<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Fenerbahçe maçlarında karaborsa bilet satan 4 şüpheli hakkında iddianame</title>
      <link>https://www.canligaste.com/fenerbahce-maclarinda-karaborsa-bilet-satan-4-supheli-hakkinda-iddianame/913796/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/fenerbahce-maclarinda-karaborsa-bilet-satan-4-supheli-hakkinda-iddianame/913796/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İddianamede, şüphelilerin spor müsabakaları için değerinin üstünde bilet satışı yapma suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : BÜŞRA ALAKOYUN - Fenerbahçe'nin futbol müsabakaları öncesinde karaborsa bilet satışı yaptıkları belirlenen 4 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Chobani Stadyumu'nda oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesinde şüphelilerin stadyumda Bilet var diye bağırarak bilet sattıklarının görülmesi üzerine soruşturma başlatıldı.Soruşturma kapsamında şüpheliler Abdullah A, Yunus K, Hayrettin K. ve Emrah Y'nin cep telefonları incelemeye alındı.İncelemeler sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, bazı şüphelilerin telefonlarında çok sayıda bilet satışına ilişkin mesaj ve görüşme kaydı bulunduğu belirtildi.İddianamede, şüphelilerin futbol maçlarına ilişkin biletleri değerinin üzerinde sattıkları belirtilerek, spor müsabakaları için değerinin üstünde bilet satışı yapma suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.Öte yandan, iddianame düzenlendikten sonra şüphelilerden Abdullah A. ve Emrah Y'nin aynı suçu yeniden işlemeleri üzerine ayrı bir soruşturma açıldı.Bu soruşturma kapsamında ise iki şüphelinin Fenerbahçe-Sturm Graz arasındaki Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme müsabakasında karaborsa bilet satışı yaptıkları tespit edildi.Gözaltına alınan şüpheliler çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : BÜŞRA ALAKOYUN - Fenerbahçe'nin futbol müsabakaları öncesinde karaborsa bilet satışı yaptıkları belirlenen 4 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Chobani Stadyumu'nda oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesinde şüphelilerin stadyumda Bilet var diye bağırarak bilet sattıklarının görülmesi üzerine soruşturma başlatıldı.Soruşturma kapsamında şüpheliler Abdullah A, Yunus K, Hayrettin K. ve Emrah Y'nin cep telefonları incelemeye alındı.İncelemeler sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, bazı şüphelilerin telefonlarında çok sayıda bilet satışına ilişkin mesaj ve görüşme kaydı bulunduğu belirtildi.İddianamede, şüphelilerin futbol maçlarına ilişkin biletleri değerinin üzerinde sattıkları belirtilerek, spor müsabakaları için değerinin üstünde bilet satışı yapma suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.Öte yandan, iddianame düzenlendikten sonra şüphelilerden Abdullah A. ve Emrah Y'nin aynı suçu yeniden işlemeleri üzerine ayrı bir soruşturma açıldı.Bu soruşturma kapsamında ise iki şüphelinin Fenerbahçe-Sturm Graz arasındaki Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme müsabakasında karaborsa bilet satışı yaptıkları tespit edildi.Gözaltına alınan şüpheliler çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/fenerbahce-maclarinda-karaborsa-bilet-satan-4-supheli-hakkinda-iddianame.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ASIRLIK MEKTEPLER - Fatih'teki 152 yıllık okul Türk sanatlarının geleceğine ışık tutuyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/asirlik-mektepler-fatih-teki-152-yillik-okul-turk-sanatlarinin-gelecegine-isik-tutuyor/913793/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/asirlik-mektepler-fatih-teki-152-yillik-okul-turk-sanatlarinin-gelecegine-isik-tutuyor/913793/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:19 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e uzanan süreçte farklı eğitim kurumlarının faaliyet gösterdiği tarihi Cağaloğlu Hüsamettin Yivlik Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, bugün geleneksel Türk sanatlarını gelecek kuşaklara aktaran butik bir mesleki eğitim kurumu olarak hizmet veriyor - Okul müdürü Sevilay Oğuz: - İşe geliyor gibi değil, sanki bir müzeye geliyor gibi hissediyorsunuz kapıdan girdiğiniz anda. Baktığınız zaman taş duvarlara dokunmak, mermer merdivenlerden çıkmak, yüksek tavanlı odalarda çalışmak, uzun pencerelerden gökyüzüne bakmak... Yani tarihi tam olarak hissediyorsunuz, farklı bir duygu tabii ki]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Asırlık Mektepler isimli dosya haberinin bu bölümünde, yaklaşık bir buçuk asırlık tarihinde hukuk, fen, öğretmenlik ve güzel sanatlar başta olmak üzere farklı eğitim alanlarına ev sahipliği yapan, bugün ise geleneksel Türk sanatları ile moda tasarımı alanlarında eğitim veren Cağaloğlu Hüsamettin Yivlik Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ele alındı.Birinci derece tarihi eser olarak kabul edilen yapı, geçmişten bugüne hukuk, fen, öğretmenlik, güzel sanatlar ve mesleki eğitim alanlarında faaliyet gösteren kurumlara ev sahipliği yaptı.Babıali Hariciye Katipleri için 1874'te Lisan Mektebi olarak yapılan bina, farklı dönemlerde Hukuk Mektebi olarak kullanıldı. Yapı daha sonra bir süre Darülfünun Fizik-Kimya Laboratuvarı olarak hizmet verdi.Okul binası 1909-1921 arasında Darülmuallimin, 1922-1925 arasında ise Sanayi Nefise Mekteb-i Alisi olarak kullanıldı. Bu dönemde, Türk sanat tarihinin önemli isimlerinden ressam İbrahim Çallı okulda öğretim üyeliği yaptı.Cumhuriyet dönemi sanatının önde gelen isimlerinden ressamlar Elif Naci ve Mahmut Cüda da bu dönemde okulun öğrencileri arasında yer aldı.Bu tarihi bağın yaşatılması amacıyla Elif Naci ve Mahmut Cüda'nın aileleriyle yapılan görüşmeler ve katkılar sonucunda okul bünyesinde atölyeler oluşturuldu.Elif Naci Atölyesi 1997'de, Mahmut Cüda Atölyesi ise 2000'de açıldı. Bu atölyelerde öğrencilerin, eğitimlerinin yanı sıra okulun sanat ve eğitim tarihini de yakından tanımaları sağlanıyor.Kız öğrencilerin eğitiminde önemli rol üstlendi1929-1930 eğitim öğretim yılında İstanbul Kız Ortaokuluna devredilen tarihi bina, 1940'ta Müstakil Cağaloğlu Akşam Kız Sanat Okulu olarak kullanılmaya başlandı.1981'de dönemin adıyla Cağaloğlu Kız Meslek Lisesi ile aynı yönetim altında birleştirilen okul, mesleki eğitime yönelik faaliyetlerini sürdürdü.Okulun adı 1994-1995 eğitim öğretim yılında ise Cağaloğlu Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi ve Moda Sanat Eğitimi Merkezi olarak değiştirildi.Okulda 2003-2004 eğitim öğretim yılında, ilçe genelinde yapılan meslek ilgi envanteri çalışmalarının sonuçları doğrultusunda Çocuk Gelişimi bölümü açıldı.İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün D bloğunun birinci katını bölüme tahsis etmesinin ardından döner sermayeye bağlı olarak Kreş ve Uygulama Sınıfı da faaliyete başladı.Kamu kurumlarında çalışan annelerin çocuklarına yönelik hizmet veren kreş ve uygulama sınıfı, 2004 Mart ayından 2013'e kadar 25'er kişilik 3 sınıf ve 3 öğretmenle faaliyet gösterdi.Geleneksel Türk sanatları eğitimi veriyorTarihi okulun eğitim alanındaki yeni dönemi, 25 Eylül 2018'de Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan Geleneksel Türk Sanatlarını Gelecek Nesillere Aktarma ve Yaşatma İşbirliği Protokolü ile başladı.Protokol kapsamında okulun adı Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak değiştirildi. Aynı yıl okul bünyesinde Geleneksel Türk Sanatları alanı açıldı.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2021-2022 eğitim öğretim yılında yapılan düzenleme ile okula Sedefkar Hüsamettin Yivlik'in adı verildi.152 yıllık tarihi boyunca dil, hukuk, fen, öğretmenlik, güzel sanatlar, moda tasarımı ve çocuk gelişimi gibi farklı alanlarda eğitim faaliyetlerine ev sahipliği yapan tarihi yapı, bugün geleneksel Türk sanatlarının gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla mesleki eğitim veriyor.Sanat tarihinin önemli isimlerinin ders verdiği ve öğrencilik yaptığı tarihi okul, geçmişte biriktirdiği eğitim ve sanat mirasını bugünün öğrencileriyle buluşturarak, İstanbul'un köklü eğitim kurumları arasındaki yerini koruyor.İşe geliyor gibi değil, sanki bir müzeye geliyor gibi hissediyorsunuzOkul müdürü Sevilay Oğuz, AA muhabirine, 1. derece tarihi eser niteliğine sahip olan okulun 1874'te inşa edildiğini, tarih boyunca Lisan Mektebi, Hukuk Mektebi sonrasında da Öğretmen Okulu olarak eğitim öğretime devam edildiğini söyledi.Osmanlı'da açılan ilk ve tek kadın üniversitesi İnas Darülfünunu'nun, 1916-1917 eğitim öğretim yılında okul binasına taşınarak bir süre burada eğitime devam ettiğini belirten Oğuz, şunları dile getirdi:2018-2019 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan bir işbirliği protokolüyle proje protokol okulu olmuştur. Günümüzde Geleneksel Türk Sanatları alanı ve Moda Tasarım Teknolojileri alanı olmak üzere iki alan bulunmaktadır. Öğrenciler okulumuza LGS sınav sonucunda tercihlerini yaparak gelmektedirler. Her yıl iki bölüm için 30'ar öğrenci kontenjanımız bulunmaktadır. Yani her yıl 60 öğrenci almaktayız. Butik bir okuluz, toplam 160-170 öğrenci, tam kapasite olduğu zaman bu şekilde mevcudumuz.Oğuz, okulda her iki alanda meslek öğretmenlerinin görev yaptığını ve herhangi bir öğretmen eksiğinin bulunmadığını kaydederek, 9. sınıfta Bakanlığın çerçeve öğretim programlarında yer alan meslek derslerine başlandığını, 10 ve 11. sınıfta bu derslerin arttığını, 12. sınıfta ise öğrencilerin 3 gün işletmelerde beceri eğitimi kapsamında staj yaptığını, 2 gün de okula gelerek kültür derslerini tamamladıklarını anlattı.Öğrencilerin 12. sınıfta okulda bir sergi de düzenlediklerini belirten Oğuz, şöyle konuştu:11. sınıfta bir tema belirlenerek başlanır. Bu tema üzerinden her iki alanın öğrencileri kendi ders gördükleri alanlarla ilgili ürünlerini hazırlarlar. Burada Geleneksel Türk Sanatları alanı hat, tezhip, çini, minyatür, kat'ı, kalem işi derslerinde yapmış oldukları ürünleri hazırlarlar. Moda Tasarım Teknolojileri alanı ise çizimlerini yaparak, hikayelerini oluşturarak, kalıplarını hazırlayıp, kumaşa geçirip dikim aşamasına geçerler. 12. sınıfta bu hazırlanan eserler sergilenmiş olur. Burada sergimize konsolosları davet ederiz. Asıl amacımız kendi kültürümüzü bir köprü olarak dış dünyaya, herkese tanıtmak. Yani Geleneksel Türk Sanatları alanını, eskimizi, geleneğimizi, yenide de Moda Tasarım Teknolojileri ile yeni trendi yakalayarak her iki alanda okulumuzun yapmış olduğu çalışmaları tanıtmak için bunları yapmaktayız.Oğuz, okulun tarihi atmosferinin çalışma ortamına kattığı farklılığa değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:İşe geliyor gibi değil, sanki bir müzeye geliyor gibi hissediyorsunuz kapıdan girdiğiniz anda. Baktığınız zaman taş duvarlara dokunmak, mermer merdivenlerden çıkmak, yüksek tavanlı odalarda çalışmak, uzun pencerelerden gökyüzüne bakmak... Yani tarihi tam olarak hissediyorsunuz, farklı bir duygu tabii ki. Lisan Mektebi'nde görev yapıyor gibi kendinizi hissediyorsunuz, Lisan Mektebi olarak açıldığı için okulumuz. Çok farklı bir duygu. Sanki tarihin nöbetini tutuyormuşsunuz gibi. Öğretmenlerimiz de aynı şekilde. Herkes buraya işe geliyor gibi değil, adeta bir müzeye geliyor gibi, tarihe geliyor gibi... Tarihi yaşayarak tarihi yaşatıyoruz hissiyatındayız.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : quot;Asırlık Mektepler isimli dosya haberinin bu bölümünde, yaklaşık bir buçuk asırlık tarihinde hukuk, fen, öğretmenlik ve güzel sanatlar başta olmak üzere farklı eğitim alanlarına ev sahipliği yapan, bugün ise geleneksel Türk sanatları ile moda tasarımı alanlarında eğitim veren Cağaloğlu Hüsamettin Yivlik Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ele alındı.Birinci derece tarihi eser olarak kabul edilen yapı, geçmişten bugüne hukuk, fen, öğretmenlik, güzel sanatlar ve mesleki eğitim alanlarında faaliyet gösteren kurumlara ev sahipliği yaptı.Babıali Hariciye Katipleri için 1874'te Lisan Mektebi olarak yapılan bina, farklı dönemlerde Hukuk Mektebi olarak kullanıldı. Yapı daha sonra bir süre Darülfünun Fizik-Kimya Laboratuvarı olarak hizmet verdi.Okul binası 1909-1921 arasında Darülmuallimin, 1922-1925 arasında ise Sanayi Nefise Mekteb-i Alisi olarak kullanıldı. Bu dönemde, Türk sanat tarihinin önemli isimlerinden ressam İbrahim Çallı okulda öğretim üyeliği yaptı.Cumhuriyet dönemi sanatının önde gelen isimlerinden ressamlar Elif Naci ve Mahmut Cüda da bu dönemde okulun öğrencileri arasında yer aldı.Bu tarihi bağın yaşatılması amacıyla Elif Naci ve Mahmut Cüda'nın aileleriyle yapılan görüşmeler ve katkılar sonucunda okul bünyesinde atölyeler oluşturuldu.Elif Naci Atölyesi 1997'de, Mahmut Cüda Atölyesi ise 2000'de açıldı. Bu atölyelerde öğrencilerin, eğitimlerinin yanı sıra okulun sanat ve eğitim tarihini de yakından tanımaları sağlanıyor.Kız öğrencilerin eğitiminde önemli rol üstlendi1929-1930 eğitim öğretim yılında İstanbul Kız Ortaokuluna devredilen tarihi bina, 1940'ta Müstakil Cağaloğlu Akşam Kız Sanat Okulu olarak kullanılmaya başlandı.1981'de dönemin adıyla Cağaloğlu Kız Meslek Lisesi ile aynı yönetim altında birleştirilen okul, mesleki eğitime yönelik faaliyetlerini sürdürdü.Okulun adı 1994-1995 eğitim öğretim yılında ise Cağaloğlu Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi ve Moda Sanat Eğitimi Merkezi olarak değiştirildi.Okulda 2003-2004 eğitim öğretim yılında, ilçe genelinde yapılan meslek ilgi envanteri çalışmalarının sonuçları doğrultusunda Çocuk Gelişimi bölümü açıldı.İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünün D bloğunun birinci katını bölüme tahsis etmesinin ardından döner sermayeye bağlı olarak Kreş ve Uygulama Sınıfı da faaliyete başladı.Kamu kurumlarında çalışan annelerin çocuklarına yönelik hizmet veren kreş ve uygulama sınıfı, 2004 Mart ayından 2013'e kadar 25'er kişilik 3 sınıf ve 3 öğretmenle faaliyet gösterdi.Geleneksel Türk sanatları eğitimi veriyorTarihi okulun eğitim alanındaki yeni dönemi, 25 Eylül 2018'de Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan Geleneksel Türk Sanatlarını Gelecek Nesillere Aktarma ve Yaşatma İşbirliği Protokolü ile başladı.Protokol kapsamında okulun adı Geleneksel Türk Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak değiştirildi. Aynı yıl okul bünyesinde Geleneksel Türk Sanatları alanı açıldı.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2021-2022 eğitim öğretim yılında yapılan düzenleme ile okula Sedefkar Hüsamettin Yivlik'in adı verildi.152 yıllık tarihi boyunca dil, hukuk, fen, öğretmenlik, güzel sanatlar, moda tasarımı ve çocuk gelişimi gibi farklı alanlarda eğitim faaliyetlerine ev sahipliği yapan tarihi yapı, bugün geleneksel Türk sanatlarının gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla mesleki eğitim veriyor.Sanat tarihinin önemli isimlerinin ders verdiği ve öğrencilik yaptığı tarihi okul, geçmişte biriktirdiği eğitim ve sanat mirasını bugünün öğrencileriyle buluşturarak, İstanbul'un köklü eğitim kurumları arasındaki yerini koruyor.İşe geliyor gibi değil, sanki bir müzeye geliyor gibi hissediyorsunuzOkul müdürü Sevilay Oğuz, AA muhabirine, 1. derece tarihi eser niteliğine sahip olan okulun 1874'te inşa edildiğini, tarih boyunca Lisan Mektebi, Hukuk Mektebi sonrasında da Öğretmen Okulu olarak eğitim öğretime devam edildiğini söyledi.Osmanlı'da açılan ilk ve tek kadın üniversitesi İnas Darülfünunu'nun, 1916-1917 eğitim öğretim yılında okul binasına taşınarak bir süre burada eğitime devam ettiğini belirten Oğuz, şunları dile getirdi:2018-2019 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan bir işbirliği protokolüyle proje protokol okulu olmuştur. Günümüzde Geleneksel Türk Sanatları alanı ve Moda Tasarım Teknolojileri alanı olmak üzere iki alan bulunmaktadır. Öğrenciler okulumuza LGS sınav sonucunda tercihlerini yaparak gelmektedirler. Her yıl iki bölüm için 30'ar öğrenci kontenjanımız bulunmaktadır. Yani her yıl 60 öğrenci almaktayız. Butik bir okuluz, toplam 160-170 öğrenci, tam kapasite olduğu zaman bu şekilde mevcudumuz.Oğuz, okulda her iki alanda meslek öğretmenlerinin görev yaptığını ve herhangi bir öğretmen eksiğinin bulunmadığını kaydederek, 9. sınıfta Bakanlığın çerçeve öğretim programlarında yer alan meslek derslerine başlandığını, 10 ve 11. sınıfta bu derslerin arttığını, 12. sınıfta ise öğrencilerin 3 gün işletmelerde beceri eğitimi kapsamında staj yaptığını, 2 gün de okula gelerek kültür derslerini tamamladıklarını anlattı.Öğrencilerin 12. sınıfta okulda bir sergi de düzenlediklerini belirten Oğuz, şöyle konuştu:11. sınıfta bir tema belirlenerek başlanır. Bu tema üzerinden her iki alanın öğrencileri kendi ders gördükleri alanlarla ilgili ürünlerini hazırlarlar. Burada Geleneksel Türk Sanatları alanı hat, tezhip, çini, minyatür, kat'ı, kalem işi derslerinde yapmış oldukları ürünleri hazırlarlar. Moda Tasarım Teknolojileri alanı ise çizimlerini yaparak, hikayelerini oluşturarak, kalıplarını hazırlayıp, kumaşa geçirip dikim aşamasına geçerler. 12. sınıfta bu hazırlanan eserler sergilenmiş olur. Burada sergimize konsolosları davet ederiz. Asıl amacımız kendi kültürümüzü bir köprü olarak dış dünyaya, herkese tanıtmak. Yani Geleneksel Türk Sanatları alanını, eskimizi, geleneğimizi, yenide de Moda Tasarım Teknolojileri ile yeni trendi yakalayarak her iki alanda okulumuzun yapmış olduğu çalışmaları tanıtmak için bunları yapmaktayız.Oğuz, okulun tarihi atmosferinin çalışma ortamına kattığı farklılığa değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:İşe geliyor gibi değil, sanki bir müzeye geliyor gibi hissediyorsunuz kapıdan girdiğiniz anda. Baktığınız zaman taş duvarlara dokunmak, mermer merdivenlerden çıkmak, yüksek tavanlı odalarda çalışmak, uzun pencerelerden gökyüzüne bakmak... Yani tarihi tam olarak hissediyorsunuz, farklı bir duygu tabii ki. Lisan Mektebi'nde görev yapıyor gibi kendinizi hissediyorsunuz, Lisan Mektebi olarak açıldığı için okulumuz. Çok farklı bir duygu. Sanki tarihin nöbetini tutuyormuşsunuz gibi. Öğretmenlerimiz de aynı şekilde. Herkes buraya işe geliyor gibi değil, adeta bir müzeye geliyor gibi, tarihe geliyor gibi... Tarihi yaşayarak tarihi yaşatıyoruz hissiyatındayız.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/asirlik-mektepler-fatih-teki-152-yillik-okul-turk-sanatlarinin-gelecegine-isik-tutuyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİKLİ - Yapay zekanın gelişim hızına ilişkin tartışmalar teknoloji dünyasında fikir ayrılığına yol açtı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/grafikli-yapay-zekanin-gelisim-hizina-iliskin-tartismalar-teknoloji-dunyasinda-fikir-ayriligina-yol-acti/913792/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/grafikli-yapay-zekanin-gelisim-hizina-iliskin-tartismalar-teknoloji-dunyasinda-fikir-ayriligina-yol-acti/913792/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / OpenAI CEO'su Altman, Tesla ile SpaceX'in CEO'su Musk ve Google DeepMind'ın kurucu ortağı Hassabis, Anthropic'in CEO'su Amodei'nin yapay zekanın gelişim hızının yavaşlatılması çağrısına destek verirken Nvidia CEO'su Huang bu konuda olabildiğince hızlı ilerlemeleri gerektiğini söyledi - Trump yönetimi, yapay zekanın geliştirilmesini yavaşlatacak yeni düzenlemeler yerine inovasyonu teşvik eden yaklaşım benimsiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Anthropic'in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei'nin yapay zekanın gelişim hızının yavaşlatılması yönündeki çağrısına OpenAI, Tesla ve SpaceX ile Google DeepMind'ın yöneticilerinden destek gelirken Nvidia CEO'su Jensen Huang bu konuda olabildiğince hızlı ilerlenmesi gerektiğini savunarak farklı yaklaşım ortaya koydu.Yapay zekanın hızla yaygınlaşmasıyla son günlerde ABD'de bu teknolojinin tehlikeli boyutlara ulaşabileceği ve gelişim hızının yavaşlatılması gerektiğine ilişkin tartışmalar gündeme gelmeye başladı.ABD'li yapay zeka şirketleri OpenAI ve Anthropic'te araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon'un 9 Eylül'de iki şirketin de yapay zeka konusunda yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic'ten istifa etmesi bu tartışmaları tetikleyen olaylardan biri oldu.