<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yandex="http://news.yandex.ru" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
  <channel>
    <title>Son Dakika Haber ve En Son Güncel Haberler - Canlı Gaste</title>
    <description>Canlı Gaste - Güncel RSS Feed</description>
    <link>https://www.canligaste.com/</link>
    <language>tr</language>
    <atom:link rel="self" href="https://www.canligaste.com/news-yandex/yandex-news.xml" type="application/rss+xml"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title>Kuşadası'na 2 kruvaziyerle 8 bin 200 turist geldi</title>
      <link>https://www.canligaste.com/kusadasi-na-2-kruvaziyerle-8-bin-200-turist-geldi/896376/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/kusadasi-na-2-kruvaziyerle-8-bin-200-turist-geldi/896376/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:33:14 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Aydın'ın Kuşadası ilçesine yanaşan 2 kruvaziyerle 8 bin 200 turist geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : Aydın'ın Kuşadası ilçesine yanaşan 2 kruvaziyerle 8 bin 200 turist geldi.Ege Port Limanı'na Bahama bayraklı Sun Princess ve Malta bayraklı Celebrity Ascent isimli kruvaziyerler yanaştı.Gemilerden çoğunluğu ABD vatandaşı olan 8 bin 200 turist indi.Turistlerden bazıları ilçe merkezinde alışveriş yaptı, bazıları ise turlarla İzmir'in Selçuk ilçesindeki Efes Antik Kenti ile Meryem Ana Evi'ni ziyaret için bölgeye geçti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : Aydın'ın Kuşadası ilçesine yanaşan 2 kruvaziyerle 8 bin 200 turist geldi.Ege Port Limanı'na Bahama bayraklı Sun Princess ve Malta bayraklı Celebrity Ascent isimli kruvaziyerler yanaştı.Gemilerden çoğunluğu ABD vatandaşı olan 8 bin 200 turist indi.Turistlerden bazıları ilçe merkezinde alışveriş yaptı, bazıları ise turlarla İzmir'in Selçuk ilçesindeki Efes Antik Kenti ile Meryem Ana Evi'ni ziyaret için bölgeye geçti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, İdlib'deki İsrail saldırısının gerekçesiz olduğunu belirtti</title>
      <link>https://www.canligaste.com/suriye-disisleri-bakani-seybani-idlib-deki-israil-saldirisinin-gerekcesiz-oldugunu-belirtti/896373/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/suriye-disisleri-bakani-seybani-idlib-deki-israil-saldirisinin-gerekcesiz-oldugunu-belirtti/896373/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:30:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam yönetiminin Türkiye ile işbirliği yaparak Suriye'deki hava üssünde askeri varlık oluşturmadığını Tel Aviv'e açıkça belirtmesine rağmen İsrail'in buraya saldırdığını ve saldırının gerekçesiz olduğunu belirtti.Bakan Şeybani, Axios'a yazılı mülakat verdi.İsrail'in saldırdığı hava üssü konusunda Şeybani, Orada bir Türk üssü kurma ya da kalıcı bir Türk varlığı oluşturma ya da Türk kuvvetlerini oraya konuşlandırma niyetimiz yoktu. ifadesini kullandı.İsrail'in bombalama için meşru bir gerekçesi olmadığının altını çizen Şeybani, şöyle devam etti:Üste, böyle bir eylemi haklı çıkaracak türden bir Türk askeri yığınağı mevcut değildi. Aslında üs büyük miktarda boştu. Henüz rehabilite edilmemişti ve faaliyette değildi. Bu nedenle, saldırıyı üsteki Türk askeri varlığıyla ilişkilendirmek, o sırada sahadaki durumla uyuşmamaktadır.Saldırıdan önceki günlerde Suriye ve İsrail yönetimlerinin temas halinde olduğunu ve üste inşa çalışmalarının sürdüğünü aktaran Şeybani, Onlara üssün Suriye'nin olduğunu ve Suriye'nin egemenliği ve kontrolü altında olduğunu, orada kalıcı bir Türk varlığı olmadığını açıkça belirttik. ifadesine yer verdi.Suriye&#039;nin Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve müttefiklik kurabileceği mesajıŞeybani, Suriye'nin egemen bir devlet olduğunu ve Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve müttefiklik ilişkisi kurabileceğini vurguladı.Türkiye ile eğitim ve tecrübe paylaşımı alanlarında askeri işbirliğinin sürdüğünü belirten Şeybani, Suriye şu anda askeri ve sivil kurumlarını yeniden inşa etmek ve bu kurumların kapasitelerini geliştirmek için çaba gösteriyor. Bu nedenle, yalnızca Türkiye ile değil, bir dizi ülkeyle de işbirliği ve eğitim programlarından yararlanıyor. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile de benzer işbirlikleri gerçekleştirildi ve halen devam ediyor. ifadelerini kullandı.Suriye ve ABD temas halindeŞeybani, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile de saldırıdan önce ve sonra sürekli temas halinde olduklarına değinerek, temaslarda başlıca hedeflerinin, tutumlarını ve endişelerini aktarmak ve gerginliğin tırmanmasını önlemek için çaba göstermek olduğunun altını çizdi.Saldırıdan sonra da sadece ABD ile değil diğer birçok ülkeyle de protesto amacıyla iletişime geçtiklerine işaret eden Şeybani, hedeflerinin saldırının etkilerini sınırlandırmak ve bunun tekrarını önlemek olduğunu vurguladı.Şeybani, Suriye'nin tutumunu netleştirmek ve Suriye'nin egemenliğine saygı gösterilmesi, topraklarının hesaplaşmalar için bir arena haline getirilmemesi ya da bölgesel çatışmanın genişletilmemesi gerektiğini vurgulamak istedik. Gerilimin azaltılmasını istiyoruz çünkü bölgedeki askeri gerginliğin devam etmesi hiçbir tarafa fayda sağlamaz. Suriye'nin ve daha geniş bölgenin ihtiyaç duyduğu istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaz. değerlendirmesinde bulundu.Suriye-İsrail ilişkileriSuriye'nin hala İsrail ile gerilimi azaltmanın yollarına baktığına işaret eden Şeybani, şunları kaydetti:Ancak gerginliğin azaltılması sadece bir tarafın sorumluluğunda değildir. İsrail'in de aynı zamanda Suriye'ye karşı politikasını yeniden değerlendirmesi, devam eden askeri operasyonlar ve saldırıların uzun vadeli güvenlik sağlamayacağını aksine istikrarsızlığı artıracağını anlaması gerekmektedir. Prensipte Suriye, müzakerelere kapılarını kapatmamaktadır. Aksine, istikrara giden en sürdürülebilir yolun siyasi ve güvenlik çözümleri olduğunu düşünüyoruz.İsrail ile ABD arabuluculuğunda süren müzakerelerde bir güvenlik anlaşması yapmaya çalıştıklarına işaret eden Şeybani, İyi bir ilerleme kaydettik ve güvenlik anlaşması için kağıt üzerinde anlaşılan bir formülasyona ulaştık. Ancak İsrail daha sonra taahhütlerinden geri adım attı ve üzerinde anlaşmaya varılan formül sahada uygulanmadı. ifadelerine yer verdi.Şeybani, bu müzakerelerde İsrail'in güvenlik endişelerinin de göz önüne alındığını belirterek, Ancak güvenlik tek taraflı olmaz, biz nasıl İsrail'in güvenlik endişelerini göz önüne alıyorsak, İsrail de Suriye'nin güvenlik endişelerini göz önüne almalıdır. İsrail, Suriye toprakları içindeki yayılmacı politikası ve askeri operasyonlarına ilişkin endişelerimizi ciddiye almalıdır. mesajını verdi.Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, müzakerelerin sürmesi ve ortak bir anlayışa varılması için gerçek bir siyasi irade olduğunun altını çizdi.Ne olmuştu?İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib ilinin doğusunda bulunan terk edilmiş durumdaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.Saldırıda can kaybı ya da yaralanma olup olmadığına ilişkin bilgi paylaşılmamıştı.Suriyeli yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirterek, saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumdaki bir yapının hedef alındığını kaydetmişti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam yönetiminin Türkiye ile işbirliği yaparak Suriye'deki hava üssünde askeri varlık oluşturmadığını Tel Aviv'e açıkça belirtmesine rağmen İsrail'in buraya saldırdığını ve saldırının gerekçesiz olduğunu belirtti.Bakan Şeybani, Axios'a yazılı mülakat verdi.İsrail'in saldırdığı hava üssü konusunda Şeybani, Orada bir Türk üssü kurma ya da kalıcı bir Türk varlığı oluşturma ya da Türk kuvvetlerini oraya konuşlandırma niyetimiz yoktu. ifadesini kullandı.İsrail'in bombalama için meşru bir gerekçesi olmadığının altını çizen Şeybani, şöyle devam etti:Üste, böyle bir eylemi haklı çıkaracak türden bir Türk askeri yığınağı mevcut değildi. Aslında üs büyük miktarda boştu. Henüz rehabilite edilmemişti ve faaliyette değildi. Bu nedenle, saldırıyı üsteki Türk askeri varlığıyla ilişkilendirmek, o sırada sahadaki durumla uyuşmamaktadır.Saldırıdan önceki günlerde Suriye ve İsrail yönetimlerinin temas halinde olduğunu ve üste inşa çalışmalarının sürdüğünü aktaran Şeybani, Onlara üssün Suriye'nin olduğunu ve Suriye'nin egemenliği ve kontrolü altında olduğunu, orada kalıcı bir Türk varlığı olmadığını açıkça belirttik. ifadesine yer verdi.Suriye&#039;nin Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve müttefiklik kurabileceği mesajıŞeybani, Suriye'nin egemen bir devlet olduğunu ve Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve müttefiklik ilişkisi kurabileceğini vurguladı.Türkiye ile eğitim ve tecrübe paylaşımı alanlarında askeri işbirliğinin sürdüğünü belirten Şeybani, Suriye şu anda askeri ve sivil kurumlarını yeniden inşa etmek ve bu kurumların kapasitelerini geliştirmek için çaba gösteriyor. Bu nedenle, yalnızca Türkiye ile değil, bir dizi ülkeyle de işbirliği ve eğitim programlarından yararlanıyor. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile de benzer işbirlikleri gerçekleştirildi ve halen devam ediyor. ifadelerini kullandı.Suriye ve ABD temas halindeŞeybani, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile de saldırıdan önce ve sonra sürekli temas halinde olduklarına değinerek, temaslarda başlıca hedeflerinin, tutumlarını ve endişelerini aktarmak ve gerginliğin tırmanmasını önlemek için çaba göstermek olduğunun altını çizdi.Saldırıdan sonra da sadece ABD ile değil diğer birçok ülkeyle de protesto amacıyla iletişime geçtiklerine işaret eden Şeybani, hedeflerinin saldırının etkilerini sınırlandırmak ve bunun tekrarını önlemek olduğunu vurguladı.Şeybani, Suriye'nin tutumunu netleştirmek ve Suriye'nin egemenliğine saygı gösterilmesi, topraklarının hesaplaşmalar için bir arena haline getirilmemesi ya da bölgesel çatışmanın genişletilmemesi gerektiğini vurgulamak istedik. Gerilimin azaltılmasını istiyoruz çünkü bölgedeki askeri gerginliğin devam etmesi hiçbir tarafa fayda sağlamaz. Suriye'nin ve daha geniş bölgenin ihtiyaç duyduğu istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaz. değerlendirmesinde bulundu.Suriye-İsrail ilişkileriSuriye'nin hala İsrail ile gerilimi azaltmanın yollarına baktığına işaret eden Şeybani, şunları kaydetti:Ancak gerginliğin azaltılması sadece bir tarafın sorumluluğunda değildir. İsrail'in de aynı zamanda Suriye'ye karşı politikasını yeniden değerlendirmesi, devam eden askeri operasyonlar ve saldırıların uzun vadeli güvenlik sağlamayacağını aksine istikrarsızlığı artıracağını anlaması gerekmektedir. Prensipte Suriye, müzakerelere kapılarını kapatmamaktadır. Aksine, istikrara giden en sürdürülebilir yolun siyasi ve güvenlik çözümleri olduğunu düşünüyoruz.İsrail ile ABD arabuluculuğunda süren müzakerelerde bir güvenlik anlaşması yapmaya çalıştıklarına işaret eden Şeybani, İyi bir ilerleme kaydettik ve güvenlik anlaşması için kağıt üzerinde anlaşılan bir formülasyona ulaştık. Ancak İsrail daha sonra taahhütlerinden geri adım attı ve üzerinde anlaşmaya varılan formül sahada uygulanmadı. ifadelerine yer verdi.Şeybani, bu müzakerelerde İsrail'in güvenlik endişelerinin de göz önüne alındığını belirterek, Ancak güvenlik tek taraflı olmaz, biz nasıl İsrail'in güvenlik endişelerini göz önüne alıyorsak, İsrail de Suriye'nin güvenlik endişelerini göz önüne almalıdır. İsrail, Suriye toprakları içindeki yayılmacı politikası ve askeri operasyonlarına ilişkin endişelerimizi ciddiye almalıdır. mesajını verdi.Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, müzakerelerin sürmesi ve ortak bir anlayışa varılması için gerçek bir siyasi irade olduğunun altını çizdi.Ne olmuştu?İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib ilinin doğusunda bulunan terk edilmiş durumdaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.Saldırıda can kaybı ya da yaralanma olup olmadığına ilişkin bilgi paylaşılmamıştı.Suriyeli yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirterek, saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumdaki bir yapının hedef alındığını kaydetmişti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/suriye-disisleri-bakani-seybani-idlib-deki-israil-saldirisinin-gerekcesiz-oldugunu-belirtti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Mısır'daki Ras Muhammed Deniz Koruma Milli Parkı her gün binlerce dalışseveri ağırlıyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/misir-daki-ras-muhammed-deniz-koruma-milli-parki-her-gun-binlerce-dalisseveri-agirliyor/896372/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/misir-daki-ras-muhammed-deniz-koruma-milli-parki-her-gun-binlerce-dalisseveri-agirliyor/896372/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:27:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan: - Mısır, Ras Muhammed Milli Parkı'nda bu (koruma) tedbirleri titizlikle uyguluyor. Bu tedbirler oradaki canlıların ve rezervlerin daha sağlıklı olmasını, daha korunur olmasını sağlıyor - Soluduğumuz oksijenin yüzde 70'ini okyanus ve denizlere borçluyuz. Buradaki çeşitliliği korumak bu yönüyle de büyük önem taşıyor. Burayı korumak, yaşamı korumaktır]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : HALİL İBRAHİM MEDET - Mısır'ın Sina Yarımadası'nda yer alan Şarm el-Şeyh'e yaklaşık 12 kilometre uzaklıktaki dünyanın en büyük deniz koruma alanlarından biri olan Ras Muhammed Milli Parkı, her gün binlerce dalışsevere denizel yaşamın zengin çeşitliliğini gözlemleme fırsatı sunuyor. Sürekli izlenen bir koruma alanı olan Ras Muhammed Milli Parkı'nın doğallığının korunması için tekneler çapa atmıyor ve dalgıçlar denizel yaşamdaki çeşitliliğin korunması adına azami gayret sarf ediyor.Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, AA muhabirine, dalış için gittiği Ras Muhammed Milli Parkı'ndaki denizel çeşitliliğin korunması için uygulanan tedbirleri anlattı.Ceylan, denizde bir bölge koruma alanı ilan edildikten sonra orada endüstriyel balıkçılık yapılmadığını ve teknelerin çapa atamadığını belirterek Mısır, Ras Muhammed Milli Parkı'nda bu tedbirleri titizlikle uyguluyor. Bu tedbirler oradaki canlıların ve rezervlerin daha sağlıklı olmasını, daha korunur olmasını sağlıyor. dedi.Deniz koruma alanı ilan edilen yerlerdeki denizel çeşitliliğin turistleri dalış yapmaya teşvik ettiğini kaydeden Ceylan, Ras Muhammed Milli Parkı'ndaki zengin çeşitliliği görmek için her gün binlerce kişinin dalış yaptığını söyledi.Ceylan, dalış rehberlerinin gruplara rehberlik etmenin yanı sıra su altını sürekli izleyerek mercanların zarar görmesini önlediğine ve biyoçeşitliliğin sıkı takipçileri olduğuna dikkat çekti.Scuba-Bay organizasyonu olarak koruma alanlarında yaptıkları dalışlara Dalış Eğitmeni Yalın Tolga Yılmaz, Mahmoud El-Sayed, Mohamed M. Salama ve Ahmed Abdelhamed'in sürekli rehberlik ettiğini anlatan Ceylan, bu süreçte Su Altı Fotoğrafçısı Taner Şahakalkan'ın hem fotoğraf ve video çekimleri yaptığını hem de arka plan görüntülerinin alınmasına büyük katkı sağladığını belirtti.Ceylan, geçen günlerde Muğla'nın Fethiye ilçesi ile Antalya'nın Kaş ilçesi açıklarında yer alan deniz alanı ile Kuzey Ege'de sınırları belirlenen sahanın Deniz Milli Parkı ilan edildiğini anımsatarak şunları kaydetti:Bu karar ve beraberinde gelecek tedbirler bölgedeki biyoçeşitliliğin korunmasına büyük katkı sağlayacak. Soluduğumuz oksijenin yüzde 70'ini okyanus ve denizlere borçluyuz. Buradaki çeşitliliği korumak bu yönüyle de büyük önem taşıyor. Burayı korumak yaşamı korumaktır.Ras Muhammed Milli ParkıKızıldeniz Rivierası'nda, Şarm el-Şeyh şehrine 12 kilometre mesafede yer alan Ras Muhammed, 1983 yılında Mısır'ın ilk milli parkı ilan edilerek koruma altına alındı.Arap, Afrika ve Sina tektonik levhalarının kesişim noktasında bulunan koruma alanı, 135 kilometrekaresi kara, 345 kilometrekaresi ise su alanı olmak üzere toplam 480 kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kaplıyor.Park, karada ve su altında barındırdığı muazzam biyoçeşitlilikle adeta canlı bir doğa müzesi niteliği taşıyor.Parktaki deniz ekosistemi, 125'i yumuşak mercan olmak üzere 220'yi aşkın mercan türü, 1000'den fazla balık türü (yaklaşık 500'ü endemik), deniz kaplumbağaları (yeşil kaplumbağa ve şahin gagalı kaplumbağa), 150'den fazla kabuklu türü, deniz yıldızları ve deniz kestaneleri ile büyüleyici bir su altı zenginliği oluşturuyor.Koruma alanının kara tarafındaki milli park, göçmen kuşların geçiş rotasında yer alarak kuşlar için kritik bir beslenme ve dinlenme alanı işlevi görüyor.Parkın güney ucundaki sığ kanalı kaplayan mangrov ormanlarının yanı sıra iç kesimlerdeki vadi ağızlarında yetişen akasya ve dum palmiyeleri gibi çöl bitkileri, bu kurak coğrafyadaki yaşam çeşitliliğini tamamlayan faktörler arasında gösteriliyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : HALİL İBRAHİM MEDET - Mısır'ın Sina Yarımadası'nda yer alan Şarm el-Şeyh'e yaklaşık 12 kilometre uzaklıktaki dünyanın en büyük deniz koruma alanlarından biri olan Ras Muhammed Milli Parkı, her gün binlerce dalışsevere denizel yaşamın zengin çeşitliliğini gözlemleme fırsatı sunuyor. Sürekli izlenen bir koruma alanı olan Ras Muhammed Milli Parkı'nın doğallığının korunması için tekneler çapa atmıyor ve dalgıçlar denizel yaşamdaki çeşitliliğin korunması adına azami gayret sarf ediyor.Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, AA muhabirine, dalış için gittiği Ras Muhammed Milli Parkı'ndaki denizel çeşitliliğin korunması için uygulanan tedbirleri anlattı.Ceylan, denizde bir bölge koruma alanı ilan edildikten sonra orada endüstriyel balıkçılık yapılmadığını ve teknelerin çapa atamadığını belirterek Mısır, Ras Muhammed Milli Parkı'nda bu tedbirleri titizlikle uyguluyor. Bu tedbirler oradaki canlıların ve rezervlerin daha sağlıklı olmasını, daha korunur olmasını sağlıyor. dedi.Deniz koruma alanı ilan edilen yerlerdeki denizel çeşitliliğin turistleri dalış yapmaya teşvik ettiğini kaydeden Ceylan, Ras Muhammed Milli Parkı'ndaki zengin çeşitliliği görmek için her gün binlerce kişinin dalış yaptığını söyledi.Ceylan, dalış rehberlerinin gruplara rehberlik etmenin yanı sıra su altını sürekli izleyerek mercanların zarar görmesini önlediğine ve biyoçeşitliliğin sıkı takipçileri olduğuna dikkat çekti.Scuba-Bay organizasyonu olarak koruma alanlarında yaptıkları dalışlara Dalış Eğitmeni Yalın Tolga Yılmaz, Mahmoud El-Sayed, Mohamed M. Salama ve Ahmed Abdelhamed'in sürekli rehberlik ettiğini anlatan Ceylan, bu süreçte Su Altı Fotoğrafçısı Taner Şahakalkan'ın hem fotoğraf ve video çekimleri yaptığını hem de arka plan görüntülerinin alınmasına büyük katkı sağladığını belirtti.Ceylan, geçen günlerde Muğla'nın Fethiye ilçesi ile Antalya'nın Kaş ilçesi açıklarında yer alan deniz alanı ile Kuzey Ege'de sınırları belirlenen sahanın Deniz Milli Parkı ilan edildiğini anımsatarak şunları kaydetti:Bu karar ve beraberinde gelecek tedbirler bölgedeki biyoçeşitliliğin korunmasına büyük katkı sağlayacak. Soluduğumuz oksijenin yüzde 70'ini okyanus ve denizlere borçluyuz. Buradaki çeşitliliği korumak bu yönüyle de büyük önem taşıyor. Burayı korumak yaşamı korumaktır.Ras Muhammed Milli ParkıKızıldeniz Rivierası'nda, Şarm el-Şeyh şehrine 12 kilometre mesafede yer alan Ras Muhammed, 1983 yılında Mısır'ın ilk milli parkı ilan edilerek koruma altına alındı.Arap, Afrika ve Sina tektonik levhalarının kesişim noktasında bulunan koruma alanı, 135 kilometrekaresi kara, 345 kilometrekaresi ise su alanı olmak üzere toplam 480 kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kaplıyor.Park, karada ve su altında barındırdığı muazzam biyoçeşitlilikle adeta canlı bir doğa müzesi niteliği taşıyor.Parktaki deniz ekosistemi, 125'i yumuşak mercan olmak üzere 220'yi aşkın mercan türü, 1000'den fazla balık türü (yaklaşık 500'ü endemik), deniz kaplumbağaları (yeşil kaplumbağa ve şahin gagalı kaplumbağa), 150'den fazla kabuklu türü, deniz yıldızları ve deniz kestaneleri ile büyüleyici bir su altı zenginliği oluşturuyor.Koruma alanının kara tarafındaki milli park, göçmen kuşların geçiş rotasında yer alarak kuşlar için kritik bir beslenme ve dinlenme alanı işlevi görüyor.Parkın güney ucundaki sığ kanalı kaplayan mangrov ormanlarının yanı sıra iç kesimlerdeki vadi ağızlarında yetişen akasya ve dum palmiyeleri gibi çöl bitkileri, bu kurak coğrafyadaki yaşam çeşitliliğini tamamlayan faktörler arasında gösteriliyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/misir-daki-ras-muhammed-deniz-koruma-milli-parki-her-gun-binlerce-dalisseveri-agirliyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İmamoğlu / İBB davasının 68. duruşması başladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/imamoglu-ibb-davasinin-68-durusmasi-basladi/896371/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/imamoglu-ibb-davasinin-68-durusmasi-basladi/896371/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:27:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütüne ilişkin 53'ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 68.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütüne ilişkin 53'ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 68. duruşması başladı.İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.Aziz İhsan Aktaş ve Ruşen Çakır'ın aralarında bulunduğu bir kısım tutuksuz sanık ile avukatların da geldiği duruşmada, Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, bazı milletvekilleri ve sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.İddianamedenİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı ihbar eden sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı suçtan zarar gören sıfatıyla yer alıyor.İddianamede, 16 kişi müşteki, 7'si firari, 5'i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 kişi sanık olarak bulunuyor.Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna ilişkin değerlendirme yapılıyor.İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun örgüt elebaşı, sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da örgüt yöneticisi olduğu belirtiliyor.Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun suç işleme amacıyla örgüt kurmak, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri ele geçirme ve yayma, suç delillerini gizleme, haberleşmenin engellenmesi, kamu malına zarar verme, rüşvet, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, irtikap, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, ihaleye fesat karıştırma, çevrenin kasten kirletilmesi, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet ve Maden Kanunu'na muhalefet suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.İddianamede, Keleş'in 48 kez rüşvet, rüşvet alma, rüşvet verme, 55 kez ihaleye fesat karıştırma, 39 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, 8 kez suç gelirlerini aklama, Maden Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet, çevre kirliliğine neden olma, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, irtikap, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ile haberleşmenin engellenmesi suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.Ongun'un rüşvet, 53 kez ihaleye fesat karıştırma, 33 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ile suç gelirlerini aklama suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.İddianamede, Soytekin'in rüşvet, zincirleme şekilde rüşvet, irtikap ve suç gelirlerini aklama suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç gelirlerini aklama, evrakta sahtecilik, Maden Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet, çevre kirliliğine neden olma ve Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.Gün'ün suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması isteniyor.Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez rüşvet alma, 2 kez irtikap, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez rüşvet alma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.Birleşen dosyaBeyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme ile kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.Yargılama sürecinde, birleşen dosyadakilerle birlikte 57 sanığın tahliye edilmesiyle davada 53 tutuklu sanık bulunuyor.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütüne ilişkin 53'ü tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 68. duruşması başladı.İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.Aziz İhsan Aktaş ve Ruşen Çakır'ın aralarında bulunduğu bir kısım tutuksuz sanık ile avukatların da geldiği duruşmada, Yeni Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, bazı milletvekilleri ve sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.İddianamedenİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı ihbar eden sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı suçtan zarar gören sıfatıyla yer alıyor.İddianamede, 16 kişi müşteki, 7'si firari, 5'i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 kişi sanık olarak bulunuyor.Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaatle sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna ilişkin değerlendirme yapılıyor.İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun örgüt elebaşı, sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da örgüt yöneticisi olduğu belirtiliyor.Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun suç işleme amacıyla örgüt kurmak, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri ele geçirme ve yayma, suç delillerini gizleme, haberleşmenin engellenmesi, kamu malına zarar verme, rüşvet, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, irtikap, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, ihaleye fesat karıştırma, çevrenin kasten kirletilmesi, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet ve Maden Kanunu'na muhalefet suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.İddianamede, Keleş'in 48 kez rüşvet, rüşvet alma, rüşvet verme, 55 kez ihaleye fesat karıştırma, 39 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, 8 kez suç gelirlerini aklama, Maden Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet, çevre kirliliğine neden olma, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, irtikap, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ile haberleşmenin engellenmesi suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.Ongun'un rüşvet, 53 kez ihaleye fesat karıştırma, 33 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ile suç gelirlerini aklama suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.İddianamede, Soytekin'in rüşvet, zincirleme şekilde rüşvet, irtikap ve suç gelirlerini aklama suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç gelirlerini aklama, evrakta sahtecilik, Maden Kanunu'na muhalefet, Orman Kanunu'na muhalefet, çevre kirliliğine neden olma ve Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.Gün'ün suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması isteniyor.Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez rüşvet alma, 2 kez irtikap, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez rüşvet alma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.Birleşen dosyaBeyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme ile kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 9 yıl 8'er aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.Yargılama sürecinde, birleşen dosyadakilerle birlikte 57 sanığın tahliye edilmesiyle davada 53 tutuklu sanık bulunuyor.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/imamoglu-ibb-davasinin-68-durusmasi-basladi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Trakya Birlik 60. kuruluş yıl dönümünü kutluyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/trakya-birlik-60-kurulus-yil-donumunu-kutluyor/896370/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/trakya-birlik-60-kurulus-yil-donumunu-kutluyor/896370/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:27:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Edirne / Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Trakya Birlik), kuruluşunun 60.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Edirne Haberleri : Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Trakya Birlik), kuruluşunun 60. yıl dönümünü kutluyor. Babaeski, Lüleburgaz ve Edirne kooperatiflerinin 2 bin 103 üretici ortağının güçlerini birleştirmesiyle 20 Ağustos 1966'da kurulan Trakya Birlik, bugün 48 kooperatif ve yaklaşık 40 bin üretici ortağıyla faaliyetlerini sürdürüyor.Kuruluşundan bu yana Birlikten doğan güç anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Birlik, ayçiçeği alımı, tarımsal girdi temini ve sanayi tesislerinin yanı sıra rafine ayçiçeği yağı, bitkisel margarin ve hayvan yemi üretimiyle Türkiye'nin önemli üretici örgütleri arasında yer alıyor.Türkiye'nin köklü tarımsal kooperatif kuruluşlarından Trakya Birlik, üreticilerin emeğini dayanışma ve kooperatifçilik kültürüyle buluşturmaya devam ediyor.Trakya Birlik Yönetim Kurulu, Birliğin kuruluşunun 60. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı.Mesajda, geçmişten bugüne Birliğe emek veren yöneticilere, çalışanlara, paydaşlara ve üretici ortaklara teşekkür edildi.Birliğin bundan sonraki dönemde de üreticilerin yanında olmaya, toprağın bereketini emeğin gücüyle buluşturmaya ve ülke tarımına değer katmaya devam edeceği belirtildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Edirne Haberleri : Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Trakya Birlik), kuruluşunun 60. yıl dönümünü kutluyor. Babaeski, Lüleburgaz ve Edirne kooperatiflerinin 2 bin 103 üretici ortağının güçlerini birleştirmesiyle 20 Ağustos 1966'da kurulan Trakya Birlik, bugün 48 kooperatif ve yaklaşık 40 bin üretici ortağıyla faaliyetlerini sürdürüyor.Kuruluşundan bu yana Birlikten doğan güç anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Birlik, ayçiçeği alımı, tarımsal girdi temini ve sanayi tesislerinin yanı sıra rafine ayçiçeği yağı, bitkisel margarin ve hayvan yemi üretimiyle Türkiye'nin önemli üretici örgütleri arasında yer alıyor.Türkiye'nin köklü tarımsal kooperatif kuruluşlarından Trakya Birlik, üreticilerin emeğini dayanışma ve kooperatifçilik kültürüyle buluşturmaya devam ediyor.Trakya Birlik Yönetim Kurulu, Birliğin kuruluşunun 60. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı.Mesajda, geçmişten bugüne Birliğe emek veren yöneticilere, çalışanlara, paydaşlara ve üretici ortaklara teşekkür edildi.Birliğin bundan sonraki dönemde de üreticilerin yanında olmaya, toprağın bereketini emeğin gücüyle buluşturmaya ve ülke tarımına değer katmaya devam edeceği belirtildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/trakya-birlik-60-kurulus-yil-donumunu-kutluyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Suriye'de Doğu Guta'daki kimyasal saldırının üzerinden 13 yıl geçti</title>
      <link>https://www.canligaste.com/suriye-de-dogu-guta-daki-kimyasal-saldirinin-uzerinden-13-yil-gecti/896368/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/suriye-de-dogu-guta-daki-kimyasal-saldirinin-uzerinden-13-yil-gecti/896368/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:21:15 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Şam / Kimyasal saldırının tanıklarından Dr. Ahmed Bekai: - Bu katliamda çoğu aile birlikte öldü ve birlikte defnedildi. 21 Ağustos 2013 gecesi onlar için son geceydi - Hastane (devrik rejim tarafından) tahrip edilerek, kimyasal saldırı mağdurlarından kalan izler ortadan kaldırma amaçlandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Şam Haberleri : AHMET KARAAHMET - Suriye'de devrik Beşşar Esed rejiminin Şam'ın Doğu Guta bölgesinde düzenlediği kimyasal silah saldırısının tanıklarından Dr. Ahmed Bekai, bölgedeki hastanenin devrik rejim tarafından tahrip edilerek saldırıdan kalan izlerin ortadan kaldırmasının amaçlandığını söyledi.Esed rejimi, Ağustos 2013'te Şam'ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silahla saldırı düzenledi.Hafızalarda derin izler bırakan bu katliamda, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun bulunduğu 1400'den fazla sivil hayatını kaybetti.Kimyasal saldırının ardından uzun yıllar kuşatma altında, zorlu şartlarda hayatta kalan ve 2018'de ülkenin kuzeyindeki İdlib'de çadır kamplarına sığınan siviller, 8 Aralık 2024'te Baas rejiminin devrilmesinin ardından, zorla yerlerinden edildikleri Doğu Guta'ya dönmeye başladı.Suriye'de 21 Ağustos 2013'teki kimyasal saldırının tanıklarından Dr. Ahmed Bekai, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katliam öncesinde bölgede kimyasal silah kullanılacağına ilişkin endişelerin bulunduğunu ancak saldırının bu ölçekte olabileceğini öngöremediklerini söyledi.Saldırının ardından hastanelerin son derece kısıtlı imkanlarla çalıştığını belirten Bekai, koruyucu kıyafet, personel, tecrübe ve tıbbi malzeme eksikliğine rağmen Doğu Guta halkı ile sağlık çalışanlarının el birliğiyle çok sayıda insanı kurtarmak için mücadele verdiğini ifade etti.Katliamın üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen yaşamını yitiren çocuklar ve aileleri unutamadığını vurgulayan Bekai, toplumsal barışın sağlanabilmesi için başta Beşşar Esed olmak üzere tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini dile getirdi.Katliam öncesindeki sürece değinen Bekai, Suriye'de kimyasal saldırılar konusunda bir endişemiz vardı. Doğu Guta bölgesinde daha önce Cobar, el-Utbe, Duma, Halam ve Han el-Asal gibi yerlerde kimyasal saldırılar yaşanmıştı. Bu nedenle müdahale konusunda bir tür eğitim ve hazırlık sürecimiz olmuştu. dedi.Ancak yapılan hazırlıkların böylesine büyük bir felakete yetmediğini belirten Bekai, zalim rejimin halka karşı her türlü silahı kullanmaktan çekinmediğini kaydetti.Aktivistler olarak adalet beklentilerinin sürdüğünü vurgulayan Bekai, Bizim için hesap verebilirlik olmadan toplumsal barış, adalet olmadan da gerçek bir barış mümkün değil. Toplumsal barışa ulaşabilmek için başta Beşşar Esed olmak üzere tüm suçluların yargı önüne çıkarılması gerekiyor. ifadelerini kullandı.Aradan geçen yıllara rağmen o geceyi unutamadığını tekrarlayan Bekai, saldırının ardından çocukların ve ailelerin yan yana dizilmiş halde hareketsiz yattıklarını gördüğünü aktardı.Bekai, Bu katliamda çoğu aile birlikte öldü ve birlikte defnedildi. 21 Ağustos 2013 gecesi onlar için son geceydi. şeklinde konuştu.Hastanelerimizin imkanları son derece kısıtlıydıSaldırı anında sağlık merkezlerinin durumuna ilişkin Bekai, O gün hastanelerimizin imkanları son derece kısıtlıydı. Tıbbi açıdan gelişmiş ülkeler bile o gece bizim yaptığımızdan daha fazlasını yapamazdı. Yeterli imkanımız, deneyimimiz, koruyucu kıyafetlerimiz ve yeterli sayıda sağlık personelimiz yoktu. dedi.Sistematik bir politikanın parçasıHastanelerin hedef alınmasını ve tahrip edilmesini değerlendiren Bekai, durumun münferit olmadığını kaydetti.Bekai, Hastanenin tahrip edilerek (devrik rejim tarafından), kimyasal saldırı mağdurlarından kalan izleri ortadan kaldırma amaçlandı. Geniş ve sistematik bir politikanın parçası olduğunu düşünüyorum. diye konuştu.Devrik rejimin ana politikasının, devrim sürecinde halkın kendi imkanlarıyla inşa ettiği yapıları yok etmek olduğuna dikkati çeken Bekai, şunları kaydetti:Suriye devriminin yıkıcı olduğu, insanların ise ülke inşa etmek yerine tahrip ettiği yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Hastanenin bugün içinde bulunduğu harabe durum da bu dezenformasyon sürecinin bir parçasıdır.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Şam Haberleri : AHMET KARAAHMET - Suriye'de devrik Beşşar Esed rejiminin Şam'ın Doğu Guta bölgesinde düzenlediği kimyasal silah saldırısının tanıklarından Dr. Ahmed Bekai, bölgedeki hastanenin devrik rejim tarafından tahrip edilerek saldırıdan kalan izlerin ortadan kaldırmasının amaçlandığını söyledi.Esed rejimi, Ağustos 2013'te Şam'ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silahla saldırı düzenledi.Hafızalarda derin izler bırakan bu katliamda, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun bulunduğu 1400'den fazla sivil hayatını kaybetti.Kimyasal saldırının ardından uzun yıllar kuşatma altında, zorlu şartlarda hayatta kalan ve 2018'de ülkenin kuzeyindeki İdlib'de çadır kamplarına sığınan siviller, 8 Aralık 2024'te Baas rejiminin devrilmesinin ardından, zorla yerlerinden edildikleri Doğu Guta'ya dönmeye başladı.Suriye'de 21 Ağustos 2013'teki kimyasal saldırının tanıklarından Dr. Ahmed Bekai, AA muhabirine yaptığı açıklamada, katliam öncesinde bölgede kimyasal silah kullanılacağına ilişkin endişelerin bulunduğunu ancak saldırının bu ölçekte olabileceğini öngöremediklerini söyledi.Saldırının ardından hastanelerin son derece kısıtlı imkanlarla çalıştığını belirten Bekai, koruyucu kıyafet, personel, tecrübe ve tıbbi malzeme eksikliğine rağmen Doğu Guta halkı ile sağlık çalışanlarının el birliğiyle çok sayıda insanı kurtarmak için mücadele verdiğini ifade etti.Katliamın üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen yaşamını yitiren çocuklar ve aileleri unutamadığını vurgulayan Bekai, toplumsal barışın sağlanabilmesi için başta Beşşar Esed olmak üzere tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini dile getirdi.Katliam öncesindeki sürece değinen Bekai, Suriye'de kimyasal saldırılar konusunda bir endişemiz vardı. Doğu Guta bölgesinde daha önce Cobar, el-Utbe, Duma, Halam ve Han el-Asal gibi yerlerde kimyasal saldırılar yaşanmıştı. Bu nedenle müdahale konusunda bir tür eğitim ve hazırlık sürecimiz olmuştu. dedi.Ancak yapılan hazırlıkların böylesine büyük bir felakete yetmediğini belirten Bekai, zalim rejimin halka karşı her türlü silahı kullanmaktan çekinmediğini kaydetti.Aktivistler olarak adalet beklentilerinin sürdüğünü vurgulayan Bekai, Bizim için hesap verebilirlik olmadan toplumsal barış, adalet olmadan da gerçek bir barış mümkün değil. Toplumsal barışa ulaşabilmek için başta Beşşar Esed olmak üzere tüm suçluların yargı önüne çıkarılması gerekiyor. ifadelerini kullandı.Aradan geçen yıllara rağmen o geceyi unutamadığını tekrarlayan Bekai, saldırının ardından çocukların ve ailelerin yan yana dizilmiş halde hareketsiz yattıklarını gördüğünü aktardı.Bekai, Bu katliamda çoğu aile birlikte öldü ve birlikte defnedildi. 21 Ağustos 2013 gecesi onlar için son geceydi. şeklinde konuştu.Hastanelerimizin imkanları son derece kısıtlıydıSaldırı anında sağlık merkezlerinin durumuna ilişkin Bekai, O gün hastanelerimizin imkanları son derece kısıtlıydı. Tıbbi açıdan gelişmiş ülkeler bile o gece bizim yaptığımızdan daha fazlasını yapamazdı. Yeterli imkanımız, deneyimimiz, koruyucu kıyafetlerimiz ve yeterli sayıda sağlık personelimiz yoktu. dedi.Sistematik bir politikanın parçasıHastanelerin hedef alınmasını ve tahrip edilmesini değerlendiren Bekai, durumun münferit olmadığını kaydetti.Bekai, Hastanenin tahrip edilerek (devrik rejim tarafından), kimyasal saldırı mağdurlarından kalan izleri ortadan kaldırma amaçlandı. Geniş ve sistematik bir politikanın parçası olduğunu düşünüyorum. diye konuştu.Devrik rejimin ana politikasının, devrim sürecinde halkın kendi imkanlarıyla inşa ettiği yapıları yok etmek olduğuna dikkati çeken Bekai, şunları kaydetti:Suriye devriminin yıkıcı olduğu, insanların ise ülke inşa etmek yerine tahrip ettiği yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Hastanenin bugün içinde bulunduğu harabe durum da bu dezenformasyon sürecinin bir parçasıdır.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/suriye-de-dogu-guta-daki-kimyasal-saldirinin-uzerinden-13-yil-gecti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Doğuş Otomotiv 2025 Entegre Sürdürülebilirlik Raporu'nu yayımladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/dogus-otomotiv-2025-entegre-surdurulebilirlik-raporu-nu-yayimladi/896367/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/dogus-otomotiv-2025-entegre-surdurulebilirlik-raporu-nu-yayimladi/896367/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:20:14 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Ali Bilaloğlu: - 2025 yılı performansımız, güçlü finansal yapımızı, dijital yetkinliklerimizi, elektrikli mobilite yatırımlarımızı, insan kaynağımızı ve yönetişim yaklaşımımızı aynı değer yaratma modeli içinde ilerletebildiğimizi gösteriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Doğuş Otomotiv, şirketin mobilite ekosistemindeki dönüşümünü ortaya koymak amacıyla 2025 Entegre Sürdürülebilirlik Raporu'nu paylaştı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, Mobilitenin Ötesinde: Yarını Şekillendiriyoruz yaklaşımıyla hazırlanan, bağlı ortaklıkların ve ilgili iştiraklerin performansını geniş bir çerçevede ele alan rapor, Doğuş Otomotiv'in mobilite ekosistemindeki dönüşümüne ilişkin ölçülebilir sonuçlara yer veriyor.Otomotiv sektörünün elektrifikasyon, dijital teknolojiler, yeni iş modelleri ve değişen müşteri beklentileriyle yeniden şekillendiği bir dönemde yayımlanan raporda, şirketin iş modeli ve değer zinciri finansal performans, elektrifikasyon, dijitalleşme, iklim yönetimi, insan kaynağı, toplumsal katılım ve kurumsal yönetişim alanlarındaki gelişmelerle değerlendiriliyor.Rapora göre, dijital dönüşüm, Doğuş Otomotiv’in 2025 performansının güçlü alanlarından biri oldu. Müşteri deneyimi, yapay zeka, veri analitiği, robotik süreç otomasyonu ve IoT tabanlı lojistik uygulamalarını kapsayan tamamlanmış dijital proje sayısı 133'e ulaştı ve 257 milyon lira operasyonel verimlilik sağlandı. Çalışanların süreçlerin geliştirilmesine doğrudan katılımını sağlayan Fikir Platformu'na yıl boyunca 2 bin 844 fikir sunuldu. Bunlardan 601'i hayata geçirilerek, 175 milyon lira proje getirisi elde edildi.