<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Afrika'nın 27 yıllık bütünleşme süreci uygulama ve finansman yetersizliğiyle sınanıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/afrika-nin-27-yillik-butunlesme-sureci-uygulama-ve-finansman-yetersizligiyle-sinaniyor/906106/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/afrika-nin-27-yillik-butunlesme-sureci-uygulama-ve-finansman-yetersizligiyle-sinaniyor/906106/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Cape Town / Uluslararası Kriz Grubunun (ICG) Afrika Birliği Kıdemli Danışmanı Liesl Louw-Vaudran: - Afrika Birliği'nin en büyük başarısı, oldukça gelişmiş bir Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi kurmasıdır - Trade Law Centre (tralac) İcra Direktörü Trudi Hartzenberg: - Serbest dolaşım protokolünü yalnızca 4 Afrika Birliği üyesinin onaylamış olması dikkat çekici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Cape Town Haberleri : MURAT ÖZGÜR GÜVENDİK - Afrika'nın kıtasal bütünleşme arayışında, 1999'da kabul edilen Sirte Deklarasyonu'nun üzerinden geçen 27 yılda önemli kurumlar ve ortak mekanizmalar oluşturulsa da süreç, uygulama ve finansman yetersizlikleriyle sınanıyor.Libya'nın Sirte kentinde 9 Eylül 1999'da kabul edilen Sirte Deklarasyonu, Afrika Birliği'nin kuruluş sürecini başlatan önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor.Afrika Birliği (AfB), barış ve güvenlikten ekonomik bütünleşmeye kadar geniş bir alanda ilerleme kaydederken yetersiz kaynaklar, sınırlı kurumsal yetki, ülkeler arasındaki çıkar farklılıkları ve alınan kararların uygulanmasındaki sorunlarla karşı karşıya bulunuyor.AfB'nin en büyük başarısı : Afrika Barış ve Güvenlik MimarisiUluslararası Kriz Grubunun (ICG) Afrika Birliği Kıdemli Danışmanı Liesl Louw-Vaudran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AfB'nin 2002'de kurulmasından bu yana sağlık, göç ve tarım dahil pek çok alanda önemli mesafe aldığını söyledi.Louw-Vaudran, Bence Afrika Birliği'nin en büyük başarısı, oldukça gelişmiş bir Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi kurmasıdır. dedi.Bu yapının 15 üyeli Barış ve Güvenlik Konseyi, perde arkasında arabuluculuk yürüten Akil İnsanlar Heyeti ve askeri unsurları kapsadığını belirten Louw-Vaudran, Birliğin ilk askeri barış misyonunu Burundi'ye gönderdiğini, Somali ve Darfur'da da görev üstlendiğini hatırlattı.Finansman, insan kaynağı ve kurumsal kapasite yetersizLouw-Vaudran, Afrika Birliği'nin kuruluş hedefleriyle bugünkü performansı arasındaki farkın temelinde, 55 üye ülkenin Addis Ababa'daki Afrika Birliği Komisyonunun görevlerini yerine getirebilmesi için yeterli mali kaynak, insan kaynağı ve kurumsal kapasiteyi sağlamamasının yattığını ifade etti.Komisyonun finansal sıkıntılarına işaret eden Louw-Vaudran, Afrika Birliği Komisyonu kuruluşundan beri yetersiz finanse ediliyor. Üye ülkelerin katkıları oldukça düşük ve ödemeler çoğu zaman zamanında yapılmıyor. diye konuştu.Komisyonun girişimlere öncülük edebilmesini sağlayacak insan kaynağı ve kurumsal kapasitenin de yetersiz olduğunu aktaran Louw-Vaudran, üye ülkelerin egemenlik yetkilerini Birliğe devretmediğine dikkati çekti.Louw-Vaudran, AfB'nin Avrupa Birliği gibi uluslarüstü değil, hükümetler arası bir kuruluş olduğunu vurgulayarak Dolayısıyla koordinasyon sağlayabilir ve ülkeleri bir araya getirebilir. Ancak üye devletler karar alma ve uygulama yetkisini gerçekten vermedikçe Afrika Birliği’nin kurucu liderlerinin hayalleri gerçekleşmeyecektir. değerlendirmesinde bulundu.Afrika Kıtasal Serbest Ticaret BölgesiTrade Law Centre (tralac) İcra Direktörü Trudi Hartzenberg da Afrika ülkeleri arasında mal ve hizmet ticaretini kolaylaştırmayı amaçlayan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi'nde (AfCFTA) müzakerelerin tamamlanmak üzere olduğunu, bundan sonraki temel görevin anlaşmayı uygulamak olduğunu dile getirdi.Kıta içi ticaretin, AfCFTA'nın yanı sıra bölgesel ekonomik toplulukların serbest ticaret bölgeleri ve gümrük birlikleri kapsamında da sürdürüleceğini belirten Hartzenberg, AfCFTA, bölgesel ticaret düzenlemeleri ile kendi sisteminin bir arada işlemesini öngören bir model benimsiyor. dedi.Hartzenberg, tarife dışı engeller nedeniyle kıtadaki pazarların hala parçalı olduğunu, tek ve bütünleşmiş bir pazarın henüz gerçeğe dönüşmediğini vurguladı.Afrika içi ticaretin önündeki engellerin gümrük ve sınır işlemleri, yetersiz ulaştırma altyapısı, ödeme ve ticaret finansmanı sorunları ile üye ülkelerin uygulamadaki eksiklikleri olduğunu aktaran Hartzenberg, sınırlı sanayi ve imalat kapasitesine de işaret etti.Hartzenberg, bu nedenle ham maddelerin kıtada yeterli pazar bulamayarak diğer bölgelere ihraç edildiğini, Afrika'nın ise aynı ticaret ortaklarından işlenmiş sanayi ürünleri ithal ettiğini belirtti.Serbest dolaşım protokolünü yalnızca 4 üye ülke onayladıİnsanların sınır ötesi hareketliliğinin ticaret, iş gücü, eğitim ve turizm açısından bütünleşmenin ayrılmaz parçası olduğunun altını çizen Hartzenberg, AfCFTA bugüne kadar 49 taraf devletçe onaylanmışken, serbest dolaşım protokolünü yalnızca 4 Afrika Birliği üyesinin onaylamış olması dikkat çekici. ifadesini kullandı.Ortak para biriminin, ortak para politikası ve kurumlar gerektiren oldukça iddialı bir hedef olduğunu belirten Hartzenberg, “Mevcut koşullarda bu hedef, birçok Afrika Birliği üyesi ülke açısından henüz ulaşılması güç bir aşamadır.” dedi.Hartzenberg, önceliğin Pan-Afrika Ödeme ve Mutabakat Sistemi'ne entegrasyonun genişletilmesine, ödeme altyapılarının uyumlu hale getirilmesine ve sınır ötesi ödemelerin maliyetinin azaltılmasına verilmesi gerektiğini kaydetti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Cape Town Haberleri : MURAT ÖZGÜR GÜVENDİK - Afrika'nın kıtasal bütünleşme arayışında, 1999'da kabul edilen Sirte Deklarasyonu'nun üzerinden geçen 27 yılda önemli kurumlar ve ortak mekanizmalar oluşturulsa da süreç, uygulama ve finansman yetersizlikleriyle sınanıyor.Libya'nın Sirte kentinde 9 Eylül 1999'da kabul edilen Sirte Deklarasyonu, Afrika Birliği'nin kuruluş sürecini başlatan önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor.Afrika Birliği (AfB), barış ve güvenlikten ekonomik bütünleşmeye kadar geniş bir alanda ilerleme kaydederken yetersiz kaynaklar, sınırlı kurumsal yetki, ülkeler arasındaki çıkar farklılıkları ve alınan kararların uygulanmasındaki sorunlarla karşı karşıya bulunuyor.AfB'nin en büyük başarısı : Afrika Barış ve Güvenlik MimarisiUluslararası Kriz Grubunun (ICG) Afrika Birliği Kıdemli Danışmanı Liesl Louw-Vaudran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AfB'nin 2002'de kurulmasından bu yana sağlık, göç ve tarım dahil pek çok alanda önemli mesafe aldığını söyledi.Louw-Vaudran, Bence Afrika Birliği'nin en büyük başarısı, oldukça gelişmiş bir Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi kurmasıdır. dedi.Bu yapının 15 üyeli Barış ve Güvenlik Konseyi, perde arkasında arabuluculuk yürüten Akil İnsanlar Heyeti ve askeri unsurları kapsadığını belirten Louw-Vaudran, Birliğin ilk askeri barış misyonunu Burundi'ye gönderdiğini, Somali ve Darfur'da da görev üstlendiğini hatırlattı.Finansman, insan kaynağı ve kurumsal kapasite yetersizLouw-Vaudran, Afrika Birliği'nin kuruluş hedefleriyle bugünkü performansı arasındaki farkın temelinde, 55 üye ülkenin Addis Ababa'daki Afrika Birliği Komisyonunun görevlerini yerine getirebilmesi için yeterli mali kaynak, insan kaynağı ve kurumsal kapasiteyi sağlamamasının yattığını ifade etti.Komisyonun finansal sıkıntılarına işaret eden Louw-Vaudran, Afrika Birliği Komisyonu kuruluşundan beri yetersiz finanse ediliyor. Üye ülkelerin katkıları oldukça düşük ve ödemeler çoğu zaman zamanında yapılmıyor. diye konuştu.Komisyonun girişimlere öncülük edebilmesini sağlayacak insan kaynağı ve kurumsal kapasitenin de yetersiz olduğunu aktaran Louw-Vaudran, üye ülkelerin egemenlik yetkilerini Birliğe devretmediğine dikkati çekti.Louw-Vaudran, AfB'nin Avrupa Birliği gibi uluslarüstü değil, hükümetler arası bir kuruluş olduğunu vurgulayarak Dolayısıyla koordinasyon sağlayabilir ve ülkeleri bir araya getirebilir. Ancak üye devletler karar alma ve uygulama yetkisini gerçekten vermedikçe Afrika Birliği’nin kurucu liderlerinin hayalleri gerçekleşmeyecektir. değerlendirmesinde bulundu.Afrika Kıtasal Serbest Ticaret BölgesiTrade Law Centre (tralac) İcra Direktörü Trudi Hartzenberg da Afrika ülkeleri arasında mal ve hizmet ticaretini kolaylaştırmayı amaçlayan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi'nde (AfCFTA) müzakerelerin tamamlanmak üzere olduğunu, bundan sonraki temel görevin anlaşmayı uygulamak olduğunu dile getirdi.Kıta içi ticaretin, AfCFTA'nın yanı sıra bölgesel ekonomik toplulukların serbest ticaret bölgeleri ve gümrük birlikleri kapsamında da sürdürüleceğini belirten Hartzenberg, AfCFTA, bölgesel ticaret düzenlemeleri ile kendi sisteminin bir arada işlemesini öngören bir model benimsiyor. dedi.Hartzenberg, tarife dışı engeller nedeniyle kıtadaki pazarların hala parçalı olduğunu, tek ve bütünleşmiş bir pazarın henüz gerçeğe dönüşmediğini vurguladı.Afrika içi ticaretin önündeki engellerin gümrük ve sınır işlemleri, yetersiz ulaştırma altyapısı, ödeme ve ticaret finansmanı sorunları ile üye ülkelerin uygulamadaki eksiklikleri olduğunu aktaran Hartzenberg, sınırlı sanayi ve imalat kapasitesine de işaret etti.Hartzenberg, bu nedenle ham maddelerin kıtada yeterli pazar bulamayarak diğer bölgelere ihraç edildiğini, Afrika'nın ise aynı ticaret ortaklarından işlenmiş sanayi ürünleri ithal ettiğini belirtti.Serbest dolaşım protokolünü yalnızca 4 üye ülke onayladıİnsanların sınır ötesi hareketliliğinin ticaret, iş gücü, eğitim ve turizm açısından bütünleşmenin ayrılmaz parçası olduğunun altını çizen Hartzenberg, AfCFTA bugüne kadar 49 taraf devletçe onaylanmışken, serbest dolaşım protokolünü yalnızca 4 Afrika Birliği üyesinin onaylamış olması dikkat çekici. ifadesini kullandı.Ortak para biriminin, ortak para politikası ve kurumlar gerektiren oldukça iddialı bir hedef olduğunu belirten Hartzenberg, “Mevcut koşullarda bu hedef, birçok Afrika Birliği üyesi ülke açısından henüz ulaşılması güç bir aşamadır.” dedi.Hartzenberg, önceliğin Pan-Afrika Ödeme ve Mutabakat Sistemi'ne entegrasyonun genişletilmesine, ödeme altyapılarının uyumlu hale getirilmesine ve sınır ötesi ödemelerin maliyetinin azaltılmasına verilmesi gerektiğini kaydetti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye'de gençlerin üretken yapay zeka kullanımı, genel oranın 2 katını aştı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turkiye-de-genclerin-uretken-yapay-zeka-kullanimi-genel-oranin-2-katini-asti/906105/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turkiye-de-genclerin-uretken-yapay-zeka-kullanimi-genel-oranin-2-katini-asti/906105/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:20 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Yapay Zeka Politikaları Derneği Başkan Yardımcısı Gökhan Varan: - 16-24 yaş grubundaki yüzde 38,5’lik kullanım oranı, Türkiye açısından önemli bir potansiyele işaret ediyor. Gençler yeni teknolojileri yalnızca tüketmiyor, eğitimden içerik üretimine kadar gündelik hayatlarına hızla entegre ediyor - Üniversiteler uygulamalı yapay zeka yetkinliklerini bütün disiplinlere yaymalı, özel sektör gençlere gerçek veri ve problemlerle çalışma imkanı sağlamalı, kamu ise hesaplama altyapısı, veri, girişimcilik ve AR-GE ekosistemini güçlendirmeli]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ - YUNUS TÜRK - Türkiye'de 16-24 yaş grubundaki bireylerin yüzde 38,5'i üretken yapay zeka araçlarını kullanırken gençlerdeki kullanım oranı 16-74 yaş grubundaki genel oranın 2 katını aştı.AA muhabirinin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) Bilgi ve İletişim Teknolojilerine (ICT) Erişim ve Kullanım Veri Tabanı verilerinden derlediği bilgilere göre, üretken yapay zeka araçlarının kullanımı OECD ülkelerinde hızla yaygınlaşırken kullanım oranlarında yaş gruplarına göre belirgin farklılıklar görülüyor.OECD'nin 2025 veya mevcut en güncel verilerini kapsayan göstergelerine göre, Türkiye'de 16-74 yaş grubundaki bireylerin yüzde 17,2'si son 3 ay içinde üretken yapay zeka araçlarını kullandı.Türkiye'de genç nüfusta ise bu oran genel seviyenin önemli ölçüde üzerine çıktı. 16-24 yaş grubundakilerin yüzde 38,5'i üretken yapay zeka araçlarını kullandı. Böylece Türkiye'de gençlerin üretken yapay zeka kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki yüzde 17,2'lik oranın yaklaşık 2,2 katına ulaştı.Türkiye'de üretken yapay zeka kullanımının ileri yaş grubunda ise oldukça düşük seviyede kalması dikkati çekti. OECD verilerine göre, ülkede 55-74 yaş grubundaki bireylerin yüzde 1,8'i üretken yapay zeka araçlarını kullandı.Buna göre, yüzde 38,5 kullanım oranına sahip 16-24 yaş grubu ile yüzde 1,8'lik oranın görüldüğü 55-74 yaş grubu arasında 36,7 puanlık fark oluştu.Gençlerdeki kullanım oranı 55-74 yaş grubundaki oranın 21 katından fazla olurken veriler Türkiye'de üretken yapay zeka kullanımında yaşa bağlı belirgin bir farklılaşmaya işaret etti. Türkiye'deki görünüm, OECD genelinde üretken yapay zeka kullanımında yaşın önemli bir ayrıştırıcı unsur olduğu tabloyla paralellik gösteriyor.Öğrenciler, üretken yapay zekayı en yoğun kullanan gruplar arasındaOECD'nin 28 Ocak 2026'da açıkladığı verilere göre, 2025'te OECD genelindeki bireylerin üçte birinden fazlası üretken yapay zeka araçlarını kullandı. Kullanımdaki en büyük farklılık yaş grupları arasında görülürken bu fark 53,6 yüzde puanına ulaştı.Öğrenciler ise üretken yapay zekayı en yoğun kullanan gruplar arasında yer aldı. OECD genelinde 16 yaş ve üzerindeki öğrencilerin yüzde 75'i üretken yapay zeka araçlarını kullandığını bildirdi.İstihdamdakilerde kullanım oranı yüzde 41,1, işsizlerde yüzde 36,7 olurken emekliler ve diğer iş gücü dışındaki gruplarda bu oran yüzde 12,5 olarak kaydedildi. Yapay zekanın yaygınlaşması bireysel kullanımla sınırlı kalmazken OECD ülkelerindeki işletmelerin bu teknolojiyi kullanma oranında da hızlı artış görüldü.ICT şirketleri yüzde 57,3 ile yapay zekayı en yoğun kullanan işletmeler olduVerilerin mevcut olduğu OECD ülkelerinde yapay zeka kullanan işletmelerin oranı 2023'te yüzde 8,7 iken 2024'te yüzde 14,2'ye, geçen yıl ise yüzde 20,2'ye yükseldi. Böylece işletmelerde yapay zeka kullanımı iki yılda iki kattan fazla arttı.Sektörel bazda bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) şirketleri yüzde 57,3 ile yapay zekayı en yoğun kullanan işletmeler oldu. Bu sektörü yüzde 36,8 ile profesyonel ve bilimsel hizmetler izledi.Yapay zeka kullanımındaki yıllık artışın daha önce teknolojinin görece az kullanıldığı sektörlerde de yüksek olması dikkati çekti. Kullanımdaki yıllık artış konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 62,5, inşaatta yüzde 59,1'e ulaştı.OECD, üretken yapay zekadaki hızlı gelişmeler, maliyetlerin düşmesi ve yapay zeka becerilerine sahip çalışanların sayısındaki artışın teknolojinin ekonomiler ve çalışma hayatındaki etkisini daha da artırabileceğine işaret ediyor.Asıl hedefimiz gençleri yapay zekayı anlayan, sorgulayan ve üreten insan kaynağına dönüştürmek olmalıYapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) Başkan Yardımcısı Gökhan Varan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, 16-24 yaş grubundaki yüzde 38,5'lik kullanım oranının Türkiye açısından önemli bir potansiyele işaret ettiğini belirterek, gençlerin yeni teknolojileri gündelik hayatlarına hızla entegre ettiğini söyledi.Varan, asıl hedefin gençleri yapay zekanın sadece kullanıcısı olmaktan çıkarıp onu anlayan, sorgulayan ve üreten insan kaynağına dönüştürmek olması gerektiğine işaret etti.Yapay zeka okuryazarlığının yakın gelecekte yabancı dil veya temel dijital beceriler gibi yatay bir istihdam yetkinliğine dönüşeceğini aktaran Varan, Türkiye'nin en güçlü yanlarından biri olarak belirtilen genç ve teknolojiye açık nüfusu, en belirgin riski ise yapay zeka kullanımı ile üretim kapasitesi arasındaki makasın açılmasıdır. dedi.Rekabet, büyük ölçüde &#039;yapay zekayla etkin çalışabilen insan ile çalışamayan insan&#039; arasında yaşanacakGökhan Varan, şirketlerin aradığı şeyin yalnızca prompt yazabilen çalışan olmayacağını ifade ederek, Yapay zekayı mesleki bilgisiyle harmanlayabilen, çıktısını doğrulayabilen, veri güvenliği ve etik riskleri kavrayabilen çalışan öne çıkacak. diye konuştu.Rekabetin büyük ölçüde yapay zekayla etkin çalışabilen insan ile çalışamayan insan arasında yaşanacağını kaydeden Varan, Öğrencilerde yüzde 75 kullanım oranı bize yapay zekayı eğitimden uzak tutmanın gerçekçi olmadığını gösteriyor. Mesele yasaklamak değil, doğru kullanmayı öğretmek. değerlendirmesinde bulundu.Varan, OECD'nin de genel amaçlı yapay zekanın ödev performansını artırmasının gerçek öğrenmeyi pekiştirdiği anlamına gelmediğine dikkati çektiğini belirterek, Bu nedenle Türkiye'de müfredat, yapay zeka okuryazarlığı, eleştirel düşünme, kaynak-referans doğrulama, etik ve veri güvenliğini birlikte ele almalı. Ölçme-değerlendirme sistemi de yalnızca sonuç yerine öğrencinin düşünme ve üretim sürecini ölçmeli. ifadelerini kullandı.Üniversiteler uygulamalı yapay zeka yetkinliklerini bütün disiplinlere yaymalıGökhan Varan, Türkiye'nin önündeki temel politika meselesinin kullanımdan üretime geçiş olduğunu dile getirdi.Üniversitelerin uygulamalı yapay zeka yetkinliklerini bütün disiplinlere yayması gerektiğine işaret eden Varan, Özel sektör gençlere gerçek veri ve problemlerle çalışma imkanı sağlamalı; kamu ise hesaplama altyapısı, veri, girişimcilik ve AR-GE ekosistemini güçlendirmeli. diye konuştu.Varan, Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı'ndaki fark et, istifade et, üret ve yönet yaklaşımının önemli olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin genç nüfusu güçlü tarafımız, küresel fırsat ise bu insan kaynağını yerli ürün, girişim ve ihracata dönüştürebilme kapasitesini inşa edebilmektir. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKHAN YILDIZ - YUNUS TÜRK - Türkiye'de 16-24 yaş grubundaki bireylerin yüzde 38,5'i üretken yapay zeka araçlarını kullanırken gençlerdeki kullanım oranı 16-74 yaş grubundaki genel oranın 2 katını aştı.AA muhabirinin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) Bilgi ve İletişim Teknolojilerine (ICT) Erişim ve Kullanım Veri Tabanı verilerinden derlediği bilgilere göre, üretken yapay zeka araçlarının kullanımı OECD ülkelerinde hızla yaygınlaşırken kullanım oranlarında yaş gruplarına göre belirgin farklılıklar görülüyor.OECD'nin 2025 veya mevcut en güncel verilerini kapsayan göstergelerine göre, Türkiye'de 16-74 yaş grubundaki bireylerin yüzde 17,2'si son 3 ay içinde üretken yapay zeka araçlarını kullandı.Türkiye'de genç nüfusta ise bu oran genel seviyenin önemli ölçüde üzerine çıktı. 16-24 yaş grubundakilerin yüzde 38,5'i üretken yapay zeka araçlarını kullandı. Böylece Türkiye'de gençlerin üretken yapay zeka kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki yüzde 17,2'lik oranın yaklaşık 2,2 katına ulaştı.Türkiye'de üretken yapay zeka kullanımının ileri yaş grubunda ise oldukça düşük seviyede kalması dikkati çekti. OECD verilerine göre, ülkede 55-74 yaş grubundaki bireylerin yüzde 1,8'i üretken yapay zeka araçlarını kullandı.Buna göre, yüzde 38,5 kullanım oranına sahip 16-24 yaş grubu ile yüzde 1,8'lik oranın görüldüğü 55-74 yaş grubu arasında 36,7 puanlık fark oluştu.Gençlerdeki kullanım oranı 55-74 yaş grubundaki oranın 21 katından fazla olurken veriler Türkiye'de üretken yapay zeka kullanımında yaşa bağlı belirgin bir farklılaşmaya işaret etti. Türkiye'deki görünüm, OECD genelinde üretken yapay zeka kullanımında yaşın önemli bir ayrıştırıcı unsur olduğu tabloyla paralellik gösteriyor.Öğrenciler, üretken yapay zekayı en yoğun kullanan gruplar arasındaOECD'nin 28 Ocak 2026'da açıkladığı verilere göre, 2025'te OECD genelindeki bireylerin üçte birinden fazlası üretken yapay zeka araçlarını kullandı. Kullanımdaki en büyük farklılık yaş grupları arasında görülürken bu fark 53,6 yüzde puanına ulaştı.Öğrenciler ise üretken yapay zekayı en yoğun kullanan gruplar arasında yer aldı. OECD genelinde 16 yaş ve üzerindeki öğrencilerin yüzde 75'i üretken yapay zeka araçlarını kullandığını bildirdi.İstihdamdakilerde kullanım oranı yüzde 41,1, işsizlerde yüzde 36,7 olurken emekliler ve diğer iş gücü dışındaki gruplarda bu oran yüzde 12,5 olarak kaydedildi. Yapay zekanın yaygınlaşması bireysel kullanımla sınırlı kalmazken OECD ülkelerindeki işletmelerin bu teknolojiyi kullanma oranında da hızlı artış görüldü.ICT şirketleri yüzde 57,3 ile yapay zekayı en yoğun kullanan işletmeler olduVerilerin mevcut olduğu OECD ülkelerinde yapay zeka kullanan işletmelerin oranı 2023'te yüzde 8,7 iken 2024'te yüzde 14,2'ye, geçen yıl ise yüzde 20,2'ye yükseldi. Böylece işletmelerde yapay zeka kullanımı iki yılda iki kattan fazla arttı.Sektörel bazda bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) şirketleri yüzde 57,3 ile yapay zekayı en yoğun kullanan işletmeler oldu. Bu sektörü yüzde 36,8 ile profesyonel ve bilimsel hizmetler izledi.Yapay zeka kullanımındaki yıllık artışın daha önce teknolojinin görece az kullanıldığı sektörlerde de yüksek olması dikkati çekti. Kullanımdaki yıllık artış konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 62,5, inşaatta yüzde 59,1'e ulaştı.OECD, üretken yapay zekadaki hızlı gelişmeler, maliyetlerin düşmesi ve yapay zeka becerilerine sahip çalışanların sayısındaki artışın teknolojinin ekonomiler ve çalışma hayatındaki etkisini daha da artırabileceğine işaret ediyor.Asıl hedefimiz gençleri yapay zekayı anlayan, sorgulayan ve üreten insan kaynağına dönüştürmek olmalıYapay Zeka Politikaları Derneği (AIPA) Başkan Yardımcısı Gökhan Varan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, 16-24 yaş grubundaki yüzde 38,5'lik kullanım oranının Türkiye açısından önemli bir potansiyele işaret ettiğini belirterek, gençlerin yeni teknolojileri gündelik hayatlarına hızla entegre ettiğini söyledi.Varan, asıl hedefin gençleri yapay zekanın sadece kullanıcısı olmaktan çıkarıp onu anlayan, sorgulayan ve üreten insan kaynağına dönüştürmek olması gerektiğine işaret etti.Yapay zeka okuryazarlığının yakın gelecekte yabancı dil veya temel dijital beceriler gibi yatay bir istihdam yetkinliğine dönüşeceğini aktaran Varan, Türkiye'nin en güçlü yanlarından biri olarak belirtilen genç ve teknolojiye açık nüfusu, en belirgin riski ise yapay zeka kullanımı ile üretim kapasitesi arasındaki makasın açılmasıdır. dedi.Rekabet, büyük ölçüde &#039;yapay zekayla etkin çalışabilen insan ile çalışamayan insan&#039; arasında yaşanacakGökhan Varan, şirketlerin aradığı şeyin yalnızca prompt yazabilen çalışan olmayacağını ifade ederek, Yapay zekayı mesleki bilgisiyle harmanlayabilen, çıktısını doğrulayabilen, veri güvenliği ve etik riskleri kavrayabilen çalışan öne çıkacak. diye konuştu.Rekabetin büyük ölçüde yapay zekayla etkin çalışabilen insan ile çalışamayan insan arasında yaşanacağını kaydeden Varan, Öğrencilerde yüzde 75 kullanım oranı bize yapay zekayı eğitimden uzak tutmanın gerçekçi olmadığını gösteriyor. Mesele yasaklamak değil, doğru kullanmayı öğretmek. değerlendirmesinde bulundu.Varan, OECD'nin de genel amaçlı yapay zekanın ödev performansını artırmasının gerçek öğrenmeyi pekiştirdiği anlamına gelmediğine dikkati çektiğini belirterek, Bu nedenle Türkiye'de müfredat, yapay zeka okuryazarlığı, eleştirel düşünme, kaynak-referans doğrulama, etik ve veri güvenliğini birlikte ele almalı. Ölçme-değerlendirme sistemi de yalnızca sonuç yerine öğrencinin düşünme ve üretim sürecini ölçmeli. ifadelerini kullandı.Üniversiteler uygulamalı yapay zeka yetkinliklerini bütün disiplinlere yaymalıGökhan Varan, Türkiye'nin önündeki temel politika meselesinin kullanımdan üretime geçiş olduğunu dile getirdi.Üniversitelerin uygulamalı yapay zeka yetkinliklerini bütün disiplinlere yayması gerektiğine işaret eden Varan, Özel sektör gençlere gerçek veri ve problemlerle çalışma imkanı sağlamalı; kamu ise hesaplama altyapısı, veri, girişimcilik ve AR-GE ekosistemini güçlendirmeli. diye konuştu.Varan, Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı'ndaki fark et, istifade et, üret ve yönet yaklaşımının önemli olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin genç nüfusu güçlü tarafımız, küresel fırsat ise bu insan kaynağını yerli ürün, girişim ve ihracata dönüştürebilme kapasitesini inşa edebilmektir. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/turkiye-de-genclerin-uretken-yapay-zeka-kullanimi-genel-oranin-2-katini-asti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kaçakçılıkla mücadelede 8 ayda 673 bin litre sahte ve kaçak alkollü içki ele geçirildi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kacakcilikla-mucadelede-8-ayda-673-bin-litre-sahte-ve-kacak-alkollu-icki-ele-gecirildi/906104/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kacakcilikla-mucadelede-8-ayda-673-bin-litre-sahte-ve-kacak-alkollu-icki-ele-gecirildi/906104/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Ülke genelindeki 27 bin 706 operasyonda 35 bin 950 şüpheli gözaltına alındı, 4 milyar 562 milyon liralık vergi kaybının önüne geçildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : CEM DAĞISTANLI - Kaçakçılıkla mücadele kapsamında yılın 8 ayında düzenlenen operasyonlarda, 673 bin 85 litre sahte ve kaçak alkollü içki ele geçirildi.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, güvenlik güçleri, insan sağlığını tehdit eden sahte içkilerin üretilmesinin ve tüketiciye ulaştırılmasının engellenmesi amacıyla ülke genelinde operasyonlarını sürdürüyor.Ağır zehirlenmelerin yanı sıra kalıcı görme kaybı, koma ve ölüme yol açabilen sahte ve kaçak alkollü içkilerin üretim ve dağıtımının önlenmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı birimleri tarafından saha çalışmaları aralıksız yürütülüyor.Yasa dışı imalathane ve depolar ile satışın gerçekleştirildiği iş yerleri tespit edilerek söz konusu içkilerin piyasaya sürülmesi engelleniyor.Operasyon sayısı 5 bin 634 artarak 27 bin 706&#039;ya yükseldiİçişleri Bakanlığı verilerine göre, kaçakçılıkla mücadelede 1 Ocak-31 Ağustos 2025 döneminde 22 bin 72 operasyon gerçekleştirilirken, bu yılın aynı döneminde operasyon sayısı 5 bin 634 artarak 27 bin 706'ya yükseldi.1 Ocak-31 Ağustos 2025 arasında düzenlenen operasyonlarda yakalanan şüpheli sayısı 31 bin 353 olurken, bu yıl aynı dönemde 35 bin 950 şüpheli gözaltına alındı.Bu yıl 8 ayda gerçekleştirilen operasyonlarda 4 milyar 562 milyon liralık vergi kaybı önlenirken, 673 bin 85 litre sahte ve kaçak alkollü içki ele geçirildi.Aynı dönemde, kaçak sigara yakalamalarındaki artış da dikkati çekti.Geçen yılın 8 ayında 7 milyon 302 bin 908 paket kaçak sigara ele geçirilmişti. Bu yılın aynı döneminde söz konusu miktar yüzde 54,6 artarak 11 milyon 287 bin 897 pakete ulaştı.Operasyonlarda ayrıca 3 milyon 547 bin 965 litre kaçak akaryakıt, 265 bin 185 elektronik sigara ve 1 milyar 174 milyon 711 bin 141 makaron ele geçirildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : CEM DAĞISTANLI - Kaçakçılıkla mücadele kapsamında yılın 8 ayında düzenlenen operasyonlarda, 673 bin 85 litre sahte ve kaçak alkollü içki ele geçirildi.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, güvenlik güçleri, insan sağlığını tehdit eden sahte içkilerin üretilmesinin ve tüketiciye ulaştırılmasının engellenmesi amacıyla ülke genelinde operasyonlarını sürdürüyor.Ağır zehirlenmelerin yanı sıra kalıcı görme kaybı, koma ve ölüme yol açabilen sahte ve kaçak alkollü içkilerin üretim ve dağıtımının önlenmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı birimleri tarafından saha çalışmaları aralıksız yürütülüyor.Yasa dışı imalathane ve depolar ile satışın gerçekleştirildiği iş yerleri tespit edilerek söz konusu içkilerin piyasaya sürülmesi engelleniyor.Operasyon sayısı 5 bin 634 artarak 27 bin 706&#039;ya yükseldiİçişleri Bakanlığı verilerine göre, kaçakçılıkla mücadelede 1 Ocak-31 Ağustos 2025 döneminde 22 bin 72 operasyon gerçekleştirilirken, bu yılın aynı döneminde operasyon sayısı 5 bin 634 artarak 27 bin 706'ya yükseldi.1 Ocak-31 Ağustos 2025 arasında düzenlenen operasyonlarda yakalanan şüpheli sayısı 31 bin 353 olurken, bu yıl aynı dönemde 35 bin 950 şüpheli gözaltına alındı.Bu yıl 8 ayda gerçekleştirilen operasyonlarda 4 milyar 562 milyon liralık vergi kaybı önlenirken, 673 bin 85 litre sahte ve kaçak alkollü içki ele geçirildi.Aynı dönemde, kaçak sigara yakalamalarındaki artış da dikkati çekti.Geçen yılın 8 ayında 7 milyon 302 bin 908 paket kaçak sigara ele geçirilmişti. Bu yılın aynı döneminde söz konusu miktar yüzde 54,6 artarak 11 milyon 287 bin 897 pakete ulaştı.Operasyonlarda ayrıca 3 milyon 547 bin 965 litre kaçak akaryakıt, 265 bin 185 elektronik sigara ve 1 milyar 174 milyon 711 bin 141 makaron ele geçirildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/kacakcilikla-mucadelede-8-ayda-673-bin-litre-sahte-ve-kacak-alkollu-icki-ele-gecirildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Fenerbahçe, 307. Avrupa maçına çıkacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-fenerbahce-307-avrupa-macina-cikacak/906103/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-fenerbahce-307-avrupa-macina-cikacak/906103/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Spor: UEFA Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında yarın Roma'yı konuk edecek Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki 306 maçta 122 galibiyet, 67 beraberlik, 117 yenilgi yaşadı - Sarı-lacivertliler, Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki en önemli organizasyonunda 41. kez mücadele edecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Spor Haberleri -- SÜHA GÜR - UEFA Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında yarın İtalya'nın Roma ekibini konuk edecek Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki 307. karşılaşmasına çıkacak.Sarı-lacivertliler, Avrupa kupalarındaki 306 müsabakada 122 galibiyet elde ederken 67 beraberlik aldı. Sahadan 117 kez mağlup ayrılan Fenerbahçe, 306 mücadelede rakip fileleri 417 kez havalandırdı, kalesinde 426 gol gördü.Şampiyonlar Ligi&#039;nde 41. maçFenerbahçe, Avrupa futbolunun 1 numaralı organizasyonunda yarın 41. müsabakasını oynayacak.Sarı-lacivertliler, UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki 40 karşılaşmada 11 galibiyet elde ederken 6 beraberlik, 23 yenilgi yaşadı.İstanbul temsilcisi, rakip filelere 42 gol atarken kalesinde 70 gole engel olamadı.Devler Liginde 6 kez yer aldıUEFA Şampiyonlar Ligi'ne ilk kez 1996-97 sezonunda katılan Fenerbahçe, daha sonra sırasıyla 2001-02, 2004-05, 2005-06, 2007-08 ve 2008-09 sezonlarında grup aşamasında ter döktü.İstanbul ekibi, 6 kez katıldığı UEFA Şampiyonlar Ligi'nde en büyük başarısını çeyrek final oynayarak gerçekleştirdi.Sarı-lacivertliler, 2007-08 sezonunda Brezilyalı teknik direktör Arthur Zico yönetiminde yarı finalin kapısından dönerken Avrupa kupaları tarihindeki en başarılı sezonunu yaşadı.Söz konusu sezonda sarı-lacivertlileri eleyen İngiltere'nin Chelsea takımı, Şampiyonlar Ligi'nde yoluna yarı finalden devam etti.Sarı-lacivertli ekibin Devler Ligi performansıFenerbahçe'nin UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki performans tablosu şöyle:SezonOGBMAY1996-976213362001-026--63122004-0563-310132005-0661147142007-081052315142008-096-24411Toplam40116234270Avrupa kupaları performansıFenerbahçe'nin Avrupa kupalarındaki performansı ise şöyle:OrganizasyonOGBMAYUEFA Kupası541810267291UEFA Avrupa Ligi104503123148107Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası3394203070UEFA Şampiyonlar Ligi eleme481915147054UEFA Şampiyonlar Ligi40116234270Avrupa Kupa Galipleri Kupası93151111UEFA Konferans Ligi1812-64423TOPLAM30612267117417426]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Spor Haberleri -- SÜHA GÜR - UEFA Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında yarın İtalya'nın Roma ekibini konuk edecek Fenerbahçe, Avrupa kupalarındaki 307. karşılaşmasına çıkacak.Sarı-lacivertliler, Avrupa kupalarındaki 306 müsabakada 122 galibiyet elde ederken 67 beraberlik aldı. Sahadan 117 kez mağlup ayrılan Fenerbahçe, 306 mücadelede rakip fileleri 417 kez havalandırdı, kalesinde 426 gol gördü.Şampiyonlar Ligi&#039;nde 41. maçFenerbahçe, Avrupa futbolunun 1 numaralı organizasyonunda yarın 41. müsabakasını oynayacak.Sarı-lacivertliler, UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki 40 karşılaşmada 11 galibiyet elde ederken 6 beraberlik, 23 yenilgi yaşadı.İstanbul temsilcisi, rakip filelere 42 gol atarken kalesinde 70 gole engel olamadı.Devler Liginde 6 kez yer aldıUEFA Şampiyonlar Ligi'ne ilk kez 1996-97 sezonunda katılan Fenerbahçe, daha sonra sırasıyla 2001-02, 2004-05, 2005-06, 2007-08 ve 2008-09 sezonlarında grup aşamasında ter döktü.İstanbul ekibi, 6 kez katıldığı UEFA Şampiyonlar Ligi'nde en büyük başarısını çeyrek final oynayarak gerçekleştirdi.Sarı-lacivertliler, 2007-08 sezonunda Brezilyalı teknik direktör Arthur Zico yönetiminde yarı finalin kapısından dönerken Avrupa kupaları tarihindeki en başarılı sezonunu yaşadı.Söz konusu sezonda sarı-lacivertlileri eleyen İngiltere'nin Chelsea takımı, Şampiyonlar Ligi'nde yoluna yarı finalden devam etti.Sarı-lacivertli ekibin Devler Ligi performansıFenerbahçe'nin UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki performans tablosu şöyle:SezonOGBMAY1996-976213362001-026--63122004-0563-310132005-0661147142007-081052315142008-096-24411Toplam40116234270Avrupa kupaları performansıFenerbahçe'nin Avrupa kupalarındaki performansı ise şöyle:OrganizasyonOGBMAYUEFA Kupası541810267291UEFA Avrupa Ligi104503123148107Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası3394203070UEFA Şampiyonlar Ligi eleme481915147054UEFA Şampiyonlar Ligi40116234270Avrupa Kupa Galipleri Kupası93151111UEFA Konferans Ligi1812-64423TOPLAM30612267117417426]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/grafikli-fenerbahce-307-avrupa-macina-cikacak.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Asırlık kitaplar mücellithanede şifa buluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/asirlik-kitaplar-mucellithanede-sifa-buluyor/906102/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/asirlik-kitaplar-mucellithanede-sifa-buluyor/906102/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Mücellit Muharrem Kalenci ve ekibinin İSAR Mücellithanesi'nde yürüttüğü çalışmalarla bugüne kadar binden fazla eser restore edilirken, bunlar arasından seçilen 40 nadir kitap Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisinde ziyaretçilerle buluştu - Mücellit Muharrem Kalenci: - Rahmetli hocam bir eseri bitirip eline aldığı zaman 'Biri de kurtuldu.' derdi. Yani bir ameliyat edildi, şifa bekliyordu, şifa buldu ve kurtuldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ALİ OSMAN KAYA - Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda elden ele dolaşan, zamanla ciltleri yıpranan, sayfaları kopan ve çeşitli hasarlara uğrayan nadir eserler, mücellithanede yürütülen titiz çalışmalarla korunarak geleceğe taşınıyor.Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesindeki İstanbul Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde (İSAR) yaklaşık 50 bin eserin bulunduğu özel kütüphanede restorasyona ihtiyaç duyan kültürel miras niteliğindeki kitapların korunması amacıyla kurulan mücellithanede bu kapsamda çalışmalar yürütülüyor.Merhum mücellit İslam Seçen'in öğrencisi İSAR mücellidi Muharrem Kalenci ve ekibi tarafından sürdürülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar binden fazla eserin restorasyonu tamamlandı.Eksim Holding'in 40. yılı dolayısıyla hazırlanan Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisinde de bu eserler arasından seçilen 40 nadir kitap ile henüz restorasyonu yapılmamış ve şifa bekleyen eserler Tophane-i Amire'de sanatseverlerin ilgisine sunuldu.Kitabın yalnızca bilgi taşıyan bir nesne değil, aynı zamanda ait olduğu dönemin hafızasını, kültürünü ve sanat anlayışını taşıyan bir emanet olduğuna dikkati çeken sergi, ziyaretçilere geleneksel cilt sanatını ve restorasyon süreçlerini yakından tanıma imkanı sağlıyor.Sergide, Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin yaklaşık 500 yıllık el yazması Fususü'l-Hikemi, Şeyh Galib'in el yazması Divanı, yaklaşık 200 yıllık Marifetname, Yazıcıoğlu Muhammed Efendi'nin Muhammediyesi ile 200 yıllık el yazması Mushaf-ı Şerif gibi eserler yer alıyor.İbn Haldun'un Mukaddimesi, taş baskı bir Mushaf-ı Şerif, Ali Ufki Bey'in yaklaşık 150 yıllık İncil tercümesi de sergide görülebiliyor.Bir eserin restorasyonu 6 ay sürdüİSAR mücellidi Muharrem Kalenci, AA muhabirine, hayatının kitaplarla geçtiğini, mücellitlik ve restorasyon çalışmalarını uzun yıllardır sürdürdüğünü söyledi.Sergide yer alan eserler arasında kendisini en fazla zorlayan çalışmanın Osmanlı döneminde askeri okullarda kullanılan bir hukuk kitabı olduğunu belirten Kalenci, Beni en çok zorlayan eser oydu çünkü bir tarafı tamamen harap olmuştu, toz haline gelmişti neredeyse. Çok zamanımı aldı. Aşağı yukarı 6 ay sürdü onu restore etmek. dedi.Kalenci, restorasyona başlamadan önce eserin hasar tespitinin yapıldığını, kitabın neye ihtiyaç duyduğunun belirlendiğini, temizliğinin yapıldığını ve kullanılacak malzemelerin buna göre temin edildiğini ifade etti.Bir kitabın restorasyon sürecine ilişkin Kalenci, şunları aktardı:Hasara göre kitap eğer sökülmesi gerekiyorsa tamamen sökülüyor, formalar temizleniyor, kağıt restorasyonu yapılıyor. O kağıt restorasyonu temizliği yapıldıktan sonra dikiliyor tekrar, formalar tekrar metin blok haline geliyor. Ondan sonra kaplarda bir sıkıntı varsa onlar restore ediliyor. En son o kaplar da esere tekrar takılıyor ve böylece bitmiş oluyor.Her kitabın kendine özgü özellikler taşıdığına dikkati çeken Kalenci, aynı tür hasarın farklı eserlerde farklı müdahaleler gerektirebildiğini söyledi.Kalenci, restorasyon müdahalesinin eserde görünür olup olmamasına ilişkin farklı yaklaşımların bulunduğunu ifade ederek, Bazıları yapılan restorasyonun görünmemesi gerektiğini, tamamen eserle bütünleşmesi gerektiğini savunuyor. Benim yaptığım restorasyon bazen tamamen görünür halde oluyor, bazen de görünmüyor. Restorasyon görünmeli mi, görünmemeli mi, müdahale nasıl olmalı, bu sürekli tartışılıyor. Ben iki yöntemi de kitaba göre kullanıyorum. diye konuştu.Kitaba Vefa fikri 3 yıl önce ortaya çıktıKitaba Vefa sergisi fikrinin yaklaşık 3 yıl önce ortaya çıktığını anlatan Kalenci, projenin Eksim Holding'in 40. kuruluş yılı dolayısıyla hayata geçirildiğini söyledi.Serginin hazırlanması için özellikle son 3-4 ayda yoğun çalışma yürütüldüğünü belirten Kalenci, çok sayıda kişinin projeye katkı sunduğunu dile getirdi.Kalenci, sergilenen eserlerin Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesindeki İSAR Kütüphanesi'nden seçildiğini belirterek, şunları kaydetti:O kütüphanede İSAR Mücellithanesi kuruldu. Buraya kitaplar ağırlıklı olarak bağış yoluyla geliyor. Elinde yazma eseri ve kitabı olan birisi kütüphaneye bağışlıyor. En son Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocamız kendisinde olan eserleri topladı ve kütüphanemize kazandırdı. Şu anda onların üzerinde tasnif, tespit çalışmaları yapıldı. Bu sergide de ondan gelen ve şu anda şifa bekleyen eserler de var. Hatta bir tanesi de şifa bulmuş durumda İSAR Mücellithanesi'nin 2017'de kurulduğunu anlatan Kalenci, burada restorasyon faaliyetlerinin yanı sıra mücellitlik geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla eğitim çalışmalarının da sürdürüldüğünü belirtti.Kalenci, yetiştirdiği öğrencilerin bu sanatın devamlılığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, Bu işlerde benim için en önemli şey, şu anda yaptığım işi yeni kuşaklara aktarmaktır. Üç grup öğrencim var. Bir grup 3 senedir devam ediyor, bir grup 2 senedir, bir grup daha var, o da neredeyse 1,5 senedir devam ediyor. Buna da önem veriyoruz. İnşallah bu arkadaşlardan yetişecek olanlar ileride bu bayrağı devralacaklar. diye konuştu.Restore edilen deri uygun şartlarda 500 yıl daha dayanabiliyorRestore edilen eserlerin ömrüne ilişkin de bilgi veren Kalenci, hocası İslam Seçen'in kendilerine aktardığı geleneksel deri hazırlama yöntemlerinin cildin uzun ömürlü olmasında önemli rol oynadığını söyledi.Kalenci, Batı tarzında hazırlanmış bazı eserlerde kullanılan derinin hareketli bölümlerinin yaklaşık 100 yıl sonra kopabildiğini, geleneksel yöntemde ise deri tıraşı adı verilen farklı bir işlem uygulandığını belirterek, şöyle devam etti:Bizimkilerde farklı bir yöntemle deri hazırlanıyor. 'Deri tıraşı' dediğimiz bir şey yapılıyor. O deri normalde 1, 2, 3 milimetre kalınlığında oluyor. 'Bıçkı' dediğimiz bir aletimiz var. O bıçak ve bir mermer yardımıyla deri ıslatılıyor, derinin fazlalığı alınıyor, kurutuluyor ve derinin özü kalıyor. Sadece özü olduğu için farklı böceklerin onun içinde barınmasını da önlemiş oluyoruz ve deri uzun ömürlü oluyor. O restore edilmiş derinin başına eğer bir şey gelmezse belki de 500 yıl daha dayanır. Restorasyon bekleyen eserleri şifa bekleyen, çalışması tamamlananları ise şifa bulan kitaplar olarak nitelendiren Kalenci, Rahmetli hocam bir eseri bitirip eline aldığı zaman 'Biri de kurtuldu.' derdi. Yani bir ameliyat edildi, şifa bekliyordu, şifa buldu ve kurtuldu. Kitabın önem derecesi çok önemli değil burada. Ben hep bir kitabı elime aldığımda aklımda şunu tutuyorum, dünyada bir şey oldu, bir afet oldu, her şey kayboldu ve benim eserim kurtuldu, o ayakta kaldı. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ALİ OSMAN KAYA - Yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalarda elden ele dolaşan, zamanla ciltleri yıpranan, sayfaları kopan ve çeşitli hasarlara uğrayan nadir eserler, mücellithanede yürütülen titiz çalışmalarla korunarak geleceğe taşınıyor.Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesindeki İstanbul Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde (İSAR) yaklaşık 50 bin eserin bulunduğu özel kütüphanede restorasyona ihtiyaç duyan kültürel miras niteliğindeki kitapların korunması amacıyla kurulan mücellithanede bu kapsamda çalışmalar yürütülüyor.Merhum mücellit İslam Seçen'in öğrencisi İSAR mücellidi Muharrem Kalenci ve ekibi tarafından sürdürülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar binden fazla eserin restorasyonu tamamlandı.Eksim Holding'in 40. yılı dolayısıyla hazırlanan Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisinde de bu eserler arasından seçilen 40 nadir kitap ile henüz restorasyonu yapılmamış ve şifa bekleyen eserler Tophane-i Amire'de sanatseverlerin ilgisine sunuldu.Kitabın yalnızca bilgi taşıyan bir nesne değil, aynı zamanda ait olduğu dönemin hafızasını, kültürünü ve sanat anlayışını taşıyan bir emanet olduğuna dikkati çeken sergi, ziyaretçilere geleneksel cilt sanatını ve restorasyon süreçlerini yakından tanıma imkanı sağlıyor.Sergide, Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin yaklaşık 500 yıllık el yazması Fususü'l-Hikemi, Şeyh Galib'in el yazması Divanı, yaklaşık 200 yıllık Marifetname, Yazıcıoğlu Muhammed Efendi'nin Muhammediyesi ile 200 yıllık el yazması Mushaf-ı Şerif gibi eserler yer alıyor.İbn Haldun'un Mukaddimesi, taş baskı bir Mushaf-ı Şerif, Ali Ufki Bey'in yaklaşık 150 yıllık İncil tercümesi de sergide görülebiliyor.Bir eserin restorasyonu 6 ay sürdüİSAR mücellidi Muharrem Kalenci, AA muhabirine, hayatının kitaplarla geçtiğini, mücellitlik ve restorasyon çalışmalarını uzun yıllardır sürdürdüğünü söyledi.Sergide yer alan eserler arasında kendisini en fazla zorlayan çalışmanın Osmanlı döneminde askeri okullarda kullanılan bir hukuk kitabı olduğunu belirten Kalenci, Beni en çok zorlayan eser oydu çünkü bir tarafı tamamen harap olmuştu, toz haline gelmişti neredeyse. Çok zamanımı aldı. Aşağı yukarı 6 ay sürdü onu restore etmek. dedi.Kalenci, restorasyona başlamadan önce eserin hasar tespitinin yapıldığını, kitabın neye ihtiyaç duyduğunun belirlendiğini, temizliğinin yapıldığını ve kullanılacak malzemelerin buna göre temin edildiğini ifade etti.Bir kitabın restorasyon sürecine ilişkin Kalenci, şunları aktardı:Hasara göre kitap eğer sökülmesi gerekiyorsa tamamen sökülüyor, formalar temizleniyor, kağıt restorasyonu yapılıyor. O kağıt restorasyonu temizliği yapıldıktan sonra dikiliyor tekrar, formalar tekrar metin blok haline geliyor. Ondan sonra kaplarda bir sıkıntı varsa onlar restore ediliyor. En son o kaplar da esere tekrar takılıyor ve böylece bitmiş oluyor.Her kitabın kendine özgü özellikler taşıdığına dikkati çeken Kalenci, aynı tür hasarın farklı eserlerde farklı müdahaleler gerektirebildiğini söyledi.Kalenci, restorasyon müdahalesinin eserde görünür olup olmamasına ilişkin farklı yaklaşımların bulunduğunu ifade ederek, Bazıları yapılan restorasyonun görünmemesi gerektiğini, tamamen eserle bütünleşmesi gerektiğini savunuyor. Benim yaptığım restorasyon bazen tamamen görünür halde oluyor, bazen de görünmüyor. Restorasyon görünmeli mi, görünmemeli mi, müdahale nasıl olmalı, bu sürekli tartışılıyor. Ben iki yöntemi de kitaba göre kullanıyorum. diye konuştu.Kitaba Vefa fikri 3 yıl önce ortaya çıktıKitaba Vefa sergisi fikrinin yaklaşık 3 yıl önce ortaya çıktığını anlatan Kalenci, projenin Eksim Holding'in 40. kuruluş yılı dolayısıyla hayata geçirildiğini söyledi.Serginin hazırlanması için özellikle son 3-4 ayda yoğun çalışma yürütüldüğünü belirten Kalenci, çok sayıda kişinin projeye katkı sunduğunu dile getirdi.Kalenci, sergilenen eserlerin Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesindeki İSAR Kütüphanesi'nden seçildiğini belirterek, şunları kaydetti:O kütüphanede İSAR Mücellithanesi kuruldu. Buraya kitaplar ağırlıklı olarak bağış yoluyla geliyor. Elinde yazma eseri ve kitabı olan birisi kütüphaneye bağışlıyor. En son Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocamız kendisinde olan eserleri topladı ve kütüphanemize kazandırdı. Şu anda onların üzerinde tasnif, tespit çalışmaları yapıldı. Bu sergide de ondan gelen ve şu anda şifa bekleyen eserler de var. Hatta bir tanesi de şifa bulmuş durumda İSAR Mücellithanesi'nin 2017'de kurulduğunu anlatan Kalenci, burada restorasyon faaliyetlerinin yanı sıra mücellitlik geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla eğitim çalışmalarının da sürdürüldüğünü belirtti.Kalenci, yetiştirdiği öğrencilerin bu sanatın devamlılığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, Bu işlerde benim için en önemli şey, şu anda yaptığım işi yeni kuşaklara aktarmaktır. Üç grup öğrencim var. Bir grup 3 senedir devam ediyor, bir grup 2 senedir, bir grup daha var, o da neredeyse 1,5 senedir devam ediyor. Buna da önem veriyoruz. İnşallah bu arkadaşlardan yetişecek olanlar ileride bu bayrağı devralacaklar. diye konuştu.Restore edilen deri uygun şartlarda 500 yıl daha dayanabiliyorRestore edilen eserlerin ömrüne ilişkin de bilgi veren Kalenci, hocası İslam Seçen'in kendilerine aktardığı geleneksel deri hazırlama yöntemlerinin cildin uzun ömürlü olmasında önemli rol oynadığını söyledi.Kalenci, Batı tarzında hazırlanmış bazı eserlerde kullanılan derinin hareketli bölümlerinin yaklaşık 100 yıl sonra kopabildiğini, geleneksel yöntemde ise deri tıraşı adı verilen farklı bir işlem uygulandığını belirterek, şöyle devam etti:Bizimkilerde farklı bir yöntemle deri hazırlanıyor. 'Deri tıraşı' dediğimiz bir şey yapılıyor. O deri normalde 1, 2, 3 milimetre kalınlığında oluyor. 'Bıçkı' dediğimiz bir aletimiz var. O bıçak ve bir mermer yardımıyla deri ıslatılıyor, derinin fazlalığı alınıyor, kurutuluyor ve derinin özü kalıyor. Sadece özü olduğu için farklı böceklerin onun içinde barınmasını da önlemiş oluyoruz ve deri uzun ömürlü oluyor. O restore edilmiş derinin başına eğer bir şey gelmezse belki de 500 yıl daha dayanır. Restorasyon bekleyen eserleri şifa bekleyen, çalışması tamamlananları ise şifa bulan kitaplar olarak nitelendiren Kalenci, Rahmetli hocam bir eseri bitirip eline aldığı zaman 'Biri de kurtuldu.' derdi. Yani bir ameliyat edildi, şifa bekliyordu, şifa buldu ve kurtuldu. Kitabın önem derecesi çok önemli değil burada. Ben hep bir kitabı elime aldığımda aklımda şunu tutuyorum, dünyada bir şey oldu, bir afet oldu, her şey kayboldu ve benim eserim kurtuldu, o ayakta kaldı. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Sigortanın yeni yol haritasını zorunlu afet ve devlet destekli alacak sigortası şekillendirecek</title>