Şirketlerin kendi kendini geliştirebilen yapay zeka sistemleri için kontrolsüz yarış içinde olduklarını ileri süren Coxon, bu sistemlerin yakın gelecekte her şeyi hackleyebilecek insanüstü sistemlere dönüşebileceğini savundu.Coxon, ayrıca yapay zeka modellerini geliştiren bazı sektör çalışanlarının bu sistemlerin 10 yıl içinde insanlığı öldürebileceğine ciddi şekilde inandıklarını öne sürdü.Amodei&#039;nin yapay zeka gelişimini yavaşlatma önerisiAnthropic'in CEO'su Dario Amodei, 12 Eylül'de şirketin internet sitesinde bir makale yayımlayarak yapay zekanın kontrolünün kaybedilmesi, siber saldırı ve biyoterörizm amacıyla kötüye kullanılması gibi riskler taşıdığını belirtti.Yapay zeka sektörünün son aylarda çok daha hızlı ilerlemeye başladığına işaret eden Amodei, şirketlere yapay zeka modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısı yaptı.Amodei, Yapay zeka modellerinin kabiliyetlerini geliştirme hızımızı yavaşlatmalıyız. İlerleme yine hızlı görünebilir ama kazandığımız zamanı daha akıllıca kullanmaya özen göstermeliyiz. ifadesini kullandı.Teknolojinin önde gelen isimlerinden Amodei&#039;ye destekOpenAI CEO'su Sam Altman ile Tesla ve SpaceX'in CEO'su Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu teknoloji sektörünün önde gelen isimleri Amodei'ye destek verdi.Musk, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Amodei'nin söz konusu paylaşımını alıntılayarak Dario haklı. yorumunda bulundu.Sam Altman da sosyal medya hesabından, Dario'nun, sınır teknolojisi çalışmalarının hızını kontrollü şekilde ayarlamamız gerektiği yönündeki görüşüne katılıyorum. ifadesini kullandı.Google DeepMind'ın kurucu ortağı Demis Hassabis de yaptığı paylaşımda, Dario'nun makalesi, ileriye dönük doğru yolu işaret ediyor. Ayrıntılar üzerinde çalışılması gerekiyor ancak bu kritik dönemi atlatmak için izlenecek yön doğru. ifadesini kullandı.Microsoft CEO'su Satya Nadella ise sosyal medya hesabından, geliştirilme hızının kontrol edilmesi ve denetlenmesi fikirlerini memnuniyetle karşıladıklarını ancak bu sürecin belirli bir grup kuruluş tarafından kontrol edilemeyeceğini ifade etti.Nadella, Bir yandan da yapay zekanın faydalarını ülkeler, topluluklar ve şirketler genelinde yaygınlaşacak şekilde hızlandırmamız ve genişletmemiz gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.Huang&#039;dan yanlış seçim yapılmaması uyarısıÖte yandan, San Francisco'da 15 Eylül'de düzenlenen bir konferansta konuşan Nvidia CEO'su Jensen Huang ise Yeni yasalara veya düzenlemelere ihtiyacımız yok. diyerek, inovasyonun hızı ile yapay zekanın güvenliği arasında yanlış seçim yapılmaması gerektiğini ifade etti.Daha sonra CBS News'e röportaj veren Huang, teknolojinin gidişatına ilişkin endişeler taşıyan sektör liderlerinin yapay zeka geliştirme çalışmalarında geri adım atılması gerekebileceği yönündeki açıklamalarına rağmen teknoloji şirketlerinin yapay zeka geliştirme çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini belirtti.Yapay zeka geliştirme sürecinin yavaşlatılması gerekip gerekmediği sorusuna da Huang, Başkalarını dikkate almadan elimizden geldiğince hızlı ilerlemeliyiz. yanıtını verdi.Huang, bazı yapay zeka araştırmacılarının teknolojinin 2030'a kadar insanlığın sonunu getirebileceği yönündeki değerlendirmelerine ilişkin, 2030, dünyanın sonu olmayacak. Bunun dünyanın sonu olma ihtimali yüzde 0. ifadelerini kullandı.Bu tür söylemleri kıyamet senaryoları olarak nitelendiren Huang, bu tahminlerin bilime dayanmadığını belirterek söz konusu uyarıları reddetti.Zuckerberg, şirketlerin güvenlik sorumluluğuna dikkati çektiMeta CEO'su Mark Zuckerberg ise ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yapay zeka şirketlerinin modellerini güvenli şekilde geliştirmek için yeterli sorumluluk ve teşvike sahip olduğunu savundu.Zuckerberg, yapay zeka laboratuvarlarının modellerini güvenli şekilde geliştirmek için gereken hızda ilerleme konusunda kendi adımlarını atabileceğini belirtti.Kullanıcıların kendileriyle uyumlu olmayan ve talimatlarını yerine getirmeyen yapay zeka ajanlarını kullanmak istemeyeceğini dile getiren Zuckerberg, güven ve uyumun yapay zeka modelleri ve ajanları arasındaki rekabette giderek daha önemli hale geldiğini kaydetti.Yapay zeka modellerinin yol açabileceği zararların şirketleri hukuki sorumlulukla karşı karşıya bırakabileceğini belirten Zuckerberg, bunun da şirketlerin güvenliği öncelemesi için güçlü bir teşvik oluşturduğunu savundu.Trump&#039;ın açıklamalarıABD Başkanı Donald Trump yönetimi ise yapay zekanın geliştirilmesini yavaşlatacak yeni düzenlemeler yerine inovasyonu teşvik eden yaklaşım benimsiyor.Trump, yapay zekaya ve veri merkezlerine karşı hastalıklı bir komplo yürütüldüğünü öne sürerek, bundan memnuniyet duyan tek tarafın Çin olduğunu savundu.Ülkesinin yapay zeka alanında Çin ve diğer tüm rakiplerinin önünde olduğunu iddia eden Trump, bu alandaki yarışı önde olan devletin kazanacağını belirtti.Trump, ayrıca yapay zeka teknolojisinin tehlikeli boyuta ulaşmadan yavaşlatılmasına yönelik çağrılar ve ortaya konan benzer endişelerin koca bir yalandan ibaret olduğunu söyledi.Çin tarafının açıklamalarıÇin tarafı ise yapay zeka gelişimini yavaşlatma çağrısının ülkenin yapay zeka gelişimini önlemeyi hedeflediğini belirtti.Çin Komünist Partisinin yayın organı Global Times gazetesinde yayımlanan yazıda, Amodei'nin asıl amacının teknolojik bariyerler ve düzenleyici tekellerle Çin'in yapay zeka gelişimine ket vurmak olduğu ve Amodei'nin Çin'i hedef alan sözlerinin Soğuk Savaş taktiklerini hatırlattığı savunuldu.Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Ciakun da Korkuları körüklemek, cepheleşme ve acımasız rekabet, küresel yapay zeka yönetimine zarar vermekten başka işe yaramaz, bu da kimsenin menfaatine değildir. değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Anthropic'in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei'nin yapay zekanın gelişim hızının yavaşlatılması yönündeki çağrısına OpenAI, Tesla ve SpaceX ile Google DeepMind'ın yöneticilerinden destek gelirken Nvidia CEO'su Jensen Huang bu konuda olabildiğince hızlı ilerlenmesi gerektiğini savunarak farklı yaklaşım ortaya koydu.Yapay zekanın hızla yaygınlaşmasıyla son günlerde ABD'de bu teknolojinin tehlikeli boyutlara ulaşabileceği ve gelişim hızının yavaşlatılması gerektiğine ilişkin tartışmalar gündeme gelmeye başladı.ABD'li yapay zeka şirketleri OpenAI ve Anthropic'te araştırmacı olarak çalışan Jacob Coxon'un 9 Eylül'de iki şirketin de yapay zeka konusunda yeterince sorumlu davranmadığını savunarak Anthropic'ten istifa etmesi bu tartışmaları tetikleyen olaylardan biri oldu.Şirketlerin kendi kendini geliştirebilen yapay zeka sistemleri için kontrolsüz yarış içinde olduklarını ileri süren Coxon, bu sistemlerin yakın gelecekte her şeyi hackleyebilecek insanüstü sistemlere dönüşebileceğini savundu.Coxon, ayrıca yapay zeka modellerini geliştiren bazı sektör çalışanlarının bu sistemlerin 10 yıl içinde insanlığı öldürebileceğine ciddi şekilde inandıklarını öne sürdü.Amodei&#039;nin yapay zeka gelişimini yavaşlatma önerisiAnthropic'in CEO'su Dario Amodei, 12 Eylül'de şirketin internet sitesinde bir makale yayımlayarak yapay zekanın kontrolünün kaybedilmesi, siber saldırı ve biyoterörizm amacıyla kötüye kullanılması gibi riskler taşıdığını belirtti.Yapay zeka sektörünün son aylarda çok daha hızlı ilerlemeye başladığına işaret eden Amodei, şirketlere yapay zeka modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısı yaptı.Amodei, Yapay zeka modellerinin kabiliyetlerini geliştirme hızımızı yavaşlatmalıyız. İlerleme yine hızlı görünebilir ama kazandığımız zamanı daha akıllıca kullanmaya özen göstermeliyiz. ifadesini kullandı.Teknolojinin önde gelen isimlerinden Amodei&#039;ye destekOpenAI CEO'su Sam Altman ile Tesla ve SpaceX'in CEO'su Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu teknoloji sektörünün önde gelen isimleri Amodei'ye destek verdi.Musk, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Amodei'nin söz konusu paylaşımını alıntılayarak Dario haklı. yorumunda bulundu.Sam Altman da sosyal medya hesabından, Dario'nun, sınır teknolojisi çalışmalarının hızını kontrollü şekilde ayarlamamız gerektiği yönündeki görüşüne katılıyorum. ifadesini kullandı.Google DeepMind'ın kurucu ortağı Demis Hassabis de yaptığı paylaşımda, Dario'nun makalesi, ileriye dönük doğru yolu işaret ediyor. Ayrıntılar üzerinde çalışılması gerekiyor ancak bu kritik dönemi atlatmak için izlenecek yön doğru. ifadesini kullandı.Microsoft CEO'su Satya Nadella ise sosyal medya hesabından, geliştirilme hızının kontrol edilmesi ve denetlenmesi fikirlerini memnuniyetle karşıladıklarını ancak bu sürecin belirli bir grup kuruluş tarafından kontrol edilemeyeceğini ifade etti.Nadella, Bir yandan da yapay zekanın faydalarını ülkeler, topluluklar ve şirketler genelinde yaygınlaşacak şekilde hızlandırmamız ve genişletmemiz gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.Huang&#039;dan yanlış seçim yapılmaması uyarısıÖte yandan, San Francisco'da 15 Eylül'de düzenlenen bir konferansta konuşan Nvidia CEO'su Jensen Huang ise Yeni yasalara veya düzenlemelere ihtiyacımız yok. diyerek, inovasyonun hızı ile yapay zekanın güvenliği arasında yanlış seçim yapılmaması gerektiğini ifade etti.Daha sonra CBS News'e röportaj veren Huang, teknolojinin gidişatına ilişkin endişeler taşıyan sektör liderlerinin yapay zeka geliştirme çalışmalarında geri adım atılması gerekebileceği yönündeki açıklamalarına rağmen teknoloji şirketlerinin yapay zeka geliştirme çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini belirtti.Yapay zeka geliştirme sürecinin yavaşlatılması gerekip gerekmediği sorusuna da Huang, Başkalarını dikkate almadan elimizden geldiğince hızlı ilerlemeliyiz. yanıtını verdi.Huang, bazı yapay zeka araştırmacılarının teknolojinin 2030'a kadar insanlığın sonunu getirebileceği yönündeki değerlendirmelerine ilişkin, 2030, dünyanın sonu olmayacak. Bunun dünyanın sonu olma ihtimali yüzde 0. ifadelerini kullandı.Bu tür söylemleri kıyamet senaryoları olarak nitelendiren Huang, bu tahminlerin bilime dayanmadığını belirterek söz konusu uyarıları reddetti.Zuckerberg, şirketlerin güvenlik sorumluluğuna dikkati çektiMeta CEO'su Mark Zuckerberg ise ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yapay zeka şirketlerinin modellerini güvenli şekilde geliştirmek için yeterli sorumluluk ve teşvike sahip olduğunu savundu.Zuckerberg, yapay zeka laboratuvarlarının modellerini güvenli şekilde geliştirmek için gereken hızda ilerleme konusunda kendi adımlarını atabileceğini belirtti.Kullanıcıların kendileriyle uyumlu olmayan ve talimatlarını yerine getirmeyen yapay zeka ajanlarını kullanmak istemeyeceğini dile getiren Zuckerberg, güven ve uyumun yapay zeka modelleri ve ajanları arasındaki rekabette giderek daha önemli hale geldiğini kaydetti.Yapay zeka modellerinin yol açabileceği zararların şirketleri hukuki sorumlulukla karşı karşıya bırakabileceğini belirten Zuckerberg, bunun da şirketlerin güvenliği öncelemesi için güçlü bir teşvik oluşturduğunu savundu.Trump&#039;ın açıklamalarıABD Başkanı Donald Trump yönetimi ise yapay zekanın geliştirilmesini yavaşlatacak yeni düzenlemeler yerine inovasyonu teşvik eden yaklaşım benimsiyor.Trump, yapay zekaya ve veri merkezlerine karşı hastalıklı bir komplo yürütüldüğünü öne sürerek, bundan memnuniyet duyan tek tarafın Çin olduğunu savundu.Ülkesinin yapay zeka alanında Çin ve diğer tüm rakiplerinin önünde olduğunu iddia eden Trump, bu alandaki yarışı önde olan devletin kazanacağını belirtti.Trump, ayrıca yapay zeka teknolojisinin tehlikeli boyuta ulaşmadan yavaşlatılmasına yönelik çağrılar ve ortaya konan benzer endişelerin koca bir yalandan ibaret olduğunu söyledi.Çin tarafının açıklamalarıÇin tarafı ise yapay zeka gelişimini yavaşlatma çağrısının ülkenin yapay zeka gelişimini önlemeyi hedeflediğini belirtti.Çin Komünist Partisinin yayın organı Global Times gazetesinde yayımlanan yazıda, Amodei'nin asıl amacının teknolojik bariyerler ve düzenleyici tekellerle Çin'in yapay zeka gelişimine ket vurmak olduğu ve Amodei'nin Çin'i hedef alan sözlerinin Soğuk Savaş taktiklerini hatırlattığı savunuldu.Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Ciakun da Korkuları körüklemek, cepheleşme ve acımasız rekabet, küresel yapay zeka yönetimine zarar vermekten başka işe yaramaz, bu da kimsenin menfaatine değildir. değerlendirmesinde bulundu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/grafikli-yapay-zekanin-gelisim-hizina-iliskin-tartismalar-teknoloji-dunyasinda-fikir-ayriligina-yol-acti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yenilenebilir elektrikte büyümenin önündeki darboğaz şebeke bağlantıları oldu</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yenilenebilir-elektrikte-buyumenin-onundeki-darbogaz-sebeke-baglantilari-oldu/913791/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yenilenebilir-elektrikte-buyumenin-onundeki-darbogaz-sebeke-baglantilari-oldu/913791/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Dünya genelinde ileri aşamadaki toplam yaklaşık 2 bin 500 gigavatlık yenilenebilir enerji, depolama ve büyük elektrik yükü projesi şebeke bağlantısı için bekliyor - Küresel yenilenebilir kapasitenin 2030'a kadar 11,2 teravata ulaşması için yıllık kapasite artışının 2025'teki 693 gigavattan yaklaşık 1,2 teravata çıkması gerekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKÇE KÜÇÜK TOPBAŞ - Küresel yenilenebilir elektrik kapasitesi rekor hızla büyürken, şebekelerin aynı hızda genişletilememesi ve modernize edilememesi yeni projelerin sisteme bağlantısını zorlaştırıyor.Dünya genelinde ileri aşamadaki toplam yaklaşık 2 bin 500 gigavatlık yenilenebilir enerji, depolama ve büyük elektrik yükü projesi şebeke bağlantı sıralarında bekliyor.Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), COP31 Başkanlığı ve Küresel Yenilenebilir Enerji İttifakı (GRA) işbirliğiyle hazırlanan BAE Mutabakatı'nın Hayata Geçirilmesi: 2030'a Kadar Yenilenebilir Enerji Kapasitesinin Üç Katına ve Enerji Verimliliğinin İki Katına Çıkarılmasına Yönelik İlerlemenin İzlenmesi raporuna göre, küresel yenilenebilir elektrik kurulu gücü 2025 sonunda 5,15 teravata ulaştı.Dünya genelinde geçen yıl 693 gigavat yeni yenilenebilir elektrik kapasitesi devreye alınırken, yıllık büyüme oranı yüzde 15,5'in üzerine çıktı. Küresel yenilenebilir kapasitenin 2030'a kadar 11,2 teravata çıkarılması için 2026-2030 döneminde her yıl ortalama yaklaşık 1,2 teravat yeni kapasite eklenmesi gerekiyor.Rapora göre, 2025'te kaydedilen büyüme oranının bu on yılın kalanında korunması halinde küresel yenilenebilir kurulu güç 2030 sonunda 10,6 teravata ulaşacak ve 11,2 teravatlık hedefin yaklaşık 600 gigavat altında kalacak.Bu nedenle 2030'a kadar yaklaşık 6,02 teravat ilave yenilenebilir elektrik kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu da 2025'teki 693 gigavatlık ilave kapasiteye karşılık, 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yaklaşık 1,2 teravat yeni kapasitenin sisteme eklenmesini gerektiriyor.Şebeke bağlantısı 2 bin 500 gigavatlık projeyi bekletiyorRaporda, bazı pazarlarda şebeke planlamasının yenilenebilir kapasite ve elektrik talebindeki artışa ayak uyduramaması nedeniyle bağlantı bekleme sürelerinin yükseldiği belirtildi.Şebeke kapasitesindeki sınırlamalar yalnızca yeni üretim tesislerinin nerede sisteme bağlanabileceğini değil, yeni elektrik talebinin hangi bölgelerde karşılanabileceğini de kısıtlıyor.Dünya genelinde ileri aşamadaki yaklaşık 2 bin 500 gigavatlık yenilenebilir enerji, depolama ve büyük elektrik yükü projesi bağlantı sıralarında bulunuyor.ABD'de şebeke bağlantı başvuruları 2024'teki 2 bin 290 gigavatlık zirvenin ardından 2025 sonunda 2 bin 60 gigavata gerilerken, yalnızca 549 gigavatlık kapasitenin taslak veya imzalanmış bağlantı anlaşmasına sahip olduğu belirtiliyor. Ülkede bağlantı başvurusundan işletmeye geçişe kadar geçen medyan süre ise 5 yılı aşmış durumda.Avrupa Birliği'nde 340 gigavattan fazla proje bağlantı anlaşmasına sahip bulunurken, yaklaşık 700 gigavatlık ilave proje bağlantı kuyruğunda yer alıyor.Şebeke kısıtları, yenilenebilir elektrik üretimindeki kısıtların da önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.Almanya, Fransa ve Hollanda'da 2025'te toplam 3,9 teravatsaat yenilenebilir elektrik üretimi kısıntıya uğrarken, bu miktar 2024'e göre yüzde 21 arttı ve rekor seviyeye ulaştı.İngiltere'de rüzgar enerjisindeki kısıntı 2020'de yaklaşık 3,8 teravatsaat seviyesindeyken 2025'te 10 teravatsaate çıktı. Raporda şebeke sınırlamalarının bu kısıntının önemli nedenlerinden biri olduğu, sistem kısıtları ile yenilenebilir üretimin talebi aştığı dönemlerin de etkili olduğu ifade edildi.IRENA'nın güncellenmiş 1,5 derece senaryosuna göre, yenilenebilir kapasitenin üç katına çıkarılması hedefi doğrultusunda şebekelerin modernizasyonu, güçlendirilmesi, genişletilmesi ve dayanıklılığının artırılması için 2030'a kadar yıllık yaklaşık 902 milyar dolar yatırım gerekiyor.Buna karşılık, iletim ve dağıtım şebekelerine yönelik yıllık yatırım 2025'te yaklaşık 450 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.Mevcut şebekede 1,2 ila 1,6 teravatlık projeye bağlantı kapasitesi açılabilirRapora göre, yeni şebeke hatları tamamlanmadan önce mevcut sistemin bağlantı kapasitesinin daha etkin kullanılmasına yönelik çözümler de bulunuyor.Şebeke geliştirme teknolojileri ile daha esnek bağlantı düzenlemelerinin birlikte kullanılması halinde dünya genelinde ileri aşamadaki 1,2 ila 1,6 teravatlık projenin bağlantısına imkan verecek kapasitenin açığa çıkarılabileceği hesaplanıyor.Raporda, mevcut hidroelektrik santrallerinin bağlantı noktalarının rüzgar ve güneş projeleriyle hibrit kullanılması da şebekenin daha etkin değerlendirilmesine yönelik seçenekler arasında gösterildi.Avrupa Birliği üyesi 7 ülkedeki mevcut hidroelektrik tesislerinin hibrit hale getirilmesiyle mevcut bağlantı noktalarına 25 gigavat ilave rüzgar ve güneş kapasitesi bağlanabileceği hesaplanıyor.Elektrik sistemlerinin artan yenilenebilir üretimi karşılayabilmesi açısından enerji depolamanın da önemli bir esneklik kaynağı olduğu belirtiliyor.Küresel batarya depolama sistemlerine 2025'te yaklaşık 112 gigavat güç ve 307 gigavatsaat enerji kapasitesi eklendi. Bu, 2024'te eklenen 76 gigavatlık güç kapasitesine göre yüzde 48 artışa işaret etti.Pompaj depolamalı hidroelektrik dahil enerji depolamaya yapılan yatırım da 2025'te yıllık bazda yüzde 33 artarak 103 milyar dolara ulaştı.Yıllık yeni güneş kapasitesi ile depolama kapasitesi ilaveleri arasındaki oran 2016'da 56'ya 1 seviyesindeyken 2025'te 6'ya 1'e geriledi. Bu oranın 2026'da 4'e 1'e düşmesi bekleniyor.Raporda, yenilenebilir elektrik üretiminin daha yüksek oranlarda sisteme entegre edilebilmesi için şebekelerin genişletilmesi ve modernize edilmesi, enerji depolamanın yaygınlaştırılması, daha esnek bağlantı düzenlemelerinin geliştirilmesi ve mevcut şebeke kapasitesinin daha etkin kullanılması gerektiği vurgulandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GÖKÇE KÜÇÜK TOPBAŞ - Küresel yenilenebilir elektrik kapasitesi rekor hızla büyürken, şebekelerin aynı hızda genişletilememesi ve modernize edilememesi yeni projelerin sisteme bağlantısını zorlaştırıyor.Dünya genelinde ileri aşamadaki toplam yaklaşık 2 bin 500 gigavatlık yenilenebilir enerji, depolama ve büyük elektrik yükü projesi şebeke bağlantı sıralarında bekliyor.Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), COP31 Başkanlığı ve Küresel Yenilenebilir Enerji İttifakı (GRA) işbirliğiyle hazırlanan BAE Mutabakatı'nın Hayata Geçirilmesi: 2030'a Kadar Yenilenebilir Enerji Kapasitesinin Üç Katına ve Enerji Verimliliğinin İki Katına Çıkarılmasına Yönelik İlerlemenin İzlenmesi raporuna göre, küresel yenilenebilir elektrik kurulu gücü 2025 sonunda 5,15 teravata ulaştı.Dünya genelinde geçen yıl 693 gigavat yeni yenilenebilir elektrik kapasitesi devreye alınırken, yıllık büyüme oranı yüzde 15,5'in üzerine çıktı. Küresel yenilenebilir kapasitenin 2030'a kadar 11,2 teravata çıkarılması için 2026-2030 döneminde her yıl ortalama yaklaşık 1,2 teravat yeni kapasite eklenmesi gerekiyor.Rapora göre, 2025'te kaydedilen büyüme oranının bu on yılın kalanında korunması halinde küresel yenilenebilir kurulu güç 2030 sonunda 10,6 teravata ulaşacak ve 11,2 teravatlık hedefin yaklaşık 600 gigavat altında kalacak.Bu nedenle 2030'a kadar yaklaşık 6,02 teravat ilave yenilenebilir elektrik kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu da 2025'teki 693 gigavatlık ilave kapasiteye karşılık, 2026-2030 döneminde yıllık ortalama yaklaşık 1,2 teravat yeni kapasitenin sisteme eklenmesini gerektiriyor.Şebeke bağlantısı 2 bin 500 gigavatlık projeyi bekletiyorRaporda, bazı pazarlarda şebeke planlamasının yenilenebilir kapasite ve elektrik talebindeki artışa ayak uyduramaması nedeniyle bağlantı bekleme sürelerinin yükseldiği belirtildi.