Şirket, yapay zeka uygulamalarının ortak kurumsal standartlarla yönetilmesi amacıyla Yapay Zeka Mükemmeliyet Merkezi'ni hayata geçirdi. Çalışanların kurumsal bilgilere daha hızlı ulaşmasını sağlayan üretken yapay zeka destekli AsistOn kullanıma sunulurken, kritik yeteneklerin elde tutulmasına yönelik makine öğrenmesi tabanlı erken uyarı mekanizması geliştirildi.Doğuş Otomotiv, 2025 yılında iklim çalışmalarının kapsamını tedarikçiler, lojistik süreçleri, yetkili satıcı ve servis ağı, şarj hizmetleri ve araçların kullanım aşamasını içerecek biçimde genişletti. Kapsam 3 emisyonlarının yaklaşık yüzde 98'i hesaplama kapsamına alınırken, değer zincirinden kaynaklanan emisyonların daha sistematik ve izlenebilir biçimde yönetilmesine yönelik altyapı oluşturuldu. Şekerpınar Lojistik Merkezi'nde kurulu güneş enerjisi santrali (GES), 2025 yılında 4 milyon 382 bin 500 kilovatsaat elektrik üretti ve tesisin elektrik ihtiyacının yüzde 75,83'ünü karşıladı. Şirket, 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2021 baz yılına göre yüzde 20 azaltmayı ve elektrik tüketiminde yüzde 100 yenilenebilir kaynak kullanımına geçmeyi hedefliyor.Yetkili satıcı ve servis ağındaki çevresel dönüşüm de 2025 yılında hız kazandı. Ağ genelinde 44 GES lokasyonuna ulaşılırken, enerji tüketiminin izlenmesi, karbon ayak izi hesaplamaları ve çevresel standartlara uyum çalışmaları yaygınlaştırıldı.621 şarj soketine ulaşıldıDoğuş Otomotiv, şarj altyapısı ve teknik servis kapasitesini de büyüttü. Şirketin şarj çözümleri markası D-Charge, 254 AC ve 367 DC olmak üzere 45 ilde toplam 621 şarj soketine ulaştı. Yüksek voltajlı batarya onarım merkezlerinin sayısı 7’ye çıkarıldı. Böylece elektrikli araç müşterilerine satıştan şarja, teknik servisten ikinci el değer yönetimine uzanan kapsamlı bir hizmet altyapısı sunuldu.Şirketin kurumsal yönetim derecelendirme notu 2025 yılında 9,81'e yükseldi. Yetkili satıcı ve servis ağında gerçekleştirilen 518 ISO 9001, DOS5 ve marka standardı denetiminde yüzde 94,59 genel başarı oranına ulaşıldı. Şirket, insan hakları, etik ve uyum, iç kontrol, risk yönetimi, bilgi güvenliği ve değer zinciri yönetimi alanlarındaki yapısını güçlendirirken, sürdürülebilirlikle bağlantılı gelişmeleri strateji ve karar alma süreçleriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirdi.Doğuş Otomotiv çalışanlarına yıl boyunca toplam 33 bin 769 saat eğitim verilirken, mavi yakalı çalışanların kişi başına ortalama eğitim süresi yüzde 86,22 artarak 49,63 saate yükseldi.Dijital yetkinlikler, elektrikli araç teknolojileri, liderlik, iş sağlığı ve güvenliği ile mesleki gelişim programları, çalışanların otomotiv sektöründeki dönüşüme hazırlanmasını destekledi. Çalışanlar, aynı dönemde toplumsal katılım çalışmaları kapsamında bir önceki yıla göre yüzde 64 artışla 1315 saat gönüllülük faaliyeti gerçekleştirdi.Trafik Hayattır! platformu 21'inci yılında güvenli mobilite kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürdü. Tohum Otizm Vakfı işbirliğiyle yürütülen Güvenli Trafik Becerileri programı kapsamında otizmli bireylerin trafikte daha güvenli ve bağımsız hareket etme becerisini desteklemek amacıyla kendilerine ve ebeveynlerine yönelik eğitimler gerçekleştirildi. Doğaya Kanat Açtık programı kapsamında ise bugüne kadar 60 bin kilometreden fazla yol kat edildi, Türkiye genelinde 395 kuş ve 30 memeli türü gözlemlendi.- Mobilite bütüncül bir ekosisteme dönüştüAçıklamada görüşlerine yer verilen Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Ali Bilaloğlu, mobilitenin araç sahipliğiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkarak, enerji, veri, yazılım, şarj altyapısı, müşteri deneyimi, satış sonrası hizmetler ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla yönetilen bütüncül bir ekosisteme dönüştüğünü belirtti.Bilaloğlu, Bu dönüşümü yalnızca izlemekle yetinmiyor, geleceğin mobilite ekosisteminde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. 2025 yılı performansımız, güçlü finansal yapımızı, dijital yetkinliklerimizi, elektrikli mobilite yatırımlarımızı, insan kaynağımızı ve yönetişim yaklaşımımızı aynı değer yaratma modeli içinde ilerletebildiğimizi gösteriyor. Geçmişimizden aldığımız güçle değişimi yöneten, dönüşümün yönünü okuyan ve yarını şekillendirmek için sorumluluk alan bir şirket olmayı sürdüreceğiz. ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Doğuş Otomotiv, şirketin mobilite ekosistemindeki dönüşümünü ortaya koymak amacıyla 2025 Entegre Sürdürülebilirlik Raporu'nu paylaştı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, Mobilitenin Ötesinde: Yarını Şekillendiriyoruz yaklaşımıyla hazırlanan, bağlı ortaklıkların ve ilgili iştiraklerin performansını geniş bir çerçevede ele alan rapor, Doğuş Otomotiv'in mobilite ekosistemindeki dönüşümüne ilişkin ölçülebilir sonuçlara yer veriyor.Otomotiv sektörünün elektrifikasyon, dijital teknolojiler, yeni iş modelleri ve değişen müşteri beklentileriyle yeniden şekillendiği bir dönemde yayımlanan raporda, şirketin iş modeli ve değer zinciri finansal performans, elektrifikasyon, dijitalleşme, iklim yönetimi, insan kaynağı, toplumsal katılım ve kurumsal yönetişim alanlarındaki gelişmelerle değerlendiriliyor.Rapora göre, dijital dönüşüm, Doğuş Otomotiv’in 2025 performansının güçlü alanlarından biri oldu. Müşteri deneyimi, yapay zeka, veri analitiği, robotik süreç otomasyonu ve IoT tabanlı lojistik uygulamalarını kapsayan tamamlanmış dijital proje sayısı 133'e ulaştı ve 257 milyon lira operasyonel verimlilik sağlandı. Çalışanların süreçlerin geliştirilmesine doğrudan katılımını sağlayan Fikir Platformu'na yıl boyunca 2 bin 844 fikir sunuldu. Bunlardan 601'i hayata geçirilerek, 175 milyon lira proje getirisi elde edildi.Şirket, yapay zeka uygulamalarının ortak kurumsal standartlarla yönetilmesi amacıyla Yapay Zeka Mükemmeliyet Merkezi'ni hayata geçirdi. Çalışanların kurumsal bilgilere daha hızlı ulaşmasını sağlayan üretken yapay zeka destekli AsistOn kullanıma sunulurken, kritik yeteneklerin elde tutulmasına yönelik makine öğrenmesi tabanlı erken uyarı mekanizması geliştirildi.Doğuş Otomotiv, 2025 yılında iklim çalışmalarının kapsamını tedarikçiler, lojistik süreçleri, yetkili satıcı ve servis ağı, şarj hizmetleri ve araçların kullanım aşamasını içerecek biçimde genişletti. Kapsam 3 emisyonlarının yaklaşık yüzde 98'i hesaplama kapsamına alınırken, değer zincirinden kaynaklanan emisyonların daha sistematik ve izlenebilir biçimde yönetilmesine yönelik altyapı oluşturuldu. Şekerpınar Lojistik Merkezi'nde kurulu güneş enerjisi santrali (GES), 2025 yılında 4 milyon 382 bin 500 kilovatsaat elektrik üretti ve tesisin elektrik ihtiyacının yüzde 75,83'ünü karşıladı. Şirket, 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2021 baz yılına göre yüzde 20 azaltmayı ve elektrik tüketiminde yüzde 100 yenilenebilir kaynak kullanımına geçmeyi hedefliyor.Yetkili satıcı ve servis ağındaki çevresel dönüşüm de 2025 yılında hız kazandı. Ağ genelinde 44 GES lokasyonuna ulaşılırken, enerji tüketiminin izlenmesi, karbon ayak izi hesaplamaları ve çevresel standartlara uyum çalışmaları yaygınlaştırıldı.621 şarj soketine ulaşıldıDoğuş Otomotiv, şarj altyapısı ve teknik servis kapasitesini de büyüttü. Şirketin şarj çözümleri markası D-Charge, 254 AC ve 367 DC olmak üzere 45 ilde toplam 621 şarj soketine ulaştı. Yüksek voltajlı batarya onarım merkezlerinin sayısı 7’ye çıkarıldı. Böylece elektrikli araç müşterilerine satıştan şarja, teknik servisten ikinci el değer yönetimine uzanan kapsamlı bir hizmet altyapısı sunuldu.Şirketin kurumsal yönetim derecelendirme notu 2025 yılında 9,81'e yükseldi. Yetkili satıcı ve servis ağında gerçekleştirilen 518 ISO 9001, DOS5 ve marka standardı denetiminde yüzde 94,59 genel başarı oranına ulaşıldı. Şirket, insan hakları, etik ve uyum, iç kontrol, risk yönetimi, bilgi güvenliği ve değer zinciri yönetimi alanlarındaki yapısını güçlendirirken, sürdürülebilirlikle bağlantılı gelişmeleri strateji ve karar alma süreçleriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirdi.Doğuş Otomotiv çalışanlarına yıl boyunca toplam 33 bin 769 saat eğitim verilirken, mavi yakalı çalışanların kişi başına ortalama eğitim süresi yüzde 86,22 artarak 49,63 saate yükseldi.Dijital yetkinlikler, elektrikli araç teknolojileri, liderlik, iş sağlığı ve güvenliği ile mesleki gelişim programları, çalışanların otomotiv sektöründeki dönüşüme hazırlanmasını destekledi. Çalışanlar, aynı dönemde toplumsal katılım çalışmaları kapsamında bir önceki yıla göre yüzde 64 artışla 1315 saat gönüllülük faaliyeti gerçekleştirdi.Trafik Hayattır! platformu 21'inci yılında güvenli mobilite kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürdü. Tohum Otizm Vakfı işbirliğiyle yürütülen Güvenli Trafik Becerileri programı kapsamında otizmli bireylerin trafikte daha güvenli ve bağımsız hareket etme becerisini desteklemek amacıyla kendilerine ve ebeveynlerine yönelik eğitimler gerçekleştirildi. Doğaya Kanat Açtık programı kapsamında ise bugüne kadar 60 bin kilometreden fazla yol kat edildi, Türkiye genelinde 395 kuş ve 30 memeli türü gözlemlendi.- Mobilite bütüncül bir ekosisteme dönüştüAçıklamada görüşlerine yer verilen Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Ali Bilaloğlu, mobilitenin araç sahipliğiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkarak, enerji, veri, yazılım, şarj altyapısı, müşteri deneyimi, satış sonrası hizmetler ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla yönetilen bütüncül bir ekosisteme dönüştüğünü belirtti.Bilaloğlu, Bu dönüşümü yalnızca izlemekle yetinmiyor, geleceğin mobilite ekosisteminde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. 2025 yılı performansımız, güçlü finansal yapımızı, dijital yetkinliklerimizi, elektrikli mobilite yatırımlarımızı, insan kaynağımızı ve yönetişim yaklaşımımızı aynı değer yaratma modeli içinde ilerletebildiğimizi gösteriyor. Geçmişimizden aldığımız güçle değişimi yöneten, dönüşümün yönünü okuyan ve yarını şekillendirmek için sorumluluk alan bir şirket olmayı sürdüreceğiz. ifadelerini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Eksun Gıda'dan 2026'nın ilk altı ayında 36,2 milyon lira net kar</title>
      <link>https://www.canligaste.com/eksun-gida-dan-2026-nin-ilk-alti-ayinda-36-2-milyon-lira-net-kar/896366/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/eksun-gida-dan-2026-nin-ilk-alti-ayinda-36-2-milyon-lira-net-kar/896366/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:20:13 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO'su Hasan Abdullah Özkan: - Karlılığın farklı göstergelerinde ortaya koyduğumuz bu güçlü performansı, doğru stratejik kararlarımızın, sahadaki güçlü refleksimizin, etkin maliyet ve stok yönetimimizin ve operasyonel verimlilik odağımızın somut bir sonucu olarak değerlendiriyoruz]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Eksun Gıda, 2026'nın ilk altı ayında 36,2 milyon lira net kara ulaştı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, Eksun Gıda, 2026'nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.Buna göre, operasyonel verimlilik, etkin maliyet yönetimi, güçlü saha organizasyonu ve veri odaklı yönetim anlayışıyla yılın ilk çeyreğinde karlılık göstergelerinde yakaladığı yukarı yönlü ivmeyi ikinci çeyrekte daha ileri taşıyan şirket, operasyonel performansındaki güçlenmeyi karlılığına da yansıttı.TMS 29 enflasyon muhasebesi standartları uygulanmış 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarına göre, Eksun Gıda'nın brüt karı önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9 artarak 809,4 milyon liraya ulaştı.Etkin maliyet yönetiminin katkısıyla brüt kar marjı yüzde 11,2'den yüzde 13,2'ye yükseldi. Şirketin brüt karlılığındaki güçlü performans operasyonel iyileşmelerle birlikte faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) verilerine de yansıdı. İlk altı ayda FAVÖK tutarı yüzde 65 artışla 312,7 milyon liraya çıkarken, FAVÖK marjı yüzde 2,9'dan yüzde 5,1'e ulaştı.Eksun Gıda, yılın ilk yarısında operasyonel karlılık göstergelerinde yakaladığı güçlü ivmeyi net dönem karlılığına da taşıdı. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla net dönem kârında 200 milyon liranın üzerinde artış sağlayan şirket, 2026'nın ilk yarısını 36,2 milyon TL net karla tamamladı.Finansal yapısını güçlendirmeyi de sürdüren Eksun Gıda'nın 2025 yılı sonunda 1,68 seviyesinde bulunan borç/öz kaynak rasyosu, 2026'nın ilk yarısı sonunda 1,26'ya geriledi.TMS 29 enflasyon muhasebesi uygulanmamış sonuçlarda da karlılık göstergelerindeki güçlü seyir devam etti. Buna göre şirketin brüt karı yüzde 40 artarak 1,1 milyar liraya, FAVÖK tutarı yüzde 61 artışla 577,3 milyon liraya ulaştı. Net kar ise yaklaşık yüzde 120 artarak 281,8 milyon liraya yükseldi.Eksun Gıda, sahadaki çevik ve organize satış ekipleriyle yüksek kalitedeki ürünlerini nihai tüketiciden profesyonel mutfaklara kadar uzanan geniş bir kullanım alanına taşıyor. Sinangil ve Sinangil Gluten YOK başta olmak üzere güçlü markalarıyla ürünlerini Türkiye'nin 81 ilinde tüketicilerle buluşturan şirket, Türkiye'deki yaygın satış gücünü uluslararası pazarlardaki etkinliğiyle destekliyor.Uzak Doğu, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika başta olmak üzere 20'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Eksun Gıda, farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarına cevap verebilen üretim kabiliyeti, yüksek kalite standartları ve güçlü tedarik yapısıyla Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki temsilini güçlendirmeyi sürdürüyor.Küresel ölçekte çeşitlenen tedarik olanaklarını yakından takip eden Eksun Gıda, ham madde ihtiyacını karşılarken yerli kaynakların yanı sıra uluslararası tedarik alternatiflerini de piyasa koşulları doğrultusunda değerlendiriyor. Sahadan gelen verileri küresel piyasa göstergeleriyle birlikte analiz eden şirket, değişen piyasa dinamiklerine hızlı şekilde uyum sağlayan alım politikasıyla tedarik sürekliliğini desteklerken üretimde yüksek kalite standardını korumaya odaklanıyor.Operasyonel ve finansal performansını sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarla destekleyen Eksun Gıda, yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında İzmir'de teşvik belgelerini aldığı toplam 18,9 megavat kapasiteye sahip rüzgar enerjisi santrallerinin (RES) yapım çalışmalarını sürdürüyor. Santrallerin tamamlanmasıyla birlikte şirket, üretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğu enerjinin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor.Tedarik zincirimizi uçtan uca bütüncül bir perspektifle ele alıyoruzAçıklamada görüşlerine yer verilen Eksun Gıda Grubu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Hasan Abdullah Özkan, 2026 hedeflerine emin ve kararlı adımlarla ilerlediklerini belirtti.Yılın ilk yarısında hayata geçirdikleri stratejik adımların finansal sonuçlarına güçlü biçimde yansıdığını gördüklerini aktaran Özkan, geçen yılın aynı dönemine kıyasla net karlılıkta 200 milyon liranın üzerinde artış sağlayarak, 2026'nın ilk altı ayında 36,2 milyon lira net kara ulaştıklarını aktardı.Özkan, aynı dönemde brüt karlılıklarını güçlendirirken, operasyonel performanslarındaki güçlü ivmeyle FAVÖK tutarlarında yaklaşık yüzde 65'lik artış kaydettiklerini vurgulayarak, Karlılığın farklı göstergelerinde ortaya koyduğumuz bu güçlü performansı, doğru stratejik kararlarımızın, sahadaki güçlü refleksimizin, etkin maliyet ve stok yönetimimizin ve operasyonel verimlilik odağımızın somut bir sonucu olarak değerlendiriyoruz. Güçlenen finansal yapımızla bu ivmeyi sürdürülebilir kılmaya ve şirketimizi uzun vadeli hedeflerine kararlılıkla taşımaya odaklanıyoruz. ifadelerini kullandı.Şirket performansının arkasında güçlü organizasyon yapısı, sahadaki etkinlik ve veriyle beslenen yönetim yaklaşımının belirleyici rol oynadığını vurgulayan Özkan, karar alma süreçlerini yalnızca kurumsal kaynak planlaması (ERP) tabanlı sistemlerle tanımlamadıklarını, sahadan anlık veri akışıyla beslenen, uçtan uca veri sürekliliği sağlayan dijital altyapıları ve yapay zeka destekli analitik kabiliyetleriyle çok katmanlı bir yönetim modeli benimsediklerini vurguladı.Özkan, sahadaki aktif varlıkları sayesinde işin en kritik bileşenlerinden biri olan ham madde tedarikini doğru zamanda, doğru koşullarda ve doğru kaliteyle yönetmeye odaklandıklarını aktararak, Bu alandaki disiplinli yaklaşımımızı sürdürerek operasyonel gücümüzün temelini oluşturan doğru alım refleksimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Tedarik zincirimizi uçtan uca bütüncül bir perspektifle ele alarak yalnızca operasyonel süreçleri yönetmekle kalmıyor, değişen piyasa dinamiklerini, küresel tedarik eğilimlerini ve risk unsurlarını eş zamanlı analiz ederek stratejik kararlarımızı bu çerçevede şekillendiriyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Uluslararası ve yerel kaynaklardan doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir veri setlerine eriştiklerini, küresel tarım ve gıda piyasalarına ilişkin uluslararası otoriteler ve güvenilir kuruluşlar tarafından yayımlanan analiz ve öngörüleri düzenli olarak takip ettiklerini belirten Özkan, bu verileri sahadan elde ettikleri bilgiler, içgörü odaklı analizler ve sektörel karşılaştırmalarla derinleştirerek karar alma süreçlerine güçlü ve sürdürülebilir bir öngörü kabiliyeti kazandırdıklarına dikkati çekti.Özkan, bu yaklaşımı istikrarlı biçimde sürdürmelerinin, karar alma hızlarını ve doğruluğunu artırırken, kurum içi uyum, işbirliği kültürleri ve deneyimli yönetim perspektifleriyle birleşerek sürdürülebilir operasyonel başarıyı desteklediklediğini kaydetti.Küresel ölçekte çeşitlenen tedarik olanaklarını yakından takip ederek ham madde yapılarını esnek ve dirençli bir şekilde yönettiklerini, değişken piyasa dinamiklerine rağmen üretim kalitelerini istikrarlı biçimde sürdürdüklerini belirten Özkan, şunları kaydetti:Tüm bu yapının temelinde ise yüksek yetkinliğe sahip, sorumluluk bilinci güçlü ve belirsizlikleri etkin şekilde yönetebilen insan kaynağımız yer alıyor. Ekip arkadaşlarımızı yalnızca sürecin bir parçası olarak değil, ortak hedefler doğrultusunda değer üreten ve geleceğimizi birlikte şekillendiren stratejik paydaşlar olarak konumlandırıyoruz. Sürekli gelişimi odağına alan kurum kültürümüzle uzun vadeli ve kalıcı başarıyı güçlendirmeye devam ediyoruz.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : Eksun Gıda, 2026'nın ilk altı ayında 36,2 milyon lira net kara ulaştı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, Eksun Gıda, 2026'nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) açıkladı.Buna göre, operasyonel verimlilik, etkin maliyet yönetimi, güçlü saha organizasyonu ve veri odaklı yönetim anlayışıyla yılın ilk çeyreğinde karlılık göstergelerinde yakaladığı yukarı yönlü ivmeyi ikinci çeyrekte daha ileri taşıyan şirket, operasyonel performansındaki güçlenmeyi karlılığına da yansıttı.TMS 29 enflasyon muhasebesi standartları uygulanmış 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarına göre, Eksun Gıda'nın brüt karı önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9 artarak 809,4 milyon liraya ulaştı.Etkin maliyet yönetiminin katkısıyla brüt kar marjı yüzde 11,2'den yüzde 13,2'ye yükseldi. Şirketin brüt karlılığındaki güçlü performans operasyonel iyileşmelerle birlikte faiz, amortisman ve vergi öncesi kar (FAVÖK) verilerine de yansıdı. İlk altı ayda FAVÖK tutarı yüzde 65 artışla 312,7 milyon liraya çıkarken, FAVÖK marjı yüzde 2,9'dan yüzde 5,1'e ulaştı.Eksun Gıda, yılın ilk yarısında operasyonel karlılık göstergelerinde yakaladığı güçlü ivmeyi net dönem karlılığına da taşıdı. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla net dönem kârında 200 milyon liranın üzerinde artış sağlayan şirket, 2026'nın ilk yarısını 36,2 milyon TL net karla tamamladı.Finansal yapısını güçlendirmeyi de sürdüren Eksun Gıda'nın 2025 yılı sonunda 1,68 seviyesinde bulunan borç/öz kaynak rasyosu, 2026'nın ilk yarısı sonunda 1,26'ya geriledi.TMS 29 enflasyon muhasebesi uygulanmamış sonuçlarda da karlılık göstergelerindeki güçlü seyir devam etti. Buna göre şirketin brüt karı yüzde 40 artarak 1,1 milyar liraya, FAVÖK tutarı yüzde 61 artışla 577,3 milyon liraya ulaştı. Net kar ise yaklaşık yüzde 120 artarak 281,8 milyon liraya yükseldi.Eksun Gıda, sahadaki çevik ve organize satış ekipleriyle yüksek kalitedeki ürünlerini nihai tüketiciden profesyonel mutfaklara kadar uzanan geniş bir kullanım alanına taşıyor. Sinangil ve Sinangil Gluten YOK başta olmak üzere güçlü markalarıyla ürünlerini Türkiye'nin 81 ilinde tüketicilerle buluşturan şirket, Türkiye'deki yaygın satış gücünü uluslararası pazarlardaki etkinliğiyle destekliyor.Uzak Doğu, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika başta olmak üzere 20'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Eksun Gıda, farklı coğrafyalardaki pazar ihtiyaçlarına cevap verebilen üretim kabiliyeti, yüksek kalite standartları ve güçlü tedarik yapısıyla Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki temsilini güçlendirmeyi sürdürüyor.Küresel ölçekte çeşitlenen tedarik olanaklarını yakından takip eden Eksun Gıda, ham madde ihtiyacını karşılarken yerli kaynakların yanı sıra uluslararası tedarik alternatiflerini de piyasa koşulları doğrultusunda değerlendiriyor. Sahadan gelen verileri küresel piyasa göstergeleriyle birlikte analiz eden şirket, değişen piyasa dinamiklerine hızlı şekilde uyum sağlayan alım politikasıyla tedarik sürekliliğini desteklerken üretimde yüksek kalite standardını korumaya odaklanıyor.Operasyonel ve finansal performansını sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarla destekleyen Eksun Gıda, yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında İzmir'de teşvik belgelerini aldığı toplam 18,9 megavat kapasiteye sahip rüzgar enerjisi santrallerinin (RES) yapım çalışmalarını sürdürüyor. Santrallerin tamamlanmasıyla birlikte şirket, üretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğu enerjinin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor.Tedarik zincirimizi uçtan uca bütüncül bir perspektifle ele alıyoruzAçıklamada görüşlerine yer verilen Eksun Gıda Grubu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Hasan Abdullah Özkan, 2026 hedeflerine emin ve kararlı adımlarla ilerlediklerini belirtti.Yılın ilk yarısında hayata geçirdikleri stratejik adımların finansal sonuçlarına güçlü biçimde yansıdığını gördüklerini aktaran Özkan, geçen yılın aynı dönemine kıyasla net karlılıkta 200 milyon liranın üzerinde artış sağlayarak, 2026'nın ilk altı ayında 36,2 milyon lira net kara ulaştıklarını aktardı.