirilen Çimşir ile ligin 18. haftasında sahasında Kasımpaşa'yı 6-0'lık sonuçla mağlup etmişti.Karadeniz ekibi, bu sonuçla 121 hafta sonra en farklı galibiyetini almıştı.Fatih Tekke ile 48 lig maçında en fazla 4 farklı galibiyetTrabzonspor, yollarını ayırdığı teknik direktör Fatih Tekke ile en farklı galibiyetini ise 2025-2026 sezonunun 8. haftasında sahasında Kayserispor karşısında 4-0'lık sonuçla almıştı.Bordo-mavili takımda 539 gün görev yapan Fatih Tekke yönetiminde 48 lig maçına çıkılırken en fazla 4 farklı galibiyet elde edildi.Şenol Güneş ile 5 farklı galibiyetlerTrabzonspor, 55 hafta önce Antalyaspor karşısında aldığı 5-0'lık galibiyeti teknik direktör Şenol Güneş yönetiminde elde etmişti.Bordo-mavili takımda 5. dönemini yaşayan Şenol Güneş dönemi 188 gün sürdü. Bu dönemde 23 lig maçına çıkan Trabzonspor, Antalyaspor ve Adana Demirspor karşısında 5-0 galip gelmişti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- SELÇUK KILIÇ - Trendyol Süper Lig'in 4. haftasında konuk ettiği Gençlerbirliği'ni 5-0 yenen Trabzonspor, teknik direktör Hüseyin Çimşir yönetiminde çıktığı ilk maçında farklı bir galibiyete imza attı.Bordo-mavili ekip, Süper Lig'de 55 hafta sonra en farklı galibiyetini elde etti.Ligde en son 2024-2025 sezonunun 19. haftasında, 12 Ocak 2025 tarihinde, sahasında Antalyaspor'u 5-0 yenen bordo-mavililer, Gençlerbirliği karşısından aynı skorla üstün ayrılarak 602 gün sonra en farklı galibiyetine imza attıSüper Lig'in ilk 3 haftasında bir galibiyet, bir beraberlik ve bir mağlubiyetle 4 puan toplayan ve ardından teknik direktör Fatih Tekke ile yollarını ayıran Karadeniz ekibi, teknik heyet değişiminin yaşandığı haftada Gençlerbirliği karşısında rahat galibiyet elde etti.Ligin üçüncü haftasında Amed Sportif Faaliyetler'e deplasmanda 2-1 yenilen Trabzonspor, Hüseyin Çimşir yönetiminde çıktığı Gençlerbirliği maçında moral bularak çıkışa geçti.İlk dönemindeki ilk maçına da farklı galibiyetle başlamıştıHüseyin Çimşir, Trabzonspor'da görev yaptığı 2019-2020 sezonundaki ilk lig maçında farklı galibiyet görmüştü.Bordo-mavililer, teknik direktör Ünal Karaman'ın yerine göreve getirilen Çimşir ile ligin 18. haftasında sahasında Kasımpaşa'yı 6-0'lık sonuçla mağlup etmişti.Karadeniz ekibi, bu sonuçla 121 hafta sonra en farklı galibiyetini almıştı.Fatih Tekke ile 48 lig maçında en fazla 4 farklı galibiyetTrabzonspor, yollarını ayırdığı teknik direktör Fatih Tekke ile en farklı galibiyetini ise 2025-2026 sezonunun 8. haftasında sahasında Kayserispor karşısında 4-0'lık sonuçla almıştı.Bordo-mavili takımda 539 gün görev yapan Fatih Tekke yönetiminde 48 lig maçına çıkılırken en fazla 4 farklı galibiyet elde edildi.Şenol Güneş ile 5 farklı galibiyetlerTrabzonspor, 55 hafta önce Antalyaspor karşısında aldığı 5-0'lık galibiyeti teknik direktör Şenol Güneş yönetiminde elde etmişti.Bordo-mavili takımda 5. dönemini yaşayan Şenol Güneş dönemi 188 gün sürdü. Bu dönemde 23 lig maçına çıkan Trabzonspor, Antalyaspor ve Adana Demirspor karşısında 5-0 galip gelmişti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/trabzonspor-super-lig-de-55-hafta-sonra-en-farkli-galibiyetini-aldi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Lojistik sektörünün nitelikli tır sürücüsü ihtiyacı üniversite eğitimiyle karşılanacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/lojistik-sektorunun-nitelikli-tir-surucusu-ihtiyaci-universite-egitimiyle-karsilanacak/905055/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/lojistik-sektorunun-nitelikli-tir-surucusu-ihtiyaci-universite-egitimiyle-karsilanacak/905055/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / LOJİDER Yönetim Kurulu Başkanı Kayıhan Özdemir Turan: - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde hayata geçirilen Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı ile bu meslektaşlarımızın her boyutuyla hem yabancı dili kapsayacak hem mevzuat hem de yük güvenliği ve aracı tanıma anlamında bilgili, tecrübeli ve ülkemizi temsil eden yapıda yetişmesi bu ihtiyacı pozitif yönde ileriye taşıyacak ve geliştirecek hususlar - LODER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tanyaş: - Bu sene kontenjanı YÖK 30'a çıkararak ilan etti ve tercih anlamında program tamamıyla doldu ama şimdi kayıtlanma süreci devam ediyor. İlk tercihte bazı nedenlerle kayıt yaptırmayanlar da olabiliyor ondan dolayı isteyenler 2'nci tercihlerinde de başvurabilirler]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : KAAN ULU - Lojistik Hizmet Sağlayıcılar Derneği (LOJİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Kayıhan Özdemir Turan, Türkiye'nin artan taşımacılık faaliyetleriyle birlikte nitelikli tır sürücülerine duyulan ihtiyacın da arttığını belirterek, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde hayata geçirilen Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı ile sektöre üniversite eğitimi almış sürücüler kazandırılmasının hedeflendiğini söyledi.AA muhabirine açıklamada bulunan LOJİDER Yönetim Kurulu Başkanı Turan, kara yolu taşımacılığında hem ulusal hem de uluslararası boyutta sürücü açığının uzun yıllardır sektörün gündeminde olduğunu ifade etti.Bu kapsamda 2022 yılında Lojistik Derneği (LODER) öncülüğünde, LOJİDER, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND), Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD), Ağır Nakliyeciler Derneği (AND), Türkiye Nakliyeciler Derneği (TND), akademisyenler, kamu ve Bakanlık temsilcileri ile Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nden akademisyenlerin katılımıyla çalıştay düzenlediklerini aktaran Turan, çalıştayın ardından Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı'nın 2 yıllık meslek yüksekokulu programı olarak açılması için çalışmalar yürüttüklerini belirtti.Turan, üniversite ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) nezdinde programın önemine ilişkin görüşmeler gerçekleştirdiklerini ve çalışmalar sonucunda programın geçen yıl Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde hayata geçirildiğini söyledi.Meslektaşlarımızın her boyutuyla yetişmesi bu ihtiyacı pozitif yönde ileriye taşıyacak hususlarLOJİDER Yönetim Kurulu Başkanı Turan, şöyle devam etti:Kara yolu taşımacılığı lojistik zincirinde, taşımacılığın diğer 4 ana moduyla birlikte olmazsa olmaz bir parçası. Çünkü kapıdan kapıya üretilen hizmette diğer ana taşıma modlarını kullandığınızda, yani deniz yolu, hava yolu ya da demir yoluyla yaptığınızda bile ön ve nihai taşıma için kara yolu taşımacılığını muhakkak kullanma durumunda kalıyoruz. Bu nedenle hem ulusal hem de uluslararası boyutuyla üreticilerimizin ürettiği malların nihai kullanıcıya ya da kullanıcının deposuna, adresine teslim edeceğimiz ana kadar ya da tam tersi yurt içinde üretilen malzemenin ihracat çıkışı yapacağı limanlara ya da demiryolu terminallerine teslim edileceği noktada bu meslektaşlarımıza ihtiyaç duyuyoruz.Dolayısıyla Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde hayata geçirilen Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı ile bu meslektaşlarımızın her boyutuyla, uluslararası boyutu dahil, hem yabancı dili kapsayacak hem mevzuat hem de yük güvenliği ve aracı tanıma anlamında bilgili, tecrübeli ve ülkemizi temsil eden yapıda yetişmesi bu ihtiyacı pozitif yönde ileriye taşıyacak ve geliştirecek hususlar.Toplumda zaman zaman herhangi bir iş yapamazsan şoförlük yaparsın şeklinde bir yaklaşım bulunduğunu ifade eden Turan, tır sürücülüğünün küçümsenecek bir meslek olmadığını vurguladı.Nitelikli sürücüler yükün güvenli şekilde taşınmasında önemli rol oynayacakTuran, mesleğin üniversite düzeyinde eğitim ve diploma ile icra edilmesinin gençlerin sektöre ilgisini artıracağını belirterek, uluslararası taşımacılık yapan sürücülerin gelir açısından da önemli imkanlara sahip olduğunu söyledi.Nitelikli sürücülerin yükün güvenli şekilde taşınması ve zamanında teslim edilmesinde önemli rol oynayacağını vurgulayan Turan, üniversite eğitimi almış sürücülerin yükün bağlanması, emniyete alınması ve güvenli sürüş teknikleri konusunda bilinçli şekilde yetiştirileceğini ifade etti.Turan, malların hedeflenen noktaya sağlam, eksiksiz ve zamanında ulaştırılmasının Türkiye'nin ihracat lojistiğinin performansını ve rekabet gücünü artıracağını kaydetti.Sürücü açığının azaltılmasının lojistik firmalarının operasyonlarında da olumlu sonuçlar doğuracağını dile getiren Turan, üniversite eğitimiyle yetişen gençlerin sektöre ilgisinin artacağını ve görünmeyen maliyetlerin azaltılmasına katkı sağlanacağını söyledi.Turan, programdan mezun olacak gençlerin doğrudan meslekleriyle ilgili işlerde çalışma imkanına sahip olacağını belirterek, uluslararası taşımacılıkta görev almaları halinde maaşlarının bugünün ekonomik şartlarında 100 bin lira civarında olabileceğini ifade etti.Program ilk mezunlarını 2027&#039;de verecekLODER Yönetim Kurulu Başkanı ve Maltepe Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tanyaş da dünyada benzer eğitimlerin genellikle kurs düzeyinde verildiğini belirtti. Tanyaş, 2022 yılında başlayan çalışmalar kapsamında YÖK ile yapılan görüşmeler ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nin desteğiyle programın geçen yıl 25 kontenjanla açıldığını ifade etti.Tanyaş, ilk öğrencilerin eğitimlerine devam ettiğini ve programın ilk mezunlarını Haziran 2027'de vereceğini söyledi.Öğrencilerin 3 sömestr üniversitede eğitim aldıktan sonra son sömestrda 14 hafta bir şirkette uzun süreli staj yapacağını aktaran Tanyaş, öğrencilerin yardımcı sürücü olarak çalışacağını ve programa dahil şekilde sigortalarının üniversite tarafından karşılanacağını belirtti.Bu sürecin hem öğrencilerin şirketleri tanıması hem de şirketlerin öğrencileri tanıması açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Tanyaş, uygun koşulların oluşması halinde öğrencilerin staj yaptıkları şirketlerde çalışmaya devam edebileceğini dile getirdi.Kontenjan 30&#039;a çıkarıldıTanyaş, Bu sene kontenjanı YÖK 30'a çıkararak ilan etti ve tercih anlamında program tamamıyla doldu ama şimdi kayıtlanma süreci devam ediyor. Biz de öğrenci arkadaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz kayıtlarını tamamlamaları adına. İlk tercihte bazı nedenlerle kayıt yaptırmayanlar da olabiliyor ondan dolayı isteyenler 2'nci tercihlerinde de başvurabilirler. dedi.Programa kadın sürücülerin de katılmasını istediklerini belirten Tanyaş, sektörde kadın sürücülerin sayısının arttığını ve programın kadınların daha eğitimli şekilde sektörde yer almasına katkı sağlayacağını söyledi.Programdaki derslerin önemli bölümünün yük ve sürüş güvenliği üzerine oluşturulduğunu aktaran Tanyaş, psikoloji ve davranış bilimleri ile mevzuat derslerinin de bulunduğunu ifade etti.Uluslararası taşımacılıkta görev yapacak öğrencilerin gümrük mevzuatını da öğrenmesinin hedeflendiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Tanyaş, dijitalleşme konusunda da eğitimler verildiğini bildirdi.Tanyaş, programa üniversite yerleşme sınavına giren ve yeterli puanı alan herkesin başvurabileceğini belirterek, ticari sürücüler için SRC belgesinin gerektiğini kaydetti.Bakanlığın katkılarıyla programdan mezun olan öğrencilerin herhangi bir sınava girmeden SRC 4 belgesine sahip olabileceğine işaret eden Tanyaş, bunun öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu aktardı.Tanyaş, dünyanın farklı ülkelerinde de sürücü açığının bulunduğunu dile getirerek, Polonya'da sürücülere aylık 4 bin dolar seviyesinde ücretler verildiğini, İngiltere ve ABD'de de sürücü açığını azaltmaya yönelik çeşitli programlar uygulandığını söyledi.LODER Yönetim Kurulu Başkanı Tanyaş, gençlerin sektöre kazandırılması için üniversite programının tek başına yeterli olmayacağını, kapasitenin artırılması ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının şoförlük mesleğinin değerini artırmaya yönelik çalışmalar yapmasının da değerli olacağını ifade etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : KAAN ULU - Lojistik Hizmet Sağlayıcılar Derneği (LOJİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Kayıhan Özdemir Turan, Türkiye'nin artan taşımacılık faaliyetleriyle birlikte nitelikli tır sürücülerine duyulan ihtiyacın da arttığını belirterek, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde hayata geçirilen Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı ile sektöre üniversite eğitimi almış sürücüler kazandırılmasının hedeflendiğini söyledi.AA muhabirine açıklamada bulunan LOJİDER Yönetim Kurulu Başkanı Turan, kara yolu taşımacılığında hem ulusal hem de uluslararası boyutta sürücü açığının uzun yıllardır sektörün gündeminde olduğunu ifade etti.Bu kapsamda 2022 yılında Lojistik Derneği (LODER) öncülüğünde, LOJİDER, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND), Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD), Ağır Nakliyeciler Derneği (AND), Türkiye Nakliyeciler Derneği (TND), akademisyenler, kamu ve Bakanlık temsilcileri ile Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nden akademisyenlerin katılımıyla çalıştay düzenlediklerini aktaran Turan, çalıştayın ardından Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı'nın 2 yıllık meslek yüksekokulu programı olarak açılması için çalışmalar yürüttüklerini belirtti.Turan, üniversite ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) nezdinde programın önemine ilişkin görüşmeler gerçekleştirdiklerini ve çalışmalar sonucunda programın geçen yıl Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde hayata geçirildiğini söyledi.Meslektaşlarımızın her boyutuyla yetişmesi bu ihtiyacı pozitif yönde ileriye taşıyacak hususlarLOJİDER Yönetim Kurulu Başkanı Turan, şöyle devam etti:Kara yolu taşımacılığı lojistik zincirinde, taşımacılığın diğer 4 ana moduyla birlikte olmazsa olmaz bir parçası. Çünkü kapıdan kapıya üretilen hizmette diğer ana taşıma modlarını kullandığınızda, yani deniz yolu, hava yolu ya da demir yoluyla yaptığınızda bile ön ve nihai taşıma için kara yolu taşımacılığını muhakkak kullanma durumunda kalıyoruz. Bu nedenle hem ulusal hem de uluslararası boyutuyla üreticilerimizin ürettiği malların nihai kullanıcıya ya da kullanıcının deposuna, adresine teslim edeceğimiz ana kadar ya da tam tersi yurt içinde üretilen malzemenin ihracat çıkışı yapacağı limanlara ya da demiryolu terminallerine teslim edileceği noktada bu meslektaşlarımıza ihtiyaç duyuyoruz.Dolayısıyla Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde hayata geçirilen Karayolu Yük Taşıtı Sürücülüğü Programı ile bu meslektaşlarımızın her boyutuyla, uluslararası boyutu dahil, hem yabancı dili kapsayacak hem mevzuat hem de yük güvenliği ve aracı tanıma anlamında bilgili, tecrübeli ve ülkemizi temsil eden yapıda yetişmesi bu ihtiyacı pozitif yönde ileriye taşıyacak ve geliştirecek hususlar.Toplumda zaman zaman herhangi bir iş yapamazsan şoförlük yaparsın şeklinde bir yaklaşım bulunduğunu ifade eden Turan, tır sürücülüğünün küçümsenecek bir meslek olmadığını vurguladı.Nitelikli sürücüler yükün güvenli şekilde taşınmasında önemli rol oynayacakTuran, mesleğin üniversite düzeyinde eğitim ve diploma ile icra edilmesinin gençlerin sektöre ilgisini artıracağını belirterek, uluslararası taşımacılık yapan sürücülerin gelir açısından da önemli imkanlara sahip olduğunu söyledi.Nitelikli sürücülerin yükün güvenli şekilde taşınması ve zamanında teslim edilmesinde önemli rol oynayacağını vurgulayan Turan, üniversite eğitimi almış sürücülerin yükün bağlanması, emniyete alınması ve güvenli sürüş teknikleri konusunda bilinçli şekilde yetiştirileceğini ifade etti.Turan, malların hedeflenen noktaya sağlam, eksiksiz ve zamanında ulaştırılmasının Türkiye'nin ihracat lojistiğinin performansını ve rekabet gücünü artıracağını kaydetti.Sürücü açığının azaltılmasının lojistik firmalarının operasyonlarında da olumlu sonuçlar doğuracağını dile getiren Turan, üniversite eğitimiyle yetişen gençlerin sektöre ilgisinin artacağını ve görünmeyen maliyetlerin azaltılmasına katkı sağlanacağını söyledi.Turan, programdan mezun olacak gençlerin doğrudan meslekleriyle ilgili işlerde çalışma imkanına sahip olacağını belirterek, uluslararası taşımacılıkta görev almaları halinde maaşlarının bugünün ekonomik şartlarında 100 bin lira civarında olabileceğini ifade etti.Program ilk mezunlarını 2027&#039;de verecekLODER Yönetim Kurulu Başkanı ve Maltepe Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tanyaş da dünyada benzer eğitimlerin genellikle kurs düzeyinde verildiğini belirtti. Tanyaş, 2022 yılında başlayan çalışmalar kapsamında YÖK ile yapılan görüşmeler ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nin desteğiyle programın geçen yıl 25 kontenjanla açıldığını ifade etti.Tanyaş, ilk öğrencilerin eğitimlerine devam ettiğini ve programın ilk mezunlarını Haziran 2027'de vereceğini söyledi.