Şebeke kapasitesindeki sınırlamalar yalnızca yeni üretim tesislerinin nerede sisteme bağlanabileceğini değil, yeni elektrik talebinin hangi bölgelerde karşılanabileceğini de kısıtlıyor.Dünya genelinde ileri aşamadaki yaklaşık 2 bin 500 gigavatlık yenilenebilir enerji, depolama ve büyük elektrik yükü projesi bağlantı sıralarında bulunuyor.ABD'de şebeke bağlantı başvuruları 2024'teki 2 bin 290 gigavatlık zirvenin ardından 2025 sonunda 2 bin 60 gigavata gerilerken, yalnızca 549 gigavatlık kapasitenin taslak veya imzalanmış bağlantı anlaşmasına sahip olduğu belirtiliyor. Ülkede bağlantı başvurusundan işletmeye geçişe kadar geçen medyan süre ise 5 yılı aşmış durumda.Avrupa Birliği'nde 340 gigavattan fazla proje bağlantı anlaşmasına sahip bulunurken, yaklaşık 700 gigavatlık ilave proje bağlantı kuyruğunda yer alıyor.Şebeke kısıtları, yenilenebilir elektrik üretimindeki kısıtların da önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.Almanya, Fransa ve Hollanda'da 2025'te toplam 3,9 teravatsaat yenilenebilir elektrik üretimi kısıntıya uğrarken, bu miktar 2024'e göre yüzde 21 arttı ve rekor seviyeye ulaştı.İngiltere'de rüzgar enerjisindeki kısıntı 2020'de yaklaşık 3,8 teravatsaat seviyesindeyken 2025'te 10 teravatsaate çıktı. Raporda şebeke sınırlamalarının bu kısıntının önemli nedenlerinden biri olduğu, sistem kısıtları ile yenilenebilir üretimin talebi aştığı dönemlerin de etkili olduğu ifade edildi.IRENA'nın güncellenmiş 1,5 derece senaryosuna göre, yenilenebilir kapasitenin üç katına çıkarılması hedefi doğrultusunda şebekelerin modernizasyonu, güçlendirilmesi, genişletilmesi ve dayanıklılığının artırılması için 2030'a kadar yıllık yaklaşık 902 milyar dolar yatırım gerekiyor.Buna karşılık, iletim ve dağıtım şebekelerine yönelik yıllık yatırım 2025'te yaklaşık 450 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.Mevcut şebekede 1,2 ila 1,6 teravatlık projeye bağlantı kapasitesi açılabilirRapora göre, yeni şebeke hatları tamamlanmadan önce mevcut sistemin bağlantı kapasitesinin daha etkin kullanılmasına yönelik çözümler de bulunuyor.Şebeke geliştirme teknolojileri ile daha esnek bağlantı düzenlemelerinin birlikte kullanılması halinde dünya genelinde ileri aşamadaki 1,2 ila 1,6 teravatlık projenin bağlantısına imkan verecek kapasitenin açığa çıkarılabileceği hesaplanıyor.Raporda, mevcut hidroelektrik santrallerinin bağlantı noktalarının rüzgar ve güneş projeleriyle hibrit kullanılması da şebekenin daha etkin değerlendirilmesine yönelik seçenekler arasında gösterildi.Avrupa Birliği üyesi 7 ülkedeki mevcut hidroelektrik tesislerinin hibrit hale getirilmesiyle mevcut bağlantı noktalarına 25 gigavat ilave rüzgar ve güneş kapasitesi bağlanabileceği hesaplanıyor.Elektrik sistemlerinin artan yenilenebilir üretimi karşılayabilmesi açısından enerji depolamanın da önemli bir esneklik kaynağı olduğu belirtiliyor.Küresel batarya depolama sistemlerine 2025'te yaklaşık 112 gigavat güç ve 307 gigavatsaat enerji kapasitesi eklendi. Bu, 2024'te eklenen 76 gigavatlık güç kapasitesine göre yüzde 48 artışa işaret etti.Pompaj depolamalı hidroelektrik dahil enerji depolamaya yapılan yatırım da 2025'te yıllık bazda yüzde 33 artarak 103 milyar dolara ulaştı.Yıllık yeni güneş kapasitesi ile depolama kapasitesi ilaveleri arasındaki oran 2016'da 56'ya 1 seviyesindeyken 2025'te 6'ya 1'e geriledi. Bu oranın 2026'da 4'e 1'e düşmesi bekleniyor.Raporda, yenilenebilir elektrik üretiminin daha yüksek oranlarda sisteme entegre edilebilmesi için şebekelerin genişletilmesi ve modernize edilmesi, enerji depolamanın yaygınlaştırılması, daha esnek bağlantı düzenlemelerinin geliştirilmesi ve mevcut şebeke kapasitesinin daha etkin kullanılması gerektiği vurgulandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ - İstihbarat diplomasisinden bölgesel güvenlik mimarisine: MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Kabil ve İslamabad temasları</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-istihbarat-diplomasisinden-bolgesel-guvenlik-mimarisine-mit-baskani-ibrahim-kalin-in-kabil-ve-islamabad-temaslari/913790/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-istihbarat-diplomasisinden-bolgesel-guvenlik-mimarisine-mit-baskani-ibrahim-kalin-in-kabil-ve-islamabad-temaslari/913790/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Afganistan ve Pakistan temasları, yalnızca ikili güvenlik işbirliklerini tahkim etmekle kalmayıp, iki komşu ülke arasında aylardır süren kronik gerilimi düşürmeyi hedefleyen proaktif bir istihbarat diplomasisini görünür kıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Hayati Ünlü, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Kabil, Kandahar ve İslamabad ziyaretlerinin Güney Asya'nın güvenlik mimarisine etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.***Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın Afganistan ve Pakistan'a art arda gerçekleştirdiği ziyaretler, Güney Asya'nın kırılgan güvenlik mimarisinde kritik bir dönemece işaret ediyor. Kabil ve Kandahar'ı kapsayan temasların ardından İslamabad'a uzanan bu istihbari ve diplomatik hat, yalnızca ikili güvenlik işbirliklerini tahkim etmekle kalmayıp, iki komşu ülke arasında aylardır süren kronik gerilimi düşürmeyi hedefleyen çok katmanlı bir arabuluculuk zeminini görünür kıldı. Orta Doğu'dan Güney Asya'ya uzanan jeopolitik fay hatlarının hareketlendiği bir konjonktürde gerçekleşen temaslar, Türkiye'nin bölgesel krizlerdeki proaktif istihbarat diplomasisi kapasitesini somut bir dış politika enstrümanı olarak devreye soktuğunu gösteriyor.Kabil ve Kandahar&#039;da stratejik nabız ile güvenlik ve meşruiyet dengesiKalın'ın Afganistan temaslarının salt bürokratik merkez Kabil ile sınırlı kalmayıp, Taliban yönetiminin fiili karar ve ideoloji merkezi niteliğindeki Kandahar'ı da içine alması, ziyaretin sahadaki doğrudan karşılığını güçlendiren temel unsurlardan biri oldu. Kabil'de İstihbarat Genel Direktörlüğü (GDI) Başkanı Abdulhak Vasık başta olmak üzere Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Molla Abdul Gani Baradar, Savunma Bakanı Mevlevi Muhammed Yakub Mücahid ve İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ile yapılan üst düzey görüşmeler, güvenlik ve istihbarat alanında kurumsal temas kanallarının açık tutulduğunu teyit etti.Masadaki ana gündem maddeleri sınır aşan terör örgütleriyle, bilhassa bölgede alan kazanmaya çalışan DAEŞ-Horasan (DAEŞ-K) yapılanması ve uyuşturucu ticareti ile mücadele ve düzensiz göç rotalarının kontrol altına alınması oldu. Uluslararası toplumun Kabil yönetimiyle ilişkilerinde normatif çekinceler nedeniyle yaşadığı tıkanıklık sürerken, Türkiye'nin doğrudan güvenlik bürokrasisinin karar alıcılarıyla bir araya gelebilmesi, sahanın reel dinamiklerini yönetebilme kabiliyetini ortaya koyuyor. Ankara, Afganistan’ın uluslararası sistemden bütünüyle tecrit edilmesinin güvenlik boşlukları üreteceğinin ve bu boşlukların radikal terör yapıları tarafından doldurulacağının bilinciyle rasyonel bir diyalog hattı yürütüyor.İslamabad ziyareti ve tıkanan Afgan-Pakistan hattıZiyaretin ikinci ayağında İslamabad'da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından kabul edilen Kalın, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve İstihbarat Servisi (ISI) Başkanı Asım Malik ile bir araya geldi. Bu görüşmelerin merkezinde ikili güvenlik işbirliğinin ötesinde, Kabil ile İslamabad arasında giderek tırmanan güvensizlik sarmalı yer aldı.İki ülke arasındaki ilişkiler, özellikle Pakistan Talibanı (TTP) unsurlarının sınır boylarındaki saldırıları ve Pakistan'ın sınır güvenliği operasyonları nedeniyle son ayların en gergin döneminden geçiyor. Kara yollarının ve sınır kapılarının uzun süredir kapalı olması, ikili ticareti neredeyse durma noktasına getirirken diplomatik temas kanallarını da felç etmiş durumda. İslamabad, Kabil'i TTP'ye karşı yeterli önlem almamakla ve bu unsurlara fiili koruma sağlamakla suçlarken Kabil yönetimi iddiaları reddederek Pakistan'ı DAEŞ bağlantılı yapılara zemin hazırlamakla itham ediyor. Kalın'ın temasları, iki başkent arasındaki bu keskin retoriğin yerini kontrollü bir güvenlik diyaloğuna bırakması adına atılmış en somut adım niteliğindedir.İstihbarat diplomasisi ve çok aktörlü kolaylaştırıcılıkTürkiye'nin dış politikasında istihbarat kurumu, salt pasif bir bilgi toplama aygıtı olmanın ötesine geçerek kriz çözücü, tansiyon düşürücü ve arabulucu bir role evrilmiş görünüyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın temsil ettiği bu yaklaşım, klasik kamu diplomasisinin veya resmi müzakerelerin tıkandığı gri alanlarda hızlı ve çözüm odaklı sonuçlar üretmeyi hedefliyor.Daha önce Türkiye ve Katar'ın ortak inisiyatifiyle Afganistan ile Pakistan arasında yürütülen diyalog ve ateşkes girişimleri hafızalardaki yerini koruyor. Ankara'nın hem Pakistan devleti ve ordusuyla kurduğu köklü, stratejik müttefiklik ilişkisi hem de Afganistan'ın farklı etnik ve siyasi unsurlarıyla tarihsel bağları, Türkiye'yi iki taraf nezdinde de güvenilir hakem konumuna getirmektedir. Ziyaret esnasında da vurgulandığı üzere, Türkiye müttefiki Pakistan'ın meşru terörle mücadele ve sınır güvenliği endişelerini gözetirken Afganistan'ın ekonomik ve siyasi izolasyonunun aşılması gerektiğini savunuyor. Bu iki eksenli yaklaşım, tarafların birbirine yönelik suçlayıcı pozisyonlarını esnetebilecek yegane çıkış kapısını aralamaktadır.Bölgesel krizlerin gölgesinde güvenlik ve bağlantısallıkAfganistan-Pakistan hattındaki gerilim, münferit bir sınır uyuşmazlığından ibaret olmayıp Avrasya ve Güney Asya'nın enerji ve ticaret koridorlarını doğrudan kilitleyen bir niteliğe sahip. Orta Doğu'da derinleşen çatışma dinamikleri, İran eksenli askeri gerilimler ve enerji tedarik hatlarındaki kırılganlıklar, bölge ülkelerini alternatif lojistik güzergahlara ve sürdürülebilir iç istikrara mecbur bırakıyor. Pakistan'ın yaşadığı ekonomik zorluklar ve sınır ötesi güvenlik riskleri, Kabil ile sürdürülebilir bir sınır rejimini kaçınılmaz kılmaktadır. Aynı şekilde Afganistan'ın Orta Asya ile Güney Asya'yı birbirine bağlayan bir transit ticaret merkezine dönüşme vizyonu, ancak Pakistan ile sınır kapılarının açılması ve sınır güvenliğinin karşılıklı mutabakatla sağlanması halinde mümkündür.MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Kabil, Kandahar ve İslamabad üçgenindeki yoğun temasları, sahadaki askeri tırmanış riskini dizginlemeyi, istihbarat paylaşımı mekanizmalarını yeniden tesis etmeyi ve bölgesel krizlerin Güney Asya'da yeni bir sıcak çatışma dalgası yaratmasını önlemeyi amaçlayan proaktif bir güvenlik hamlesidir. Türkiye, geliştirdiği istihbarat diplomasisiyle tarafları aynı zeminde tutmayı başararak bölgesel istikrarın vazgeçilmez bir kurucu aktörü olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.[Dr. Hayati Ünlü, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Muhammed Utku Asker]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Hayati Ünlü, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Kabil, Kandahar ve İslamabad ziyaretlerinin Güney Asya'nın güvenlik mimarisine etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.***Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın'ın Afganistan ve Pakistan'a art arda gerçekleştirdiği ziyaretler, Güney Asya'nın kırılgan güvenlik mimarisinde kritik bir dönemece işaret ediyor. Kabil ve Kandahar'ı kapsayan temasların ardından İslamabad'a uzanan bu istihbari ve diplomatik hat, yalnızca ikili güvenlik işbirliklerini tahkim etmekle kalmayıp, iki komşu ülke arasında aylardır süren kronik gerilimi düşürmeyi hedefleyen çok katmanlı bir arabuluculuk zeminini görünür kıldı. Orta Doğu'dan Güney Asya'ya uzanan jeopolitik fay hatlarının hareketlendiği bir konjonktürde gerçekleşen temaslar, Türkiye'nin bölgesel krizlerdeki proaktif istihbarat diplomasisi kapasitesini somut bir dış politika enstrümanı olarak devreye soktuğunu gösteriyor.Kabil ve Kandahar&#039;da stratejik nabız ile güvenlik ve meşruiyet dengesiKalın'ın Afganistan temaslarının salt bürokratik merkez Kabil ile sınırlı kalmayıp, Taliban yönetiminin fiili karar ve ideoloji merkezi niteliğindeki Kandahar'ı da içine alması, ziyaretin sahadaki doğrudan karşılığını güçlendiren temel unsurlardan biri oldu. Kabil'de İstihbarat Genel Direktörlüğü (GDI) Başkanı Abdulhak Vasık başta olmak üzere Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Molla Abdul Gani Baradar, Savunma Bakanı Mevlevi Muhammed Yakub Mücahid ve İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ile yapılan üst düzey görüşmeler, güvenlik ve istihbarat alanında kurumsal temas kanallarının açık tutulduğunu teyit etti.Masadaki ana gündem maddeleri sınır aşan terör örgütleriyle, bilhassa bölgede alan kazanmaya çalışan DAEŞ-Horasan (DAEŞ-K) yapılanması ve uyuşturucu ticareti ile mücadele ve düzensiz göç rotalarının kontrol altına alınması oldu. Uluslararası toplumun Kabil yönetimiyle ilişkilerinde normatif çekinceler nedeniyle yaşadığı tıkanıklık sürerken, Türkiye'nin doğrudan güvenlik bürokrasisinin karar alıcılarıyla bir araya gelebilmesi, sahanın reel dinamiklerini yönetebilme kabiliyetini ortaya koyuyor. Ankara, Afganistan’ın uluslararası sistemden bütünüyle tecrit edilmesinin güvenlik boşlukları üreteceğinin ve bu boşlukların radikal terör yapıları tarafından doldurulacağının bilinciyle rasyonel bir diyalog hattı yürütüyor.İslamabad ziyareti ve tıkanan Afgan-Pakistan hattıZiyaretin ikinci ayağında İslamabad'da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından kabul edilen Kalın, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve İstihbarat Servisi (ISI) Başkanı Asım Malik ile bir araya geldi. Bu görüşmelerin merkezinde ikili güvenlik işbirliğinin ötesinde, Kabil ile İslamabad arasında giderek tırmanan güvensizlik sarmalı yer aldı.İki ülke arasındaki ilişkiler, özellikle Pakistan Talibanı (TTP) unsurlarının sınır boylarındaki saldırıları ve Pakistan'ın sınır güvenliği operasyonları nedeniyle son ayların en gergin döneminden geçiyor. Kara yollarının ve sınır kapılarının uzun süredir kapalı olması, ikili ticareti neredeyse durma noktasına getirirken diplomatik temas kanallarını da felç etmiş durumda. İslamabad, Kabil'i TTP'ye karşı yeterli önlem almamakla ve bu unsurlara fiili koruma sağlamakla suçlarken Kabil yönetimi iddiaları reddederek Pakistan'ı DAEŞ bağlantılı yapılara zemin hazırlamakla itham ediyor. Kalın'ın temasları, iki başkent arasındaki bu keskin retoriğin yerini kontrollü bir güvenlik diyaloğuna bırakması adına atılmış en somut adım niteliğindedir.İstihbarat diplomasisi ve çok aktörlü kolaylaştırıcılıkTürkiye'nin dış politikasında istihbarat kurumu, salt pasif bir bilgi toplama aygıtı olmanın ötesine geçerek kriz çözücü, tansiyon düşürücü ve arabulucu bir role evrilmiş görünüyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın temsil ettiği bu yaklaşım, klasik kamu diplomasisinin veya resmi müzakerelerin tıkandığı gri alanlarda hızlı ve çözüm odaklı sonuçlar üretmeyi hedefliyor.Daha önce Türkiye ve Katar'ın ortak inisiyatifiyle Afganistan ile Pakistan arasında yürütülen diyalog ve ateşkes girişimleri hafızalardaki yerini koruyor. Ankara'nın hem Pakistan devleti ve ordusuyla kurduğu köklü, stratejik müttefiklik ilişkisi hem de Afganistan'ın farklı etnik ve siyasi unsurlarıyla tarihsel bağları, Türkiye'yi iki taraf nezdinde de güvenilir hakem konumuna getirmektedir. Ziyaret esnasında da vurgulandığı üzere, Türkiye müttefiki Pakistan'ın meşru terörle mücadele ve sınır güvenliği endişelerini gözetirken Afganistan'ın ekonomik ve siyasi izolasyonunun aşılması gerektiğini savunuyor. Bu iki eksenli yaklaşım, tarafların birbirine yönelik suçlayıcı pozisyonlarını esnetebilecek yegane çıkış kapısını aralamaktadır.Bölgesel krizlerin gölgesinde güvenlik ve bağlantısallıkAfganistan-Pakistan hattındaki gerilim, münferit bir sınır uyuşmazlığından ibaret olmayıp Avrasya ve Güney Asya'nın enerji ve ticaret koridorlarını doğrudan kilitleyen bir niteliğe sahip. Orta Doğu'da derinleşen çatışma dinamikleri, İran eksenli askeri gerilimler ve enerji tedarik hatlarındaki kırılganlıklar, bölge ülkelerini alternatif lojistik güzergahlara ve sürdürülebilir iç istikrara mecbur bırakıyor. Pakistan'ın yaşadığı ekonomik zorluklar ve sınır ötesi güvenlik riskleri, Kabil ile sürdürülebilir bir sınır rejimini kaçınılmaz kılmaktadır. Aynı şekilde Afganistan'ın Orta Asya ile Güney Asya'yı birbirine bağlayan bir transit ticaret merkezine dönüşme vizyonu, ancak Pakistan ile sınır kapılarının açılması ve sınır güvenliğinin karşılıklı mutabakatla sağlanması halinde mümkündür.MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Kabil, Kandahar ve İslamabad üçgenindeki yoğun temasları, sahadaki askeri tırmanış riskini dizginlemeyi, istihbarat paylaşımı mekanizmalarını yeniden tesis etmeyi ve bölgesel krizlerin Güney Asya'da yeni bir sıcak çatışma dalgası yaratmasını önlemeyi amaçlayan proaktif bir güvenlik hamlesidir. Türkiye, geliştirdiği istihbarat diplomasisiyle tarafları aynı zeminde tutmayı başararak bölgesel istikrarın vazgeçilmez bir kurucu aktörü olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.[Dr. Hayati Ünlü, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.Muhabir: Muhammed Utku Asker]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>GSK Türkiye'ye Stevie Awards organizasyonundan 4 ödül</title>
      <link>https://www.canligaste.com/gsk-turkiye-ye-stevie-awards-organizasyonundan-4-odul/913789/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/gsk-turkiye-ye-stevie-awards-organizasyonundan-4-odul/913789/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / GSK Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Merve Özerkaya: - Bu programda, merkez ofiste finanstan ticaret mükemmeliyetine kadar farklı fonksiyonları bir araya getiriyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GSK Türkiye, GO (Gelişim Okulu) Programı ile Stevie Awards for Great Employers organizasyonunda 4 ödül kazandı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, GSK Türkiye, organizasyon kapsamında Koçluk ve Mentörlük, Yetkinlik ve Beceri Gelişimi veya Yönetimi, Çalışanların Yetkinliklerinin Geliştirilmesi veya Yeniden Kazandırılması ile En Yenilikçi Öğrenme ve Gelişim Programı kategorilerinde Bronz Stevie Ödülü'ne layık görüldü.Dünya genelinde 300, Türkiye'de ise 65 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren biyofarma şirketi GSK, GO Programı ile yarışmada 38 ülke ve bölgeden 1000'in üzerinde başvurunun arasından söz konusu ödüllere layık görüldü.Açıklamada görüşlerine yer verilen GSK Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Merve Özerkaya, GO GSK Programı'nı şirket içerisindeki farklı fonksiyonların iletişimini ve işbirliğini güçlendirmek ve ekipler arasında ortak bir çalışma anlayışı oluşturmak amacıyla hayata geçirdiklerini belirtti.GSK Türkiye'de kültürü sadece liderlik ekibinin değil, tüm çalışanların sahiplenmesiyle geliştirdiklerini aktaran Özerkaya, şunları kaydetti:Bu yaklaşımımızın bir sonucu olarak, merkez ofis çalışanlarımızla oluşturduğumuz 'Marka Takımı' olarak bilinen GSK'da, 'Değer Takımı' diye adlandırdığımız pazarlama liderliğinde GO GSK Programını hayata geçirdik. Bu programda, merkez ofiste finanstan ticaret mükemmeliyetine kadar farklı fonksiyonları bir araya getiriyoruz. Beraber çalışmanın ve ortak değer yaratmanın kıymetini bir kez daha gördüğümüz bu programımızla Stevie Awards for Great Employers'ta başvurduğumuz 4 kategoriden de Bronz Stevie Ödülü ile dönmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu ödül, tüm GSK Türkiye çalışanlarının ortak başarısıdır.GSK Türkiye Uzmanlık İlaçları ve HIV İş Birimi Direktörü İrem Tek de merkez ofis çalışanlarından oluşturdukları proje ekibinin katkısıyla yürüttükleri GO GSK'nın, yetkinlik gelişimini bağımsız öğrenme faaliyeti olarak ele almak yerine ekiplerin çalışma biçimlerine ve iş stratejilerini hayata geçirme süreçlerine entegre etmesiyle ayrıştığını aktardı.Dört yılı aşkın süredir yürüttükleri programın ödülle taçlandırılmasından büyük mutluluk duyduklarını belirten Tek, şu ifadeleri kullandı:Programda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Değişen iş ihtiyaçları doğrultusunda marka ekiplerimizin yetkinliklerini geliştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir dönüşüm programı olan GO GSK ile sürekli gelişim kültürümüzü daha çevik, veri odaklı ve geleceğin yetkinlikleriyle uyumlu hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : GSK Türkiye, GO (Gelişim Okulu) Programı ile Stevie Awards for Great Employers organizasyonunda 4 ödül kazandı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, GSK Türkiye, organizasyon kapsamında Koçluk ve Mentörlük, Yetkinlik ve Beceri Gelişimi veya Yönetimi, Çalışanların Yetkinliklerinin Geliştirilmesi veya Yeniden Kazandırılması ile En Yenilikçi Öğrenme ve Gelişim Programı kategorilerinde Bronz Stevie Ödülü'ne