Özkan, aynı dönemde brüt karlılıklarını güçlendirirken, operasyonel performanslarındaki güçlü ivmeyle FAVÖK tutarlarında yaklaşık yüzde 65'lik artış kaydettiklerini vurgulayarak, Karlılığın farklı göstergelerinde ortaya koyduğumuz bu güçlü performansı, doğru stratejik kararlarımızın, sahadaki güçlü refleksimizin, etkin maliyet ve stok yönetimimizin ve operasyonel verimlilik odağımızın somut bir sonucu olarak değerlendiriyoruz. Güçlenen finansal yapımızla bu ivmeyi sürdürülebilir kılmaya ve şirketimizi uzun vadeli hedeflerine kararlılıkla taşımaya odaklanıyoruz. ifadelerini kullandı.Şirket performansının arkasında güçlü organizasyon yapısı, sahadaki etkinlik ve veriyle beslenen yönetim yaklaşımının belirleyici rol oynadığını vurgulayan Özkan, karar alma süreçlerini yalnızca kurumsal kaynak planlaması (ERP) tabanlı sistemlerle tanımlamadıklarını, sahadan anlık veri akışıyla beslenen, uçtan uca veri sürekliliği sağlayan dijital altyapıları ve yapay zeka destekli analitik kabiliyetleriyle çok katmanlı bir yönetim modeli benimsediklerini vurguladı.Özkan, sahadaki aktif varlıkları sayesinde işin en kritik bileşenlerinden biri olan ham madde tedarikini doğru zamanda, doğru koşullarda ve doğru kaliteyle yönetmeye odaklandıklarını aktararak, Bu alandaki disiplinli yaklaşımımızı sürdürerek operasyonel gücümüzün temelini oluşturan doğru alım refleksimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Tedarik zincirimizi uçtan uca bütüncül bir perspektifle ele alarak yalnızca operasyonel süreçleri yönetmekle kalmıyor, değişen piyasa dinamiklerini, küresel tedarik eğilimlerini ve risk unsurlarını eş zamanlı analiz ederek stratejik kararlarımızı bu çerçevede şekillendiriyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Uluslararası ve yerel kaynaklardan doğru, güvenilir ve karşılaştırılabilir veri setlerine eriştiklerini, küresel tarım ve gıda piyasalarına ilişkin uluslararası otoriteler ve güvenilir kuruluşlar tarafından yayımlanan analiz ve öngörüleri düzenli olarak takip ettiklerini belirten Özkan, bu verileri sahadan elde ettikleri bilgiler, içgörü odaklı analizler ve sektörel karşılaştırmalarla derinleştirerek karar alma süreçlerine güçlü ve sürdürülebilir bir öngörü kabiliyeti kazandırdıklarına dikkati çekti.Özkan, bu yaklaşımı istikrarlı biçimde sürdürmelerinin, karar alma hızlarını ve doğruluğunu artırırken, kurum içi uyum, işbirliği kültürleri ve deneyimli yönetim perspektifleriyle birleşerek sürdürülebilir operasyonel başarıyı desteklediklediğini kaydetti.Küresel ölçekte çeşitlenen tedarik olanaklarını yakından takip ederek ham madde yapılarını esnek ve dirençli bir şekilde yönettiklerini, değişken piyasa dinamiklerine rağmen üretim kalitelerini istikrarlı biçimde sürdürdüklerini belirten Özkan, şunları kaydetti:Tüm bu yapının temelinde ise yüksek yetkinliğe sahip, sorumluluk bilinci güçlü ve belirsizlikleri etkin şekilde yönetebilen insan kaynağımız yer alıyor. Ekip arkadaşlarımızı yalnızca sürecin bir parçası olarak değil, ortak hedefler doğrultusunda değer üreten ve geleceğimizi birlikte şekillendiren stratejik paydaşlar olarak konumlandırıyoruz. Sürekli gelişimi odağına alan kurum kültürümüzle uzun vadeli ve kalıcı başarıyı güçlendirmeye devam ediyoruz.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>ANALİZ - Yükselen yeni sağ, hızla eriyen sol ve hayal kırıklığı yaşayan kitleler: Yeni Latin Amerika'yı nasıl okumalı?</title>
      <link>https://www.canligaste.com/analiz-yukselen-yeni-sag-hizla-eriyen-sol-ve-hayal-kirikligi-yasayan-kitleler-yeni-latin-amerika-yi-nasil-okumali/896365/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/analiz-yukselen-yeni-sag-hizla-eriyen-sol-ve-hayal-kirikligi-yasayan-kitleler-yeni-latin-amerika-yi-nasil-okumali/896365/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:18:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Latin Amerika siyaseti uzun zamandır bir sarkaç gibi hareket ediyor. Bir dönem sol yükseliyor, ardından sağ geliyor. Ancak her yeni dalga bir öncekinden bazı izler taşıyor ve önceki dönemin başarısızlıklarından besleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özkan, Latin Amerika’da değişen siyasi dengeleri ve yeni sağın yükselişini AA Analiz için kaleme aldı.***Kolombiya’nın yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella 7 Ağustos 2026’da göreve başlar başlamaz önce Batı Sahra’da Fas egemenliğini ve Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıdı, ardından Kolombiya’nın İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. İlk bakışta dış politika alanında oldukça radikal bir başlangıç gibi görünen bu açıklamaları yalnızca Kolombiya’nın dış politikası üzerinden değerlendirmek eksiklik olur. Yaşananlar, Latin Amerika’da son yıllarda güçlenen yeni sağ dalganın siyasal tarzını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.Latin Amerika’da sarkaç yeniden sağa dönüyorLatin Amerika siyaseti uzun zamandır bir sarkaç gibi hareket ediyor. Bir dönem sol yükseliyor, ardından sağ geliyor. Ancak her yeni dalga bir öncekinden bazı izler taşıyor ve önceki dönemin başarısızlıklarından besleniyor. Bugün, kıtada yaşanan sağ siyasi dalgayı anlamak için 1999’a, Hugo Chavez’in Venezuela’da iktidara gelişine kadar gitmek gerekiyor. Chavez’in iktidara gelişi Latin Amerika’da yaklaşık 15 yıl sürecek büyük bir sol yükselişin başlangıcı oldu. Venezuela’nın ardından Brezilya, Arjantin, Bolivya, Ekvador ve başka ülkelerde sol veya merkez sol hükümetler iktidara geldi. 1999-2014 arasındaki dönem Latin Amerika solunun yakın tarihteki en güçlü dönemi olarak görülebilir.Bu dalganın arkasında birkaç önemli neden vardı. Soğuk Savaş sonrasında Washington’un küresel siyasetine ve bölgedeki etkisine yönelik tepki büyümüştü. 1990’ların ekonomik politikalarının yarattığı toplumsal sorunlar ciddi bir hoşnutsuzluk üretmişti. Aynı zamanda petrol ve diğer emtia fiyatlarının yükselmesi, sol hükümetlerin sosyal politikalar için kullanabileceği büyük bir kaynak ortaya çıkarmıştı. Fakat Latin solu bu tarihsel fırsatı kalıcı bir dönüşüme çeviremedi. Sol siyasal iktidarlar Latin Amerika’da var olan ekonomik-siyasal sistemi sarstılar ancak dönüştüremediler.Buradaki temel sorunlardan biri, yüksek petrol ve emtia fiyatlarının sağladığı gelirlerin önemli bölümünün uzun vadeli yapısal dönüşüm yerine kısa vadeli sosyal ve popülist politikalara yönelmesiydi. Ekonominin üretim kapasitesini artıracak, devlet kurumlarını güçlendirecek ve ülkeleri emtia bağımlılığından çıkaracak dönüşümler yeterince gerçekleştirilemedi. Petrol 2013’e kadar 100 doların üzerindeyken bu model çalışabiliyordu. Para vardı, sosyal harcamalar artıyor ve toplumun geniş kesimleri sistemden doğrudan faydalanıyordu. Fakat gelirler azalmaya başladığında modelin zayıflıkları ortaya çıktı.İkinci sorun ise siyasetin meşruiyeti meselesiydi. Latin Amerika solu uzun süre meşruiyetinin önemli bir bölümünü Amerikan karşıtlığı üzerinden kurdu. Washington’a karşı çıkmak, bağımsız dış politika söylemi geliştirmek ve alternatif bölgesel ittifaklar oluşturmak siyaseten güçlü araçlardı. Fakat dışarıdaki rakibe karşı geliştirilen söylem içeride başarılı bir devlet modeli oluşturmanın yerini tutamadı. Bir süre sonra seçmen çok daha basit sorular sormaya başladı: Ekonomi neden düzelmiyor? Yolsuzluk neden devam ediyor? Sokaklar neden güvenli değil? Kamu hizmetleri neden yeterince iyi çalışmıyor?Bu sorulara sol iktidarlar tatmin edici ve yapısal anlamda kalıcı cevaplar veremedi. Üstelik yolsuzluk tartışmaları sol hükümetlerin ahlaki üstünlük iddiasını da ciddi biçimde aşındırdı. Sistemi değiştirme iddiasıyla iktidara gelen hareketlerin zaman içinde sistemin sorunlarının bir parçası olarak görülmeye başlanması, seçmen davranışında önemli bir kırılma yarattı. Bunun sonucunda 2014 sonrasında sağ siyaset yeniden yükselmeye başladı. Ancak 2014-2018 arasındaki ilk sağ dalga çok sert değildi. Dönemin sağ partileri, sol dönemin oluşturduğu toplumsal dengeleri tamamen karşılarına almamaya çalışıyordu. Sosyal politikaları bütünüyle tasfiye etmek yerine daha temkinli bir dil kullanıyorlardı.Kısa süren bu sağ siyasi dalga kalıcı olamadı ve 2018 sonrasında sol siyaset yeniden yükseldi. 2020’lerin başında birçok önemli Latin Amerika ülkesinde sol veya merkez sol hükümetlerin iktidara gelmesi, kıtanın yeniden uzun süreli bir sol döneme girdiği yorumlarına yol açtı, fakat bu defa da sol dalga çok daha kısa sürdü. Çünkü geçmişten kalan temel sorunların önemli bölümü halâ ortadaydı. Ekonomik büyümenin zayıflığına güvenlik ve düzensiz göç gibi meseleler eklendi. Özellikle organize suçun ve şehirlerdeki güvenlik problemlerinin gündelik hayat üzerindeki etkisinin artması, siyasetin merkezini değiştirdi.Seçmen artık büyük ideolojik projelerden önce düzen, güvenlik ve ekonomik istikrar istemeye başladı. Kıtada son yıllarda yaşanan güçlü ve sert sağ siyasi dalganın gücü biraz da buradan geliyor. Ancak yeni Latin Amerika sağı, 2014 sonrasında gördüğümüz sağdan farklı: çok daha sert, daha gösterişli ve daha doğrudan konuşuyor. Sosyal konularda uzlaşma aramak yerine kültürel çatışmaları siyasetin merkezine taşımaktan çekinmiyor. Bu nedenle Kolombiya devlet başkanının Batı Sahra, Golan Tepeleri ve Kudüs konusunda yaptığı çıkışları yalnızca dış politika tercihi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu iki açıdan değerlendirilirse anlaşılabilir. Birincisi, bunlar Latin Amerika’daki yeni sağın ortak siyaset yapma biçiminin doğrudan bir parçası. Kıtadaki yeni sağ liderler, öncelikle güçlü sembolik çıkışlar yaparak kamuoyunda tartışma yaratıyorlar.Ülke içinde ve dışında dikkatleri üzerine çekerek kendi seçmenine “eski düzen değişti” mesajı veriyorlar. Bir anlamda siyasetin ilk ayları bir gösteriye, şova ve Trumpvari polemikleri körüklemeye dönüşüyor. Bu gösteri genellikle dört-altı ay kadar etkili oluyor, sonrasında ise hükümetlerin önüne ekonomi, bütçe, güvenlik, yatırım ve dış ticaret gibi çok daha somut meseleler geliyor. İdeolojik açıklamaların yerini giderek devlet çıkarları ve günlük yönetim zorunlulukları almaya başlıyor. Yeni sağın Washington ekseni ve Latin Amerika’nın geleceğiYeni sağı anlamak için ikinci ve kritik olan bir başka önemli özellik Washington ile kurduğu ideolojik, kültürel ve yer yer İslamofobik ilişki. Latin Amerika sağının tarihsel rotası zaten büyük ölçüde Washington’a dönüktü, fakat Trump dönemi bu ilişkiye sadece yeni bir ideolojik çerçeve kazandırdı. Trump yalnızca ABD Başkanı olarak değil, Latin Amerika’daki yeni sağ hareketler açısından bir siyaset modeli olarak da etkili oldu: sert söylem, doğrudan iletişim, kültürel çatışmalar ve dış politikada sembolik hamleler.Bu açıdan bakıldığında yeni sağın yükselişi Washington açısından önemli bir jeopolitik sonuç oluşturuyor. ABD, geçmişte Latin Amerika üzerindeki etkisini korumak için doğrudan müdahalelere ihtiyaç duyuyordu. Bugün ise kıtadaki birçok sağ hareket zaten doğal olarak Washington’a yakın bir dış politika çizgisine yöneliyor hem de fazlasıyla gönüllü olarak. Bir anlamda Monroe Doktrini, Trump’ın doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan yeniden çalışıyor.Bütün bunlar elbette Latin Amerika’nın uzun süre sağ siyasetin tam etkisinde kalacağı anlamına gelmiyor. Çünkü kıtanın son 30 yıllık siyasal tarihi bize çok açık bir şey gösteriyor ki Latin Amerika’da hiçbir siyasal dalganın uzun süreceğinin garantisi yok. Çünkü Latin Amerika seçmeni ideolojiye katıksız bir şekilde bağlı kalmıyor ve sonuç alamadığı zaman hızlıca yön değiştiriyor. Son yıllarda çoğu ülkede iktidara gelen sert sağ siyasal dalganın önümüzdeki 5-6 yıl boyunca etkisini koruması kuvvetle muhtemel, fakat sonrasını sağın başarısından çok solun kendisini yenileyip yenileyememesi belirleyecek. Sol siyaset geçmişteki hatalarından ders çıkarır, yalnızca gelir dağıtımı üzerinden değil üretim, güvenlik, kurumsal kapasite ve ekonomik büyüme üzerinden yeni bir program geliştirebilirse yeniden iktidara gelebilir. Bunu yapamazsa ortaya klasik sağ-sol ayrımının dışında, farklı toplumsal talepleri bir araya getiren melez hareketler çıkabilir.Latin Amerika siyasetini anlamanın belki de en gerçekçi yolu tam olarak burada yatıyor. Kıtaya sürekli siyaseten sağ, sol veya “alternatif sistem” arayışı üzerinden bakmak yerine seçmenin dönemsel beklentilerini ve hayal kırıklıklarını takip etmek gerekiyor. 1999’da sarkaç sola doğru güçlü biçimde hareket etmişti. Sol sistemi sarstı fakat kalıcı biçimde değiştiremedi. Ardından gelen sağ ilk denemesinde solu tamamen tasfiye edemedi. Solun ikinci yükselişi ise çok daha kısa sürdü. Şimdi sarkaç daha sert biçimde sağa gidiyor. Kolombiya’dan gelen sansasyonel açıklamalar bu büyük hareketin en son halkasının küçük fakat oldukça görünür bir parçası. Asıl mesele Golan Tepeleri, Batı Sahra veya Kudüs değil, asıl mesele Latin Amerika siyasetinde yeni dönemin dilinin, ittifaklarının ve önceliklerinin değişiyor olması. Ve bugün kıtayı anlamak isteyenlerin başlangıç noktası da bu değişimi anlamak ve ona göre kıtaya bakmak olmalı.[Prof. Dr. Mehmet Özkan, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özkan, Latin Amerika’da değişen siyasi dengeleri ve yeni sağın yükselişini AA Analiz için kaleme aldı.***Kolombiya’nın yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella 7 Ağustos 2026’da göreve başlar başlamaz önce Batı Sahra’da Fas egemenliğini ve Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıdı, ardından Kolombiya’nın İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı. İlk bakışta dış politika alanında oldukça radikal bir başlangıç gibi görünen bu açıklamaları yalnızca Kolombiya’nın dış politikası üzerinden değerlendirmek eksiklik olur. Yaşananlar, Latin Amerika’da son yıllarda güçlenen yeni sağ dalganın siyasal tarzını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.Latin Amerika’da sarkaç yeniden sağa dönüyorLatin Amerika siyaseti uzun zamandır bir sarkaç gibi hareket ediyor. Bir dönem sol yükseliyor, ardından sağ geliyor. Ancak her yeni dalga bir öncekinden bazı izler taşıyor ve önceki dönemin başarısızlıklarından besleniyor. Bugün, kıtada yaşanan sağ siyasi dalgayı anlamak için 1999’a, Hugo Chavez’in Venezuela’da iktidara gelişine kadar gitmek gerekiyor. Chavez’in iktidara gelişi Latin Amerika’da yaklaşık 15 yıl sürecek büyük bir sol yükselişin başlangıcı oldu. Venezuela’nın ardından Brezilya, Arjantin, Bolivya, Ekvador ve başka ülkelerde sol veya merkez sol hükümetler iktidara geldi. 1999-2014 arasındaki dönem Latin Amerika solunun yakın tarihteki en güçlü dönemi olarak görülebilir.Bu dalganın arkasında birkaç önemli neden vardı. Soğuk Savaş sonrasında Washington’un küresel siyasetine ve bölgedeki etkisine yönelik tepki büyümüştü. 1990’ların ekonomik politikalarının yarattığı toplumsal sorunlar ciddi bir hoşnutsuzluk üretmişti. Aynı zamanda petrol ve diğer emtia fiyatlarının yükselmesi, sol hükümetlerin sosyal politikalar için kullanabileceği büyük bir kaynak ortaya çıkarmıştı. Fakat Latin solu bu tarihsel fırsatı kalıcı bir dönüşüme çeviremedi. Sol siyasal iktidarlar Latin Amerika’da var olan ekonomik-siyasal sistemi sarstılar ancak dönüştüremediler.Buradaki temel sorunlardan biri, yüksek petrol ve emtia fiyatlarının sağladığı gelirlerin önemli bölümünün uzun vadeli yapısal dönüşüm yerine kısa vadeli sosyal ve popülist politikalara yönelmesiydi. Ekonominin üretim kapasitesini artıracak, devlet kurumlarını güçlendirecek ve ülkeleri emtia bağımlılığından çıkaracak dönüşümler yeterince gerçekleştirilemedi. Petrol 2013’e kadar 100 doların üzerindeyken bu model çalışabiliyordu. Para vardı, sosyal harcamalar artıyor ve toplumun geniş kesimleri sistemden doğrudan faydalanıyordu. Fakat gelirler azalmaya başladığında modelin zayıflıkları ortaya çıktı.İkinci sorun ise siyasetin meşruiyeti meselesiydi. Latin Amerika solu uzun süre meşruiyetinin önemli bir bölümünü Amerikan karşıtlığı üzerinden kurdu. Washington’a karşı çıkmak, bağımsız dış politika söylemi geliştirmek ve alternatif bölgesel ittifaklar oluşturmak siyaseten güçlü araçlardı. Fakat dışarıdaki rakibe karşı geliştirilen söylem içeride başarılı bir devlet modeli oluşturmanın yerini tutamadı. Bir süre sonra seçmen çok daha basit sorular sormaya başladı: Ekonomi neden düzelmiyor? Yolsuzluk neden devam ediyor? Sokaklar neden güvenli değil? Kamu hizmetleri neden yeterince iyi çalışmıyor?Bu sorulara sol iktidarlar tatmin edici ve yapısal anlamda kalıcı cevaplar veremedi. Üstelik yolsuzluk tartışmaları sol hükümetlerin ahlaki üstünlük iddiasını da ciddi biçimde aşındırdı. Sistemi değiştirme iddiasıyla iktidara gelen hareketlerin zaman içinde sistemin sorunlarının bir parçası olarak görülmeye başlanması, seçmen davranışında önemli bir kırılma yarattı. Bunun sonucunda 2014 sonrasında sağ siyaset yeniden yükselmeye başladı. Ancak 2014-2018 arasındaki ilk sağ dalga çok sert değildi. Dönemin sağ partileri, sol dönemin oluşturduğu toplumsal dengeleri tamamen karşılarına almamaya çalışıyordu. Sosyal politikaları bütünüyle tasfiye etmek yerine daha temkinli bir dil kullanıyorlardı.Kısa süren bu sağ siyasi dalga kalıcı olamadı ve 2018 sonrasında sol siyaset yeniden yükseldi. 2020’lerin başında birçok önemli Latin Amerika ülkesinde sol veya merkez sol hükümetlerin iktidara gelmesi, kıtanın yeniden uzun süreli bir sol döneme girdiği yorumlarına yol açtı, fakat bu defa da sol dalga çok daha kısa sürdü. Çünkü geçmişten kalan temel sorunların önemli bölümü halâ ortadaydı. Ekonomik büyümenin zayıflığına güvenlik ve düzensiz göç gibi meseleler eklendi. Özellikle organize suçun ve şehirlerdeki güvenlik problemlerinin gündelik hayat üzerindeki etkisinin artması, siyasetin merkezini değiştirdi.Seçmen artık büyük ideolojik projelerden önce düzen, güvenlik ve ekonomik istikrar istemeye başladı. Kıtada son yıllarda yaşanan güçlü ve sert sağ siyasi dalganın gücü biraz da buradan geliyor. Ancak yeni Latin Amerika sağı, 2014 sonrasında gördüğümüz sağdan farklı: çok daha sert, daha gösterişli ve daha doğrudan konuşuyor. Sosyal konularda uzlaşma aramak yerine kültürel çatışmaları siyasetin merkezine taşımaktan çekinmiyor. Bu nedenle Kolombiya devlet başkanının Batı Sahra, Golan Tepeleri ve Kudüs konusunda yaptığı çıkışları yalnızca dış politika tercihi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu iki açıdan değerlendirilirse anlaşılabilir. Birincisi, bunlar Latin Amerika’daki yeni sağın ortak siyaset yapma biçiminin doğrudan bir parçası. Kıtadaki yeni sağ liderler, öncelikle güçlü sembolik çıkışlar yaparak kamuoyunda tartışma yaratıyorlar.Ülke içinde ve dışında dikkatleri üzerine çekerek kendi seçmenine “eski düzen değişti” mesajı veriyorlar. Bir anlamda siyasetin ilk ayları bir gösteriye, şova ve Trumpvari polemikleri körüklemeye dönüşüyor. Bu gösteri genellikle dört-altı ay kadar etkili oluyor, sonrasında ise hükümetlerin önüne ekonomi, bütçe, güvenlik, yatırım ve dış ticaret gibi çok daha somut meseleler geliyor. İdeolojik açıklamaların yerini giderek devlet çıkarları ve günlük yönetim zorunlulukları almaya başlıyor. Yeni sağın Washington ekseni ve Latin Amerika’nın geleceğiYeni sağı anlamak için ikinci ve kritik olan bir başka önemli özellik Washington ile kurduğu ideolojik, kültürel ve yer yer İslamofobik ilişki. Latin Amerika sağının tarihsel rotası zaten büyük ölçüde Washington’a dönüktü, fakat Trump dönemi bu ilişkiye sadece yeni bir ideolojik çerçeve kazandırdı. Trump yalnızca ABD Başkanı olarak değil, Latin Amerika’daki yeni sağ hareketler açısından bir siyaset modeli olarak da etkili oldu: sert söylem, doğrudan iletişim, kültürel çatışmalar ve dış politikada sembolik hamleler.Bu açıdan bakıldığında yeni sağın yükselişi Washington açısından önemli bir jeopolitik sonuç oluşturuyor. ABD, geçmişte Latin Amerika üzerindeki etkisini korumak için doğrudan müdahalelere ihtiyaç duyuyordu. Bugün ise kıtadaki birçok sağ hareket zaten doğal olarak Washington’a yakın bir dış politika çizgisine yöneliyor hem de fazlasıyla gönüllü olarak. Bir anlamda Monroe Doktrini, Trump’ın doğrudan müdahale etmesine gerek kalmadan yeniden çalışıyor.Bütün bunlar elbette Latin Amerika’nın uzun süre sağ siyasetin tam etkisinde kalacağı anlamına gelmiyor. Çünkü kıtanın son 30 yıllık siyasal tarihi bize çok açık bir şey gösteriyor ki Latin Amerika’da hiçbir siyasal dalganın uzun süreceğinin garantisi yok. Çünkü Latin Amerika seçmeni ideolojiye katıksız bir şekilde bağlı kalmıyor ve sonuç alamadığı zaman hızlıca yön değiştiriyor. Son yıllarda çoğu ülkede iktidara gelen sert sağ siyasal dalganın önümüzdeki 5-6 yıl boyunca etkisini koruması kuvvetle muhtemel, fakat sonrasını sağın başarısından çok solun kendisini yenileyip yenileyememesi belirleyecek. Sol siyaset geçmişteki hatalarından ders çıkarır, yalnızca gelir dağıtımı üzerinden değil üretim, güvenlik, kurumsal kapasite ve ekonomik büyüme üzerinden yeni bir program geliştirebilirse yeniden iktidara gelebilir. Bunu yapamazsa ortaya klasik sağ-sol ayrımının dışında, farklı toplumsal talepleri bir araya getiren melez hareketler çıkabilir.Latin Amerika siyasetini anlamanın belki de en gerçekçi yolu tam olarak burada yatıyor. Kıtaya sürekli siyaseten sağ, sol veya “alternatif sistem” arayışı üzerinden bakmak yerine seçmenin dönemsel beklentilerini ve hayal kırıklıklarını takip etmek gerekiyor. 1999’da sarkaç sola doğru güçlü biçimde hareket etmişti. Sol sistemi sarstı fakat kalıcı biçimde değiştiremedi. Ardından gelen sağ ilk denemesinde solu tamamen tasfiye edemedi. Solun ikinci yükselişi ise çok daha kısa sürdü. Şimdi sarkaç daha sert biçimde sağa gidiyor. Kolombiya’dan gelen sansasyonel açıklamalar bu büyük hareketin en son halkasının küçük fakat oldukça görünür bir parçası. Asıl mesele Golan Tepeleri, Batı Sahra veya Kudüs değil, asıl mesele Latin Amerika siyasetinde yeni dönemin dilinin, ittifaklarının ve önceliklerinin değişiyor olması. Ve bugün kıtayı anlamak isteyenlerin başlangıç noktası da bu değişimi anlamak ve ona göre kıtaya bakmak olmalı.[Prof. Dr. Mehmet Özkan, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Bakan Ersoy, Yalburt Pınarı'nda Bir Hitit Kralı sergisini ziyaret etti:</title>