Öğrencilerin 3 sömestr üniversitede eğitim aldıktan sonra son sömestrda 14 hafta bir şirkette uzun süreli staj yapacağını aktaran Tanyaş, öğrencilerin yardımcı sürücü olarak çalışacağını ve programa dahil şekilde sigortalarının üniversite tarafından karşılanacağını belirtti.Bu sürecin hem öğrencilerin şirketleri tanıması hem de şirketlerin öğrencileri tanıması açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Tanyaş, uygun koşulların oluşması halinde öğrencilerin staj yaptıkları şirketlerde çalışmaya devam edebileceğini dile getirdi.Kontenjan 30&#039;a çıkarıldıTanyaş, Bu sene kontenjanı YÖK 30'a çıkararak ilan etti ve tercih anlamında program tamamıyla doldu ama şimdi kayıtlanma süreci devam ediyor. Biz de öğrenci arkadaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz kayıtlarını tamamlamaları adına. İlk tercihte bazı nedenlerle kayıt yaptırmayanlar da olabiliyor ondan dolayı isteyenler 2'nci tercihlerinde de başvurabilirler. dedi.Programa kadın sürücülerin de katılmasını istediklerini belirten Tanyaş, sektörde kadın sürücülerin sayısının arttığını ve programın kadınların daha eğitimli şekilde sektörde yer almasına katkı sağlayacağını söyledi.Programdaki derslerin önemli bölümünün yük ve sürüş güvenliği üzerine oluşturulduğunu aktaran Tanyaş, psikoloji ve davranış bilimleri ile mevzuat derslerinin de bulunduğunu ifade etti.Uluslararası taşımacılıkta görev yapacak öğrencilerin gümrük mevzuatını da öğrenmesinin hedeflendiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Tanyaş, dijitalleşme konusunda da eğitimler verildiğini bildirdi.Tanyaş, programa üniversite yerleşme sınavına giren ve yeterli puanı alan herkesin başvurabileceğini belirterek, ticari sürücüler için SRC belgesinin gerektiğini kaydetti.Bakanlığın katkılarıyla programdan mezun olan öğrencilerin herhangi bir sınava girmeden SRC 4 belgesine sahip olabileceğine işaret eden Tanyaş, bunun öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu aktardı.Tanyaş, dünyanın farklı ülkelerinde de sürücü açığının bulunduğunu dile getirerek, Polonya'da sürücülere aylık 4 bin dolar seviyesinde ücretler verildiğini, İngiltere ve ABD'de de sürücü açığını azaltmaya yönelik çeşitli programlar uygulandığını söyledi.LODER Yönetim Kurulu Başkanı Tanyaş, gençlerin sektöre kazandırılması için üniversite programının tek başına yeterli olmayacağını, kapasitenin artırılması ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının şoförlük mesleğinin değerini artırmaya yönelik çalışmalar yapmasının da değerli olacağını ifade etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Uzmanlar, ABD'nin Peşmergeye yardımları kesmesi ihtimalinin, ABD-IKBY ilişkilerine etkisini değerlendirdi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/uzmanlar-abd-nin-pesmergeye-yardimlari-kesmesi-ihtimalinin-abd-ikby-iliskilerine-etkisini-degerlendirdi/905054/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/uzmanlar-abd-nin-pesmergeye-yardimlari-kesmesi-ihtimalinin-abd-ikby-iliskilerine-etkisini-degerlendirdi/905054/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : BEKİR AYDOĞAN - Uzmanlar, ABD'nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Peşmerge güçlerine mali yardımları kesmesi ihtimalinin Erbil'de kaygıya yol açacağı ancak bu durumun ABD-IKBY ilişkilerinin bir başka geçiş evresi olduğu ve iki aktörün yeni bir güvenlik çerçevesinde çalışabilecekleri değerlendirmesinde bulundu.BBC'de ve IKBY yerel basınında yer alan haberlere göre, ABD'nin Peşmerge güçlerine yönelik yıllık 61 milyon doları bulan finansal yardımı içeren desteğinin 30 Eylül'de sona ereceği öne sürülüyor.Peşmerge güçlerine yardımların kesileceği iddia edilen tarihte, Irak'taki ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon'un da ülkedeki görev süresinin sona ermesi bekleniyor.AA muhabirine konuşan uzmanlar, Peşmerge güçlerine yardımların kesilmesi ihtimalinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta çok sayıda insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarının hedefi olan IKBY'nin güvenliğini ve Washington-Erbil ilişkilerini nasıl etkileyebileceğini ele aldı.IKBY&#039;yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacakAtlantik Konseyi Kıdemli Üyesi Omar Al-Nidawi, ABD'nin Peşmerge güçlerine yardımının sona ermesi ihtimaline ilişkin Bu durum, Erbil'de Washington'ın müttefik olarak izlediği yol hakkındaki endişeyi muhtemelen artıracaktır. dedi.Nidawi, bu duruma örnek olarak, Iraklı Kürt liderlerin, 2025-2026 çatışmaları sırasında, Suriye merkezi hükümetini güçlendirmek lehine ABD'nin Suriyeli Kürtleri terk ettiği şeklinde gördükleri gelişmeleri endişeyle izlemelerini gösterdi.Iraklı Kürtler için en acil güvenlik endişesinin, İran ve müttefik milislerin IKBY'ye yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarına karşı koruma sağlayacak hava savunma kapasiteleri olduğunu ifade eden Nidawi, şunları söyledi:ABD, son kalan askerlerini çekerken ABD (hava savunma) sistemlerinin de kaybedilmesiyle birleşince, (Peşmergeye) yardım programının sona ermesi IKBY'yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacaktır.Nidawi, IKBY'nin, bölgedeki Kürt muhalif grupların varlığı gibi konularda İran'ın taleplerini karşılamak için artan bir baskı altında kalabileceği görüşünü de paylaştı.Yardımlar hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadıYeni Amerikan Güvenliği Merkezi (CNAS) Orta Doğu Güvenlik Programı üyesi Hamzeh Hadad ise ABD ile Irak Kürdistanı arasındaki ilişkilerin değişeceğini düşünmüyorum. Günün sonunda, Irak'taki Kürt partilerinin ABD'ye ihtiyacı, ABD'nin onlara ihtiyacından daha fazla. diye konuştu.Hadad, ABD’nin Peşmergeye yardımları konusunun, güvenlik konusunda hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadığını dile getirdi.Yardımların kesilmesi ihtimalinin IKBY'yi güvenlik reformunu daha ciddiye almaya zorlayacağını söyleyen Hadad, Irak güvenlik güçleri ile daha fazla koordinasyon yapılması gerekebileceğinin de altını çizdi.Hadad, ABD'nin varlığı ve desteği, İran'ın ve Irak'taki silahlı grupların (IKBY'ye karşı) saldırılarını önlememiştir. ABD'nin daha az müdahil olması (Peşmergeye yardımların kesilmesi), Irak Kürdistanı'nın hedef olması için daha az bahane oluşturacaktır. değerlendirmesinde bulundu.IKBY, Peşmerge güçlerini finanse etmekte Bağdat&#039;a daha bağımlı olacakIKBY başta olmak üzere Orta Doğu üzerine çalışmalar yapan gazeteci Paul Iddon, Peşmerge güçlerine yardımların durdurulmasının etkisinin mutlaka kötü olacağını düşünmediğini belirterek Bu yardım başından beri, şu an sona eren (ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon) DEAŞ karşıtı görev çerçevesinde sağlandı ve asla kalıcı olmayacaktı. diye konuştu.IKBY yetkililerinin de bu durumu son haftalarda kabul ettiğini aktaran Iddon, koalisyonun muharebe görevinin resmi olarak Aralık 2021'de sona erdiğini ve dolayısıyla bunun ansızın ve birdenbire ortaya çıkan bir gelişme olmadığını söyledi.Iddon, Aynı zamanda, zamanlama Erbil için biraz endişe verici. Erbil, uzun süredir çoğu memur maaşını zamanında ödemek için mücadele ediyor ve Peşmerge Bakanlığı tarafından istihdam edilen Peşmerge birliklerini finanse etmek için Bağdat'a daha da bağımlı hale gelecek. ifadelerini kullandı.Koalisyonun çekilmesi, yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecekKoalisyon güçlerinin çekilmesi, en azından kısa vadede, (Peşmergeye) yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecektir. diyen Iddon, Amerikan ve İngiliz hava savunma sistemlerinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaş boyunca Erbil'e İHA'lara ve füzelere karşı fiilen önemli ölçüde koruma sağladığını ancak bunların çoğunun geri çekilmekte olduğunu dile getirdi.Iddon, buna rağmen, bu sistemlerin hiçbir zaman IKBY'nin stratejik savunmasını sağlamadığını belirterek, ABD/İsrail-İran savaşı sırasında, füzelerle hedef alınan Peşmergelerin hayatını kaybettiğine ve IKBY liderlerinin konutlarının defalarca İHA'larla hedef alındığına işaret etti.Koalisyon güçlerinin, Mart 2022 ve Nisan 2024'te İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen füze saldırılarına karşı da Erbil kentini savunamadığını veya savunmadığını söyleyen Iddon, şöyle konuştu:ABD'nin çekilmesinin, İran ve Iraklı milislerin IKBY'ye yönelik saldırılarında bir azalmaya yol açma ihtimali düşük de olsa var ancak ben buna güvenmezdim. İran/Devrim Muhafızları Ordusunun burada (IKBY'de) İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılarını sürdüreceğini sanıyorum. Bence geri çekilmenin ardından, ara sıra Irak dışındaki üslerden kalkan ABD/koalisyon savaş uçaklarının, bölgeyi hedef alan Iraklı milislerin ve İran'ın insansız hava araçlarını düşürdüğünü göreceksiniz.ABD-IKBY arasında gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi ihtimali olabilirBu durumun, ABD-IKBY ilişkilerinde muhtemelen başka bir geçiş evresi olduğunu kaydeden Iddon, iki aktörün büyük ihtimalle gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi altında faaliyet göstereceği yorumunu yaptı.Iddon, ABD yetkilileri, en büyük Amerikan konsolosluğunun Erbil'de inşa edilmesini, devam eden bağların bir kanıtı olarak sürekli vurguluyor. Yine de Irak'ta potansiyel bir güç boşluğu IKBY için endişe verici. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : BEKİR AYDOĞAN - Uzmanlar, ABD'nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Peşmerge güçlerine mali yardımları kesmesi ihtimalinin Erbil'de kaygıya yol açacağı ancak bu durumun ABD-IKBY ilişkilerinin bir başka geçiş evresi olduğu ve iki aktörün yeni bir güvenlik çerçevesinde çalışabilecekleri değerlendirmesinde bulundu.BBC'de ve IKBY yerel basınında yer alan haberlere göre, ABD'nin Peşmerge güçlerine yönelik yıllık 61 milyon doları bulan finansal yardımı içeren desteğinin 30 Eylül'de sona ereceği öne sürülüyor.Peşmerge güçlerine yardımların kesileceği iddia edilen tarihte, Irak'taki ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon'un da ülkedeki görev süresinin sona ermesi bekleniyor.AA muhabirine konuşan uzmanlar, Peşmerge güçlerine yardımların kesilmesi ihtimalinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta çok sayıda insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarının hedefi olan IKBY'nin güvenliğini ve Washington-Erbil ilişkilerini nasıl etkileyebileceğini ele aldı.IKBY&#039;yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacakAtlantik Konseyi Kıdemli Üyesi Omar Al-Nidawi, ABD'nin Peşmerge güçlerine yardımının sona ermesi ihtimaline ilişkin Bu durum, Erbil'de Washington'ın müttefik olarak izlediği yol hakkındaki endişeyi muhtemelen artıracaktır. dedi.Nidawi, bu duruma örnek olarak, Iraklı Kürt liderlerin, 2025-2026 çatışmaları sırasında, Suriye merkezi hükümetini güçlendirmek lehine ABD'nin Suriyeli Kürtleri terk ettiği şeklinde gördükleri gelişmeleri endişeyle izlemelerini gösterdi.Iraklı Kürtler için en acil güvenlik endişesinin, İran ve müttefik milislerin IKBY'ye yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarına karşı koruma sağlayacak hava savunma kapasiteleri olduğunu ifade eden Nidawi, şunları söyledi:ABD, son kalan askerlerini çekerken ABD (hava savunma) sistemlerinin de kaybedilmesiyle birleşince, (Peşmergeye) yardım programının sona ermesi IKBY'yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacaktır.Nidawi, IKBY'nin, bölgedeki Kürt muhalif grupların varlığı gibi konularda İran'ın taleplerini karşılamak için artan bir baskı altında kalabileceği görüşünü de paylaştı.Yardımlar hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadıYeni Amerikan Güvenliği Merkezi (CNAS) Orta Doğu Güvenlik Programı üyesi Hamzeh Hadad ise ABD ile Irak Kürdistanı arasındaki ilişkilerin değişeceğini düşünmüyorum. Günün sonunda, Irak'taki Kürt partilerinin ABD'ye ihtiyacı, ABD'nin onlara ihtiyacından daha fazla. diye konuştu.Hadad, ABD’nin Peşmergeye yardımları konusunun, güvenlik konusunda hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadığını dile getirdi.Yardımların kesilmesi ihtimalinin IKBY'yi güvenlik reformunu daha ciddiye almaya zorlayacağını söyleyen Hadad, Irak güvenlik güçleri ile daha fazla koordinasyon yapılması gerekebileceğinin de altını çizdi.Hadad, ABD'nin varlığı ve desteği, İran'ın ve Irak'taki silahlı grupların (IKBY'ye karşı) saldırılarını önlememiştir. ABD'nin daha az müdahil olması (Peşmergeye yardımların kesilmesi), Irak Kürdistanı'nın hedef olması için daha az bahane oluşturacaktır. değerlendirmesinde bulundu.IKBY, Peşmerge güçlerini finanse etmekte Bağdat&#039;a daha bağımlı olacakIKBY başta olmak üzere Orta Doğu üzerine çalışmalar yapan gazeteci Paul Iddon, Peşmerge güçlerine yardımların durdurulmasının etkisinin mutlaka kötü olacağını düşünmediğini belirterek Bu yardım başından beri, şu an sona eren (ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon) DEAŞ karşıtı görev çerçevesinde sağlandı ve asla kalıcı olmayacaktı. diye konuştu.IKBY yetkililerinin de bu durumu son haftalarda kabul ettiğini aktaran Iddon, koalisyonun muharebe görevinin resmi olarak Aralık 2021'de sona erdiğini ve dolayısıyla bunun ansızın ve birdenbire ortaya çıkan bir gelişme olmadığını söyledi.Iddon, Aynı zamanda, zamanlama Erbil için biraz endişe verici. Erbil, uzun süredir çoğu memur maaşını zamanında ödemek için mücadele ediyor ve Peşmerge Bakanlığı tarafından istihdam edilen Peşmerge birliklerini finanse etmek için Bağdat'a daha da bağımlı hale gelecek. ifadelerini kullandı.Koalisyonun çekilmesi, yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecekKoalisyon güçlerinin çekilmesi, en azından kısa vadede, (Peşmergeye) yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecektir. diyen Iddon, Amerikan ve İngiliz hava savunma sistemlerinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaş boyunca Erbil'e İHA'lara ve füzelere karşı fiilen önemli ölçüde koruma sağladığını ancak bunların çoğunun geri çekilmekte olduğunu dile getirdi.Iddon, buna rağmen, bu sistemlerin hiçbir zaman IKBY'nin stratejik savunmasını sağlamadığını belirterek, ABD/İsrail-İran savaşı sırasında, füzelerle hedef alınan Peşmergelerin hayatını kaybettiğine ve IKBY liderlerinin konutlarının defalarca İHA'larla hedef alındığına işaret etti.Koalisyon güçlerinin, Mart 2022 ve Nisan 2024'te İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen füze saldırılarına karşı da Erbil kentini savunamadığını veya savunmadığını söyleyen Iddon, şöyle konuştu:ABD'nin çekilmesinin, İran ve Iraklı milislerin IKBY'ye yönelik saldırılarında bir azalmaya yol açma ihtimali düşük de olsa var ancak ben buna güvenmezdim. İran/Devrim Muhafızları Ordusunun burada (IKBY'de) İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılarını sürdüreceğini sanıyorum. Bence geri çekilmenin ardından, ara sıra Irak dışındaki üslerden kalkan ABD/koalisyon savaş uçaklarının, bölgeyi hedef alan Iraklı milislerin ve İran'ın insansız hava araçlarını düşürdüğünü göreceksiniz.ABD-IKBY arasında gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi ihtimali olabilirBu durumun, ABD-IKBY ilişkilerinde muhtemelen başka bir geçiş evresi olduğunu kaydeden Iddon, iki aktörün büyük ihtimalle gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi altında faaliyet göstereceği yorumunu yaptı.Iddon, ABD yetkilileri, en büyük Amerikan konsolosluğunun Erbil'de inşa edilmesini, devam eden bağların bir kanıtı olarak sürekli vurguluyor. Yine de Irak'ta potansiyel bir güç boşluğu IKBY için endişe verici. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türk kadın voleybolu 2026'ya damga vurdu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turk-kadin-voleybolu-2026-ya-damga-vurdu/905053/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turk-kadin-voleybolu-2026-ya-damga-vurdu/905053/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:09:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın Avrupa Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez zirveye çıktığı 2026 yılı, kulüp ve milli takım düzeyindeki başarılarla Türk kadın voleybolunun senesi oldu - Ay-yıldızlı ekip, Avrupa Şampiyonası'ndaki madalya sayısını 7'ye çıkarırken, Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları için Avrupa kıtasından kota aldı - A Milli Takım, 2026'da Milletler Ligi, Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluğa ulaşırken, kulüplerde iki büyük kupa Şampiyonlar Ligi ve CEV Kupası da Türkiye'nin oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- ÇAĞLANUR TUNCEL - A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın Avrupa Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez zirveye çıktığı 2026 senesi, kulüp ve milli takım düzeyinde elde edilen başarılarla Türk kadın voleybolunun yılı oldu.İlk kez 2023'te Belçika'da düzenlenen organizasyonun finalinde Sırbistan'ı 3-2 mağlup ederek Avrupa şampiyonu olan milli takım, 3 yıl sonra bu kez İstanbul'da kupaya uzandı.Türkiye, organizasyon tarihinde 2 altın, 2 gümüş ve 3 bronz madalyayla Avrupa Şampiyonası'ndaki toplam madalya sayısını da 7'ye çıkardı.Ayrıca A Milli Kadın Voleybol Takımı, Avrupa şampiyonalarında üst üste 5. kez madalya sevinci yaşadı.2026&#039;da en büyük kupalar Türkiye&#039;ninTürk kadın voleybolu, 2026 yılında kulüp ve milli takım düzeyinde önemli organizasyonlarda elde ettiği sonuçlarla dikkati çekti.Şampiyonlar Ligi'nde iki Türk takımı finalde karşı karşıya gelirken, A Milli Kadın Voleybol Takımı, Milletler Ligi, Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluğa ulaştı.Türkiye, Avrupa kıtasından Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları'na katılma hakkı elde ederken, Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda da iki Türk takımı VakıfBank ve Eczacıbaşı 8-13 Aralık'ta mücadele edecek.Kadın voleybolunda Avrupa kupaları Türkiye&#039;ye geldiTürk kadın voleybolu, 2026 yılında kulüp ve milli takım düzeyinde önemli organizasyonlarda şampiyonluklar yaşadı.Kulüpler düzeyinde en önemli iki kupa olan Şampiyonlar Ligi ve CEV Kupası, Türkiye'ye geldi.Galatasaray CEV Kupası'nı kazanırken, VakıfBank Şampiyonlar Ligi'nde şampiyonluğa ulaştı.A Milli Kadın Voleybol Takımı da Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası'nı zirvede tamamlayarak Türk kadın voleybolunun 2026'daki başarısını milli takım düzeyinde zirveye çıkardı.15 yıl sonra ev sahibi şampiyonTürkiye'nin Avrupa Şampiyonası'ndaki zaferiyle organizasyonda 15 yıllık bir seri de sona erdi.Sırbistan, 2011'de düzenlenen şampiyonada ev sahibi ünvanıyla altın madalya almıştı.2013'te Almanya, 2015'te Hollanda, 2017'de Azerbaycan, 2019'da Türkiye, 2021'de Sırbistan ve 2023'te İtalya'nın ev sahipliği yaptığı şampiyonalarda ev sahibi ülkeler kupaya ulaşamadı.Türkiye, 15 yıl sonra ev sahibi olarak altın madalyaya kazanan ilk ekip oldu.Eda Erdem&#039;in 6. Avrupa Şampiyonası madalyasıA Milli Takım kaptanı Eda Erdem, 2026 Avrupa Şampiyonası'yla organizasyondaki 6. madalyasını elde etti.Milli sporcu, Avrupa Şampiyonası'nda 2011, 2017 ve 2021'de bronz, 2019'da gümüş, 2023 ve 2026'da ise altın madalya kazandı.Türkiye'nin Avrupa şampiyonaları tarihinde kazandığı 7 madalyanın 6'sında Eda Erdem kadroda oldu.Vargas üst üste 2. kez MVPMilli voleybolcu Melissa Vargas, 2026 Avrupa Şampiyonası'nın en değerli oyuncusu (MVP) seçildi.2023 Avrupa Şampiyonası'nda da aynı ödülün sahibi olan Vargas, böylece organizasyonda üst üste ikinci kez MVP ünvanını aldı.Vargas'ın Avrupa Şampiyonası'nın yanı sıra Milletler Ligi, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası ve Türkiye Süper Kupası'nda aldığı ödüllerle kariyerindeki MVP sayısı 10'a ulaştı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- ÇAĞLANUR TUNCEL - A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın Avrupa Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez zirveye çıktığı 2026 senesi, kulüp ve milli takım düzeyinde elde edilen başarılarla Türk kadın voleybolunun yılı oldu.