      <link>https://www.canligaste.com/sigortanin-yeni-yol-haritasini-zorunlu-afet-ve-devlet-destekli-alacak-sigortasi-sekillendirecek/906101/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/sigortanin-yeni-yol-haritasini-zorunlu-afet-ve-devlet-destekli-alacak-sigortasi-sekillendirecek/906101/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Davut Menteş: - OVP kapsamında afet risklerinin daha geniş bir sigorta koruması altına alınması, emeklilik sisteminin katılımcıların ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi, yatırım fonlu hayat sigortalarının yaygınlaştırılması, KOBİ'lerin ticari alacak risklerinin azaltılması ve finansman erişimlerine katkı sağlanması yönünde somut hedefler ortaya konulmuştur - Devlet Destekli Alacak Sigortası ürününü KOBİ'ler için tahsilat güvencesi ve finansmana erişim aracı olarak yeniden tasarlıyoruz. Böylece ekonomimizde çok önemli bir yere sahip olan KOBİ'lerimize finansal risklere karşı güvence ve finansmana erişim imkanları ile güvenli ve istikrarlı büyüme zemini oluşturulması hedeflenmektedir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) sigorta ve özel emeklilik sektörü için önemli hedefler ortaya koyduğunu belirterek, afet risklerinin daha geniş sigorta koruması altına alınacağını, KOBİ'lerin ticari alacak risklerinin azaltılacağını bildirdi.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den yaptığı derlemeye göre, bu dönemde sigorta ve özel emeklilik alanında bir dizi adım atılacak. Programa göre, yurt içi tasarrufların ve tasarruf bilincinin artırılması amacıyla finansal okuryazarlık yaygınlaştırılırken, uzun vadeli tasarruf araçları geliştirilecek.Bu kapsamda, Bireysel Emeklilik Sistemi'ndeki (BES) standart emeklilik yatırım fonları, katılımcıların birikimleri için daha fazla katma değer üretecek şekilde yeniden tasarlanacak.Otomatik Katılım Sistemi'nde (OKS) ise fon çeşitliliği, katılımcıların farklı risk algısı ve tercihlerini dikkate alacak şekilde artırılacak. Kesintilerin sadeleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacak. Sistemin cazibesi artırılarak fon tutarı ve katılımcı sayısında artış sağlanacak.Bununla birlikte, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortaları da yaygınlaştırılacak.Öte yandan, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması hedefi kapsamında tüm afet tehlikelerini kapsayacak zorunlu afet sigortası mekanizması geliştirilerek yaygınlaştırılacak. Afet sigortası beyan ve ödemesinin etkin takibi sağlanacak.KOBİ'lerin vadeli satışlardan kaynaklanan tahsilat risklerinin azaltılması ve işletme sermayesi ihtiyaçlarının desteklenmesi amacıyla Devlet Destekli Alacak Sigortası uygulamasının etkinliği de artırılacak.Devlet Destekli Alacak Sigortası&#039;nı KOBİ&#039;ler için tahsilat güvencesi ve finansmana erişim aracı olarak yeniden tasarlıyoruzKonuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan SEDDK Başkanı Davut Menteş, OVP'nin Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık dönemine ilişkin makroekonomik hedeflerini, temel politika önceliklerini ve kamu maliyesinin genel çerçevesini ortaya koyduğunu ifade etti.Program'ın kamu kurumlarının bütçe, mevzuat, karar alma ve uygulama süreçlerine yön veren temel politika belgesi niteliğinde olduğuna dikkati çeken Menteş, OVP'de sigorta ve özel emeklilik sistemine ilişkin başlıkların kapsamlı şekilde ele alınmasını son derece önemli bulduklarını söyledi.Menteş, OVP kapsamında afet risklerinin daha geniş bir sigorta koruması altına alınması, emeklilik sisteminin katılımcıların ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi, yatırım fonlu hayat sigortalarının yaygınlaştırılması, KOBİ'lerin ticari alacak risklerinin azaltılması ve finansman erişimlerine katkı sağlanması yönünde somut hedefler ortaya konulmuştur. diye konuştu.OVP'de Devlet Destekli Alacak Sigortası uygulamasının etkinliğinin artırılmasına yönelik hedefe yer verildiğinin altını çizen Menteş, sistemin KOBİ'lerin vadeli satışlarından kaynaklanan tahsilat risklerini karşılamak ve finansman sürecinde karşı güvence sağlamak amacını taşıdığını dile getirdi.Menteş, KOBİ'lerin tahsilat güvencesinin ticari faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen bir faktör olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:Devlet Destekli Alacak Sigortası ürününü KOBİ'ler için tahsilat güvencesi ve finansmana erişim aracı olarak yeniden tasarlıyoruz. Böylece ekonomimizde çok önemli bir yere sahip olan KOBİ'lerimize finansal risklere karşı güvence ve finansmana erişim imkanları ile güvenli ve istikrarlı büyüme zemini oluşturulması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda ürüne işlerlik kazandırılmasına yönelik gerekli değişikliklere gidilecektir. Bu kapsamda mevzuatta sadeleşme, uygulamada kolaylık, tazminat sürecinde hızlı ödeme ve kredi tarafında karşı güvence olarak kullanılması gibi iyileştirmelerle daha çok KOBİ'nin sistemden faydalanması ve böylece KOBİ'lerin sürdürülebilir büyümelerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.Zorunlu Afet Sigortası ile riskin önceden paylaşılmasını amaçlıyoruzMenteş, OVP'deki en önemli sigortacılık başlıklarından birinin zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilmesi olduğunu, mevcut Zorunlu Deprem Sigortası'nın deprem riskine karşı temel bir güvence sağladığını dile getirdi.Yeni dönemde bu yapıyı, orman yangınlarından sel baskınlarına kadar her türlü afeti kapsayacak şekilde Zorunlu Afet Sigortası'na dönüştürmeyi hedeflediklerini anlatan Menteş, Kanun düzeyinde gerçekleştirilecek bu değişiklikle vatandaşlarımızın afetlere karşı sahip olduğu sigorta koruması genişletilecek ve afet risklerinin daha bütüncül bir sistem içerisinde yönetilmesi sağlanacaktır. dedi.Menteş, Zorunlu Afet Sigortası'nın yalnızca teminat kapsamının genişletilmesi anlamına gelmediğini, yeni sistemde afet sigortasına ilişkin beyan ve ödemelerin etkin şekilde takip edilmesine yönelik mekanizmaların da güçlendirileceğini bildirdi.Afetlerin neden olduğu mali kayıpların sigorta ve reasürans sistemi içerisinde daha geniş bir tabana yayılmasının önemine işaret eden Menteş, Afet sonrasında ortaya çıkan ekonomik yükün vatandaşlarımız veya kamu kaynakları üzerinde kalmamasını, Zorunlu Afet Sigortası ile riskin önceden paylaşılmasını, sigorta koruma açığının azaltılmasını ve afet sonrası toparlanma kapasitesinin güçlendirilmesini amaçlıyoruz. değerlendirmesinde bulundu.OKS&#039;de hayat stratejisi odaklı yeni bir yapı kurgulandıSEDDK Başkanı Menteş, OVP kapsamında BES'e yönelik önemli adımların hayata geçirilmesine ilişkin olarak, BES'in vatandaşların emeklilik dönemindeki mali güvencesini desteklerken düzenli ve uzun vadeli tasarruf alışkanlığının gelişmesine de katkıda bulunduğunu, sistemde yapılacak düzenlemelerin katılımcıların farklı ihtiyaç, beklenti ve tercihlerini dikkate alacağını söyledi.OKS'de yapılması planlanan değişikliklere ilişkin ise Menteş, OKS'de herhangi bir fon tercihinde bulunmayan katılımcıların birikimlerinin yönlendirildiği standart fon emeklilik fonu uygulamasının yerine hayat stratejisi odaklı yeni bir yapı kurgulandı. Gönüllü BES tarafından yer alan fonların Bireysel Emeklilik Fon Alım Satım Platformu (BEFAS) üzerinden otomatik katılım tarafında da sunulması yoluyla fon çeşitliliğinin artırılması hedeflendi. Böylece katılımcılar birikimlerini kendi risk algıları, tercihleri ve emeklilik hedefleri doğrultusunda daha geniş bir fon seçeneği içerisinde değerlendirebilecek. ifadelerini kullandı.Menteş, başta giriş aidatı olmak üzere kesintilerin de yeniden ele alındığına dikkati çekerek, Giriş aidatları ve kesintiler daha sade ve anlaşılır hale getirilecek. Amacımız, katılımcıların sistemin işleyişini ve mali koşullarını kolaylıkla anlayabildiği, tercihlerini daha bilinçli yapabildiği ve uzun süre sistemde kalabildiği bir yapı oluşturmaktır. dedi. Menteş, yapılacak düzenlemelerle sistemin cazibesinin, katılımcı sayısının ve fon büyüklüğünün artırılmasının ve sistemin devamlılığının hedeflendiğini kaydetti.Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının daha erişilebilir hale getirilmesini önemsiyoruzDavut Menteş, OVP'de yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılmasına da yer verildiğini hatırlatarak, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının sigorta güvencesi ile uzun vadeli yatırım ve birikim imkanını aynı ürün içerisinde buluşturduğunu söyledi.Söz konusu ürünlerin vatandaşlara hayatın beklenmedik risklerine karşı güvence sağlarken birikimlerini farklı yatırım seçeneklerinde değerlendirme imkanı da sunduğunu dile getiren Menteş, Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının vatandaşlarımız açısından daha anlaşılır ve erişilebilir hale getirilmesini önemsiyoruz. Ürün çeşitliliğini geliştirerek bu sigortaların toplumun daha geniş kesimleri tarafından kullanılmasını hedefliyoruz. Bu ürünlerin yaygınlaşması, vatandaşlarımızın uzun vadeli mali güvencesini desteklerken ülkemizin tasarruf kapasitesinin artırılmasına da katkı sağlayacaktır. değerlendirmesinde bulundu.Menteş, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının gelişmesinin sigorta sektöründeki ürün çeşitliliğini artıracağını belirterek, bu sigortaların uzun vadeli birikimlerin ekonomik sisteme kazandırılmasını destekleyeceğini, hayat sigortalarının toplam sigortacılık sektörü içindeki payının yükselmesine katkıda bulunacağını sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAHAR YAKAR - Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'ın (OVP) sigorta ve özel emeklilik sektörü için önemli hedefler ortaya koyduğunu belirterek, afet risklerinin daha geniş sigorta koruması altına alınacağını, KOBİ'lerin ticari alacak risklerinin azaltılacağını bildirdi.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemini kapsayan OVP'den yaptığı derlemeye göre, bu dönemde sigorta ve özel emeklilik alanında bir dizi adım atılacak. Programa göre, yurt içi tasarrufların ve tasarruf bilincinin artırılması amacıyla finansal okuryazarlık yaygınlaştırılırken, uzun vadeli tasarruf araçları geliştirilecek.Bu kapsamda, Bireysel Emeklilik Sistemi'ndeki (BES) standart emeklilik yatırım fonları, katılımcıların birikimleri için daha fazla katma değer üretecek şekilde yeniden tasarlanacak.Otomatik Katılım Sistemi'nde (OKS) ise fon çeşitliliği, katılımcıların farklı risk algısı ve tercihlerini dikkate alacak şekilde artırılacak. Kesintilerin sadeleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacak. Sistemin cazibesi artırılarak fon tutarı ve katılımcı sayısında artış sağlanacak.Bununla birlikte, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortaları da yaygınlaştırılacak.Öte yandan, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması hedefi kapsamında tüm afet tehlikelerini kapsayacak zorunlu afet sigortası mekanizması geliştirilerek yaygınlaştırılacak. Afet sigortası beyan ve ödemesinin etkin takibi sağlanacak.KOBİ'lerin vadeli satışlardan kaynaklanan tahsilat risklerinin azaltılması ve işletme sermayesi ihtiyaçlarının desteklenmesi amacıyla Devlet Destekli Alacak Sigortası uygulamasının etkinliği de artırılacak.Devlet Destekli Alacak Sigortası&#039;nı KOBİ&#039;ler için tahsilat güvencesi ve finansmana erişim aracı olarak yeniden tasarlıyoruzKonuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan SEDDK Başkanı Davut Menteş, OVP'nin Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık dönemine ilişkin makroekonomik hedeflerini, temel politika önceliklerini ve kamu maliyesinin genel çerçevesini ortaya koyduğunu ifade etti.Program'ın kamu kurumlarının bütçe, mevzuat, karar alma ve uygulama süreçlerine yön veren temel politika belgesi niteliğinde olduğuna dikkati çeken Menteş, OVP'de sigorta ve özel emeklilik sistemine ilişkin başlıkların kapsamlı şekilde ele alınmasını son derece önemli bulduklarını söyledi.Menteş, OVP kapsamında afet risklerinin daha geniş bir sigorta koruması altına alınması, emeklilik sisteminin katılımcıların ihtiyaçlarına göre geliştirilmesi, yatırım fonlu hayat sigortalarının yaygınlaştırılması, KOBİ'lerin ticari alacak risklerinin azaltılması ve finansman erişimlerine katkı sağlanması yönünde somut hedefler ortaya konulmuştur. diye konuştu.OVP'de Devlet Destekli Alacak Sigortası uygulamasının etkinliğinin artırılmasına yönelik hedefe yer verildiğinin altını çizen Menteş, sistemin KOBİ'lerin vadeli satışlarından kaynaklanan tahsilat risklerini karşılamak ve finansman sürecinde karşı güvence sağlamak amacını taşıdığını dile getirdi.Menteş, KOBİ'lerin tahsilat güvencesinin ticari faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen bir faktör olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:Devlet Destekli Alacak Sigortası ürününü KOBİ'ler için tahsilat güvencesi ve finansmana erişim aracı olarak yeniden tasarlıyoruz. Böylece ekonomimizde çok önemli bir yere sahip olan KOBİ'lerimize finansal risklere karşı güvence ve finansmana erişim imkanları ile güvenli ve istikrarlı büyüme zemini oluşturulması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda ürüne işlerlik kazandırılmasına yönelik gerekli değişikliklere gidilecektir. Bu kapsamda mevzuatta sadeleşme, uygulamada kolaylık, tazminat sürecinde hızlı ödeme ve kredi tarafında karşı güvence olarak kullanılması gibi iyileştirmelerle daha çok KOBİ'nin sistemden faydalanması ve böylece KOBİ'lerin sürdürülebilir büyümelerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.Zorunlu Afet Sigortası ile riskin önceden paylaşılmasını amaçlıyoruzMenteş, OVP'deki en önemli sigortacılık başlıklarından birinin zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilmesi olduğunu, mevcut Zorunlu Deprem Sigortası'nın deprem riskine karşı temel bir güvence sağladığını dile getirdi.Yeni dönemde bu yapıyı, orman yangınlarından sel baskınlarına kadar her türlü afeti kapsayacak şekilde Zorunlu Afet Sigortası'na dönüştürmeyi hedeflediklerini anlatan Menteş, Kanun düzeyinde gerçekleştirilecek bu değişiklikle vatandaşlarımızın afetlere karşı sahip olduğu sigorta koruması genişletilecek ve afet risklerinin daha bütüncül bir sistem içerisinde yönetilmesi sağlanacaktır. dedi.Menteş, Zorunlu Afet Sigortası'nın yalnızca teminat kapsamının genişletilmesi anlamına gelmediğini, yeni sistemde afet sigortasına ilişkin beyan ve ödemelerin etkin şekilde takip edilmesine yönelik mekanizmaların da güçlendirileceğini bildirdi.Afetlerin neden olduğu mali kayıpların sigorta ve reasürans sistemi içerisinde daha geniş bir tabana yayılmasının önemine işaret eden Menteş, Afet sonrasında ortaya çıkan ekonomik yükün vatandaşlarımız veya kamu kaynakları üzerinde kalmamasını, Zorunlu Afet Sigortası ile riskin önceden paylaşılmasını, sigorta koruma açığının azaltılmasını ve afet sonrası toparlanma kapasitesinin güçlendirilmesini amaçlıyoruz. değerlendirmesinde bulundu.OKS&#039;de hayat stratejisi odaklı yeni bir yapı kurgulandıSEDDK Başkanı Menteş, OVP kapsamında BES'e yönelik önemli adımların hayata geçirilmesine ilişkin olarak, BES'in vatandaşların emeklilik dönemindeki mali güvencesini desteklerken düzenli ve uzun vadeli tasarruf alışkanlığının gelişmesine de katkıda bulunduğunu, sistemde yapılacak düzenlemelerin katılımcıların farklı ihtiyaç, beklenti ve tercihlerini dikkate alacağını söyledi.OKS'de yapılması planlanan değişikliklere ilişkin ise Menteş, OKS'de herhangi bir fon tercihinde bulunmayan katılımcıların birikimlerinin yönlendirildiği standart fon emeklilik fonu uygulamasının yerine hayat stratejisi odaklı yeni bir yapı kurgulandı. Gönüllü BES tarafından yer alan fonların Bireysel Emeklilik Fon Alım Satım Platformu (BEFAS) üzerinden otomatik katılım tarafında da sunulması yoluyla fon çeşitliliğinin artırılması hedeflendi. Böylece katılımcılar birikimlerini kendi risk algıları, tercihleri ve emeklilik hedefleri doğrultusunda daha geniş bir fon seçeneği içerisinde değerlendirebilecek. ifadelerini kullandı.Menteş, başta giriş aidatı olmak üzere kesintilerin de yeniden ele alındığına dikkati çekerek, Giriş aidatları ve kesintiler daha sade ve anlaşılır hale getirilecek. Amacımız, katılımcıların sistemin işleyişini ve mali koşullarını kolaylıkla anlayabildiği, tercihlerini daha bilinçli yapabildiği ve uzun süre sistemde kalabildiği bir yapı oluşturmaktır. dedi. Menteş, yapılacak düzenlemelerle sistemin cazibesinin, katılımcı sayısının ve fon büyüklüğünün artırılmasının ve sistemin devamlılığının hedeflendiğini kaydetti.Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının daha erişilebilir hale getirilmesini önemsiyoruzDavut Menteş, OVP'de yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılmasına da yer verildiğini hatırlatarak, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının sigorta güvencesi ile uzun vadeli yatırım ve birikim imkanını aynı ürün içerisinde buluşturduğunu söyledi.Söz konusu ürünlerin vatandaşlara hayatın beklenmedik risklerine karşı güvence sağlarken birikimlerini farklı yatırım seçeneklerinde değerlendirme imkanı da sunduğunu dile getiren Menteş, Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının vatandaşlarımız açısından daha anlaşılır ve erişilebilir hale getirilmesini önemsiyoruz. Ürün çeşitliliğini geliştirerek bu sigortaların toplumun daha geniş kesimleri tarafından kullanılmasını hedefliyoruz. Bu ürünlerin yaygınlaşması, vatandaşlarımızın uzun vadeli mali güvencesini desteklerken ülkemizin tasarruf kapasitesinin artırılmasına da katkı sağlayacaktır. değerlendirmesinde bulundu.Menteş, yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının gelişmesinin sigorta sektöründeki ürün çeşitliliğini artıracağını belirterek, bu sigortaların uzun vadeli birikimlerin ekonomik sisteme kazandırılmasını destekleyeceğini, hayat sigortalarının toplam sigortacılık sektörü içindeki payının yükselmesine katkıda bulunacağını sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Marmara Denizi'ndeki orkinoslar için yeni gelmediler, geri geldiler değerlendirmesi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/marmara-denizi-ndeki-orkinoslar-icin-yeni-gelmediler-geri-geldiler-degerlendirmesi/906100/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/marmara-denizi-ndeki-orkinoslar-icin-yeni-gelmediler-geri-geldiler-degerlendirmesi/906100/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Yıldız: - Son günlerde Haliç, İstanbul Boğazı veya İzmit Körfezi’nde görülen bireyleri tamamen yeni bir habitat keşfeden balıklar olarak değil, türün tarihsel ekolojik alanına geri dönen bireyler olarak değerlendirmek bana daha anlamlı geliyor. Yani orkinoslar yeni gelmedi, geri gelmeye başladılar - İstanbul Balıkhanesi kayıtlarına göre yalnızca 1913-1914 döneminde 537 bin 455 kilogram orkinos satılmış. Burada on yıllar önce mevcut olmayan bir türün ortaya çıkmasından değil, çok eski ve güçlü bir tarihsel varlığı bulunan, ancak bu bölgesel göç davranışını büyük ölçüde kaybetmiş bir türün yeniden görülmeye başlamasından söz ediyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : GÜLSELİ KENARLI - İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Balıkçılık ve Su Ürünleri İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Yıldız, Haliç, İstanbul Boğazı, İzmit Körfezi ve zaman zaman Karadeniz'de görülen Atlantik mavi yüzgeçli orkinosların, yeni habitatlar keşfetmekten ziyade tarihsel göç ve beslenme alanlarını yeniden kullanmaya başlamasının erken işaretleri olabileceğini söyledi.Marmara Denizi'nde son dönemde artan orkinos gözlemlerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Yıldız, bu durumun Atlantik mavi yüzgeçli orkinosunun tarihsel dağılım ve göç alanını yeniden kullanmaya başlamasının erken işaretleri olarak nitelendirilebileceğini belirtti.Geçmişte Ege Denizi'nden Marmara'ya, İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz'e uzanan belirgin bir orkinos göç güzergahı bulunduğu bilgisini veren Yıldız, önceki çalışmalarında Marmara Denizi'ndeki tarihsel orkinos balıkçılığını incelediğini, buna göre kuzeye doğru göçün nisan ayında başlayıp temmuzda yoğunlaştığını ve ağustos sonuna doğru tamamlandığını, Karadeniz'den dönüşün ise ekim-aralık döneminde gerçekleştiğini aktardı.Bazı yıllarda orkinosların Marmara'dan şubat-mart aylarına kadar ayrılmadığını ve bu dönemde palamut, uskumru ve istavrit gibi balıklarla beslendiğini anlatan Yıldız, İzmit Körfezi'nin de dönüş göçü sırasında orkinosların avlandığı tarihsel alanlardan biri olduğunu kaydetti.Yıldız, Son günlerde Haliç, İstanbul Boğazı veya İzmit Körfezi’nde görülen bireyleri tamamen yeni bir habitat keşfeden balıklar olarak değil, türün tarihsel ekolojik alanına geri dönen bireyler olarak değerlendirmek bana daha anlamlı geliyor. Yani orkinoslar yeni gelmedi, geri gelmeye başladılar. dedi.1913-1914 döneminde 537 bin 455 kilogram orkinos satılmışGeçmişte Marmara ve İstanbul Boğazı'nda orkinosların çok daha yoğun bulunduğuna dikkati çeken Yıldız, tarihsel kayıtlarda dalyan başına bir av sezonunda 100-150 orkinos yakalandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu, bireylerin ağırlığının 100-450 kilogram arasında değiştiğini bildirdi.Yıldız, şöyle devam etti:İstanbul Balıkhanesi kayıtlarına göre yalnızca 1913-1914 döneminde 537 bin 455 kilogram orkinos satılmış. Burada on yıllar önce mevcut olmayan bir türün ortaya çıkmasından değil, çok eski ve güçlü bir tarihsel varlığı bulunan, ancak bu bölgesel göç davranışını büyük ölçüde kaybetmiş bir türün yeniden görülmeye başlamasından söz ediyoruz.Karadeniz'i orkinosların tarihsel dağılım ve muhtemel üreme alanlarından biri olarak nitelendiren Yıldız, geçmiş çalışmalarda bölgede orkinos yumurta ve larvaları ile olgun gonadların kaydedildiğini, 2026 tarihli bir derlemede ise Karadeniz'in çökmüş olduğu varsayılan tarihsel bir üreme alanı olarak sınıflandırıldığını belirtti.İklim değişikliği tek başına açıklama değilOrkinosların yeniden görülmesinde Doğu Atlantik-Akdeniz orkinos stokundaki toparlanmanın önemli bir etken olduğunu vurgulayan Yıldız, 2000'li yıllardan itibaren Atlantik Ton Balıklarının Korunması Uluslararası Komisyonu (ICCAT) tarafından uygulanan yönetim ve koruma önlemleriyle stokun belirgin şekilde iyileştiğinin altını çizdi.Marmara'daki gelişmenin yalnızca deniz suyu sıcaklıklarının artışıyla açıklanamayacağını ifade eden Yıldız, Orkinos geniş bir sıcaklık aralığında yaşayabiliyor. Beslenme alanları sıcaklığın yanı sıra akıntılar, klorofil cepheleri ve üretken oşinografik yapılarla ilişkili olabiliyor. Bu nedenle 'Su sıcaklığı arttı, orkinos geri geldi' şeklindeki tek faktörlü açıklama yetersiz kalacaktır. İlk sorulacak sorulardan biri su sıcaklığından önce 'Bu orkinoslar hangi avı takip ediyor?' olmalı. Haliç, İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi'nde görülen orkinoslar besin kaynaklarıyla birlikte incelenmeli ve beslendikleri türlerin mevsimsel dağılımları takip edilmeli. diye konuştu.Orkinosların farklı yıllarda, farklı noktalarda ve aynı mevsimlerde tekrar görülmesinin önemine işaret eden Yıldız, iki-üç bireylik gözlemlerin tek başına düzenli göçün yeniden kurulduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi.Yıldız, gerçek bir tarihsel göç koridorunun yeniden oluşması halinde zamanla birey sayısında artış, belirli aylarda tekrarlanan gözlemler ve Marmara-İstanbul Boğazı-Karadeniz doğrultusunda tutarlı bir hareket örüntüsü görülmesi ve bu hareketliliğin pelajik balıkların bolluğu ve dağılımıyla da ilişkilendirilmesi gerektiğini kaydetti.Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde orkinosların insanlar tarafından denize atılan yiyeceklerle beslenmeye çalışıldığını hatırlatan Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı:Doğrudan yabani orkinos bireylerinin insanlar tarafından beslenmesi üzerine deneysel bir literatür bulunmuyor. Dolayısıyla yunus veya diğer deniz canlılarındaki sonuçları orkinosa doğrudan aktarmak doğru olmaz. Ama davranışsal koşullanma mekanizması açısından endişelenebiliriz. Düzenli yiyecek verilirse orkinosların doğal olarak av sürülerini takip etmek yerine belirli bir noktayı, insanları veya tekneleri yiyecekle ilişkilendirmesi olası. Yaban hayvanlarında insan kaynaklı besin desteği o türün bireylerinin davranış ve dağılımını değiştirebilir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : GÜLSELİ KENARLI - İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Balıkçılık ve Su Ürünleri İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Yıldız, Haliç, İstanbul Boğazı, İzmit Körfezi ve zaman zaman Karadeniz'de görülen Atlantik mavi yüzgeçli orkinosların, yeni habitatlar keşfetmekten ziyade tarihsel göç ve beslenme alanlarını yeniden kullanmaya başlamasının erken işaretleri olabileceğini söyledi.Marmara Denizi'nde son dönemde artan orkinos gözlemlerine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Yıldız, bu durumun Atlantik mavi yüzgeçli orkinosunun tarihsel dağılım ve göç alanını yeniden kullanmaya başlamasının erken işaretleri olarak nitelendirilebileceğini belirtti.Geçmişte Ege Denizi'nden Marmara'ya, İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz'e uzanan belirgin bir orkinos göç güzergahı bulunduğu bilgisini veren Yıldız, önceki çalışmalarında Marmara Denizi'ndeki tarihsel orkinos balıkçılığını incelediğini, buna göre kuzeye doğru göçün nisan ayında başlayıp temmuzda yoğunlaştığını ve ağustos sonuna doğru tamamlandığını, Karadeniz'den dönüşün ise ekim-aralık döneminde gerçekleştiğini aktardı.Bazı yıllarda orkinosların Marmara'dan şubat-mart aylarına kadar ayrılmadığını ve bu dönemde palamut, uskumru ve istavrit gibi balıklarla beslendiğini anlatan Yıldız, İzmit Körfezi'nin de dönüş göçü sırasında orkinosların avlandığı tarihsel alanlardan biri olduğunu kaydetti.Yıldız, Son günlerde Haliç, İstanbul Boğazı veya İzmit Körfezi’nde görülen bireyleri tamamen yeni bir habitat keşfeden balıklar olarak değil, türün tarihsel ekolojik alanına geri dönen bireyler olarak değerlendirmek bana daha anlamlı geliyor. Yani orkinoslar yeni gelmedi, geri gelmeye başladılar. dedi.1913-1914 döneminde 537 bin 455 kilogram orkinos satılmışGeçmişte Marmara ve İstanbul Boğazı'nda orkinosların çok daha yoğun bulunduğuna dikkati çeken Yıldız, tarihsel kayıtlarda dalyan başına bir av sezonunda 100-150 orkinos yakalandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu, bireylerin ağırlığının 100-450 kilogram arasında değiştiğini bildirdi.Yıldız, şöyle devam etti:İstanbul Balıkhanesi kayıtlarına göre yalnızca 1913-1914 döneminde 537 bin 455 kilogram orkinos satılmış. Burada on yıllar önce mevcut olmayan bir türün ortaya çıkmasından değil, çok eski ve güçlü bir tarihsel varlığı bulunan, ancak bu bölgesel göç davranışını büyük ölçüde kaybetmiş bir türün yeniden görülmeye başlamasından söz ediyoruz.Karadeniz'i orkinosların tarihsel dağılım ve muhtemel üreme alanlarından biri olarak nitelendiren Yıldız, geçmiş çalışmalarda bölgede orkinos yumurta ve larvaları ile olgun gonadların kaydedildiğini, 2026 tarihli bir derlemede ise Karadeniz'in çökmüş olduğu varsayılan tarihsel bir üreme alanı olarak sınıflandırıldığını belirtti.