ANALİZ - 7 Ekim'den 27 Ekim'e: İsrail seçimleri öncesinde siyasi tablo nasıl şekilleniyor?

TAKİP ET

Anali̇z - 7 Ekim — Netanyahu'nun kaybetmesi durumda kurulacak olası bir hükümet, İsrail'in ne Batı Şeria ne de Gazze'deki güvenlik politikalarını derinden etkileyecektir

Anali̇z - 7 Ekim Haberleri

Orta Doğu ve İsrail Analisti Gökhan Batu, İsrail'de yaklaşan genel seçimler öncesinde şekillenen siyasi tabloyu, olası koalisyon senaryolarını ve adayların seçim stratejilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Erken seçimin adeta norm olarak kabul edildiği İsrail’de, Knesset'in (İsrail Meclisi) 17 Temmuz’da feshedilmesi ve parlamento seçimlerinin 27 Ekim 2026’da yapılmasının kararlaştırılmasıyla birlikte, seçimler 38 yıl sonra ilk kez olağan zamanında gerçekleştirilecek. 7 Ekim ile büyük bir darbe yiyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu radikal sağı ve Ultra-Ortodoksların çıkarlarını dengeleyebilen bir aktör olması hasebiyle potansiyelini sürdürüyor. Ancak Netanyahu’nun karşısında bu kez çok daha dinamik bir muhalefet blokunun oluştuğunu hatırlatmak gerekiyor. Dahası hakkındaki davalar, 7 Ekim’in bagajı, rehine kayıpları, Yargı Reformu, Gazze soykırımı, Hizbullah ve İran ile yürütülen savaşlar ve Haredi askerlik yasası gibi bizzat kendi tabanını dahi bölen birçok mesele ciddi sorun alanları olmaya devam ediyor.

Netanyahu’nun stratejisi: Kazanamıyorsan da kaybetme

Seçimlere giderken İsrail siyasetinde 3 ana eksenin belirginleştiğini ifade etmek mümkün. Bunların ilki, 7 Ekim sonrasında kamuoyu yoklamalarında desteği 13 milletvekiline kadar gerileyen, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisidir. Netanyahu ve partisi anketlerde 22-24 bandına dönerek belirgin bir toparlanma yaşadıysa da 7 Ekim öncesi desteğine ulaşabilmiş değil. Genel olarak son iki aydaki anketler, koalisyonun mevcut ittifak dengesinde 51-52 vekilde çakılı kaldığını gösteriyor ki siyasi yelpazede marjinal bir kayma olmadığı takdirde bu eksiği kapatarak koalisyonun pozisyonunu korumasını sağlayabileceği bir parti de bulunmuyor. Muhalefet ise şimdiden 57-60 vekil bandında ancak çoğunluğu hala garantileyebilmiş değil.

Likud tabanında, hakkında devam eden üç dava, Netanyahu’ya oy vermede birincil bir caydırıcı unsur olarak görülmüyor. Ancak kutuplaşmayı derinleştiren Yargı Reformu, Ultra-Ortodoksların askerlikten muafiyeti ve ardı sıra yaşanan savaşlarda ordu ve hükümetin performansına dair algının başbakan aleyhinde belirginleşmesi dikkati çekici. Buna rağmen Netanyahu’nun Ultra-Ortodoks partilerin isteklerine boyun eğmesi, aslında kendisiyle partisi arasında dahi çıkarların ayrışma eğiliminde olduğu şeklinde yorumlara sebep oluyor. Dolayısıyla seçimlere giderken muhalefetin elinde çok fazla enstrüman olduğu açık.

7 Ekim’den sonra Bay Güvenlik söylemi çöken Netanyahu’nun ise iki kozu bulunuyor: Bunlardan ilki siyaseti sağ ve sol olarak daha fazla kutuplaştırmak. Son dönemde bu stratejinin hedefindeki isim ise Yashar Partisi lideri, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot oldu. Zira, Likud Partisinin propaganda reklamlarında kendisi, sol bir figür ve Arapları Yahudilere tercih eden bir siyasetçi olarak tasvir ediliyor. Netanyahu, 2021’de Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğindeki koalisyonun kurulmasını sağlayan Ra’am’dan yine destek almanın, 7 Ekim sonrasındaki iç siyasi konjonktürde çok daha güç olduğunun farkında ve muhtemelen propagandasını bu yönde derinleştirecektir. Keza mevcut durumda Netanyahu’nun en önemli şansı, kendi bloku seçimde çoğunluğu elde edemeyecekse de muhalefetin Arap partilerin desteğiyle koalisyonu kuramaması olacaktır. Bunu başarabildiği takdirde Netanyahu hem zaman kazanacak hem de olası yeni bir seçime yine başbakan olarak girmiş olacak. Bu durum 2018 sonrası senaryonun belirli bir oranda tekrarı şeklinde okunabilir. Ancak bu kez karşısında Eisenkot gibi bir stratejistin bulunduğunu da unutmamak gerekiyor.