İlk kez 2023'te Belçika'da düzenlenen organizasyonun finalinde Sırbistan'ı 3-2 mağlup ederek Avrupa şampiyonu olan milli takım, 3 yıl sonra bu kez İstanbul'da kupaya uzandı.Türkiye, organizasyon tarihinde 2 altın, 2 gümüş ve 3 bronz madalyayla Avrupa Şampiyonası'ndaki toplam madalya sayısını da 7'ye çıkardı.Ayrıca A Milli Kadın Voleybol Takımı, Avrupa şampiyonalarında üst üste 5. kez madalya sevinci yaşadı.2026&#039;da en büyük kupalar Türkiye&#039;ninTürk kadın voleybolu, 2026 yılında kulüp ve milli takım düzeyinde önemli organizasyonlarda elde ettiği sonuçlarla dikkati çekti.Şampiyonlar Ligi'nde iki Türk takımı finalde karşı karşıya gelirken, A Milli Kadın Voleybol Takımı, Milletler Ligi, Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluğa ulaştı.Türkiye, Avrupa kıtasından Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları'na katılma hakkı elde ederken, Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda da iki Türk takımı VakıfBank ve Eczacıbaşı 8-13 Aralık'ta mücadele edecek.Kadın voleybolunda Avrupa kupaları Türkiye&#039;ye geldiTürk kadın voleybolu, 2026 yılında kulüp ve milli takım düzeyinde önemli organizasyonlarda şampiyonluklar yaşadı.Kulüpler düzeyinde en önemli iki kupa olan Şampiyonlar Ligi ve CEV Kupası, Türkiye'ye geldi.Galatasaray CEV Kupası'nı kazanırken, VakıfBank Şampiyonlar Ligi'nde şampiyonluğa ulaştı.A Milli Kadın Voleybol Takımı da Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası'nı zirvede tamamlayarak Türk kadın voleybolunun 2026'daki başarısını milli takım düzeyinde zirveye çıkardı.15 yıl sonra ev sahibi şampiyonTürkiye'nin Avrupa Şampiyonası'ndaki zaferiyle organizasyonda 15 yıllık bir seri de sona erdi.Sırbistan, 2011'de düzenlenen şampiyonada ev sahibi ünvanıyla altın madalya almıştı.2013'te Almanya, 2015'te Hollanda, 2017'de Azerbaycan, 2019'da Türkiye, 2021'de Sırbistan ve 2023'te İtalya'nın ev sahipliği yaptığı şampiyonalarda ev sahibi ülkeler kupaya ulaşamadı.Türkiye, 15 yıl sonra ev sahibi olarak altın madalyaya kazanan ilk ekip oldu.Eda Erdem&#039;in 6. Avrupa Şampiyonası madalyasıA Milli Takım kaptanı Eda Erdem, 2026 Avrupa Şampiyonası'yla organizasyondaki 6. madalyasını elde etti.Milli sporcu, Avrupa Şampiyonası'nda 2011, 2017 ve 2021'de bronz, 2019'da gümüş, 2023 ve 2026'da ise altın madalya kazandı.Türkiye'nin Avrupa şampiyonaları tarihinde kazandığı 7 madalyanın 6'sında Eda Erdem kadroda oldu.Vargas üst üste 2. kez MVPMilli voleybolcu Melissa Vargas, 2026 Avrupa Şampiyonası'nın en değerli oyuncusu (MVP) seçildi.2023 Avrupa Şampiyonası'nda da aynı ödülün sahibi olan Vargas, böylece organizasyonda üst üste ikinci kez MVP ünvanını aldı.Vargas'ın Avrupa Şampiyonası'nın yanı sıra Milletler Ligi, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası ve Türkiye Süper Kupası'nda aldığı ödüllerle kariyerindeki MVP sayısı 10'a ulaştı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/turk-kadin-voleybolu-2026-ya-damga-vurdu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Premier Lig'de Hull City'ye gol atmak, puan almaktan zor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/premier-lig-de-hull-city-ye-gol-atmak-puan-almaktan-zor/905052/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/premier-lig-de-hull-city-ye-gol-atmak-puan-almaktan-zor/905052/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: Championship play-off'ları ve Premier Lig'de üst üste 6 maçtır yenilmeyen ve gol yemeyen Hull City, ilk 3 haftada kalesinde gol görmeyen tek takım oldu - Hull City Kaleci Antrenörü Bozkurt: - Tzolakis, en başından beri izlediğimiz ve benim istediğim kalecilerin en başındaydı. Daha 23 yaşında ve ileride çok daha başarılı işler yapacağına inanıyorum - Benim önceliğim kalecilerimizin adaptasyon sürecinde yanında olmak ve maç içinde olabilecek pozisyonları antrenmanda yaşamaları. Antrenmanın maç gibi geçmesi çok önemli - İlk 3 haftada 9 kurtarışla dikkat çeken Yunan kaleci Tzolakis, Premier Lig tarafından ağustos ayının en iyi oyuncusu ödülüne aday gösterildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- YUNUS KAYMAZ - İngiltere Premier Lig ekiplerinden Hull City'nin kaleci antrenörü Erbil Bozkurt, Yunan file bekçisi Konstantinos Tzolakis'i uzun süre takip ettikten sonra transfer ettiklerini ve uzun vadede güçlü bir kaleci grubuna sahip olduklarını söyledi.Championship play-off'larında Milwall ve Middlesbrough ile oynadığı 3 maçta da gol yemeyen Hull City, bu performasını 10 yıl sonra döndüğü Premier Lig'e de taşıdı.Manchester United, Coventry City ve Aston Villa karşısında kalesini gole kapatan Hull City, Premier Lig'de gol yemeyen tek takım olarak sezona beklentilerin çok üstünde bir başlangıç yaptı.2024'ten bu yana Hull City'nin kaleci antrenörlüğünü yapan Erbil Bozkurt, bu başarıya takımdaki tüm futbolcuların katkısıyla ulaşıldığını belirterek, Tabii birçok kişi kaleci olarak bakıyor ama savunma oyuncuları olsun, savunmanın ileride forvetle başlaması olsun, takım olarak çok önemli işler yapıyoruz. dedi.Aston Villa maçını da kazanmaya çok yaklaştıklarını dile getiren Bozkurt, Sezon başında bize 'İlk 3 maçta 7 puan alabilirsiniz.' deselerdi biz hemen o 7 puanı kabul ederdik. Genel olarak takım çok iyi. Soyunma odası, futbolcuların karakterleri çok iyi. Teknik ekip gerçekçi. Neyi takım olarak iyi yaptığımızı ya da eksiklerimizi çok iyi biliyoruz. Ve nerede olduğumuzu da çok iyi biliyoruz. İnşallah daha da iyi olur. ifadelerini kullandı.Tzolakis, bizim çok istediğimiz bir kaleciydiTakıma bu yaz katılan 23 yaşındaki Yunan kaleci Konstantinos Tzolakis'in uzun süredir listelerinde olduğunu aktaran Erbil Bozkurt, Bizim çok istediğimiz bir kaleciydi. Tabii transfer döneminde birçok ismi izlememiz gerekiyor. Scouting ekibi, yöneticilerimiz, başkanımız çok yardımcı oldu. Tzolakis, en başından beri izlediğimiz ve benim istediğim kalecilerin en başındaydı. Buraya gelmesi de çok önemli. Bizim için çok büyük bir transfer. Çok sakin bir kaleci. Daha 23 yaşında ve ileride çok daha başarılı işler yapacağına inanıyorum. diye konuştu.Yunan file bekçisinin Olympiakos ile 2024 yılında UEFA Konferans Ligi'ni kazandığını anımsatan Bozkurt, Çok gelişmek isteyen bir kaleci. İleriye bakıp kendisini daha da geliştirmek isteyen bir isim olduğu için her şey şu an çok iyi gidiyor. Onunla çalışmak da çok zevkli çünkü daha da iyi olmak istiyor. Çok açık biri, karakteri çok düzgün. Bence daha da iyi olacak, buna inanıyorum. değerlendirmesinde bulundu.Kalecilerin Championship ve Premier Lig'de çok zorlandığını kaydeden Bozkurt, Çünkü adaptasyon süreci çok önemli. Belki dünyanın başka bir liginde yan toplarda, ortalarda kalecilere bu kadar fiziksel iş düşmüyor. İnşallah yılın kalecisi olursa hem bizim için hem kendisi için çok büyük bir başarı olur. Ama daha sezon uzun, çok maç var. dedi.İleriye bakınca bence kaleci sorunumuz olmayacakHull City'nin kaleci havuzunu da değerlendiren Erbil Bozkurt, A takım kalecileri önemli ama 21 yaş altı takımdan bizimle her gün antrenman yapan 2-3 kaleci oluyor. İleriye bakınca bence kaleci sorunumuz olmayacak. Buradaki kaleci grubu çok güçlü. Herkes birbirine yardım etmek istiyor. diye konuştu.Bozkurt, kalecilerle sezona ve maçlara nasıl hazırlandıklarına yönelik soru üzerine şunları kaydetti:Herkesin kendine göre bir sistemi, yöntemi var. Kalecilikte bence doğru ya da yanlış yok. Önemli olan kalecinin görevini yapması, o da gol yememek. Şimdi birçok antrenör kalecilerin ayaklarına bakıyor. Bunlar çok önemli şeyler ama kalecinin en önemli görevi gol yememek. Şut kurtarış yüzdesi yine çok önemli. Benim önceliğim kalecilerimizin adaptasyon sürecinde yanında olmak ve maç içinde olabilecek pozisyonları antrenmanda yaşamaları. Antrenmanın maç gibi geçmesi çok önemli.Tzolakis, performansıyla zirvedeLigin gol yemeyen tek kalecisi Konstantinos Tzolakis, kurtarışlarıyla sezona etkili bir başlangıç yaptı.2-0 kazandıkları Manchester United maçında 5, 1-0 kazandıkları Coventry City karşısında 3, 0-0 sona eren Aston Villa mücadelesinde de 1 kurtarış yapan Yunan kaleci, toplam 9 kurtarışa imza attı.Premier Lig tarihine geçtiOlimpiakos kalesinde son iki sezonda 35 maçı gol yemeden tamamlayan Konstantinos Tzolakis, Premier Lig tarihinde de yeni çıkan takımların kalecileri arasında ilk 3 maçta gol yemeyen 3. isim oldu.Daha önce 1998-99 sezonunda Charlton Athletic kalecisi Sasa Ilic, 2017-18 sezonunda da Huddersfield Town kalecisi Jonas Lössl bunu başarmıştı.Ağustos ayının oyuncusu ödülüne aday gösterildiKonstantinos Tzolakis, Premier Lig tarafından ağustos ayının en iyi oyuncusu ödülüne aday gösterildi.Ödüle aday diğer oyuncular ise Riccardo Calafiori (Arsenal), Rayan Cherki (Manchester City), Bruno Fernandes (Manchester United), Cole Palmer (Chelsea), Joao Pedro (Chelsea), Mamadou Sangare (Brentford) ve Yoane Wissa (Newcastle United) oldu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- YUNUS KAYMAZ - İngiltere Premier Lig ekiplerinden Hull City'nin kaleci antrenörü Erbil Bozkurt, Yunan file bekçisi Konstantinos Tzolakis'i uzun süre takip ettikten sonra transfer ettiklerini ve uzun vadede güçlü bir kaleci grubuna sahip olduklarını söyledi.Championship play-off'larında Milwall ve Middlesbrough ile oynadığı 3 maçta da gol yemeyen Hull City, bu performasını 10 yıl sonra döndüğü Premier Lig'e de taşıdı.Manchester United, Coventry City ve Aston Villa karşısında kalesini gole kapatan Hull City, Premier Lig'de gol yemeyen tek takım olarak sezona beklentilerin çok üstünde bir başlangıç yaptı.2024'ten bu yana Hull City'nin kaleci antrenörlüğünü yapan Erbil Bozkurt, bu başarıya takımdaki tüm futbolcuların katkısıyla ulaşıldığını belirterek, Tabii birçok kişi kaleci olarak bakıyor ama savunma oyuncuları olsun, savunmanın ileride forvetle başlaması olsun, takım olarak çok önemli işler yapıyoruz. dedi.Aston Villa maçını da kazanmaya çok yaklaştıklarını dile getiren Bozkurt, Sezon başında bize 'İlk 3 maçta 7 puan alabilirsiniz.' deselerdi biz hemen o 7 puanı kabul ederdik. Genel olarak takım çok iyi. Soyunma odası, futbolcuların karakterleri çok iyi. Teknik ekip gerçekçi. Neyi takım olarak iyi yaptığımızı ya da eksiklerimizi çok iyi biliyoruz. Ve nerede olduğumuzu da çok iyi biliyoruz. İnşallah daha da iyi olur. ifadelerini kullandı.Tzolakis, bizim çok istediğimiz bir kaleciydiTakıma bu yaz katılan 23 yaşındaki Yunan kaleci Konstantinos Tzolakis'in uzun süredir listelerinde olduğunu aktaran Erbil Bozkurt, Bizim çok istediğimiz bir kaleciydi. Tabii transfer döneminde birçok ismi izlememiz gerekiyor. Scouting ekibi, yöneticilerimiz, başkanımız çok yardımcı oldu. Tzolakis, en başından beri izlediğimiz ve benim istediğim kalecilerin en başındaydı. Buraya gelmesi de çok önemli. Bizim için çok büyük bir transfer. Çok sakin bir kaleci. Daha 23 yaşında ve ileride çok daha başarılı işler yapacağına inanıyorum. diye konuştu.Yunan file bekçisinin Olympiakos ile 2024 yılında UEFA Konferans Ligi'ni kazandığını anımsatan Bozkurt, Çok gelişmek isteyen bir kaleci. İleriye bakıp kendisini daha da geliştirmek isteyen bir isim olduğu için her şey şu an çok iyi gidiyor. Onunla çalışmak da çok zevkli çünkü daha da iyi olmak istiyor. Çok açık biri, karakteri çok düzgün. Bence daha da iyi olacak, buna inanıyorum. değerlendirmesinde bulundu.Kalecilerin Championship ve Premier Lig'de çok zorlandığını kaydeden Bozkurt, Çünkü adaptasyon süreci çok önemli. Belki dünyanın başka bir liginde yan toplarda, ortalarda kalecilere bu kadar fiziksel iş düşmüyor. İnşallah yılın kalecisi olursa hem bizim için hem kendisi için çok büyük bir başarı olur. Ama daha sezon uzun, çok maç var. dedi.İleriye bakınca bence kaleci sorunumuz olmayacakHull City'nin kaleci havuzunu da değerlendiren Erbil Bozkurt, A takım kalecileri önemli ama 21 yaş altı takımdan bizimle her gün antrenman yapan 2-3 kaleci oluyor. İleriye bakınca bence kaleci sorunumuz olmayacak. Buradaki kaleci grubu çok güçlü. Herkes birbirine yardım etmek istiyor. diye konuştu.Bozkurt, kalecilerle sezona ve maçlara nasıl hazırlandıklarına yönelik soru üzerine şunları kaydetti:Herkesin kendine göre bir sistemi, yöntemi var. Kalecilikte bence doğru ya da yanlış yok. Önemli olan kalecinin görevini yapması, o da gol yememek. Şimdi birçok antrenör kalecilerin ayaklarına bakıyor. Bunlar çok önemli şeyler ama kalecinin en önemli görevi gol yememek. Şut kurtarış yüzdesi yine çok önemli. Benim önceliğim kalecilerimizin adaptasyon sürecinde yanında olmak ve maç içinde olabilecek pozisyonları antrenmanda yaşamaları. Antrenmanın maç gibi geçmesi çok önemli.Tzolakis, performansıyla zirvedeLigin gol yemeyen tek kalecisi Konstantinos Tzolakis, kurtarışlarıyla sezona etkili bir başlangıç yaptı.2-0 kazandıkları Manchester United maçında 5, 1-0 kazandıkları Coventry City karşısında 3, 0-0 sona eren Aston Villa mücadelesinde de 1 kurtarış yapan Yunan kaleci, toplam 9 kurtarışa imza attı.Premier Lig tarihine geçtiOlimpiakos kalesinde son iki sezonda 35 maçı gol yemeden tamamlayan Konstantinos Tzolakis, Premier Lig tarihinde de yeni çıkan takımların kalecileri arasında ilk 3 maçta gol yemeyen 3. isim oldu.Daha önce 1998-99 sezonunda Charlton Athletic kalecisi Sasa Ilic, 2017-18 sezonunda da Huddersfield Town kalecisi Jonas Lössl bunu başarmıştı.Ağustos ayının oyuncusu ödülüne aday gösterildiKonstantinos Tzolakis, Premier Lig tarafından ağustos ayının en iyi oyuncusu ödülüne aday gösterildi.Ödüle aday diğer oyuncular ise Riccardo Calafiori (Arsenal), Rayan Cherki (Manchester City), Bruno Fernandes (Manchester United), Cole Palmer (Chelsea), Joao Pedro (Chelsea), Mamadou Sangare (Brentford) ve Yoane Wissa (Newcastle United) oldu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/premier-lig-de-hull-city-ye-gol-atmak-puan-almaktan-zor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Hürmüz Boğazı'nda LNG trafiğindeki düşüş petrolü geride bıraktı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-hurmuz-bogazi-nda-lng-trafigindeki-dusus-petrolu-geride-birakti/905051/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-hurmuz-bogazi-nda-lng-trafigindeki-dusus-petrolu-geride-birakti/905051/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Uzmanlar, petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşımacılığındaki farklılaşmada tanker filosu, depolama imkanları, gemi maliyetleri, güvenlik riskleri ve LNG ihracat altyapısının coğrafi yoğunlaşmasının etkili olduğunu belirtiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKÇE KÜÇÜK TOPBAŞ - Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik riskleri enerji taşımacılığını baskılarken petrol tankerlerinin düşük seviyelerde de olsa geçişlerini sürdürmesine karşılık sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) trafiğindeki kesinti daha belirgin seyrediyor.ABD Enerji Enformasyon İdaresinin (EIA) verilerine göre, 2025'in son çeyreğinde Hürmüz'den günlük 21,6 milyon varil petrol geçti. ABD/İsrail-İran Savaşı başladıktan sonra yılın ikinci çeyreğinde bu miktar günlük 4,9 milyon varile kadar geriledi. Aynı dönemde günlük LNG akışı ise 10,5 milyar fitküpten 800 milyon fitküpe düştü.Böylece söz konusu dönemde Hürmüz'den geçen petrol miktarı yüzde 77 azalırken LNG'deki düşüş yüzde 92'yi buldu. LNG akışındaki sert düşüş, stratejik öneme sahip bu güzergahta LNG taşımacılığının daha fazla sekteye uğradığını gösteriyor.Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumuna (GECF) göre, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) LNG ihracatında kullandığı tek deniz güzergahı olan Hürmüz Boğazı üzerinden küresel LNG arzının yaklaşık beşte biri geçiyor.