İklim değişikliği tek başına açıklama değilOrkinosların yeniden görülmesinde Doğu Atlantik-Akdeniz orkinos stokundaki toparlanmanın önemli bir etken olduğunu vurgulayan Yıldız, 2000'li yıllardan itibaren Atlantik Ton Balıklarının Korunması Uluslararası Komisyonu (ICCAT) tarafından uygulanan yönetim ve koruma önlemleriyle stokun belirgin şekilde iyileştiğinin altını çizdi.Marmara'daki gelişmenin yalnızca deniz suyu sıcaklıklarının artışıyla açıklanamayacağını ifade eden Yıldız, Orkinos geniş bir sıcaklık aralığında yaşayabiliyor. Beslenme alanları sıcaklığın yanı sıra akıntılar, klorofil cepheleri ve üretken oşinografik yapılarla ilişkili olabiliyor. Bu nedenle 'Su sıcaklığı arttı, orkinos geri geldi' şeklindeki tek faktörlü açıklama yetersiz kalacaktır. İlk sorulacak sorulardan biri su sıcaklığından önce 'Bu orkinoslar hangi avı takip ediyor?' olmalı. Haliç, İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi'nde görülen orkinoslar besin kaynaklarıyla birlikte incelenmeli ve beslendikleri türlerin mevsimsel dağılımları takip edilmeli. diye konuştu.Orkinosların farklı yıllarda, farklı noktalarda ve aynı mevsimlerde tekrar görülmesinin önemine işaret eden Yıldız, iki-üç bireylik gözlemlerin tek başına düzenli göçün yeniden kurulduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi.Yıldız, gerçek bir tarihsel göç koridorunun yeniden oluşması halinde zamanla birey sayısında artış, belirli aylarda tekrarlanan gözlemler ve Marmara-İstanbul Boğazı-Karadeniz doğrultusunda tutarlı bir hareket örüntüsü görülmesi ve bu hareketliliğin pelajik balıkların bolluğu ve dağılımıyla da ilişkilendirilmesi gerektiğini kaydetti.Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde orkinosların insanlar tarafından denize atılan yiyeceklerle beslenmeye çalışıldığını hatırlatan Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı:Doğrudan yabani orkinos bireylerinin insanlar tarafından beslenmesi üzerine deneysel bir literatür bulunmuyor. Dolayısıyla yunus veya diğer deniz canlılarındaki sonuçları orkinosa doğrudan aktarmak doğru olmaz. Ama davranışsal koşullanma mekanizması açısından endişelenebiliriz. Düzenli yiyecek verilirse orkinosların doğal olarak av sürülerini takip etmek yerine belirli bir noktayı, insanları veya tekneleri yiyecekle ilişkilendirmesi olası. Yaban hayvanlarında insan kaynaklı besin desteği o türün bireylerinin davranış ve dağılımını değiştirebilir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye, çatılarındaki 120 gigavatlık güneş potansiyeliyle elektrik talebinin yüzde 45'ini karşılayabilir</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turkiye-catilarindaki-120-gigavatlik-gunes-potansiyeliyle-elektrik-talebinin-yuzde-45-ini-karsilayabilir/906098/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turkiye-catilarindaki-120-gigavatlik-gunes-potansiyeliyle-elektrik-talebinin-yuzde-45-ini-karsilayabilir/906098/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / IEA'nın Türkiye Enerji Politikaları İncelemesi Raporu'na göre: - İzmir, İstanbul ve Ankara, en yüksek çatı tipi güneş enerjisi potansiyeline sahip iller olarak öne çıkıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÜLŞEN ÇAĞATAY - Türkiye'deki çatıların yaklaşık 120 gigavatlık güneş fotovoltaik (PV) kapasitesi kurulum potansiyeline sahip olduğu ve bunun hayata geçirilmesi halinde ülkenin elektrik talebinin yüzde 45'inin yalnızca çatı tipi güneş enerjisinden karşılanabileceği hesaplanıyor.AA muhabirinin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlanan Türkiye Enerji Politikaları İncelemesi Raporundan yaptığı derlemeye göre, çatı tipi güneş enerjisinin yaygınlaştırılması, elektrik üretiminin daha fazla noktaya dağıtılmasını sağlayarak enerji sisteminin merkezi yapısının azaltılmasına ve güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payının artırılmasına imkan sunuyor.Bu model, aynı zamanda enerji üretiminde sübvansiyonlara bağımlılığın azaltılması ve tüketicilerin kendi elektriğini daha uygun maliyetlerle üretmesi açısından da önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor.Türkiye'nin en yüksek çatı tipi güneş enerjisi potansiyeline sahip 3 ili ise nüfus bakımından ülkenin en büyük şehirleri olan İzmir, İstanbul ve Ankara olarak öne çıkıyor.Rapora göre, çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinin yaygınlaştırılması yalnızca yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması açısından değil, enerji güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından da önem taşıyor.Özellikle deprem gibi doğal afetler sonrasında merkezi enerji sistemlerinde meydana gelebilecek kesintilere karşı çatı tipi güneş enerjisi sistemleri, elektrik arzının belirli ölçüde devamlılığını sağlayarak daha dayanıklı ve dağıtık bir enerji yapısına katkıda bulunabiliyor.Büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerine kıyasla önemli avantajlar sunan çatı tipi güneş PV sistemlerinin yaygınlaşmasının önünde ise düzenleyici ve uygulamaya ilişkin çeşitli engeller bulunuyor.Türkiye, 2019'da aylık mahsuplaşmaya dayalı net ölçüm (net metering) sistemini uygulamaya koyarak konut tipi güneş enerjisi kullanıcılarının ihtiyaç fazlası elektriği tüketici tarifeleri üzerinden satmasına imkan sağladı.Ancak çatı tipi güneş enerjisinde kurulum süreçlerinin uzunluğu, yatırımların yaygınlaşmasını sınırlayan unsurlar arasında yer alıyor. Başvurudan kuruluma kadar birden fazla kurumun onayını gerektiren süreç 27 haftaya kadar uzayabiliyor.Rüzgar ve güneşte izin süreçleri kısalıyorTürkiye, 2035'e yönelik rüzgar ve güneş enerjisi hedeflerine ulaşmak amacıyla çeşitli reform ve yatırımları hayata geçiriyor.24 Temmuz 2025'te yapılan yasal değişikliklerle rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin izin süreçlerinin yaklaşık 48 aydan 18 aya indirilmesinin önü açıldı.Başvuru süreçlerinin daha da iyileştirilmesi ve yeni yapılacak binalar ile kamu binalarında çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi, Türkiye'nin enerji hedeflerine ve enerji alanında kendi kendine yeterlilik hedeflerine katkı sağlayabilecek adımlar arasında gösteriliyor.Türkiye'de güneş fotovoltaik teknolojisi, lisanssız elektrik üretimi rejiminden en fazla yararlanan kaynak oldu. Lisanssız üretim uygulaması, özellikle konut ve tarım sektörlerinde çatı tipi güneş enerjisi kurulumlarının hızla artmasına katkı sağladı.Güneş enerjisi lisanssız elektrik üretiminin yüzde 97&#039;sini oluşturduFotovoltaik güneş, 2025 sonu itibarıyla Türkiye'nin lisanssız elektrik üretim kapasitesinin yüzde 97'sini, yaklaşık 23 gigavatını oluşturdu.Rapora göre, bu kapasitenin artırılması için dağıtık enerji altyapısının güçlendirilmesi önem taşırken, akıllı sayaçların küçük ölçekli ve dağıtık yenilenebilir enerji altyapısının gelişimini desteklemesi bekleniyor.Bu kapsamda hazırlanan yol haritasının temel hedeflerinden biri, elektrik sistemine 35 gigavatlık esnek kaynak kazandırmak.Söz konusu kapasitenin 10 gigavatını depolama sistemleriyle birlikte çatı tipi güneş enerjisi, 10 gigavatını büyük ölçekli enerji depolama, 5 gigavatını şebeke yönetimi ve 10 gigavatını talep tarafı yönetimi oluşturacak.Dağıtık üretimin yaygınlaştırılması, akıllı sayaçların devreye alınması ve enerji depolama kapasitesinin artırılmasıyla çatı tipi güneş enerjisinin, Türkiye'nin elektrik sisteminde hem yenilenebilir enerji payının artırılmasında hem de enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesinde daha fazla rol üstlenmesi bekleniyor.Çatı tipi güneş santrallerinin yaygınlaşması için düzenlemelere ihtiyaç varGüneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Genel Sekreteri Hakan Erkan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, söz konusu verilerin uzaydan görüntülerle çekildiğini ve Türkiye'nin 120 gigavatlık çatı güneş santrali hedefine rahatlıkla ulaşabileceğini ifade etti.Çatı güneş santrali için belirlenen 120 gigavatlık potansiyelin değerlendirilmesi için mutlaka altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyulduğunu belirten Erkan, Altyapı yanında mevzuatta düzenlemeler ve finansman olanaklarının olması gerekiyor. Söz konusu düzenlemelerin paket halinde gerçekleştirilmesi de gerekli. Mevcut durumda çatılarda herhangi bir işlem yapılabilmesi için 8 ayla 1 yıl arası izin süreçlerine ihtiyaç var çünkü mevcut durumda kapasite ile ilgili sorunlar bulunuyor. Bu süre ise bu yatırımlar için çok uzun. diye konuştu.Erkan, meskenler için 25 kilovat altı çatı kurulumlarında, çanak anteni ya da doğal gaz tesisatı kurar gibi sistemin basitleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak, Sorumluluk yatırımcıda ya da uygulayıcı firmada gibi çözümler olması lazım ki çatılarda belirlenen bu hedeflere ulaşalım. Orta ve büyük ölçekli çatı GES yatırımları için de kapasite sorununun çözülmesi yanında depolama sistemi gibi unsurlarla kendi kendine yeten sistemler kurulması gerekiyor. Bakanlığa öz tüketim amaçlı elektrik üretimi gibi modeller sunduk, bunlara izin verilmesi halinde çatı hedefleri kolaylıkla yakalanabilir. değerlendirmesinde bulundu.Türkiye'de farklı güneşlenme süreleri olduğunu ve bölgelerin farklı talepleri bulunduğunun altını çizen Erkan, Mevzuatlar düzenlenir, bölgelere uygun standartlar belirlenirse çatı tipi güneş santrallerinin yaygınlaşmaması için bir engel bulunmuyor. ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÜLŞEN ÇAĞATAY - Türkiye'deki çatıların yaklaşık 120 gigavatlık güneş fotovoltaik (PV) kapasitesi kurulum potansiyeline sahip olduğu ve bunun hayata geçirilmesi halinde ülkenin elektrik talebinin yüzde 45'inin yalnızca çatı tipi güneş enerjisinden karşılanabileceği hesaplanıyor.AA muhabirinin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlanan Türkiye Enerji Politikaları İncelemesi Raporundan yaptığı derlemeye göre, çatı tipi güneş enerjisinin yaygınlaştırılması, elektrik üretiminin daha fazla noktaya dağıtılmasını sağlayarak enerji sisteminin merkezi yapısının azaltılmasına ve güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payının artırılmasına imkan sunuyor.Bu model, aynı zamanda enerji üretiminde sübvansiyonlara bağımlılığın azaltılması ve tüketicilerin kendi elektriğini daha uygun maliyetlerle üretmesi açısından da önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor.Türkiye'nin en yüksek çatı tipi güneş enerjisi potansiyeline sahip 3 ili ise nüfus bakımından ülkenin en büyük şehirleri olan İzmir, İstanbul ve Ankara olarak öne çıkıyor.Rapora göre, çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinin yaygınlaştırılması yalnızca yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması açısından değil, enerji güvenliğinin güçlendirilmesi bakımından da önem taşıyor.Özellikle deprem gibi doğal afetler sonrasında merkezi enerji sistemlerinde meydana gelebilecek kesintilere karşı çatı tipi güneş enerjisi sistemleri, elektrik arzının belirli ölçüde devamlılığını sağlayarak daha dayanıklı ve dağıtık bir enerji yapısına katkıda bulunabiliyor.Büyük ölçekli güneş enerjisi santrallerine kıyasla önemli avantajlar sunan çatı tipi güneş PV sistemlerinin yaygınlaşmasının önünde ise düzenleyici ve uygulamaya ilişkin çeşitli engeller bulunuyor.Türkiye, 2019'da aylık mahsuplaşmaya dayalı net ölçüm (net metering) sistemini uygulamaya koyarak konut tipi güneş enerjisi kullanıcılarının ihtiyaç fazlası elektriği tüketici tarifeleri üzerinden satmasına imkan sağladı.Ancak çatı tipi güneş enerjisinde kurulum süreçlerinin uzunluğu, yatırımların yaygınlaşmasını sınırlayan unsurlar arasında yer alıyor. Başvurudan kuruluma kadar birden fazla kurumun onayını gerektiren süreç 27 haftaya kadar uzayabiliyor.Rüzgar ve güneşte izin süreçleri kısalıyorTürkiye, 2035'e yönelik rüzgar ve güneş enerjisi hedeflerine ulaşmak amacıyla çeşitli reform ve yatırımları hayata geçiriyor.24 Temmuz 2025'te yapılan yasal değişikliklerle rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin izin süreçlerinin yaklaşık 48 aydan 18 aya indirilmesinin önü açıldı.Başvuru süreçlerinin daha da iyileştirilmesi ve yeni yapılacak binalar ile kamu binalarında çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi, Türkiye'nin enerji hedeflerine ve enerji alanında kendi kendine yeterlilik hedeflerine katkı sağlayabilecek adımlar arasında gösteriliyor.Türkiye'de güneş fotovoltaik teknolojisi, lisanssız elektrik üretimi rejiminden en fazla yararlanan kaynak oldu. Lisanssız üretim uygulaması, özellikle konut ve tarım sektörlerinde çatı tipi güneş enerjisi kurulumlarının hızla artmasına katkı sağladı.Güneş enerjisi lisanssız elektrik üretiminin yüzde 97&#039;sini oluşturduFotovoltaik güneş, 2025 sonu itibarıyla Türkiye'nin lisanssız elektrik üretim kapasitesinin yüzde 97'sini, yaklaşık 23 gigavatını oluşturdu.Rapora göre, bu kapasitenin artırılması için dağıtık enerji altyapısının güçlendirilmesi önem taşırken, akıllı sayaçların küçük ölçekli ve dağıtık yenilenebilir enerji altyapısının gelişimini desteklemesi bekleniyor.Bu kapsamda hazırlanan yol haritasının temel hedeflerinden biri, elektrik sistemine 35 gigavatlık esnek kaynak kazandırmak.Söz konusu kapasitenin 10 gigavatını depolama sistemleriyle birlikte çatı tipi güneş enerjisi, 10 gigavatını büyük ölçekli enerji depolama, 5 gigavatını şebeke yönetimi ve 10 gigavatını talep tarafı yönetimi oluşturacak.Dağıtık üretimin yaygınlaştırılması, akıllı sayaçların devreye alınması ve enerji depolama kapasitesinin artırılmasıyla çatı tipi güneş enerjisinin, Türkiye'nin elektrik sisteminde hem yenilenebilir enerji payının artırılmasında hem de enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesinde daha fazla rol üstlenmesi bekleniyor.Çatı tipi güneş santrallerinin yaygınlaşması için düzenlemelere ihtiyaç varGüneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Genel Sekreteri Hakan Erkan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, söz konusu verilerin uzaydan görüntülerle çekildiğini ve Türkiye'nin 120 gigavatlık çatı güneş santrali hedefine rahatlıkla ulaşabileceğini ifade etti.Çatı güneş santrali için belirlenen 120 gigavatlık potansiyelin değerlendirilmesi için mutlaka altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyulduğunu belirten Erkan, Altyapı yanında mevzuatta düzenlemeler ve finansman olanaklarının olması gerekiyor. Söz konusu düzenlemelerin paket halinde gerçekleştirilmesi de gerekli. Mevcut durumda çatılarda herhangi bir işlem yapılabilmesi için 8 ayla 1 yıl arası izin süreçlerine ihtiyaç var çünkü mevcut durumda kapasite ile ilgili sorunlar bulunuyor. Bu süre ise bu yatırımlar için çok uzun. diye konuştu.Erkan, meskenler için 25 kilovat altı çatı kurulumlarında, çanak anteni ya da doğal gaz tesisatı kurar gibi sistemin basitleştirilmesi gerektiğini vurgulayarak, Sorumluluk yatırımcıda ya da uygulayıcı firmada gibi çözümler olması lazım ki çatılarda belirlenen bu hedeflere ulaşalım. Orta ve büyük ölçekli çatı GES yatırımları için de kapasite sorununun çözülmesi yanında depolama sistemi gibi unsurlarla kendi kendine yeten sistemler kurulması gerekiyor. Bakanlığa öz tüketim amaçlı elektrik üretimi gibi modeller sunduk, bunlara izin verilmesi halinde çatı hedefleri kolaylıkla yakalanabilir. değerlendirmesinde bulundu.Türkiye'de farklı güneşlenme süreleri olduğunu ve bölgelerin farklı talepleri bulunduğunun altını çizen Erkan, Mevzuatlar düzenlenir, bölgelere uygun standartlar belirlenirse çatı tipi güneş santrallerinin yaygınlaşmaması için bir engel bulunmuyor. ifadesini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Üç büyük şehirde okul servis ücretleri 27 bin ile 93 bin lira arasında değişiyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/uc-buyuk-sehirde-okul-servis-ucretleri-27-bin-ile-93-bin-lira-arasinda-degisiyor/906097/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/uc-buyuk-sehirde-okul-servis-ucretleri-27-bin-ile-93-bin-lira-arasinda-degisiyor/906097/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Yeni eğitim öğretim yılı için servis ücretlerindeki artış oranı Ankara'da yüzde 25,49, İzmir'de yüzde 35, İstanbul'da ise yüzde 10 oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : AYŞE BÖCÜOĞLU BODUR - Türkiye'de 14 Eylül'de başlayacak yeni eğitim öğretim yılında hizmet verecek öğrenci servis ücretlerinde artış oranları belli olurken, üç büyük ilde bu ücretler mesafeye göre 27 bin ile 93 bin lira arasında değişiyor.Ankara, İstanbul ve İzmir'deki zam oranlarının açıklanmasıyla üç büyükşehirde okul servis ücretleri netleşmiş oldu.Bu kapsamda İstanbul'da okul servis ücreti geçen eğitim öğretim yılına göre yüzde 10, Ankara'da yüzde 25,49, İzmir'de yüzde 35 arttı.İstanbul&#039;daki en uzun mesafe servis ücreti 93 bin lirayı aştıİstanbul Büyükşehir Belediyesi Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünce, kentteki okul servis ücretleri yıllık 0-1 kilometrede 39 bin 970 lira, 1-3 kilometrede 42 bin 804 lira, 3-5 kilometrede 46 bin 258 lira, 5-7 kilometrede 48 bin 249 lira, 7-9 kilometrede 50 bin 868 lira, 9-11 kilometrede 58 bin 923 lira, 11-13 kilometrede 67 bin 822 lira, 13-15 kilometrede 71 bin 239 lira, 15-17 kilometrede 76 bin 899 lira, 17-19 kilometrede 81 bin 304 lira, 19-21 kilometrede 86 bin 515 lira, 21-23 kilometrede 90 bin 112 lira, 23-25 kilometrede 93 bin 610 lira olarak belirlendi.Başkent ve İzmir&#039;deki ücretlerBaşkentte ise 2026-2027 eğitim öğretim yılı için belirlenen servis ücretleri 0-3 kilometrede 27 bin 331 lira, 3-6 kilometrede 30 bin 155 lira, 6-10 kilometrede 34 bin 785 lira, 10-15 kilometrede 40 bin 432 lira, 15 kilometreyi aşan her kilometre için de 527 lira olarak belirlendi.İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanacak okul servis taşımacılığı ücret tarifesi Belediye Meclisinde onaylanarak yürürlüğe girmişti.Söz konusu servis ücreti, 0-3 kilometrede 32 bin 850 lira, 4-6 kilometrede 40 bin 50 lira, 7-10 kilometrede 43 bin 20 lira, 11-15 kilometrede 50 bin 940 lira, 16-20 kilometrede 61 bin 110 lira, 21-25 kilometrede 67 bin 950 lira, 26-30 kilometrede 74 bin 880 lira, 31-35 kilometrede 78 bin 480 lira, 36-40 kilometrede 83 bin 250 lira oldu.Başladığımız işi yarı yolda bırakmayız, sezonu bitireceğizAnkara Servis Aracı İşletmecileri Odası Başkanı İlyas Aktürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülke genelindeki büyük şehirlerde servis ücretlerinde yüzde 35 ile 40 arasında bir artış olduğuna dikkati çekti.Aktürk, İstanbul'da yüzde 10 artış yapıldı ama bu ilimizdeki servis ücretlerinde 2026 yılı içinde yüzde 40'lık ara bir artış olmuştu. Ankara'da yeni öğretim yılı içinde yüzde 25,49, İzmir'de ise yüzde 35 servis ücretlerinde artış yapıldı. Türkiye'de illerimize baktığımızda en düşük servis ücretinin Ankara'da olduğunu görüyoruz. ifadesini kullandı.Giderlerdeki artış nedeniyle Ankara'daki servis ücretlerinin yüzde 60 artırılmasını talep ettiklerini dile getiren Aktürk, önce yüzde 40 zam üzerine bir anlaşma sağladıklarını fakat Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin son kararıyla yüzde 25,49 artış yapıldığını söyledi.Aktürk, Ankara'da korsan servislere yönelik denetim yapıldığını da belirterek, bu kapsamda denetleme yapan kurumlara teşekkür etti.Servislere yönelik anlaşmaların yıllık yapıldığına işaret eden Aktürk, Dünyadaki gelişmelerden kaynaklı akaryakıt fiyatlarındaki artışlardan dolayı servis esnafı için zor bir yıl olacak ama bizler Ahi Evran kültürüyle yetişmiş bir esnaf topluluğuyuz. Başladığımız işi yarı yolda bırakmayız, sezonu bitireceğiz. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : AYŞE BÖCÜOĞLU BODUR - Türkiye'de 14 Eylül'de başlayacak yeni eğitim öğretim yılında hizmet verecek öğrenci servis ücretlerinde artış oranları belli olurken, üç büyük ilde bu ücretler mesafeye göre 27 bin ile 93 bin lira arasında değişiyor.Ankara, İstanbul ve İzmir'deki zam oranlarının açıklanmasıyla üç büyükşehirde okul servis ücretleri netleşmiş oldu.Bu kapsamda İstanbul'da okul servis ücreti geçen eğitim öğretim yılına göre yüzde 10, Ankara'da yüzde 25,49, İzmir'de yüzde 35 arttı.İstanbul&#039;daki en uzun mesafe servis ücreti 93 bin lirayı aştıİstanbul Büyükşehir Belediyesi Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünce, kentteki okul servis ücretleri yıllık 0-1 kilometrede 39 bin 970 lira, 1-3 kilometrede 42 bin 804 lira, 3-5 kilometrede 46 bin 258 lira, 5-7 kilometrede 48 bin 249 lira, 7-9 kilometrede 50 bin 868 lira, 9-11 kilometrede 58 bin 923 lira, 11-13 kilometrede 67 bin 822 lira, 13-15 kilometrede 71 bin 239 lira, 15-17 kilometrede 76 bin 899 lira, 17-19 kilometrede 81 bin 304 lira, 19-21 kilometrede 86 bin 515 lira, 21-23 kilometrede 90 bin 112 lira, 23-25 kilometrede 93 bin 610 lira olarak belirlendi.Başkent ve İzmir&#039;deki ücretlerBaşkentte ise 2026-2027 eğitim öğretim yılı için belirlenen servis ücretleri 0-3 kilometrede 27 bin 331 lira, 3-6 kilometrede 30 bin 155 lira, 6-10 kilometrede 34 bin 785 lira, 10-15 kilometrede 40 bin 432 lira, 15 kilometreyi aşan her kilometre için de 527 lira olarak belirlendi.İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanacak okul servis taşımacılığı ücret tarifesi Belediye Meclisinde onaylanarak yürürlüğe girmişti.Söz konusu servis ücreti, 0-3 kilometrede 32 bin 850 lira, 4-6 kilometrede 40 bin 50 lira, 7-10 kilometrede 43 bin 20 lira, 11-15 kilometrede 50 bin 940 lira, 16-20 kilometrede 61 bin 110 lira, 21-25 kilometrede 67 bin 950 lira, 26-30 kilometrede 74 bin 880 lira, 31-35 kilometrede 78 bin 480 lira, 36-40 kilometrede 83 bin 250 lira oldu.Başladığımız işi yarı yolda bırakmayız, sezonu bitireceğizAnkara Servis Aracı İşletmecileri Odası Başkanı İlyas Aktürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülke genelindeki büyük şehirlerde servis ücretlerinde yüzde 35 ile 40 arasında bir artış olduğuna dikkati çekti.Aktürk, İstanbul'da yüzde 10 artış yapıldı ama bu ilimizdeki servis ücretlerinde 2026 yılı içinde yüzde 40'lık ara bir artış olmuştu. Ankara'da yeni öğretim yılı içinde yüzde 25,49, İzmir'de ise yüzde 35 servis ücretlerinde artış yapıldı. Türkiye'de illerimize baktığımızda en düşük servis ücretinin Ankara'da olduğunu görüyoruz. ifadesini kullandı.Giderlerdeki artış nedeniyle Ankara'daki servis ücretlerinin yüzde 60 artırılmasını talep ettiklerini dile getiren Aktürk, önce yüzde 40 zam üzerine bir anlaşma sağladıklarını fakat Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin son kararıyla yüzde 25,49 artış yapıldığını söyledi.Aktürk, Ankara'da korsan servislere yönelik denetim yapıldığını da belirterek, bu kapsamda denetleme yapan kurumlara teşekkür etti.Servislere yönelik anlaşmaların yıllık yapıldığına işaret eden Aktürk, Dünyadaki gelişmelerden kaynaklı akaryakıt fiyatlarındaki artışlardan dolayı servis esnafı için zor bir yıl olacak ama bizler Ahi Evran kültürüyle yetişmiş bir esnaf topluluğuyuz. Başladığımız işi yarı yolda bırakmayız, sezonu bitireceğiz. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/uc-buyuk-sehirde-okul-servis-ucretleri-27-bin-ile-93-bin-lira-arasinda-degisiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Aktif Bank, Çin'in uluslararası yuan ödeme sistemi CIPS'e katılan ilk Türk bankası oldu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/aktif-bank-cin-in-uluslararasi-yuan-odeme-sistemi-cips-e-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu/906096/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/aktif-bank-cin-in-uluslararasi-yuan-odeme-sistemi-cips-e-katilan-ilk-turk-bankasi-oldu/906096/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan: - Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi - KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMRE AYTEKİN - Yatırım bankası Aktif Bank, yuan cinsinden uluslararası ödeme ve takas işlemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulan Sınır Aşırı Bankalar Arası Ödeme Sistemine (CIPS) doğrudan katılan ilk Türk bankası oldu.