      <link>https://www.canligaste.com/bakan-ersoy-yalburt-pinari-nda-bir-hitit-krali-sergisini-ziyaret-etti/896363/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/bakan-ersoy-yalburt-pinari-nda-bir-hitit-krali-sergisini-ziyaret-etti/896363/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:15:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / Prof. Dr. Ömür Harmanşah ve Dr. Peri Johnson başkanlığında 2010-2021 yılları arasında yürütülen Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi kapsamında elde edilen bulgular video, fotoğraf, arkeolojik buluntu, çizim, saha defteri ve arazi formları gibi görsel ve belgesel materyaller aracılığıyla ziyaretçilerimizle buluşturuluyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde açılan Yalburt Pınarı'nda Bir Hitit Kralı sergisini ziyaret etti.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakan Ersoy, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü ile Amerika Birleşik Devletleri Illinois Üniversitesi işbirliğinde, Prof. Dr. Ömür Harmanşah'ın küratörlüğünde hazırlanan Yalburt Pınarı'nda Bir Hitit Kralı sergisini gezerek, çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Serginin, Konya'nın Ilgın ilçesindeki Yalburt Yaylası'nda 1970 yılında keşfedilen Hitit İmparatorluğu'na ait hiyeroglif Luvice yazıtlı kutsal su anıtını ve çevresinde yürütülen arkeolojik çalışmaları kapsamlı biçimde tanıttığını belirten Ersoy, Hitit İmparatorluğu'nun izlerini günümüze taşıyan özel bir serginin ziyaretçilerle buluşturulduğunu kaydetti.Ersoy, 1970-1975'te Raci Temizer başkanlığında gerçekleştirilen kazı ve restorasyon çalışmalarında elde edilen buluntular kapsamında 40 eserin sergilendiğini bildirdi.Eserlerin Anadolu'nun köklü geçmişine ışık tuttuğunu ve Hititlerin bıraktığı güçlü kültürel mirası yakından görme imkanı sunduğunu ifade eden Ersoy, sergide yalnızca arkeolojik eserlerin değil Yalburt'un keşfinden günümüze uzanan araştırma sürecinin de bütün yönleriyle ele alındığını belirtti.Ersoy, Prof. Dr. Ömür Harmanşah ve Dr. Peri Johnson başkanlığında 2010-2021 yılları arasında yürütülen Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi kapsamında elde edilen bulgular video, fotoğraf, arkeolojik buluntu, çizim, saha defteri ve arazi formları gibi görsel ve belgesel materyaller aracılığıyla ziyaretçilerimizle buluşturuluyor. ifadelerini kullandı.Ziyaretçilerin böylece bir arkeolojik alanın keşfinden kazı ve restorasyon çalışmalarına, yüzey araştırmalarından bilimsel belgeleme süreçlerine kadar uzanan araştırma serüvenine yakından tanıklık ettiğini ifade eden Ersoy, tüm vatandaşları sergiyi görmek üzere Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne davet etti.Bakan Ersoy ayrıca serginin hazırlanmasında emeği geçen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğüne, Illinois Üniversitesine, serginin küratörü Prof. Dr. Harmanşah'a, Dr. Johnson'a, bilim insanlarına, uzmanlara ve çalışma arkadaşlarına teşekkür etti.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde açılan Yalburt Pınarı'nda Bir Hitit Kralı sergisini ziyaret etti.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakan Ersoy, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü ile Amerika Birleşik Devletleri Illinois Üniversitesi işbirliğinde, Prof. Dr. Ömür Harmanşah'ın küratörlüğünde hazırlanan Yalburt Pınarı'nda Bir Hitit Kralı sergisini gezerek, çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Serginin, Konya'nın Ilgın ilçesindeki Yalburt Yaylası'nda 1970 yılında keşfedilen Hitit İmparatorluğu'na ait hiyeroglif Luvice yazıtlı kutsal su anıtını ve çevresinde yürütülen arkeolojik çalışmaları kapsamlı biçimde tanıttığını belirten Ersoy, Hitit İmparatorluğu'nun izlerini günümüze taşıyan özel bir serginin ziyaretçilerle buluşturulduğunu kaydetti.Ersoy, 1970-1975'te Raci Temizer başkanlığında gerçekleştirilen kazı ve restorasyon çalışmalarında elde edilen buluntular kapsamında 40 eserin sergilendiğini bildirdi.Eserlerin Anadolu'nun köklü geçmişine ışık tuttuğunu ve Hititlerin bıraktığı güçlü kültürel mirası yakından görme imkanı sunduğunu ifade eden Ersoy, sergide yalnızca arkeolojik eserlerin değil Yalburt'un keşfinden günümüze uzanan araştırma sürecinin de bütün yönleriyle ele alındığını belirtti.Ersoy, Prof. Dr. Ömür Harmanşah ve Dr. Peri Johnson başkanlığında 2010-2021 yılları arasında yürütülen Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi kapsamında elde edilen bulgular video, fotoğraf, arkeolojik buluntu, çizim, saha defteri ve arazi formları gibi görsel ve belgesel materyaller aracılığıyla ziyaretçilerimizle buluşturuluyor. ifadelerini kullandı.Ziyaretçilerin böylece bir arkeolojik alanın keşfinden kazı ve restorasyon çalışmalarına, yüzey araştırmalarından bilimsel belgeleme süreçlerine kadar uzanan araştırma serüvenine yakından tanıklık ettiğini ifade eden Ersoy, tüm vatandaşları sergiyi görmek üzere Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne davet etti.Bakan Ersoy ayrıca serginin hazırlanmasında emeği geçen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğüne, Illinois Üniversitesine, serginin küratörü Prof. Dr. Harmanşah'a, Dr. Johnson'a, bilim insanlarına, uzmanlara ve çalışma arkadaşlarına teşekkür etti.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/bakan-ersoy-yalburt-pinari-nda-bir-hitit-krali-sergisini-ziyaret-etti.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Trabzonspor'un yıldız futbolcusu Salah'ın yer aldığı video kent mutfağına katkı sağladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/trabzonspor-un-yildiz-futbolcusu-salah-in-yer-aldigi-video-kent-mutfagina-katki-sagladi/896362/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/trabzonspor-un-yildiz-futbolcusu-salah-in-yer-aldigi-video-kent-mutfagina-katki-sagladi/896362/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:12:23 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Trabzon / Muhammed Salah transferinin duyurulduğu videoda yer alan kuymak, karalahana sarması, mısır ekmeği, tereyağı ve kaygana gibi yöresel lezzetler, şehre gelen turistlerin ilgisini çekiyor - Trabzon Gastronomi Derneği Başkanı Emre Murat: - Reklam çekimindeki ürünleri görmek için insanlar Trabzon'a akın etti. 'Salah'ın yediği o yemek neydi?', özellikle yabancı turistlerin 'Nerede bulabilirim?' gibi pek çok arayışı oldu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Trabzon Haberleri : HATİCE DİLER - Trabzonspor Kulübü'nün yıldız futbolcu Muhammed Salah'ı renklerine bağlamasının ardından yayımladığı videoda yer alan yöresel lezzetler, kent mutfağının tanıtımında pay sahibi oldu.Bordo-mavili kulübün Muhammed Salah transferini duyurduğu video, kısa sürede sosyal medyada en çok beğenilen içerikler arasında yerini aldı.Yıldız futbolcunun yörede yaşayan bir ailenin sofrasına konuk olduğu videoda yer alan kuymak, karalahana sarması, mısır ekmeği, tereyağı ve kaygana gibi yöresel lezzetler, yabancı ziyaretçilerin de ilgisini çekiyor.Trabzon Gastronomi Derneği Başkanı Emre Murat, AA muhabirine, videonun sportif bir tanıtımın ötesinde bölge gastronomisine önemli katkı sağladığını söyledi.Gastronominin yalnızca yemek yapma değil, aynı zamanda insanların yaşayış biçimini tanıtmak olduğunu belirten Murat, Salah gibi küresel çapta milyonlarca takipçisi olan bir futbolcunun Trabzon'a gelmesi tek başına spor kalitesini artıracak unsur değildi. Lezzetlerimize, kültürümüze yansıyacak pek çok unsuru vardı. Transfer klibinde özellikle Trabzon'un lezzetleri ve benzeri birçok ürünümüzün tanıtılması turistlerin de ilgisini çekti. ifadelerini kullandı.Bu gibi tanıtımların küresel diplomasinin önemli bir ayağı olduğunu dile getiren Murat, Bizim irtibat halinde olduğumuz gıda tedarikçilerimiz var. Onlarla görüştüğümüzde Salah'ın geldiği hafta gece saatlerine kadar çalıştıklarını, insanların stoklarını artırmak istediklerini, çok büyük bir talep olduğunu söylediler. diye konuştu.İnsanlar artık o lezzetleri aramaya başladıVideodaki yemeklerin lezzetlerini insanların merak ettiğini aktaran Murat, sözlerini şöyle sürdürdü:Reklam çekimindeki ürünleri görmek için insanlar Trabzon'a akın etti. 'Salah'ın yediği o yemek neydi?', özellikle yabancı turistlerin 'Nerede bulabilirim?' gibi pek çok arayışı oldu. Salah transferini Trabzonspor başardı ama Salah aslında gastronomi turizmi anlamında Trabzon'a çok şey kattı. İnsanlar artık o lezzetleri aramaya başladı. Yerel üreticilerimiz artık bu ürünleri daha da fazla çıkartmaya başladı. Bu yüzden Trabzonspor'un şehre ve sosyalliğe kattığı çok büyük bir avantaj var.Murat, bu tür tanıtımların, kentte çekilen dizilerin yanı sıra 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında liderler onuruna verilen resmi gala yemeğinin menüsünde yer alan Trabzon tereyağının tanıtımına da önemli katkı sağladığını sözlerine ekledi.Trabzon Lokantacılar Odası Başkanı Hüseyin Er ise Salah'ın kente gelmesinin birçok yönden olumlu sonuçları olduğunu dile getirerek, Muhammed Salah'ın gelmesi çok güzel oldu. Salah'ın gelişi Trabzon'a büyük bir katkı. Büyük bir canlılık olduğunu görüyorum. dedi.Trabzon&#039;un yöresel lezzetleri ilgi görüyorKuveyt'ten Trabzon'a gelen Mamal Jeri de kenti çok beğendiğini, insanların güler yüzlü olduğunu belirtti.Şehrin yöresel yemeklerinden en çok kuymağı sevdiğini ifade eden Jeri, Muhammed Salah'ı tanımayan yok, hepimiz tanıyoruz. Buraya gelmesi büyük bir sürpriz oldu ama çok iyi oldu, çok sevindim. diye konuştu.Ünlü futbolcunun transfer videosunu sosyal medyada gördüğünü aktaran Jeri, videoyu izledikten sonra kuymak yediğini söyledi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Trabzon Haberleri : HATİCE DİLER - Trabzonspor Kulübü'nün yıldız futbolcu Muhammed Salah'ı renklerine bağlamasının ardından yayımladığı videoda yer alan yöresel lezzetler, kent mutfağının tanıtımında pay sahibi oldu.Bordo-mavili kulübün Muhammed Salah transferini duyurduğu video, kısa sürede sosyal medyada en çok beğenilen içerikler arasında yerini aldı.Yıldız futbolcunun yörede yaşayan bir ailenin sofrasına konuk olduğu videoda yer alan kuymak, karalahana sarması, mısır ekmeği, tereyağı ve kaygana gibi yöresel lezzetler, yabancı ziyaretçilerin de ilgisini çekiyor.Trabzon Gastronomi Derneği Başkanı Emre Murat, AA muhabirine, videonun sportif bir tanıtımın ötesinde bölge gastronomisine önemli katkı sağladığını söyledi.Gastronominin yalnızca yemek yapma değil, aynı zamanda insanların yaşayış biçimini tanıtmak olduğunu belirten Murat, Salah gibi küresel çapta milyonlarca takipçisi olan bir futbolcunun Trabzon'a gelmesi tek başına spor kalitesini artıracak unsur değildi. Lezzetlerimize, kültürümüze yansıyacak pek çok unsuru vardı. Transfer klibinde özellikle Trabzon'un lezzetleri ve benzeri birçok ürünümüzün tanıtılması turistlerin de ilgisini çekti. ifadelerini kullandı.Bu gibi tanıtımların küresel diplomasinin önemli bir ayağı olduğunu dile getiren Murat, Bizim irtibat halinde olduğumuz gıda tedarikçilerimiz var. Onlarla görüştüğümüzde Salah'ın geldiği hafta gece saatlerine kadar çalıştıklarını, insanların stoklarını artırmak istediklerini, çok büyük bir talep olduğunu söylediler. diye konuştu.İnsanlar artık o lezzetleri aramaya başladıVideodaki yemeklerin lezzetlerini insanların merak ettiğini aktaran Murat, sözlerini şöyle sürdürdü:Reklam çekimindeki ürünleri görmek için insanlar Trabzon'a akın etti. 'Salah'ın yediği o yemek neydi?', özellikle yabancı turistlerin 'Nerede bulabilirim?' gibi pek çok arayışı oldu. Salah transferini Trabzonspor başardı ama Salah aslında gastronomi turizmi anlamında Trabzon'a çok şey kattı. İnsanlar artık o lezzetleri aramaya başladı. Yerel üreticilerimiz artık bu ürünleri daha da fazla çıkartmaya başladı. Bu yüzden Trabzonspor'un şehre ve sosyalliğe kattığı çok büyük bir avantaj var.Murat, bu tür tanıtımların, kentte çekilen dizilerin yanı sıra 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında liderler onuruna verilen resmi gala yemeğinin menüsünde yer alan Trabzon tereyağının tanıtımına da önemli katkı sağladığını sözlerine ekledi.Trabzon Lokantacılar Odası Başkanı Hüseyin Er ise Salah'ın kente gelmesinin birçok yönden olumlu sonuçları olduğunu dile getirerek, Muhammed Salah'ın gelmesi çok güzel oldu. Salah'ın gelişi Trabzon'a büyük bir katkı. Büyük bir canlılık olduğunu görüyorum. dedi.Trabzon&#039;un yöresel lezzetleri ilgi görüyorKuveyt'ten Trabzon'a gelen Mamal Jeri de kenti çok beğendiğini, insanların güler yüzlü olduğunu belirtti.Şehrin yöresel yemeklerinden en çok kuymağı sevdiğini ifade eden Jeri, Muhammed Salah'ı tanımayan yok, hepimiz tanıyoruz. Buraya gelmesi büyük bir sürpriz oldu ama çok iyi oldu, çok sevindim. diye konuştu.Ünlü futbolcunun transfer videosunu sosyal medyada gördüğünü aktaran Jeri, videoyu izledikten sonra kuymak yediğini söyledi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/trabzonspor-un-yildiz-futbolcusu-salah-in-yer-aldigi-video-kent-mutfagina-katki-sagladi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Alabalık yetiştiricisi, devlet desteğiyle büyüttüğü tesisin kapasitesini 250 tona çıkardı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/alabalik-yetistiricisi-devlet-destegiyle-buyuttugu-tesisin-kapasitesini-250-tona-cikardi/896361/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/alabalik-yetistiricisi-devlet-destegiyle-buyuttugu-tesisin-kapasitesini-250-tona-cikardi/896361/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:12:23 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Van / Van'ın Çatak ilçesinde devlet desteğiyle tesisini büyüten Orhan Mantaş, yetiştirdiği kırmızı benekli ve gökkuşağı alabalıkları başta Van olmak üzere Hakkari, Iğdır, Siirt, Şırnak ve Ağrı'daki alıcılara gönderiyor - Mantaş: - Allah devletimize zeval vermesin, bunlar çok iyi desteklemeler. Herkesin bu kurumlardan yararlanmasını istiyoruz. Öte yandan 12 kişiyle çalışıyoruz, bu da istihdama katkı sağladığımızı gösteriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Van Haberleri : ORHAN SAĞLAM - Van'ın Çatak ilçesinde alabalık yetiştiriciliği yapan 33 yaşındaki Orhan Mantaş, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) yüzde 65 hibe desteğiyle tesisini büyüterek yıllık üretimini 110 tondan 250 tona çıkardı.İlçedeki su kaynaklarından yararlanarak alabalık yetiştiriciliği yapan Mantaş, 2019'da TKDK'nin Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme destek programına başvurdu.Hazırladığı projeyle yüzde 65 hibe desteği alan Mantaş, ilçedeki bol, temiz, soğuk ve yüksek oksijenli akarsuyun geçtiği 11 bin dönümlük alanda 140 ton kapasiteli alabalık yetiştirme tesisi kurdu.Tesisinde ilk etapta yıllık 110 ton alabalık üreten 33 yaşındaki Mantaş, aldığı destekle tesisini genişleterek üretim kapasitesini 250 tona çıkardı.Üretim sürecinde balıkların gelişimini düzenli olarak takip eden Mantaş, yetiştirdiği kırmızı benekli ve gökkuşağı alabalıkları başta Van olmak üzere Hakkari, Iğdır, Siirt, Şırnak ve Ağrı'daki alıcılara gönderiyor.Dededen kalma mesleğini sürdüren Mantaş, AA muhabirine, devlet desteğiyle alabalık tesisini büyüttüklerini söyledi.Alabalık üretiminde söz sahibi olmak istediğini belirten Mantaş, şunları kaydetti:2019'da TKDK tarafından yüzde 65 hibeyle tesisimizi yaptık. Yaklaşık 11 bin dönüm üzerine kurulu alanda kırmızı benekli ve gökkuşağı alabalığı üretiyoruz. TKDK'den destek aldıktan sonra kapasitemizi artırdık. Dededen kalma mesleğimizi sürdürüyoruz, çocukluğumuzdan bu yana mesleğin içindeyiz. Yıllık yaklaşık 250 ton balık üretiyoruz. En büyük pazarımız Van ve ondan sonra da Hakkari, Iğdır, Siirt, Şırnak ve Ağrı illerinde satışımızı yapıyoruz.Tesisini daha da büyütmeyi hedeflediğini belirten Mantaş, devlet desteklerinin üretim ve istihdam açısından önemli katkı sağladığını ifade etti.Mantaş, şöyle devam etti:Şu an bu tesisi yapmaya çalışırsanız 30 milyon lira civarı bir paranız gider. 2019'da yüzde 65 hibe aldığımızda çok büyük bir rakamdı. Devletin verdiği destekleri mükemmel buluyoruz. Allah devletimize zeval vermesin, bunlar çok iyi desteklemeler. Herkesin bu kurumlardan yararlanmasını istiyoruz. Öte yandan 12 kişiyle çalışıyoruz, bu da istihdama katkı sağladığımızı gösteriyor.Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliğine bağlı Van İçsu Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanı Abdulmenaf Budak da kent genelinde birliğe bağlı 26 tesis bulunduğunu söyledi.Tesislerde önemli çalışmaların yürütüldüğünü anlatan Budak, Mantaş'ın tesisinin Çatak'ta TKDK'den destek alan tek tesis olduğunu ifade etti.Üreticilerin desteklenmesinin önemine değinen Budak, Tesislerinde toplam 12 kişiye istihdam sağlıyor ve mükemmel bir iş çıkarıyor. Devletin verdiği destekleri mükemmel buluyoruz. Üreticiler desteklenirse üretim de artar. Gençlerimizin balıkçılık sektörüne girmesini istiyoruz. Çatak'ta çok güzel sularımız var, burada balıkçılık yapsınlar. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Van Haberleri : ORHAN SAĞLAM - Van'ın Çatak ilçesinde alabalık yetiştiriciliği yapan 33 yaşındaki Orhan Mantaş, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) yüzde 65 hibe desteğiyle tesisini büyüterek yıllık üretimini 110 tondan 250 tona çıkardı.İlçedeki su kaynaklarından yararlanarak alabalık yetiştiriciliği yapan Mantaş, 2019'da TKDK'nin Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme destek programına başvurdu.Hazırladığı projeyle yüzde 65 hibe desteği alan Mantaş, ilçedeki bol, temiz, soğuk ve yüksek oksijenli akarsuyun geçtiği 11 bin dönümlük alanda 140 ton kapasiteli alabalık yetiştirme tesisi kurdu.Tesisinde ilk etapta yıllık 110 ton alabalık üreten 33 yaşındaki Mantaş, aldığı destekle tesisini genişleterek üretim kapasitesini 250 tona çıkardı.Üretim sürecinde balıkların gelişimini düzenli olarak takip eden Mantaş, yetiştirdiği kırmızı benekli ve gökkuşağı alabalıkları başta Van olmak üzere Hakkari, Iğdır, Siirt, Şırnak ve Ağrı'daki alıcılara gönderiyor.Dededen kalma mesleğini sürdüren Mantaş, AA muhabirine, devlet desteğiyle alabalık tesisini büyüttüklerini söyledi.Alabalık üretiminde söz sahibi olmak istediğini belirten Mantaş, şunları kaydetti:2019'da TKDK tarafından yüzde 65 hibeyle tesisimizi yaptık. Yaklaşık 11 bin dönüm üzerine kurulu alanda kırmızı benekli ve gökkuşağı alabalığı üretiyoruz. TKDK'den destek aldıktan sonra kapasitemizi artırdık. Dededen kalma mesleğimizi sürdürüyoruz, çocukluğumuzdan bu yana mesleğin içindeyiz. Yıllık yaklaşık 250 ton balık üretiyoruz. En büyük pazarımız Van ve ondan sonra da Hakkari, Iğdır, Siirt, Şırnak ve Ağrı illerinde satışımızı yapıyoruz.Tesisini daha da büyütmeyi hedeflediğini belirten Mantaş, devlet desteklerinin üretim ve istihdam açısından önemli katkı sağladığını ifade etti.Mantaş, şöyle devam etti:Şu an bu tesisi yapmaya çalışırsanız 30 milyon lira civarı bir paranız gider. 2019'da yüzde 65 hibe aldığımızda çok büyük bir rakamdı. Devletin verdiği destekleri mükemmel buluyoruz. Allah devletimize zeval vermesin, bunlar çok iyi desteklemeler. Herkesin bu kurumlardan yararlanmasını istiyoruz. Öte yandan 12 kişiyle çalışıyoruz, bu da istihdama katkı sağladığımızı gösteriyor.Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliğine bağlı Van İçsu Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanı Abdulmenaf Budak da kent genelinde birliğe bağlı 26 tesis bulunduğunu söyledi.Tesislerde önemli çalışmaların yürütüldüğünü anlatan Budak, Mantaş'ın tesisinin Çatak'ta TKDK'den destek alan tek tesis olduğunu ifade etti.