ANALİZ - 2021'de savaşın eşiği, 2026'da savaşın sınırı: CIA Direktörü neden Moskova'ya gitti?

TAKİP ET

İstanbul / Donald Trump, ziyareti kamuoyu önünde her ne kadar yarı rutin ve standart iş olarak tanımlasa da CIA Direktörü'nün Moskova ziyareti Washington'ın caydırıcılık ile kontrollü teması aynı anda yürütme arayışının önemli bir göstergesidir - Bugün temel mesele kimin sahada kaç kilometre ilerlediğinden çok savaşın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğinin giderek belirsizleşmesidir. CIA Direktörü Ratcliffe'in Moskova ziyaretini de tam olarak bu çerçevede okumak gerekir

İstanbul Haberleri :

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, CIA Direktörü John Ratcliffe'in Moskova ziyaretinin perde arkasını, AA Analiz için kaleme aldı.

***

Rusya-Ukrayna Savaşı beşinci yılına girerken savaşın en kritik eşiklerinden birinin daha aşıldığı bir dönemden geçiliyor. Bu durumu ister NATO-Rusya arasındaki giderek daralan stratejik mesafe, ister nükleer silah kullanımına ilişkin söylemlerin yeniden uluslararası güvenlik gündeminin merkezine yerleşmesi üzerinden okunsun, gelinen nokta savaşın yalnızca Ukrayna topraklarında sürdürülen bölgesel bir çatışma olmaktan giderek uzaklaştığını gösteriyor.

Tam da böyle bir dönemde ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe'in Moskova’ya gitmesi son derece önemli bir adım oldu. Ratcliffe, Moskova’ya bir normalleşme temsilcisi olarak değil, Washington’ın Kremlin’e doğrudan stratejik mesajını taşıyan bir aktör olarak gitti. Yaklaşık beş yıldır devam eden savaş boyunca Moskova'ya bu düzeyde gerçekleştirilmiş benzer bir ziyaret yoktu. Bu bağlamda, ziyaretin zamanlaması da düşündürücüdür. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Alaska Zirvesi’nden bu yana ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında kişisel ilişkilerin güçlü olduğuna dair her iki taraftan da çok sayıda açıklama yapılmıştır. Buna rağmen liderlerin neden telefon diplomasisi ya da telekonferans yöntemiyle doğrudan temas kurmak yerine, bu derece hassas bir mesajın CIA Direktörü üzerinden iletilmesini tercih ettiği başlı başına önemli.

Tarih tekerrür mü ediyor?

Hemen 2021'e dönelim. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askeri harekatından birkaç ay önce, dönemin CIA Direktörü William Burns 2021’de Moskova’ya gitmişti. Amerikan istihbaratı, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki askeri yığınağını yakından takip ederken Kremlin’in geniş kapsamlı bir operasyon hazırlığında olduğu varsayımıyla Burns’ün Moskova ziyaretinin temel amacının da Washington’ın Rus tarafına planlarınızı biliyoruz mesajını vermesi olduğu önemliydi. Ancak Biden yönetiminin attığı bu adımın ne ölçüde sonuç ürettiğini bugün çok daha net biçimde değerlendirebiliriz. Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askeri harekatı başladı yani 2021'de gerçekleştirilen CIA ziyareti savaşı engelleyemedi. Geriye dönüp baktığımızda, Washington'un başka bir işlev gördüğünü görüyoruz. ABD, Rusya’ya niyetinizi biliyoruz mesajını doğrudan iletti; savaş başlamadan önce Kremlin’i sonuçları konusunda uyardı ve ardından kendi istihbarat değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşarak Avrupa’yı Rusya tehdidi konusunda mobilize etmeye başladı. Dolayısıyla Burns’ün Moskova ziyareti savaşı durduramadı fakat Batı’nın savaş öncesindeki siyasi ve stratejik konumlanmasının önemli aşamalarından biri haline geldi.

Yaklaşık beş yıl sonra benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Ratcliffe’in Moskova’da Federal Güvenlik Servisi (FSB) Başkanı Aleksandr Bortnikov ve Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin ile görüşmesi önemli bir adım oldu. Nitekim Burns Moskova’ya savaş başlamasın diye gitmişti; Ratcliffe ise savaşın sınırları ortadan kalkmasın diye gitti.

2021'de savaşın eşiği, 2026'da savaşın sınırı

Ratcliffe’in Moskova ziyareti, savaşın yalnızca cephe hattındaki askeri gelişmeler açısından değil, çatışmaya dahil olan aktörlerin çeşitlenmesi ve stratejik sınırların yeniden tanımlanması bakımından da yeni bir aşamaya ulaştığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Ukrayna’nın sahadaki askeri üstünlüğünü pekiştirme arayışını yoğunlaştırdığı; Rusya’nın enerji altyapısı, rafinerileri ve lojistik merkezlerinin giderek daha fazla hedef alındığı bu konjonktürde, çatışmanın coğrafi ve işlevsel kapsamı genişlemiştir. Bu genişlemenin en dikkat çekici örneklerinden biri, İngiltere’nin teknoloji transferi yoluyla Ukrayna’nın kendi topraklarında uzun menzilli mühimmat ve füze üretme kapasitesini geliştirmesine yönelik girişimidir.