Netanyahu’nun elindeki ikinci koz ise ABD Başkanı Donald Trump’ın pozisyonu. Ancak Suriye ve Lübnan dosyalarındaki görüş ayrılıklarının yanı sıra Suudi Arabistan ile imzalanan sivil nükleer anlaşma ve Washington’ın Türkiye ile ilişkileri, Netanyahu’nun Trump üzerindeki etkisinin sınırlılıklarına işaret ediyor. Trump, artık Netanyahu’yu alenen basın karşısında örselemekten çekinmiyor. Oysa daha önce Trump, Netanyahu’nun davalarına ilişkin doğrudan İsrail yargısına müdahale anlamına gelecek çıkışlar yapıyordu. Bu bağlamda Netanyahu’nun, Trump'ın desteğini seçim kartına dönüştürmesi artık daha zor görünüyor.

Gadi Eisenkot en ciddi rakip

Diğer iki eksen ise Bennett ve Lapid'in kurduğu ittifak ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğini yaptığı Yashar Partisidir. Bennett’in halk tarafından gördüğü destek 2026'nın ortalarına kadar anketlerde 20 vekilin altına düşmezken, Yair Lapid’le işbirliğinin açıklanmasından sonra ittifakın toplam oyu 15-17 bandına kadar çekildi. Bennett’in oy kaybının iki temel sebebi var. Bunlardan ilki bizzat Lapid’le yaptığı işbirliği, ikincisi ise Eisenkot’un yükselişi olarak okunabilir. Hatta taraflar arasındaki oy alışverişini anketlerdeki değişimin zamanlamasından anlamak dahi mümkün.

Eisenkot, İsrail ordusunda reform yapmış, Dahiye Doktrini’ni geliştirmiş bir isim. Görevi bıraktığı dönemde Netanyahu tarafından Likud’daki halef adaylarından birisi olarak gösterilmişti. Ancak siyasette, deyim yerindeyse stajını Benny Gantz ile işbirliği sırasında yaptı denilebilir. 7 Ekim’den sonra savaş kabinesinde gözlemci olarak yer aldı ve Gazze’deki savaşta oğullarından birini kaybetti. Ayrıca siyasetini dar bir kalıba sıkıştırmadığı görülüyor. Ultra-Ortodoksların askerlikten muafiyetine karşı çıkmasına rağmen bu aktörlerle görüşmeye açık. Eski Sefarad Başhahamı Yitzak Yosef’in kendisine yönelik pozitif bir tutum bildirdiği iddiaları ise Şas Partisinin duruşunda bir değişimi ifade etmediyse de İsrail siyasetindeki dengeler bakımından önemli bir gelişme. Eisenkot'un Ra’am ile işbirliğine dair nihai bir pozisyon belirtmese de kapıları tamamen kapatmaması da benzer bir stratejik mantıkla işliyor. Dolayısıyla İsrail siyasetine, uzun yıllar sonra Netanyahu’nun siyasi taktikleri ile yarışabilecek bir isim girdi denebilir.

Netanyahu’nun kaybettiği senaryo İsrail için ne ifade eder?

7 Ekim, Netanyahu açısından halka anlatılabilecek bir zaafın çok ötesinde. Bu nedenle Netanyahu, söz konusu olayın yarattığı siyasi yükü hala taşıyor ve konuyu mümkün olduğunca gündemden uzak tutmaya çalışıyor.

Anketlerde ortaya çıkan 7-8 vekillik farkın kapanması zor olsa da Netanyahu savaşmaya devam edecek. Dahası muhalefet de henüz Knesset’te çoğunluğu garantileyebilmiş değil. Sonuç olarak, kaybettiği senaryoda dahi Netanyahu’nun yargılanarak sessizce hapse girmesi çok makul bir beklenti olarak görülmüyor. Netanyahu, 2021’de de hükümeti kuramamıştı. Ancak karşısındaki koalisyonun zaaflarının ve istikrar sorunlarının farkındaydı. Nitekim bu yapıyı bir yıl içinde bölmeyi başardı. Ancak bu sefer karşısında Eisenkot var.

Öte yandan, Netanyahu’nun kaybetmesi durumda kurulacak olası bir hükümet, İsrail’in ne Batı Şeria ne de Gazze’deki güvenlik politikalarını derinden etkileyecektir. Olası bir koalisyon senaryosundan iki devletli çözümü dayatacak ve buna kamuoyundan destek devşirecek bir dinamizm beklemek de mümkün değil. En iyi senaryoda daha az popülizm ve daha az radikalizmin İsrail’in politikasını şekillendirebileceği değerlendirilebilir. Örneğin, mevcut aktörlere bakarak olası bir alternatif koalisyondan, Filistin otoritesine daha fazla alan açan ancak yerleşim yerlerinden feragat etmeyen daha stratejik bir bakış açısı beklenebilir. Sonuç olarak, İsrail’in Gazze ve Filistin meselesine yönelik politikasında kozmetik bazı hamleler dışında kapsamlı bir değişim ummak hata olur.

[Gökhan Batu, Orta Doğu ve İsrail analistidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Bennett-Lapid koalisyonu Binyamin Netanyahu Gadi Eisenkot israil Likud Partisi Ra’am Yashar Partisi