Üreticilerin desteklenmesinin önemine değinen Budak, Tesislerinde toplam 12 kişiye istihdam sağlıyor ve mükemmel bir iş çıkarıyor. Devletin verdiği destekleri mükemmel buluyoruz. Üreticiler desteklenirse üretim de artar. Gençlerimizin balıkçılık sektörüne girmesini istiyoruz. Çatak'ta çok güzel sularımız var, burada balıkçılık yapsınlar. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/alabalik-yetistiricisi-devlet-destegiyle-buyuttugu-tesisin-kapasitesini-250-tona-cikardi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Fatih'te namaz kılan vatandaşın içinde para ve altın bulunan çantasını çalan şüpheli tutuklandı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/fatih-te-namaz-kilan-vatandasin-icinde-para-ve-altin-bulunan-cantasini-calan-supheli-tutuklandi/896360/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/fatih-te-namaz-kilan-vatandasin-icinde-para-ve-altin-bulunan-cantasini-calan-supheli-tutuklandi/896360/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:12:23 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / Fatih'te camide namaz kılan bir vatandaşın ayakkabılığın üzerine bıraktığı, içinde para ve 53 gram altın bulunan çantayı çalan şüpheli tutuklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : Fatih'te camide namaz kılan bir vatandaşın ayakkabılığın üzerine bıraktığı, içinde para ve 53 gram altın bulunan çantayı çalan şüpheli tutuklandı.Gazi Atik Ali Paşa Camii içinde namaz kılan bir vatandaş, içinde 70 bin Türk lirası ve 53 gram altın olan çantasını ayakkabılığın üzerine bıraktı.Döndüğünde çantasının yerinde olmadığını gören vatandaş, çalındığını düşünerek polise haber verdi.Olay yerine gelen polis ekipleri, güvenlik kameralarını incelediklerinde çantanın 16 suç kaydı bulunan M.C. tarafından çalındığını tespit etti.Polis ekipleri yaptıkları çalışmalarda M.C'nin Sancaktepe'de olduğunu belirledi.Düzenlenen operasyon sonucu gözaltına alınan M.C. emniyete götürüldü.Gözaltı işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen M.C, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : Fatih'te camide namaz kılan bir vatandaşın ayakkabılığın üzerine bıraktığı, içinde para ve 53 gram altın bulunan çantayı çalan şüpheli tutuklandı.Gazi Atik Ali Paşa Camii içinde namaz kılan bir vatandaş, içinde 70 bin Türk lirası ve 53 gram altın olan çantasını ayakkabılığın üzerine bıraktı.Döndüğünde çantasının yerinde olmadığını gören vatandaş, çalındığını düşünerek polise haber verdi.Olay yerine gelen polis ekipleri, güvenlik kameralarını incelediklerinde çantanın 16 suç kaydı bulunan M.C. tarafından çalındığını tespit etti.Polis ekipleri yaptıkları çalışmalarda M.C'nin Sancaktepe'de olduğunu belirledi.Düzenlenen operasyon sonucu gözaltına alınan M.C. emniyete götürüldü.Gözaltı işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen M.C, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/fatih-te-namaz-kilan-vatandasin-icinde-para-ve-altin-bulunan-cantasini-calan-supheli-tutuklandi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Trabzon'da denizde bulunan cesedin kimlik tespitiyle ilgili çalışma başlatıldı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/trabzon-da-denizde-bulunan-cesedin-kimlik-tespitiyle-ilgili-calisma-baslatildi/896359/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/trabzon-da-denizde-bulunan-cesedin-kimlik-tespitiyle-ilgili-calisma-baslatildi/896359/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:12:23 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Giresun / Cesedin Keşap'taki selde kaybolan Mehmet Akkaya'ya ait olabileceği ihtimali üzerine kimlik tespit çalışması yapılıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Giresun Haberleri : Trabzon'da dün denizde bulunan cansız bedenin, Giresun'da selde kaybolan kişiye ait olduğu ihtimali üzerine inceleme başlatıldı.Giresun Valiliğinden yapılan açıklamada, 13 Ağustos'ta yaşanan şiddetli yağışlar nedeniyle Keşap ilçesi Karadere köyü mevkisinde Karabulduk Deresi'nin taşması sonucunda suya kapılan araçtaki 3 kişiden birinin kendi imkanlarıyla kurtulduğu, kaybolan 2 kişiyle ilgili arama kurtarma çalışmaları başlatıldığı belirtildi.Açıklamada, ilk günden itibaren yürütülen titiz arama faaliyetleri neticesinde, 16 yaşındaki Muhammet Abdullah Hakkıoğlu'nun cesedinin 18 Ağustos'ta dere kenarında bulunduğu ifade edildi.Arama faaliyetleri devam ederken, Trabzon'un Ortahisar ilçesinde dün denizde bulunan cesedin, kayıp Mehmet Akkaya'ya (45) ait olabileceğinin değerlendirildiği ifade edilen açıklamada, kesin kimlik tespiti için adli tıp sürecinin başlatıldığı kaydedildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Giresun Haberleri : Trabzon'da dün denizde bulunan cansız bedenin, Giresun'da selde kaybolan kişiye ait olduğu ihtimali üzerine inceleme başlatıldı.Giresun Valiliğinden yapılan açıklamada, 13 Ağustos'ta yaşanan şiddetli yağışlar nedeniyle Keşap ilçesi Karadere köyü mevkisinde Karabulduk Deresi'nin taşması sonucunda suya kapılan araçtaki 3 kişiden birinin kendi imkanlarıyla kurtulduğu, kaybolan 2 kişiyle ilgili arama kurtarma çalışmaları başlatıldığı belirtildi.Açıklamada, ilk günden itibaren yürütülen titiz arama faaliyetleri neticesinde, 16 yaşındaki Muhammet Abdullah Hakkıoğlu'nun cesedinin 18 Ağustos'ta dere kenarında bulunduğu ifade edildi.Arama faaliyetleri devam ederken, Trabzon'un Ortahisar ilçesinde dün denizde bulunan cesedin, kayıp Mehmet Akkaya'ya (45) ait olabileceğinin değerlendirildiği ifade edilen açıklamada, kesin kimlik tespiti için adli tıp sürecinin başlatıldığı kaydedildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/trabzon-da-denizde-bulunan-cesedin-kimlik-tespitiyle-ilgili-calisma-baslatildi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İsrail'in ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze'de son 24 saatte düzenlediği saldırılarda 10 kişi öldü</title>
      <link>https://www.canligaste.com/israil-in-ateskes-anlasmasina-ragmen-gazze-de-son-24-saatte-duzenledigi-saldirilarda-10-kisi-oldu/896358/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/israil-in-ateskes-anlasmasina-ragmen-gazze-de-son-24-saatte-duzenledigi-saldirilarda-10-kisi-oldu/896358/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Dünya / Ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail'in saldırılarında 1283 kişi yaşamını yitirdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Dünya Haberleri : İsrail ordusunun, ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda son 24 saatte 10 Filistinli hayatını kaybetti.Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana devam eden saldırılarında yaşanan can kayıplarına ilişkin son bilgiler paylaşıldı.Ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in son 24 saatte düzenlediği saldırılarda 10 Filistinli hayatını kaybetti, 25 kişi yaralandı.Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim'den bu yana İsrail'in saldırılarında 1283 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 bin 248 kişinin yaralandığı, enkaz altından ise 813 kişinin cansız bedeninin çıkarıldığı ifade edildi.İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 73 bin 417'ye, yaralı sayısının da 174 bin 360'a yükseldiği bildirildi.Gazze'de enkaz altında ve yollarda hala çok sayıda kişinin bulunduğu, ancak sağlık ve sivil savunma ekiplerinin bu kişilere ulaşamadığı ifade edildi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Dünya Haberleri : İsrail ordusunun, ateşkes anlaşmasına rağmen Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda son 24 saatte 10 Filistinli hayatını kaybetti.Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana devam eden saldırılarında yaşanan can kayıplarına ilişkin son bilgiler paylaşıldı.Ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in son 24 saatte düzenlediği saldırılarda 10 Filistinli hayatını kaybetti, 25 kişi yaralandı.Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim'den bu yana İsrail'in saldırılarında 1283 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 bin 248 kişinin yaralandığı, enkaz altından ise 813 kişinin cansız bedeninin çıkarıldığı ifade edildi.İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 73 bin 417'ye, yaralı sayısının da 174 bin 360'a yükseldiği bildirildi.Gazze'de enkaz altında ve yollarda hala çok sayıda kişinin bulunduğu, ancak sağlık ve sivil savunma ekiplerinin bu kişilere ulaşamadığı ifade edildi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/israil-in-ateskes-anlasmasina-ragmen-gazze-de-son-24-saatte-duzenledigi-saldirilarda-10-kisi-oldu.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Almanya'da motorin fiyatları hızlı yükselişini sürdürüyor</title>
      <link>https://www.canligaste.com/almanya-da-motorin-fiyatlari-hizli-yukselisini-surduruyor/896357/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/almanya-da-motorin-fiyatlari-hizli-yukselisini-surduruyor/896357/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ekonomi / Akaryakıt tedarikçisi ülkelerin dahil olduğu savaşlar nedeniyle pompaya yansıyan benzin ve motorin fiyatlarında Avrupa'daki artışlar devam ederken, Almanya'nın akaryakıttaki vergi yükü dikkati çekiyor - Almanya'da motorinin litre fiyatı 18 Ağustos itibarıyla 2,253 avroya yükselerek son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EBRU ŞENGÜL CEVRİOĞLU/CÜNEYT KARADAĞ - Almanya'da motorin fiyatları, lojistik maliyetleri ve uluslararası petrol fiyatlarındaki artışın etkisiyle hızlı yükselişini sürdürüyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerle özellikle akaryakıt tedarikçisi ülkelerin dahil olduğu Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle benzin ve motorinde Avrupa başta olmak üzere fiyat artışları devam ediyor.Motorinin en pahalı olduğu ülke litre başına 2,334 avro ile Finlandiya olurken, Hollanda 2,323 avro ile ikinci sırada yer aldı. Bu ülkeleri 2,169 avro ile Fransa, 2,157 avro ile Belçika ve 2,149 avro ile Almanya izlerken, Türkiye genelinde motorinin litre fiyatı ortalama 80 lira (1,44 avro) seviyesinde bulunuyor.Alman Otomobil Kulübü (ADAC) verilerine göre, Almanya'da motorinin litre fiyatı 18 Ağustos itibarıyla 2,253 avroya yükselerek son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Motorin fiyatı geçen haftaya göre ise litre başına 5,3 sent arttı. Son üç ayın dip seviyesi 1,721 avro ile 23 Haziran'da görülürken, motorinin litre fiyatı iki ayda yüzde 30'un üzerinde artış gösterdi.Tedarik ve lojistik maliyetler fiyatları yükselttiAlmanya'daki yüksek motorin fiyatı yalnızca uluslararası ham petrol fiyatlarıyla açıklanmıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Rus petrol ürünleri tedarikini kesen Almanya, dizel ihtiyacını daha farklı kaynaklardan karşılamaya başladı.Federal İstatistik Ofisi'ne (Destatis) göre, Norveç, Almanya'nın en önemli ham petrol tedarikçisi konumunda bulunuyor. Geçen yıl Almanya'nın toplam ham petrol ithalatının yüzde 16,6'sı (12,5 milyon ton) Norveç'ten geldi. ABD, yüzde 16,4 (12,4 milyon ton) payla ikinci sırada, Libya yüzde 13,8 (10,4 milyon ton) payla üçüncü sırada yer aldı.Ren Nehri&#039;ndeki düşük su seviyesi taşımacılığı olumsuz etkiliyorDeğişen tedarik rotalarının yanı sıra lojistik maliyetler de motorin fiyatlarını etkiliyor. Özellikle Ren Nehri'ndeki düşük su seviyeleri, petrol ürünlerini taşıyan gemilerin tam kapasiteyle çalışmasını engelliyor.ADAC verilerine göre, Ren Nehri'ndeki düşük su seviyesi özellikle batı Almanya'da akaryakıt fiyatlarını yukarı çekerken, Kuzey Ren-Vestfalya'da motorinin litre fiyatı 2,254 avroya kadar yükseldi.Motorin fiyatında petrol ve vergi etkisiAlmanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığına göre ülkede motorin fiyatları temel olarak arz ve talep koşullarına göre belirleniyor.Motorinin tüketiciye yansıyan nihai fiyatına, enerji vergisi, yüzde 19 KDV, karbon maliyeti ile taşıma, depolama ve dağıtım giderleri ekleniyor.Ayrıca, Almanya'da hükümetin akaryakıt fiyatlarını düşürmek amacıyla uyguladığı litre başına 17 sentlik enerji vergisi indirimi 30 Haziran'da sona erdi.Artık eskisi gibi hareket edemiyoruzAlman vatandaşı Roswitha Henkel, AA muhabirine, akaryakıt ve enerji fiyatlarının yüksek olduğunu belirterek, Pahalı akaryakıt fiyatlarına rağmen hala yollarda çok sayıda sürücü görüyorum. Bu da beni oldukça şaşırtıyor. Son gördüğüm en yüksek fiyat 2,70 avro. dedi.Bu fiyatları karşılayamayanların olduğuna işaret eden Henkel, Bu gelişmeyi çok korkunç buluyorum, çünkü bu bizim özgürlüğümüzü kısıtlıyor. Artık 60'lar, 70'lerdeki kadar rahat değiliz, eskisi gibi hareket edemiyoruz. Bu çok fazla gerginlik yaratıyor ve birçok insan için artık dayanılmaz hale geldi. diye konuştu.Henkel, akaryakıt fiyatlarının yeniden istikrarlı hale gelmesini ve sona eren devlet teşvikinin devreye sokulmasını istediğini vurgulayarak, Ama bu konuda pek bir şey yapılmıyor. Hükümet ya da politikacılar bunu göze alabilirler. Sadece biz vatandaşlar acı çekmek zorundayız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. ifadesini kullandı.Herkes Polonya&#039;ya gidip deposunu dolduruyorAlman vatandaşı Dieter Krüger de fiyatların her yerde arttığını ve bunun katlanılabilir bir durum olmadığını söyledi.Akaryakıt fiyatlarındaki yüksekliğe anlam veremediğini dile getiren Krüger, Bence, en mağdur olan her zaman tüketicidir. Genel olarak bakıldığında, bazıları bu durumdan cebini dolduracaktır, ama bunu kanıtlamak zor. değerlendirmesinde bulundu.Krüger, Polonya'da akaryakıt fiyatlarının tekrar düştüğünü belirterek Herkes Polonya’ya gidip orada depoyu dolduruyor. Bunların hepsini anlayabiliyorum. Herkesin elinde o kadar çok para yok. dedi.Alman hükümetine de çağrıda bulunan Krüger, Hükümetimizden, halkı dinleyen, insanların neyi önemsediğine kulak veren mantıklı bir hükümet olmalarını dilerim. Bu belki de çok akıllıca olurdu. Genel olarak bir şeyler değişmeli. Böyle devam edemez. Kesinlikle olmaz.Öğretmen Nadia Bening de aracını az kullansa dahi fiyatların yüksek olduğunu söyledi.Elektrik ve ısınmanın temel ihtiyaçlar olduğunu ifade eden Bening, Neden temel ihtiyaçlar için bu kadar fazla para ödemek zorunda kalıyoruz? Su, elektrik, ısınma gibi şeyler temel yaşamın bir parçası. Bu kadar pahalı olunca insanı yoruyor. diye konuştu.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ekonomi Haberleri : EBRU ŞENGÜL CEVRİOĞLU/CÜNEYT KARADAĞ - Almanya'da motorin fiyatları, lojistik maliyetleri ve uluslararası petrol fiyatlarındaki artışın etkisiyle hızlı yükselişini sürdürüyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerle özellikle akaryakıt tedarikçisi ülkelerin dahil olduğu Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle benzin ve motorinde Avrupa başta olmak üzere fiyat artışları devam ediyor.Motorinin en pahalı olduğu ülke litre başına 2,334 avro ile Finlandiya olurken, Hollanda 2,323 avro ile ikinci sırada yer aldı. Bu ülkeleri 2,169 avro ile Fransa, 2,157 avro ile Belçika ve 2,149 avro ile Almanya izlerken, Türkiye genelinde motorinin litre fiyatı ortalama 80 lira (1,44 avro) seviyesinde bulunuyor.Alman Otomobil Kulübü (ADAC) verilerine göre, Almanya'da motorinin litre fiyatı 18 Ağustos itibarıyla 2,253 avroya yükselerek son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Motorin fiyatı geçen haftaya göre ise litre başına 5,3 sent arttı. Son üç ayın dip seviyesi 1,721 avro ile 23 Haziran'da görülürken, motorinin litre fiyatı iki ayda yüzde 30'un üzerinde artış gösterdi.Tedarik ve lojistik maliyetler fiyatları yükselttiAlmanya'daki yüksek motorin fiyatı yalnızca uluslararası ham petrol fiyatlarıyla açıklanmıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Rus petrol ürünleri tedarikini kesen Almanya, dizel ihtiyacını daha farklı kaynaklardan karşılamaya başladı.Federal İstatistik Ofisi'ne (Destatis) göre, Norveç, Almanya'nın en önemli ham petrol tedarikçisi konumunda bulunuyor. Geçen yıl Almanya'nın toplam ham petrol ithalatının yüzde 16,6'sı (12,5 milyon ton) Norveç'ten geldi. ABD, yüzde 16,4 (12,4 milyon ton) payla ikinci sırada, Libya yüzde 13,8 (10,4 milyon ton) payla üçüncü sırada yer aldı.Ren Nehri&#039;ndeki düşük su seviyesi taşımacılığı olumsuz etkiliyorDeğişen tedarik rotalarının yanı sıra lojistik maliyetler de motorin fiyatlarını etkiliyor. Özellikle Ren Nehri'ndeki düşük su seviyeleri, petrol ürünlerini taşıyan gemilerin tam kapasiteyle çalışmasını engelliyor.ADAC verilerine göre, Ren Nehri'ndeki düşük su seviyesi özellikle batı Almanya'da akaryakıt fiyatlarını yukarı çekerken, Kuzey Ren-Vestfalya'da motorinin litre fiyatı 2,254 avroya kadar yükseldi.Motorin fiyatında petrol ve vergi etkisiAlmanya Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığına göre ülkede motorin fiyatları temel olarak arz ve talep koşullarına göre belirleniyor.Motorinin tüketiciye yansıyan nihai fiyatına, enerji vergisi, yüzde 19 KDV, karbon maliyeti ile taşıma, depolama ve dağıtım giderleri ekleniyor.Ayrıca, Almanya'da hükümetin akaryakıt fiyatlarını düşürmek amacıyla uyguladığı litre başına 17 sentlik enerji vergisi indirimi 30 Haziran'da sona erdi.Artık eskisi gibi hareket edemiyoruzAlman vatandaşı Roswitha Henkel, AA muhabirine, akaryakıt ve enerji fiyatlarının yüksek olduğunu belirterek, Pahalı akaryakıt fiyatlarına rağmen hala yollarda çok sayıda sürücü görüyorum. Bu da beni oldukça şaşırtıyor. Son gördüğüm en yüksek fiyat 2,70 avro. dedi.Bu fiyatları karşılayamayanların olduğuna işaret eden Henkel, Bu gelişmeyi çok korkunç buluyorum, çünkü bu bizim özgürlüğümüzü kısıtlıyor. Artık 60'lar, 70'lerdeki kadar rahat değiliz, eskisi gibi hareket edemiyoruz. Bu çok fazla gerginlik yaratıyor ve birçok insan için artık dayanılmaz hale geldi. diye konuştu.Henkel, akaryakıt fiyatlarının yeniden istikrarlı hale gelmesini ve sona eren devlet teşvikinin devreye sokulmasını istediğini vurgulayarak, Ama bu konuda pek bir şey yapılmıyor. Hükümet ya da politikacılar bunu göze alabilirler. Sadece biz vatandaşlar acı çekmek zorundayız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. ifadesini kullandı.Herkes Polonya&#039;ya gidip deposunu dolduruyorAlman vatandaşı Dieter Krüger de fiyatların her yerde arttığını ve bunun katlanılabilir bir durum olmadığını söyledi.Akaryakıt fiyatlarındaki yüksekliğe anlam veremediğini dile getiren Krüger, Bence, en mağdur olan her zaman tüketicidir. Genel olarak bakıldığında, bazıları bu durumdan cebini dolduracaktır, ama bunu kanıtlamak zor. değerlendirmesinde bulundu.Krüger, Polonya'da akaryakıt fiyatlarının tekrar düştüğünü belirterek Herkes Polonya’ya gidip orada depoyu dolduruyor. Bunların hepsini anlayabiliyorum. Herkesin elinde o kadar çok para yok. dedi.Alman hükümetine de çağrıda bulunan Krüger, Hükümetimizden, halkı dinleyen, insanların neyi önemsediğine kulak veren mantıklı bir hükümet olmalarını dilerim. Bu belki de çok akıllıca olurdu. Genel olarak bir şeyler değişmeli. Böyle devam edemez. Kesinlikle olmaz.Öğretmen Nadia Bening de aracını az kullansa dahi fiyatların yüksek olduğunu söyledi.Elektrik ve ısınmanın temel ihtiyaçlar olduğunu ifade eden Bening, Neden temel ihtiyaçlar için bu kadar fazla para ödemek zorunda kalıyoruz? Su, elektrik, ısınma gibi şeyler temel yaşamın bir parçası. Bu kadar pahalı olunca insanı yoruyor. diye konuştu.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/almanya-da-motorin-fiyatlari-hizli-yukselisini-surduruyor.