Çatışmaların tırmanmasının ardından mart-haziran döneminde küresel LNG piyasasında ciddi düşüş yaşandı. GECF, bu dönemde Katar'dan 300'den fazla, BAE'den ise yaklaşık 20 LNG kargosunun sevk edilemediğini tahmin ediyor.Londra merkezli denizcilik veri ve analiz şirketi Clarksons Research'ün haftalık verileri de petrol ve LNG taşımacılığındaki ayrışmanın gemi trafiğine yansıdığını ortaya koyuyor. Hürmüz'den 21-27 Haziran haftasında 66 ham petrol tankeri ve 16 LNG gemisi geçerken 23-29 Ağustos haftasında 4 ham petrol tankeri geçişine karşılık LNG gemisi geçişi kaydedilmedi.Petrol tarafında ise alternatif taşıma güzergahları devreye girdi. EIA'ya göre, Suudi Arabistan'ın petrolün bir bölümünü Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı (Petroline) üzerinden Kızıldeniz'deki Yanbu Limanı'na yönlendirmesinin de etkisiyle Babülmendep Boğazı'ndan geçen petrol miktarı 2025'in son çeyreğindeki günlük 5,4 milyon varilden 2026'nın ikinci çeyreğinde 8,1 milyon varile yükseldi.LNG&#039;nin petrol kadar esnek altyapısı bulunmuyorAlmanya merkezli Calypso Commodities'in Kıdemli LNG Uzmanı Mehdy Touil, AA muhabirine, petrol ve LNG'de taşımacılık ve altyapı açısından önemli yapısal farklılıklar bulunduğunu söyledi.Touil, petrolün daha büyük ve esnek tanker filosunun yanı sıra geniş depolama kapasitesine sahip olduğunu, LNG'de aynı esnekliğin bulunmadığını belirtti.Kriyojenik taşımacılık için özel tasarlanan LNG gemilerinin sigorta açısından da önemli bir farklılık oluşturduğuna işaret eden Touil LNG tarafında risk toleransının diğer hidrokarbonlara kıyasla daha düşük olduğunu anlattı.Touil, Katar'ın LNG ihracat altyapısının belirli bir bölgede yoğunlaşmasının da önemli bir kısıt oluşturduğunu ifade etti.Katar'ın LNG ihracat sisteminin Ras Laffan'da yoğunlaştığına ve ülkenin deniz yoluyla gerçekleştirdiği LNG ihracatının Hürmüz Boğazı'ndan geçmek zorunda olduğuna dikkati çeken Touil, Katar LNG'si açısından alternatif bir deniz çıkışı bulunmadığını vurguladı.Touil, Bir kargonun rotasını değiştirebilirsiniz ancak Katar'ın onlarca yılda geliştirdiği dev ihracat altyapısının rotasını değiştiremezsiniz. dedi.Hürmüz üzerinden LNG arzında yaşanan kaybın diğer üreticiler tarafından kısa sürede karşılanmasının da güç olduğunu belirten Touil, küresel sıvılaştırma tesislerinin büyük bölümünün maksimum kapasitede, bazılarının ise zaman zaman bunun üzerinde çalıştığını dile getirdi.Touil, yeni LNG ihracat tesislerinin geliştirilmesinin birkaç yıl gerektirdiği vurgulayarak, Katar'ın küresel LNG sektöründeki temel konumunun yakın zamanda başka bir üretici tarafından üstlenilmesini beklemediğini ifade etti.LNG tankerleri Hürmüz geçişinde güvenlik risklerine karşı daha temkinliClarksons LNG Analizleri Başkanı Fabio Reale, petrol tankerlerinin LNG tankerlerine göre daha düşük maliyetli olduğunu, bu farkın gemi sahiplerinin risk yaklaşımında etkili olabileceğini söyledi.Reale, LNG gemisi sahiplerine kıyasla petrol tankeri sahiplerinin Hürmüz'den geçiş riskini almaya daha istekli olabileceğine işaret etti.Bazı ilave savaş sigortası primlerinin geminin değeri üzerinden hesaplandığını ve LNG gemisi sahiplerinin bölgedeki güvenlik riskini üstlenmek istemediğini aktaran Reale, LNG trafiğinin yeniden toparlanması için saldırı ve mayın kaynaklı hasar riskinin belirgin şekilde azalması gerektiğini kaydetti.Yakın zamanda LNG&#039;nin savaş öncesi seviyelere dönmesi beklenmiyorOslo Üniversitesi Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Francesco Sassi ise bölgedeki çatışmaların gemi trafiği ve enerji üretim altyapısı üzerinde oluşturduğu risklerin LNG taşımacılığındaki düşüşü daha belirgin hale getirdiğini belirtti.Sassi, savaşın devam etmesiyle Körfez ülkelerinin enerji kargolarının güvenliğini sağlamada kendi imkanlarına başvurduğunu, bu durumun petrol, LNG ve diğer emtia piyasalarında güvenlik ve jeopolitik unsurların rolünü artırdığını dile getirdi.Savaş öncesi LNG taşımacılığı seviyelerine dönüşün mevcut koşullarda oldukça güç olduğunu vurgulayan Sassi, enerji akışlarının ne zaman istikrara kavuşacağına ilişkin tahminlerin yüksek belirsizlik taşıdığını ifade etti.Sassi, petrolün LNG'ye kıyasla boru hatları dahil çeşitli alternatif altyapılar üzerinden taşınabildiğini, buna rağmen petrol akışının da yakın zamanda savaş öncesi seviyelere dönmesini beklemediğini söyledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKÇE KÜÇÜK TOPBAŞ - Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik riskleri enerji taşımacılığını baskılarken petrol tankerlerinin düşük seviyelerde de olsa geçişlerini sürdürmesine karşılık sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) trafiğindeki kesinti daha belirgin seyrediyor.ABD Enerji Enformasyon İdaresinin (EIA) verilerine göre, 2025'in son çeyreğinde Hürmüz'den günlük 21,6 milyon varil petrol geçti. ABD/İsrail-İran Savaşı başladıktan sonra yılın ikinci çeyreğinde bu miktar günlük 4,9 milyon varile kadar geriledi. Aynı dönemde günlük LNG akışı ise 10,5 milyar fitküpten 800 milyon fitküpe düştü.Böylece söz konusu dönemde Hürmüz'den geçen petrol miktarı yüzde 77 azalırken LNG'deki düşüş yüzde 92'yi buldu. LNG akışındaki sert düşüş, stratejik öneme sahip bu güzergahta LNG taşımacılığının daha fazla sekteye uğradığını gösteriyor.Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumuna (GECF) göre, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) LNG ihracatında kullandığı tek deniz güzergahı olan Hürmüz Boğazı üzerinden küresel LNG arzının yaklaşık beşte biri geçiyor.Çatışmaların tırmanmasının ardından mart-haziran döneminde küresel LNG piyasasında ciddi düşüş yaşandı. GECF, bu dönemde Katar'dan 300'den fazla, BAE'den ise yaklaşık 20 LNG kargosunun sevk edilemediğini tahmin ediyor.Londra merkezli denizcilik veri ve analiz şirketi Clarksons Research'ün haftalık verileri de petrol ve LNG taşımacılığındaki ayrışmanın gemi trafiğine yansıdığını ortaya koyuyor. Hürmüz'den 21-27 Haziran haftasında 66 ham petrol tankeri ve 16 LNG gemisi geçerken 23-29 Ağustos haftasında 4 ham petrol tankeri geçişine karşılık LNG gemisi geçişi kaydedilmedi.Petrol tarafında ise alternatif taşıma güzergahları devreye girdi. EIA'ya göre, Suudi Arabistan'ın petrolün bir bölümünü Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hattı (Petroline) üzerinden Kızıldeniz'deki Yanbu Limanı'na yönlendirmesinin de etkisiyle Babülmendep Boğazı'ndan geçen petrol miktarı 2025'in son çeyreğindeki günlük 5,4 milyon varilden 2026'nın ikinci çeyreğinde 8,1 milyon varile yükseldi.LNG&#039;nin petrol kadar esnek altyapısı bulunmuyorAlmanya merkezli Calypso Commodities'in Kıdemli LNG Uzmanı Mehdy Touil, AA muhabirine, petrol ve LNG'de taşımacılık ve altyapı açısından önemli yapısal farklılıklar bulunduğunu söyledi.Touil, petrolün daha büyük ve esnek tanker filosunun yanı sıra geniş depolama kapasitesine sahip olduğunu, LNG'de aynı esnekliğin bulunmadığını belirtti.Kriyojenik taşımacılık için özel tasarlanan LNG gemilerinin sigorta açısından da önemli bir farklılık oluşturduğuna işaret eden Touil LNG tarafında risk toleransının diğer hidrokarbonlara kıyasla daha düşük olduğunu anlattı.Touil, Katar'ın LNG ihracat altyapısının belirli bir bölgede yoğunlaşmasının da önemli bir kısıt oluşturduğunu ifade etti.Katar'ın LNG ihracat sisteminin Ras Laffan'da yoğunlaştığına ve ülkenin deniz yoluyla gerçekleştirdiği LNG ihracatının Hürmüz Boğazı'ndan geçmek zorunda olduğuna dikkati çeken Touil, Katar LNG'si açısından alternatif bir deniz çıkışı bulunmadığını vurguladı.Touil, Bir kargonun rotasını değiştirebilirsiniz ancak Katar'ın onlarca yılda geliştirdiği dev ihracat altyapısının rotasını değiştiremezsiniz. dedi.Hürmüz üzerinden LNG arzında yaşanan kaybın diğer üreticiler tarafından kısa sürede karşılanmasının da güç olduğunu belirten Touil, küresel sıvılaştırma tesislerinin büyük bölümünün maksimum kapasitede, bazılarının ise zaman zaman bunun üzerinde çalıştığını dile getirdi.Touil, yeni LNG ihracat tesislerinin geliştirilmesinin birkaç yıl gerektirdiği vurgulayarak, Katar'ın küresel LNG sektöründeki temel konumunun yakın zamanda başka bir üretici tarafından üstlenilmesini beklemediğini ifade etti.LNG tankerleri Hürmüz geçişinde güvenlik risklerine karşı daha temkinliClarksons LNG Analizleri Başkanı Fabio Reale, petrol tankerlerinin LNG tankerlerine göre daha düşük maliyetli olduğunu, bu farkın gemi sahiplerinin risk yaklaşımında etkili olabileceğini söyledi.Reale, LNG gemisi sahiplerine kıyasla petrol tankeri sahiplerinin Hürmüz'den geçiş riskini almaya daha istekli olabileceğine işaret etti.Bazı ilave savaş sigortası primlerinin geminin değeri üzerinden hesaplandığını ve LNG gemisi sahiplerinin bölgedeki güvenlik riskini üstlenmek istemediğini aktaran Reale, LNG trafiğinin yeniden toparlanması için saldırı ve mayın kaynaklı hasar riskinin belirgin şekilde azalması gerektiğini kaydetti.Yakın zamanda LNG&#039;nin savaş öncesi seviyelere dönmesi beklenmiyorOslo Üniversitesi Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Francesco Sassi ise bölgedeki çatışmaların gemi trafiği ve enerji üretim altyapısı üzerinde oluşturduğu risklerin LNG taşımacılığındaki düşüşü daha belirgin hale getirdiğini belirtti.Sassi, savaşın devam etmesiyle Körfez ülkelerinin enerji kargolarının güvenliğini sağlamada kendi imkanlarına başvurduğunu, bu durumun petrol, LNG ve diğer emtia piyasalarında güvenlik ve jeopolitik unsurların rolünü artırdığını dile getirdi.Savaş öncesi LNG taşımacılığı seviyelerine dönüşün mevcut koşullarda oldukça güç olduğunu vurgulayan Sassi, enerji akışlarının ne zaman istikrara kavuşacağına ilişkin tahminlerin yüksek belirsizlik taşıdığını ifade etti.Sassi, petrolün LNG'ye kıyasla boru hatları dahil çeşitli alternatif altyapılar üzerinden taşınabildiğini, buna rağmen petrol akışının da yakın zamanda savaş öncesi seviyelere dönmesini beklemediğini söyledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Teknolojinin hızlandırdığı dijital korsanlık yayıncıları zorluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/teknolojinin-hizlandirdigi-dijital-korsanlik-yayincilari-zorluyor/905050/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/teknolojinin-hizlandirdigi-dijital-korsanlik-yayincilari-zorluyor/905050/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Burhan Genç: - Bugün komşunun bir kalemi düşse kapısını çalıp iade ediyoruz, almaya çekiniyoruz ama bir kitabın PDF'sini çok rahatlıkla paylaşabiliyoruz. Bu durum bize Türkiye'de telif anlayışının oturmadığını gösteriyor - Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Halil Çelik: - Artık bu işler kitabın basılı fiziki korsanı gibi zor da değil. Onlar da dijital vaziyette kitabı üretiyorlar. Büyük büyük matbaalarda bunu yapmalarına da gerek kalmıyor. Kendi oluşturdukları bir odada, küçük bir dijital makineyle sipariş üzerine üretip satışını yapıyorlar. Telegram ve diğer okuyucu gruplarında yapılan paylaşımlar yayıncıları ciddi manada maddi olarak etkiliyor. Bununla beraber yeni içeriklerin, yeni kitapların çıkışını da engelleyecek bir pozisyon oluşturuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : DİLAN SUDE ALTUN - Türkiye'de yayıncılık sektörü, son yıllarda dijitalleşme süreciyle birlikte hızla artan telif sorunları ve dijital korsanlıkla mücadele etmeye ve ayakta kalmaya çalışıyor.Sesli kitap ve e-kitap gibi yeni nesil formatların sektöre sunduğu hibrit imkanlar bir yandan okura taşıma ve ulaşılabilirlik kolaylığı sağlarken internette hızla yayılan yasa dışı PDF paylaşımları, mesajlaşma gruplarındaki dijital korsanlık faaliyetleri ve yapay zekanın kontrolsüz kullanımının meydana getirdiği ruhsuz kitap tehlikesi yayıncıların ayakta kalmasını her geçen gün zorlaştırıyor.Özellikle salgın dönemiyle ivme kazanan ve okuma alışkanlıklarını yeniden şekillendiren dijital tüketim pratikleri, geleneksel yayıncılıkta yeni pazar arayışlarını beraberinde getirdi.Anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden ücretsiz paylaşılan PDF kitapların açık bir emek hırsızlığı olduğu, yapay zeka ile şeffaf olmayan yollardan üretilen metinlerin ve çevirilerin edebiyatın özgünlüğüne, kültürel dokusuna ve yayınevlerinin nitelikli iş gücüne ciddi zararlar verdiği ifade ediliyor.- 2021'de 90 milyon civarındaki bandrol sayısı 2025'te 36 milyona düştüTürkiye Basım Yayın Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Burhan Genç, AA muhabirine, dijitalleşmenin müzik ve sinema dünyasında bir ekonomik model sunduğunu ancak kitap sektöründe aynı başarıyı sağlayamadığını söyledi.Genç, kitabın dijitalleşme sürecinde bir ekonomik modele dönüşemediğini belirterek, Dijitalleşme, korsan kullanımların yayılmasına sebep oldu. Ancak bardağın dolu tarafına bakarsak, sesli kitap özellikle kurgu ve edebiyat alanında büyüyen yeni bir pazar oluşturdu. diye konuştu.Dijitalleşmeyle edebiyat, şiir, roman, hikaye gibi kurgu kitaplarının artan bir oranda ilgi görmeye devam ettiğini ancak fikri eserlerin okunma oranlarında ciddi düşüşler yaşandığını aktaran Genç, Fikir eserlerinde kitap okuma oranında ciddi bir düşüş var. 2021'de 90 milyon civarında olan bandrol sayısı 2025'te 36 milyona düştü. bilgisini verdi.Genç, sesli kitap ve e-kitap pazarının henüz yayınevlerinin kar marjlarını büyük bir oranda etkilemediğine dikkati çekerek, kurgu kitapların fikri eserlere göre pazarda çok daha fazla talep gördüğünü vurguladı.İnternette ve mesajlaşma gruplarında hızla yayılan dijital korsanlığın, yayınevlerinin gelirlerini ve üretimini ciddi boyutta etkilediğinin altını çizen Genç, “Bugün komşunun bir kalemi düşse kapısını çalıp iade ediyoruz, almaya çekiniyoruz ama bir kitabın PDF'sini çok rahatlıkla paylaşabiliyoruz. Bu durum bize Türkiye'de telif anlayışının oturmadığını gösteriyor. ifadelerini kullandı.Genç, yapay zekayla üretilen içeriklerin ve ruhsuz kitaplara doğru dönüşen, insan beyninin özgün bir eseri olmayan, onu taklit eden metinlerin kültür dünyasını ciddi anlamda olumsuz etkileyeceğini kaydetti.Kitap okuyucusu biraz daha tutucu davrandıBasın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Halil Çelik ise dijitalleşmenin yayıncılık sektöründeki dönüşümünün diğer kültür endüstrilerine göre daha yavaş ilerlediğini anlattı.Çelik, Müzik, şarkı, video sektörüne yaşatılmış olan bu dijitalleşmedeki durum kitaba aynı şekilde yansımadı. Çünkü kitap biraz da bunların dışında. Kitap okuyucusu biraz daha tutucu davrandı. dedi.2010'larda e-kitapların yaygınlaşmaya başlamasıyla yayıncıların basılı kitapları dijital formatlara dönüştürmesi konusunda hızlı bir refleks gösterdiğini belirten Çelik, kitap sektöründeki dönüşümün müzik ve video alanlarındaki kadar hızlı gerçekleşmediğini kaydetti.Çelik, salgın döneminde insanların evlerinde daha fazla zaman geçirmesiyle kitap satışlarının dijital ortamlara taşındığını, buna rağmen okurların basılı kitaba ilgisinin sürdüğünü dile getirdi.Okurların gün içerisinde zaten yoğun şekilde ekran kullandığını, bu nedenle basılı kitabın birçok kişi için dijital dünyadan uzaklaşmanın bir yolu haline geldiğini, bunun gelecekte de varlığını sürdüreceğini ifade eden Çelik, dijital ürünlerin ise bunun alternatifi olmaktan çok tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Çelik, bir kitabın basılı, e-kitap ve sesli kitap formatlarında okura ulaştırılabilmesinin yayınevleri için yeni bir imkan oluşturduğunu, okurun seyahat sırasında telefon veya tabletinden binlerce kitaba ulaşabilmesinin dijital yayıncılığın önemli avantajlarından biri olduğunu anlattı.Dijitalleşmenin yayıncılık sektöründe oluşturduğu en önemli sorunlardan birinin dijital korsanlık olduğuna dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:Artık bu işler kitabın basılı fiziki korsanı gibi zor da değil. Onlar da dijital vaziyette kitabı üretiyorlar. Büyük büyük matbaalarda bunu yapmalarına da gerek kalmıyor. Kendi oluşturdukları bir odada, küçük bir dijital makineyle sipariş üzerine üretip satışını yapıyorlar. Telegram ve diğer okuyucu gruplarında yapılan paylaşımlar yayıncıları ciddi manada maddi olarak etkiliyor. Bununla beraber yeni içeriklerin, yeni kitapların çıkışını da engelleyecek bir pozisyon oluşturuyor. Neticede siz bir ürünü yayınlayıp okuyucuya ulaştırarak ticari bir menfaat, rant elde ediyorsunuz. Ama yaptığınız iş, korsanla bunun dağıtımını yapanlara yarıyorsa artık o işleri biraz daha geri çekerek yapmaya başlıyorsunuz. Yani içeriklerde sıkıntı oluşmaya başlıyor.Üst düzey dediğimiz bir akademisyen de normal bir okuyucu da bundan faydalanabiliyorÇelik, dijital korsanlığın basılıya kıyasla çok daha hızlı yayılabildiğini anlattı.Dijital ve basılı korsanla mücadele etmenin en büyük faktörünün okuyucunun bilinçlendirilmesi olduğuna değinen Çelik, Bundan üst düzey dediğimiz bir akademisyen de normal bir okuyucu da faydalanabiliyor. Oradan ücretsiz ya da daha düşük bedelle sağladığı veriyi kendine edinmekte hak görebiliyor. dedi.Çelik, geleneksel yayınevlerinin gelecekte ayakta kalabilmesi için dijital dönüşüme uyum sağlaması gerektiğini anlatarak, Basılı kitap olmazsa olmazımız. Çünkü okuyucu kitaba dokunmak istiyor, onu hissetmek istiyor. Bizde hediyeleşme var. Bir arkadaşınızın kütüphanesinden bir kitap beğenirsiniz, onu alıp size okuması için ödünç verebilir ya da hediye edebilir. Yani bunlardan biz vazgeçmiyoruz. diye konuştu.Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Çelik, üniversite kütüphanelerindeki dijital abonelik ve kiralama modellerinin de sektör açısından önemli bir potansiyel taşıdığını sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : DİLAN SUDE ALTUN - Türkiye'de yayıncılık sektörü, son yıllarda dijitalleşme süreciyle birlikte hızla artan telif sorunları ve dijital korsanlıkla mücadele etmeye ve ayakta kalmaya çalışıyor.Sesli kitap ve e-kitap gibi yeni nesil formatların sektöre sunduğu hibrit imkanlar bir yandan okura taşıma ve ulaşılabilirlik kolaylığı sağlarken internette hızla yayılan yasa dışı PDF paylaşımları, mesajlaşma gruplarındaki dijital korsanlık faaliyetleri ve yapay zekanın kontrolsüz kullanımının meydana getirdiği ruhsuz kitap tehlikesi yayıncıların ayakta kalmasını her geçen gün zorlaştırıyor.Özellikle salgın dönemiyle ivme kazanan ve okuma alışkanlıklarını yeniden şekillendiren dijital tüketim pratikleri, geleneksel yayıncılıkta yeni pazar arayışlarını beraberinde getirdi.Anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden ücretsiz paylaşılan PDF kitapların açık bir emek hırsızlığı olduğu, yapay zeka ile şeffaf olmayan yollardan üretilen metinlerin ve çevirilerin edebiyatın özgünlüğüne, kültürel dokusuna ve yayınevlerinin nitelikli iş gücüne ciddi zararlar verdiği ifade ediliyor.- 2021'de 90 milyon civarındaki bandrol sayısı 2025'te 36 milyona düştüTürkiye Basım Yayın Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Burhan Genç, AA muhabirine, dijitalleşmenin müzik ve sinema dünyasında bir ekonomik model sunduğunu ancak kitap sektöründe aynı başarıyı sağlayamadığını söyledi.Genç, kitabın dijitalleşme sürecinde bir ekonomik modele dönüşemediğini belirterek, Dijitalleşme, korsan kullanımların yayılmasına sebep oldu. Ancak bardağın dolu tarafına bakarsak, sesli kitap özellikle kurgu ve edebiyat alanında büyüyen yeni bir pazar oluşturdu. diye konuştu.Dijitalleşmeyle edebiyat, şiir, roman, hikaye gibi kurgu kitaplarının artan bir oranda ilgi görmeye devam ettiğini ancak fikri eserlerin okunma oranlarında ciddi düşüşler yaşandığını aktaran Genç, Fikir eserlerinde kitap okuma oranında ciddi bir düşüş var. 2021'de 90 milyon civarında olan bandrol sayısı 2025'te 36 milyona düştü. bilgisini verdi.Genç, sesli kitap ve e-kitap pazarının henüz yayınevlerinin kar marjlarını büyük bir oranda etkilemediğine dikkati çekerek, kurgu kitapların fikri eserlere göre pazarda çok daha fazla talep gördüğünü vurguladı.