ABD-Çin arasındaki sınırlı uzlaşılar kısa vadede finansal piyasalara geçici rahatlama sağlayabilir

TAKİP ET

İstanbul — Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al: - 'Kısa vadede ABD ile Çin arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşılar küresel piyasalarda risk algısını azaltabilir ve finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak orta ve uzun vadede üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşma ihtimali bulunuyor' - 'ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları genişletmesi, Venezuela petrolüne erişimi sınırlandırması ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskıları artırması Çin'in alternatif enerji ağlarını kırmaya dönük hamleler olarak değerlendirilebilir'

İstanbul Haberleri — YUNUS TÜRK - Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al, kısa vadede ABD ile Çin arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşıların küresel piyasalarda risk algısını azaltabileceğini ve finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabileceğini belirterek, “Ancak orta ve uzun vadede üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşma ihtimali bulunuyor.” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’de gerçekleştirdiği görüşmeyle birlikte son dönemde yeniden yoğunlaşan diplomatik temaslar ve ticaret gerilimlerine ilişkin verilen mesajlar, küresel ekonomide ABD ve Çin rekabetinin yeni ve daha kırılgan bir evreye geçtiğine işaret ediyor.

Son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları, Tayvan gerilimi, enerji güvenliği ve küresel güvenlik krizleri nedeniyle sertleşen ilişkiler, artık yalnızca iki ülke arasındaki klasik ekonomik güç mücadelesi olarak değil, küresel sistemin geleceğini şekillendiren çok boyutlu stratejik bir rekabet alanı olarak değerlendiriliyor.

Kısa vadede taraflar arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşıların küresel piyasalarda risk algısını azaltarak finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabileceği değerlendirilirken, orta ve uzun vadede özellikle üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşabileceğinin altı çiziliyor.

Enerji arz güvenliği, kritik ham madde rekabeti, yapay zeka teknolojileri ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde Washington ile Pekin arasındaki mücadele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik, teknolojik ve stratejik bir güç mücadelesine dönüşüyor.

Trump’ın Pekin ziyareti, yeni bir yakınlaşmadan çok, küresel sistemde giderek sertleşen ancak doğrudan çatışmadan kaçınmayı hedefleyen “kontrollü sistemik rekabet” döneminin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

- Asıl hedef Çin’in uzun vadeli ekonomik yükselişini yavaşlatmak olarak okunabilir

Marmara Üniversitesi Uluslararası Politik Ekonomi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Al, günümüzde enerjinin ekonomik bir unsur olmanın ötesinde doğrudan jeopolitik güç üretme kapasitesi anlamına geldiğini ifade etti.

Çin’in dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda bulunduğuna işaret eden Al, “Özellikle İran, Rusya ve Venezuela gibi yaptırım altındaki ülkelerden indirimli petrol temin ederek ciddi bir maliyet avantajı elde ediyor. Pekin yönetimi bu yöntem sayesinde üretim maliyetlerini düşürüyor ve küresel ihracat rekabetinde avantaj kazanıyor. Washington açısından mesele enerji piyasasıyla sınırlı kalmıyor. Asıl hedef Çin’in uzun vadeli ekonomik yükselişini yavaşlatmak olarak okunabilir.” dedi.

Al, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji koridorlarında yaşanan gerilimlerin bu rekabetin güvenlik boyutunu daha görünür hale getirdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları genişletmesi, Venezuela petrolüne erişimi sınırlandırması ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskıları artırması Çin’in alternatif enerji ağlarını kırmaya dönük hamleler olarak değerlendirilebilir. Ancak Çin kısa vadede baskı hissetse bile uzun vadede stratejik petrol rezervleri, yenilenebilir enerji yatırımları ve dolar dışı ödeme sistemleri üzerinden bu baskıyı dengelemeye çalışıyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo klasik yaptırım mekanizmalarının ötesine geçen, küresel finansal ve enerji mimarisini dönüştüren daha büyük bir sürece işaret ediyor.

- Ülkeler ekonomik ilişkileri artık serbest piyasa mantığından çok ulusal güvenlik perspektifiyle değerlendiriyor

Prof. Dr. Arzu Al, ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin artık gümrük tarifeleri ekseninde ilerleyen bir ticaret savaşının çok ötesine geçmiş durumda olduğunu kaydetti.

Sürecin teknoloji, enerji, finans ve tedarik zincirlerini kapsayan yapısal bir sistem rekabetine dönüştüğünü aktaran Al, “Bu gelişme de İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çok taraflı ticaret düzenini ciddi biçimde aşındırıyor.” diye konuştu.

Al, ABD’nin Çin’den ithalatı gerilerken Çin’in üretimini ASEAN ülkeleri, Meksika ve diğer üçüncü ülkelere kaydırarak küresel ihracat kapasitesini korumayı başardığını kaydederek, “Bu durum ekonomilerin tamamen ayrışmadığını, aksine ticaret sapması denilen yeni bir yapının oluştuğunu gösteriyor. Süreç küresel üretim ağlarını daha karmaşık hale getirirken nakliye maliyetlerini ve jeopolitik riskleri artırıyor.” açıklamasını yaptı.

Dünya Ticaret Örgütünün kurallara dayalı sisteminin de zayıfladığını kaydeden Al, “Çünkü ülkeler ekonomik ilişkileri artık serbest piyasa mantığından çok ulusal güvenlik perspektifiyle değerlendiriyor. Friend-shoring, de-risking ve teknoloji ambargoları gibi kavramların öne çıkması da bunun en somut göstergeleri arasında yer alıyor.” dedi.

- Çin’in sahip olduğu maliyet avantajı Avrupa sanayisini zorlayan temel unsurlardan biri haline geliyor

Prof. Dr. Arzu Al, Trump'ın Çin'e yaptığı ziyaretin önemli olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti:

Kısa vadede ABD ile Çin arasında sağlanabilecek sınırlı uzlaşılar küresel piyasalarda risk algısını azaltabilir ve finansal piyasalara geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak orta ve uzun vadede üçüncü taraf ekonomiler üzerinde ciddi baskılar oluşma ihtimali bulunuyor.

Avrupa Birliği açısından en büyük riskin Çin’in kapasite fazlası sanayi üretiminin Avrupa pazarlarına yönelmesi olarak görüldüğünün altını çizen Al, “Elektrikli araçlar, güneş panelleri ve yeşil teknoloji ürünlerinde Çin’in sahip olduğu maliyet avantajı Avrupa sanayisini zorlayan temel unsurlardan biri haline geliyor. Bu durum Avrupa’da sanayisizleşme tartışmalarını daha da derinleştiriyor.” ifadelerini kullandı.

Al, gelişmekte olan ülkeler açısından ise daha karmaşık bir tablonun ortaya çıktığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çin+1 stratejisi sayesinde Hindistan, Vietnam, Endonezya, Meksika ve Brezilya gibi ülkeler yeni yatırımlar çekiyor. Ancak aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki rekabetin baskısıyla iki blok arasında tercih yapmaya zorlanıyorlar. Bu durum Küresel Güney ülkelerini hem ekonomik fırsatlarla hem de ikincil yaptırım riskleriyle karşı karşıya bırakıyor. Sonuç olarak dünya ekonomisi tek merkezli küreselleşmeden uzaklaşıyor ve daha parçalı, bloklaşmış, jeopolitik risklerin belirleyici olduğu yeni bir ekonomik düzene doğru ilerliyor.”

ABD Başkanı Donald Trump ABD-Çin arasındaki sınırlı uzlaşılar Çin Devlet Başkanı Xi Jinping finansal piyasalar Küresel piyasalar Prof. Dr. Arzu Al