Çin'in Fucien eyaletinin Şiamın kentinde gerçekleştirilen Çin Uluslararası Yatırım ve Ticaret Fuarı'nda (CIFIT), sistemin yeni uluslararası katılımcıları için imza töreni düzenlendi.Törende Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan, banka adına katılım anlaşmasını imzaladı. Genel Müdür Oğan, Aktif Bank'ın CIPS'e katılım adımı ve bunun Türk şirketlerine sağlayacağı faydalar hakkında AA muhabirine değerlendirmede bulundu.CIPS'in Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından geliştirilen, Çin yuanı (RMB) cinsinden ödeme ve takas işlemlerini gerçekleştiren dijital bir ödeme platformu olduğunu ifade eden Oğan, 10 yaşında genç bir platform olmasına rağmen son 5 yılda yabancı bankaların katılımıyla hızla büyüdüğünü, yaklaşık 200'ü doğrudan ve 1600'ü dolaylı katılımcı olmak üzere 1800'den fazla bankaya hizmet verdiğini belirtti.Yuan cinsinden ödemelerin Çin&#039;in dış ticaretindeki payı artıyorOğan, CIPS üzerinden gerçekleşen yuan cinsinden ödemelerin payının, son 5 yılda Çin'in 6 trilyon doları bulan dış ticaret hacminin yüzde 15'inden yüzde 28'ine kadar yükseldiğine dikkati çekti.Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin de son 5 yılda 25 milyar dolardan 50 milyar doların üzerine çıktığına, bu artışla birlikte Türkiye'deki üretici ve tacirlerin yuan cinsinden ödeme sistemlerine olan ihtiyacının da büyüdüğüne işaret eden Oğan, Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi. Platforma dahil olmak, hem rakamlar hem de Türkiye'de böyle bir talebin varlığı açısından bize çok doğru bir potansiyel olarak göründü. diye konuştu.Oğan, Aktif Bank'ın Türkiye'de faaliyet gösteren iki Çin bankası dışında sisteme doğrudan katılan ilk ve tek Türk bankası olduğuna, Türkiye'nin yakın coğrafyasında da bu konuda lider banka haline geldiğine işaret etti.Aktif Bank'ın dış ticaretin finansmanı ve ödemelerde halihazırda önemli bir deneyime sahip olduğuna ve bunun Türk şirketleri tarafından bilindiğine işaret eden Oğan, Aktif Bank müşterilerinin hafta içi her gün 24 saat boyunca açık bir sistemde kendi hesaplarından Çin'deki iş ortaklarının hesaplarına anlık yuan cinsinden ödeme gerçekleştirebileceğini söyledi.KOBİ&#039;lerin ödeme ihtiyaçları için dijital çözümOğan, CIPS'in çoklu para birimi dönüşümlerinin getirdiği zaman ve maliyet farklarını ortadan kaldıracağını, operasyonel verimliliği artıracağını belirterek, Büyük kuruluşlarla birlikte aslında burada hedefimizde KOBİ'ler var. KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler. dedi.Aktif Bank'ın dijital bankacılık platformu Ne Kolayı bu yıl KOBİ'lere de açmayı planladıklarını aktaran Oğan, CIPS entegrasyonuyla KOBİ'lerin ödemelerini daha kolay, şeffaf ve hızlı yapmasını sağlamayı hedeflediklerini vurguladı.Oğan, Aktif Bank'ın dış ticaret finansmanı ve ödemeleri konusunda uzmanlaşmış bir banka olduğunu, geniş ve yetkin bir ekiple yıllardır bu konuya yatırım yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:Dünya genelinde 1300'den fazla bankayla muhabir ilişkimiz var. Belli koridorlarda çok güçlü bir oyuncuyuz. Örneğin Afrika platformunda 450 bankayla ilişki içinde, ticaret ödemelerinde aktif rol alır durumdayız. Koridorumuzu çevre coğrafyalar ve Avrupa ile Amerika'nın ardından Çin tarafında da geliştirmek istiyoruz. Bu fuardaki pavilyonda tek Türk bankası biziz. Çin pazarındaki fırsatları uzun süredir yakından takip ediyoruz. Türkiye ile Çin arasında giderek büyüyen dış ticaret hacmini de önemli bir potansiyel olarak görüyoruz. CIPS'e doğrudan katılımımızla bu alandaki varlığımızı güçlendirmeyi ve Çin ile gerçekleştirilen dış ticarette etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bugün burada olmamızın uzun vadeli stratejimizin önemli bir adımı olduğunu söyleyebiliriz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EMRE AYTEKİN - Yatırım bankası Aktif Bank, yuan cinsinden uluslararası ödeme ve takas işlemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulan Sınır Aşırı Bankalar Arası Ödeme Sistemine (CIPS) doğrudan katılan ilk Türk bankası oldu.Çin'in Fucien eyaletinin Şiamın kentinde gerçekleştirilen Çin Uluslararası Yatırım ve Ticaret Fuarı'nda (CIFIT), sistemin yeni uluslararası katılımcıları için imza töreni düzenlendi.Törende Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan, banka adına katılım anlaşmasını imzaladı. Genel Müdür Oğan, Aktif Bank'ın CIPS'e katılım adımı ve bunun Türk şirketlerine sağlayacağı faydalar hakkında AA muhabirine değerlendirmede bulundu.CIPS'in Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından geliştirilen, Çin yuanı (RMB) cinsinden ödeme ve takas işlemlerini gerçekleştiren dijital bir ödeme platformu olduğunu ifade eden Oğan, 10 yaşında genç bir platform olmasına rağmen son 5 yılda yabancı bankaların katılımıyla hızla büyüdüğünü, yaklaşık 200'ü doğrudan ve 1600'ü dolaylı katılımcı olmak üzere 1800'den fazla bankaya hizmet verdiğini belirtti.Yuan cinsinden ödemelerin Çin&#039;in dış ticaretindeki payı artıyorOğan, CIPS üzerinden gerçekleşen yuan cinsinden ödemelerin payının, son 5 yılda Çin'in 6 trilyon doları bulan dış ticaret hacminin yüzde 15'inden yüzde 28'ine kadar yükseldiğine dikkati çekti.Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin de son 5 yılda 25 milyar dolardan 50 milyar doların üzerine çıktığına, bu artışla birlikte Türkiye'deki üretici ve tacirlerin yuan cinsinden ödeme sistemlerine olan ihtiyacının da büyüdüğüne işaret eden Oğan, Hem Çin'in dış ticaretinde yuan ödemelerinin payının hem de Türkiye'de yuan cinsinden ödeme sistemlerine talebin artması, bu platforma dahil olmayı bizim için doğru bir potansiyel haline getirdi. Platforma dahil olmak, hem rakamlar hem de Türkiye'de böyle bir talebin varlığı açısından bize çok doğru bir potansiyel olarak göründü. diye konuştu.Oğan, Aktif Bank'ın Türkiye'de faaliyet gösteren iki Çin bankası dışında sisteme doğrudan katılan ilk ve tek Türk bankası olduğuna, Türkiye'nin yakın coğrafyasında da bu konuda lider banka haline geldiğine işaret etti.Aktif Bank'ın dış ticaretin finansmanı ve ödemelerde halihazırda önemli bir deneyime sahip olduğuna ve bunun Türk şirketleri tarafından bilindiğine işaret eden Oğan, Aktif Bank müşterilerinin hafta içi her gün 24 saat boyunca açık bir sistemde kendi hesaplarından Çin'deki iş ortaklarının hesaplarına anlık yuan cinsinden ödeme gerçekleştirebileceğini söyledi.KOBİ&#039;lerin ödeme ihtiyaçları için dijital çözümOğan, CIPS'in çoklu para birimi dönüşümlerinin getirdiği zaman ve maliyet farklarını ortadan kaldıracağını, operasyonel verimliliği artıracağını belirterek, Büyük kuruluşlarla birlikte aslında burada hedefimizde KOBİ'ler var. KOBİ'lerin ödemelerde daha fazla sıkıntı çektiğini görüyoruz, bunu her zaman bankalar üzerinden gerçekleştiremeyebiliyorlar. Şimdi kayıtlı, derli toplu, dijital olarak izlenebilecek bir yapı altında bu ihtiyaçlarını giderecekler. dedi.Aktif Bank'ın dijital bankacılık platformu Ne Kolayı bu yıl KOBİ'lere de açmayı planladıklarını aktaran Oğan, CIPS entegrasyonuyla KOBİ'lerin ödemelerini daha kolay, şeffaf ve hızlı yapmasını sağlamayı hedeflediklerini vurguladı.Oğan, Aktif Bank'ın dış ticaret finansmanı ve ödemeleri konusunda uzmanlaşmış bir banka olduğunu, geniş ve yetkin bir ekiple yıllardır bu konuya yatırım yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:Dünya genelinde 1300'den fazla bankayla muhabir ilişkimiz var. Belli koridorlarda çok güçlü bir oyuncuyuz. Örneğin Afrika platformunda 450 bankayla ilişki içinde, ticaret ödemelerinde aktif rol alır durumdayız. Koridorumuzu çevre coğrafyalar ve Avrupa ile Amerika'nın ardından Çin tarafında da geliştirmek istiyoruz. Bu fuardaki pavilyonda tek Türk bankası biziz. Çin pazarındaki fırsatları uzun süredir yakından takip ediyoruz. Türkiye ile Çin arasında giderek büyüyen dış ticaret hacmini de önemli bir potansiyel olarak görüyoruz. CIPS'e doğrudan katılımımızla bu alandaki varlığımızı güçlendirmeyi ve Çin ile gerçekleştirilen dış ticarette etkin bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bugün burada olmamızın uzun vadeli stratejimizin önemli bir adımı olduğunu söyleyebiliriz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>AA Ekibi, Hürmüz Boğazı'nın Bender Abbas kenti kıyılarındaki İran'a ait petrol tankerlerini görüntüledi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/aa-ekibi-hurmuz-bogazi-nin-bender-abbas-kenti-kiyilarindaki-iran-a-ait-petrol-tankerlerini-goruntuledi/906095/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/aa-ekibi-hurmuz-bogazi-nin-bender-abbas-kenti-kiyilarindaki-iran-a-ait-petrol-tankerlerini-goruntuledi/906095/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Hürmüz Boğazı’nın Bender Abbas kıyılarında bekleyişini sürdüren İran’a ait orta ölçekli petrol tankerlerini görüntüledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : Hürmüz Boğazı’nın Bender Abbas kıyılarında bekleyişini sürdüren İran’a ait orta ölçekli petrol tankerlerini görüntüledi.İran’a ait orta ölçekli petrol tankerleri Hürmüzgan Eyaleti’ne bağlı Bender Abbas kenti kıyısında bekleyişini sürdürüyor.AA Ekibi, İran’a ait orta ölçekli petrol tankerlerini görüntüledi.Kıyıdan yaklaşık 10 mil (16 km) uzakta bekleyen tankerlerin ABD’nin saldırı tehdidi nedeniyle bekleyişini sürdürdüğü ve uzun süredir hareketsiz şekilde bekleyen tankerlerin yüzeyinde paslanma dahil ciddi deformasyonlar olduğu görüldü.Boğazda bekleyen ticaret gemilerinde gemi personellerinin bulunduğu gözlemlenirken, petrol tankerlerinin üzerinde herhangi bir personel görülmedi.Petrol tankerlerinin personel sayısının, gemilerin ABD saldırılarına hedef olacağı düşüncesiyle azaltılmış olabileceği düşünülüyor.Bölgede balıkçılıkla uğraşan İran vatandaşları, büyük petrol tankerlerinin nisbeten daha güvenli olduğu düşünülen alanlara götürüldüğünü ancak orta ölçekli tankerlerin Bender Abbas kentine 10 mil mesafede bekleyişini sürdürdüğünü dile getirdi.Bölgede ayrıca ABD saldırıları sonucu batan bazı gemi enkazları da bulunuyor.Gemi trafiği için tehlike arz eden enkazlarla ilgili henüz bir çalışma yapılmadığı belirtiliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : Hürmüz Boğazı’nın Bender Abbas kıyılarında bekleyişini sürdüren İran’a ait orta ölçekli petrol tankerlerini görüntüledi.İran’a ait orta ölçekli petrol tankerleri Hürmüzgan Eyaleti’ne bağlı Bender Abbas kenti kıyısında bekleyişini sürdürüyor.AA Ekibi, İran’a ait orta ölçekli petrol tankerlerini görüntüledi.Kıyıdan yaklaşık 10 mil (16 km) uzakta bekleyen tankerlerin ABD’nin saldırı tehdidi nedeniyle bekleyişini sürdürdüğü ve uzun süredir hareketsiz şekilde bekleyen tankerlerin yüzeyinde paslanma dahil ciddi deformasyonlar olduğu görüldü.Boğazda bekleyen ticaret gemilerinde gemi personellerinin bulunduğu gözlemlenirken, petrol tankerlerinin üzerinde herhangi bir personel görülmedi.Petrol tankerlerinin personel sayısının, gemilerin ABD saldırılarına hedef olacağı düşüncesiyle azaltılmış olabileceği düşünülüyor.Bölgede balıkçılıkla uğraşan İran vatandaşları, büyük petrol tankerlerinin nisbeten daha güvenli olduğu düşünülen alanlara götürüldüğünü ancak orta ölçekli tankerlerin Bender Abbas kentine 10 mil mesafede bekleyişini sürdürdüğünü dile getirdi.Bölgede ayrıca ABD saldırıları sonucu batan bazı gemi enkazları da bulunuyor.Gemi trafiği için tehlike arz eden enkazlarla ilgili henüz bir çalışma yapılmadığı belirtiliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Doktorların küçük ama takip edilsin dediği kitle 6 yılda 2,5 kiloya ulaştı </title>
      <link>https://www.canligaste.com/doktorlarin-kucuk-ama-takip-edilsin-dedigi-kitle-6-yilda-2-5-kiloya-ulasti/906094/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/doktorlarin-kucuk-ama-takip-edilsin-dedigi-kitle-6-yilda-2-5-kiloya-ulasti/906094/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İzmir / İzmir'de nefes darlığı şikayetiyle hastaneye giden 57 yaşındaki Fahrettin Atalay, yaşadığı sıkıntılara 6 yıl önce tespit edilen ancak takibini yaptırmadığı 2,5 kilogram ağırlığındaki kitlenin neden olduğunu öğrendi - Atalay: - Bana 'kitle küçük ama baktır, takip et' dediler ama ben çok umursamadım. Artık nefes alamayınca mecbur hastaneye gittim. Şimdi ameliyattan sonra çok rahatım]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İzmir Haberleri : TEZCAN EKİZLER - İzmir Şehir Hastanesine başvuran 57 yaşındaki hasta, böbreğinde 6 yıl önce tespit edilen ancak doktora gitmediği için yıllar içinde ağırlığı 2,5 kilograma kadar ulaşan ve nefes darlığına neden olan kitleden ameliyatla kurtuldu.Buca ilçesinde yaşayan 2 çocuk babası Fahrettin Atalay, 6 yıl önce bir iş başvurusu sırasında yapılan sağlık kontrolünde sol böbreğinde küçük bir kitle olduğunu öğrendi. O dönem herhangi bir sağlık kuruluşuna gitmeyen ve yıllarca vücudundaki kitleyle yaşayan Atalay, 2 ay önce nefes darlığı çekmeye başlayınca İzmir Şehir Hastanesine başvurdu.Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. İbrahim Halil Bozkurt tarafından muayene edilen Atalay, böbreğindeki kitlenin 20 santimetre genişliğe ve 2,5 kilogram ağırlığa ulaştığını öğrendi.Kitle ana damarlara çok yakın olduğu için açık ameliyat planlandı. Bir süre yoğun bakım servisinde tedavi gören hastanın kitlesi ve sol böbreği yaklaşık 3 saatlik ameliyatla alındı.Sanki bir çocuk doğurdumFahrettin Atalay, AA muhabirine, yıllar önce böbreğinde tespit edilen kitleyi umursamadığını, hayatına devam ettiğini söyledi.Hayatında bir kez işe girerken sağlık raporu almak için, bir kez de 2 ay önce nefes darlığı başlaması üzerine doktora gittiğini anlatan Atalay, Bana 6 yıl önce 'kitle küçük ama baktır, takip et' dediler ama ben çok umursamadım. Artık nefes alamayınca mecbur hastaneye gittim. Şimdi ameliyattan sonra çok rahatım. Ameliyat olmadan önce vücuduma ağırlık basıyordu. Yorgunluk, bacağımda halsizlik vardı. Şu an koridorda mis gibi yürüyorum. Bacağımda ne bir ağrı ne de başka bir şey var. Sanki bir çocuk doğurdum, dünyaya bir daha geldim. diye konuştu.Ameliyatı yapan Prof. Dr. Bozkurt da kitlenin büyüklüğünü fark edince hızlı bir şekilde ameliyatı planladıklarını anlattı.Böbrek kitlelerinin bu büyüklüklere ulaşabildiğini kaydeden Bozkurt, Hastaya yaptığımız tetkiklerde çok büyük bir kitleyle karşılaştık. Yaklaşık 20 santimetre bir kitlesi olduğunu fark ettik. Hastaya acilen ameliyat önerdik. dedi.Meslek hayatında bu büyüklükteki kitleyle az sayıda karşılaştığını anlatan Bozkurt, şöyle konuştu:Bir böbrek normalde 125 gram yani insandaki 2 böbrek yaklaşık 250 gram. Bu, iki böbreğin toplamının 10 katı büyüklüğünde bir kitle. Oldukça büyük bir kitle. Bu kadar büyüklüğe erişince de etraftaki çevre, hayati dokulara yapışıyor ve buralardan bunların ameliyatta dikkatli bir şekilde ayrılması gerekiyor. Hastamız şu anda tek böbrekli ama bu şekilde bir insanın hayatını sorunsuz bir şekilde idame ettirmesi için yeterli. Sağlığına kavuştu. Artık hastamızın taburculuğunu planlıyoruz.Bozkurt, böbrekte ağrı ve kitle ile idrarda kanama durumlarında doktora başvurulmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İzmir Haberleri : TEZCAN EKİZLER - İzmir Şehir Hastanesine başvuran 57 yaşındaki hasta, böbreğinde 6 yıl önce tespit edilen ancak doktora gitmediği için yıllar içinde ağırlığı 2,5 kilograma kadar ulaşan ve nefes darlığına neden olan kitleden ameliyatla kurtuldu.Buca ilçesinde yaşayan 2 çocuk babası Fahrettin Atalay, 6 yıl önce bir iş başvurusu sırasında yapılan sağlık kontrolünde sol böbreğinde küçük bir kitle olduğunu öğrendi. O dönem herhangi bir sağlık kuruluşuna gitmeyen ve yıllarca vücudundaki kitleyle yaşayan Atalay, 2 ay önce nefes darlığı çekmeye başlayınca İzmir Şehir Hastanesine başvurdu.Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. İbrahim Halil Bozkurt tarafından muayene edilen Atalay, böbreğindeki kitlenin 20 santimetre genişliğe ve 2,5 kilogram ağırlığa ulaştığını öğrendi.Kitle ana damarlara çok yakın olduğu için açık ameliyat planlandı. Bir süre yoğun bakım servisinde tedavi gören hastanın kitlesi ve sol böbreği yaklaşık 3 saatlik ameliyatla alındı.Sanki bir çocuk doğurdumFahrettin Atalay, AA muhabirine, yıllar önce böbreğinde tespit edilen kitleyi umursamadığını, hayatına devam ettiğini söyledi.Hayatında bir kez işe girerken sağlık raporu almak için, bir kez de 2 ay önce nefes darlığı başlaması üzerine doktora gittiğini anlatan Atalay, Bana 6 yıl önce 'kitle küçük ama baktır, takip et' dediler ama ben çok umursamadım. Artık nefes alamayınca mecbur hastaneye gittim. Şimdi ameliyattan sonra çok rahatım. Ameliyat olmadan önce vücuduma ağırlık basıyordu. Yorgunluk, bacağımda halsizlik vardı. Şu an koridorda mis gibi yürüyorum. Bacağımda ne bir ağrı ne de başka bir şey var. Sanki bir çocuk doğurdum, dünyaya bir daha geldim. diye konuştu.Ameliyatı yapan Prof. Dr. Bozkurt da kitlenin büyüklüğünü fark edince hızlı bir şekilde ameliyatı planladıklarını anlattı.Böbrek kitlelerinin bu büyüklüklere ulaşabildiğini kaydeden Bozkurt, Hastaya yaptığımız tetkiklerde çok büyük bir kitleyle karşılaştık. Yaklaşık 20 santimetre bir kitlesi olduğunu fark ettik. Hastaya acilen ameliyat önerdik. dedi.Meslek hayatında bu büyüklükteki kitleyle az sayıda karşılaştığını anlatan Bozkurt, şöyle konuştu:Bir böbrek normalde 125 gram yani insandaki 2 böbrek yaklaşık 250 gram. Bu, iki böbreğin toplamının 10 katı büyüklüğünde bir kitle. Oldukça büyük bir kitle. Bu kadar büyüklüğe erişince de etraftaki çevre, hayati dokulara yapışıyor ve buralardan bunların ameliyatta dikkatli bir şekilde ayrılması gerekiyor. Hastamız şu anda tek böbrekli ama bu şekilde bir insanın hayatını sorunsuz bir şekilde idame ettirmesi için yeterli. Sağlığına kavuştu. Artık hastamızın taburculuğunu planlıyoruz.Bozkurt, böbrekte ağrı ve kitle ile idrarda kanama durumlarında doktora başvurulmasının önemli olduğunu sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Almanya'da doğal gaz depolarındaki dolulukta tarihi düşüş hükümet üzerindeki baskıyı artırıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/almanya-da-dogal-gaz-depolarindaki-dolulukta-tarihi-dusus-hukumet-uzerindeki-baskiyi-artiriyor/906093/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/almanya-da-dogal-gaz-depolarindaki-dolulukta-tarihi-dusus-hukumet-uzerindeki-baskiyi-artiriyor/906093/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:06:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Ülkede doğal gaz depolarındaki doluluk oranı yüzde 53'e gerilerken muhalefet, ihmalkarlıkla suçladığı hükümetin ciddi bir krize yol açabileceğini savunuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya'da, doğal gaz depolarındaki doluluk oranının yüzde 53'e gerilemesi, yaklaşan kış dönemi öncesinde Alman hükümeti üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.Avrupa'nın en büyük enerji tüketicisi olan ülkede, doğal gaz depolama tesislerindeki doluluk oranlarının tarihi dip seviyelere gerilemesi, yaklaşan kış dönemi öncesinde arz güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi.Almanya Gaz Depolama Girişimi (INES), 8 Eylül'de tesislerdeki doluluk oranlarının eylül başında yüzde 53'e gerileyerek son 15 yılın en düşük seviyesine indiğini duyurmuş ve çetin bir kış senaryosunda ocak ayında arz kesintileri yaşanabileceği uyarısında bulunmuştu. Doğal gaz depolarındaki doluluk oranı geçen yılın aynı döneminde yüzde 71 seviyesindeydi.INES'e göre, kış sezonunun resmi başlangıcı kabul edilen 1 Kasım 2026'ya kadar teknik olarak yüzde 77'lik bir doluluk seviyesine ulaşılması hala mümkün ancak bunun için gelecek iki ayda, geçmiş üç ayın toplamından daha fazla gazın depolanması gerekiyor.INES'in hassasiyet analizlerine göre, 1 Kasım'da ulaşılabilecek yüzde 77'lik doluluk oranı normal kış sıcaklıklarında arz güvenliğini sağlarken dondurucu soğukların yaşandığı bir senaryoda yetersiz kalacak. Aşırı soğuk hava dalgalarının oluşması durumunda, özellikle ocak ayında gaz arzında yüzde 25'i aşan açıklar meydana gelebilecek.Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ise arz güvenliğine yönelik endişelerin yersiz olduğunu savunuyor.Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche, Federal Meclis'teki bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı açıklamada, gaz depolama lobisinin uyarılarını ve muhalefetin sert eleştirilerini reddederek enerji arzının güvende olduğunu bildirdi.Depolama tesislerinin önemli bir rol oynadığını ancak bunun sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalleriyle desteklendiğini belirten Reiche, hükümetin her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunu ve gerekli mekanizmaları oluşturduğunu vurguladı.Bakan Reiche, Almanya'nın mevcut gaz ihtiyacının yüzde 38'ini Hollanda ve Belçika'dan, yüzde 36'sını boru hatlarıyla Norveç'ten ve yüzde 18'ini LNG olarak tedarik ettiğini açıkladı.Hürmüz Boğazı krizi depolamayı ticari açıdan cazip olmaktan çıkardıSektör temsilcileri, depolardaki yavaş dolum hızının arkasında Orta Doğu'daki gerilimlerin ardından bozulan ekonomik dengelerin yattığına dikkati çekiyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ardından artan gaz fiyatları ve yaz-kış dönemleri arasındaki negatif fiyat makası, piyasa oyuncuları için depolamayı ticari açıdan cazip olmaktan çıkardı.Gelecek kış dönemi için vadeli doğal gaz fiyatlarının şu an satın alınıp depolanacak gazın maliyetinden daha ucuz olması nedeniyle INES, depolama maliyetlerinin düşürülmesini içeren acil önlem paketi talep ediyor.Gelişmeler üzerine Federal Meclis Ekonomi Komitesi, gaz arzını görüşmek üzere özel bir oturum gerçekleştirdi.Alman basınına sızan komite raporlarına göre, bakanlık fiyat riskini kabul etse de fiziki bir gaz kıtlığı tehlikesi görmüyor. Mecliste muhalefet ise Alman hükümetini ihmalkarlıkla suçlayarak depoların boş olduğunu ve ciddi bir krizin kapıda olduğunu savunuyor.Hükümet ve enerji şirketleri arasında arz güvenliği trafiğiÖte yandan Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, Norveç'ten boru hatlarıyla yapılan kesintisiz teslimatları ve yeni devreye giren LNG terminallerini gerekçe göstererek mevcut aşamada devlet müdahalesine ihtiyaç duyulmadığını açıkladı.Alman ve uluslararası basında yer alan haberlere göre, Alman hükümeti kamulaştırılan enerji şirketleri Uniper ve Sefe Energy ile kış öncesi gaz depolarının doldurulmasına yönelik finansal destek senaryolarını ele alıyor.Konuya ilişkin Sefe ve Uniper'den yapılan açıklamalarda ise arz güvenliğinin tam olarak sağlanması ve taahhütlerin eksiksiz yerine getirilmesi adına Ekonomi Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili piyasa aktörleriyle yakın temasın sürdürüldüğü teyit edildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya'da, doğal gaz depolarındaki doluluk oranının yüzde 53'e gerilemesi, yaklaşan kış dönemi öncesinde Alman hükümeti üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.Avrupa'nın en büyük enerji tüketicisi olan ülkede, doğal gaz depolama tesislerindeki doluluk oranlarının tarihi dip seviyelere gerilemesi, yaklaşan kış dönemi öncesinde arz güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi.Almanya Gaz Depolama Girişimi (INES), 8 Eylül'de tesislerdeki doluluk oranlarının eylül başında yüzde 53'e gerileyerek son 15 yılın en düşük seviyesine indiğini duyurmuş ve çetin bir kış senaryosunda ocak ayında arz kesintileri yaşanabileceği uyarısında bulunmuştu. Doğal gaz depolarındaki doluluk oranı geçen yılın aynı döneminde yüzde 71 seviyesindeydi.INES'e göre, kış sezonunun resmi başlangıcı kabul edilen 1 Kasım 2026'ya kadar teknik olarak yüzde 77'lik bir doluluk seviyesine ulaşılması hala mümkün ancak bunun için gelecek iki ayda, geçmiş üç ayın toplamından daha fazla gazın depolanması gerekiyor.INES'in hassasiyet analizlerine göre, 1 Kasım'da ulaşılabilecek yüzde 77'lik doluluk oranı normal kış sıcaklıklarında arz güvenliğini sağlarken dondurucu soğukların yaşandığı bir senaryoda yetersiz kalacak. Aşırı soğuk hava dalgalarının oluşması durumunda, özellikle ocak ayında gaz arzında yüzde 25'i aşan açıklar meydana gelebilecek.Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ise arz güvenliğine yönelik endişelerin yersiz olduğunu savunuyor.Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche, Federal Meclis'teki bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı açıklamada, gaz depolama lobisinin uyarılarını ve muhalefetin sert eleştirilerini reddederek enerji arzının güvende olduğunu bildirdi.Depolama tesislerinin önemli bir rol oynadığını ancak bunun sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalleriyle desteklendiğini belirten Reiche, hükümetin her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunu ve gerekli mekanizmaları oluşturduğunu vurguladı.Bakan Reiche, Almanya'nın mevcut gaz ihtiyacının yüzde 38'ini Hollanda ve Belçika'dan, yüzde 36'sını boru hatlarıyla Norveç'ten ve yüzde 18'ini LNG olarak tedarik ettiğini açıkladı.Hürmüz Boğazı krizi depolamayı ticari açıdan cazip olmaktan çıkardıSektör temsilcileri, depolardaki yavaş dolum hızının arkasında Orta Doğu'daki gerilimlerin ardından bozulan ekonomik dengelerin yattığına dikkati çekiyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ardından artan gaz fiyatları ve yaz-kış dönemleri arasındaki negatif fiyat makası, piyasa oyuncuları için depolamayı ticari açıdan cazip olmaktan çıkardı.Gelecek kış dönemi için vadeli doğal gaz fiyatlarının şu an satın alınıp depolanacak gazın maliyetinden daha ucuz olması nedeniyle INES, depolama maliyetlerinin düşürülmesini içeren acil önlem paketi talep ediyor.Gelişmeler üzerine Federal Meclis Ekonomi Komitesi, gaz arzını görüşmek üzere özel bir oturum gerçekleştirdi.Alman basınına sızan komite raporlarına göre, bakanlık fiyat riskini kabul etse de fiziki bir gaz kıtlığı tehlikesi görmüyor. Mecliste muhalefet ise Alman hükümetini ihmalkarlıkla suçlayarak depoların boş olduğunu ve ciddi bir krizin kapıda olduğunu savunuyor.Hükümet ve enerji şirketleri arasında arz güvenliği trafiğiÖte yandan Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, Norveç'ten boru hatlarıyla yapılan kesintisiz teslimatları ve yeni devreye giren LNG terminallerini gerekçe göstererek mevcut aşamada devlet müdahalesine ihtiyaç duyulmadığını açıkladı.Alman ve uluslararası basında yer alan haberlere göre, Alman hükümeti kamulaştırılan enerji şirketleri Uniper ve Sefe Energy ile kış öncesi gaz depolarının doldurulmasına yönelik finansal destek senaryolarını ele alıyor.Konuya ilişkin Sefe ve Uniper'den yapılan açıklamalarda ise arz güvenliğinin tam olarak sağlanması ve taahhütlerin eksiksiz yerine getirilmesi adına Ekonomi Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili piyasa aktörleriyle yakın temasın sürdürüldüğü teyit edildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/almanya-da-dogal-gaz-depolarindaki-dolulukta-tarihi-dusus-hukumet-uzerindeki-baskiyi-artiriyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>NATO'dan ANKA III insansız savaş uçağı paylaşımı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/nato-dan-anka-iii-insansiz-savas-ucagi-paylasimi/906092/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/nato-dan-anka-iii-insansiz-savas-ucagi-paylasimi/906092/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Nato / NATO, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen ANKA III insansız savaş uçağı hakkında paylaşım yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Nato Haberleri : NATO, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen ANKA III insansız savaş uçağı hakkında paylaşım yaptı.NATO'nun ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan paylaşımda, Uygulamada NATO 3.0: TUSAŞ tarafından geliştirilen, yeni nesil ve hayalet silahlı insansız hava aracı (SİHA) ANKA III. ifadesi kullanıldı.Paylaşımda, ANKA III'e ait fotoğraflar da yer aldı.NATO Ankara Zirvesi'ndeki mutabakat doğrultusunda Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın yeni yeteneklerle devreye girdiği ve ortak güvenlik konusunda daha büyük sorumluluk üstlendiği belirtilen paylaşımda, şunlar kaydedildi:Müttefik savunma sanayi üretimi genişliyor. NATO 3.0'ın özü de budur. Bu, her zamankinden daha güçlü bir İttifak anlamına gelir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Nato Haberleri : NATO, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen ANKA III insansız savaş uçağı hakkında paylaşım yaptı.NATO'nun ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan paylaşımda, Uygulamada NATO 3.0: TUSAŞ tarafından geliştirilen, yeni nesil ve hayalet silahlı insansız hava aracı (SİHA) ANKA III. ifadesi kullanıldı.Paylaşımda, ANKA III'e ait fotoğraflar da yer aldı.NATO Ankara Zirvesi'ndeki mutabakat doğrultusunda Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın yeni yeteneklerle devreye girdiği ve ortak güvenlik konusunda daha büyük sorumluluk üstlendiği belirtilen paylaşımda, şunlar kaydedildi:Müttefik savunma sanayi üretimi genişliyor. NATO 3.0'ın özü de budur. Bu, her zamankinden daha güçlü bir İttifak anlamına gelir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/nato-dan-anka-iii-insansiz-savas-ucagi-paylasimi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Avusturya İslam Cemaati Başkanı Vural'dan Müslümanları zan altında bırakan genellemelere tepki:</title>
      <link>https://www.canligaste.com/avusturya-islam-cemaati-baskani-vural-dan-muslumanlari-zan-altinda-birakan-genellemelere-tepki/906091/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/avusturya-islam-cemaati-baskani-vural-dan-muslumanlari-zan-altinda-birakan-genellemelere-tepki/906091/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Viyana / Ama bir genelleştirme, İslam'ı bir problem olarak görmek veya Müslümanları problem olarak görmek çok sağlıklı bir yaklaşım değil - Bu tehditler başka toplumlara gelseydi nasıl yaklaşım gösterilirdi? Müslümanlara gelince neden sessiz kalınıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Viyana Haberleri : SALİH OKUROĞLU - Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) Başkanı Ümit Vural, ülkede İslam ve Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığını belirterek, siyasal İslam ve başörtüsü tartışmaları üzerinden Müslüman toplumunun genellemelerle zan altında bırakılmaması gerektiğini söyledi.IGGÖ Başkanı Vural, Müslüman kuruluşlara yönelik sosyal medya saldırıları, hükümetin siyasal İslam çıkışları ve okullarda 14 yaşından küçük kız öğrencilere yönelik başörtüsü yasağı hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Başörtüsü yasağını savunanların, düzenlemeden doğrudan etkilenecek kişilerle görüşmediğini belirten Vural, Beni bu süreçte en çok rahatsız eden bu kanunu savunanların muhataplarıyla konuşmamış olmaları. Yani evet, makro boyutta baktığımızda kanun 1 Eylül itibarıyla yürürlüğe girdi. Fakat bu kanunun ilgili ailelerde nasıl bir yansıması olduğuyla kimse ilgilenmiyor. dedi.Vural, Şöyle bir durum var, anne baba kanuna uymak istiyor ama kız çocuğu kendi özgür iradesiyle başörtüsünü takmaya devam etmek istiyor. Dolayısıyla bu durumları çok hesaba katmış değiller. ifadelerini kullandı.IGGÖ'nün düzenlemeyi kanun yürürlüğe girmeden önce martta Anayasa Mahkemesine taşıdığını hatırlatan Vural, başvurularının kanun henüz yürürlüğe girmediği gerekçesiyle usulden reddedildiğini aktardı.Vural, kararı yeniden Anayasa Mahkemesine taşıyacaklarını söyledi.Süreci takip ettiklerini, bir hukuk profesöründen aldıkları uzman raporunda da düzenlemenin anayasaya aykırı olduğu sonucuna varıldığını belirten Vural, Anayasa Mahkemesine bu raporla başvuracaklarını ifade etti.Hiç kimse çocukların zorla başörtüsü takmasını istemiyorBaşörtüsü tartışmasında önceliğin çocukların korunması olması gerektiğini vurgulayan Vural, Başörtüsü meselesi aslında çok basit. Yani hiç kimse çocukların zorla başörtü takmasını istemiyor. dedi.Vural, bütün çocukların başörtüsünü zorla taktığının söylenemeyeceğini, başörtüsü kullanan bütün çocukların da bunu özgür iradeleriyle tercih ettiğinin kesin olarak ileri sürülemeyeceğini dile getirdi.Baskı veya zorlama şüphesinin bulunduğu, çocuğun selametini ya da sağlığını tehlikeye atan durumlarda yetkili makamların devreye girmesi gerektiğini anlatan Vural, öncelikle anne ve babayla görüşülmesi ve çocuğun sağlığının nasıl korunacağının değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.Vural, çocukların İslam'ı Avusturya'da kanunen tanınmış bir din, başörtüsünü de dini bir vecibe olarak gördüklerini belirterek, neden bunu takamadıklarını sorduklarını aktardı.IGGÖ bünyesinde başörtüsü takan ve takmayan kişiler bulunduğunu dile getiren Vural, Bizim görevimiz herkese eşit mesafede yaklaşmak, onların haklarını korumak. ifadelerini kullandı.Siyasal İslam tartışmasıHükümetin siyasal İslam çıkışlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Vural, söz konusu kavramın 10 yıldan uzun süredir tartışıldığını söyledi.Vural, IGGÖ olarak 2019'da bu konuda bir çalıştay düzenlediklerini ve siyasal İslamın ne olduğu, ne olmadığı ve nasıl bir çerçeveye oturtulabileceğinin gün boyunca müzakere edildiğini anlattı.Müzakereler sonucunda kavramın açık ve kullanılabilir bir hukuki tanım sunmadığı kanaatine vardıklarını aktaran Vural, kavramın kapsamı ile sınırlarının belirsiz olduğuna dikkati çekti.Vural, Nerede başlıyor, nerede bitiyor. Dolayısıyla insanları suçlu göstermek için çok müsait bir kavram. dedi.IGGÖ'nün uzun süredir hükümete hangi faaliyetlerin hedef alındığını sorduğunu belirten Vural, Somut olarak ne yapmak istiyorsunuz? Neyi yasaklamak istiyorsunuz? ifadelerini kullandı.Vural, anayasal düzeni ve demokrasiyi tehdit eden oluşumların yasaklanmasının tartışıldığını ancak halihazırda bu tür faaliyetlerin mevcut mevzuata göre yasak olduğunu ve ceza hukukunda bunları engellemek, cezalandırmak ve yargıya taşımak için yeterli yaptırımlar bulunduğunu anımsattı.Yeni düzenlemeyle tam olarak ne yapılmak istendiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğine dikkati çeken Vural, Onun için ne yapılmak isteniyor onu anlamak istiyorum ben. Tabii ki İslam toplumu olarak biz bu tür tehlikelere karşıyız. dedi.Vural, Avusturya devletinin bütün toplumu ve anayasal düzeni tehdit eden unsurlardan korumasının asli görevi olduğunu, tehdit oluşturan küçük grupların belirlenerek gerekli mücadelenin doğrudan bunlara karşı yürütülmesi gerektiğini söyledi.Müslümanları problem olarak görmek sağlıklı bir yaklaşım değilMüslümanların Avusturya'nın bir parçası olduğunu, her gün çalıştıklarını ve ülkeye katkı sağladıklarını vurgulayan Vural, İslam toplumunun ülkenin bir parçası olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi.Vural, tehlike oluşturan küçük gruplar kimlerse gerekli müdahalenin doğrudan bunlara yönelik yapılması gerektiğini ifade ederek, Ama bir genelleştirme, İslam'ı bir problem olarak görmek veya Müslümanları problem olarak görmek çok sağlıklı bir yaklaşım değil. diye konuştu.Müslümanlara gelince neden sessiz kalınıyorVural, son dönemde Müslüman karşıtlığının ciddi biçimde arttığına dikkati çekerek, İslam veya başörtüsüyle ilgili tartışmaların gündeme gelmesinin ardından IGGÖ'ye tehdit içerikli e-postalar gönderildiğini ve sosyal medyada saldırgan paylaşımlar yapıldığını ifade etti.Sosyal medyada görülenlerin olayın yalnızca bir boyutunu oluşturduğunu, kamuoyuna yansımayan tehditlerin de bulunduğunu aktaran Vural, siyasetçilerden bu gelişmelere sessiz kalmamasını ve göz yummamasını beklediklerini dile getirdi.Müslümanlara yönelik tehdit ve saldırgan söylemlerin, Avusturya'da yaşayan Müslümanların huzuru ve ülkeye aidiyet duygusunu yıpratabileceği uyarısında bulunan Vural, herhangi bir topluma yöneltilen tehdide nasıl tepki gösteriliyorsa Müslümanlara yönelik tehditlerde de aynı tutumun sergilenmesi gerektiğini vurguladı.Vural, Bu tehditler başka toplumlara gelseydi nasıl yaklaşım gösterilirdi? Müslümanlara gelince neden sessiz kalınıyor? ifadelerini kullandı.Müslümanlar bu ülkenin parçasıVural, İslam bu ülkenin bir parçası. Müslümanlar bu ülkenin parçası. dedi.Çocukların kendilerini hem Müslüman hem de Avusturyalı olarak görmeleri için çalıştıklarına dikkati çeken Vural, sosyal medya aracılığıyla radikalleşen kişilerin ve grupların bulunabileceğine işaret etti.Bu kişi ve grupların güvenlik birimleri tarafından takip edilmesini ve haklarında gerekli hukuki yaptırımların uygulanmasını beklediklerini aktaran Vural, Müslümanların beklentisinin, ülkeye sundukları katkıların görülmesi ve kendilerinin Avusturya'nın eşit vatandaşları olarak kabul edilmesi olduğunu ifade etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Viyana Haberleri : SALİH OKUROĞLU - Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) Başkanı Ümit Vural, ülkede İslam ve Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığını belirterek, siyasal İslam ve başörtüsü tartışmaları üzerinden Müslüman toplumunun genellemelerle zan altında bırakılmaması gerektiğini söyledi.IGGÖ Başkanı Vural, Müslüman kuruluşlara yönelik sosyal medya saldırıları, hükümetin siyasal İslam çıkışları ve okullarda 14 yaşından küçük kız öğrencilere yönelik başörtüsü yasağı hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Başörtüsü yasağını savunanların, düzenlemeden doğrudan etkilenecek kişilerle görüşmediğini belirten Vural, Beni bu süreçte en çok rahatsız eden bu kanunu savunanların muhataplarıyla konuşmamış olmaları. Yani evet, makro boyutta baktığımızda kanun 1 Eylül itibarıyla yürürlüğe girdi. Fakat bu kanunun ilgili ailelerde nasıl bir yansıması olduğuyla kimse ilgilenmiyor. dedi.Vural, Şöyle bir durum var, anne baba kanuna uymak istiyor ama kız çocuğu kendi özgür iradesiyle başörtüsünü takmaya devam etmek istiyor. Dolayısıyla bu durumları çok hesaba katmış değiller. ifadelerini kullandı.IGGÖ'nün düzenlemeyi kanun yürürlüğe girmeden önce martta Anayasa Mahkemesine taşıdığını hatırlatan Vural, başvurularının kanun henüz yürürlüğe girmediği gerekçesiyle usulden reddedildiğini aktardı.Vural, kararı yeniden Anayasa Mahkemesine taşıyacaklarını söyledi.Süreci takip ettiklerini, bir hukuk profesöründen aldıkları uzman raporunda da düzenlemenin anayasaya aykırı olduğu sonucuna varıldığını belirten Vural, Anayasa Mahkemesine bu raporla başvuracaklarını ifade etti.Hiç kimse çocukların zorla başörtüsü takmasını istemiyorBaşörtüsü tartışmasında önceliğin çocukların korunması olması gerektiğini vurgulayan Vural, Başörtüsü meselesi aslında çok basit. Yani hiç kimse çocukların zorla başörtü takmasını istemiyor. dedi.Vural, bütün çocukların başörtüsünü zorla taktığının söylenemeyeceğini, başörtüsü kullanan bütün çocukların da bunu özgür iradeleriyle tercih ettiğinin kesin olarak ileri sürülemeyeceğini dile getirdi.Baskı veya zorlama şüphesinin bulunduğu, çocuğun selametini ya da sağlığını tehlikeye atan durumlarda yetkili makamların devreye girmesi gerektiğini anlatan Vural, öncelikle anne ve babayla görüşülmesi ve çocuğun sağlığının nasıl korunacağının değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.Vural, çocukların İslam'ı Avusturya'da kanunen tanınmış bir din, başörtüsünü de dini bir vecibe olarak gördüklerini belirterek, neden bunu takamadıklarını sorduklarını aktardı.IGGÖ bünyesinde başörtüsü takan ve takmayan kişiler bulunduğunu dile getiren Vural, Bizim görevimiz herkese eşit mesafede yaklaşmak, onların haklarını korumak. ifadelerini kullandı.Siyasal İslam tartışmasıHükümetin siyasal İslam çıkışlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Vural, söz konusu kavramın 10 yıldan uzun süredir tartışıldığını söyledi.Vural, IGGÖ olarak 2019'da bu konuda bir çalıştay düzenlediklerini ve siyasal İslamın ne olduğu, ne olmadığı ve nasıl bir çerçeveye oturtulabileceğinin gün boyunca müzakere edildiğini anlattı.Müzakereler sonucunda kavramın açık ve kullanılabilir bir hukuki tanım sunmadığı kanaatine vardıklarını aktaran Vural, kavramın kapsamı ile sınırlarının belirsiz olduğuna dikkati çekti.Vural, Nerede başlıyor, nerede bitiyor. Dolayısıyla insanları suçlu göstermek için çok müsait bir kavram. dedi.IGGÖ'nün uzun süredir hükümete hangi faaliyetlerin hedef alındığını sorduğunu belirten Vural, Somut olarak ne yapmak istiyorsunuz? Neyi yasaklamak istiyorsunuz? ifadelerini kullandı.Vural, anayasal düzeni ve demokrasiyi tehdit eden oluşumların yasaklanmasının tartışıldığını ancak halihazırda bu tür faaliyetlerin mevcut mevzuata göre yasak olduğunu ve ceza hukukunda bunları engellemek, cezalandırmak ve yargıya taşımak için yeterli yaptırımlar bulunduğunu anımsattı.Yeni düzenlemeyle tam olarak ne yapılmak istendiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğine dikkati çeken Vural, Onun için ne yapılmak isteniyor onu anlamak istiyorum ben. Tabii ki İslam toplumu olarak biz bu tür tehlikelere karşıyız. dedi.Vural, Avusturya devletinin bütün toplumu ve anayasal düzeni tehdit eden unsurlardan korumasının asli görevi olduğunu, tehdit oluşturan küçük grupların belirlenerek gerekli mücadelenin doğrudan bunlara karşı yürütülmesi gerektiğini söyledi.Müslümanları problem olarak görmek sağlıklı bir yaklaşım değilMüslümanların Avusturya'nın bir parçası olduğunu, her gün çalıştıklarını ve ülkeye katkı sağladıklarını vurgulayan Vural, İslam toplumunun ülkenin bir parçası olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi.Vural, tehlike oluşturan küçük gruplar kimlerse gerekli müdahalenin doğrudan bunlara yönelik yapılması gerektiğini ifade ederek, Ama bir genelleştirme, İslam'ı bir problem olarak görmek veya Müslümanları problem olarak görmek çok sağlıklı bir yaklaşım değil. diye konuştu.Müslümanlara gelince neden sessiz kalınıyorVural, son dönemde Müslüman karşıtlığının ciddi biçimde arttığına dikkati çekerek, İslam veya başörtüsüyle ilgili tartışmaların gündeme gelmesinin ardından IGGÖ'ye tehdit içerikli e-postalar gönderildiğini ve sosyal medyada saldırgan paylaşımlar yapıldığını ifade etti.Sosyal medyada görülenlerin olayın yalnızca bir boyutunu oluşturduğunu, kamuoyuna yansımayan tehditlerin de bulunduğunu aktaran Vural, siyasetçilerden bu gelişmelere sessiz kalmamasını ve göz yummamasını beklediklerini dile getirdi.Müslümanlara yönelik tehdit ve saldırgan söylemlerin, Avusturya'da yaşayan Müslümanların huzuru ve ülkeye aidiyet duygusunu yıpratabileceği uyarısında bulunan Vural, herhangi bir topluma yöneltilen tehdide nasıl tepki gösteriliyorsa Müslümanlara yönelik tehditlerde de aynı tutumun sergilenmesi gerektiğini vurguladı.Vural, Bu tehditler başka toplumlara gelseydi nasıl yaklaşım gösterilirdi? Müslümanlara gelince neden sessiz kalınıyor? ifadelerini kullandı.Müslümanlar bu ülkenin parçasıVural, İslam bu ülkenin bir parçası. Müslümanlar bu ülkenin parçası. dedi.Çocukların kendilerini hem Müslüman hem de Avusturyalı olarak görmeleri için çalıştıklarına dikkati çeken Vural, sosyal medya aracılığıyla radikalleşen kişilerin ve grupların bulunabileceğine işaret etti.Bu kişi ve grupların güvenlik birimleri tarafından takip edilmesini ve haklarında gerekli hukuki yaptırımların uygulanmasını beklediklerini aktaran Vural, Müslümanların beklentisinin, ülkeye sundukları katkıların görülmesi ve kendilerinin Avusturya'nın eşit vatandaşları olarak kabul edilmesi olduğunu ifade etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/avusturya-islam-cemaati-baskani-vural-dan-muslumanlari-zan-altinda-birakan-genellemelere-tepki.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>BM'den yerinden edilen 1,8 milyon vatandaşının geri döndüğü Suriye için uluslararası destek çağrısı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bm-den-yerinden-edilen-1-8-milyon-vatandasinin-geri-dondugu-suriye-icin-uluslararasi-destek-cagrisi/906090/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bm-den-yerinden-edilen-1-8-milyon-vatandasinin-geri-dondugu-suriye-icin-uluslararasi-destek-cagrisi/906090/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Cenevre / BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Babar Baloch: - Suriye, ülke içinde yerinden edilmiş veya komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmış milyonlarca Suriyelinin yüksek sayılarda geri döndüğü tarihi bir noktada bulunuyor - Suriye'nin bugün ihtiyacı olan şey, ülke içindeki bu insan hareketini iyileşme, yeniden entegrasyon ve tüm bölge için bir istikrar evresine dönüştürmek için daha fazla uluslararası destektir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Cenevre Haberleri : MUHAMMET İKBAL ARSLAN - Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü Babar Baloch, Esed rejiminin devrilmesinin ardından 1,8 milyon Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü ve Suriye ile bölgenin istikrarı için uluslararası desteğin önemli olduğunu belirtti.Baloch, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriyelilerin geri dönüşleri ve bu süreçteki son gelişmelere ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Suriye, ülke içinde yerinden edilmiş veya komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmış milyonlarca Suriyelinin yüksek sayılarda geri döndüğü tarihi bir noktada bulunuyor. Son yıllarda yerinden edilmiş 1,8 milyon Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü gördük. diyen Baloch, bu mültecilerin Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi ülkelerden geri döndüğüne işaret ettiBaloch, ülke içinde yerinden edilmiş yaklaşık 2 milyon Suriyelinin de kendi bölgelerine geri döndüğünü ve bunun tarihi bir olay olduğunu söyledi.Çatışmanın en yoğun olduğu dönemde milyonlarca Suriyelinin yerinden edildiğini hatırlatan Baloch, Şimdi ise geri dönmeye ve hem kendi geleceklerini hem de Suriye'nin geleceğini yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Suriye'nin bugün ihtiyacı olan şey, ülke içindeki bu insan hareketini iyileşme, yeniden entegrasyon ve tüm bölge için bir istikrar evresine dönüştürmek için daha fazla uluslararası destektir. diye konuştu.Baloch, Lübnan'daki Suriyelilerin büyük çoğunluğunun 2 Mart'ta İsrail'in bu ülkeye yönelik saldırılarının başlamasından sonra ülkelerine döndüğünü dile getirdi.BMMYK olarak bu sürecin Suriye'yi ve geri dönenleri desteklemek için altın bir fırsat olduğunu belirten Baloch, Suriye'nin bunu tek başına başaramayacağını vurguladı.Hala kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş ve komşu ülkelerde 5 milyon Suriyeli varBaloch, Bu nedenle dünya bu fırsatı unutmamalı ve Suriye'ye yardım edilmelidir. Unutmayın hala kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş ve komşu ülkelerde mülteci olan 5 milyon Suriyeli var. Dolayısıyla insanların geri dönme ve yeniden inşa etme arzusu, isteği var. Bizim vurguladığımız nokta insanların, mültecilerin veya yerinden edilmiş nüfusun bu kararı kendi istekleriyle, gönüllü olarak verdikleri durumlarda desteklenmeleridir. Ayrıca bu geri dönüşler her zaman gönüllü, sürdürülebilir, güvenli ve onurlu bir şekilde gerçekleşmeli. ifadelerini kullandı.Suriye'nin yıllardır süren kargaşa ve çatışmanın ardından toparlanmaya çalıştığını, insanların her şeyini kaybettiğini ve birçok kez yerinden edildiğini söyleyen Baloch, bu nedenle Suriye'deki insani durumun hala büyük ilgiye ihtiyaç duyduğunu vurguladı.Baloch, İnsanların evlerinin yıkıldığını, hasar gördüğünü veya muhtemelen artık orada olmadığını gördükleri birçok yer var. Bu yüzden ülkeyi yeniden inşa etmek için desteğe ihtiyaçları var. dedi.BM Mülteciler Yüksek Komiseri Berhem Salih'in geçen ay bir hafta süren bir Suriye ziyareti gerçekleştirdiğini hatırlatan Baloch, Salih'in ülkenin farklı yerlerini ziyaret ederek yerinden edilmiş insanlarla, yerel topluluklarla ve üst düzey liderlerle görüştüğünü kaydetti.Baloch'a göre, Salih, milyonlarca Suriyeli için bu altın fırsatı anlamlı bir desteğe ve yardıma dönüştürmek için mümkün olan en kısa sürede uluslararası desteğe ihtiyacı olduğunu vurgulamayı amaçlıyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Cenevre Haberleri : MUHAMMET İKBAL ARSLAN - Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü Babar Baloch, Esed rejiminin devrilmesinin ardından 1,8 milyon Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü ve Suriye ile bölgenin istikrarı için uluslararası desteğin önemli olduğunu belirtti.Baloch, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriyelilerin geri dönüşleri ve bu süreçteki son gelişmelere ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Suriye, ülke içinde yerinden edilmiş veya komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmış milyonlarca Suriyelinin yüksek sayılarda geri döndüğü tarihi bir noktada bulunuyor. Son yıllarda yerinden edilmiş 1,8 milyon Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü gördük. diyen Baloch, bu mültecilerin Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır gibi ülkelerden geri döndüğüne işaret ettiBaloch, ülke içinde yerinden edilmiş yaklaşık 2 milyon Suriyelinin de kendi bölgelerine geri döndüğünü ve bunun tarihi bir olay olduğunu söyledi.