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Cankurtaranlardan boğulma tehlikesine karşı uyarı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/cankurtaranlardan-bogulma-tehlikesine-karsi-uyari/896356/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/cankurtaranlardan-bogulma-tehlikesine-karsi-uyari/896356/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:09:17 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Antalya / Konyaaltı Sahili Cankurtaran Müdürü Ahmet Gül: - En büyük yanlış, birincisi önden kazazedeyi kurtarmaya çalışmak. Kazazedenin önüne doğru gittiğin zaman kazazede can havliyle kişiye sarılıp kurtarıcıyı bastırmaya çalışıyor ki kendini yukarıya doğru atsın - Cankurtaran Ayşe Şahin Uluk: - Kişi hiç yüzme bilmiyorsa kesinlikle yanında kolluk, simit gibi ekipman lazım çünkü hayati önem taşıyor o küçücük şey bile]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Antalya Haberleri : YİĞİTHAN YILDIZ - Türkiye'nin en yoğun sahillerinden Konyaaltı Sahili'nde görev yapan cankurtaranlar, özellikle yüzme bilmeyenlerin ve çocukların denizde can güvenliklerine dikkat etmeleri, boğulma tehlikesi yaşayan kişilere ise bilinçsizce müdahale edilmemesi uyarısında bulundu.Antalya'nın Konyaaltı Sahili'nde cankurtaranlar, sıcak havalarda yoğunlaşan plajlarda denize girenlerin güvenliği için görev yapıyor.Kulelerinden denizi sürekli kontrol eden cankurtaranlar, yüzme bilmeyenlerin açılmaması, çocukların denizde yalnız bırakılmaması, dalgalı havalarda suya girilmemesi ve boğulma tehlikesi yaşayan kişilere bilinçsizce müdahale edilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyarıyor.Türkiye Sualtı Federasyonu yetkili cankurtaran eğitmeni ve Konyaaltı Sahili Cankurtaran Müdürü Ahmet Gül, AA muhabirine, yaklaşık 6 yıldır görev yaptığı sahilde özellikle hazırlıksız şekilde denize giren kişilerin çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kaldığını söyledi.Rüzgarlı havalarda ve akıntılı denizde daha dikkatli olunması gerektiğini belirten Gül, Poyraz estiği zaman akıntıyla birlikte insanlar açığa doğru sürükleniyor, genelde ipin dışına çıkmaya çalışıyorlar. Lodos estiği zaman da çok dalga oluyor ve kişiler kıyı boğulmasıyla beraber mücadele ediyorlar. Yüzme bilmeyen çok insan var. Kolluk, simit ve benzeri gibi hazırlıksız, can yeleksiz şekilde yüzme bilmemelerine rağmen burada gelip vakit geçirmeye çalışıyorlar. Bunlar onlar için güvenli olmuyor. dedi.Gül, boğulma tehlikesi yaşayan kişinin dışarıdan her zaman kolay fark edilemeyebileceğine ve düzensiz çırpınma ve yüzme hareketlerindeki ani değişikliklerin tehlikeye işaret edebileceğine dikkati çekti.Ritmik şekilde yüzmeye devam eden kişinin yanlış yüzse dahi genellikle boğulma tehlikesi yaşamadığını vurgulayan Gül, boğulma sırasında kişinin önceliğinin nefes almak olduğunu, bu nedenle yardım istemek için seslenemeyebileceğini anlattı.Kurtarmaya çalışırken ikinci kazazedeyi oluşturmayınBoğulma tehlikesi yaşayan kişiye bilinçsizce müdahale edilmesinin kurtarıcının da hayatını tehlikeye atabileceğini dile getiren Gül, ikinci bir kazazede oluşmaması gerektiğinin altını çizdi.Gül, kazazedeyi kurtarma yönteminin önemli olduğuna değinerek, En büyük yanlış, birincisi önden kazazedeyi kurtarmaya çalışmak. Kazazedenin önüne doğru gittiğin zaman kazazede can havliyle kişiye sarılıp kurtarıcıyı bastırmaya çalışıyor ki kendini yukarıya doğru atsın. Üzerinde hiçbir ekipman olmadan, bu pet şişe bile olabilir, yanında kolluk bile olabilir, yatak bile olabilir, hiçbir yüzer materyalle gitmemesi kurtarıcının kendi hayatını riske atması demektir. diye konuştu.Kazazedeye müdahale edecek kişinin mutlaka araya yüzer bir materyal koyması gerektiğini ifade eden Gül, kurtarma konusunda eğitimli kişilerin müdahale etmesinin önemine işaret etti.Panik anında baş suyun üzerinde tutulmalıDeniz, göl ve akarsularda yüzme sırasında kramp, yorgunluk veya ayağa yosun dolanması gibi durumların paniğe yol açabileceğine dikkati çeken Gül, böyle anlarda öncelikle solunum yollarının suyun üzerinde tutulması gerektiğini söyledi.Gül, bu durumlarda yapılması gerekenlere ilişkin şunları anlattı:Kişi yardım için veya kulaç atacağı zaman ellerini yukarıya doğru kaldırdığında su bir süre sonra parmak uçlarını yukarıda tutacak, solunum yollarını aşağıda tutacaktır. Kramp girebilir, yorulabilirsin veya herhangi bir deniz canlısı, yosun ve benzeri bir şey ayağına dolandığında panik olduğun her andan itibaren başını gökyüzüne kaldırıp uzuvlarının hepsini suyun içinde tutmalısın ki solunum yolların yukarıda kalsın. Ondan sonra bağırabilir, yardım da isteyebilir.Gül, yüzme bilmeyenlerin güvenli şekilde yüzmeyi öğrenmeleri için kurslardan yararlanabileceğini belirterek, Gençlik ve Spor Bakanlığının Yüzme Bilmeyen Kalmasın projesi kapsamında çalışmalar yürüttüğünü, ailelerin çocuklarını yüzme okullarına gönderebileceğini, yetişkinlerin de bu tür faaliyetlere katılabileceğini söyledi.Çocuklar yakından takip edilmeliKonyaaltı Sahili'nde görev yapan cankurtaranlardan Ayşe Şahin Uluk da özellikle çocukların hareketli olmaları nedeniyle yakından takip edilmeleri gerektiğini belirtti.Uluk, çocukları kıyıdan uzaklaşmamaları konusunda düdük ve sesli uyarılarla yönlendirdiklerini anlatarak, sahilde bazı bölümlerin bir anda derinleşebildiğine ve yüzme bilen kişilerin de belirlenen alanların dışına çıkmaması gerektiğine dikkati çekti.Uluk, sahildeki bayrakların anlamlarının vatandaşlar tarafından bilinmesinin de önemli olduğunu ifade etti.Sarı-kırmızı bayrağın cankurtaranın görev başında olduğunu gösterdiğini aktaran Uluk, kırmızı bayrağın ise cankurtaran bulunmadığı anlamına geldiğini kaydetti.Göl ve akarsularda yüzmenin de farklı riskler taşıdığına değinen Uluk, tatlı suların kaldırma kuvvetinin deniz suyuna göre daha düşük olması nedeniyle bu alanlarda yüzenlerin daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.Özellikle yüzme konusunda yeterli olmayan kişilerin uygun yardımcı ekipman kullanması gerektiğini söyleyen Uluk, Kişi hiç yüzme bilmiyorsa kesinlikle yanında kolluk, simit gibi ekipman lazım çünkü hayati önem taşıyor o küçücük şey bile. ifadesini kullandı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Antalya Haberleri : YİĞİTHAN YILDIZ - Türkiye'nin en yoğun sahillerinden Konyaaltı Sahili'nde görev yapan cankurtaranlar, özellikle yüzme bilmeyenlerin ve çocukların denizde can güvenliklerine dikkat etmeleri, boğulma tehlikesi yaşayan kişilere ise bilinçsizce müdahale edilmemesi uyarısında bulundu.Antalya'nın Konyaaltı Sahili'nde cankurtaranlar, sıcak havalarda yoğunlaşan plajlarda denize girenlerin güvenliği için görev yapıyor.Kulelerinden denizi sürekli kontrol eden cankurtaranlar, yüzme bilmeyenlerin açılmaması, çocukların denizde yalnız bırakılmaması, dalgalı havalarda suya girilmemesi ve boğulma tehlikesi yaşayan kişilere bilinçsizce müdahale edilmemesi gerektiği konusunda vatandaşları uyarıyor.Türkiye Sualtı Federasyonu yetkili cankurtaran eğitmeni ve Konyaaltı Sahili Cankurtaran Müdürü Ahmet Gül, AA muhabirine, yaklaşık 6 yıldır görev yaptığı sahilde özellikle hazırlıksız şekilde denize giren kişilerin çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kaldığını söyledi.Rüzgarlı havalarda ve akıntılı denizde daha dikkatli olunması gerektiğini belirten Gül, Poyraz estiği zaman akıntıyla birlikte insanlar açığa doğru sürükleniyor, genelde ipin dışına çıkmaya çalışıyorlar. Lodos estiği zaman da çok dalga oluyor ve kişiler kıyı boğulmasıyla beraber mücadele ediyorlar. Yüzme bilmeyen çok insan var. Kolluk, simit ve benzeri gibi hazırlıksız, can yeleksiz şekilde yüzme bilmemelerine rağmen burada gelip vakit geçirmeye çalışıyorlar. Bunlar onlar için güvenli olmuyor. dedi.Gül, boğulma tehlikesi yaşayan kişinin dışarıdan her zaman kolay fark edilemeyebileceğine ve düzensiz çırpınma ve yüzme hareketlerindeki ani değişikliklerin tehlikeye işaret edebileceğine dikkati çekti.Ritmik şekilde yüzmeye devam eden kişinin yanlış yüzse dahi genellikle boğulma tehlikesi yaşamadığını vurgulayan Gül, boğulma sırasında kişinin önceliğinin nefes almak olduğunu, bu nedenle yardım istemek için seslenemeyebileceğini anlattı.Kurtarmaya çalışırken ikinci kazazedeyi oluşturmayınBoğulma tehlikesi yaşayan kişiye bilinçsizce müdahale edilmesinin kurtarıcının da hayatını tehlikeye atabileceğini dile getiren Gül, ikinci bir kazazede oluşmaması gerektiğinin altını çizdi.Gül, kazazedeyi kurtarma yönteminin önemli olduğuna değinerek, En büyük yanlış, birincisi önden kazazedeyi kurtarmaya çalışmak. Kazazedenin önüne doğru gittiğin zaman kazazede can havliyle kişiye sarılıp kurtarıcıyı bastırmaya çalışıyor ki kendini yukarıya doğru atsın. Üzerinde hiçbir ekipman olmadan, bu pet şişe bile olabilir, yanında kolluk bile olabilir, yatak bile olabilir, hiçbir yüzer materyalle gitmemesi kurtarıcının kendi hayatını riske atması demektir. diye konuştu.Kazazedeye müdahale edecek kişinin mutlaka araya yüzer bir materyal koyması gerektiğini ifade eden Gül, kurtarma konusunda eğitimli kişilerin müdahale etmesinin önemine işaret etti.Panik anında baş suyun üzerinde tutulmalıDeniz, göl ve akarsularda yüzme sırasında kramp, yorgunluk veya ayağa yosun dolanması gibi durumların paniğe yol açabileceğine dikkati çeken Gül, böyle anlarda öncelikle solunum yollarının suyun üzerinde tutulması gerektiğini söyledi.Gül, bu durumlarda yapılması gerekenlere ilişkin şunları anlattı:Kişi yardım için veya kulaç atacağı zaman ellerini yukarıya doğru kaldırdığında su bir süre sonra parmak uçlarını yukarıda tutacak, solunum yollarını aşağıda tutacaktır. Kramp girebilir, yorulabilirsin veya herhangi bir deniz canlısı, yosun ve benzeri bir şey ayağına dolandığında panik olduğun her andan itibaren başını gökyüzüne kaldırıp uzuvlarının hepsini suyun içinde tutmalısın ki solunum yolların yukarıda kalsın. Ondan sonra bağırabilir, yardım da isteyebilir.Gül, yüzme bilmeyenlerin güvenli şekilde yüzmeyi öğrenmeleri için kurslardan yararlanabileceğini belirterek, Gençlik ve Spor Bakanlığının Yüzme Bilmeyen Kalmasın projesi kapsamında çalışmalar yürüttüğünü, ailelerin çocuklarını yüzme okullarına gönderebileceğini, yetişkinlerin de bu tür faaliyetlere katılabileceğini söyledi.Çocuklar yakından takip edilmeliKonyaaltı Sahili'nde görev yapan cankurtaranlardan Ayşe Şahin Uluk da özellikle çocukların hareketli olmaları nedeniyle yakından takip edilmeleri gerektiğini belirtti.Uluk, çocukları kıyıdan uzaklaşmamaları konusunda düdük ve sesli uyarılarla yönlendirdiklerini anlatarak, sahilde bazı bölümlerin bir anda derinleşebildiğine ve yüzme bilen kişilerin de belirlenen alanların dışına çıkmaması gerektiğine dikkati çekti.Uluk, sahildeki bayrakların anlamlarının vatandaşlar tarafından bilinmesinin de önemli olduğunu ifade etti.Sarı-kırmızı bayrağın cankurtaranın görev başında olduğunu gösterdiğini aktaran Uluk, kırmızı bayrağın ise cankurtaran bulunmadığı anlamına geldiğini kaydetti.Göl ve akarsularda yüzmenin de farklı riskler taşıdığına değinen Uluk, tatlı suların kaldırma kuvvetinin deniz suyuna göre daha düşük olması nedeniyle bu alanlarda yüzenlerin daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.Özellikle yüzme konusunda yeterli olmayan kişilerin uygun yardımcı ekipman kullanması gerektiğini söyleyen Uluk, Kişi hiç yüzme bilmiyorsa kesinlikle yanında kolluk, simit gibi ekipman lazım çünkü hayati önem taşıyor o küçücük şey bile. ifadesini kullandı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/cankurtaranlardan-bogulma-tehlikesine-karsi-uyari.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>İstanbul polisi dolandırıcılıkla mücadelede 8 ayda 667 zanlıyı yakaladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/istanbul-polisi-dolandiricilikla-mucadelede-8-ayda-667-zanliyi-yakaladi/896355/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/istanbul-polisi-dolandiricilikla-mucadelede-8-ayda-667-zanliyi-yakaladi/896355/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:09:16 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[İstanbul / İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, bu yıl 1 Ocak-17 Ağustos'ta, vatandaşların farklı yöntemlerle dolandırılmaya çalışıldığı 1065 olayı aydınlattı - Ekiplerin özverili çalışması sonucunda geçen yılın aynı dönemine göre aydınlatılan olay sayısında yüzde 4,7, yakalanan şüpheli sayısında yüzde 9,9, tutuklu sayısında ise yüzde 33,6 artış sağlandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[İstanbul Haberleri : MUSTAFA MERT KARACA - İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, 1 Ocak-17 Ağustos'ta yaptıkları titiz ve özverili çalışmaların sonucunda, vatandaşların farklı yöntemlerle dolandırılmaya çalışıldığı 1065 olayı aydınlatıp, buna ilişkin toplam 667 şüpheliyi gözaltına aldı.Ekipler, telefonla aradıkları vatandaşları kendilerini polis, asker veya savcı olarak tanıtıp kandıran şüphelilerin gerçekleştirdiği olaylardan sahte ilan ve internet siteleri üzerinden yapılan dolandırıcılıklara kadar farklı yöntemlerle işlenen suçları mercek altına aldı.Gelen ihbarların ardından yürütülen çalışmalarla şüphelilerin izi sürüldü.Cumhuriyet başsavcılıklarınca şubeye gönderilen dolandırıcılık dosyalarını inceleyen ekipler, olayları suç türlerine ve yöntemlerine göre gruplandırıp, saha ve teknik çalışmalar gerçekleştirdi.Geçen yılın aynı dönemine göre tutuklu sayısında yüzde 33,6 artışEkipler, 1 Ocak-17 Ağustos 2025 döneminde kent genelindeki dolandırıcılık olaylarına ilişkin çalışmalarda 1017 olayı aydınlattı, 607 şüpheliyi yakaladı. Şüphelilerden 235'i tutuklanırken 131 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Ekiplerin bu yılın aynı döneminde ise aydınlattığı olay sayısı 1065'e, yakalanan şüpheli sayısı 667'ye yükseldi.Bunlardan 314'ü tutuklanırken, 103 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Bu yılki söz konusu dönemde aydınlatılan olay sayısında yüzde 4,7, yakalanan şüpheli sayısında yüzde 9,9, tutuklu sayısında ise yüzde 33,6 artış sağlandığı tespit edildi.Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şüpheli sayısı ise 131'den 103'e düştü.Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, 2025 yılında kent genelinde meydana gelen ve polise ihbar edilen dolandırıcılık olaylarına yönelik çalışmalar kapsamında 1180 olayı aydınlattı, 840 şüphelinin yakalanmasını sağladı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 318’i tutuklandı, 184’ü ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Böylece ekiplerin 2025 yılı boyunca yürüttüğü çalışmaların yanı sıra bu yılın ilk 8 ayındaki performansı da karşılaştırmalı olarak ortaya konuldu.En fazla dosya nitelikli dolandırıcılıkDolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerinin bu yıl 1 Ocak ile 17 Ağustos'u kapsayan dönemde yürüttüğü çalışmalar sonucunda aydınlatılan olaylar suç türlerine göre de incelendi.Nitelikli dolandırıcılık kapsamında intikal ettirilen 752 olayda ise toplam 326 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 220’si tutuklandı, 78’i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 28’i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest kaldı.Çalışmalar sonucu kontör ve para dolandırıcılığı kapsamında 21 farklı olayda 43 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 39’u tutuklanırken 3 zanlı adli kontrol şartıyla, 1'i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.“Güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin 19 olayda 64 şüpheli yakalanırken 40 zanlı tutuklandı. Şüphelilerden 19’u adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 5’i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.Dolandırıcılık suçuna ilişkin 6 farklı dosyada ise 18 şüpheli yakalandı. Bu olayların şüphelilerinden 15’i tutuklandı, 3’ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayrıca savcılık kararıyla ikmalen işlem yapılan 267 olayda yakalanan 216 kişi ifadelerinin ardından serbest kaldı.Genellikle baktığımız konular &#039;telefon dolandırıcılığı&#039;, &#039;nakliye dolandırıcılığı&#039;, &#039;güveni kötüye kullanmaDolandırıcılık Büro Amirliği Ekip Şefi Kenan Tetik, AA muhabirine, dolandırıcılığın bir kişinin içinde bulunduğu durumun fırsata çevrilerek iradesinin sakatlanması ve bu yolla menfaat elde edilmesi olduğunu söyledi.Tetik, cumhuriyet başsavcılıklarınca şubeye gönderilen dolandırıcılık vakalarının önce incelendiğini, ardından büro içerisinde gruplara ayrılarak ekiplerce değerlendirildiğini belirterek, Genellikle baktığımız konular 'telefon dolandırıcılığı', 'nakliye dolandırıcılığı', 'güveni kötüye kullanma' yani Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde belirtilen hususlar, Türk Ceza Kanunu’nun yine 157 ve 158, 'nitelikli dolandırıcılık' kapsamında belirtilen suçlar ile mücadele etmekteyiz. diye konuştu.Dolandırıcılık Büro Amirliği olarak operasyonel çalışmaların yanı sıra projeli çalışmaları da yürüttüklerini dile getiren Tetik, telefon dolandırıcılığının en sık karşılaşılan yöntemlerden biri olduğunu anlattı.Telefon dolandırıcılığında özellikle yaşlılar hedef seçiliyorTelefon dolandırıcılığında özellikle yaşlı vatandaşların hedef alındığına dikkati çeken Tetik, şüphelilerin mağdurlar üzerinde baskı kurarak onları ikna etmeye çalıştığını vurguladı.Tetik, şüphelilerin kendilerini polis, asker veya savcı olarak tanıttığının altını çizerek, Yaşlı vatandaşlarımızı telefondan arayarak kendilerini kamu görevlisi gibi tanıtıp polis, asker, savcı gibi gösteriyorlar. Yine gündemde olan bir konu ile ilgili, yani terör örgütleri bünyesinde faaliyet gösterildiğine dair veya terör örgütleriyle irtibatlı bir bağ olduğuna dair anlatımlarda bulunup, baskı altında tutmaya çalışanlar oluyor. dedi.Şüphelilerin bazı olaylarda ise hırsızlıktan elde edilen veya kaybolan eşyaların kendilerinde olduğunu vatandaşlara söylediklerini, bu kişilerin altın, ziynet eşyası ve paraların üzerinde parmak izi çalışması yapılması gerektiğini öne sürdüğünü aktaran Tetik, şüphelilerin vatandaşları, söz konusu para ve ziynet eşyalarının soruşturma sonunda kendilerine iade edileceği vaadiyle ikna ettiğini kaydetti.Tetik, Bu şekilde ikna ederek soruşturma sonucunda kendisine iade edileceğini belirtip, birlikte hareket ettiği kişiler vasıtasıyla bunları vatandaşlarımızdan alarak, mağdur edip dolandırarak, kendilerince menfaat sağlayan kişilere karşı da çalışmalarımız devam etmektedir. diye konuştu.Polis hiçbir zaman vatandaştan para talep etmezVatandaşların özellikle telefonda kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan kişilere karşı dikkatli olması gerektiğine işaret eden Tetik, polisin hiçbir soruşturma kapsamında vatandaşlardan para veya ücret talep etmeyeceğini dile getirdi.Dolandırıcılık soruşturmalarının yürütülme sürecini de aktaran Tetik, Soruşturmayla ilgili cumhuriyet savcılığı talimat verir. Bu talimat doğrultusunda gerekli olan bilgiyi, belgeyi, gerekli olan emareyi toplarız. Buna istinaden suça iştirak etmiş kişilerin tespitini yaparız. Durumu cumhuriyet savcısına bildiririz. bilgisini verdi.Tetik, şüphelilerin tespitinin ardından adli sürecin işletildiğini, savcılığın talebi üzerine sulh ceza hakimliğinden arama kararı alındığını, ekiplerin bu doğrultuda operasyon gerçekleştirdiğini anlattı.Şüphelilerin yakalanmasının ardından sorgularının yapıldığını ve işlemlerinin tamamlanması için yeniden cumhuriyet savcılığına sevk edildiğini kaydeden Tetik, vatandaşların telefonda kendilerinden para, altın veya herhangi bir bilgi ve belge talep eden kişilere karşı temkinli olması gerektiğini belirtti.Tetik, Hiçbir şekilde polis vatandaştan, herhangi bir suç aydınlatılması için ya da herhangi bir suça karıştığına dair telefonla arayarak bir şey talep etmez. dedi.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[İstanbul Haberleri : MUSTAFA MERT KARACA - İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, 1 Ocak-17 Ağustos'ta yaptıkları titiz ve özverili çalışmaların sonucunda, vatandaşların farklı yöntemlerle dolandırılmaya çalışıldığı 1065 olayı aydınlatıp, buna ilişkin toplam 667 şüpheliyi gözaltına aldı.Ekipler, telefonla aradıkları vatandaşları kendilerini polis, asker veya savcı olarak tanıtıp kandıran şüphelilerin gerçekleştirdiği olaylardan sahte ilan ve internet siteleri üzerinden yapılan dolandırıcılıklara kadar farklı yöntemlerle işlenen suçları mercek altına aldı.Gelen ihbarların ardından yürütülen çalışmalarla şüphelilerin izi sürüldü.Cumhuriyet başsavcılıklarınca şubeye gönderilen dolandırıcılık dosyalarını inceleyen ekipler, olayları suç türlerine ve yöntemlerine göre gruplandırıp, saha ve teknik çalışmalar gerçekleştirdi.Geçen yılın aynı dönemine göre tutuklu sayısında yüzde 33,6 artışEkipler, 1 Ocak-17 Ağustos 2025 döneminde kent genelindeki dolandırıcılık olaylarına ilişkin çalışmalarda 1017 olayı aydınlattı, 607 şüpheliyi yakaladı. Şüphelilerden 235'i tutuklanırken 131 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Ekiplerin bu yılın aynı döneminde ise aydınlattığı olay sayısı 1065'e, yakalanan şüpheli sayısı 667'ye yükseldi.Bunlardan 314'ü tutuklanırken, 103 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Bu yılki söz konusu dönemde aydınlatılan olay sayısında yüzde 4,7, yakalanan şüpheli sayısında yüzde 9,9, tutuklu sayısında ise yüzde 33,6 artış sağlandığı tespit edildi.Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şüpheli sayısı ise 131'den 103'e düştü.Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, 2025 yılında kent genelinde meydana gelen ve polise ihbar edilen dolandırıcılık olaylarına yönelik çalışmalar kapsamında 1180 olayı aydınlattı, 840 şüphelinin yakalanmasını sağladı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 318’i tutuklandı, 184’ü ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Böylece ekiplerin 2025 yılı boyunca yürüttüğü çalışmaların yanı sıra bu yılın ilk 8 ayındaki performansı da karşılaştırmalı olarak ortaya konuldu.En fazla dosya nitelikli dolandırıcılıkDolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerinin bu yıl 1 Ocak ile 17 Ağustos'u kapsayan dönemde yürüttüğü çalışmalar sonucunda aydınlatılan olaylar suç türlerine göre de incelendi.Nitelikli dolandırıcılık kapsamında intikal ettirilen 752 olayda ise toplam 326 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 220’si tutuklandı, 78’i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 28’i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest kaldı.Çalışmalar sonucu kontör ve para dolandırıcılığı kapsamında 21 farklı olayda 43 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 39’u tutuklanırken 3 zanlı adli kontrol şartıyla, 1'i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.“Güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin 19 olayda 64 şüpheli yakalanırken 40 zanlı tutuklandı. Şüphelilerden 19’u adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 5’i ise emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.Dolandırıcılık suçuna ilişkin 6 farklı dosyada ise 18 şüpheli yakalandı. Bu olayların şüphelilerinden 15’i tutuklandı, 3’ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayrıca savcılık kararıyla ikmalen işlem yapılan 267 olayda yakalanan 216 kişi ifadelerinin ardından serbest kaldı.Genellikle baktığımız konular &#039;telefon dolandırıcılığı&#039;, &#039;nakliye dolandırıcılığı&#039;, &#039;güveni kötüye kullanmaDolandırıcılık Büro Amirliği Ekip Şefi Kenan Tetik, AA muhabirine, dolandırıcılığın bir kişinin içinde bulunduğu durumun fırsata çevrilerek iradesinin sakatlanması ve bu yolla menfaat elde edilmesi olduğunu söyledi.Tetik, cumhuriyet başsavcılıklarınca şubeye gönderilen dolandırıcılık vakalarının önce incelendiğini, ardından büro içerisinde gruplara ayrılarak ekiplerce değerlendirildiğini belirterek, Genellikle baktığımız konular 'telefon dolandırıcılığı', 'nakliye dolandırıcılığı', 'güveni kötüye kullanma' yani Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde belirtilen hususlar, Türk Ceza Kanunu’nun yine 157 ve 158, 'nitelikli dolandırıcılık' kapsamında belirtilen suçlar ile mücadele etmekteyiz. diye konuştu.Dolandırıcılık Büro Amirliği olarak operasyonel çalışmaların yanı sıra projeli çalışmaları da yürüttüklerini dile getiren Tetik, telefon dolandırıcılığının en sık karşılaşılan yöntemlerden biri olduğunu anlattı.Telefon dolandırıcılığında özellikle yaşlılar hedef seçiliyorTelefon dolandırıcılığında özellikle yaşlı vatandaşların hedef alındığına dikkati çeken Tetik, şüphelilerin mağdurlar üzerinde baskı kurarak onları ikna etmeye çalıştığını vurguladı.Tetik, şüphelilerin kendilerini polis, asker veya savcı olarak tanıttığının altını çizerek, Yaşlı vatandaşlarımızı telefondan arayarak kendilerini kamu görevlisi gibi tanıtıp polis, asker, savcı gibi gösteriyorlar. Yine gündemde olan bir konu ile ilgili, yani terör örgütleri bünyesinde faaliyet gösterildiğine dair veya terör örgütleriyle irtibatlı bir bağ olduğuna dair anlatımlarda bulunup, baskı altında tutmaya çalışanlar oluyor. dedi.Şüphelilerin bazı olaylarda ise hırsızlıktan elde edilen veya kaybolan eşyaların kendilerinde olduğunu vatandaşlara söylediklerini, bu kişilerin altın, ziynet eşyası ve paraların üzerinde parmak izi çalışması yapılması gerektiğini öne sürdüğünü aktaran Tetik, şüphelilerin vatandaşları, söz konusu para ve ziynet eşyalarının soruşturma sonunda kendilerine iade edileceği vaadiyle ikna ettiğini kaydetti.Tetik, Bu şekilde ikna ederek soruşturma sonucunda kendisine iade edileceğini belirtip, birlikte hareket ettiği kişiler vasıtasıyla bunları vatandaşlarımızdan alarak, mağdur edip dolandırarak, kendilerince menfaat sağlayan kişilere karşı da çalışmalarımız devam etmektedir. diye konuştu.Polis hiçbir zaman vatandaştan para talep etmezVatandaşların özellikle telefonda kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan kişilere karşı dikkatli olması gerektiğine işaret eden Tetik, polisin hiçbir soruşturma kapsamında vatandaşlardan para veya ücret talep etmeyeceğini dile getirdi.Dolandırıcılık soruşturmalarının yürütülme sürecini de aktaran Tetik, Soruşturmayla ilgili cumhuriyet savcılığı talimat verir. Bu talimat doğrultusunda gerekli olan bilgiyi, belgeyi, gerekli olan emareyi toplarız. Buna istinaden suça iştirak etmiş kişilerin tespitini yaparız. Durumu cumhuriyet savcısına bildiririz. bilgisini verdi.Tetik, şüphelilerin tespitinin ardından adli sürecin işletildiğini, savcılığın talebi üzerine sulh ceza hakimliğinden arama kararı alındığını, ekiplerin bu doğrultuda operasyon gerçekleştirdiğini anlattı.Şüphelilerin yakalanmasının ardından sorgularının yapıldığını ve işlemlerinin tamamlanması için yeniden cumhuriyet savcılığına sevk edildiğini kaydeden Tetik, vatandaşların telefonda kendilerinden para, altın veya herhangi bir bilgi ve belge talep eden kişilere karşı temkinli olması gerektiğini belirtti.Tetik, Hiçbir şekilde polis vatandaştan, herhangi bir suç aydınlatılması için ya da herhangi bir suça karıştığına dair telefonla arayarak bir şey talep etmez. dedi.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/genel/detayfotowebp.webp" type="image/webp" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Yabancılar İletişim Merkezi, 11 yılda 15 bin 854 kişinin kurtarılmasını sağladı</title>
      <link>https://www.canligaste.com/yabancilar-iletisim-merkezi-11-yilda-15-bin-854-kisinin-kurtarilmasini-sagladi/896354/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/yabancilar-iletisim-merkezi-11-yilda-15-bin-854-kisinin-kurtarilmasini-sagladi/896354/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:08:12 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Ankara / İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı: - Bugüne kadar aldığımız 1030 acil yardım çağrısı sayesinde 15 bin 854 kişinin hayatı kurtarıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Ankara Haberleri : İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı, Yabancılar İletişim Merkezinin (YİMER 157), 11 yılda aldığı 1030 acil yardım çağrısıyla 15 bin 854 kişinin kurtarılmasını sağladığını bildirdi.Yazıcı, YİMER 157'nin 11. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Ankara'daki çağrı merkezine yaptığı ziyarette, Türkiye'de bulunan her yabancının hukukun teminatı altında güven içinde yaşayabildiğini, farklı kültürlerin ülkeye kattığı çeşitliliğin sosyal hayat, ekonomi ve akademik dünyaya önemli katkı sağladığını belirtti.Çağrı merkezinin 20 Ağustos 2015'te hizmet vermeye başladığını hatırlatan Yazıcı, Türkiye'de bulunan yabancıların vize, ikamet izni, uluslararası koruma, geçici koruma ve gönüllü geri dönüş başta olmak üzere Göç İdaresi Başkanlığının görev alanına giren birçok konuda merkezden hızlı ve güvenilir bilgi alabildiğini aktardı.Yazıcı, merkezin Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet verdiğini, bilgi almak isteyenlerin hafta içi 08.00-18.00 saatlerinde YİMER 157'ye ulaşabildiğini, acil yardım ve ihbar hattının ise haftanın 7 günü 24 saat hizmet verdiğini dile getirdi.Yabancıların ülkeye kanunlara uygun şekilde gelmesinin, uygun şartlarda kalmasının ve Türkiye ile kendi ülkeleri arasında güçlü bağlar kurmasının önemine dikkati çeken Yazıcı, yabancılara telefonun yanı sıra webchat, e-posta, SMS ve sosyal medya kanalları üzerinden de hizmet sunduklarını belirtti.Yazıcı, Biz YİMER 157 olarak 11 yılda 27 milyon 713 bin çağrı karşıladık. Bu çağrılarda toplam 42 milyon dakikalık görüşme gerçekleştirdik. dedi.İlk aramada yüzde 99 oranında çözüm sağlandığını, günlük ortalama 10 bin çağrı alındığını aktaran Yazıcı, acil yardım çağrılarına ilişkin, Bugüne kadar aldığımız 1030 acil yardım çağrısı sayesinde 15 bin 854 kişinin hayatı kurtarıldı. ifadelerini kullandı.Yaptıkları çalışmaların uluslararası alanda da karşılık bulduğunu belirten Yazıcı, Avrupa ve Dünya Çağrı Merkezi Ödülleri de dahil olmak üzere 10 uluslararası ödül aldıklarını söyledi.Uluslararası öğrenciler okula kayıt süreçleri hakkında bilgi talep ediyorUluslararası öğrencilere yönelik hizmetlerin de önemli bir çalışma alanı olduğunu vurgulayan Yazıcı, bu öğrencileri yalnızca eğitim hayatının bir parçası olarak değil, Türkiye ile dünya arasında kurulacak kültürel, ekonomik ve diplomatik bağların önemli birer köprüsü olarak gördüklerini ifade etti.Uluslararası öğrenci sayısını 1 milyona çıkarmayı hedeflediklerini belirten Yazıcı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile yapılan protokol sayesinde öğrencilerin YİMER 157'yi aradıklarında kendi konularıyla ilgili doğrudan yabancı temsilcisine bağlanabildiğini aktardı.Bunun için telefonda 2 tuşuna basılmasının yeterli olduğuna işaret eden Yazıcı, Gelen çağrılara baktığımızda uluslararası öğrencilerin en çok okula kayıt süreçleri, öğrenci ikamet izni başvuruları ve başvuru sonuçları ile mezuniyet süreçleri hakkında bilgi talep ettiklerini görüyoruz. diye konuştu.Ziyaretin ardından İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Yazıcı, Başkan Yardımcısı Murat Karakaya, Uyum ve İletişim Genel Müdürü Ahmet Dalkıran, Uyum Daire Başkanı Abdulsamet Korkut ve YİMER personelinin katılımıyla merkezin 11. yılını kutladı.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Ankara Haberleri : İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı, Yabancılar İletişim Merkezinin (YİMER 157), 11 yılda aldığı 1030 acil yardım çağrısıyla 15 bin 854 kişinin kurtarılmasını sağladığını bildirdi.Yazıcı, YİMER 157'nin 11. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Ankara'daki çağrı merkezine yaptığı ziyarette, Türkiye'de bulunan her yabancının hukukun teminatı altında güven içinde yaşayabildiğini, farklı kültürlerin ülkeye kattığı çeşitliliğin sosyal hayat, ekonomi ve akademik dünyaya önemli katkı sağladığını belirtti.Çağrı merkezinin 20 Ağustos 2015'te hizmet vermeye başladığını hatırlatan Yazıcı, Türkiye'de bulunan yabancıların vize, ikamet izni, uluslararası koruma, geçici koruma ve gönüllü geri dönüş başta olmak üzere Göç İdaresi Başkanlığının görev alanına giren birçok konuda merkezden hızlı ve güvenilir bilgi alabildiğini aktardı.Yazıcı, merkezin Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet verdiğini, bilgi almak isteyenlerin hafta içi 08.00-18.00 saatlerinde YİMER 157'ye ulaşabildiğini, acil yardım ve ihbar hattının ise haftanın 7 günü 24 saat hizmet verdiğini dile getirdi.Yabancıların ülkeye kanunlara uygun şekilde gelmesinin, uygun şartlarda kalmasının ve Türkiye ile kendi ülkeleri arasında güçlü bağlar kurmasının önemine dikkati çeken Yazıcı, yabancılara telefonun yanı sıra webchat, e-posta, SMS ve sosyal medya kanalları üzerinden de hizmet sunduklarını belirtti.Yazıcı, Biz YİMER 157 olarak 11 yılda 27 milyon 713 bin çağrı karşıladık. Bu çağrılarda toplam 42 milyon dakikalık görüşme gerçekleştirdik. dedi.İlk aramada yüzde 99 oranında çözüm sağlandığını, günlük ortalama 10 bin çağrı alındığını aktaran Yazıcı, acil yardım çağrılarına ilişkin, Bugüne kadar aldığımız 1030 acil yardım çağrısı sayesinde 15 bin 854 kişinin hayatı kurtarıldı. ifadelerini kullandı.Yaptıkları çalışmaların uluslararası alanda da karşılık bulduğunu belirten Yazıcı, Avrupa ve Dünya Çağrı Merkezi Ödülleri de dahil olmak üzere 10 uluslararası ödül aldıklarını söyledi.Uluslararası öğrenciler okula kayıt süreçleri hakkında bilgi talep ediyorUluslararası öğrencilere yönelik hizmetlerin de önemli bir çalışma alanı olduğunu vurgulayan Yazıcı, bu öğrencileri yalnızca eğitim hayatının bir parçası olarak değil, Türkiye ile dünya arasında kurulacak kültürel, ekonomik ve diplomatik bağların önemli birer köprüsü olarak gördüklerini ifade etti.Uluslararası öğrenci sayısını 1 milyona çıkarmayı hedeflediklerini belirten Yazıcı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile yapılan protokol sayesinde öğrencilerin YİMER 157'yi aradıklarında kendi konularıyla ilgili doğrudan yabancı temsilcisine bağlanabildiğini aktardı.Bunun için telefonda 2 tuşuna basılmasının yeterli olduğuna işaret eden Yazıcı, Gelen çağrılara baktığımızda uluslararası öğrencilerin en çok okula kayıt süreçleri, öğrenci ikamet izni başvuruları ve başvuru sonuçları ile mezuniyet süreçleri hakkında bilgi talep ettiklerini görüyoruz. diye konuştu.Ziyaretin ardından İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Yazıcı, Başkan Yardımcısı Murat Karakaya, Uyum ve İletişim Genel Müdürü Ahmet Dalkıran, Uyum Daire Başkanı Abdulsamet Korkut ve YİMER personelinin katılımıyla merkezin 11. yılını kutladı.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/yabancilar-iletisim-merkezi-11-yilda-15-bin-854-kisinin-kurtarilmasini-sagladi.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
    <item>
      <title>Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümü birçok ilden ziyaretçinin katılımıyla kutlanacak</title>
      <link>https://www.canligaste.com/malazgirt-zaferi-nin-yil-donumu-bircok-ilden-ziyaretcinin-katilimiyla-kutlanacak/896353/</link>
      <guid isPermaLink="true">https://www.canligaste.com/malazgirt-zaferi-nin-yil-donumu-bircok-ilden-ziyaretcinin-katilimiyla-kutlanacak/896353/</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 11:06:18 +0300</pubDate>
      <description><![CDATA[Muş / Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü dolayısıyla binlerce kişiyi ağırlaması beklenen Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı'nda hazırlıklar sürüyor - Muş Valisi Avni Çakır: - Tören alanımızı 24 Ağustos'ta hazır hale getireceğiz. Tüm vatandaşlarımızı, Cumhurbaşkanımızı ve tüm devlet erkanımızı karşılamaya, birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajımızı tüm dünyaya haykırmak üzere Malazgirt'e davet ediyorum]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ / ÖMER VARLIK - Anadolu'nun kapılarını Türklere açan zafer olarak nitelendirilen Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü, Türkiye'nin birçok yerinden Muş'un Malazgirt ilçesine gelecek ziyaretçilerin katılımıyla kutlanacak.İlçenin Danişmentgazi Mahallesi'nde 238 hektarlık alanda kurulan Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı, 24-26 Ağustos'ta tarihi, kültürel ve sportif etkinliklere ev sahipliği yapacak.1071 adımlık Fetih Yolu, merasim ve hitabet alanı, namazgah, yürüyüş ve dinlenme alanları, hipodrom, okçuluk ve cirit alanları ile güreş sahasının bulunduğu milli park, yurdun dört bir yanından gelecek ziyaretçileri ağırlayacak.Han Otağı ile Türk boylarını temsil eden tematik çadırların yerleştirildiği, peyzaj ve çevre düzenleme çalışmalarının yapıldığı alanda, ziyaretçilerin hava sıcaklığından etkilenmemesi ve rahat vakit geçirebilmesi amacıyla gölgelendirme alanları ve serinletme sistemleri kuruldu.Geleneksel spor gösterileri, atlı okçuluk, atlı cirit, atlı savaş sanatları ve güreş müsabakalarının yapılacağı kutlama programında, çocukların ve gençlerin geleneksel oyunları oynayabilecekleri, kurumların çalışmaları hakkında bilgi alabilecekleri etkinlikler de planlandı.Kutlama öncesi hazırlıkların sürdüğü ilçenin birçok yerine Türk bayrakları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın posterleri asıldı.Vatandaşlarımızı birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajımızı tüm dünyaya haykırmak üzere Malazgirt&#039;e davet ediyorumMuş Valisi Avni Çakır, AA muhabirine, Sultan Alparslan ve onun kutlu ordusunun elde ettiği zaferle bu vatanın kapılarını millete ardına kadar açtığını söyledi.Kutlamalara ilişkin hazırlıkların devam ettiğini belirten Çakır, Her yıl büyük bir coşkuyla, artan heyecanla ecdadımızdan aldığımız bu kutlu mirası gelecek nesillerimize aktarmanın gayreti içindeyiz. Her yıl 24 Ağustos'ta başlayan ve 26 Ağustos'ta Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla şanlı zaferin yıl dönümünü kutluyoruz. İnşallah bu yıl da Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü etkinlikleri, milli parkta 24 Ağustos'ta başlayacak. Gün boyu geleneksel Türk sporlarından atletizm etkinliklerine, sporun her dalındaki faaliyetlerden at yarışlarına kadar​​​​​​​ birçok alanda etkinliklerimiz olacak. Yoğun katılımla dolu dolu bir gün yaşayacağız. Akşamında da bir zafer yürüyüşümüz olacak. Akabinde milli parktaki namazgahta kandil gecemizi idrak edeceğiz. diye konuştu.25 Ağustos Salı günü de etkinliklerin gün boyu devam edeceğini anlatan Çakır, şunları kaydetti:Büyük coşkuyu 26 Ağustos'ta bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle şu an içinde bulunduğumuz etkinlik alanında büyük bir şölen düzenlenecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın halkımıza hitapları gerçekleşecek. Sadece Muş'tan ve Malazgirt'ten değil, çevre illerden de gelen hemşerilerimizle Sayın Cumhurbaşkanımızı ve devlet erkanımızı burada bekleyeceğiz. Onları en iyi şekilde ağırlamaya gayret edeceğiz. Sahada hazırlıklarımız yoğun şekilde başladı. Şu an etkinlik alanında sahne, oba çadırlarımız ve diğer etkinlikleri yapacağımız bölümlerin kurulum işlemleri devam ediyor. Okçular Vakfı tarafından bu işlerin koordinasyonu sağlanıyor. Biz de Muş Valiliği, Malazgirt Kaymakamlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü, ilgili kurum ve kuruluşlarımızın desteğiyle sahamızı hazırlamak için çaba gösteriyoruz.Tüm vatandaşları ilk günkü etkinliklere ve 26 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirilecek programa davet eden Çakır, şöyle konuştu:Alanda vatandaşlarımızın etkinlik sürecindeki konforu için her türlü tedbiri aldık. Otoparktaki sıkışıklığı ikinci otopark alanıyla giderdik. Gölgelendirmelerimiz vasıtasıyla vatandaşlarımızın bekleme sürecini daha konforlu hale getirdik. Serinletme sistemiyle de ortamı daha serin hale getiriyoruz. Tuvaletler ve ihtiyaç duyulan diğer alanlarda çalışmalarımızı artırdık, eksiklikleri giderdik. Tören alanımızı 24 Ağustos'ta hazır hale getireceğiz. Tüm vatandaşlarımızı, Cumhurbaşkanımızı ve tüm devlet erkanımızı karşılamaya, birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajımızı tüm dünyaya haykırmak üzere Malazgirt'e davet ediyorum.]]></content:encoded>
      <yandex:full-text><![CDATA[Muş Haberleri : İBRAHİM YALDIZ / ÖMER VARLIK - Anadolu'nun kapılarını Türklere açan zafer olarak nitelendirilen Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü, Türkiye'nin birçok yerinden Muş'un Malazgirt ilçesine gelecek ziyaretçilerin katılımıyla kutlanacak.İlçenin Danişmentgazi Mahallesi'nde 238 hektarlık alanda kurulan Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı, 24-26 Ağustos'ta tarihi, kültürel ve sportif etkinliklere ev sahipliği yapacak.1071 adımlık Fetih Yolu, merasim ve hitabet alanı, namazgah, yürüyüş ve dinlenme alanları, hipodrom, okçuluk ve cirit alanları ile güreş sahasının bulunduğu milli park, yurdun dört bir yanından gelecek ziyaretçileri ağırlayacak.Han Otağı ile Türk boylarını temsil eden tematik çadırların yerleştirildiği, peyzaj ve çevre düzenleme çalışmalarının yapıldığı alanda, ziyaretçilerin hava sıcaklığından etkilenmemesi ve rahat vakit geçirebilmesi amacıyla gölgelendirme alanları ve serinletme sistemleri kuruldu.Geleneksel spor gösterileri, atlı okçuluk, atlı cirit, atlı savaş sanatları ve güreş müsabakalarının yapılacağı kutlama programında, çocukların ve gençlerin geleneksel oyunları oynayabilecekleri, kurumların çalışmaları hakkında bilgi alabilecekleri etkinlikler de planlandı.Kutlama öncesi hazırlıkların sürdüğü ilçenin birçok yerine Türk bayrakları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın posterleri asıldı.Vatandaşlarımızı birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajımızı tüm dünyaya haykırmak üzere Malazgirt&#039;e davet ediyorumMuş Valisi Avni Çakır, AA muhabirine, Sultan Alparslan ve onun kutlu ordusunun elde ettiği zaferle bu vatanın kapılarını millete ardına kadar açtığını söyledi.Kutlamalara ilişkin hazırlıkların devam ettiğini belirten Çakır, Her yıl büyük bir coşkuyla, artan heyecanla ecdadımızdan aldığımız bu kutlu mirası gelecek nesillerimize aktarmanın gayreti içindeyiz. Her yıl 24 Ağustos'ta başlayan ve 26 Ağustos'ta Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla şanlı zaferin yıl dönümünü kutluyoruz. İnşallah bu yıl da Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümü etkinlikleri, milli parkta 24 Ağustos'ta başlayacak. Gün boyu geleneksel Türk sporlarından atletizm etkinliklerine, sporun her dalındaki faaliyetlerden at yarışlarına kadar​​​​​​​ birçok alanda etkinliklerimiz olacak. Yoğun katılımla dolu dolu bir gün yaşayacağız. Akşamında da bir zafer yürüyüşümüz olacak. Akabinde milli parktaki namazgahta kandil gecemizi idrak edeceğiz. diye konuştu.25 Ağustos Salı günü de etkinliklerin gün boyu devam edeceğini anlatan Çakır, şunları kaydetti:Büyük coşkuyu 26 Ağustos'ta bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle şu an içinde bulunduğumuz etkinlik alanında büyük bir şölen düzenlenecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın halkımıza hitapları gerçekleşecek. Sadece Muş'tan ve Malazgirt'ten değil, çevre illerden de gelen hemşerilerimizle Sayın Cumhurbaşkanımızı ve devlet erkanımızı burada bekleyeceğiz. Onları en iyi şekilde ağırlamaya gayret edeceğiz. Sahada hazırlıklarımız yoğun şekilde başladı. Şu an etkinlik alanında sahne, oba çadırlarımız ve diğer etkinlikleri yapacağımız bölümlerin kurulum işlemleri devam ediyor. Okçular Vakfı tarafından bu işlerin koordinasyonu sağlanıyor. Biz de Muş Valiliği, Malazgirt Kaymakamlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü, ilgili kurum ve kuruluşlarımızın desteğiyle sahamızı hazırlamak için çaba gösteriyoruz.Tüm vatandaşları ilk günkü etkinliklere ve 26 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirilecek programa davet eden Çakır, şöyle konuştu:Alanda vatandaşlarımızın etkinlik sürecindeki konforu için her türlü tedbiri aldık. Otoparktaki sıkışıklığı ikinci otopark alanıyla giderdik. Gölgelendirmelerimiz vasıtasıyla vatandaşlarımızın bekleme sürecini daha konforlu hale getirdik. Serinletme sistemiyle de ortamı daha serin hale getiriyoruz. Tuvaletler ve ihtiyaç duyulan diğer alanlarda çalışmalarımızı artırdık, eksiklikleri giderdik. Tören alanımızı 24 Ağustos'ta hazır hale getireceğiz. Tüm vatandaşlarımızı, Cumhurbaşkanımızı ve tüm devlet erkanımızı karşılamaya, birlik, beraberlik ve kardeşlik mesajımızı tüm dünyaya haykırmak üzere Malazgirt'e davet ediyorum.]]></yandex:full-text>
      <enclosure url="https://www.canligaste.com/images/haberler/2026/08/malazgirt-zaferi-nin-yil-donumu-bircok-ilden-ziyaretcinin-katilimiyla-kutlanacak.webp" type="image/jpeg" length="0"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