İngiltere'nin bu adımı yalnızca Ukrayna’nın askeri kapasitesini artıran teknik bir destek olarak değil, savaşın aktörel sınırlarını genişleten stratejik bir kırılma olarak okunmalı. İngiltere ve Rusya, 19. yüzyıldaki Büyük Oyundan Soğuk Savaş’a ve günümüz Avrupa güvenlik denklemine kadar tarihsel olarak büyük güç mücadelesinin eski aktörleridir. Ancak 2006’da Aleksandr Litvinenko’nun Londra’da suikastının ardından İngiltere-Rusya ilişkilerinde güvenlik, istihbarat ve karşılıklı tehdit algısı değişti. Dolayısıyla Londra’nın bugün Ukrayna topraklarında yeni bir uzun menzilli vurucu kapasitenin oluşmasına katkı sağlayan aktör konumuna gelmesi Moskova açısından sıradan bir gelişme değil. İngiltere’nin Ukrayna’ya sağladığı uzun menzilli kapasite, olası bir İngiltere-Rusya gerilimini iki ülke arasındaki tarihsel rekabetin ötesine taşıyarak daha geniş bir NATO-Rusya krizine dönüştürebilecek bir eşik yaratmaktadır. Aynı şekilde Moskova, Batı teknolojisi ve desteğiyle Rus topraklarının vurulmasını doğrudan ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor ve 2024 nükleer doktrini kapsamında bu söylemini giderek sertleştirdi. Burada mesele nükleer silah kullanımının kaçınılmaz olması değil, savaşın coğrafi ve aktörel sınırları genişledikçe nükleer seçeneğin kriz yönetimindeki ağırlığının artmasıdır. Dolayısıyla Ukrayna’daki her yeni uzun menzilli kapasite, yalnızca cephedeki askeri dengeyi değil, Avrupa güvenliğinin sınırlarını da yeniden tanımlıyor.

Bu savaş daha ne kadar aynı maliyetle sürdürülebilir?

Donald Trump, ziyareti kamuoyu önünde her ne kadar yarı rutin ve standart iş olarak tanımlasa da CIA Direktörü'nün Moskova ziyareti Washington’ın caydırıcılık ile kontrollü teması aynı anda yürütme arayışının önemli bir göstergesidir​​​​​​​. Çünkü her savaş doğası gereği yayılma eğilimi taşır. Bu yayılma yalnızca coğrafi değil, aktörel, ekonomik ve teknolojiktir. Rusya-Ukrayna Savaşı’na giderek daha fazla aktörün farklı düzeylerde dahil olması, savaşın kapsamını büyütürken yanlış hesaplama ve kontrolsüz tırmanma riskini de aynı ölçüde artırmaktadır.

Savaş uzadıkça yalnızca askeri değil; ekonomik, siyasi ve toplumsal maliyetler de büyümekte, yanlış hesaplama, hibrit saldırı ve sabotaj ihtimali artmaktadır. İngiltere’nin, Ukrayna’nın uzun menzilli vurucu kapasitesine teknoloji transferi yoluyla katkı sağlaması, bunun en somut örneklerinden biridir. Benzer biçimde Karadeniz ve Hazar Denizi çevresinde enerji altyapısı, lojistik hatlar ve ticari deniz taşımacılığının güvenlik denklemine dahil olması, savaşın artık yalnızca Kiev-Moskova hattında ilerlemediğini göstermektedir. Dolayısıyla bugün temel mesele kimin sahada kaç kilometre ilerlediğinden çok savaşın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğinin giderek belirsizleşmesidir. Ratcliffe’in Moskova ziyaretini de tam olarak bu çerçevede okumak gerekir.

Ayrıca, CIA Direktörü’nün Moskova’ya giderken Baltık hattı üzerinden hareket etmiş olması tek başına siyasi bir mesajın kanıtı olarak görülemez; ancak ziyaretin NATO’nun doğu kanadına ilişkin artan güvenlik kaygılarıyla aynı döneme denk gelmesi önemlidir. Bu nedenle temasın yalnızca İngiltere-Rusya gerilimini değil, Baltıklar üzerinden genişleyebilecek olası bir NATO-Rusya tırmanmasını da önleme arayışını içerip içermediği sorusu önem kazanmaktadır.

Gelinen noktada ihtiyaç duyulan şey yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülen bir arka kanal diplomasisi değildir. Türkiye’de kurulacak yeni bir müzakere masası ve istikrar diplomasisi ekseninde savaşı sona erdirecek siyasi bir zemine ihtiyaç vardır. Çünkü savaşın mevcut yayılma eğilimi içinde aşılacak ikinci bir kritik eşik, NATO-Rusya doğrudan çatışması riskini artırırken nükleer tırmanma ihtimalini de bugünkünden çok daha tehlikeli bir noktaya taşıyabilir.

[Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

ABD CIA İngiltere NATO Rusya Rusya-Ukrayna savaşı