Çatışmanın en yoğun olduğu dönemde milyonlarca Suriyelinin yerinden edildiğini hatırlatan Baloch, Şimdi ise geri dönmeye ve hem kendi geleceklerini hem de Suriye'nin geleceğini yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Suriye'nin bugün ihtiyacı olan şey, ülke içindeki bu insan hareketini iyileşme, yeniden entegrasyon ve tüm bölge için bir istikrar evresine dönüştürmek için daha fazla uluslararası destektir. diye konuştu.Baloch, Lübnan'daki Suriyelilerin büyük çoğunluğunun 2 Mart'ta İsrail'in bu ülkeye yönelik saldırılarının başlamasından sonra ülkelerine döndüğünü dile getirdi.BMMYK olarak bu sürecin Suriye'yi ve geri dönenleri desteklemek için altın bir fırsat olduğunu belirten Baloch, Suriye'nin bunu tek başına başaramayacağını vurguladı.Hala kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş ve komşu ülkelerde 5 milyon Suriyeli varBaloch, Bu nedenle dünya bu fırsatı unutmamalı ve Suriye'ye yardım edilmelidir. Unutmayın hala kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş ve komşu ülkelerde mülteci olan 5 milyon Suriyeli var. Dolayısıyla insanların geri dönme ve yeniden inşa etme arzusu, isteği var. Bizim vurguladığımız nokta insanların, mültecilerin veya yerinden edilmiş nüfusun bu kararı kendi istekleriyle, gönüllü olarak verdikleri durumlarda desteklenmeleridir. Ayrıca bu geri dönüşler her zaman gönüllü, sürdürülebilir, güvenli ve onurlu bir şekilde gerçekleşmeli. ifadelerini kullandı.Suriye'nin yıllardır süren kargaşa ve çatışmanın ardından toparlanmaya çalıştığını, insanların her şeyini kaybettiğini ve birçok kez yerinden edildiğini söyleyen Baloch, bu nedenle Suriye'deki insani durumun hala büyük ilgiye ihtiyaç duyduğunu vurguladı.Baloch, İnsanların evlerinin yıkıldığını, hasar gördüğünü veya muhtemelen artık orada olmadığını gördükleri birçok yer var. Bu yüzden ülkeyi yeniden inşa etmek için desteğe ihtiyaçları var. dedi.BM Mülteciler Yüksek Komiseri Berhem Salih'in geçen ay bir hafta süren bir Suriye ziyareti gerçekleştirdiğini hatırlatan Baloch, Salih'in ülkenin farklı yerlerini ziyaret ederek yerinden edilmiş insanlarla, yerel topluluklarla ve üst düzey liderlerle görüştüğünü kaydetti.Baloch'a göre, Salih, milyonlarca Suriyeli için bu altın fırsatı anlamlı bir desteğe ve yardıma dönüştürmek için mümkün olan en kısa sürede uluslararası desteğe ihtiyacı olduğunu vurgulamayı amaçlıyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/bm-den-yerinden-edilen-1-8-milyon-vatandasinin-geri-dondugu-suriye-icin-uluslararasi-destek-cagrisi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>CHP 103. yaşını kutluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/chp-103-yasini-kutluyor/906089/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/chp-103-yasini-kutluyor/906089/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923'te kurulan CHP, 103. kuruluş yıl dönümünü kutluyor - İlk kurultayı Sivas Kongresi olarak kabul edilen CHP'de, bugüne kadar vekaleten görev alanlar dışında, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel genel başkanlık koltuğuna oturdu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : ALPER ŞAŞMAZ - ABDULLAH ÖZKUL - Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923'te kurulan ve bugüne kadar 8 genel başkanın görev yaptığı CHP, 103. yaşını kutluyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Kurtuluş Savaşı'nın ardından yeni bir yönetim şekline kavuşan Türkiye'nin ilk siyasi partisi, Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Halk Fırkası adıyla kuruldu. 1924'te ise partinin adının başına Cumhuriyet sözcüğü getirildi. 1935'teki dördüncü kurultayda ise Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.Dünyanın en eski siyasi partilerinden biri olan ve 1923'ten 1950'ye kadar iktidarda kalan CHP, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kapatıldı. Parti daha sonra 3821 Sayılı Yasa'ya dayanılarak kuruluşunun 69. yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 günü tekrar açıldı.Vekaleten görev alanlar dışında, CHP'de genel başkanlık koltuğuna Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel oturdu.Dördüncü olağan kurultay, Atatürk&#039;ün katıldığı son kurultay olduİlk kurultayı Sivas Kongresi olarak kabul edilen CHP'de, 15 Ekim 1927'de yapılan ikinci kurultay ise Atatürk'ün Büyük Nutuku okuduğu kurultay olarak tarihteki yerini aldı.Kurultay kapsamında, 15-20 Ekim arasında toplam 36 saat 33 dakika konuşma yapan Atatürk, 19 Mayıs 1919'da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın tüm dönemlerini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş koşullarını belgelere dayanarak anlattı. Gençliğe Hitabe bölümüyle sona eren kurultayda, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik, partinin dört temel ilkesi olarak belirlendi.CHP'nin ilkelerine, 10 Mayıs 1931'de yapılan üçüncü olağan kurultayda, Devletçilik ve Devrimcilik eklendi. Böylelikle, partinin amblemi olacak altı okun felsefesini oluşturan altı ilkenin, parti programına ve tüzüğüne giriş süreci tamamlandı.CHP'nin 9 Mayıs 1935'teki dördüncü olağan kurultayı, Atatürk'ün katıldığı son kurultay oldu.İsmet İnönü yaklaşık 33 yıl genel başkanlık yaptıParti, ilk olağanüstü kurultayını Atatürk'ün vefatı üzerine 26 Aralık 1938'de yaptı. Genel başkanlığa seçilen İsmet İnönü, yaklaşık 33 yıl bu görevi sürdürdü.İnönü'nün istifasının ardından partinin başına, 14 Mayıs 1972'de yapılan 6. Olağanüstü Kurultay'da Bülent Ecevit geçti. 24 Mayıs 1979'daki 24. Olağan Kurultay ise CHP'nin Ecevitli son kurultayı oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 30 Ekim 1980 tarihli dilekçesiyle genel başkanlıktan ayrıldığını açıklayan Ecevit, bir daha CHP'ye dönmedi.Darbenin ardından kapatılan parti, 9 Eylül 1992'de yapılan kurultay sonrası genel başkanlığa seçilen Deniz Baykal ile tekrar siyaset sahnesinde yerini aldı.18 Şubat 1995'te SHP ile CHP birleşmesinin ardından genel başkanlığa Hikmet Çetin getirildi. 9 Eylül 1995'te yapılan Olağan Kurultay'da Deniz Baykal yeniden genel başkanlığa seçildi.Baykal, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde partisinin baraj altı kalmasının ardından 21 Nisan 1999'da istifa etti. Baykal'ın istifası sonrası yapılan kurultayda genel başkanlığa seçilen Altan Öymen, bu görevi 15 ay sürdürdü. 30 Eylül 2000 tarihinde yapılan 11. Olağanüstü Kurultay'da Baykal yeniden bir kez daha genel başkan olarak belirlendi.CHP, 3 Kasım 2002 yılında yapılan Genel Seçimlerde yüzde 19,4 oy oranıyla ana muhalefet partisi olarak Meclis'e yeniden girdi.Özgür Özel, 38. Olağan Kurultay&#039;da genel başkanlığa seçildiDeniz Baykal'ın 10 Mayıs 2010'da gündeme gelen gizli kamera görüntüleri nedeniyle istifa etmesinin ardından 33. Olağan Kurultay'da Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 7. genel başkanı seçildi.13 yıl CHP Genel Başkanlığı görevini yürüten Kılıçdaroğlu, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleşen 38. Olağan Kurultay'da Manisa Milletvekili Özgür Özel ile yarıştı.Seçimin ilk turunda salt çoğunluk sağlanamadığı için oylama ikinci tura kaldı. İkinci tur seçiminin ardından yapılan oy sayımında Özgür Özel, 812 oy alarak CHP'nin yeni genel başkanı oldu.Özel, 6 Nisan 2025'te düzenlenen 21. Olağanüstü Kurultay'da, 21 Eylül 2025'te düzenlenen 22. Olağanüstü Kurultay'da ve 28-30 Kasım 2025'te yapılan 39. Olağan Kurultay'da tekrar genel başkanlığa seçildi.Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararı ile göreve döndüÖzgür Özel'in CHP Genel Başkanı seçildiği 38. Olağan Kurultay'ın ardından, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı kurultay delegeleri, kurultayın parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı yapıldığını öne sürerek, kurultayın iptali talebiyle yargı yoluna başvurdu.İlk derece mahkemesi, CHP'nin kurultay sürecinden sonra yeni kongreler ve olağanüstü tüzük kurultayı gerçekleştirmiş olmasını gerekçe göstererek, açılan davaların konusuz kaldığına hükmetti ve talebi reddetti.Bunun üzerine davacılar, yerel mahkemenin bu kararını istinaf mercii olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'ne taşıdı.Yapılan incelemeler sonucunda BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından, CHP kurultay davasında, mutlak butlan nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararı alındı.Mahkemede tarafından görevden uzaklaştırılan Özel, 22 Mayıs'ta mahkemenin tedbir kararına itiraz ederek, bireysel olarak temyiz başvurusunda bulundu.Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatının başvurusu üzerine CHP Genel Merkezi 24 Mayıs'ta polis tarafından tahliye edildi. Özel, beraberindekilerle partiden ayrılarak TBMM'ye yürüdü.CHP&#039;nin TBMM&#039;deki sandalye sayısı 44&#039;e düştüTahliyeden bir gün önce 23 Mayıs'ta Özel, CHP'nin TBMM'de düzenlediği kapalı grup toplantısında yeniden Grup Başkanı seçilerek karşı bir hamlede bulundu.Mutlak butlan kararının ardından Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs'ta genel merkezde halk buluşması düzenleyerek 2,5 yıl aranın ardından ilk kez genel merkezde partililerle bir araya geldi.Kılıçdaroğlu, 2 Haziran'da yaptığı Parti Meclisi (PM) toplantısında, son genel başkan seçildiği 37. Olağan Kurultay'da belirlenen PM üyelerinin içerisinden, hala partili kimliği devam edenler arasından Merkez Yönetim Kurulu üyelerini belirleyerek yeniden parti faaliyetlerine başladı.Bu tarihten itibaren CHP'de, Kılıçdaroğlu'nun arınma olarak nitelendirdiği süreç başladı. Aralarında 9 milletvekilinin de yer aldığı çok sayıda partili, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilirken, 81 ilde ve ilçelerinde il başkanlığı ve ilçe başkanlığı düzeyinde görevlendirme yapıldı.Daha sonra, 91 milletvekili CHP'den istifa ederek Özgür Özel'in Genel Başkanlığında Yeni Parti'yi kurdu ve CHP'nin TBMM'deki sandalye sayısı 44'e düştü. Böylece CHP, TBMM'de ana muhalefet partisi olma konumunu yitirdi ve sandalye sayısına göre beşinci parti oldu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : ALPER ŞAŞMAZ - ABDULLAH ÖZKUL - Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923'te kurulan ve bugüne kadar 8 genel başkanın görev yaptığı CHP, 103. yaşını kutluyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Kurtuluş Savaşı'nın ardından yeni bir yönetim şekline kavuşan Türkiye'nin ilk siyasi partisi, Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Halk Fırkası adıyla kuruldu. 1924'te ise partinin adının başına Cumhuriyet sözcüğü getirildi. 1935'teki dördüncü kurultayda ise Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı.Dünyanın en eski siyasi partilerinden biri olan ve 1923'ten 1950'ye kadar iktidarda kalan CHP, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından kapatıldı. Parti daha sonra 3821 Sayılı Yasa'ya dayanılarak kuruluşunun 69. yıl dönümü olan 9 Eylül 1992 günü tekrar açıldı.Vekaleten görev alanlar dışında, CHP'de genel başkanlık koltuğuna Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Altan Öymen, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel oturdu.Dördüncü olağan kurultay, Atatürk&#039;ün katıldığı son kurultay olduİlk kurultayı Sivas Kongresi olarak kabul edilen CHP'de, 15 Ekim 1927'de yapılan ikinci kurultay ise Atatürk'ün Büyük Nutuku okuduğu kurultay olarak tarihteki yerini aldı.Kurultay kapsamında, 15-20 Ekim arasında toplam 36 saat 33 dakika konuşma yapan Atatürk, 19 Mayıs 1919'da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın tüm dönemlerini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş koşullarını belgelere dayanarak anlattı. Gençliğe Hitabe bölümüyle sona eren kurultayda, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik, partinin dört temel ilkesi olarak belirlendi.CHP'nin ilkelerine, 10 Mayıs 1931'de yapılan üçüncü olağan kurultayda, Devletçilik ve Devrimcilik eklendi. Böylelikle, partinin amblemi olacak altı okun felsefesini oluşturan altı ilkenin, parti programına ve tüzüğüne giriş süreci tamamlandı.CHP'nin 9 Mayıs 1935'teki dördüncü olağan kurultayı, Atatürk'ün katıldığı son kurultay oldu.İsmet İnönü yaklaşık 33 yıl genel başkanlık yaptıParti, ilk olağanüstü kurultayını Atatürk'ün vefatı üzerine 26 Aralık 1938'de yaptı. Genel başkanlığa seçilen İsmet İnönü, yaklaşık 33 yıl bu görevi sürdürdü.İnönü'nün istifasının ardından partinin başına, 14 Mayıs 1972'de yapılan 6. Olağanüstü Kurultay'da Bülent Ecevit geçti. 24 Mayıs 1979'daki 24. Olağan Kurultay ise CHP'nin Ecevitli son kurultayı oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 30 Ekim 1980 tarihli dilekçesiyle genel başkanlıktan ayrıldığını açıklayan Ecevit, bir daha CHP'ye dönmedi.Darbenin ardından kapatılan parti, 9 Eylül 1992'de yapılan kurultay sonrası genel başkanlığa seçilen Deniz Baykal ile tekrar siyaset sahnesinde yerini aldı.18 Şubat 1995'te SHP ile CHP birleşmesinin ardından genel başkanlığa Hikmet Çetin getirildi. 9 Eylül 1995'te yapılan Olağan Kurultay'da Deniz Baykal yeniden genel başkanlığa seçildi.Baykal, 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde partisinin baraj altı kalmasının ardından 21 Nisan 1999'da istifa etti. Baykal'ın istifası sonrası yapılan kurultayda genel başkanlığa seçilen Altan Öymen, bu görevi 15 ay sürdürdü. 30 Eylül 2000 tarihinde yapılan 11. Olağanüstü Kurultay'da Baykal yeniden bir kez daha genel başkan olarak belirlendi.CHP, 3 Kasım 2002 yılında yapılan Genel Seçimlerde yüzde 19,4 oy oranıyla ana muhalefet partisi olarak Meclis'e yeniden girdi.Özgür Özel, 38. Olağan Kurultay&#039;da genel başkanlığa seçildiDeniz Baykal'ın 10 Mayıs 2010'da gündeme gelen gizli kamera görüntüleri nedeniyle istifa etmesinin ardından 33. Olağan Kurultay'da Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 7. genel başkanı seçildi.13 yıl CHP Genel Başkanlığı görevini yürüten Kılıçdaroğlu, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleşen 38. Olağan Kurultay'da Manisa Milletvekili Özgür Özel ile yarıştı.Seçimin ilk turunda salt çoğunluk sağlanamadığı için oylama ikinci tura kaldı. İkinci tur seçiminin ardından yapılan oy sayımında Özgür Özel, 812 oy alarak CHP'nin yeni genel başkanı oldu.Özel, 6 Nisan 2025'te düzenlenen 21. Olağanüstü Kurultay'da, 21 Eylül 2025'te düzenlenen 22. Olağanüstü Kurultay'da ve 28-30 Kasım 2025'te yapılan 39. Olağan Kurultay'da tekrar genel başkanlığa seçildi.Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararı ile göreve döndüÖzgür Özel'in CHP Genel Başkanı seçildiği 38. Olağan Kurultay'ın ardından, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı kurultay delegeleri, kurultayın parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade ilkelerine aykırı yapıldığını öne sürerek, kurultayın iptali talebiyle yargı yoluna başvurdu.İlk derece mahkemesi, CHP'nin kurultay sürecinden sonra yeni kongreler ve olağanüstü tüzük kurultayı gerçekleştirmiş olmasını gerekçe göstererek, açılan davaların konusuz kaldığına hükmetti ve talebi reddetti.Bunun üzerine davacılar, yerel mahkemenin bu kararını istinaf mercii olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi'ne taşıdı.Yapılan incelemeler sonucunda BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından, CHP kurultay davasında, mutlak butlan nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararı alındı.Mahkemede tarafından görevden uzaklaştırılan Özel, 22 Mayıs'ta mahkemenin tedbir kararına itiraz ederek, bireysel olarak temyiz başvurusunda bulundu.Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatının başvurusu üzerine CHP Genel Merkezi 24 Mayıs'ta polis tarafından tahliye edildi. Özel, beraberindekilerle partiden ayrılarak TBMM'ye yürüdü.CHP&#039;nin TBMM&#039;deki sandalye sayısı 44&#039;e düştüTahliyeden bir gün önce 23 Mayıs'ta Özel, CHP'nin TBMM'de düzenlediği kapalı grup toplantısında yeniden Grup Başkanı seçilerek karşı bir hamlede bulundu.Mutlak butlan kararının ardından Kılıçdaroğlu, 30 Mayıs'ta genel merkezde halk buluşması düzenleyerek 2,5 yıl aranın ardından ilk kez genel merkezde partililerle bir araya geldi.Kılıçdaroğlu, 2 Haziran'da yaptığı Parti Meclisi (PM) toplantısında, son genel başkan seçildiği 37. Olağan Kurultay'da belirlenen PM üyelerinin içerisinden, hala partili kimliği devam edenler arasından Merkez Yönetim Kurulu üyelerini belirleyerek yeniden parti faaliyetlerine başladı.Bu tarihten itibaren CHP'de, Kılıçdaroğlu'nun arınma olarak nitelendirdiği süreç başladı. Aralarında 9 milletvekilinin de yer aldığı çok sayıda partili, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilirken, 81 ilde ve ilçelerinde il başkanlığı ve ilçe başkanlığı düzeyinde görevlendirme yapıldı.Daha sonra, 91 milletvekili CHP'den istifa ederek Özgür Özel'in Genel Başkanlığında Yeni Parti'yi kurdu ve CHP'nin TBMM'deki sandalye sayısı 44'e düştü. Böylece CHP, TBMM'de ana muhalefet partisi olma konumunu yitirdi ve sandalye sayısına göre beşinci parti oldu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/chp-103-yasini-kutluyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Artan yaşlı nüfus için uzun dönemli bakım sigortası devreye alınacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/artan-yasli-nufus-icin-uzun-donemli-bakim-sigortasi-devreye-alinacak/906088/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/artan-yasli-nufus-icin-uzun-donemli-bakim-sigortasi-devreye-alinacak/906088/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / TÜİK verilerine göre, Türkiye'de yaşlı nüfus son 5 yılda yüzde 20,5 artarak 10 milyona dayanırken demografik gelişmelerin sosyal güvenlik dengesine etkileri de dikkate alınarak uzun dönemli bakım sigortası yeni Orta Vadeli Program'a konuldu - Sağlık hizmetlerine erişim kısıtlanmadan finansal sürdürülebilirliğin sağlanması için çeşitli adımlar atılacak, evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri, süreklilik arz eden hizmetler haline getirilerek birinci basamak, yataklı ve uzaktan sağlık hizmetleriyle bütünleşik hale getirilecek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : ZEYNEP DUYAR - Türkiye, son dönemde yaşlı nüfusta görülen artış oranlarını ve gelişmelerin sosyal güvenlik dengesine etkilerini dikkate alarak uzun dönemli bakım sigortası başta olmak üzere çeşitli uygulamaları sisteme uyarlayacak.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi amacıyla bazı adımlar atılacak.Prim tabanının genişletilmesi, tahsilatın artırılması ve yeni çalışma biçimlerine uyum sağlanması hedefleniyor. Bu kapsamda demografik gelişmelerin sosyal güvenlik dengesine etkileri de dikkate alınacak.Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre, ülkede 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus 5 yılda yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı da yüzde 11,1'e çıktı. Ülkedeki yaşlı nüfus 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken toplam nüfus içindeki oranı yüzde 9,5'ti.Geçen yıl sonu itibarıyla yaşlı nüfusun yüzde 62,9'u 65-74 yaş grubunda, yüzde 27,9'u 75-84 yaş kategorisinde yer alıyor. 85 ve daha üzeri yaş grubundaki nüfus yüzde 7,8'lik kesimi oluşturuyor. Türkiye'de 100 yaş ve üzerinde 8 bini aşkın insan yaşıyor.Uzun dönemli bakım sigortası için altyapı oluşturulacakDevlet bu göstergeleri ve doğurganlıktaki düşüş eğilimini de dikkate alarak sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğini sağlayacak adımlar atılmasını kararlaştırdı. Bu kapsamda, uzun dönemli bakım sigortası, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program'a (OVP) konuldu. İlgili bakanlıkların ortak çalışmasıyla uygulamaya dönük altyapı oluşturulacak. Yaşlılık ve kronik rahatsızlıklar nedeniyle günlük yaşam aktivitelerini tek başına gerçekleştiremeyen kişilere evde ya da kurumlarda sağlanan bakım desteğinin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri, süreklilik arz eden hizmetler haline getirilecek. Uzaktan sağlık hizmetleriyle bütünleşik bir yapı hedefleniyor.Böylece, artan yaşlı bağımlılık oranı ve aileler üzerindeki bakım yükü hafifletilmiş olacak.Bakım ekonomisinin güçlendirilmesi hedefi, sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğine yönelik politikalar arasında yer alıyor. Program döneminde sağlık hizmetlerine erişim kısıtlanmadan finansal sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik adımlar atılacak. Sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizini ve hizmet sunucularının davranışlarını dikkate alan denetim modelleri geliştirilecek.Veri analizi yoluyla geri ödeme kriterleri incelenecek, değer bazlı geri ödeme yöntemleri yaygınlaştırılacak. Hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesi sağlanacak. Yeni yılın ilk çeyreğinde bu konuda somut çıktıların üretilmesi öngörüldü.Ayrıca, Sağlık Market uygulaması daha fazla ilaç ve medikal malzemeyi kapsayacak şekilde genişletilerek tedarik zinciri güçlendirilecek. Üniversite hastanelerinin yönetim modeli de eğitim, araştırma ve hizmet fonksiyonları bakımından etkin ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulacak. Bu adımların sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğine katkı sağlaması hedefleniyor.İstihdamda daha uzun süre kalma hedefiYeni OVP kapsamında, kişilerin daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemelerin de hayata geçirilmesi planlanıyor.Sosyal güvenlik sisteminin fiili ve yasal kapsamının genişletilmesi, kapsamda yer almayan grupların sisteme girişlerinin sağlanması için farklı meslek ve gelir gruplarına yönelik uygulamalar geliştirilecek.İlgili mevzuat, değişen iş gücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma biçimlerine daha uyumlu hale getirilecek. Prim borçlarının takip ve tahsilat süreçleri etkinleştirilecek.Kurumların bilişim sistemleri güçlendirilerek veri paylaşımı artırılacak ve uzun dönemli mali sürdürülebilirliğe ilişkin göstergeler düzenli olarak izlenecek.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : ZEYNEP DUYAR - Türkiye, son dönemde yaşlı nüfusta görülen artış oranlarını ve gelişmelerin sosyal güvenlik dengesine etkilerini dikkate alarak uzun dönemli bakım sigortası başta olmak üzere çeşitli uygulamaları sisteme uyarlayacak.AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, sosyal güvenlik sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi amacıyla bazı adımlar atılacak.Prim tabanının genişletilmesi, tahsilatın artırılması ve yeni çalışma biçimlerine uyum sağlanması hedefleniyor. Bu kapsamda demografik gelişmelerin sosyal güvenlik dengesine etkileri de dikkate alınacak.Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2025 yılı verilerine göre, ülkede 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus 5 yılda yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı da yüzde 11,1'e çıktı. Ülkedeki yaşlı nüfus 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken toplam nüfus içindeki oranı yüzde 9,5'ti.Geçen yıl sonu itibarıyla yaşlı nüfusun yüzde 62,9'u 65-74 yaş grubunda, yüzde 27,9'u 75-84 yaş kategorisinde yer alıyor. 85 ve daha üzeri yaş grubundaki nüfus yüzde 7,8'lik kesimi oluşturuyor. Türkiye'de 100 yaş ve üzerinde 8 bini aşkın insan yaşıyor.Uzun dönemli bakım sigortası için altyapı oluşturulacakDevlet bu göstergeleri ve doğurganlıktaki düşüş eğilimini de dikkate alarak sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğini sağlayacak adımlar atılmasını kararlaştırdı. Bu kapsamda, uzun dönemli bakım sigortası, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program'a (OVP) konuldu. İlgili bakanlıkların ortak çalışmasıyla uygulamaya dönük altyapı oluşturulacak. Yaşlılık ve kronik rahatsızlıklar nedeniyle günlük yaşam aktivitelerini tek başına gerçekleştiremeyen kişilere evde ya da kurumlarda sağlanan bakım desteğinin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Evde sağlık ve palyatif bakım hizmetleri, süreklilik arz eden hizmetler haline getirilecek. Uzaktan sağlık hizmetleriyle bütünleşik bir yapı hedefleniyor.Böylece, artan yaşlı bağımlılık oranı ve aileler üzerindeki bakım yükü hafifletilmiş olacak.Bakım ekonomisinin güçlendirilmesi hedefi, sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğine yönelik politikalar arasında yer alıyor. Program döneminde sağlık hizmetlerine erişim kısıtlanmadan finansal sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik adımlar atılacak. Sağlık hizmetlerinin geri ödemesinde risk analizini ve hizmet sunucularının davranışlarını dikkate alan denetim modelleri geliştirilecek.Veri analizi yoluyla geri ödeme kriterleri incelenecek, değer bazlı geri ödeme yöntemleri yaygınlaştırılacak. Hızlı artış gösteren gruplarda harcamaların etkinleştirilmesi sağlanacak. Yeni yılın ilk çeyreğinde bu konuda somut çıktıların üretilmesi öngörüldü.Ayrıca, Sağlık Market uygulaması daha fazla ilaç ve medikal malzemeyi kapsayacak şekilde genişletilerek tedarik zinciri güçlendirilecek. Üniversite hastanelerinin yönetim modeli de eğitim, araştırma ve hizmet fonksiyonları bakımından etkin ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulacak. Bu adımların sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğine katkı sağlaması hedefleniyor.İstihdamda daha uzun süre kalma hedefiYeni OVP kapsamında, kişilerin daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemelerin de hayata geçirilmesi planlanıyor.Sosyal güvenlik sisteminin fiili ve yasal kapsamının genişletilmesi, kapsamda yer almayan grupların sisteme girişlerinin sağlanması için farklı meslek ve gelir gruplarına yönelik uygulamalar geliştirilecek.