İnternette ve mesajlaşma gruplarında hızla yayılan dijital korsanlığın, yayınevlerinin gelirlerini ve üretimini ciddi boyutta etkilediğinin altını çizen Genç, “Bugün komşunun bir kalemi düşse kapısını çalıp iade ediyoruz, almaya çekiniyoruz ama bir kitabın PDF'sini çok rahatlıkla paylaşabiliyoruz. Bu durum bize Türkiye'de telif anlayışının oturmadığını gösteriyor. ifadelerini kullandı.Genç, yapay zekayla üretilen içeriklerin ve ruhsuz kitaplara doğru dönüşen, insan beyninin özgün bir eseri olmayan, onu taklit eden metinlerin kültür dünyasını ciddi anlamda olumsuz etkileyeceğini kaydetti.Kitap okuyucusu biraz daha tutucu davrandıBasın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Halil Çelik ise dijitalleşmenin yayıncılık sektöründeki dönüşümünün diğer kültür endüstrilerine göre daha yavaş ilerlediğini anlattı.Çelik, Müzik, şarkı, video sektörüne yaşatılmış olan bu dijitalleşmedeki durum kitaba aynı şekilde yansımadı. Çünkü kitap biraz da bunların dışında. Kitap okuyucusu biraz daha tutucu davrandı. dedi.2010'larda e-kitapların yaygınlaşmaya başlamasıyla yayıncıların basılı kitapları dijital formatlara dönüştürmesi konusunda hızlı bir refleks gösterdiğini belirten Çelik, kitap sektöründeki dönüşümün müzik ve video alanlarındaki kadar hızlı gerçekleşmediğini kaydetti.Çelik, salgın döneminde insanların evlerinde daha fazla zaman geçirmesiyle kitap satışlarının dijital ortamlara taşındığını, buna rağmen okurların basılı kitaba ilgisinin sürdüğünü dile getirdi.Okurların gün içerisinde zaten yoğun şekilde ekran kullandığını, bu nedenle basılı kitabın birçok kişi için dijital dünyadan uzaklaşmanın bir yolu haline geldiğini, bunun gelecekte de varlığını sürdüreceğini ifade eden Çelik, dijital ürünlerin ise bunun alternatifi olmaktan çok tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Çelik, bir kitabın basılı, e-kitap ve sesli kitap formatlarında okura ulaştırılabilmesinin yayınevleri için yeni bir imkan oluşturduğunu, okurun seyahat sırasında telefon veya tabletinden binlerce kitaba ulaşabilmesinin dijital yayıncılığın önemli avantajlarından biri olduğunu anlattı.Dijitalleşmenin yayıncılık sektöründe oluşturduğu en önemli sorunlardan birinin dijital korsanlık olduğuna dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:Artık bu işler kitabın basılı fiziki korsanı gibi zor da değil. Onlar da dijital vaziyette kitabı üretiyorlar. Büyük büyük matbaalarda bunu yapmalarına da gerek kalmıyor. Kendi oluşturdukları bir odada, küçük bir dijital makineyle sipariş üzerine üretip satışını yapıyorlar. Telegram ve diğer okuyucu gruplarında yapılan paylaşımlar yayıncıları ciddi manada maddi olarak etkiliyor. Bununla beraber yeni içeriklerin, yeni kitapların çıkışını da engelleyecek bir pozisyon oluşturuyor. Neticede siz bir ürünü yayınlayıp okuyucuya ulaştırarak ticari bir menfaat, rant elde ediyorsunuz. Ama yaptığınız iş, korsanla bunun dağıtımını yapanlara yarıyorsa artık o işleri biraz daha geri çekerek yapmaya başlıyorsunuz. Yani içeriklerde sıkıntı oluşmaya başlıyor.Üst düzey dediğimiz bir akademisyen de normal bir okuyucu da bundan faydalanabiliyorÇelik, dijital korsanlığın basılıya kıyasla çok daha hızlı yayılabildiğini anlattı.Dijital ve basılı korsanla mücadele etmenin en büyük faktörünün okuyucunun bilinçlendirilmesi olduğuna değinen Çelik, Bundan üst düzey dediğimiz bir akademisyen de normal bir okuyucu da faydalanabiliyor. Oradan ücretsiz ya da daha düşük bedelle sağladığı veriyi kendine edinmekte hak görebiliyor. dedi.Çelik, geleneksel yayınevlerinin gelecekte ayakta kalabilmesi için dijital dönüşüme uyum sağlaması gerektiğini anlatarak, Basılı kitap olmazsa olmazımız. Çünkü okuyucu kitaba dokunmak istiyor, onu hissetmek istiyor. Bizde hediyeleşme var. Bir arkadaşınızın kütüphanesinden bir kitap beğenirsiniz, onu alıp size okuması için ödünç verebilir ya da hediye edebilir. Yani bunlardan biz vazgeçmiyoruz. diye konuştu.Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Çelik, üniversite kütüphanelerindeki dijital abonelik ve kiralama modellerinin de sektör açısından önemli bir potansiyel taşıdığını sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yeni OVP ile dezenflasyon sürecinin kesintisiz şekilde devamı hedefleniyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yeni-ovp-ile-dezenflasyon-surecinin-kesintisiz-sekilde-devami-hedefleniyor/905049/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yeni-ovp-ile-dezenflasyon-surecinin-kesintisiz-sekilde-devami-hedefleniyor/905049/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Enflasyonla mücadelede eş güdümlü politika yaklaşımı sürdürülecek ve fiyat istikrarı tesis edilene kadar tüm araçlar etkin bir şekilde kullanılacak - Geçmişe endeksli fiyatlama davranışının yerini, enflasyon beklentilerine dayalı fiyatlamanın alması sağlanacak ve fiyat katılıklarının önüne geçilerek enflasyondaki atalet kırılacak]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : SERHAT TUTAK - Yeni Orta Vadeli Program (OVP) döneminde, dezenflasyon sürecinin devamıyla enflasyondaki ataletin kırılması ve tek haneli seviyelerin yeniden görülmesi amaçlanıyor.AA muhabirinin 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den yaptığı derlemeye göre, ağustos ayı itibarıyla yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleşen yıllık tüketici enflasyonunun ardından dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedefleniyor.Programda, dezenflasyon sürecinin kararlı ve kesintisiz sürmesiyle, enflasyondaki ataletin kırılması ve program döneminde enflasyon oranının tek haneli seviyelere indirilerek fiyat istikrarının sağlanması temel amaç olarak öne çıkıyor.Bu kapsamda, program döneminde enflasyonla mücadele çerçevesinde para, maliye ve gelirler politikalarının güçlü eş güdümü sürdürülecek ve talep koşullarının enflasyonist olmayan bir patikada seyretmesi sağlanacak. Toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe sağladığı katkı daha elverişli maliyet koşullarıyla desteklenecek, ürün piyasalarında rekabetin geliştirilmesi ve arz yönlü politikaların güçlendirilmesiyle üretim potansiyeli yukarı taşınacak.Enflasyon oranındaki düşüşle birlikte, gelir dağılımında daha dengeli bir yapı tesis edilerek, kalıcı refah artışına katkı sunulacak. Fiyat istikrarı kalıcı olarak tesis edilene kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tüm politika araçlarını etkin bir biçimde kullanmaya devam edecek.Enflasyondaki atalet kırılacakEnflasyonla mücadelede TCMB bünyesinde enflasyon hedeflemesi uygulamasına ve dalgalı döviz kuru rejimine kararlılıkla devam edilecek, döviz kurlarının serbest piyasa koşullarında arz ve talep dengesine göre oluşması sağlanacak.Enflasyon beklentilerinin hedeflerle uyumlu şekilde çıpalanması için iletişim kanalları güçlendirilecek.Piyasa şeffaflığını artırmak amacıyla zincir marketlerdeki fiyatları paylaşan Market Fiyatları internet sitesinin kamuoyundaki bilinirliği artırılacak.Ayrıca, bütüncül bir yaklaşımla geçmişe endeksli fiyatlama davranışının yerini, enflasyon beklentilerine dayalı fiyatlamanın alması sağlanacak ve fiyat katılıklarının önüne geçilerek enflasyondaki atalet kırılacak. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatların, enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumu artırılacak.Gıda fiyatlarında istikrar ve arz güvenliği sağlanacakTarımsal ürünlerin alım fiyatları, kamu maliyesine etkileri, piyasa dinamikleri ve program hedefleri dikkate alınarak, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecek.Gıda ve tarımsal ürünlerdeki kısa ve uzun dönemli arz-talep ile ithalat-ihracat değişimleri, erken uyarı yaklaşımıyla izlenecek. Gıda arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla stratejik tarım ürünlerinin üretiminde arz-talep dengesi, yeterlilik düzeyleri, su kısıtı ve bölgesel üretim potansiyelleri dikkate alınarak uygulamadaki üretim planlaması sürdürülecek.Enflasyon tahminleriOVP hedeflerine göre, 2026 yılı sonunda TÜFE yıllık artışının yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesi öngörülürken yıl sonu enflasyonunun 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve program dönemi sonu olan 2029'da ise yüzde 9 seviyesine gerileyerek, tek haneye inmesi hedefleniyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : SERHAT TUTAK - Yeni Orta Vadeli Program (OVP) döneminde, dezenflasyon sürecinin devamıyla enflasyondaki ataletin kırılması ve tek haneli seviyelerin yeniden görülmesi amaçlanıyor.AA muhabirinin 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den yaptığı derlemeye göre, ağustos ayı itibarıyla yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleşen yıllık tüketici enflasyonunun ardından dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedefleniyor.Programda, dezenflasyon sürecinin kararlı ve kesintisiz sürmesiyle, enflasyondaki ataletin kırılması ve program döneminde enflasyon oranının tek haneli seviyelere indirilerek fiyat istikrarının sağlanması temel amaç olarak öne çıkıyor.Bu kapsamda, program döneminde enflasyonla mücadele çerçevesinde para, maliye ve gelirler politikalarının güçlü eş güdümü sürdürülecek ve talep koşullarının enflasyonist olmayan bir patikada seyretmesi sağlanacak. Toplam talep koşullarının enflasyondaki düşüşe sağladığı katkı daha elverişli maliyet koşullarıyla desteklenecek, ürün piyasalarında rekabetin geliştirilmesi ve arz yönlü politikaların güçlendirilmesiyle üretim potansiyeli yukarı taşınacak.Enflasyon oranındaki düşüşle birlikte, gelir dağılımında daha dengeli bir yapı tesis edilerek, kalıcı refah artışına katkı sunulacak. Fiyat istikrarı kalıcı olarak tesis edilene kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tüm politika araçlarını etkin bir biçimde kullanmaya devam edecek.Enflasyondaki atalet kırılacakEnflasyonla mücadelede TCMB bünyesinde enflasyon hedeflemesi uygulamasına ve dalgalı döviz kuru rejimine kararlılıkla devam edilecek, döviz kurlarının serbest piyasa koşullarında arz ve talep dengesine göre oluşması sağlanacak.Enflasyon beklentilerinin hedeflerle uyumlu şekilde çıpalanması için iletişim kanalları güçlendirilecek.Piyasa şeffaflığını artırmak amacıyla zincir marketlerdeki fiyatları paylaşan Market Fiyatları internet sitesinin kamuoyundaki bilinirliği artırılacak.Ayrıca, bütüncül bir yaklaşımla geçmişe endeksli fiyatlama davranışının yerini, enflasyon beklentilerine dayalı fiyatlamanın alması sağlanacak ve fiyat katılıklarının önüne geçilerek enflasyondaki atalet kırılacak. Yönetilen ve yönlendirilen fiyatların, enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumu artırılacak.Gıda fiyatlarında istikrar ve arz güvenliği sağlanacakTarımsal ürünlerin alım fiyatları, kamu maliyesine etkileri, piyasa dinamikleri ve program hedefleri dikkate alınarak, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının azaltılmasına yardımcı olacak şekilde belirlenecek.Gıda ve tarımsal ürünlerdeki kısa ve uzun dönemli arz-talep ile ithalat-ihracat değişimleri, erken uyarı yaklaşımıyla izlenecek. Gıda arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla stratejik tarım ürünlerinin üretiminde arz-talep dengesi, yeterlilik düzeyleri, su kısıtı ve bölgesel üretim potansiyelleri dikkate alınarak uygulamadaki üretim planlaması sürdürülecek.Enflasyon tahminleriOVP hedeflerine göre, 2026 yılı sonunda TÜFE yıllık artışının yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesi öngörülürken yıl sonu enflasyonunun 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve program dönemi sonu olan 2029'da ise yüzde 9 seviyesine gerileyerek, tek haneye inmesi hedefleniyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Uzmanlar, Avrupa'nın İsrail'le silah ticaretini sürdürerek uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiği görüşünde</title>
      <link>https://www.canligaste.com/uzmanlar-avrupa-nin-israil-le-silah-ticaretini-surdurerek-uluslararasi-yukumluluklerini-ihlal-ettigi-gorusunde/905048/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/uzmanlar-avrupa-nin-israil-le-silah-ticaretini-surdurerek-uluslararasi-yukumluluklerini-ihlal-ettigi-gorusunde/905048/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Oslo Üniversitesi Norveç İnsan Hakları Merkezinden Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Profesörü Gentian Zyberi: - Gazze'de Filistinlileri öldürerek, yaralayarak ve aç bırakarak, ayrıca Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te etnik temizlik yaparak uluslararası hukuku her gün ihlal eden bir ülkenin hükümetiyle herhangi bir hükümetin askeri işbirliğinden ve anlaşmalardan kaçınması yerinde olacaktır - Batı İngiltere Üniversitesinden Uluslararası Ceza Hukuku Profesörü Gerhard Kemp: - Devletlerin İsrail'e silah sağlamaya devam etmesini son derece sorumsuz bir davranış olarak görüyorum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : İBRAHİM HAMDİ HACICAFEROĞLU - Uzmanlar, Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinin Gazze'de soykırım yapmakla suçlanan İsrail'e silah satışlarını sürdürerek ve yeni askeri anlaşmalara imza atarak uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiklerini belirtti.İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sürerken ve İsrailli yetkililer Filistinlilerin Gazze'den zorla çıkarılmasına yönelik planın halen gündemde olduğunu ifade ederken bazı Avrupa ülkelerinin İsrail'le yeni askeri anlaşmalar imzalaması tepkiyle karşılanıyor.Oslo Üniversitesi Norveç İnsan Hakları Merkezinden Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Profesörü Gentian Zyberi ve İngiltere'nin Bristol kentindeki Batı İngiltere Üniversitesinden Uluslararası Ceza Hukuku Profesörü Gerhard Kemp, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistinlilerin Gazze'den sürgün planının hala gündemde olduğunu söylediği dönemde Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi ülkelerin Tel Aviv'le askeri anlaşmalar yapması ve ilişkilerini sürdürmesiyle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Zyberi, Katz'ın açıklamasının Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi uyarınca uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini, 147. maddenin ağır ihlali olduğunu, ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) kurucu anlaşması Roma Statüsü'nün 8. maddesi kapsamında da savaş suçu olarak tanımlandığına dikkati çekerek, UCM Savcılığının bu açıklamaları incelemesi, Filistinlilerin sürgün edilmesini destekleyen İsrailli yetkililere yönelik suç duyurusunda bulunması gerektiğini söyledi.Almanya'nın taraf olduğu Silah Ticareti Anlaşması'nın 6. maddesi uyarınca üçüncü ülkeye silah transferi yaparken bunların kitlesel vahşet suçları işlemek amacıyla kullanılmamasını sağlama sorumluluğunun bulunduğunu vurgulayan Zyberi, Gazze'de savaş suçlarının neredeyse bir yıldır süren ateşkese rağmen devam ettiğine dair kamuya yansıyan bilgiler göz önüne alındığında Almanya, bu tür silah transferlerini durdurmayı veya ertelemeyi değerlendirmelidir. uyarısında bulundu.Nikaragua'nın Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in Gazze'de soykırım işlediği ve Almanya'nın buna siyasi, mali ve askeri destek verdiği iddiasıyla Almanya aleyhine dava açtığını hatırlatan Zyberi, Berlin'in, Tel Aviv'e silah transferlerini sürdürmesinin Almanya'nın UAD nezdinde sorumlu tutulmasıyla sonuçlanabileceğini dile getirdi.Zyberi, sözlerini şöyle tamamladı:İsrail'in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uymadığı gerekçesiyle Güney Afrika tarafından UAD'ye götürüldüğü ve başbakanının UCM tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla itham edildiği bir dönemde Gazze'de Filistinlileri öldürerek, yaralayarak ve aç bırakarak, ayrıca Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te etnik temizlik yaparak uluslararası hukuku her gün ihlal eden bir ülkenin hükümetiyle herhangi bir hükümetin askeri işbirliğinden ve anlaşmalardan kaçınması yerinde olacaktır.İsrail&#039;e silah transferini sürdürmek sorumsuz bir davranışKemp de Güney Afrika'nın İsrail'e karşı UAD'de açtığı soykırım davasında Tel Aviv'in Divanın geçici tedbir kararlarına uymadığını, bunun sonucu olarak Gazze'de koşulların ağır olmaya devam ettiğini ve ateşkese rağmen çok sayıda Filistinlinin İsrail'in saldırılarında hayatını kaybettiğini söyledi.Filistinlilerin Gazze'den göçünün gönüllü gibi gösterilmeye çalışılsa da bölgedeki dayanılmaz yaşam koşulları nedeniyle öyle olmayacağına dikkati çeken Kemp, Üst düzey İsrailli siyasetçilerin, Filistinlilerin Gazze'yi terk etmeleri konusunda 'teşvik edilmeleri' gerektiğine dair açıklamaları, (Birleşmiş Milletler Bağımsız Komisyonunun iki raporuyla da teyit edildiği üzere) süregelen soykırım bağlamında değerlendirilmelidir. ifadesini kullandı.Kemp, Filistinlilere dayanılmaz koşulların dayatılması ve Gazze'den zorla uzaklaştırma çabalarının savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım niyetini gösteren etnik temizlik eylemi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.İsrail'e silah göndermeyi sürdüren ülkelerin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etme riskiyle karşı karşıya bulunduklarının altını çizen Kemp, Bu tablo karşısında devletlerin İsrail'e silah sağlamaya devam etmesini son derece sorumsuz bir davranış olarak görüyorum. değerlendirmesini yaptı.Kemp, UAD'nin İsrail'e yönelik kararlarının uygulanması için uluslararası toplumun desteğine güvendiğini, benzeri kararları alabilecek mercinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ancak ABD'nin bu tür kararları veto edeceğini belirterek Yine de devletler, münferit olarak (Almanya ve Yunanistan gibi) İsrail ile olan ikili ilişkilerinde uluslararası hukuka bağlı kalmalıdır. dedi.