layık görüldü.Dünya genelinde 300, Türkiye'de ise 65 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren biyofarma şirketi GSK, GO Programı ile yarışmada 38 ülke ve bölgeden 1000'in üzerinde başvurunun arasından söz konusu ödüllere layık görüldü.Açıklamada görüşlerine yer verilen GSK Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Merve Özerkaya, GO GSK Programı'nı şirket içerisindeki farklı fonksiyonların iletişimini ve işbirliğini güçlendirmek ve ekipler arasında ortak bir çalışma anlayışı oluşturmak amacıyla hayata geçirdiklerini belirtti.GSK Türkiye'de kültürü sadece liderlik ekibinin değil, tüm çalışanların sahiplenmesiyle geliştirdiklerini aktaran Özerkaya, şunları kaydetti:Bu yaklaşımımızın bir sonucu olarak, merkez ofis çalışanlarımızla oluşturduğumuz 'Marka Takımı' olarak bilinen GSK'da, 'Değer Takımı' diye adlandırdığımız pazarlama liderliğinde GO GSK Programını hayata geçirdik. Bu programda, merkez ofiste finanstan ticaret mükemmeliyetine kadar farklı fonksiyonları bir araya getiriyoruz. Beraber çalışmanın ve ortak değer yaratmanın kıymetini bir kez daha gördüğümüz bu programımızla Stevie Awards for Great Employers'ta başvurduğumuz 4 kategoriden de Bronz Stevie Ödülü ile dönmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu ödül, tüm GSK Türkiye çalışanlarının ortak başarısıdır.GSK Türkiye Uzmanlık İlaçları ve HIV İş Birimi Direktörü İrem Tek de merkez ofis çalışanlarından oluşturdukları proje ekibinin katkısıyla yürüttükleri GO GSK'nın, yetkinlik gelişimini bağımsız öğrenme faaliyeti olarak ele almak yerine ekiplerin çalışma biçimlerine ve iş stratejilerini hayata geçirme süreçlerine entegre etmesiyle ayrıştığını aktardı.Dört yılı aşkın süredir yürüttükleri programın ödülle taçlandırılmasından büyük mutluluk duyduklarını belirten Tek, şu ifadeleri kullandı:Programda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Değişen iş ihtiyaçları doğrultusunda marka ekiplerimizin yetkinliklerini geliştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir dönüşüm programı olan GO GSK ile sürekli gelişim kültürümüzü daha çevik, veri odaklı ve geleceğin yetkinlikleriyle uyumlu hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye, toryum kaynaklarını yeni nesil nükleer teknolojilere kazandırmayı hedefliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turkiye-toryum-kaynaklarini-yeni-nesil-nukleer-teknolojilere-kazandirmayi-hedefliyor/913788/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turkiye-toryum-kaynaklarini-yeni-nesil-nukleer-teknolojilere-kazandirmayi-hedefliyor/913788/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Toryumun, nükleer yakıt çevriminde alternatif bir ham madde olabileceği değerlendiriliyor - Türkiye'de farklı sahalarda tespit edilen toryum kaynaklarının, yeni nesil nükleer reaktörlerde kullanılması ve yerli toryum bileşiklerinin geliştirilmesi hedefleniyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAŞAK ERKALAN KÖPRÜBAŞILI - Türkiye, farklı bölgelerde bulunan toryum kaynaklarını yeni nesil nükleer teknolojilerde değerlendirmek, toryum bileşiklerinin yerli imkanlarla üretimini geliştirmek ve bu alanda yüksek katma değerli teknoloji ve tedarik kapasitesi oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, Türkiye'nin Eskişehir ve Malatya'da toryum kaynakları bulunurken, Kayseri, Sivas, Diyarbakır ve Burdur'daki sahalarda tespit edilen toryum yataklarına yönelik ayrıntılı çalışmalar devam ediyor.Türkiye'nin bu kapsamda, dünyanın en büyük toryum kaynaklarına sahip ülkelerden biri olduğu belirtiliyor.Nükleer yakıt ham maddesi olarak değerlendirilen ve yaklaşık 50 mineralin yapısında yer alan toryum, doğada serbest halde bulunmuyor. Çoğunlukla nadir toprak elementlerini içeren minerallerle birlikte bulunan toryum, radyoaktif bir element olarak öne çıkıyor.Toryumun, uygun nükleer süreçlerle bir çeşit uranyuma dönüştürülebildiği için nükleer yakıt çevriminde alternatif bir ham madde olabileceği değerlendiriliyor.Bununla birlikte toryum, günümüzde kullanılan uranyum yakıtı gibi doğrudan bir nükleer yakıt niteliği taşımıyor. Toryumun yakıt çevriminde kullanılabilmesi için ilave nükleer süreçlere ve yakıtın işlenmesine yönelik teknolojilere ihtiyaç duyulduğu için bugün ticari ölçekte toryumla çalışan nükleer santral bulunmuyor.Toryumun özellikle ergimiş tuz reaktörleri (MSR) gibi ileri reaktör tasarımlarında kullanılması konusunda araştırmalar yürütülüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) çalışmalarında, toryumun yakıt veya örtü tuzunda kullanılmasıyla uranyum üretilebildiği ve toryum-uranyum yakıt çevrimine geçiş için potansiyel oluşturduğu belirtiliyor.Öte yandan, endüstriyel ölçekte uygulanabilir bir MSR tasarımına ulaşılması için çözülmesi gereken teknik sorunlar bulunuyor.Çin, toryum yakıtlı ergimiş tuz reaktörü teknolojisinde öne çıkan ülkeler arasında yer alırken, toryumun nükleer yakıt olarak kullanımına yönelik çalışmalar Hindistan, ABD ve Avrupa'da da devam ediyor.ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumuna göre, toryum dünya genelinde çoğunlukla monazit gibi minerallerde bulunuyor ve bu mineral, nadir toprak elementlerinin üretimi amacıyla değerlendiriliyor. Toryumun, gelecekte ekonomik bir nükleer hammaddeye dönüşmesi, yalnızca kaynağın büyüklüğüne değil, cevherin işlenmesi ve nükleer yakıt çevriminin kurulmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesine de bağlı bulunuyor.Dünyada 6,36 milyon ton toryum kaynağı bulunuyorOECD Nükleer Enerji Ajansı ve IAEA'nın 2014 tarihli ortak çalışmasına göre, dünyadaki yaklaşık 6,36 milyon ton toryum rezervinin, 374 bin tonunu Türkiye'deki toryum kaynakları oluşturuyor.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının haziranda güncellediği verilere göre ise Eskişehir-Sivrihisar'da 380 bin 141 ton, Malatya-Kuluncak'ta 3,8 milyon ton ve Eskişehir Beylikova-Sivrihisar'da 694 milyon ton toryum rezervi bulunuyor.Türkiye toryumu teknolojiye dönüştürmeyi amaçlıyorTürkiye'nin toryum yaklaşımında bu kaynakların yüksek katma değerli ürünlere ve nükleer teknolojilere dönüştürülmesi de öne çıkıyor.Bu kapsamda Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) ile Danimarka merkezli Copenhagen Atomics arasında imzalanan mutabakat zaptıyla, toryumun yeni nesil nükleer reaktörlerde kullanılmasına yönelik AR-GE ve projelendirme çalışmalarının yürütülmesi, özellikle ergimiş tuz reaktörlerinde kullanılabilecek nitelikte toryum bileşiklerinin Türkiye'de üretilmesi hedefleniyor.Söz konusu çalışma, Türkiye'nin toryum kaynaklarını yalnızca hammadde olarak değerlendirmenin yanında, nükleer yakıt bileşikleri, AR-GE ve yeni nesil reaktör teknolojileriyle birlikte ele alma arayışının bir parçasını oluşturuyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : BAŞAK ERKALAN KÖPRÜBAŞILI - Türkiye, farklı bölgelerde bulunan toryum kaynaklarını yeni nesil nükleer teknolojilerde değerlendirmek, toryum bileşiklerinin yerli imkanlarla üretimini geliştirmek ve bu alanda yüksek katma değerli teknoloji ve tedarik kapasitesi oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, Türkiye'nin Eskişehir ve Malatya'da toryum kaynakları bulunurken, Kayseri, Sivas, Diyarbakır ve Burdur'daki sahalarda tespit edilen toryum yataklarına yönelik ayrıntılı çalışmalar devam ediyor.Türkiye'nin bu kapsamda, dünyanın en büyük toryum kaynaklarına sahip ülkelerden biri olduğu belirtiliyor.Nükleer yakıt ham maddesi olarak değerlendirilen ve yaklaşık 50 mineralin yapısında yer alan toryum, doğada serbest halde bulunmuyor. Çoğunlukla nadir toprak elementlerini içeren minerallerle birlikte bulunan toryum, radyoaktif bir element olarak öne çıkıyor.Toryumun, uygun nükleer süreçlerle bir çeşit uranyuma dönüştürülebildiği için nükleer yakıt çevriminde alternatif bir ham madde olabileceği değerlendiriliyor.Bununla birlikte toryum, günümüzde kullanılan uranyum yakıtı gibi doğrudan bir nükleer yakıt niteliği taşımıyor. Toryumun yakıt çevriminde kullanılabilmesi için ilave nükleer süreçlere ve yakıtın işlenmesine yönelik teknolojilere ihtiyaç duyulduğu için bugün ticari ölçekte toryumla çalışan nükleer santral bulunmuyor.Toryumun özellikle ergimiş tuz reaktörleri (MSR) gibi ileri reaktör tasarımlarında kullanılması konusunda araştırmalar yürütülüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) çalışmalarında, toryumun yakıt veya örtü tuzunda kullanılmasıyla uranyum üretilebildiği ve toryum-uranyum yakıt çevrimine geçiş için potansiyel oluşturduğu belirtiliyor.Öte yandan, endüstriyel ölçekte uygulanabilir bir MSR tasarımına ulaşılması için çözülmesi gereken teknik sorunlar bulunuyor.Çin, toryum yakıtlı ergimiş tuz reaktörü teknolojisinde öne çıkan ülkeler arasında yer alırken, toryumun nükleer yakıt olarak kullanımına yönelik çalışmalar Hindistan, ABD ve Avrupa'da da devam ediyor.ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumuna göre, toryum dünya genelinde çoğunlukla monazit gibi minerallerde bulunuyor ve bu mineral, nadir toprak elementlerinin üretimi amacıyla değerlendiriliyor. Toryumun, gelecekte ekonomik bir nükleer hammaddeye dönüşmesi, yalnızca kaynağın büyüklüğüne değil, cevherin işlenmesi ve nükleer yakıt çevriminin kurulmasına yönelik teknolojilerin geliştirilmesine de bağlı bulunuyor.Dünyada 6,36 milyon ton toryum kaynağı bulunuyorOECD Nükleer Enerji Ajansı ve IAEA'nın 2014 tarihli ortak çalışmasına göre, dünyadaki yaklaşık 6,36 milyon ton toryum rezervinin, 374 bin tonunu Türkiye'deki toryum kaynakları oluşturuyor.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının haziranda güncellediği verilere göre ise Eskişehir-Sivrihisar'da 380 bin 141 ton, Malatya-Kuluncak'ta 3,8 milyon ton ve Eskişehir Beylikova-Sivrihisar'da 694 milyon ton toryum rezervi bulunuyor.Türkiye toryumu teknolojiye dönüştürmeyi amaçlıyorTürkiye'nin toryum yaklaşımında bu kaynakların yüksek katma değerli ürünlere ve nükleer teknolojilere dönüştürülmesi de öne çıkıyor.Bu kapsamda Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) ile Danimarka merkezli Copenhagen Atomics arasında imzalanan mutabakat zaptıyla, toryumun yeni nesil nükleer reaktörlerde kullanılmasına yönelik AR-GE ve projelendirme çalışmalarının yürütülmesi, özellikle ergimiş tuz reaktörlerinde kullanılabilecek nitelikte toryum bileşiklerinin Türkiye'de üretilmesi hedefleniyor.Söz konusu çalışma, Türkiye'nin toryum kaynaklarını yalnızca hammadde olarak değerlendirmenin yanında, nükleer yakıt bileşikleri, AR-GE ve yeni nesil reaktör teknolojileriyle birlikte ele alma arayışının bir parçasını oluşturuyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>SAHA MBA, savunma sanayinin yönetim birikimini uluslararası modele dönüştürmeyi hedefliyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/saha-mba-savunma-sanayinin-yonetim-birikimini-uluslararasi-modele-donusturmeyi-hedefliyor/913787/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/saha-mba-savunma-sanayinin-yonetim-birikimini-uluslararasi-modele-donusturmeyi-hedefliyor/913787/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü: - SAHA MBA programının amacı, teknik alanda uzmanlaşmış profesyonellerin yalnızca kendi fonksiyonlarını yöneten değil, kurumunun stratejisini, finansını, insan kaynağını, tedarik sistemini ve operasyonel risklerini bütüncül biçimde değerlendirebilen lider yöneticilere dönüşmesini desteklemek - Uzun vadeli vizyonumuz, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan yönetim bilgi birikimini sistematik hale getirerek aktarılabilir ve uluslararası ölçekte uygulanabilir bir modele dönüştürmek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : FAHRİ AKSÜT - SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü, SAHA MBA ile teknik uzmanlığı yönetsel yetkinliklerle tamamlamayı hedeflediklerini belirterek, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan yönetim bilgi birikimini sistematik hale getirerek aktarılabilir ve uluslararası ölçekte uygulanabilir bir modele dönüştürmek istiyoruz. diye konuştu.Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca (SBB) eylül ayının başında yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Program'da (OVP), teknolojik bağımsızlığın ve ekonomik güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla stratejik sektörlerde yerli AR-GE, üretim ve yenilik kapasitesinin artırılması hedeflendi.Plana göre, savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zeka gibi stratejik sektörlerde geliştirilen teknolojilerin ekonomiye ve sivil kullanım alanlarına aktarılması desteklenecek.Savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu yetkinliklerin geliştirilmesi amacıyla değişen teknolojik trendlere uyum sağlayacak sürekli eğitim ve mesleki gelişim programları yaygınlaştırılacak.Savunma sanayisi, yapay zeka, siber güvenlik, enerji ve madencilik ile uzay teknolojileri gibi nitelikli insan kaynağı ihtiyacı bulunan stratejik alanlarda iş gücü yetiştirmeye yönelik lisansüstü eğitim desteklenecek.Bu alanlarda kamu, üniversite ve özel sektör işbirliğiyle sürekli eğitim ve gelişim programları ile mesleki eğitim imkanları yaygınlaştırılacak.Genel Sekreter Muttalip Tütüncü, OVP'de yer alan sürekli eğitim ve gelişim programları ile mesleki eğitim imkanları hakkında AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, gelecekte ihtiyaç duyulacak nitelikli insan kaynağının yalnızca teknik uzmanlık üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti.Teknik yetkinliğin yanında stratejik düşünme, karar alma, liderlik, finansal farkındalık, risk yönetimi, kalite ve tedarik zinciri yönetimi gibi becerilerin giderek daha kritik hale geldiğini ifade eden Tütüncü, farklı disiplinleri ortak hedefler doğrultusunda yönetebilme becerisinin önemine ve bu doğrultuda gelişim modellerinin kurgulanması gerekliliğine vurgu yaptı.Tütüncü, bu ihtiyaç doğrultusunda SAHA MBA’i bir yönetici gelişim modeli olarak konumlandırdıklarını aktararak, şöyle konuştu:SAHA MBA programının amacı, teknik alanda uzmanlaşmış profesyonellerin yalnızca kendi fonksiyonlarını yöneten değil, kurumunun stratejisini, finansını, insan kaynağını, tedarik sistemini ve operasyonel risklerini bütüncül biçimde değerlendirebilen lider yöneticilere dönüşmesini desteklemek. Bu nedenle programda teorik bilginin yanında vaka analizleri, iş ve strateji simülasyonları, sektör liderleri oturumları ve katılımcıların kendi kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar önemli yer tutuyor. Böylece öğrenilen bilginin doğrudan iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına yansımasını hedefliyoruz.Savunma sanayinde kariyer yapmak isteyenler ve mevcut çalışanlar açısından iki yönlü bir gelişimi gerekli gördüklerini ifade eden Tütüncü, Teknik alanlarında derinleşmeleri ve bu uzmanlığı yönetsel yetkinliklerle tamamlamaları destekliyoruz. SAHA Akademi’nin sürekli teknik ve mesleki gelişim eğitimleri ile SAHA MBA’in yönetim ve liderlik yaklaşımı birbirini tamamlayan bir yapı oluşturuyor. değerlendirmesinde bulundu.Teknolojik dönüşümü kurumsal stratejiye taşıma hedefiMuttalip Tütüncü, yapay zeka, otonom sistemler, ileri malzemeler, yarı iletkenler ve dijital teknolojilerin yalnızca ürünleri değil, şirketlerin yönetim biçimlerini de değiştirdiğini söyledi.Yöneticilerin teknolojilerin yaratacağı fırsatları, riskleri, yatırım ihtiyaçlarını, tedarik bağımlılıklarını ve insan kaynağı üzerindeki etkilerini doğru okuyabilmeleri gerektiğini ifade eden Tütüncü, teknolojik dönüşümün yönetici yetkinliklerine ve yönetim süreçlerine etkisi ile SAHA MBA’in bu doğrultudaki yaklaşımını şu sözlerle anlattı:SAHA MBA’in hedeflerinden biri, yöneticileri yalnızca mevcut iş süreçlerini yönetmeye değil, teknolojik dönüşümü kurumsal stratejiye çevirmeye hazırlamak. Mevcut programda teknoloji yönetimi, veri temelli karar alma, dijital dönüşüm, tedarik zinciri dayanıklılığı, teknoloji yatırımlarının finansal değerlendirilmesi ve dönüşüm liderliği gibi alanları da ele alıyor. Önümüzdeki dönemde bu alanların öneminin kurumlarda daha da artacağını değerlendiriyoruz. Buradaki yaklaşımımız, her yeni teknolojiyi programa ayrı bir ders olarak eklemekten çok, teknolojik dönüşümün yönetim kararlarına etkisini farklı eğitim başlıklarına entegre etmek. Böylece SAHA MBA’in statik bir müfredat yerine sektörün değişen ihtiyaçlarına cevap veren, sürekli güncellenen bir yapıda kalmasını hedefliyoruz.Savunma sanayisinin yönetim birikimini uluslararası modele dönüştürme hedefiTütüncü, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan önemli değerlerden birinin gerçek uygulama ortamlarında kazanılan yönetim tecrübesi olduğunu vurguladı.Yerlileştirme, tedarik güvenliği, teknoloji geliştirme, üretim, kalite, sertifikasyon, ölçeklenme ve uluslararasılaşma gibi süreçlerin Türkiye'de sahada deneyimlendiğine dikkati çeken Tütüncü, SAHA MBA'in özgün yönünün akademik yönetim bilgisini sektörün gerçek deneyimleriyle buluşturması olduğunu belirtti.Vaka çalışmaları, simülasyonlar, sektör liderleriyle gerçekleştirilen oturumlar ve kurumların stratejik önceliklerine yönelik çalışmaların programın temel unsurlarını oluşturduğunu kaydeden Tütüncü, şöyle konuştu:Bir yönetici eğitim programının uluslararası ölçekte rekabetçi olabilmesi için güçlü akademik altyapı, gerçek sektör deneyimi ve ölçülebilir uygulama çıktısının birlikte bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun vadeli vizyonumuz, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan yönetim bilgi birikimini sistematik hale getirerek aktarılabilir ve uluslararası ölçekte uygulanabilir bir modele dönüştürmek. Türkiye’de yaşanan gerçek dönüşüm süreçlerinden daha fazla vaka üretilmesi, sektör liderlerinin deneyimlerinin eğitim içeriğine dönüştürülmesi ve uygulamalı öğrenmenin güçlendirilmesi bu vizyonun temel unsurları olacaktır. SAHA MBA’in uluslararası alandaki en güçlü farklılaşma noktasının, Türkiye’nin gerçek sanayi tecrübesi ile akademik yönetim bilgisini aynı model içerisinde buluşturması olduğuna inanıyoruz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : FAHRİ AKSÜT - SAHA İstanbul Genel Sekreteri Muttalip Tütüncü, SAHA MBA ile teknik uzmanlığı yönetsel yetkinliklerle tamamlamayı hedeflediklerini belirterek, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan yönetim bilgi birikimini sistematik hale getirerek aktarılabilir ve uluslararası ölçekte uygulanabilir bir modele dönüştürmek istiyoruz. diye konuştu.Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca (SBB) eylül ayının başında yayımlanan 2027-2029 Orta Vadeli Program'da (OVP), teknolojik bağımsızlığın ve ekonomik güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla stratejik sektörlerde yerli AR-GE, üretim ve yenilik kapasitesinin artırılması hedeflendi.Plana göre, savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zeka gibi stratejik sektörlerde geliştirilen teknolojilerin ekonomiye ve sivil kullanım alanlarına aktarılması desteklenecek.Savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu yetkinliklerin geliştirilmesi amacıyla değişen teknolojik trendlere uyum sağlayacak sürekli eğitim ve mesleki gelişim programları yaygınlaştırılacak.Savunma sanayisi, yapay zeka, siber güvenlik, enerji ve madencilik ile uzay teknolojileri gibi nitelikli insan kaynağı ihtiyacı bulunan stratejik alanlarda iş gücü yetiştirmeye yönelik lisansüstü eğitim desteklenecek.Bu alanlarda kamu, üniversite ve özel sektör işbirliğiyle sürekli eğitim ve gelişim programları ile mesleki eğitim imkanları yaygınlaştırılacak.Genel Sekreter Muttalip Tütüncü, OVP'de yer alan sürekli eğitim ve gelişim programları ile mesleki eğitim imkanları hakkında AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, gelecekte ihtiyaç duyulacak nitelikli insan kaynağının yalnızca teknik uzmanlık üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti.Teknik yetkinliğin yanında stratejik düşünme, karar alma, liderlik, finansal farkındalık, risk yönetimi, kalite ve tedarik zinciri yönetimi gibi becerilerin giderek daha kritik hale geldiğini ifade eden Tütüncü, farklı disiplinleri ortak hedefler doğrultusunda yönetebilme becerisinin önemine ve bu doğrultuda gelişim modellerinin kurgulanması gerekliliğine vurgu yaptı.Tütüncü, bu ihtiyaç doğrultusunda SAHA MBA’i bir yönetici gelişim modeli olarak konumlandırdıklarını aktararak, şöyle konuştu:SAHA MBA programının amacı, teknik alanda uzmanlaşmış profesyonellerin yalnızca kendi fonksiyonlarını yöneten değil, kurumunun stratejisini, finansını, insan kaynağını, tedarik sistemini ve operasyonel risklerini bütüncül biçimde değerlendirebilen lider yöneticilere dönüşmesini desteklemek. Bu nedenle programda teorik bilginin yanında vaka analizleri, iş ve strateji simülasyonları, sektör liderleri oturumları ve katılımcıların kendi kurumlarının ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar önemli yer tutuyor. Böylece öğrenilen bilginin doğrudan iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına yansımasını hedefliyoruz.Savunma sanayinde kariyer yapmak isteyenler ve mevcut çalışanlar açısından iki yönlü bir gelişimi gerekli gördüklerini ifade eden Tütüncü, Teknik alanlarında derinleşmeleri ve bu uzmanlığı yönetsel yetkinliklerle tamamlamaları destekliyoruz. SAHA Akademi’nin sürekli teknik ve mesleki gelişim eğitimleri ile SAHA MBA’in yönetim ve liderlik yaklaşımı birbirini tamamlayan bir yapı oluşturuyor. değerlendirmesinde bulundu.Teknolojik dönüşümü kurumsal stratejiye taşıma hedefiMuttalip Tütüncü, yapay zeka, otonom sistemler, ileri malzemeler, yarı iletkenler ve dijital teknolojilerin yalnızca ürünleri değil, şirketlerin yönetim biçimlerini de değiştirdiğini söyledi.Yöneticilerin teknolojilerin yaratacağı fırsatları, riskleri, yatırım ihtiyaçlarını, tedarik bağımlılıklarını ve insan kaynağı üzerindeki etkilerini doğru okuyabilmeleri gerektiğini ifade eden Tütüncü, teknolojik dönüşümün yönetici yetkinliklerine ve yönetim süreçlerine etkisi ile SAHA MBA’in bu doğrultudaki yaklaşımını şu sözlerle anlattı:SAHA MBA’in hedeflerinden biri, yöneticileri yalnızca mevcut iş süreçlerini yönetmeye değil, teknolojik dönüşümü kurumsal stratejiye çevirmeye hazırlamak. Mevcut programda teknoloji yönetimi, veri temelli karar alma, dijital dönüşüm, tedarik zinciri dayanıklılığı, teknoloji yatırımlarının finansal değerlendirilmesi ve dönüşüm liderliği gibi alanları da ele alıyor. Önümüzdeki dönemde bu alanların öneminin kurumlarda daha da artacağını değerlendiriyoruz. Buradaki yaklaşımımız, her yeni teknolojiyi programa ayrı bir ders olarak eklemekten çok, teknolojik dönüşümün yönetim kararlarına etkisini farklı eğitim başlıklarına entegre etmek. Böylece SAHA MBA’in statik bir müfredat yerine sektörün değişen ihtiyaçlarına cevap veren, sürekli güncellenen bir yapıda kalmasını hedefliyoruz.Savunma sanayisinin yönetim birikimini uluslararası modele dönüştürme hedefiTütüncü, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan önemli değerlerden birinin gerçek uygulama ortamlarında kazanılan yönetim tecrübesi olduğunu vurguladı.Yerlileştirme, tedarik güvenliği, teknoloji geliştirme, üretim, kalite, sertifikasyon, ölçeklenme ve uluslararasılaşma gibi süreçlerin Türkiye'de sahada deneyimlendiğine dikkati çeken Tütüncü, SAHA MBA'in özgün yönünün akademik yönetim bilgisini sektörün gerçek deneyimleriyle buluşturması olduğunu belirtti.Vaka çalışmaları, simülasyonlar, sektör liderleriyle gerçekleştirilen oturumlar ve kurumların stratejik önceliklerine yönelik çalışmaların programın temel unsurlarını oluşturduğunu kaydeden Tütüncü, şöyle konuştu:Bir yönetici eğitim programının uluslararası ölçekte rekabetçi olabilmesi için güçlü akademik altyapı, gerçek sektör deneyimi ve ölçülebilir uygulama çıktısının birlikte bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun vadeli vizyonumuz, Türkiye'nin savunma sanayisinde oluşan yönetim bilgi birikimini sistematik hale getirerek aktarılabilir ve uluslararası ölçekte uygulanabilir bir modele dönüştürmek. Türkiye’de yaşanan gerçek dönüşüm süreçlerinden daha fazla vaka üretilmesi, sektör liderlerinin deneyimlerinin eğitim içeriğine dönüştürülmesi ve uygulamalı öğrenmenin güçlendirilmesi bu vizyonun temel unsurları olacaktır. SAHA MBA’in uluslararası alandaki en güçlü farklılaşma noktasının, Türkiye’nin gerçek sanayi tecrübesi ile akademik yönetim bilgisini aynı model içerisinde buluşturması olduğuna inanıyoruz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Megakent İstanbul tarımsal üretimiyle ekonomiye değer katıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/megakent-istanbul-tarimsal-uretimiyle-ekonomiye-deger-katiyor/913786/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/megakent-istanbul-tarimsal-uretimiyle-ekonomiye-deger-katiyor/913786/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar: - İstanbul'da 743 bin dekardan fazla işlenen tarım alanı bulunuyor. Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Şile, Beykoz, Pendik, Sarıyer ve Büyükçekmece aktif tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü ilçeler arasında yer alıyor - İstanbul'da hazır bir pazar var. Dolayısıyla bu pazara yakın kent merkezlerinde ya da kentlerin etraflarında yapmış olduğumuz üretim pazar avantajı açısından da çok ciddi avantajlar taşıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : KAAN ULU - İstanbul'da 743 bin dekardan fazla işlenen tarım alanında üretim yapılırken, kentin geniş tüketici pazarı, üretim planlaması ve tarımsal desteklerle birlikte tarımsal faaliyetleri de ekonomiye katkı sağlıyor.İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İstanbul'un tarihi ve kültürel özelliklerinin yanı sıra önemli bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olduğunu söyledi.Parıldar, kentte buğday, arpa, ayçiçeği, kanola, kuru fasulye ve nohut olmak üzere 6 stratejik ürün ile yem bitkilerinin üretim planlaması kapsamında değerlendirildiğini belirterek, bu yıl söz konusu ürünlerin önemli bölümünde geçen yıla göre rekolte artışı beklendiğini vurguladı.İstanbul'un dünyanın en büyük metropollerinden biri olmasına rağmen tarımsal üretimin kent ekonomisindeki yerini koruduğunu aktaran Parıldar, İstanbul'da, bu büyük metropolün coğrafyasının yüzde 14'ü tarım alanı olan şehrimizde tabii ki tarım yapılıyor. Hem de kıymetli tarım yapılıyor. dedi.Parıldar, İstanbul'un aynı zamanda Karadeniz ve Marmara Denizi'ne kıyısı bulunduğunu anımsatarak, 600 kilometrenin üzerinde kıyı şeridimiz var. Aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığının diğer bir kolu olan balıkçılık ve su ürünleri anlamında, avcılık anlamında da ciddi faaliyetlerimiz var. diye konuştu.İstanbul'da 743 bin dekardan fazla işlenen tarım alanı bulunduğunu ifade eden Parıldar, Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Şile, Beykoz, Pendik, Sarıyer ve Büyükçekmece'nin aktif tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü ilçeler arasında yer aldığını kaydetti.Bu sene buğday üretimimizde yaklaşık yüzde 20-25 rekoltemiz daha iyiSuat Parıldar, İstanbul'daki tarımsal üretimin yalnızca mevcut üretim alışkanlıkları doğrultusunda değil, su kaynakları, iklim, coğrafya, verimlilik ve pazar koşulları dikkate alınarak planlandığını, üretim planlamasının Türkiye genelinde uygulandığını söyledi.İstanbul'da 610 bin dekara yakın tarım arazisinin Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı olduğunu belirten Parıldar, bunun toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 82'sine karşılık geldiğini söyledi.Kentte yaklaşık 6 bin çiftçinin ÇKS'ye kayıtlı olduğunu aktaran Parıldar, İstanbul'daki üretimin yüzde 90'a yakın kısmı da bizim üretim planlaması kapsamında. Yani plana göre üretim yapıyor çiftçilerimiz. dedi.Geçen yılın üretim verileri ve bu yılki rekolte beklentilerine ilişkin de bilgi veren Parıldar, 2025'te İstanbul'da 133 bin 74 ton buğday üretildiğini hatırlattı.Bu yıl buğday hasadının tamamlandığını anlatan Parıldar, Bu sene buğday üretimimizde yaklaşık yüzde 20-25 rekoltemiz daha iyi, daha yüksek. ifadelerini kullandı.Türkiye genelinde bitkisel üretimde bu yıl Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırılacağına dikkati çeken Parıldar, bu gelişmenin İstanbul'daki üretime de yansıdığını dile getirdi.İstanbul'da geçen yıl 25 bin 209 ton arpa üretildiğini belirten Parıldar, bu yıl arpada da yüzde 25-30 civarında artış beklediklerini ifade etti.Ayçiçeğinde de üretim artışı yaşandığını aktaran Parıldar, 2025 yılında 210 bin dekarı aşkın kısımda 44 bin 800 tona yakın ayçiçeği üretimi yapmıştık. Yine ayçiçeği üretiminde yüzde 30'a yakın bir artış söz konusu. diye konuştu.Kentte 40 bin dekardan fazla alanda yaklaşık 14 bin 195 ton kanola üretildiğini belirten Parıldar, bu yıl kanola üretiminde de yüzde 30'a yakın artış beklendiğini kaydetti.Nohut ve kuru fasulyenin de üretim planlaması kapsamındaki ürünlerden olduğunu belirten Parıldar, geçen yıl nohut üretiminin 37 ton, kuru fasulye üretiminin ise 60 tonun üzerinde gerçekleştiğini, her iki üründe de bu yıl rekoltenin yaklaşık yüzde 30 artmasının beklendiğini söyledi.Bu yılki iklim koşulları da tarımsal üretimi desteklediParıldar, bu yılki iklim koşullarının da tarımsal üretimi desteklediğini belirterek, yağışların dönemsel olarak üretim açısından olumlu seviyelerde gerçekleştiğini ifade etti.Bu seneki iklimsel veriler, yağışlar hem dönemsel anlamda tarımsal üretimi destekleyici miktarda gerçekleşti hem de miktarsal anlamda bizim desteklemelerimizi, tarımsal üretimimizi ortaya koyar nitelikte gerçekleşti. diyen Parıldar, İstanbul'un 2026 üretim sezonunda verimli bir dönem geçirdiğini anlattı.İstanbul'daki tarımsal üretimin kent ekonomisine katkısının yalnızca tarladaki üretim miktarıyla sınırlı olmadığını belirten Parıldar, kentin sahip olduğu büyük tüketici pazarının üreticiler açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu dile getirdi.Parıldar, İstanbul'da hazır bir pazar var. Dolayısıyla bu pazara yakın kent merkezlerinde ya da kentlerin etraflarında yapmış olduğumuz üretim pazar avantajı açısından da çok ciddi avantajlar taşıyor. değerlendirmesinde bulundu.İstanbul'da gerçekleştirilen tarımsal üretimin bu nedenle ekonomik açıdan değer taşıdığını vurgulayan Parıldar, kentteki üreticilerin geniş bir tüketici kitlesine yakın olmasının pazarlama açısından önemli bir avantaj sağladığını kaydetti.İstanbul'daki tarımsal üretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli projelerin uygulandığını anlatan Suat Parıldar, 2025 yılında kentte üretim yapan çiftçilere 525 milyon lirayı aşkın tarımsal destekleme ödemesi aktarıldığını bildirdi.Parıldar, temel destek ve planlı üretim kapsamında çiftçilere mazot ve gübre desteği sağlandığını belirterek, Mazot giderlerinin yüzde 100'ünü, gübre giderlerinin de yüzde 50'sini destekleme ödemesi olarak veriyoruz. ifadelerini kullandı.Yıl sonuna kadar bitkisel üretimin yanı sıra hayvancılık ve balıkçılık alanlarında da desteklemelerin devam edeceğini ifade eden Parıldar, toplam destek tutarının daha da yükseleceğini söyledi.2026 yılı desteklemelerinde artış yapıldıSuat Parıldar, 2026 yılı desteklemelerinde artış yapıldığını aktararak, özellikle girdi maliyetlerindeki gelişmelerin dikkate alındığını kaydetti.Ayçiçeğinde dekara verilen desteğin yüzde 18,2 artışla 1101 liraya yükseldiğini belirten Parıldar, buğday, arpa ve yem bitkilerinde de destekleme oranlarının yüzde 18'in üzerinde artırıldığını söyledi.İstanbul'daki tarımsal üretimin stratejik tarla bitkileriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Parıldar, sebze ve meyve üretiminde de kentin önemli bir potansiyele sahip olduğunu dile getirdi.Parıldar, özellikle sebze üretiminin geliştirilmesine yönelik il özel projelerinin hayata geçirildiğini aktararak, bu çalışmaların Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında Bakanlığın sağladığı yüzde 75 hibe desteğiyle gerçekleştirildiğini bildirdi.Bu kapsamda Domates Üretimini Geliştirme Projesi, Hıyar Üretimi Geliştirme Projesi, Yaprağı Yenen Sebzelerin Üretiminin Geliştirilmesi Projesi ve üretim alanlarında hastalık ve zararlılarla mücadeleye yönelik projelerin hayata geçirildiğini belirten Parıldar, örtü altında seracılık yapan üreticilere yönelik sera naylonlarının yenilenmesi çalışmalarının da sürdüğünü ifade etti.Parıldar, bu kapsamda ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde 2 milyonu aşkın sebze fidesinin yüzde 75 hibe desteğiyle çiftçilerle buluşturulduğunu söyledi.Fideler arasında domates, kıvırcık, hıyar ve brokolinin bulunduğunu aktaran Parıldar, ürünlerin pazar potansiyeli dikkate alınarak üreticilere ulaştırıldığını kaydetti.İstanbul’un yerel tarım ürünlerinin korunmasına ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirten Parıldar, yerel tohum çeşitlerinden olan Sayalar kırmızı biberi için de çalışma yapıldığını anlattı.Parıldar, “Ata tohumundan, çiftçimizden aldığımız üründen tekrar tohum yaparak çiftçimizle buluşturarak Sayalar’da bu kültürün daha da yaygınlaşmasını, daha da gelişmesini sağladık.” diye konuştu.İstanbul'un tarımsal üretiminin geniş bir gıda ekonomisiyle bağlantılı olduğuna dikkati çeken Parıldar, kentte 140 bini aşkın gıda işletmesi bulunduğunu kaydetti.Kentteki yoğun iç pazar talebinin İstanbul’da üretilen tarımsal ürünler açısından önemli bir fırsat oluşturduğunu belirten Parıldar, ürünlerin hızlı şekilde pazara ulaştırılabildiğini ifade etti.Parıldar, İstanbul'da üretilen ürünlerin birlik ve kooperatifler aracılığıyla alınarak işlenmesinin ve hem ulusal hem de uluslararası pazarlara ulaştırılmasının da mümkün olduğunu sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : KAAN ULU - İstanbul'da 743 bin dekardan fazla işlenen tarım alanında üretim yapılırken, kentin geniş tüketici pazarı, üretim planlaması ve tarımsal desteklerle birlikte tarımsal faaliyetleri de ekonomiye katkı sağlıyor.İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, İstanbul'un tarihi ve kültürel özelliklerinin yanı sıra önemli bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olduğunu söyledi.Parıldar, kentte buğday, arpa, ayçiçeği, kanola, kuru fasulye ve nohut olmak üzere 6 stratejik ürün ile yem bitkilerinin üretim planlaması kapsamında değerlendirildiğini belirterek, bu yıl söz konusu ürünlerin önemli bölümünde geçen yıla göre rekolte artışı beklendiğini vurguladı.İstanbul'un dünyanın en büyük metropollerinden biri olmasına rağmen tarımsal üretimin kent ekonomisindeki yerini koruduğunu aktaran Parıldar, İstanbul'da, bu büyük metropolün coğrafyasının yüzde 14'ü tarım alanı olan şehrimizde tabii ki tarım yapılıyor. Hem de kıymetli tarım yapılıyor. dedi.Parıldar, İstanbul'un aynı zamanda Karadeniz ve Marmara Denizi'ne kıyısı bulunduğunu anımsatarak, 600 kilometrenin üzerinde kıyı şeridimiz var. Aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığının diğer bir kolu olan balıkçılık ve su ürünleri anlamında, avcılık anlamında da ciddi faaliyetlerimiz var. diye konuştu.İstanbul'da 743 bin dekardan fazla işlenen tarım alanı bulunduğunu ifade eden Parıldar, Silivri, Çatalca, Arnavutköy, Şile, Beykoz, Pendik, Sarıyer ve Büyükçekmece'nin aktif tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü ilçeler arasında yer aldığını kaydetti.Bu sene buğday üretimimizde yaklaşık yüzde 20-25 rekoltemiz daha iyiSuat Parıldar, İstanbul'daki tarımsal üretimin yalnızca mevcut üretim alışkanlıkları doğrultusunda değil, su kaynakları, iklim, coğrafya, verimlilik ve pazar koşulları dikkate alınarak planlandığını, üretim planlamasının Türkiye genelinde uygulandığını söyledi.İstanbul'da 610 bin dekara yakın tarım arazisinin Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı olduğunu belirten Parıldar, bunun toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 82'sine karşılık geldiğini söyledi.Kentte yaklaşık 6 bin çiftçinin ÇKS'ye kayıtlı olduğunu aktaran Parıldar, İstanbul'daki üretimin yüzde 90'a yakın kısmı da bizim üretim planlaması kapsamında. Yani plana göre üretim yapıyor çiftçilerimiz. dedi.Geçen yılın üretim verileri ve bu yılki rekolte beklentilerine ilişkin de bilgi veren Parıldar, 2025'te İstanbul'da 133 bin 74 ton buğday üretildiğini hatırlattı.Bu yıl buğday hasadının tamamlandığını anlatan Parıldar, Bu sene buğday üretimimizde yaklaşık yüzde 20-25 rekoltemiz daha iyi, daha yüksek. ifadelerini kullandı.Türkiye genelinde bitkisel üretimde bu yıl Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırılacağına dikkati çeken Parıldar, bu gelişmenin İstanbul'daki üretime de yansıdığını dile getirdi.İstanbul'da geçen yıl 25 bin 209 ton arpa üretildiğini belirten Parıldar, bu yıl arpada da yüzde 25-30 civarında artış beklediklerini ifade etti.Ayçiçeğinde de üretim artışı yaşandığını aktaran Parıldar, 2025 yılında 210 bin dekarı aşkın kısımda 44 bin 800 tona yakın ayçiçeği üretimi yapmıştık. Yine ayçiçeği üretiminde yüzde 30'a yakın bir artış söz konusu. diye konuştu.Kentte 40 bin dekardan fazla alanda yaklaşık 14 bin 195 ton kanola üretildiğini belirten Parıldar, bu yıl kanola üretiminde de yüzde 30'a yakın artış beklendiğini kaydetti.Nohut ve kuru fasulyenin de üretim planlaması kapsamındaki ürünlerden olduğunu belirten Parıldar, geçen yıl nohut üretiminin 37 ton, kuru fasulye üretiminin ise 60 tonun üzerinde gerçekleştiğini, her iki üründe de bu yıl rekoltenin yaklaşık yüzde 30 artmasının beklendiğini söyledi.Bu yılki iklim koşulları da tarımsal üretimi desteklediParıldar, bu yılki iklim koşullarının da tarımsal üretimi desteklediğini belirterek, yağışların dönemsel olarak üretim açısından olumlu seviyelerde gerçekleştiğini ifade etti.Bu seneki iklimsel veriler, yağışlar hem dönemsel anlamda tarımsal üretimi destekleyici miktarda gerçekleşti hem de miktarsal anlamda bizim desteklemelerimizi, tarımsal üretimimizi ortaya koyar nitelikte gerçekleşti. diyen Parıldar, İstanbul'un 2026 üretim sezonunda verimli bir dönem geçirdiğini anlattı.İstanbul'daki tarımsal üretimin kent ekonomisine katkısının yalnızca tarladaki üretim miktarıyla sınırlı olmadığını belirten Parıldar, kentin sahip olduğu büyük tüketici pazarının üreticiler açısından önemli bir avantaj oluşturduğunu dile getirdi.Parıldar, İstanbul'da hazır bir pazar var. Dolayısıyla bu pazara yakın kent merkezlerinde ya da kentlerin etraflarında yapmış olduğumuz üretim pazar avantajı açısından da çok ciddi avantajlar taşıyor. değerlendirmesinde bulundu.İstanbul'da gerçekleştirilen tarımsal üretimin bu nedenle ekonomik açıdan değer taşıdığını vurgulayan Parıldar, kentteki üreticilerin geniş bir tüketici kitlesine yakın olmasının pazarlama açısından önemli bir avantaj sağladığını kaydetti.İstanbul'daki tarımsal üretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli projelerin uygulandığını anlatan Suat Parıldar, 2025 yılında kentte üretim yapan çiftçilere 525 milyon lirayı aşkın tarımsal destekleme ödemesi aktarıldığını bildirdi.Parıldar, temel destek ve planlı üretim kapsamında çiftçilere mazot ve gübre desteği sağlandığını belirterek, Mazot giderlerinin yüzde 100'ünü, gübre giderlerinin de yüzde 50'sini destekleme ödemesi olarak veriyoruz. ifadelerini kullandı.Yıl sonuna kadar bitkisel üretimin yanı sıra hayvancılık ve balıkçılık alanlarında da desteklemelerin devam edeceğini ifade eden Parıldar, toplam destek tutarının daha da yükseleceğini söyledi.2026 yılı desteklemelerinde artış yapıldıSuat Parıldar, 2026 yılı desteklemelerinde artış yapıldığını aktararak, özellikle girdi maliyetlerindeki gelişmelerin dikkate alındığını kaydetti.Ayçiçeğinde dekara verilen desteğin yüzde 18,2 artışla 1101 liraya yükseldiğini belirten Parıldar, buğday, arpa ve yem bitkilerinde de destekleme oranlarının yüzde 18'in üzerinde artırıldığını söyledi.İstanbul'daki tarımsal üretimin stratejik tarla bitkileriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Parıldar, sebze ve meyve üretiminde de kentin önemli bir potansiyele sahip olduğunu dile getirdi.Parıldar, özellikle sebze üretiminin geliştirilmesine yönelik il özel projelerinin hayata geçirildiğini aktararak, bu çalışmaların Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında Bakanlığın sağladığı yüzde 75 hibe desteğiyle gerçekleştirildiğini bildirdi.Bu kapsamda Domates Üretimini Geliştirme Projesi, Hıyar Üretimi Geliştirme Projesi, Yaprağı Yenen Sebzelerin Üretiminin Geliştirilmesi Projesi ve üretim alanlarında hastalık ve zararlılarla mücadeleye yönelik projelerin hayata geçirildiğini belirten Parıldar, örtü altında seracılık yapan üreticilere yönelik sera naylonlarının yenilenmesi çalışmalarının da sürdüğünü ifade etti.Parıldar, bu kapsamda ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde 2 milyonu aşkın sebze fidesinin yüzde 75 hibe desteğiyle çiftçilerle buluşturulduğunu söyledi.Fideler arasında domates, kıvırcık, hıyar ve brokolinin bulunduğunu aktaran Parıldar, ürünlerin pazar potansiyeli dikkate alınarak üreticilere ulaştırıldığını kaydetti.İstanbul’un yerel tarım ürünlerinin korunmasına ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü belirten Parıldar, yerel tohum çeşitlerinden olan Sayalar kırmızı biberi için de çalışma yapıldığını anlattı.Parıldar, “Ata tohumundan, çiftçimizden aldığımız üründen tekrar tohum yaparak çiftçimizle buluşturarak Sayalar’da bu kültürün daha da yaygınlaşmasını, daha da gelişmesini sağladık.” diye konuştu.