İlgili mevzuat, değişen iş gücü piyasası koşullarına ve yeni nesil esnek çalışma biçimlerine daha uyumlu hale getirilecek. Prim borçlarının takip ve tahsilat süreçleri etkinleştirilecek.Kurumların bilişim sistemleri güçlendirilerek veri paylaşımı artırılacak ve uzun dönemli mali sürdürülebilirliğe ilişkin göstergeler düzenli olarak izlenecek.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/artan-yasli-nufus-icin-uzun-donemli-bakim-sigortasi-devreye-alinacak.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Afrika Birliği, Türkiye ile işbirliğini somut programlara dönüştürmek istiyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/afrika-birligi-turkiye-ile-isbirligini-somut-programlara-donusturmek-istiyor/906087/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/afrika-birligi-turkiye-ile-isbirligini-somut-programlara-donusturmek-istiyor/906087/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Afrika Birliği Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Komiseri Prof. Gaspard Banyankimbona: - Önceliğimiz, mevcut işbirliği çerçevelerini somut sonuçlar sağlayacak programlara dönüştürmek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : ADAMA BAMBA - Afrika Birliği (AfB) Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Komiseri Prof. Gaspard Banyankimbona, Türkiye-Afrika ortaklığının AfB açısından stratejik öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, mevcut işbirliği çerçevelerini somut programlara dönüştürmeyi hedeflediklerini bildirdi.Afrika Birliği Günü, Afrika Birliği Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin 9 Eylül 1999'da Libya'nın Sirte kentinde Afrika Birliğinin kurulması yönünde Sirte Deklarasyonu'nu kabul etmesi dolayısıyla her yıl 9 Eylül'de kutlanıyor.Banyankimbona, 9 Eylül Afrika Birliği Günü dolayısıyla AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Türkiye-Afrika ortaklığının 2008'de oluşturulan işbirliği çerçevesine dayandığını ve 2021 İstanbul Deklarasyonu ile daha da derinleştiğini belirten Banyankimbona, Bu işbirliğini halklarımız için ölçülebilir faydalara dönüştürme konusunda kararlıyız. ifadesini kullandı.Banyankimbona, nisanda İstanbul'da düzenlenen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Beceriler Zirvesi'ne AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'u temsilen katıldığını hatırlatarak, zirve kapsamında Türkiye Maarif Vakfı ile de görüşmeler yaptıklarını aktardı.Türkiye Maarif Vakfının 25'ten fazla Afrika ülkesinde eğitim kurumları olduğuna dikkati çeken Banyankimbona, tarafların yapılandırılmış bir mutabakat zaptı oluşturulmasına yönelik çalışma başlattığını kaydetti.Bu sürecin AfB Komisyonunun Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Departmanı tarafından koordine edildiğini belirten Banyankimbona, eğitim ve beceri alanındaki dış işbirliklerinin AfB'nin Agenda 2063 hedefleriyle uyumlu hale getirilmesinin amaçlandığını ifade etti.Türk üniversiteleriyle daha derin işbirliğine açığızTürkiye ile işbirliğinin gelecek dönemine ilişkin Banyankimbona, Önceliğimiz, mevcut işbirliği çerçevelerini somut sonuçlar sağlayacak programlara dönüştürmek. dedi.Banyankimbona, Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Departmanı olarak Türk kurumlarıyla, özellikle üniversitelerle, araştırma ve inovasyonda öncü kuruluşlarla daha derin işbirliği imkanlarını değerlendirmeye tamamen açığız. ifadelerini kullandı.Söz konusu işbirliklerinde ortaklık, karşılıklı fayda ve birlikte üretim ilkelerinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Banyankimbona, eğitim ve beceri alanındaki girişimlerin kıta genelinde daha büyük etki oluşturmasının hedeflendiğini kaydetti.Afrika teknoloji tüketicisinden üreticisine dönüşmeliAfrika'nın geleceğinde eğitim, bilim, teknoloji ve inovasyonun önemine değinen Banyankimbona, 55 üyeli Afrika Birliğinin 1,4 milyardan fazla kişiyi temsil ettiğini ve kıta nüfusunun yüzde 60'tan fazlasının 25 yaşın altında olduğunu belirtti.2050'de dünyadaki her dört kişiden birinin Afrikalı olacağına işaret eden Banyankimbona, bu demografik potansiyelin ancak gençlere gerekli bilgi, beceri ve imkanların sağlanmasıyla ekonomik avantaja dönüştürülebileceğini vurguladı.Banyankimbona, Afrika'nın bilgi ve teknolojiyi ağırlıklı olarak tüketen bir kıta olmaktan çıkarak bunların üreticisi ve geliştiricisi konumuna gelmesi gerektiğinin altını çizdi.Yapay zekanın eğitim, sağlık ve tarım gibi birçok alanda Afrika için fırsatlar sunduğunu kaydeden Banyankimbona, kıtanın dijital altyapıya yatırım yapması, dijital uçurumu azaltması ve Afrikalı gençleri yalnızca yabancı teknolojilerin kullanıcısı değil, geliştiricisi, araştırmacısı ve politika yapıcısı haline getirmesi gerektiğini söyledi.Beyin göçünü beyin dolaşımına dönüştürmeliyizAfrika'daki beyin göçüne ilişkin olarak da Banyankimbona, genç bilim insanlarının ve profesyonellerin kıtada anlamlı kariyerler kurabilmeleri için güçlü kurumlara, rekabetçi araştırma fonlarına, modern altyapıya ve üniversite-sanayi işbirliğine ihtiyaç olduğunu belirtti.AfB'nin beyin göçünü tersine çevirmek ve yeteneklerin kıtada tutulmasını teşvik etmek amacıyla bir Afrika şartı taslağı üzerinde çalıştığını aktaran Banyankimbona, bu kapsamda AfB ülkeleri arasında diplomaların karşılıklı tanınması, bölgesel inovasyon merkezlerinin kurulması, diasporayla kurumsal işbirliği ve kıtaya dönen profesyonellere araştırma fonları, vergi avantajları ve girişim sermayesi gibi teşviklerin öngörüldüğünü ifade etti.Banyankimbona, Beyin göçünü, beyin dolaşımı ve bağlantısına dönüştürerek bilgiye dayalı ve kendi kendine yeten bir Afrika'nın temellerini atabiliriz. diye konuştu.Haritayı Düzelt kararı bilgi ve temsil meselesiBirleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 4 Eylül'de kabul ettiği ve Afrika'nın gerçek yüzölçümünü daha doğru yansıtan haritaların kullanımını teşvik eden Haritayı Düzelt kararına değinen Banyankimbona, bunun Afrika'nın nesnel ve bilimsel gerçeklere dayalı biçimde temsil edilmesi açısından önemli bir adım olduğunu belirtti.16. yüzyılda geliştirilen Merkatör projeksiyonunun Afrika kıtasının gerçek büyüklüğünü önemli ölçüde küçük gösterdiğine dikkati çeken Banyankimbona, konunun yalnızca teknik bir haritacılık meselesi olmadığını vurguladı.Banyankimbona, Bu, temelde bilgi, temsil ve gençlerin dünyayı nasıl anladığıyla ilgili. diyerek, doğru haritaların genç Afrikalıların kıtalarının dünyadaki gerçek boyutunu ve yerini kavramalarına katkı sağlayacağını kaydetti.Afrika'nın dönüşümünün gençler tarafından şekillendirileceğini vurgulayan Banyankimbona, gençlerin programların yalnızca yararlanıcıları olarak değil, kıtanın geleceğini şekillendiren araştırmacılar, yenilikçiler, girişimciler ve liderler olarak görülmesi gerektiğini söyledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : ADAMA BAMBA - Afrika Birliği (AfB) Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Komiseri Prof. Gaspard Banyankimbona, Türkiye-Afrika ortaklığının AfB açısından stratejik öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, mevcut işbirliği çerçevelerini somut programlara dönüştürmeyi hedeflediklerini bildirdi.Afrika Birliği Günü, Afrika Birliği Örgütü üyesi ülkelerin liderlerinin 9 Eylül 1999'da Libya'nın Sirte kentinde Afrika Birliğinin kurulması yönünde Sirte Deklarasyonu'nu kabul etmesi dolayısıyla her yıl 9 Eylül'de kutlanıyor.Banyankimbona, 9 Eylül Afrika Birliği Günü dolayısıyla AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Türkiye-Afrika ortaklığının 2008'de oluşturulan işbirliği çerçevesine dayandığını ve 2021 İstanbul Deklarasyonu ile daha da derinleştiğini belirten Banyankimbona, Bu işbirliğini halklarımız için ölçülebilir faydalara dönüştürme konusunda kararlıyız. ifadesini kullandı.Banyankimbona, nisanda İstanbul'da düzenlenen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Beceriler Zirvesi'ne AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf'u temsilen katıldığını hatırlatarak, zirve kapsamında Türkiye Maarif Vakfı ile de görüşmeler yaptıklarını aktardı.Türkiye Maarif Vakfının 25'ten fazla Afrika ülkesinde eğitim kurumları olduğuna dikkati çeken Banyankimbona, tarafların yapılandırılmış bir mutabakat zaptı oluşturulmasına yönelik çalışma başlattığını kaydetti.Bu sürecin AfB Komisyonunun Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Departmanı tarafından koordine edildiğini belirten Banyankimbona, eğitim ve beceri alanındaki dış işbirliklerinin AfB'nin Agenda 2063 hedefleriyle uyumlu hale getirilmesinin amaçlandığını ifade etti.Türk üniversiteleriyle daha derin işbirliğine açığızTürkiye ile işbirliğinin gelecek dönemine ilişkin Banyankimbona, Önceliğimiz, mevcut işbirliği çerçevelerini somut sonuçlar sağlayacak programlara dönüştürmek. dedi.Banyankimbona, Eğitim, Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Departmanı olarak Türk kurumlarıyla, özellikle üniversitelerle, araştırma ve inovasyonda öncü kuruluşlarla daha derin işbirliği imkanlarını değerlendirmeye tamamen açığız. ifadelerini kullandı.Söz konusu işbirliklerinde ortaklık, karşılıklı fayda ve birlikte üretim ilkelerinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Banyankimbona, eğitim ve beceri alanındaki girişimlerin kıta genelinde daha büyük etki oluşturmasının hedeflendiğini kaydetti.Afrika teknoloji tüketicisinden üreticisine dönüşmeliAfrika'nın geleceğinde eğitim, bilim, teknoloji ve inovasyonun önemine değinen Banyankimbona, 55 üyeli Afrika Birliğinin 1,4 milyardan fazla kişiyi temsil ettiğini ve kıta nüfusunun yüzde 60'tan fazlasının 25 yaşın altında olduğunu belirtti.2050'de dünyadaki her dört kişiden birinin Afrikalı olacağına işaret eden Banyankimbona, bu demografik potansiyelin ancak gençlere gerekli bilgi, beceri ve imkanların sağlanmasıyla ekonomik avantaja dönüştürülebileceğini vurguladı.Banyankimbona, Afrika'nın bilgi ve teknolojiyi ağırlıklı olarak tüketen bir kıta olmaktan çıkarak bunların üreticisi ve geliştiricisi konumuna gelmesi gerektiğinin altını çizdi.Yapay zekanın eğitim, sağlık ve tarım gibi birçok alanda Afrika için fırsatlar sunduğunu kaydeden Banyankimbona, kıtanın dijital altyapıya yatırım yapması, dijital uçurumu azaltması ve Afrikalı gençleri yalnızca yabancı teknolojilerin kullanıcısı değil, geliştiricisi, araştırmacısı ve politika yapıcısı haline getirmesi gerektiğini söyledi.Beyin göçünü beyin dolaşımına dönüştürmeliyizAfrika'daki beyin göçüne ilişkin olarak da Banyankimbona, genç bilim insanlarının ve profesyonellerin kıtada anlamlı kariyerler kurabilmeleri için güçlü kurumlara, rekabetçi araştırma fonlarına, modern altyapıya ve üniversite-sanayi işbirliğine ihtiyaç olduğunu belirtti.AfB'nin beyin göçünü tersine çevirmek ve yeteneklerin kıtada tutulmasını teşvik etmek amacıyla bir Afrika şartı taslağı üzerinde çalıştığını aktaran Banyankimbona, bu kapsamda AfB ülkeleri arasında diplomaların karşılıklı tanınması, bölgesel inovasyon merkezlerinin kurulması, diasporayla kurumsal işbirliği ve kıtaya dönen profesyonellere araştırma fonları, vergi avantajları ve girişim sermayesi gibi teşviklerin öngörüldüğünü ifade etti.Banyankimbona, Beyin göçünü, beyin dolaşımı ve bağlantısına dönüştürerek bilgiye dayalı ve kendi kendine yeten bir Afrika'nın temellerini atabiliriz. diye konuştu.Haritayı Düzelt kararı bilgi ve temsil meselesiBirleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 4 Eylül'de kabul ettiği ve Afrika'nın gerçek yüzölçümünü daha doğru yansıtan haritaların kullanımını teşvik eden Haritayı Düzelt kararına değinen Banyankimbona, bunun Afrika'nın nesnel ve bilimsel gerçeklere dayalı biçimde temsil edilmesi açısından önemli bir adım olduğunu belirtti.16. yüzyılda geliştirilen Merkatör projeksiyonunun Afrika kıtasının gerçek büyüklüğünü önemli ölçüde küçük gösterdiğine dikkati çeken Banyankimbona, konunun yalnızca teknik bir haritacılık meselesi olmadığını vurguladı.Banyankimbona, Bu, temelde bilgi, temsil ve gençlerin dünyayı nasıl anladığıyla ilgili. diyerek, doğru haritaların genç Afrikalıların kıtalarının dünyadaki gerçek boyutunu ve yerini kavramalarına katkı sağlayacağını kaydetti.Afrika'nın dönüşümünün gençler tarafından şekillendirileceğini vurgulayan Banyankimbona, gençlerin programların yalnızca yararlanıcıları olarak değil, kıtanın geleceğini şekillendiren araştırmacılar, yenilikçiler, girişimciler ve liderler olarak görülmesi gerektiğini söyledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yapay zeka dijital ortamdan gerçek hayata geçiyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yapay-zeka-dijital-ortamdan-gercek-hayata-geciyor/906086/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yapay-zeka-dijital-ortamdan-gercek-hayata-geciyor/906086/</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 11:03:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Yapay zeka, verilen komutlara yanıt veren bir araç olmaktan çıkarak hedefi anlayan, adımları planlayan ve farklı dijital araçları kullanarak görevleri kendi başına tamamlayabilen otonom ajanlara dönüşüyor - ABD ve Çin merkezli yapay zeka şirketlerinin rekabeti giderek daha uzun süre bağımsız çalışabilen ajanlar geliştirme yarışı haline geliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : FUAT KABAKCI - Yapay zeka alanında Çin ve ABD arasındaki yarış tüm hızıyla sürerken gelişmeler yapay zeka modellerini komutları yerine getiren araçlardan, hedefi anlayıp planlayan ve görevleri otonom tamamlayabilen ajanlara dönüştürüyor.Yapay zekanın gelişiminde 3-4 yıl önce metin ve kod üreten, ardından karmaşık sorunları çözebilen ve çok adımlı görevleri yerine getirebilen modeller öne çıktı. Son dönemde ise modeller, kendilerine verilen görevin nasıl tamamlanacağını planlayıp, bilgisayar ve dijital araçları doğrudan kullanabilen, sonuçlarını değerlendiren ve gerektiğinde hatalarını düzelterek çalışmayı sürdüren sistemlere evrildi. Bu hızlı dönüşüm, yapay zekanın insanlara yanıt veren bir yazılımdan insanların hedefleri doğrultusunda görevleri otonom biçimde yürütebilen ajanlara dönüşmesini sağlarken alandaki rekabetin merkezinde ABD ve Çin'deki şirketler öne çıkıyor.Yapay zekanın bu yeni aşamasında kullanıcıların her işlemi tek tek tarif etmesi yerine ulaşılmak istenen hedefi belirtmesi yeterli hale geliyor. Ajanlar, hedef doğrultusunda bilgisayarı kullanabiliyor, farklı uygulamalar arasında işlem yapabiliyor, dijital araçlardan yararlanabiliyor ve süreci baştan sona yönetebiliyor.Yapay zeka iş yapan ajana dönüşüyorÜretken yapay zekanın ilk döneminde kullanıcı sisteme bir soru veya komut veriyor ve karşılığında metin, görüntü veya kod alıyordu. Otonom ajanlarla birlikte ise sistem, daha büyük bir görevi parçalara ayırarak gerekli işlemleri sıralayabiliyor ve ortaya çıkan sonuçlara göre sonraki adımlarını belirleyebiliyor. Böylece yapay zekaya bir şey yaptırmak yerine yapay zekaya kapsamlı görevler vermek yeni kullanım biçimi haline geliyor.Anthropic'in ağustos sonunda Claude modellerinin fiziksel cihazlarla etkileşimini mümkün kılmaya yönelik Model Hardware Standard çalışmasını araştırma ön izlemesine açması, yapay zekanın fiziksel dünyaya taşınmasına ilişkin önemli örneklerden birini oluşturuyor.Çalışmayla yapay zeka ajanlarının mikroskop, robotik kol ve sıvı işleme sistemleri gibi farklı laboratuvar cihazlarını ortak bir yapı üzerinden kullanabilmesi ve bu cihazları aynı görev doğrultusunda koordine edebilmesi amaçlanıyor.Anthropic'in denemelerinde Claude, bir lazerin hizalanması için ayar yaptıktan sonra kameradan aldığı görüntüyü değerlendirerek ışının konumunu yeniden kontrol etti ve gerekli düzeltmeleri tekrarladı. Bir başka çalışmada ise lazerin yeniden kilitlenmesi sürecini optimize eden Claude, yüzlerce denemenin ardından işlemin süresini yaklaşık 150 saniyeden 6 saniyeye indirirken başarı oranını yüzde 58'den yüzde 96'ya çıkardı.Şirket, yapay zeka ajanlarının farklı donanım ve fiziksel sistemlerle ortak bir standart üzerinden iletişim kurabilmesini sağlamak amacıyla Model Hardware Standard (MHS) çalışmasını geliştiriyor. Bu yaklaşımda yapay zeka, tek bir cihazı kullanan operatörden ziyade, farklı makineleri aynı hedef doğrultusunda yöneten bir orkestra şefi rolüne yaklaşıyor.OpenAI insan-bilgisayar işbirliğine ağırlık veriyorOpenAI'nin yakın zamanda tanıttığı GPT-6 Astra da otonom ajanların bilgisayar kullanımındaki gelişiminin en yeni örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.Astra, bilgisayar ekranındaki uygulamalarla etkileşime geçerek uzun süreli ve çok aşamalı görevleri kullanıcı adına gerçekleştirebiliyor. Modelin yazılım geliştirme ve siber güvenlik gibi alanlarda da uzun süreli çalışabilmesi, yapay zekanın yalnızca işlem hakkında bilgi veren bir yardımcı olmaktan çıkıp işlemi doğrudan gerçekleştiren bir sisteme dönüşümünü hızlandırıyor.Şirket tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde modelin, internet üzerinde araştırma yapma, bilgisayar oyunu yazma, elektronik tablolardaki verileri analiz etme ve sunum hazırlama gibi farklı işlemleri tek bir görev akışı içinde gerçekleştirebildiği görülüyor.Astra ve Claude'daki gelişmeler, yapay zeka yarışında yeni ölçütün yalnızca modelin ne kadar doğru cevap verdiği olmadığını ortaya koyuyor. Modellerin bir görevi ne kadar süre insan müdahalesi olmadan sürdürebildiği, kaç farklı aracı kullanabildiği ve gerçek dünyadaki sistemlerle ne ölçüde etkileşime geçebildiği rekabetin yeni başlıklarını oluşturuyor.Çinli modeller farklı yaklaşımlar sergiliyorÇin'deki yapay zeka şirketleri de bu ajanlaşma eğilimine farklı yaklaşımlarla karşılık veriyor. DeepSeek'in ağustosta genel kullanıma açtığı V4 Pro modeli, ajan tabanlı yazılım geliştirme ve araç kullanımına odaklanırken, Moonshot AI'ın 17 Temmuz'da tanıttığı Kimi K3, karmaşık görevleri çok sayıda alt ajana bölerek eş zamanlı yürütme yaklaşımını öne çıkarıyor. Z.AI'ın GLM ailesinde ise uzun süreli görevler üzerinde çalışabilme, planlama, uygulama, test etme, hata düzeltme ve yeniden deneme döngülerinin sürdürülmesi öne çıkıyor.Kimi'nin yaklaşımında çok sayıda yapay zeka ajanı bir dijital iş gücü gibi çalışırken, GLM aynı görev üzerinde uzun süre çalışarak sonucu adım adım geliştirmeye, DeepSeek ise modeli kodlama ortamları ve diğer dijital araçlarla birlikte çalıştırmaya odaklanıyor.Yeni modelleri geliştirme süresi kısalıyorYapay zeka şirketlerinin yeni modeller geliştirmedeki süratinin de giderek artması, bu dönüşümü daha da hızlandırıyor. Modeller yalnızca kullanıcıların işlerini yapmak için değil, yeni yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi, kodlanması, test edilmesi ve iyileştirilmesi süreçlerinde de kullanılıyor. Böylece her yeni nesil model, bir sonraki modelin geliştirilmesinde kullanılan araçların da güçlenmesine katkı sağlıyor.Bu gelişmeler, yapay zekanın insan düzeyinde genel yeteneklere sahip olması beklenen Yapay Genel Zeka'ya (AGI) ne kadar yaklaştığı ve mevcut gelişim hızının bu hedefe ne zaman ulaşılmasını sağlayabileceği sorularını yeniden gündeme getiriyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : FUAT KABAKCI - Yapay zeka alanında Çin ve ABD arasındaki yarış tüm hızıyla sürerken gelişmeler yapay zeka modellerini komutları yerine getiren araçlardan, hedefi anlayıp planlayan ve görevleri otonom tamamlayabilen ajanlara dönüştürüyor.Yapay zekanın gelişiminde 3-4 yıl önce metin ve kod üreten, ardından karmaşık sorunları çözebilen ve çok adımlı görevleri yerine getirebilen modeller öne çıktı. Son dönemde ise modeller, kendilerine verilen görevin nasıl tamamlanacağını planlayıp, bilgisayar ve dijital araçları doğrudan kullanabilen, sonuçlarını değerlendiren ve gerektiğinde hatalarını düzelterek çalışmayı sürdüren sistemlere evrildi. Bu hızlı dönüşüm, yapay zekanın insanlara yanıt veren bir yazılımdan insanların hedefleri doğrultusunda görevleri otonom biçimde yürütebilen ajanlara dönüşmesini sağlarken alandaki rekabetin merkezinde ABD ve Çin'deki şirketler öne çıkıyor.Yapay zekanın bu yeni aşamasında kullanıcıların her işlemi tek tek tarif etmesi yerine ulaşılmak istenen hedefi belirtmesi yeterli hale geliyor. Ajanlar, hedef doğrultusunda bilgisayarı kullanabiliyor, farklı uygulamalar arasında işlem yapabiliyor, dijital araçlardan yararlanabiliyor ve süreci baştan sona yönetebiliyor.Yapay zeka iş yapan ajana dönüşüyorÜretken yapay zekanın ilk döneminde kullanıcı sisteme bir soru veya komut veriyor ve karşılığında metin, görüntü veya kod alıyordu. Otonom ajanlarla birlikte ise sistem, daha büyük bir görevi parçalara ayırarak gerekli işlemleri sıralayabiliyor ve ortaya çıkan sonuçlara göre sonraki adımlarını belirleyebiliyor. Böylece yapay zekaya bir şey yaptırmak yerine yapay zekaya kapsamlı görevler vermek yeni kullanım biçimi haline geliyor.Anthropic'in ağustos sonunda Claude modellerinin fiziksel cihazlarla etkileşimini mümkün kılmaya yönelik Model Hardware Standard çalışmasını araştırma ön izlemesine açması, yapay zekanın fiziksel dünyaya taşınmasına ilişkin önemli örneklerden birini oluşturuyor.Çalışmayla yapay zeka ajanlarının mikroskop, robotik kol ve sıvı işleme sistemleri gibi farklı laboratuvar cihazlarını ortak bir yapı üzerinden kullanabilmesi ve bu cihazları aynı görev doğrultusunda koordine edebilmesi amaçlanıyor.Anthropic'in denemelerinde Claude, bir lazerin hizalanması için ayar yaptıktan sonra kameradan aldığı görüntüyü değerlendirerek ışının konumunu yeniden kontrol etti ve gerekli düzeltmeleri tekrarladı. Bir başka çalışmada ise lazerin yeniden kilitlenmesi sürecini optimize eden Claude, yüzlerce denemenin ardından işlemin süresini yaklaşık 150 saniyeden 6 saniyeye indirirken başarı oranını yüzde 58'den yüzde 96'ya çıkardı.Şirket, yapay zeka ajanlarının farklı donanım ve fiziksel sistemlerle ortak bir standart üzerinden iletişim kurabilmesini sağlamak amacıyla Model Hardware Standard (MHS) çalışmasını geliştiriyor. Bu yaklaşımda yapay zeka, tek bir cihazı kullanan operatörden ziyade, farklı makineleri aynı hedef doğrultusunda yöneten bir orkestra şefi rolüne yaklaşıyor.OpenAI insan-bilgisayar işbirliğine ağırlık veriyorOpenAI'nin yakın zamanda tanıttığı GPT-6 Astra da otonom ajanların bilgisayar kullanımındaki gelişiminin en yeni örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.Astra, bilgisayar ekranındaki uygulamalarla etkileşime geçerek uzun süreli ve çok aşamalı görevleri kullanıcı adına gerçekleştirebiliyor. Modelin yazılım geliştirme ve siber güvenlik gibi alanlarda da uzun süreli çalışabilmesi, yapay zekanın yalnızca işlem hakkında bilgi veren bir yardımcı olmaktan çıkıp işlemi doğrudan gerçekleştiren bir sisteme dönüşümünü hızlandırıyor.Şirket tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde modelin, internet üzerinde araştırma yapma, bilgisayar oyunu yazma, elektronik tablolardaki verileri analiz etme ve sunum hazırlama gibi farklı işlemleri tek bir görev akışı içinde gerçekleştirebildiği görülüyor.Astra ve Claude'daki gelişmeler, yapay zeka yarışında yeni ölçütün yalnızca modelin ne kadar doğru cevap verdiği olmadığını ortaya koyuyor. Modellerin bir görevi ne kadar süre insan müdahalesi olmadan sürdürebildiği, kaç farklı aracı kullanabildiği ve gerçek dünyadaki sistemlerle ne ölçüde etkileşime geçebildiği rekabetin yeni başlıklarını oluşturuyor.Çinli modeller farklı yaklaşımlar sergiliyorÇin'deki yapay zeka şirketleri de bu ajanlaşma eğilimine farklı yaklaşımlarla karşılık veriyor. DeepSeek'in ağustosta genel kullanıma açtığı V4 Pro modeli, ajan tabanlı yazılım geliştirme ve araç kullanımına odaklanırken, Moonshot AI'ın 17 Temmuz'da tanıttığı Kimi K3, karmaşık görevleri çok sayıda alt ajana bölerek eş zamanlı yürütme yaklaşımını öne çıkarıyor. Z.AI'ın GLM ailesinde ise uzun süreli görevler üzerinde çalışabilme, planlama, uygulama, test etme, hata düzeltme ve yeniden deneme döngülerinin sürdürülmesi öne çıkıyor.Kimi'nin yaklaşımında çok sayıda yapay zeka ajanı bir dijital iş gücü gibi çalışırken, GLM aynı görev üzerinde uzun süre çalışarak sonucu adım adım geliştirmeye, DeepSeek ise modeli kodlama ortamları ve diğer dijital araçlarla birlikte çalıştırmaya odaklanıyor.Yeni modelleri geliştirme süresi kısalıyorYapay zeka şirketlerinin yeni modeller geliştirmedeki süratinin de giderek artması, bu dönüşümü daha da hızlandırıyor. Modeller yalnızca kullanıcıların işlerini yapmak için değil, yeni yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi, kodlanması, test edilmesi ve iyileştirilmesi süreçlerinde de kullanılıyor. Böylece her yeni nesil model, bir sonraki modelin geliştirilmesinde kullanılan araçların da güçlenmesine katkı sağlıyor.Bu gelişmeler, yapay zekanın insan düzeyinde genel yeteneklere sahip olması beklenen Yapay Genel Zeka'ya (AGI) ne kadar yaklaştığı ve mevcut gelişim hızının bu hedefe ne zaman ulaşılmasını sağlayabileceği sorularını yeniden gündeme getiriyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/yapay-zeka-dijital-ortamdan-gercek-hayata-geciyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