İsrail ordusu, 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkese rağmen Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarına devam ediyor.Son resmi verilere göre, ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında 1344 Filistinli yaşamını yitirdi, 4 bin 464 kişi yaralandı.İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 73 bin 651 kişi hayatını kaybetti, 174 bin 575 kişi yaralandı.Alman hükümetinin Gazze'de soykırım uygulamakla suçlanan İsrail'e yönelik devreye alınan kısmi silah ihracatı kısıtlamalarını kaldırmasının ardından bu ülkeye yaklaşık 800 milyon avro değerinde askeri teçhizat sevkiyatına onay verdiği ortaya çıkmıştı.Finlandiya'nın İsrail ile savunma işbirliği anlaşmasını, Gazze'de soykırımın devam ettiği 2024'te kamuoyuna duyurmadan imzaladığı ve 2034'e kadar uzattığı da gün yüzüne çıkmıştı.İsrail Savunma Bakanlığı ile Yunanistan Savunma Bakanlığı arasında Tel Aviv'de yaklaşık 3 milyar avro değerindeki Aşil Kalkanı hava savunma anlaşması imzalanmıştı.Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Christian Wigand, İsrailli yetkililerin Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin ifadelerine dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nin Batı Şeria ve Filistinlilerle birlikte tek ve bütün bir yapı olarak gelecekteki Filistin Devletinin parçası olması gerektiğinin altını çizerek Gazze Şeridi'nde demografik veya toprak bakımından herhangi bir değişiklik yapılmasına yönelik tüm girişimleri reddediyoruz. ifadesini kullanmıştı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : İBRAHİM HAMDİ HACICAFEROĞLU - Uzmanlar, Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinin Gazze'de soykırım yapmakla suçlanan İsrail'e silah satışlarını sürdürerek ve yeni askeri anlaşmalara imza atarak uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiklerini belirtti.İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sürerken ve İsrailli yetkililer Filistinlilerin Gazze'den zorla çıkarılmasına yönelik planın halen gündemde olduğunu ifade ederken bazı Avrupa ülkelerinin İsrail'le yeni askeri anlaşmalar imzalaması tepkiyle karşılanıyor.Oslo Üniversitesi Norveç İnsan Hakları Merkezinden Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Profesörü Gentian Zyberi ve İngiltere'nin Bristol kentindeki Batı İngiltere Üniversitesinden Uluslararası Ceza Hukuku Profesörü Gerhard Kemp, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistinlilerin Gazze'den sürgün planının hala gündemde olduğunu söylediği dönemde Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi ülkelerin Tel Aviv'le askeri anlaşmalar yapması ve ilişkilerini sürdürmesiyle ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Zyberi, Katz'ın açıklamasının Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi uyarınca uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini, 147. maddenin ağır ihlali olduğunu, ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) kurucu anlaşması Roma Statüsü'nün 8. maddesi kapsamında da savaş suçu olarak tanımlandığına dikkati çekerek, UCM Savcılığının bu açıklamaları incelemesi, Filistinlilerin sürgün edilmesini destekleyen İsrailli yetkililere yönelik suç duyurusunda bulunması gerektiğini söyledi.Almanya'nın taraf olduğu Silah Ticareti Anlaşması'nın 6. maddesi uyarınca üçüncü ülkeye silah transferi yaparken bunların kitlesel vahşet suçları işlemek amacıyla kullanılmamasını sağlama sorumluluğunun bulunduğunu vurgulayan Zyberi, Gazze'de savaş suçlarının neredeyse bir yıldır süren ateşkese rağmen devam ettiğine dair kamuya yansıyan bilgiler göz önüne alındığında Almanya, bu tür silah transferlerini durdurmayı veya ertelemeyi değerlendirmelidir. uyarısında bulundu.Nikaragua'nın Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in Gazze'de soykırım işlediği ve Almanya'nın buna siyasi, mali ve askeri destek verdiği iddiasıyla Almanya aleyhine dava açtığını hatırlatan Zyberi, Berlin'in, Tel Aviv'e silah transferlerini sürdürmesinin Almanya'nın UAD nezdinde sorumlu tutulmasıyla sonuçlanabileceğini dile getirdi.Zyberi, sözlerini şöyle tamamladı:İsrail'in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uymadığı gerekçesiyle Güney Afrika tarafından UAD'ye götürüldüğü ve başbakanının UCM tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla itham edildiği bir dönemde Gazze'de Filistinlileri öldürerek, yaralayarak ve aç bırakarak, ayrıca Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te etnik temizlik yaparak uluslararası hukuku her gün ihlal eden bir ülkenin hükümetiyle herhangi bir hükümetin askeri işbirliğinden ve anlaşmalardan kaçınması yerinde olacaktır.İsrail&#039;e silah transferini sürdürmek sorumsuz bir davranışKemp de Güney Afrika'nın İsrail'e karşı UAD'de açtığı soykırım davasında Tel Aviv'in Divanın geçici tedbir kararlarına uymadığını, bunun sonucu olarak Gazze'de koşulların ağır olmaya devam ettiğini ve ateşkese rağmen çok sayıda Filistinlinin İsrail'in saldırılarında hayatını kaybettiğini söyledi.Filistinlilerin Gazze'den göçünün gönüllü gibi gösterilmeye çalışılsa da bölgedeki dayanılmaz yaşam koşulları nedeniyle öyle olmayacağına dikkati çeken Kemp, Üst düzey İsrailli siyasetçilerin, Filistinlilerin Gazze'yi terk etmeleri konusunda 'teşvik edilmeleri' gerektiğine dair açıklamaları, (Birleşmiş Milletler Bağımsız Komisyonunun iki raporuyla da teyit edildiği üzere) süregelen soykırım bağlamında değerlendirilmelidir. ifadesini kullandı.Kemp, Filistinlilere dayanılmaz koşulların dayatılması ve Gazze'den zorla uzaklaştırma çabalarının savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım niyetini gösteren etnik temizlik eylemi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.İsrail'e silah göndermeyi sürdüren ülkelerin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etme riskiyle karşı karşıya bulunduklarının altını çizen Kemp, Bu tablo karşısında devletlerin İsrail'e silah sağlamaya devam etmesini son derece sorumsuz bir davranış olarak görüyorum. değerlendirmesini yaptı.Kemp, UAD'nin İsrail'e yönelik kararlarının uygulanması için uluslararası toplumun desteğine güvendiğini, benzeri kararları alabilecek mercinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ancak ABD'nin bu tür kararları veto edeceğini belirterek Yine de devletler, münferit olarak (Almanya ve Yunanistan gibi) İsrail ile olan ikili ilişkilerinde uluslararası hukuka bağlı kalmalıdır. dedi.İsrail ordusu, 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkese rağmen Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarına devam ediyor.Son resmi verilere göre, ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında 1344 Filistinli yaşamını yitirdi, 4 bin 464 kişi yaralandı.İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 73 bin 651 kişi hayatını kaybetti, 174 bin 575 kişi yaralandı.Alman hükümetinin Gazze'de soykırım uygulamakla suçlanan İsrail'e yönelik devreye alınan kısmi silah ihracatı kısıtlamalarını kaldırmasının ardından bu ülkeye yaklaşık 800 milyon avro değerinde askeri teçhizat sevkiyatına onay verdiği ortaya çıkmıştı.Finlandiya'nın İsrail ile savunma işbirliği anlaşmasını, Gazze'de soykırımın devam ettiği 2024'te kamuoyuna duyurmadan imzaladığı ve 2034'e kadar uzattığı da gün yüzüne çıkmıştı.İsrail Savunma Bakanlığı ile Yunanistan Savunma Bakanlığı arasında Tel Aviv'de yaklaşık 3 milyar avro değerindeki Aşil Kalkanı hava savunma anlaşması imzalanmıştı.Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Christian Wigand, İsrailli yetkililerin Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin ifadelerine dair AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi'nin Batı Şeria ve Filistinlilerle birlikte tek ve bütün bir yapı olarak gelecekteki Filistin Devletinin parçası olması gerektiğinin altını çizerek Gazze Şeridi'nde demografik veya toprak bakımından herhangi bir değişiklik yapılmasına yönelik tüm girişimleri reddediyoruz. ifadesini kullanmıştı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/uzmanlar-avrupa-nin-israil-le-silah-ticaretini-surdurerek-uluslararasi-yukumluluklerini-ihlal-ettigi-gorusunde.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Çevirmenler yapay zekayı rakip değil yeni nesil iş arkadaşı olarak görüyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/cevirmenler-yapay-zekayi-rakip-degil-yeni-nesil-is-arkadasi-olarak-goruyor/905047/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/cevirmenler-yapay-zekayi-rakip-degil-yeni-nesil-is-arkadasi-olarak-goruyor/905047/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Türkiye Çevirmenler Derneği ve Çeviri Kuruluşları Federasyonu Genel Başkanı Ahmet Varol: - Mütercim ve tercümanlık okuyan arkadaşlarımızın hiç kaygısı olmasın. Her zaman bu mesleği yapabilirler. Sadece yapay zekayı yok sayamazlar, o zaman kendileri de yok olur. Yapay zekayla yeni nesil arkadaş olarak birlikte çalışacaklar, aradaki boşlukları kendileri tamamlayacak - Marmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sevinç Arı: - Bir çevirmen saatte ortalama 250 ila 350 kelime arasında potansiyeline göre çeviri yapabilirken biz bunu yapay zekayla şu an 1800 kelimeye kadar çıkarabiliyoruz. Yapay zeka işimizi kolaylaştırarak bir aracımız haline geldi. Fiyatları düşürdü ama iş kapasitemizi çok artırdı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : EMİRHAN KÜZKÜNCÜK - Yapay zeka, çeviri sektöründe hız ve iş kapasitesini artırarak mesleğin çalışma biçimini dönüştürürken, uzmanlar teknolojinin insanın yerini alamayacağını, geleceğin ise yapay zekayla birlikte çalışan nitelikli çevirmenler üzerine şekilleneceğini belirtiyor.Metinleri yalnızca kelime karşılıkları üzerinden çevirmek yerine bağlamı, cümle yapısını ve dilin kullanım özelliklerini analiz edebilen yapay zeka sistemleri, farklı diller arasındaki iletişimi kolaylaştırırken çeviri sektöründeki iş süreçlerini de dönüştürüyor.Yapay zekanın çevirmenlik mesleğine etkilerini AA muhabirine değerlendiren Türkiye Çevirmenler Derneği ve Çeviri Kuruluşları Federasyonu Genel Başkanı Ahmet Varol, bu teknolojinin mesleği tamamen değiştirmekten ziyade çeviri süreçlerini kolaylaştırdığını söyledi.Varol, yapay zeka ve çevirmenlik mesleğinin bir bütün olduğunu vurgulayarak, Profesyonel bir çevirmen yapay zekayla uyumlu çalışmazsa başarılı olamaz. Başarılı olsa dahi yapay zekayla bir günde yapabileceği çeviriyi iki ayda yapabilir. Bu sefer üretkenliği zayıflar, rekabet şansı olmaz. O zaman da tercümanlık yapamaz. Yapay zeka olmazsa olmazdır. dedi.Yapay zekanın çeviri sürecinde sorumluluk üstlenemeyeceğine dikkati çeken Varol, mesleki sorumluluğun çevirmenlerde olmaya devam edeceğini ve bu nedenle insan unsurunun önemini koruyacağını belirtti.Yapay zekanın çeviri sektöründeki iş hacmini azaltmadığını ancak müşterilerin fiyat beklentilerini değiştirdiğini belirten Varol, Kısa sürede çeviri yapıldığı için, çeviri müşterisinin de 'Bu kadar kısa sürede böyle para kazanamazsınız.' düşüncesiyle aşağı yukarı fiyatta yüzde 75 indirim beklentisi oluyor. diye konuştu.Varol, resmi belge çevirilerinde piyasada bir dengesizlik olduğunu söyleyerek, Noterde tasdik gereken 20 satırlık bir evrakın yaklaşık 1700-2 bin lira arası sadece mühür parası var. Çevirmen bunun yanında 100 lira isterse komik düşer. Dolayısıyla normalde 1500 lira alınması gerekirken, bazı arkadaşlarımız gelir kaygısı nedeniyle bunu 200 ila 300 lira arasında bile yapabiliyor. Onun için piyasada bir dengesizlik var. ifadelerini kullandı.Uzun belgeler, kitaplar ve kataloglarda tekrar eden metinlerin çeviri süresini uzattığını belirten Varol, yapay zekanın bu tür metinlerin çevrilmesinde önemli ölçüde zaman kazandırdığını ifade etti.Varol, uzun belgeler, kitaplar ve kataloglardaki tekrar eden metinlerin yapay zeka sayesinde daha kısa sürede çevrilebildiğini ancak ortaya çıkan çevirinin, metnin doğru anlaşılıp anlaşılmadığının belirlenmesi için mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı.- Çevirmenlikteki sorunlar için proje hazırlayıp Adalet Bakanlığına sunduk Yapay zeka ile insan arasındaki farklılıkları değerlendiren Varol, şunları kaydetti:Yapay zeka ne kadar iyi bir çeviri yaparsa yapsın onda öngörülebilirlik ve sorumluluk yok. Yani sadece düz çeviri yapıyor. Kelime çevirisiyle çevirmenlik olmuyor zaten. Çevirmenlerin biraz daha uzmanlaşması lazım. Yapay zekanın yaptığı çeviriyi kontrol ettiği zaman mükemmel bir çeviri olur ve sorumluluğunu yapay zeka değil o insan alır. İnsan unsuru olmadığı zaman çevirinin bir anlamı yok. Yani insan çevirmenliğin vazgeçilmezidir. Dolayısıyla mütercim ve tercümanlık okuyan arkadaşlarımızın hiç kaygısı olmasın. Her zaman bu mesleği yapabilirler. Sadece yapay zekayı yok sayamazlar, o zaman kendileri de yok olur. Yapay zekayla yeni nesil arkadaş olarak birlikte çalışacaklar, aradaki boşlukları kendileri tamamlayacak.Çevirmenlikteki sorunları çözmek için federasyon olarak bir proje hazırladıklarını ve Adalet Bakanlığına sunduklarını söyleyen Varol, fiyat belirsizliğinin giderilmesi için tarifelerin alt sınırının belirlenmesi gerektiğini ifade etti.Yapay zeka, hızımızı ve kalitemizi artıran bir araçtırMarmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sevinç Arı ise geleneksel bilgisayar destekli çeviri yazılımlarından farklı olarak yapay zeka sistemleriyle çift yönlü etkileşim kurulabildiğini söyledi.Yapay zekanın büyük dil modellerine dayandığını, bağlam ve kültürel unsurların aktarımında yetersiz kalabildiğini belirten Arı, bu sistemlerin hata yapma oranının yüksek olduğuna dikkati çekti.Arı, Yapay zeka sadece kelimeleri ve cümleleri eşleştirir, üslup, kültürel boyut ve alıcı kitlesinin anlama kapasitesi gibi unsurları tam sağlayamaz. Bu nedenle resmi ve nitelikli belgelerde uzman bir çevirmenin kontrolü şarttır. dedi.Çevirinin sadece yabancı dil bilenlerin yapabileceği bir iş olmadığını ifade eden Arı, Yapay zeka bizim işlerimizi kolaylaştıran, hızımızı ve kalitemizi artıran bir araçtır. Öğrencilerimize bu teknolojiye karşı bir direnç göstermek yerine kendilerini buna nasıl uyumlayabileceklerini aktarmaya gayret gösteriyoruz. Metin geleneğini ve kuramları bilmeyen biri yapay zeka çevirisini zaten doğru yönetemez. Bu nedenle nitelikli ve yetişmiş çevirmenlere her zaman ihtiyaç duyulacaktır. şeklinde konuştu.Arı, üniversitede nitelikli çevirmenler yetiştirmek amacıyla müfredatı güncel tuttuklarını ve yapay zeka teknolojilerini eğitim süreçlerine entegre ettiklerini söyledi.Yapay zeka destekli çeviri teknolojilerinin son 5 yılda önemli ölçüde geliştiğine dikkati çeken Arı, Bir çevirmen saatte ortalama 250 ila 350 kelime arasında potansiyeline göre çeviri yapabilirken biz bunu yapay zekayla şu an 1800 kelimeye kadar çıkarabiliyoruz. Yapay zeka işimizi kolaylaştırarak bir aracımız haline geldi. Fiyatları düşürdü ama iş kapasitemizi çok artırdı. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : EMİRHAN KÜZKÜNCÜK - Yapay zeka, çeviri sektöründe hız ve iş kapasitesini artırarak mesleğin çalışma biçimini dönüştürürken, uzmanlar teknolojinin insanın yerini alamayacağını, geleceğin ise yapay zekayla birlikte çalışan nitelikli çevirmenler üzerine şekilleneceğini belirtiyor.Metinleri yalnızca kelime karşılıkları üzerinden çevirmek yerine bağlamı, cümle yapısını ve dilin kullanım özelliklerini analiz edebilen yapay zeka sistemleri, farklı diller arasındaki iletişimi kolaylaştırırken çeviri sektöründeki iş süreçlerini de dönüştürüyor.Yapay zekanın çevirmenlik mesleğine etkilerini AA muhabirine değerlendiren Türkiye Çevirmenler Derneği ve Çeviri Kuruluşları Federasyonu Genel Başkanı Ahmet Varol, bu teknolojinin mesleği tamamen değiştirmekten ziyade çeviri süreçlerini kolaylaştırdığını söyledi.Varol, yapay zeka ve çevirmenlik mesleğinin bir bütün olduğunu vurgulayarak, Profesyonel bir çevirmen yapay zekayla uyumlu çalışmazsa başarılı olamaz. Başarılı olsa dahi yapay zekayla bir günde yapabileceği çeviriyi iki ayda yapabilir. Bu sefer üretkenliği zayıflar, rekabet şansı olmaz. O zaman da tercümanlık yapamaz. Yapay zeka olmazsa olmazdır. dedi.Yapay zekanın çeviri sürecinde sorumluluk üstlenemeyeceğine dikkati çeken Varol, mesleki sorumluluğun çevirmenlerde olmaya devam edeceğini ve bu nedenle insan unsurunun önemini koruyacağını belirtti.Yapay zekanın çeviri sektöründeki iş hacmini azaltmadığını ancak müşterilerin fiyat beklentilerini değiştirdiğini belirten Varol, Kısa sürede çeviri yapıldığı için, çeviri müşterisinin de 'Bu kadar kısa sürede böyle para kazanamazsınız.' düşüncesiyle aşağı yukarı fiyatta yüzde 75 indirim beklentisi oluyor. diye konuştu.Varol, resmi belge çevirilerinde piyasada bir dengesizlik olduğunu söyleyerek, Noterde tasdik gereken 20 satırlık bir evrakın yaklaşık 1700-2 bin lira arası sadece mühür parası var. Çevirmen bunun yanında 100 lira isterse komik düşer. Dolayısıyla normalde 1500 lira alınması gerekirken, bazı arkadaşlarımız gelir kaygısı nedeniyle bunu 200 ila 300 lira arasında bile yapabiliyor. Onun için piyasada bir dengesizlik var. ifadelerini kullandı.Uzun belgeler, kitaplar ve kataloglarda tekrar eden metinlerin çeviri süresini uzattığını belirten Varol, yapay zekanın bu tür metinlerin çevrilmesinde önemli ölçüde zaman kazandırdığını ifade etti.Varol, uzun belgeler, kitaplar ve kataloglardaki tekrar eden metinlerin yapay zeka sayesinde daha kısa sürede çevrilebildiğini ancak ortaya çıkan çevirinin, metnin doğru anlaşılıp anlaşılmadığının belirlenmesi için mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı.- Çevirmenlikteki sorunlar için proje hazırlayıp Adalet Bakanlığına sunduk Yapay zeka ile insan arasındaki farklılıkları değerlendiren Varol, şunları kaydetti:Yapay zeka ne kadar iyi bir çeviri yaparsa yapsın onda öngörülebilirlik ve sorumluluk yok. Yani sadece düz çeviri yapıyor. Kelime çevirisiyle çevirmenlik olmuyor zaten. Çevirmenlerin biraz daha uzmanlaşması lazım. Yapay zekanın yaptığı çeviriyi kontrol ettiği zaman mükemmel bir çeviri olur ve sorumluluğunu yapay zeka değil o insan alır. İnsan unsuru olmadığı zaman çevirinin bir anlamı yok. Yani insan çevirmenliğin vazgeçilmezidir. Dolayısıyla mütercim ve tercümanlık okuyan arkadaşlarımızın hiç kaygısı olmasın. Her zaman bu mesleği yapabilirler. Sadece yapay zekayı yok sayamazlar, o zaman kendileri de yok olur. Yapay zekayla yeni nesil arkadaş olarak birlikte çalışacaklar, aradaki boşlukları kendileri tamamlayacak.Çevirmenlikteki sorunları çözmek için federasyon olarak bir proje hazırladıklarını ve Adalet Bakanlığına sunduklarını söyleyen Varol, fiyat belirsizliğinin giderilmesi için tarifelerin alt sınırının belirlenmesi gerektiğini ifade etti.Yapay zeka, hızımızı ve kalitemizi artıran bir araçtırMarmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sevinç Arı ise geleneksel bilgisayar destekli çeviri yazılımlarından farklı olarak yapay zeka sistemleriyle çift yönlü etkileşim kurulabildiğini söyledi.Yapay zekanın büyük dil modellerine dayandığını, bağlam ve kültürel unsurların aktarımında yetersiz kalabildiğini belirten Arı, bu sistemlerin hata yapma oranının yüksek olduğuna dikkati çekti.Arı, Yapay zeka sadece kelimeleri ve cümleleri eşleştirir, üslup, kültürel boyut ve alıcı kitlesinin anlama kapasitesi gibi unsurları tam sağlayamaz. Bu nedenle resmi ve nitelikli belgelerde uzman bir çevirmenin kontrolü şarttır. dedi.Çevirinin sadece yabancı dil bilenlerin yapabileceği bir iş olmadığını ifade eden Arı, Yapay zeka bizim işlerimizi kolaylaştıran, hızımızı ve kalitemizi artıran bir araçtır. Öğrencilerimize bu teknolojiye karşı bir direnç göstermek yerine kendilerini buna nasıl uyumlayabileceklerini aktarmaya gayret gösteriyoruz. Metin geleneğini ve kuramları bilmeyen biri yapay zeka çevirisini zaten doğru yönetemez. Bu nedenle nitelikli ve yetişmiş çevirmenlere her zaman ihtiyaç duyulacaktır. şeklinde konuştu.Arı, üniversitede nitelikli çevirmenler yetiştirmek amacıyla müfredatı güncel tuttuklarını ve yapay zeka teknolojilerini eğitim süreçlerine entegre ettiklerini söyledi.Yapay zeka destekli çeviri teknolojilerinin son 5 yılda önemli ölçüde geliştiğine dikkati çeken Arı, Bir çevirmen saatte ortalama 250 ila 350 kelime arasında potansiyeline göre çeviri yapabilirken biz bunu yapay zekayla şu an 1800 kelimeye kadar çıkarabiliyoruz. Yapay zeka işimizi kolaylaştırarak bir aracımız haline geldi. Fiyatları düşürdü ama iş kapasitemizi çok artırdı. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İsrail saldırısında annesini kaybeden Filistinli çocuk, acısını ney üfleyerek unutmaya çalışıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/israil-saldirisinda-annesini-kaybeden-filistinli-cocuk-acisini-ney-ufleyerek-unutmaya-calisiyor/905046/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/israil-saldirisinda-annesini-kaybeden-filistinli-cocuk-acisini-ney-ufleyerek-unutmaya-calisiyor/905046/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Gazzeli çocuk Azmi Mahir Ayyaş: - Bugün her ney üfleyişimde annemi hatırlıyorum ve onu her hatırladığımda ya da üzüldüğümde de ney üflüyorum. 3 yıldır savaştayız, oyun oynayacak yerimiz ya da oyuncağımız yok. Ney, bana 3 yıldır yaşadığımız bu acıyı unutturuyor - Gazzeli çocuklar yetenekli. Annemin de bu yeteneğimi görmesini isterdim]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : İsrail saldırısında annesini kaybeden Gazzeli çocuk Azmi Mahir Ayyaş (14), hayatının sona erdiğini düşünürken neyle yeniden yaşama tutundu.Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda yaşayan Ayyaş ailesi, İsrail ordusunun, saldırılar sürerken bölgeyi boşaltmalarını istemesiyle Zevayide'ye göç etti.Ancak ölüm orada da peşlerini bırakmadı. Göç etmelerinden yaklaşık bir hafta sonra İsrail'e ait quadcopter tipi insansız hava araçlarıyla (İHA) bölge taranmaya başladı.Ocak 2024'te bir gün, sabah kahvaltısı yaparlerken quadcopter'ten açılan ateşle Ayyaş'ın annesi vuruldu.Hayatının sona erdiğini düşündüSaldırı şokuyla ilk başta ne olduğunu anlamadıklarını, sonra annesini hastaneye kaldırdıklarını söyleyen Ayyaş, Annemi hastaneden kefenle çıkardılar. diyerek normal başlayan bir günün nasıl faciayla bittiğini anlattı.Ayyaş, O an hayatım sona ermiş gibi hissettim. diyerek, bir süre sonra bu acıyı unutmak ve oyalanmak için bir şeyler yapması gerektiğine karar verdiğini ifade etti.Annesinin vefatından sonra Han Yunus'a gittiklerini ve orada dedesinin ona ney çalmayı öğrettiğini kaydeden Ayyaş, yokluğun hüküm sürdüğü Gazze'de bu serüvenin nasıl başlayıp ilerlediğini şöyle anlattı:Dedem plastik borudan yaptığı neyi çalıyordu. Plastik neyden çıkan ses hoşuma gitti ve bu aleti çalmayı öğrenmem lazım dedim. İlk çalmaya başladığım zamanlar üflediğimde başım dönüyordu ama yine de devam etmeliyim dedim.Ney, acısına ortak olduBugün her ney üfleyişimde annemi hatırlıyorum ve onu her hatırladığımda ya da üzüldüğümde de ney üflüyorum. 3 yıldır savaştayız, oyun oynayacak yerimiz ya da oyuncağımız yok. Ney, bana 3 yıldır yaşadığımız bu acıyı unutturuyor. diyen Ayyaş, yaşadığı ayrılık ve kaybın ney ile hafiflediğini söyledi.Ayyaş, bu enstrümanı çalma konusunda ustalaşmak istediğini kaydederek, Gazzeli çocuklar yetenekli. Annemin de bu yeteneğimi görmesini isterdim. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : İsrail saldırısında annesini kaybeden Gazzeli çocuk Azmi Mahir Ayyaş (14), hayatının sona erdiğini düşünürken neyle yeniden yaşama tutundu.Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda yaşayan Ayyaş ailesi, İsrail ordusunun, saldırılar sürerken bölgeyi boşaltmalarını istemesiyle Zevayide'ye göç etti.Ancak ölüm orada da peşlerini bırakmadı. Göç etmelerinden yaklaşık bir hafta sonra İsrail'e ait quadcopter tipi insansız hava araçlarıyla (İHA) bölge taranmaya başladı.Ocak 2024'te bir gün, sabah kahvaltısı yaparlerken quadcopter'ten açılan ateşle Ayyaş'ın annesi vuruldu.Hayatının sona erdiğini düşündüSaldırı şokuyla ilk başta ne olduğunu anlamadıklarını, sonra annesini hastaneye kaldırdıklarını söyleyen Ayyaş, Annemi hastaneden kefenle çıkardılar. diyerek normal başlayan bir günün nasıl faciayla bittiğini anlattı.Ayyaş, O an hayatım sona ermiş gibi hissettim. diyerek, bir süre sonra bu acıyı unutmak ve oyalanmak için bir şeyler yapması gerektiğine karar verdiğini ifade etti.Annesinin vefatından sonra Han Yunus'a gittiklerini ve orada dedesinin ona ney çalmayı öğrettiğini kaydeden Ayyaş, yokluğun hüküm sürdüğü Gazze'de bu serüvenin nasıl başlayıp ilerlediğini şöyle anlattı:Dedem plastik borudan yaptığı neyi çalıyordu. Plastik neyden çıkan ses hoşuma gitti ve bu aleti çalmayı öğrenmem lazım dedim. İlk çalmaya başladığım zamanlar üflediğimde başım dönüyordu ama yine de devam etmeliyim dedim.Ney, acısına ortak olduBugün her ney üfleyişimde annemi hatırlıyorum ve onu her hatırladığımda ya da üzüldüğümde de ney üflüyorum. 3 yıldır savaştayız, oyun oynayacak yerimiz ya da oyuncağımız yok. Ney, bana 3 yıldır yaşadığımız bu acıyı unutturuyor. diyen Ayyaş, yaşadığı ayrılık ve kaybın ney ile hafiflediğini söyledi.Ayyaş, bu enstrümanı çalma konusunda ustalaşmak istediğini kaydederek, Gazzeli çocuklar yetenekli. Annemin de bu yeteneğimi görmesini isterdim. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>TROY'un kullanım yaygınlığını artıracak çalışmalar yürütülecek</title>
      <link>https://www.canligaste.com/troy-un-kullanim-yayginligini-artiracak-calismalar-yurutulecek/905045/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/troy-un-kullanim-yayginligini-artiracak-calismalar-yurutulecek/905045/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Sermaye piyasalarında yatırımcı ve yatırım kuruluşları kaynaklı risklerin bütüncül izlenmesi, sistemik risklerin tespiti ve erken uyarı amacıyla Yatırımcı Risk Merkezi kurulacak ve Yatırımcı Risk Takip Sistemi oluşturulacak - Sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihraç edilebilmesine ve kayden izlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : MERTKAN ORUÇ - Yeni Orta Vadeli Program (OVP) döneminde, sermaye piyasalarındaki sistemik risklerin tespiti ve erken uyarı amacıyla Yatırımcı Risk Merkezi kurulacak, yerli ve milli kart şeması TROY'un kullanım yaygınlığını artıracak çalışmalar yürütülecek.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den derlediği bilgiye göre, yatırımcı ve sermaye piyasalarına yönelik adımlar gelecek dönemde de sürecek.Bu kapsamda, sermaye piyasalarının etkinliğinin artırılması amacıyla düzenleyici çerçeve gözden geçirilecek.Bunun yanı sıra pay piyasalarında güncelleme ve geliştirme çalışmaları yapılarak sermaye piyasaları derinleştirilecek.Yatırım hizmet ve faaliyetleri, yatırım kuruluşlarının kuruluş ve faaliyet esasları, aracı kurumların sermaye ve sermaye yeterliliği yükümlülükleriyle, sermaye piyasası araçlarının kredili alım, açığa satış ile ödünç alma ve verme işlemlerine ilişkin düzenleyici çerçeve, bütüncül biçimde gözden geçirilecek.Türk lirası tasarruf ve yatırım araçları çeşitlendirilecekSermaye piyasalarında yatırımcı ve yatırım kuruluşları kaynaklı risklerin bütüncül izlenmesi, sistemik risklerin tespiti ve erken uyarı amacıyla Yatırımcı Risk Merkezi kurulacak ve Yatırımcı Risk Takip Sistemi oluşturulacak.Öte yandan, Türk lirası tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi sağlanarak, sermaye piyasaları derinleştirilecek.Şirketlerin sermaye piyasalarının sunduğu imkanlardan daha fazla yararlanabilmesine yönelik düzenlemeler yapılacak ve nitelikli halka arzların artırılması desteklenecek.Pay piyasasında takas süresinin kısaltılmasına yönelik mevzuat, sistem, operasyon ve piyasa uyum çalışmaları tamamlanacak. Ayrıca, pay piyasasında pazar sınıflandırma ölçütleri, likidite ve volatilite özelliklerini daha etkin yansıtacak şekilde güncellenecek.Derecelendirme ve bağımsız denetim sektörlerinin etkinliğinin artırılması amacıyla ilgili mevzuat uluslararası uygulamalar doğrultusunda iyileştirilecek.Finansal teknolojilerin yaygınlaştırılması çalışmaları sürecekFinansal teknolojilerin yaygınlaştırılması amacıyla OVP kapsamında, bu teknolojilere yönelik düzenleme altyapısı geliştirilecek, bu faaliyetlerin ölçeği, etkinlik ve güvenliği artırılarak, yaygınlaşması sağlanacak.Dijital Türk lirasının iktisadi, hukuki ve güvenlik boyutları ele alınarak kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik altyapı çalışmaları tamamlanacak.Fonların Anlık ve Sürekli Transferi (FAST) ve FAST katman servislerle ödeme hizmetlerinde veri paylaşım servislerinin yaygınlığının artmasını destekleyen çalışmalar yürütülecek.Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının siber güvenlik dayanıklılığı artırılacakKartlı ödemelerde yerli ve milli kart şeması TROY'un kullanım yaygınlığını artıracak çalışmalar yürütülecek.Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının, siber güvenlik alanında dayanıklılık seviyesinin artırılmasına yönelik düzenlemeler gerçekleştirilecek.Yenilikçi finansal hizmetlerin sunulduğu ve katma değeri yüksek uygulama ve teşebbüslerin ortaya çıktığı ödeme hizmetleri ekosisteminin güçlendirilmesine yönelik düzenleme çalışmaları sürdürülecek.Öte yandan, sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihraç edilebilmesine ve kayden izlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenecek.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : MERTKAN ORUÇ - Yeni Orta Vadeli Program (OVP) döneminde, sermaye piyasalarındaki sistemik risklerin tespiti ve erken uyarı amacıyla Yatırımcı Risk Merkezi kurulacak, yerli ve milli kart şeması TROY'un kullanım yaygınlığını artıracak çalışmalar yürütülecek.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den derlediği bilgiye göre, yatırımcı ve sermaye piyasalarına yönelik adımlar gelecek dönemde de sürecek.Bu kapsamda, sermaye piyasalarının etkinliğinin artırılması amacıyla düzenleyici çerçeve gözden geçirilecek.Bunun yanı sıra pay piyasalarında güncelleme ve geliştirme çalışmaları yapılarak sermaye piyasaları derinleştirilecek.Yatırım hizmet ve faaliyetleri, yatırım kuruluşlarının kuruluş ve faaliyet esasları, aracı kurumların sermaye ve sermaye yeterliliği yükümlülükleriyle, sermaye piyasası araçlarının kredili alım, açığa satış ile ödünç alma ve verme işlemlerine ilişkin düzenleyici çerçeve, bütüncül biçimde gözden geçirilecek.Türk lirası tasarruf ve yatırım araçları çeşitlendirilecekSermaye piyasalarında yatırımcı ve yatırım kuruluşları kaynaklı risklerin bütüncül izlenmesi, sistemik risklerin tespiti ve erken uyarı amacıyla Yatırımcı Risk Merkezi kurulacak ve Yatırımcı Risk Takip Sistemi oluşturulacak.Öte yandan, Türk lirası tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi sağlanarak, sermaye piyasaları derinleştirilecek.Şirketlerin sermaye piyasalarının sunduğu imkanlardan daha fazla yararlanabilmesine yönelik düzenlemeler yapılacak ve nitelikli halka arzların artırılması desteklenecek.Pay piyasasında takas süresinin kısaltılmasına yönelik mevzuat, sistem, operasyon ve piyasa uyum çalışmaları tamamlanacak. Ayrıca, pay piyasasında pazar sınıflandırma ölçütleri, likidite ve volatilite özelliklerini daha etkin yansıtacak şekilde güncellenecek.Derecelendirme ve bağımsız denetim sektörlerinin etkinliğinin artırılması amacıyla ilgili mevzuat uluslararası uygulamalar doğrultusunda iyileştirilecek.Finansal teknolojilerin yaygınlaştırılması çalışmaları sürecekFinansal teknolojilerin yaygınlaştırılması amacıyla OVP kapsamında, bu teknolojilere yönelik düzenleme altyapısı geliştirilecek, bu faaliyetlerin ölçeği, etkinlik ve güvenliği artırılarak, yaygınlaşması sağlanacak.Dijital Türk lirasının iktisadi, hukuki ve güvenlik boyutları ele alınarak kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik altyapı çalışmaları tamamlanacak.Fonların Anlık ve Sürekli Transferi (FAST) ve FAST katman servislerle ödeme hizmetlerinde veri paylaşım servislerinin yaygınlığının artmasını destekleyen çalışmalar yürütülecek.Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının siber güvenlik dayanıklılığı artırılacakKartlı ödemelerde yerli ve milli kart şeması TROY'un kullanım yaygınlığını artıracak çalışmalar yürütülecek.Ödeme ve elektronik para kuruluşlarının, siber güvenlik alanında dayanıklılık seviyesinin artırılmasına yönelik düzenlemeler gerçekleştirilecek.Yenilikçi finansal hizmetlerin sunulduğu ve katma değeri yüksek uygulama ve teşebbüslerin ortaya çıktığı ödeme hizmetleri ekosisteminin güçlendirilmesine yönelik düzenleme çalışmaları sürdürülecek.Öte yandan, sermaye piyasası araçlarının kripto varlık olarak ihraç edilebilmesine ve kayden izlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenecek.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Fransa'da başörtüsü yasağı tartışmasının başlangıç noktası: Creil hadisesi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/fransa-da-basortusu-yasagi-tartismasinin-baslangic-noktasi-creil-hadisesi/905044/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/fransa-da-basortusu-yasagi-tartismasinin-baslangic-noktasi-creil-hadisesi/905044/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ile-De-France / Fransız editör Thomas Deltombe: - (Creil) Bu hadise, aylarca süren ulusal bir meseleye, ulusal bir tartışmaya dönüştü ve Fransız kamusal alanında Müslüman dini simgelerinin taşınması konusundaki 30 yıllık tartışma sürecini başlattı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ile-De-France Haberleri : ESRA TAŞKIN - Fransa'da medyada İslam'ın nasıl ele alındığına dair kitap kaleme alan Fransız editör Thomas Deltombe, 1989'da 3 öğrencinin başörtüsünü çıkarmayı reddetmesi üzerine yaşanan Creil hadisesinin, kamusal alanda Müslümanlara ait dini simgelerin taşınmasına ilişkin 30 yıllık tartışmayı başlattığını belirtti.Fransız memurların görev başındayken başörtüsü dahil dini simgeler takması yasakken kamu okullarındaki öğrencilerin başörtüsü takması, 1980'li yıllarda ülke gündeminde tartışmalara yol açtı.Ekim 1989'da 3 ortaokul öğrencisi, sınıfta başörtülerini çıkarmayı reddettikleri için okuldan atıldı. Bu olay, Creil başörtüsü hadisesi olarak literatüre girdi.Danıştay, 27 Kasım 1989'da öğrencilerin dini aidiyetlerini ortaya koyan simgeler taşımalarının laikliğe aykırı olmadığına hükmetti.