İstanbul'un tarımsal üretiminin geniş bir gıda ekonomisiyle bağlantılı olduğuna dikkati çeken Parıldar, kentte 140 bini aşkın gıda işletmesi bulunduğunu kaydetti.Kentteki yoğun iç pazar talebinin İstanbul’da üretilen tarımsal ürünler açısından önemli bir fırsat oluşturduğunu belirten Parıldar, ürünlerin hızlı şekilde pazara ulaştırılabildiğini ifade etti.Parıldar, İstanbul'da üretilen ürünlerin birlik ve kooperatifler aracılığıyla alınarak işlenmesinin ve hem ulusal hem de uluslararası pazarlara ulaştırılmasının da mümkün olduğunu sözlerine ekledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/megakent-istanbul-tarimsal-uretimiyle-ekonomiye-deger-katiyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Paramount ile Warner Bros. Discovery birleşmesinin önünü açan davada anlaşma sağlandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/paramount-ile-warner-bros-discovery-birlesmesinin-onunu-acan-davada-anlasma-saglandi/913785/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/paramount-ile-warner-bros-discovery-birlesmesinin-onunu-acan-davada-anlasma-saglandi/913785/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:03:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / ABD'nin California eyaleti öncülüğünde 12 eyaletin, Paramount ile Warner Bros.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : ABD'nin California eyaleti öncülüğünde 12 eyaletin, Paramount ile Warner Bros. Discovery'nin (WBD) yaklaşık 82 milyar dolarlık birleşmesine karşı açtığı davada taraflar anlaşmaya vardı.California Başsavcısı Rob Bonta yaptığı açıklamada, anlaşmanın Paramount'un ABD'de özellikle de Los Angeles'ta film ve televizyon yapımlarını önemli ölçüde artırmasına yönelik bağlayıcı taahhütler içerdiğini belirtti.Bonta, anlaşmanın birleşmeye destek anlamına gelmediğini, Hollywood'da daha fazla yoğunlaşmanın ABD ekonomisine, tüketicilere ve rekabete zarar verebileceği yönündeki endişelerini sürdürdüğünü ifade etti.Paramount&#039;a film üretim şartıAnlaşma, ABD Adalet Bakanlığının haziranda onay verdiği birleşmenin önündeki eyaletlerden kaynaklanan hukuki engeli ortadan kaldırarak işlemin tamamlanmasının önünü açtı.Bu kapsamda Paramount, ABD'de yerli yapımlara en az 300 milyon dolar harcamayı kabul etti.Birleşmenin ardından kurulacak şirketin ilk 2 yılda en az 30, sonraki 3 yılda ise her yıl en az 32 filmi dağıtıma çıkarmaması halinde mali yaptırımla karşı karşıya kalması öngörülüyor.Paramount ayrıca CBS ve CNN'in birleşme sonrasında bağımsız editoryal kurullara sahip olmasını kabul etti.California Başsavcılığı ile Paramount anlaşmanın şartlarına uyulup uyulmadığını denetlemek üzere ortaklaşa bir kayyum belirleyecek. Şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde konunun yeniden mahkemeye taşınmasının önü açık olacak.ABD Adalet Bakanlığı, haziranda birleşmeye onay vermiş ancak California öncülüğündeki 12 eyalet, temmuzda Hollywood'un kalan 5 büyük stüdyosundan 2’sinin birleşmesinin rekabeti azaltacağı, sinemalarda ve dijital platformlarda daha az film gösterilmesine yol açacağı gerekçesiyle dava açmıştı.Paramount’un Warner Bros. Discovery&#039;yi satın alma süreciParamount, 8 Aralık 2025'te Warner Bros. Discovery'yi (WBD) hisse başına 30 dolar nakit karşılığında satın almak üzere 108,4 milyar dolarlık teklif sunmuştu.Teklif, Netflix’in 5 Aralık’ta WBD'nin film ve televizyon stüdyoları ile HBO Max ve HBO'yu 72 milyar dolarlık öz sermaye değeri üzerinden satın almak için anlaşmaya varmasının ardından gelmişti.WBD Yönetim Kurulunun Netflix anlaşmasını desteklemesine rağmen Paramount, şubatta teklifini hisse başına 31 dolara yükseltmişti. WBD yönetimi bu teklifi üstün teklif olarak kabul edince Netflix fiyat artırmayarak anlaşmadan çekilmişti.27 Şubat'ta Netflix ile anlaşma feshedilirken Paramount Skydance, 2,8 milyar dolarlık fesih bedeli ödemiş ve WBD ile kesin birleşme anlaşması imzalamıştı.ABD Adalet Bakanlığı Antitröst Birimi de 12 Haziran'da satın alma planının pazardaki rekabeti bozmayacağına karar vermişti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : ABD'nin California eyaleti öncülüğünde 12 eyaletin, Paramount ile Warner Bros. Discovery'nin (WBD) yaklaşık 82 milyar dolarlık birleşmesine karşı açtığı davada taraflar anlaşmaya vardı.California Başsavcısı Rob Bonta yaptığı açıklamada, anlaşmanın Paramount'un ABD'de özellikle de Los Angeles'ta film ve televizyon yapımlarını önemli ölçüde artırmasına yönelik bağlayıcı taahhütler içerdiğini belirtti.Bonta, anlaşmanın birleşmeye destek anlamına gelmediğini, Hollywood'da daha fazla yoğunlaşmanın ABD ekonomisine, tüketicilere ve rekabete zarar verebileceği yönündeki endişelerini sürdürdüğünü ifade etti.Paramount&#039;a film üretim şartıAnlaşma, ABD Adalet Bakanlığının haziranda onay verdiği birleşmenin önündeki eyaletlerden kaynaklanan hukuki engeli ortadan kaldırarak işlemin tamamlanmasının önünü açtı.Bu kapsamda Paramount, ABD'de yerli yapımlara en az 300 milyon dolar harcamayı kabul etti.Birleşmenin ardından kurulacak şirketin ilk 2 yılda en az 30, sonraki 3 yılda ise her yıl en az 32 filmi dağıtıma çıkarmaması halinde mali yaptırımla karşı karşıya kalması öngörülüyor.Paramount ayrıca CBS ve CNN'in birleşme sonrasında bağımsız editoryal kurullara sahip olmasını kabul etti.California Başsavcılığı ile Paramount anlaşmanın şartlarına uyulup uyulmadığını denetlemek üzere ortaklaşa bir kayyum belirleyecek. Şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde konunun yeniden mahkemeye taşınmasının önü açık olacak.ABD Adalet Bakanlığı, haziranda birleşmeye onay vermiş ancak California öncülüğündeki 12 eyalet, temmuzda Hollywood'un kalan 5 büyük stüdyosundan 2’sinin birleşmesinin rekabeti azaltacağı, sinemalarda ve dijital platformlarda daha az film gösterilmesine yol açacağı gerekçesiyle dava açmıştı.Paramount’un Warner Bros. Discovery&#039;yi satın alma süreciParamount, 8 Aralık 2025'te Warner Bros. Discovery'yi (WBD) hisse başına 30 dolar nakit karşılığında satın almak üzere 108,4 milyar dolarlık teklif sunmuştu.Teklif, Netflix’in 5 Aralık’ta WBD'nin film ve televizyon stüdyoları ile HBO Max ve HBO'yu 72 milyar dolarlık öz sermaye değeri üzerinden satın almak için anlaşmaya varmasının ardından gelmişti.WBD Yönetim Kurulunun Netflix anlaşmasını desteklemesine rağmen Paramount, şubatta teklifini hisse başına 31 dolara yükseltmişti. WBD yönetimi bu teklifi üstün teklif olarak kabul edince Netflix fiyat artırmayarak anlaşmadan çekilmişti.27 Şubat'ta Netflix ile anlaşma feshedilirken Paramount Skydance, 2,8 milyar dolarlık fesih bedeli ödemiş ve WBD ile kesin birleşme anlaşması imzalamıştı.ABD Adalet Bakanlığı Antitröst Birimi de 12 Haziran'da satın alma planının pazardaki rekabeti bozmayacağına karar vermişti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>BİR NEFES BİN ZEHİR - GRAFİKLİ - Türkiye'de her 4 dakikada bir kişi sigaradan hayatını kaybediyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-grafikli-turkiye-de-her-4-dakikada-bir-kisi-sigaradan-hayatini-kaybediyor/913784/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bir-nefes-bin-zehir-grafikli-turkiye-de-her-4-dakikada-bir-kisi-sigaradan-hayatini-kaybediyor/913784/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:01:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Türkiye'de yılda yaklaşık 125 bin kişi tütün nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakam, her 4 dakikada ortalama bir kişinin sigaradan yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Ölümlerin 25 binini sigara kullanmadığı halde pasif içiciliğe maruz kalanlar oluşturuyor  - Dünya genelinde ise tütün ve tütün ürünleri kullanımı nedeniyle her yıl 7 milyondan fazla kişi hayatını kaybederken, bu ölümlerin 1,6 milyondan fazlasını pasif içiciliğe maruz kalan kişiler oluşturuyor - Kalp-damar ve solunum yolu hastalıklarının yanı sıra 20'den fazla kanser türü açısından en önemli risk faktörleri arasında yer alan sigara, kadın ve erkeklerde kısırlık riskini artırıyor - Sigarayı bıraktıktan yaklaşık 20 dakika sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşmeye başlarken, yıllar içinde kalp hastalığı, inme ve bazı kanserlere ilişkin risklerin de azalabildiği belirtiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının ilk haberinde, tütün ve tütün ürünleri kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ele alındı.Dünya genelinde en yaygın kullanılan tütün ürününü sigara oluştururken, nargilelik tütün, puro, sarma tütün, pipo ve ısıtılmış tütün ürünleri de kullanılan ürünler arasında yer alıyor.Bütün biçimleri sağlık üzerinde ciddi tahribata yol açan tütün ürünleri, sadece kullananları değil dumana maruz kalanları da olumsuz etkiliyor.Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 26 Haziran'da güncellediği verilere göre, tütün vücuttaki neredeyse her organa zarar vererek kanser, kalp hastalıkları, inme ve akciğer hastalıklarının yanı sıra doğurganlığın azalması, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve erken ölüme neden olabiliyor.Tütün kullanımının yol açtığı bu sağlık sorunları nedeniyle dünya genelinde her yıl 7 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin 1,6 milyondan fazlasını ise sigara kullanmadığı halde pasif içiciliğe maruz kalan kişiler oluşturuyor.Sağlık Bakanlığından edinilen bilgiye göre, Türkiye'de ise yılda yaklaşık 125 bin kişi tütün nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakam, her 4 dakikada ortalama bir kişinin sigaradan yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Ölümlerin 25 binini sigara kullanmadığı halde pasif içiciliğe maruz kalanlar oluşturuyor.Türkiye erkeklerde akciğer kanseri sıklığı ve buna bağlı ölümlerde dünyada ilk sırada yer alıyor.Kalp-damar hastalıkları ve 20&#039;den fazla kanser türünün nedeniTütün kullanımı, kalp-damar ve solunum yolu hastalıkları ile 20'den fazla kanser türü veya alt türü açısından önemli risk faktörleri arasında gösteriliyor.Sigara dumanındaki partiküller akciğerlere ulaştığında zararlı etkilerini başlatırken, dumanda bulunan karbonmonoksit kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltıyor.Çevreye yayılan dumanda yaklaşık 4 bin kimyasal madde ve toksin bulunuyorTütünün oluşturduğu sağlık riskleri yalnızca kullanan kişilerle sınırlı kalmıyor.DSÖ'ye göre, pasif içiciliğin güvenli bir düzeyi bulunmuyor. Tütün dumanına maruz kalmak, koroner kalp hastalığı ve akciğer kanseri dahil ciddi kalp-damar ve solunum yolu hastalıklarına neden olabiliyor.Yanan bir sigaradan çevreye yayılan dumanda 50'si kanser yapıcı olmak üzere yaklaşık 4 bin kimyasal madde ve toksin bulunuyor.Bir sigaranın yaklaşık 12 dakikada yandığı, sigara içen kişinin ise bu sürenin yaklaşık 30 saniyesinde dumanı içine çektiği, yanan sigaranın yaklaşık üçte ikisinin dumanının havaya yayıldığı belirtiliyor.Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer fonksiyonlarında azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin daha yüksek olduğu bildiriliyor.Sigara bebek sahibi olma şansını azaltıyorTütün kullanımının olumsuz etkilediği alanlardan birini de üreme sağlığı oluşturuyor.DSÖ'nün 8 Eylül'de yayımladığı bilgi özetinde, sigara kullanımının kadınlarda kısırlıkla, erkeklerde sperm üzerindeki olumsuz etkilerle ve bazı doğurganlık tedavilerinin başarı şansının düşmesiyle ilişkili olduğuna dikkati çekiliyor. Pasif içiciliğin de doğurganlığı etkileyebileceği belirtiliyor.Tütün kullanan kadınlarda kısırlık riski kullanmayanlara kıyasla yüzde 40 daha yüksek bulunurken, geçmişte tütün kullanıp bırakan kadınlarda bu riskin kullanmaya devam edenlere göre yüzde 25 daha düşük olabileceği bildiriliyor.Tütün kullanımı, doğurganlık tedavilerinin başarısını da etkiliyor. DSÖ'nün aktardığı 21 çalışmada, sigara kullanımının tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemlerinin ardından daha az gebelik ve canlı doğumla ilişkili olduğu, başarılı sonuç ihtimalini yaklaşık yarı yarıya azaltabileceği belirtiliyor.Pasif içiciliğe maruz kalan kadınlarda da kısırlık riskinin daha yüksek olabileceğine ve gebe kalma şansının azalabileceğine dikkati çekiliyor.Nikotin güçlü bağımlılık yapıyorDSÖ, nikotinin yüksek derecede bağımlılık yapıcı olduğunu ve özellikle beyin gelişimi devam eden çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler açısından zararlı etkiler taşıdığını bildiriyor.Ergenlik döneminde nikotine maruz kalmanın dikkat ve öğrenme dahil beyin gelişimini etkileyebileceği, erken yaşta nikotin kullanımının uzun süreli bağımlılık ve gelecekte diğer nikotin ve tütün ürünlerinin kullanım olasılığını artırabileceği belirtiliyor.Yeşilayın da yayımladığı verilere göre, nikotin 90-120 dakika alınmadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkıyor. Bu belirtiler tütünün bırakıldığı ilk gün en yoğun düzeyde hissedilebiliyor.Kolay kızma veya öfkelenme, baş dönmesi, iştah artışı, kas kasılmaları, tansiyon düşmesi, uykusuzluk, çökkün duygu durumu ve yoğun nikotin isteği yoksunluk belirtileri arasında sıralanıyor.Sigara beyin sağlığını da etkiliyorTütün kullanımının özellikle beyin korteksinde incelmeyle ve beyin damarlarında olumsuz değişikliklerle ilişkili olduğuna işaret ediliyor.Düşünme, konuşma, hafıza ve karar verme gibi bilişsel işlevlerin yönetiminde önemli rol oynayan beyin korteksindeki incelmenin, unutkanlık, öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve kişilik değişiklikleri gibi sorunlarla bağlantılı olabileceği, bazı kişilerde depresyon benzeri bulguların da görülebileceği belirtiliyor.Elektronik sigaralar da kalp ve akciğer hastalıkları riskini artırabilen toksik maddeler üretiyorDSÖ, elektronik sigaraların bir sıvıyı ısıtarak kullanıcı tarafından solunan aerosol oluşturduğunu, bu sıvıların nikotin içerebildiğini ve sağlığa zararlı katkı maddeleri ile kimyasallar barındırabildiğini bildiriyor.Elektronik sigara emisyonlarında nikotin ve diğer toksik maddeler bulunabilirken, bunların kullanıcıların yanı sıra çevrede aerosole maruz kalan kişiler açısından da zararlı olabildiği belirtiliyor.DSÖ'ye göre, nikotin çocuk ve ergenlerde beyin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Daha önce sigara kullanmayan gençlerde elektronik sigara kullanımının geleneksel sigaraya başlama olasılığındaki artışla ilişkili olduğu bildiriliyor.Elektronik sigaraların uzun dönem etkilerinin henüz tam olarak bilinmediğine işaret edilirken, bu ürünlerin bazıları kansere neden olabilen, bazıları ise kalp ve akciğer hastalıkları riskini artırabilen toksik maddeler ürettiği belirtiliyor.DSÖ ayrıca, tüketici ürünü olarak kullanılan elektronik sigaraların toplum düzeyinde sigarayı bırakmada etkili olduğunun kanıtlanmadığını bildiriyor.Tütünün yükü sağlıkla sınırlı kalmıyorTütün kullanımı, yol açtığı sağlık sorunlarının yanı sıra ekonomik kayıplara da neden oluyor.DSÖ, tütün kullanımının ekonomik maliyetlerinin tütüne bağlı hastalıkların tedavisi için yapılan sağlık harcamaları ile bu hastalık ve ölümler nedeniyle ortaya çıkan insan sermayesi kayıplarını içerdiğini bildiriyor.Tütün için yapılan harcamaların özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde hanelerin gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlara ayırabileceği kaynakları azaltabildiğine işaret ediliyor.Tütünün çevre üzerindeki etkileri de üretimden tüketim sonrası atıklara kadar uzanıyor.DSÖ'nün çevresel etkilere ilişkin verilerine göre, tütün endüstrisi nedeniyle dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon ağaç kaybediliyor, 200 bin hektar arazi kullanılıyor, 22 milyar ton su tüketiliyor ve 84 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleşiyor.Her yıl yaklaşık 4,5 trilyon sigara filtresinin de okyanusları, nehirleri, kentleri, parkları, toprağı ve sahilleri kirlettiği belirtiliyor.Sigarayı bırakınca vücutta iyileşme başlıyorSigarayı bırakmanın ardından vücutta olumlu değişiklikler kısa sürede başlayabiliyor.Yeşilayın aktardığı bilgilere göre, son sigaranın içilmesinden 20 dakika sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşerken, 12 saat sonra kandaki karbonmonoksit seviyesi normal düzeye geliyor.Bırakmayı takip eden 2 hafta ile 3 ay içinde kan dolaşımı düzene giriyor ve akciğer fonksiyonlarında gelişme kaydediliyor. 1-9 aylık dönemde ise öksürük ve nefes darlığı azalıyor.Bir yıl sonra koroner kalp hastalığı riski sigara içenlerin yarısı düzeyine inerken, 5 yıl sonra inme riskinin 5-15 yıldır sigara içmeyen kişilerin seviyesine gerilediği belirtiliyor.Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer kanserinden ölüm riski sigara içenlerin yaklaşık yarısı düzeyine inerken, ağız, boğaz, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri riskleri de azalıyor.Bırakmanın üzerinden 15 yıl geçtiğinde ise koroner kalp hastalığı riskinin sigara kullanmayan kişilerin seviyesine indiği bildiriliyor.Sigarayı 30'lu yaşlarda bırakanlarda beklenen yaşam süresinin 10 yıl, 40'lı yaşlarda bırakanlarda 9 yıl, 50'li yaşlarda bırakanlarda 6 yıl ve 60'lı yaşlarda bırakanlarda 3 yıl arttığı bildiriliyor.Bırakma gününün belirlenmesi, çevredeki sigara, çakmak, kibrit ve kül tablalarının uzaklaştırılması, küçük hedefler konulması, sigara içme isteğini tetikleyen etkenlerden uzak durulması, beslenmeye dikkat edilmesi, bol su tüketilmesi ve hareket edilmesi Yeşilayın sigarayı bırakmak isteyenlere yönelik önerileri arasında yer alıyor.DSÖ de danışmanlık ve ilaç tedavisinin tütün kullanımını başarıyla bırakma olasılığını iki kattan fazla artırabildiğini bildiriyor.Türkiye&#039;de sigarayı bırakmak isteyenlere danışmanlık ve takip desteğiTürkiye'de Sağlık Bakanlığı öncülüğünde ücretsiz sigara bırakma tedavileri uygulanıyor. Sigarayı bırakmaya karar veren kişiler, ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nı arayarak destek alabiliyor.Sigarayı bırakmak isteyenler ayrıca 182 üzerinden Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nden randevu talep edebiliyor veya kendilerine en yakın sigara bırakma polikliniğine başvurabiliyor.ALO 171'e gelen çağrılar, sigara bırakma konusunda eğitim almış operatörler tarafından 7 gün 24 saat karşılanıyor.Sigarayı bırakmaya karar veren kişilere, bırakma planı çerçevesinde belirli aralıklarla geri dönüş aramaları yapılarak takip desteği de sağlanıyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : quot;Bir Nefes Bin Zehir başlıklı dosyasının ilk haberinde, tütün ve tütün ürünleri kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ele alındı.Dünya genelinde en yaygın kullanılan tütün ürününü sigara oluştururken, nargilelik tütün, puro, sarma tütün, pipo ve ısıtılmış tütün ürünleri de kullanılan ürünler arasında yer alıyor.Bütün biçimleri sağlık üzerinde ciddi tahribata yol açan tütün ürünleri, sadece kullananları değil dumana maruz kalanları da olumsuz etkiliyor.Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 26 Haziran'da güncellediği verilere göre, tütün vücuttaki neredeyse her organa zarar vererek kanser, kalp hastalıkları, inme ve akciğer hastalıklarının yanı sıra doğurganlığın azalması, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve erken ölüme neden olabiliyor.Tütün kullanımının yol açtığı bu sağlık sorunları nedeniyle dünya genelinde her yıl 7 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin 1,6 milyondan fazlasını ise sigara kullanmadığı halde pasif içiciliğe maruz kalan kişiler oluşturuyor.Sağlık Bakanlığından edinilen bilgiye göre, Türkiye'de ise yılda yaklaşık 125 bin kişi tütün nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakam, her 4 dakikada ortalama bir kişinin sigaradan yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Ölümlerin 25 binini sigara kullanmadığı halde pasif içiciliğe maruz kalanlar oluşturuyor.Türkiye erkeklerde akciğer kanseri sıklığı ve buna bağlı ölümlerde dünyada ilk sırada yer alıyor.Kalp-damar hastalıkları ve 20&#039;den fazla kanser türünün nedeniTütün kullanımı, kalp-damar ve solunum yolu hastalıkları ile 20'den fazla kanser türü veya alt türü açısından önemli risk faktörleri arasında gösteriliyor.Sigara dumanındaki partiküller akciğerlere ulaştığında zararlı etkilerini başlatırken, dumanda bulunan karbonmonoksit kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltıyor.Çevreye yayılan dumanda yaklaşık 4 bin kimyasal madde ve toksin bulunuyorTütünün oluşturduğu sağlık riskleri yalnızca kullanan kişilerle sınırlı kalmıyor.DSÖ'ye göre, pasif içiciliğin güvenli bir düzeyi bulunmuyor. Tütün dumanına maruz kalmak, koroner kalp hastalığı ve akciğer kanseri dahil ciddi kalp-damar ve solunum yolu hastalıklarına neden olabiliyor.Yanan bir sigaradan çevreye yayılan dumanda 50'si kanser yapıcı olmak üzere yaklaşık 4 bin kimyasal madde ve toksin bulunuyor.Bir sigaranın yaklaşık 12 dakikada yandığı, sigara içen kişinin ise bu sürenin yaklaşık 30 saniyesinde dumanı içine çektiği, yanan sigaranın yaklaşık üçte ikisinin dumanının havaya yayıldığı belirtiliyor.Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer fonksiyonlarında azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin daha yüksek olduğu bildiriliyor.Sigara bebek sahibi olma şansını azaltıyorTütün kullanımının olumsuz etkilediği alanlardan birini de üreme sağlığı oluşturuyor.DSÖ'nün 8 Eylül'de yayımladığı bilgi özetinde, sigara kullanımının kadınlarda kısırlıkla, erkeklerde sperm üzerindeki olumsuz etkilerle ve bazı doğurganlık tedavilerinin başarı şansının düşmesiyle ilişkili olduğuna dikkati çekiliyor. Pasif içiciliğin de doğurganlığı etkileyebileceği belirtiliyor.Tütün kullanan kadınlarda kısırlık riski kullanmayanlara kıyasla yüzde 40 daha yüksek bulunurken, geçmişte tütün kullanıp bırakan kadınlarda bu riskin kullanmaya devam edenlere göre yüzde 25 daha düşük olabileceği bildiriliyor.Tütün kullanımı, doğurganlık tedavilerinin başarısını da etkiliyor. DSÖ'nün aktardığı 21 çalışmada, sigara kullanımının tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemlerinin ardından daha az gebelik ve canlı doğumla ilişkili olduğu, başarılı sonuç ihtimalini yaklaşık yarı yarıya azaltabileceği belirtiliyor.Pasif içiciliğe maruz kalan kadınlarda da kısırlık riskinin daha yüksek olabileceğine ve gebe kalma şansının azalabileceğine dikkati çekiliyor.Nikotin güçlü bağımlılık yapıyorDSÖ, nikotinin yüksek derecede bağımlılık yapıcı olduğunu ve özellikle beyin gelişimi devam eden çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler açısından zararlı etkiler taşıdığını bildiriyor.Ergenlik döneminde nikotine maruz kalmanın dikkat ve öğrenme dahil beyin gelişimini etkileyebileceği, erken yaşta nikotin kullanımının uzun süreli bağımlılık ve gelecekte diğer nikotin ve tütün ürünlerinin kullanım olasılığını artırabileceği belirtiliyor.Yeşilayın da yayımladığı verilere göre, nikotin 90-120 dakika alınmadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkıyor. Bu belirtiler tütünün bırakıldığı ilk gün en yoğun düzeyde hissedilebiliyor.Kolay kızma veya öfkelenme, baş dönmesi, iştah artışı, kas kasılmaları, tansiyon düşmesi, uykusuzluk, çökkün duygu durumu ve yoğun nikotin isteği yoksunluk belirtileri arasında sıralanıyor.Sigara beyin sağlığını da etkiliyorTütün kullanımının özellikle beyin korteksinde incelmeyle ve beyin damarlarında olumsuz değişikliklerle ilişkili olduğuna işaret ediliyor.Düşünme, konuşma, hafıza ve karar verme gibi bilişsel işlevlerin yönetiminde önemli rol oynayan beyin korteksindeki incelmenin, unutkanlık, öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve kişilik değişiklikleri gibi sorunlarla bağlantılı olabileceği, bazı kişilerde depresyon benzeri bulguların da görülebileceği belirtiliyor.Elektronik sigaralar da kalp ve akciğer hastalıkları riskini artırabilen toksik maddeler üretiyorDSÖ, elektronik sigaraların bir sıvıyı ısıtarak kullanıcı tarafından solunan aerosol oluşturduğunu, bu sıvıların nikotin içerebildiğini ve sağlığa zararlı katkı maddeleri ile kimyasallar barındırabildiğini bildiriyor.Elektronik sigara emisyonlarında nikotin ve diğer toksik maddeler bulunabilirken, bunların kullanıcıların yanı sıra çevrede aerosole maruz kalan kişiler açısından da zararlı olabildiği belirtiliyor.DSÖ'ye göre, nikotin çocuk ve ergenlerde beyin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Daha önce sigara kullanmayan gençlerde elektronik sigara kullanımının geleneksel sigaraya başlama olasılığındaki artışla ilişkili olduğu bildiriliyor.Elektronik sigaraların uzun dönem etkilerinin henüz tam olarak bilinmediğine işaret edilirken, bu ürünlerin bazıları kansere neden olabilen, bazıları ise kalp ve akciğer hastalıkları riskini artırabilen toksik maddeler ürettiği belirtiliyor.DSÖ ayrıca, tüketici ürünü olarak kullanılan elektronik sigaraların toplum düzeyinde sigarayı bırakmada etkili olduğunun kanıtlanmadığını bildiriyor.Tütünün yükü sağlıkla sınırlı kalmıyorTütün kullanımı, yol açtığı sağlık sorunlarının yanı sıra ekonomik kayıplara da neden oluyor.DSÖ, tütün kullanımının ekonomik maliyetlerinin tütüne bağlı hastalıkların tedavisi için yapılan sağlık harcamaları ile bu hastalık ve ölümler nedeniyle ortaya çıkan insan sermayesi kayıplarını içerdiğini bildiriyor.Tütün için yapılan harcamaların özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde hanelerin gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlara ayırabileceği kaynakları azaltabildiğine işaret ediliyor.Tütünün çevre üzerindeki etkileri de üretimden tüketim sonrası atıklara kadar uzanıyor.DSÖ'nün çevresel etkilere ilişkin verilerine göre, tütün endüstrisi nedeniyle dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon ağaç kaybediliyor, 200 bin hektar arazi kullanılıyor, 22 milyar ton su tüketiliyor ve 84 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleşiyor.Her yıl yaklaşık 4,5 trilyon sigara filtresinin de okyanusları, nehirleri, kentleri, parkları, toprağı ve sahilleri kirlettiği belirtiliyor.Sigarayı bırakınca vücutta iyileşme başlıyorSigarayı bırakmanın ardından vücutta olumlu değişiklikler kısa sürede başlayabiliyor.Yeşilayın aktardığı bilgilere göre, son sigaranın içilmesinden 20 dakika sonra kalp atış hızı ve kan basıncı düşerken, 12 saat sonra kandaki karbonmonoksit seviyesi normal düzeye geliyor.Bırakmayı takip eden 2 hafta ile 3 ay içinde kan dolaşımı düzene giriyor ve akciğer fonksiyonlarında gelişme kaydediliyor. 1-9 aylık dönemde ise öksürük ve nefes darlığı azalıyor.Bir yıl sonra koroner kalp hastalığı riski sigara içenlerin yarısı düzeyine inerken, 5 yıl sonra inme riskinin 5-15 yıldır sigara içmeyen kişilerin seviyesine gerilediği belirtiliyor.Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer kanserinden ölüm riski sigara içenlerin yaklaşık yarısı düzeyine inerken, ağız, boğaz, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri riskleri de azalıyor.Bırakmanın üzerinden 15 yıl geçtiğinde ise koroner kalp hastalığı riskinin sigara kullanmayan kişilerin seviyesine indiği bildiriliyor.Sigarayı 30'lu yaşlarda bırakanlarda beklenen yaşam süresinin 10 yıl, 40'lı yaşlarda bırakanlarda 9 yıl, 50'li yaşlarda bırakanlarda 6 yıl ve 60'lı yaşlarda bırakanlarda 3 yıl arttığı bildiriliyor.Bırakma gününün belirlenmesi, çevredeki sigara, çakmak, kibrit ve kül tablalarının uzaklaştırılması, küçük hedefler konulması, sigara içme isteğini tetikleyen etkenlerden uzak durulması, beslenmeye dikkat edilmesi, bol su tüketilmesi ve hareket edilmesi Yeşilayın sigarayı bırakmak isteyenlere yönelik önerileri arasında yer alıyor.DSÖ de danışmanlık ve ilaç tedavisinin tütün kullanımını başarıyla bırakma olasılığını iki kattan fazla artırabildiğini bildiriyor.Türkiye&#039;de sigarayı bırakmak isteyenlere danışmanlık ve takip desteğiTürkiye'de Sağlık Bakanlığı öncülüğünde ücretsiz sigara bırakma tedavileri uygulanıyor. Sigarayı bırakmaya karar veren kişiler, ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nı arayarak destek alabiliyor.Sigarayı bırakmak isteyenler ayrıca 182 üzerinden Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nden randevu talep edebiliyor veya kendilerine en yakın sigara bırakma polikliniğine başvurabiliyor.ALO 171'e gelen çağrılar, sigara bırakma konusunda eğitim almış operatörler tarafından 7 gün 24 saat karşılanıyor.Sigarayı bırakmaya karar veren kişilere, bırakma planı çerçevesinde belirli aralıklarla geri dönüş aramaları yapılarak takip desteği de sağlanıyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/bir-nefes-bin-zehir-grafikli-turkiye-de-her-4-dakikada-bir-kisi-sigaradan-hayatini-kaybediyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Kamu-özel işbirliği yatırımlarında öncelik yerli malı olacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kamu-ozel-isbirligi-yatirimlarinda-oncelik-yerli-mali-olacak/913783/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kamu-ozel-isbirligi-yatirimlarinda-oncelik-yerli-mali-olacak/913783/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 11:01:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / İdareler, kamu yatırım projelerinin 2027-2029 dönemi planlama ve uygulama aşamalarını, kadınların toplum içinde güçlenmelerine katkı sağlayacak şekilde hazırlayacak ve uygulayacak - Kamu yatırım projelerinin hazırlık ve uygulama aşamalarında, iş sağlığı ve güvenliği konusu özellikle dikkate alınacak]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : ARİFE YILDIZ ÜNAL - Kamu-özel işbirliği (KÖİ) yöntemiyle yürütülen projeler ile bu modelle uygulanan kamu yatırımlarında, yerli malı kullanılmasına öncelik verilecek.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlama Rehberi'nden yaptığı derlemeye göre, kamu yatırımlarının, finansman modeli ne olursa olsun, stratejik dokümanlarda belirlenen hedeflerle uyumlu olması ve sadece ekonomik olarak yapılabilir projelerin teklif edilmesi gerekiyor.Bu doğrultuda, KÖİ modeli, harcama etkinliğinin kamu kaynaklarının kullanımından daha yüksek olduğu durumlarda kullanılacak.KÖİ yöntemiyle yapılmasını teminen Cumhurbaşkanlığı yetkisi için teklif edilen projeler için teknik, finansal, ekonomik, sosyal ve hukuki açılardan yapılabilirliğini, öngörülen katkı payı, doğrudan ödeme ve garantiler de dahil olmak üzere, risk analizlerini ve harcama getirisi analizini içeren ön yapılabilirlik etüdünün hazırlanacak. İlgili mevzuatın gerektirmesi durumunda, ÇED Olumlu Belgesi veya ÇED gerekli değildir kararı alındıktan sonra projeler teklif edilecek. Böylece, KÖİ modeli ile uygulananlar dahil olmak üzere, kamu yatırımlarında yerli malı kullanılmasına öncelik verilecek.Yeni projeler engellilerin erişilebilirliğine uygun olacakİdareler, kamu yatırım projelerinin 2027-2029 dönemi planlama ve uygulama aşamalarını, kadınların toplum içinde güçlenmelerine katkı sağlayacak şekilde hazırlayacak ve uygulayacak.Söz konusu dönemde, Engelliler Kanununun ilgili maddeleri gereğince, fiziksel çevre koşullarının engellilere uygun hale getirilmesi kapsamında, yeni projelerin engellilerin erişilebilirliğine uygun olması, mevcut projelerin de engellilerin erişilebilirliğine uygun hale dönüştürülmesi göz önünde bulundurulacak ve projelerde bu konudaki standartlara uyulacak.Kamu yatırım projelerinin hazırlık ve uygulama aşamalarında, iş sağlığı ve güvenliği konusu özellikle dikkate alınacak.Finansal kiralama yöntemiyle yapılan yatırımlarda, finans tipi kiralamalara kamu yatırım programında yer verilecek. Finans tipi (satış tipi) kiralamaya konu olan yatırım malının toplam değeri, kiralamanın başlayacağı ilk yılın kamu yatırım programında yıl ödeneği olarak belirtilecek. Ancak, söz konusu kiralamaya ilişkin olarak daha sonraki yıllarda herhangi bir ödenek gösterilmeyecek. Finansal kiralamada, kuruluşun yatırım bütçesinden kiralamanın başladığı yıl herhangi bir nakdi harcama yapılmamakla birlikte, bu gösterimden amaç o değerde bir yatırım malının kuruluşun sabit sermaye stokuna katıldığının görülebilmesi olacak. Faaliyet tipi finansal kiralama yatırımlarına, kamu yatırım programlarında yer verilmeyecek.Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar tekliflerini programa uygun yapacakÖzelleştirme kapsamındaki kuruluşlar, 2027-2029 dönemi yatırım tekliflerini, özellikle yeni başlayacak projeleri ve yeni yapılacak ihaleleri dikkate alarak, özelleştirme programına uygun olarak yapacak. Söz konusu teklifler, özelleştirme programına uygunluk açısından yapılacak değerlendirmeyle beraber, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletilecek.Yatırımları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen kuruluşlar, yatırım tekliflerini adı geçen Bakanlık görüşünü alarak, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletecek. Kuruluşların TOKİ'ye ya da özel yüklenicilere arsa veya diğer gayrimenkulleri karşılığında yaptırarak edinecekleri bina ve tesisleri projelendirilerek, kamu yatırım programına teklif edilecek. Arsa karşılığı yaptırmak üzere teklif edilen projelerin, proje tutarı ve diğer parametreleriyle (harcama ve ödenekleri hariç) birlikte, toplama dahil olmayacak şekilde kamu yatırım programında yer alacak.Bölge Kalkınma İdareleri, eylem planı kapsamındaki yatırımlara ilişkin tekliflerini ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde hazırlayacak, önceliklendirecek ve ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına da gönderecek.Valilikler, kamu kuruluşlarının yatırım projeleri ile ilgili tekliflerini, bunlar hakkında il koordinasyon kurullarında oluşan valilik görüşleriyle doğrudan ilgili yatırımcı kuruluşa iletecek.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : ARİFE YILDIZ ÜNAL - Kamu-özel işbirliği (KÖİ) yöntemiyle yürütülen projeler ile bu modelle uygulanan kamu yatırımlarında, yerli malı kullanılmasına öncelik verilecek.AA muhabirinin, 2027-2029 dönemi Kamu Yatırım Programı Hazırlama Rehberi'nden yaptığı derlemeye göre, kamu yatırımlarının, finansman modeli ne olursa olsun, stratejik dokümanlarda belirlenen hedeflerle uyumlu olması ve sadece ekonomik olarak yapılabilir projelerin teklif edilmesi gerekiyor.Bu doğrultuda, KÖİ modeli, harcama etkinliğinin kamu kaynaklarının kullanımından daha yüksek olduğu durumlarda kullanılacak.KÖİ yöntemiyle yapılmasını teminen Cumhurbaşkanlığı yetkisi için teklif edilen projeler için teknik, finansal, ekonomik, sosyal ve hukuki açılardan yapılabilirliğini, öngörülen katkı payı, doğrudan ödeme ve garantiler de dahil olmak üzere, risk analizlerini ve harcama getirisi analizini içeren ön yapılabilirlik etüdünün hazırlanacak. İlgili mevzuatın gerektirmesi durumunda, ÇED Olumlu Belgesi veya ÇED gerekli değildir kararı alındıktan sonra projeler teklif edilecek. Böylece, KÖİ modeli ile uygulananlar dahil olmak üzere, kamu yatırımlarında yerli malı kullanılmasına öncelik verilecek.Yeni projeler engellilerin erişilebilirliğine uygun olacakİdareler, kamu yatırım projelerinin 2027-2029 dönemi planlama ve uygulama aşamalarını, kadınların toplum içinde güçlenmelerine katkı sağlayacak şekilde hazırlayacak ve uygulayacak.Söz konusu dönemde, Engelliler Kanununun ilgili maddeleri gereğince, fiziksel çevre koşullarının engellilere uygun hale getirilmesi kapsamında, yeni projelerin engellilerin erişilebilirliğine uygun olması, mevcut projelerin de engellilerin erişilebilirliğine uygun hale dönüştürülmesi göz önünde bulundurulacak ve projelerde bu konudaki standartlara uyulacak.Kamu yatırım projelerinin hazırlık ve uygulama aşamalarında, iş sağlığı ve güvenliği konusu özellikle dikkate alınacak.Finansal kiralama yöntemiyle yapılan yatırımlarda, finans tipi kiralamalara kamu yatırım programında yer verilecek. Finans tipi (satış tipi) kiralamaya konu olan yatırım malının toplam değeri, kiralamanın başlayacağı ilk yılın kamu yatırım programında yıl ödeneği olarak belirtilecek. Ancak, söz konusu kiralamaya ilişkin olarak daha sonraki yıllarda herhangi bir ödenek gösterilmeyecek. Finansal kiralamada, kuruluşun yatırım bütçesinden kiralamanın başladığı yıl herhangi bir nakdi harcama yapılmamakla birlikte, bu gösterimden amaç o değerde bir yatırım malının kuruluşun sabit sermaye stokuna katıldığının görülebilmesi olacak. Faaliyet tipi finansal kiralama yatırımlarına, kamu yatırım programlarında yer verilmeyecek.Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar tekliflerini programa uygun yapacakÖzelleştirme kapsamındaki kuruluşlar, 2027-2029 dönemi yatırım tekliflerini, özellikle yeni başlayacak projeleri ve yeni yapılacak ihaleleri dikkate alarak, özelleştirme programına uygun olarak yapacak. Söz konusu teklifler, özelleştirme programına uygunluk açısından yapılacak değerlendirmeyle beraber, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletilecek.Yatırımları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen kuruluşlar, yatırım tekliflerini adı geçen Bakanlık görüşünü alarak, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletecek. Kuruluşların TOKİ'ye ya da özel yüklenicilere arsa veya diğer gayrimenkulleri karşılığında yaptırarak edinecekleri bina ve tesisleri projelendirilerek, kamu yatırım programına teklif edilecek. Arsa karşılığı yaptırmak üzere teklif edilen projelerin, proje tutarı ve diğer parametreleriyle (harcama ve ödenekleri hariç) birlikte, toplama dahil olmayacak şekilde kamu yatırım programında yer alacak.Bölge Kalkınma İdareleri, eylem planı kapsamındaki yatırımlara ilişkin tekliflerini ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde hazırlayacak, önceliklendirecek ve ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına da gönderecek.Valilikler, kamu kuruluşlarının yatırım projeleri ile ilgili tekliflerini, bunlar hakkında il koordinasyon kurullarında oluşan valilik görüşleriyle doğrudan ilgili yatırımcı kuruluşa iletecek.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Eskişehir'de ADEM kursiyerlerine aile eğitimi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/eskisehir-de-adem-kursiyerlerine-aile-egitimi/913780/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/eskisehir-de-adem-kursiyerlerine-aile-egitimi/913780/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:56:08 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Eskişehir / Eskişehir'de Aile Destek Merkezi (ADEM) kursiyerlerine yönelik Aile Eğitim Programı kapsamında eğitim düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Eskişehir Haberleri : Eskişehir'de Aile Destek Merkezi (ADEM) kursiyerlerine yönelik Aile Eğitim Programı kapsamında eğitim düzenlendi.Eskişehir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Ertuğrulgazi ADEM'de gerçekleştirilen eğitimlerde kursiyerlere Aile İçi İletişim, Evlilik ve Aile Hayatı ile Aile Bütçesi ve Kaynak Yönetimi konuları anlatıldı.Eğitimler, kursiyerlerin aktif katılımıyla interaktif şekilde gerçekleştirildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Eskişehir Haberleri : Eskişehir'de Aile Destek Merkezi (ADEM) kursiyerlerine yönelik Aile Eğitim Programı kapsamında eğitim düzenlendi.Eskişehir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Ertuğrulgazi ADEM'de gerçekleştirilen eğitimlerde kursiyerlere Aile İçi İletişim, Evlilik ve Aile Hayatı ile Aile Bütçesi ve Kaynak Yönetimi konuları anlatıldı.Eğitimler, kursiyerlerin aktif katılımıyla interaktif şekilde gerçekleştirildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/eskisehir-de-adem-kursiyerlerine-aile-egitimi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Avrupa borsaları karışık seyrediyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/avrupa-borsalari-karisik-seyrediyor/913779/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/avrupa-borsalari-karisik-seyrediyor/913779/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:53:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Avrupa borsaları, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) sıkı para politikasına devam edeceğine yönelik öngörüler ve Almanya'daki siyasi belirsizliklerin etkisiyle karışık seyrediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa borsaları, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) sıkı para politikasına devam edeceğine yönelik öngörüler ve Almanya'daki siyasi belirsizliklerin etkisiyle karışık seyrediyor.Küresel piyasalarda, teknoloji ve yapay zeka hisselerindeki yükselişler ile ABD ve İran arasında diplomatik çözüm sağlanabileceğine yönelik iyimserlikle risk iştahı arttı.Teknoloji ve yarı iletken şirketlerinin yeni ürünlerini piyasaya çıkarmaya devam etmesi bu ürünlere talebin süreceğine dair öngörüleri güçlendirdi. Bu gelişme söz konusu şirketlerin hisselerinin yükselmesini sağladı.Bu gelişmelerle Avrupa piyasaları, ECB'nin sıkı para politikasına devam edeceğine yönelik öngörüler ve Almanya'daki siyasi belirsizliklerin etkisiyle karışık seyrediyor.Avrupa piyasalarında saat 10.30 itibarıyla Stoxx Europe 600 gösterge endeksi yüzde 0,1 artışla 642 puanda, İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,1 yükselişle 10.750 puanda seyrediyor.Almanya'da DAX 40 endeksi önceki kapanışın yüzde 0,1 altında 25.560 puanda, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,3 azalışla 52.225 puanda, Fransa'da CAC 40 endeksi yatay seyirle 8.141 puanda ve İspanya'da IBEX 35 endeksi yatay seyirle 19.732 puanda bulunuyor.Analistler, bugün Avro Bölgesi'nde tüketici güven endeksi ve ABD'de Richmond Fed imalat sanayi endeksinin takip edileceğini belirtti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa borsaları, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) sıkı para politikasına devam edeceğine yönelik öngörüler ve Almanya'daki siyasi belirsizliklerin etkisiyle karışık seyrediyor.Küresel piyasalarda, teknoloji ve yapay zeka hisselerindeki yükselişler ile ABD ve İran arasında diplomatik çözüm sağlanabileceğine yönelik iyimserlikle risk iştahı arttı.Teknoloji ve yarı iletken şirketlerinin yeni ürünlerini piyasaya çıkarmaya devam etmesi bu ürünlere talebin süreceğine dair öngörüleri güçlendirdi. Bu gelişme söz konusu şirketlerin hisselerinin yükselmesini sağladı.Bu gelişmelerle Avrupa piyasaları, ECB'nin sıkı para politikasına devam edeceğine yönelik öngörüler ve Almanya'daki siyasi belirsizliklerin etkisiyle karışık seyrediyor.Avrupa piyasalarında saat 10.30 itibarıyla Stoxx Europe 600 gösterge endeksi yüzde 0,1 artışla 642 puanda, İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,1 yükselişle 10.750 puanda seyrediyor.Almanya'da DAX 40 endeksi önceki kapanışın yüzde 0,1 altında 25.560 puanda, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,3 azalışla 52.225 puanda, Fransa'da CAC 40 endeksi yatay seyirle 8.141 puanda ve İspanya'da IBEX 35 endeksi yatay seyirle 19.732 puanda bulunuyor.Analistler, bugün Avro Bölgesi'nde tüketici güven endeksi ve ABD'de Richmond Fed imalat sanayi endeksinin takip edileceğini belirtti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İstanbul merkezli 15 ildeki AcnTürk Sigorta operasyonunda 23 şüpheli yakalandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/istanbul-merkezli-15-ildeki-acnturk-sigorta-operasyonunda-23-supheli-yakalandi/913778/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/istanbul-merkezli-15-ildeki-acnturk-sigorta-operasyonunda-23-supheli-yakalandi/913778/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:53:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul merkezli 15 ilde, AcnTürk Sigorta'nın kuruluş aşamasında, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) yanıltıldığı ve zimmete para geçirildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda 23 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : İstanbul merkezli 15 ilde, AcnTürk Sigorta'nın kuruluş aşamasında, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) yanıltıldığı ve zimmete para geçirildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda 23 şüpheli gözaltına alındı.