Ülkede 15 Mart 2004 tarihli kanunla beraber, başörtüsü yasağı ilkokul ve ortaöğretim seviyesindeki öğrenciler için de uygulanmaya başlandı.Ardından peçe, kamusal alanda 2010'da tamamen yasaklandı, uymayanlara 150 avro para cezası getirildi.Fransa'da 2012'de okul gezilerine refakat eden annelere de başörtüsü yasağı getiren genelge yürürlüğe girdi.Tartışılan genelge, 2013'te Danıştayın başörtülü anneler lehine karar vermesiyle yürürlükten kaldırıldı.2024'te Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapan Fransa, kendi sporcu delegasyonuna başörtüsü yasağı uyguladı.30 yılı aşkın süredir ülke gündeminden düşmeyen başörtüsü meselesi, bu sefer aşırı sağcıların başörtüsü yasağını kamusal alana yayma teklifiyle yeni tartışmalara yol açtı.Gelecek yıl cumhurbaşkanı seçimlerinin düzenleneceği Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Partisi yetkilileri, seçimleri kazanmaları halinde kamusal alanda başörtüsü yasağı getireceklerini, uymayanlara para cezası uygulayacaklarını açıkladı. Parti, bu yasağı referandumla hayata geçirmeyi planlıyor.Fransız medyası, 1980&#039;li yıllarda Müslüman kimliğine odaklandıFransız editör Thomas Deltombe'un, Fransa'da 1970'li ve 2000'li yıllarda İslam'ın medyada nasıl ele alındığını araştırdığı Hayali İslam: Fransa'da İslamofobi'nin medya yoluyla inşası, 1975-2005 başlıklı kitabı 2005'te yayımlandı.Deltombe, Fransız medyasında başörtüsü ve başörtüsü yasağı meselesinin nasıl gündeme geldiğini AA muhabirine anlattı.Eski Fransa sömürgesi Cezayir'in 1962'de bağımsızlığını kazandıktan sonra 1970'lere kadar Fransız medyasında İslam'dan çok bahsedilmediğini belirten Deltombe, 1970'li yıllardan itibaren bir kısmı Müslüman ülkelerden yabancı çalışanlar konusunun gündeme geldiğini anlattı.Medyanın bu kişilerin, kültürleri ve yaşam tarzlarıyla ilgilendiğini ve Fransa'da İslam konusunda birtakım röportajlar yaptığını dile getiren Deltombe, 1980'li yıllarda bugünkü sorunların başlangıcı sayılabilecek radikal değişim yaşandığını vurguladı.Thomas Deltombe, 1980'lerde Fransız medyasının, Müslümanların diğer kimliklerinden ziyade, yalnızca Müslüman kimliklerine ilgi gösterdiğine işaret ederek Ben bunu 'bakışların İslamileştirilmesi' olarak adlandırıyorum. dedi.Deltombe, o dönemde gazetecilerin, medya yöneticilerinin ve siyasetçilerin Müslümanları yalnızca Müslüman kimliklerine indirgediği değerlendirmesinde bulundu.Başörtüsünü çıkarmayı reddeden 3 öğrenci 1989&#039;da okuldan atıldıDeltombe, o yıllarda televizyonda başörtüsü takmakla ilgili daha fazla röportaj yapıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:Salman Rüşdi'nin 'Şeytan Ayetleri' olayının ardından, 1989 yılının başında çador (İran'da giyilen çarşaf) hadisesi bir nevi Fransız medyasında ve siyasette takıntı haline geldi. Rüşdi olayından birkaç ay sonra medya ve özellikle televizyon, haftalarca haber programlarının başında 'çadorlar hadisesi', 'başörtüler hadisesi'ne ilişkin röportajlar yayımlamaya başladı.Bu olayın bugün Creil hadisesi şeklinde adlandırıldığını anlatan Deltombe, Ekim 1989'da Fransız medyasının Creil kentindeki Gabriel-Havez Ortaokuluna giden 3 kız öğrencinin başörtüsü takmalarına odaklandığını söyledi. Bu hadise, aylarca süren ulusal bir meseleye, ulusal bir tartışmaya dönüştü ve Fransız kamusal alanında Müslüman dini simgelerin taşınması konusundaki 30 yıllık tartışma sürecini başlattı. diyen Deltombe, bu durumun o dönem medyada ve siyasetteki değişimlerle bağlantılı olduğunun altını çizdi.O yıllarda özel televizyonların kurulduğuna, kanallar arasındaki ciddi rekabet sonucu sansasyonel ve ülkedeki ırkçılığı tatmin etmeye yönelik haber konularının araştırıldığına dikkati çeken Deltombe, o dönem ülkede aşırı sağın yükseldiğini ve siyasetçilerin Fransız kimliğiyle ilgili müzakereyi kabul ettiklerini dile getirdi.Deltombe, o süreçte kamu müzakerelerinde laiklik meselesinin de daha fazla konuşulduğunu belirterek Birçok sosyalist yetkili, başörtüsü takmayı laikliğe karşı gibi gösterdiler. Özetle, sol, ve sağ kesimde baskın görüş, 'Kamu okullarında başörtüsü takmak, laikliğe aykırı' şeklinde oldu. diye konuştu.Fransa'da 1980'li yıllarda geçerli olan mevzuatta başörtüsünün laikliğe aykırı görülmediğini söyleyen Deltombe, Danıştayın 1989'da verdiği kararla dini simgeler taşımanın laikliğe aykırı olmadığına hükmettiğini vurguladı.Deltombe, Danıştayın kararının solcu ve sağcı siyasetçilerin bir kesimi tarafından olumsuz karşılandığını ve sonraki yıllarda bu kararı delmek için girişimlerde bulunulduğunu anlattı.Dönemin Eğitim Bakanı François Bayrou'nun 1994'te kamu okullarında dini simgeleri yasaklayan genelge çıkardığını kaydeden Deltombe, (Genelgede) 'Müslüman' ya da 'başörtüsü' kelimeleri veya başörtüsüyle ilgili herhangi bir kelime yer almıyordu ancak herkes mesajın ne olduğunu gayet iyi anlıyordu. Amaç, Fransa'da başörtüsünü kamu eğitim kurumlarında yasaklamaktı. ifadelerini kullandı.Bu, Müslüman karşıtı muhafazakar kesimler için tam anlamıyla bir zaferdiFransız editör, Danıştayın başörtüsüyle ilgili 1989 tarihli kararını delmek adına yapılan girişimlerin istenilen etkiyi oluşturmadığını ancak 15 Mart 2004 tarihli kanunla kamu okullarında başörtüsü takılmasının yasaklandığını söyledi.(Bu kanun) Bu Müslüman karşıtı muhafazakar kesimler için tam anlamıyla bir zaferdi, başörtüsünü yasaklamayı ve aynı şekilde başörtüsü takan genç kadınları damgalamayı başardılar. diyen Deltombe, dünyada İslam'la uzaktan veya yakından alakası olan tüm olayların, Müslümanları damgalamak amacıyla özellikle ırkçı ideolojilere mensup kişilerce müzakerelerde kullanıldığını dile getirdi.Deltombe, Danıştayın 1989'daki kararında bir kişinin okuldan atılmasına kıyafetinin değil davranışlarının sebep olabileceğini belirttiğine işaret ederek Ancak, (2004) yasa bunu değiştirdi ve böylelikle bir nevi laikliğin doğasını da değiştirdi. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ile-De-France Haberleri : ESRA TAŞKIN - Fransa'da medyada İslam'ın nasıl ele alındığına dair kitap kaleme alan Fransız editör Thomas Deltombe, 1989'da 3 öğrencinin başörtüsünü çıkarmayı reddetmesi üzerine yaşanan Creil hadisesinin, kamusal alanda Müslümanlara ait dini simgelerin taşınmasına ilişkin 30 yıllık tartışmayı başlattığını belirtti.Fransız memurların görev başındayken başörtüsü dahil dini simgeler takması yasakken kamu okullarındaki öğrencilerin başörtüsü takması, 1980'li yıllarda ülke gündeminde tartışmalara yol açtı.Ekim 1989'da 3 ortaokul öğrencisi, sınıfta başörtülerini çıkarmayı reddettikleri için okuldan atıldı. Bu olay, Creil başörtüsü hadisesi olarak literatüre girdi.Danıştay, 27 Kasım 1989'da öğrencilerin dini aidiyetlerini ortaya koyan simgeler taşımalarının laikliğe aykırı olmadığına hükmetti.Ülkede 15 Mart 2004 tarihli kanunla beraber, başörtüsü yasağı ilkokul ve ortaöğretim seviyesindeki öğrenciler için de uygulanmaya başlandı.Ardından peçe, kamusal alanda 2010'da tamamen yasaklandı, uymayanlara 150 avro para cezası getirildi.Fransa'da 2012'de okul gezilerine refakat eden annelere de başörtüsü yasağı getiren genelge yürürlüğe girdi.Tartışılan genelge, 2013'te Danıştayın başörtülü anneler lehine karar vermesiyle yürürlükten kaldırıldı.2024'te Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapan Fransa, kendi sporcu delegasyonuna başörtüsü yasağı uyguladı.30 yılı aşkın süredir ülke gündeminden düşmeyen başörtüsü meselesi, bu sefer aşırı sağcıların başörtüsü yasağını kamusal alana yayma teklifiyle yeni tartışmalara yol açtı.Gelecek yıl cumhurbaşkanı seçimlerinin düzenleneceği Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Partisi yetkilileri, seçimleri kazanmaları halinde kamusal alanda başörtüsü yasağı getireceklerini, uymayanlara para cezası uygulayacaklarını açıkladı. Parti, bu yasağı referandumla hayata geçirmeyi planlıyor.Fransız medyası, 1980&#039;li yıllarda Müslüman kimliğine odaklandıFransız editör Thomas Deltombe'un, Fransa'da 1970'li ve 2000'li yıllarda İslam'ın medyada nasıl ele alındığını araştırdığı Hayali İslam: Fransa'da İslamofobi'nin medya yoluyla inşası, 1975-2005 başlıklı kitabı 2005'te yayımlandı.Deltombe, Fransız medyasında başörtüsü ve başörtüsü yasağı meselesinin nasıl gündeme geldiğini AA muhabirine anlattı.Eski Fransa sömürgesi Cezayir'in 1962'de bağımsızlığını kazandıktan sonra 1970'lere kadar Fransız medyasında İslam'dan çok bahsedilmediğini belirten Deltombe, 1970'li yıllardan itibaren bir kısmı Müslüman ülkelerden yabancı çalışanlar konusunun gündeme geldiğini anlattı.Medyanın bu kişilerin, kültürleri ve yaşam tarzlarıyla ilgilendiğini ve Fransa'da İslam konusunda birtakım röportajlar yaptığını dile getiren Deltombe, 1980'li yıllarda bugünkü sorunların başlangıcı sayılabilecek radikal değişim yaşandığını vurguladı.Thomas Deltombe, 1980'lerde Fransız medyasının, Müslümanların diğer kimliklerinden ziyade, yalnızca Müslüman kimliklerine ilgi gösterdiğine işaret ederek Ben bunu 'bakışların İslamileştirilmesi' olarak adlandırıyorum. dedi.Deltombe, o dönemde gazetecilerin, medya yöneticilerinin ve siyasetçilerin Müslümanları yalnızca Müslüman kimliklerine indirgediği değerlendirmesinde bulundu.Başörtüsünü çıkarmayı reddeden 3 öğrenci 1989&#039;da okuldan atıldıDeltombe, o yıllarda televizyonda başörtüsü takmakla ilgili daha fazla röportaj yapıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:Salman Rüşdi'nin 'Şeytan Ayetleri' olayının ardından, 1989 yılının başında çador (İran'da giyilen çarşaf) hadisesi bir nevi Fransız medyasında ve siyasette takıntı haline geldi. Rüşdi olayından birkaç ay sonra medya ve özellikle televizyon, haftalarca haber programlarının başında 'çadorlar hadisesi', 'başörtüler hadisesi'ne ilişkin röportajlar yayımlamaya başladı.Bu olayın bugün Creil hadisesi şeklinde adlandırıldığını anlatan Deltombe, Ekim 1989'da Fransız medyasının Creil kentindeki Gabriel-Havez Ortaokuluna giden 3 kız öğrencinin başörtüsü takmalarına odaklandığını söyledi. Bu hadise, aylarca süren ulusal bir meseleye, ulusal bir tartışmaya dönüştü ve Fransız kamusal alanında Müslüman dini simgelerin taşınması konusundaki 30 yıllık tartışma sürecini başlattı. diyen Deltombe, bu durumun o dönem medyada ve siyasetteki değişimlerle bağlantılı olduğunun altını çizdi.O yıllarda özel televizyonların kurulduğuna, kanallar arasındaki ciddi rekabet sonucu sansasyonel ve ülkedeki ırkçılığı tatmin etmeye yönelik haber konularının araştırıldığına dikkati çeken Deltombe, o dönem ülkede aşırı sağın yükseldiğini ve siyasetçilerin Fransız kimliğiyle ilgili müzakereyi kabul ettiklerini dile getirdi.Deltombe, o süreçte kamu müzakerelerinde laiklik meselesinin de daha fazla konuşulduğunu belirterek Birçok sosyalist yetkili, başörtüsü takmayı laikliğe karşı gibi gösterdiler. Özetle, sol, ve sağ kesimde baskın görüş, 'Kamu okullarında başörtüsü takmak, laikliğe aykırı' şeklinde oldu. diye konuştu.Fransa'da 1980'li yıllarda geçerli olan mevzuatta başörtüsünün laikliğe aykırı görülmediğini söyleyen Deltombe, Danıştayın 1989'da verdiği kararla dini simgeler taşımanın laikliğe aykırı olmadığına hükmettiğini vurguladı.Deltombe, Danıştayın kararının solcu ve sağcı siyasetçilerin bir kesimi tarafından olumsuz karşılandığını ve sonraki yıllarda bu kararı delmek için girişimlerde bulunulduğunu anlattı.Dönemin Eğitim Bakanı François Bayrou'nun 1994'te kamu okullarında dini simgeleri yasaklayan genelge çıkardığını kaydeden Deltombe, (Genelgede) 'Müslüman' ya da 'başörtüsü' kelimeleri veya başörtüsüyle ilgili herhangi bir kelime yer almıyordu ancak herkes mesajın ne olduğunu gayet iyi anlıyordu. Amaç, Fransa'da başörtüsünü kamu eğitim kurumlarında yasaklamaktı. ifadelerini kullandı.Bu, Müslüman karşıtı muhafazakar kesimler için tam anlamıyla bir zaferdiFransız editör, Danıştayın başörtüsüyle ilgili 1989 tarihli kararını delmek adına yapılan girişimlerin istenilen etkiyi oluşturmadığını ancak 15 Mart 2004 tarihli kanunla kamu okullarında başörtüsü takılmasının yasaklandığını söyledi.(Bu kanun) Bu Müslüman karşıtı muhafazakar kesimler için tam anlamıyla bir zaferdi, başörtüsünü yasaklamayı ve aynı şekilde başörtüsü takan genç kadınları damgalamayı başardılar. diyen Deltombe, dünyada İslam'la uzaktan veya yakından alakası olan tüm olayların, Müslümanları damgalamak amacıyla özellikle ırkçı ideolojilere mensup kişilerce müzakerelerde kullanıldığını dile getirdi.Deltombe, Danıştayın 1989'daki kararında bir kişinin okuldan atılmasına kıyafetinin değil davranışlarının sebep olabileceğini belirttiğine işaret ederek Ancak, (2004) yasa bunu değiştirdi ve böylelikle bir nevi laikliğin doğasını da değiştirdi. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/fransa-da-basortusu-yasagi-tartismasinin-baslangic-noktasi-creil-hadisesi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Sağlıklı Hayat Merkezlerinden 8 ayda 16 milyondan fazla kişi yararlandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/saglikli-hayat-merkezlerinden-8-ayda-16-milyondan-fazla-kisi-yararlandi/905043/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/saglikli-hayat-merkezlerinden-8-ayda-16-milyondan-fazla-kisi-yararlandi/905043/</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz, vatandaşların koruyucu sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanmasının, hastalıkların erken dönemde tespit edilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması açısından önem taşıdığını bildirdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : DUYGU YENER - Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, bu yılın 8 ayında Sağlıklı Hayat Merkezlerinde 16 milyondan fazla kişiye ücretsiz sağlık hizmeti verildiğini bildirdi.Öz, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, hafta boyunca her gün farklı bir başlıkla vatandaşların koruyucu sağlık hizmetleri konusunda farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.Koruyucu sağlık hizmetlerinde Sağlıklı Hayat Merkezlerinin, önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Öz, bu merkezlerde vatandaşlara çok sayıda alanda ücretsiz danışmanlık ve sağlık hizmeti sunulduğunu söyledi.Öz, son 2 yılda 93 Sağlıklı Hayat Merkezinin açıldığını anımsatarak, böylece Sağlıklı Hayat Merkezi sayısının 357 olduğunu, merkezlerde birçok hizmetin ücretsiz sunulduğunu kaydetti.Geçen yıl yaklaşık 22 milyon kişinin bu merkezlerden yararlandığını aktaran Öz, 2026 yılının başından itibaren 8 ayda 16 milyondan fazla kişiye Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sağlık hizmeti verildi. dedi.Sigara bırakmadan fiziksel aktiviteye danışmanlıkSağlıklı Hayat Merkezlerinde sigara bırakma, beslenme ve fiziksel aktivite gibi alanlarda da danışmanlık hizmeti verildiğini anlatan Öz, 2024'ten bu yana sigara bırakma polikliniklerinde 225 binden fazla kişiye ücretsiz danışmanlık sağlandığını belirtti.Kanser taramalarının da merkezlerde yürütülen önemli hizmetlerden olduğunu vurgulayan Öz, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde 10 milyonu aşkın kişiye erken tanı ve teşhis hizmetleri verdik. diye konuştu.Menopoz okullarında 80 binden fazla kişiye danışmanlıkÖz, Sağlıklı Hayat Akademisi'nde (SAHA) bulunan menopoz okullarında da danışmanlık hizmetleri verildiğini, bu kapsamda 80 binden fazla kişiye ulaşıldığını bildirdi.Vatandaşların Sağlıklı Hayat Merkezlerinden yararlanmak için Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alabileceğini dile getiren Öz, aile hekimlerinin de hastalarını bu merkezlere yönlendirebildiğini söyledi.Öz, merkezlerde 17 farklı uzmanlık alanında da hizmet sunulduğunu ifade ederek, vatandaşların diyetisyen, psikolog gibi branşlar için de randevu oluşturabildiğini kaydetti.Anne ve baba adaylarına destekSağlıklı Hayat Merkezlerinde gebe okullarının da hizmet verdiğini belirten Öz, anne ve baba adaylarının da bu programlardan yararlanabildiğini aktardı.Gebelerin ihtiyaç duyması halinde fizyoterapist ve diyetisyenlere yönlendirildiğini ifade eden Öz, merkezlerde diş sağlığı hizmetlerinin de sunulduğunu söyledi.Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz, vatandaşların koruyucu sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanmasının, hastalıkların erken dönemde tespit edilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması açısından önem taşıdığını vurguladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : DUYGU YENER - Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, bu yılın 8 ayında Sağlıklı Hayat Merkezlerinde 16 milyondan fazla kişiye ücretsiz sağlık hizmeti verildiğini bildirdi.Öz, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, hafta boyunca her gün farklı bir başlıkla vatandaşların koruyucu sağlık hizmetleri konusunda farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.Koruyucu sağlık hizmetlerinde Sağlıklı Hayat Merkezlerinin, önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Öz, bu merkezlerde vatandaşlara çok sayıda alanda ücretsiz danışmanlık ve sağlık hizmeti sunulduğunu söyledi.Öz, son 2 yılda 93 Sağlıklı Hayat Merkezinin açıldığını anımsatarak, böylece Sağlıklı Hayat Merkezi sayısının 357 olduğunu, merkezlerde birçok hizmetin ücretsiz sunulduğunu kaydetti.Geçen yıl yaklaşık 22 milyon kişinin bu merkezlerden yararlandığını aktaran Öz, 2026 yılının başından itibaren 8 ayda 16 milyondan fazla kişiye Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sağlık hizmeti verildi. dedi.Sigara bırakmadan fiziksel aktiviteye danışmanlıkSağlıklı Hayat Merkezlerinde sigara bırakma, beslenme ve fiziksel aktivite gibi alanlarda da danışmanlık hizmeti verildiğini anlatan Öz, 2024'ten bu yana sigara bırakma polikliniklerinde 225 binden fazla kişiye ücretsiz danışmanlık sağlandığını belirtti.Kanser taramalarının da merkezlerde yürütülen önemli hizmetlerden olduğunu vurgulayan Öz, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde 10 milyonu aşkın kişiye erken tanı ve teşhis hizmetleri verdik. diye konuştu.Menopoz okullarında 80 binden fazla kişiye danışmanlıkÖz, Sağlıklı Hayat Akademisi'nde (SAHA) bulunan menopoz okullarında da danışmanlık hizmetleri verildiğini, bu kapsamda 80 binden fazla kişiye ulaşıldığını bildirdi.Vatandaşların Sağlıklı Hayat Merkezlerinden yararlanmak için Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alabileceğini dile getiren Öz, aile hekimlerinin de hastalarını bu merkezlere yönlendirebildiğini söyledi.Öz, merkezlerde 17 farklı uzmanlık alanında da hizmet sunulduğunu ifade ederek, vatandaşların diyetisyen, psikolog gibi branşlar için de randevu oluşturabildiğini kaydetti.Anne ve baba adaylarına destekSağlıklı Hayat Merkezlerinde gebe okullarının da hizmet verdiğini belirten Öz, anne ve baba adaylarının da bu programlardan yararlanabildiğini aktardı.Gebelerin ihtiyaç duyması halinde fizyoterapist ve diyetisyenlere yönlendirildiğini ifade eden Öz, merkezlerde diş sağlığı hizmetlerinin de sunulduğunu söyledi.Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Öz, vatandaşların koruyucu sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanmasının, hastalıkların erken dönemde tespit edilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması açısından önem taşıdığını vurguladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/saglikli-hayat-merkezlerinden-8-ayda-16-milyondan-fazla-kisi-yararlandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