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesince yapılan araştırmalarda, AcnTürk Sigorta AŞ isimli firmanın kuruluş aşamasında 14 milyon lira olan gerçek sermayesinin 94 milyon lira olarak gösterildiği, SEDDK'nın yanıltılarak ruhsat alındığı, toplamda 130 milyon liranın örgütlü olarak zimmete geçirildiği tespit edildi.Başlatılan soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı verilen 24 şüphelinin yakalanması için İstanbul, Adana, Aksaray, Ankara, Antalya, Batman, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mardin, Muğla ve Manisa'da belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonlarda 23 şüpheli gözaltına alındı, 1'inin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : İstanbul merkezli 15 ilde, AcnTürk Sigorta'nın kuruluş aşamasında, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) yanıltıldığı ve zimmete para geçirildiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda 23 şüpheli gözaltına alındı.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesince yapılan araştırmalarda, AcnTürk Sigorta AŞ isimli firmanın kuruluş aşamasında 14 milyon lira olan gerçek sermayesinin 94 milyon lira olarak gösterildiği, SEDDK'nın yanıltılarak ruhsat alındığı, toplamda 130 milyon liranın örgütlü olarak zimmete geçirildiği tespit edildi.Başlatılan soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı verilen 24 şüphelinin yakalanması için İstanbul, Adana, Aksaray, Ankara, Antalya, Batman, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mardin, Muğla ve Manisa'da belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonlarda 23 şüpheli gözaltına alındı, 1'inin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/istanbul-merkezli-15-ildeki-acnturk-sigorta-operasyonunda-23-supheli-yakalandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Pasifik Okyanusu'nda etkili Polo Kasırgası'nın şiddeti dördüncü kategoriye yükseldi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/pasifik-okyanusu-nda-etkili-polo-kasirgasi-nin-siddeti-dorduncu-kategoriye-yukseldi/913777/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/pasifik-okyanusu-nda-etkili-polo-kasirgasi-nin-siddeti-dorduncu-kategoriye-yukseldi/913777/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:53:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarında etkili olan Polo Kasırgası'nın şiddetinin dördüncü kategori seviyesine ulaştığı bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarında etkili olan Polo Kasırgası'nın şiddetinin dördüncü kategori seviyesine ulaştığı bildirildi.ABD Ulusal Kasırga Merkezi, Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarında etkili olan Polo Kasırgası'na ilişkin açıklama yaptı.Açıklamada, kasırganın şiddetinin dördüncü kategoriye yükseldiği, bugün veya yarın kasırganın daha da şiddetlenerek en yüksek seviye olan beşinci kategoriye ulaşabileceği aktarıldı.Hava tahminlerinde, Meksika'nın güneybatısındaki Guerrero ve Michoacan eyaletlerinin kıyı bölgelerinde perşembeye kadar şiddetli yağışların görüleceği, bölgede sel ile heyelan riski bulunduğu belirtildi.Kasırganın karaya vurmasının beklenmediği kaydedildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarında etkili olan Polo Kasırgası'nın şiddetinin dördüncü kategori seviyesine ulaştığı bildirildi.ABD Ulusal Kasırga Merkezi, Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarında etkili olan Polo Kasırgası'na ilişkin açıklama yaptı.Açıklamada, kasırganın şiddetinin dördüncü kategoriye yükseldiği, bugün veya yarın kasırganın daha da şiddetlenerek en yüksek seviye olan beşinci kategoriye ulaşabileceği aktarıldı.Hava tahminlerinde, Meksika'nın güneybatısındaki Guerrero ve Michoacan eyaletlerinin kıyı bölgelerinde perşembeye kadar şiddetli yağışların görüleceği, bölgede sel ile heyelan riski bulunduğu belirtildi.Kasırganın karaya vurmasının beklenmediği kaydedildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Ayşegül Yaşar cinayeti soruşturmasında gözaltına alınan 3 zanlıdan 1'i tutuklandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/aysegul-yasar-cinayeti-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-3-zanlidan-1-i-tutuklandi/913775/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/aysegul-yasar-cinayeti-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-3-zanlidan-1-i-tutuklandi/913775/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:48:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Osmaniye / Osmaniye'de kayıp olarak aranırken Kahramanmaraş'ta cesedi bulunan Ayşegül Yaşar'ı öldürdüğü iddia edilen zanlı tutuklandı, şüphelinin anne ve babası ise konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Osmaniye Haberleri : Osmaniye'de kayıp olarak aranırken Kahramanmaraş'ta cesedi bulunan Ayşegül Yaşar'ı öldürdüğü iddia edilen zanlı tutuklandı, şüphelinin anne ve babası ise konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı.Düziçi ilçesindeki evinden 26 Ağustos'ta ayrıldıktan sonra haber alınamayan Yaşar'ın (54) cesedinin, Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesindeki ormanlık alanda bulunmasına ilişkin 19 Eylül'de polis ekiplerince gözaltına alınan katil zanlısı T.K. (34) ile annesi A.K. ve babası H.K'nin işlemleri tamamlandı.Sağlık kontrolünün ardından Düziçi Adliyesi'ne sevk edilen zanlılardan T.K. çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı, anne ve babası ise konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile salıverildi.Katil zanlısı cesedin yerini göstermiştiAyşegül Yaşar'ın kaybolmasına ilişkin Düziçi Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürüten polis ekipleri, şüpheli T.K. ile anne ve babasını Kahramanmaraş'ta gözaltına almıştı.T.K. emniyetteki ifadesinde, Osmaniye'nin Düziçi ilçesi çıkışında aracının içerisinde boğarak öldürdüğü Yaşar'ın altınlarını evinde sakladığını, kadının cesedini ise Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesi Geben mevkisindeki ormanlık alana gömdüğünü beyan etmişti. Bölgeye yönlendirilen ekipler, yaptıkları kazıda Yaşar'ın cansız bedenine ulaşmıştı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Osmaniye Haberleri : Osmaniye'de kayıp olarak aranırken Kahramanmaraş'ta cesedi bulunan Ayşegül Yaşar'ı öldürdüğü iddia edilen zanlı tutuklandı, şüphelinin anne ve babası ise konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı.Düziçi ilçesindeki evinden 26 Ağustos'ta ayrıldıktan sonra haber alınamayan Yaşar'ın (54) cesedinin, Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesindeki ormanlık alanda bulunmasına ilişkin 19 Eylül'de polis ekiplerince gözaltına alınan katil zanlısı T.K. (34) ile annesi A.K. ve babası H.K'nin işlemleri tamamlandı.Sağlık kontrolünün ardından Düziçi Adliyesi'ne sevk edilen zanlılardan T.K. çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı, anne ve babası ise konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile salıverildi.Katil zanlısı cesedin yerini göstermiştiAyşegül Yaşar'ın kaybolmasına ilişkin Düziçi Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürüten polis ekipleri, şüpheli T.K. ile anne ve babasını Kahramanmaraş'ta gözaltına almıştı.T.K. emniyetteki ifadesinde, Osmaniye'nin Düziçi ilçesi çıkışında aracının içerisinde boğarak öldürdüğü Yaşar'ın altınlarını evinde sakladığını, kadının cesedini ise Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesi Geben mevkisindeki ormanlık alana gömdüğünü beyan etmişti. Bölgeye yönlendirilen ekipler, yaptıkları kazıda Yaşar'ın cansız bedenine ulaşmıştı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/aysegul-yasar-cinayeti-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-3-zanlidan-1-i-tutuklandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Son Dakika Gelişmesi! Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: (Manisa'daki silahlı saldırı) Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlarımız olay yerine intikal ediyor, her türlü adli ve idari soruşturma başlatıldı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/son-dakika-gelismesi-cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-manisa-daki-silahli-saldiri-milli-egitim-ve-icisleri-bakanlarimiz-olay-yerine-intikal-ediyor-her-turlu-adli-ve-idari-sorusturma-baslatildi/913773/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/son-dakika-gelismesi-cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-manisa-daki-silahli-saldiri-milli-egitim-ve-icisleri-bakanlarimiz-olay-yerine-intikal-ediyor-her-turlu-adli-ve-idari-sorusturma-baslatildi/913773/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:48:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara Flaş Haber / Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: (Manisa'daki silahlı saldırı) Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlarımız olay yerine intikal ediyor, her türlü adli ve idari soruşturma başlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Son Dakika Flaş Haber : Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: (Manisa&#039;daki silahlı saldırı) Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlarımız olay yerine intikal ediyor, her türlü adli ve idari soruşturma başlatıldı.Bu flaş haber gelişmesidir! Haber güncellendikçe içerik eklenecektir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Son Dakika Flaş Haber : Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: (Manisa&#039;daki silahlı saldırı) Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlarımız olay yerine intikal ediyor, her türlü adli ve idari soruşturma başlatıldı.Bu flaş haber gelişmesidir! Haber güncellendikçe içerik eklenecektir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/son-dakika-gelismesi-cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-manisa-daki-silahli-saldiri-milli-egitim-ve-icisleri-bakanlarimiz-olay-yerine-intikal-ediyor-her-turlu-adli-ve-idari-sorusturma-baslatildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji alanında anlaşma imzalandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/turkiye-ile-abd-arasinda-nukleer-enerji-alaninda-anlasma-imzalandi/913772/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/turkiye-ile-abd-arasinda-nukleer-enerji-alaninda-anlasma-imzalandi/913772/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:43:14 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar: - Şahitlik ettiğimiz bu anlaşma sayesinde yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkemiz için teknik, ekonomik ve mevzuat boyutlarındaki uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji alanında işbirliği anlaşması yapıldı.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, yeni nükleer santral projelerinin geliştirilmesinden sorumlu Türkiye Nükleer Enerji Anonim Şirketi (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ortak bir proje geliştirecek.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 81. Genel Kuruluna katılmak üzere bulunduğu New York'ta, Türkiye ile ABD arasında nükleer alanında yeni bir işbirliğinin temeli atıldı. TÜNAŞ ve USTDA arasında proje bazlı anlaşma imzalandı. Türkevi'nde gerçekleştirilen imza törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar refakat ederken TÜNAŞ Genel Müdürü Necati Yamaç ve USTDA Direktör Yardımcısı Thomas Hardy imzaları attı.Anlaşma ile 4 ABD'li şirketin küçük modüler reaktör (SMR) tasarımları ve ABD'li şirketlerin 5 farklı 4'üncü nesil reaktör tasarımları, teknik, ekonomik, mevzuat ve lisanslama açılarından değerlendirilecek.Yapılacak teknik çalışmada söz konusu reaktörlerin tasarımsal özellikleri, maliyetler, lisanslama durumu, tedarik zinciri ve SWOT analizi, finansman kaynakları ve finans modelleri incelenecek. Yetkilendirme, acil durum, tasarım güvenliği, saha seçimi ve yasal çerçeve noktasında da değerlendirmeler yapılacak.Tüm bu analizlerin ardından teknik raporlar hazırlanacak. Yaklaşık 2 milyon dolar bütçeli anlaşma kapsamında en az bir yıl sürecek teknik çalışmayı USTDA karşılayacak.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşımında, ABD temasları kapsamında TÜNAŞ ile USTDA arasında SMR ve 4. nesil reaktörlere yönelik Hibe Anlaşması İmza Töreni'ne katıldıklarını belirterek, şunları kaydetti:Şahitlik ettiğimiz bu anlaşma sayesinde yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkemiz için teknik, ekonomik ve mevzuat boyutlarındaki uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. 2053 Net Sıfır Emisyon ve enerjide tam bağımsızlık hedeflerimiz doğrultusunda, enerji sepetimizi çeşitlendirmekte kararlıyız. Büyük ölçekli nükleer santrallerimizin yanı sıra ülkemizin ihtiyaçlarına en uygun alternatifleri titizlikle çalışarak güçlü ve modern bir enerji altyapısı inşa etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.Bayraktar, geçen yıl 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı'nı imzalamıştı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji alanında işbirliği anlaşması yapıldı.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, yeni nükleer santral projelerinin geliştirilmesinden sorumlu Türkiye Nükleer Enerji Anonim Şirketi (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) ortak bir proje geliştirecek.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 81. Genel Kuruluna katılmak üzere bulunduğu New York'ta, Türkiye ile ABD arasında nükleer alanında yeni bir işbirliğinin temeli atıldı. TÜNAŞ ve USTDA arasında proje bazlı anlaşma imzalandı. Türkevi'nde gerçekleştirilen imza törenine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar refakat ederken TÜNAŞ Genel Müdürü Necati Yamaç ve USTDA Direktör Yardımcısı Thomas Hardy imzaları attı.Anlaşma ile 4 ABD'li şirketin küçük modüler reaktör (SMR) tasarımları ve ABD'li şirketlerin 5 farklı 4'üncü nesil reaktör tasarımları, teknik, ekonomik, mevzuat ve lisanslama açılarından değerlendirilecek.Yapılacak teknik çalışmada söz konusu reaktörlerin tasarımsal özellikleri, maliyetler, lisanslama durumu, tedarik zinciri ve SWOT analizi, finansman kaynakları ve finans modelleri incelenecek. Yetkilendirme, acil durum, tasarım güvenliği, saha seçimi ve yasal çerçeve noktasında da değerlendirmeler yapılacak.Tüm bu analizlerin ardından teknik raporlar hazırlanacak. Yaklaşık 2 milyon dolar bütçeli anlaşma kapsamında en az bir yıl sürecek teknik çalışmayı USTDA karşılayacak.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşımında, ABD temasları kapsamında TÜNAŞ ile USTDA arasında SMR ve 4. nesil reaktörlere yönelik Hibe Anlaşması İmza Töreni'ne katıldıklarını belirterek, şunları kaydetti:Şahitlik ettiğimiz bu anlaşma sayesinde yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkemiz için teknik, ekonomik ve mevzuat boyutlarındaki uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. 2053 Net Sıfır Emisyon ve enerjide tam bağımsızlık hedeflerimiz doğrultusunda, enerji sepetimizi çeşitlendirmekte kararlıyız. Büyük ölçekli nükleer santrallerimizin yanı sıra ülkemizin ihtiyaçlarına en uygun alternatifleri titizlikle çalışarak güçlü ve modern bir enerji altyapısı inşa etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.Bayraktar, geçen yıl 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı'nı imzalamıştı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/turkiye-ile-abd-arasinda-nukleer-enerji-alaninda-anlasma-imzalandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>AB ile Filipinler serbest ticarette uzlaştı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/ab-ile-filipinler-serbest-ticarette-uzlasti/913771/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/ab-ile-filipinler-serbest-ticarette-uzlasti/913771/</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 10:43:14 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Avrupa Birliği (AB) ile Filipinler, serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde uzlaşmaya vardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa Birliği (AB) ile Filipinler, serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde uzlaşmaya vardı.AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından paylaşımda bulundu.Filipinler ile serbest ticaret anlaşması üzerinde uzlaştıklarını belirten von der Leyen, bunun 2023’te Manila'ya düzenlediği ve serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılmasının kararlaştırıldığı ziyaretten 3 yıl sonra gerçekleştiğini bildirdi.Von der Leyen, müzakerelerde AB heyetine liderlik eden AB Komisyonunun Ticaretten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic'e teşekkür etti.AB Komisyonundan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada da anlaşmanın işletmelere yeni fırsatlar sunması, yatırımları ve istihdamı artırmasının beklendiği ifade edildi.Anlaşmanın sürdürülebilir kalkınma ile temiz ve dijital dönüşüm alanlarındaki ortak öncelikleri destekleyeceği belirtilen açıklamada, mevcut jeopolitik ve jeoekonomik koşullarda açık, adil ve öngörülebilir ticaretin güvence altına alınması için benzer görüşteki ortaklarla çalışmanın önemine dikkat çekildi.Açıklamada, von der Leyen’in serbest ticaret anlaşmasını imzalamak üzere 2027’de Filipinler’i ziyaret etmeyi planladığı kaydedildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Avrupa Birliği (AB) ile Filipinler, serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde uzlaşmaya vardı.AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından paylaşımda bulundu.Filipinler ile serbest ticaret anlaşması üzerinde uzlaştıklarını belirten von der Leyen, bunun 2023’te Manila'ya düzenlediği ve serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılmasının kararlaştırıldığı ziyaretten 3 yıl sonra gerçekleştiğini bildirdi.Von der Leyen, müzakerelerde AB heyetine liderlik eden AB Komisyonunun Ticaretten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic'e teşekkür etti.AB Komisyonundan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada da anlaşmanın işletmelere yeni fırsatlar sunması, yatırımları ve istihdamı artırmasının beklendiği ifade edildi.Anlaşmanın sürdürülebilir kalkınma ile temiz ve dijital dönüşüm alanlarındaki ortak öncelikleri destekleyeceği belirtilen açıklamada, mevcut jeopolitik ve jeoekonomik koşullarda açık, adil ve öngörülebilir ticaretin güvence altına alınması için benzer görüşteki ortaklarla çalışmanın önemine dikkat çekildi.Açıklamada, von der Leyen’in serbest ticaret anlaşmasını imzalamak üzere 2027’de Filipinler’i ziyaret etmeyi planladığı kaydedildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/09/ab-ile-filipinler-serbest-ticarette-uzlasti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
