ANALİZ - Avrupa'da seçmen neden aşırı sağa yöneliyor?

TAKİP ET

İstanbul / Aşırı sağcıların, Avrupa'da giderek artan göçmen ve mülteci sayılarıyla halk arasındaki endişelilerin artan oranını görüp bu endişeleri siyasi fırsata dönüştürme düşüncesi bu tür fikirleri savunan partilerin oylarının yükselmesinde kilit rol oynamıştır

İstanbul Haberleri :

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Avrupa’da artan aşırı sağın arka planını ve seçmenin bu yöneliminin nedenlerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Avrupa’da aşırı sağ sorunu artık merkez siyasetçilerin kabusu haline geldi. İtalya’nın ardından Fransa, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’nın en büyük ülkelerinde iktidarın aşırı sağın eline geçme riski oldukça artmış durumda. Bu ülkelerde yapılan kamuoyu yoklamalarında aşırı sağ partiler çoktan ilk sıralara yerleşmişken şimdi hesaplar, en fazla oyu alsa da aşırı sağın iktidarı devralmasının nasıl engelleneceği üzerine yapılıyor.

Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı Rassemblement National’ın (RN) ilk turda yaklaşık yüzde 35 oyla açık farkla birinci olması bekleniyor. RN adına yarışacak Marine Le Pen ya da Jordan Bardella’nın ikinci turda yüzde 50’yi aşıp cumhurbaşkanlığını almaması için yol aranıyor. RN’nin ardından ikinci sırada görünen aşırı sol ile merkez sağ ve merkez solun anlaşması kolay görünmüyor.

Almanya’da ise federal parlamento seçimleri 2029'da yapılacağı için Fransa’ya göre endişe daha az olmasına rağmen aşırı sağcı Alternative für Deutschland (AfD) partisinin oylarının son kamuoyu yoklamalarında yüzde 28’e ulaşması yerleşik siyasal sistemi rahatsız etmeye yetiyor. AfD’nin bu oy oranıyla iktidardaki Hıristiyan Birlik Partilerinden (CDU/CSU) 6, Sosyal Demokratlardan (SPD) ise 16 puan ileride olması bu rahatsızlığı büyütüyor. Bunun yanında son anketlere göre AfD’nin eylülde yapılacak Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 42 oy oranına ulaşacak olması aşırı sağcıların Almanya’da ilk eyalet hükümetini ele geçirme ihtimalini güçlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta da aşırı sağın yükselişinin bu ülkedeki Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasında şekillenen iktidar dengelerini kökten sarstığı görülüyor. Avrupa Birliği (AB) karşıtı kampanyasıyla ülkeyi AB üyeliği dışına sürükleyen Nigel Farage liderliğindeki Reform UK partisinin oyları son anketlerde yüzde 25 civarında görünüyor ve bu oy oranıyla ikinci sıradaki İşçi Partisi’nin önünde birinci parti olması bekleniyor. AB karşıtlığının ardından göçmen karşıtlığıyla seçmen kitlesini artıran Farage’ın “British people first” söylemi Trump’ın “America first” sloganına benziyor.

Bu ülkelerin dışında, son yapılan anketler diğer birçok Avrupa ülkesinde de aşırı sağcı partilerin oldukça yüksek oy oranlarına sahip olduklarını gösteriyor. Avusturya, Portekiz, İsveç ve Polonya gibi ülkelerde aşırı sağcı partiler anketlerde görünen oy oranlarıyla iktidara aday konumdalarken İtalya’da aşırı sağcı başbakan Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri Partisinin liderliğindeki koalisyon ülkeyi yönetmeye devam ediyor.

Avrupalı seçmen neden aşırı sağa yöneliyor?

Avrupa’daki seçmenin aşırı sağ partilere yönelmesinin birçok nedeni var. Bunlar arasında en güçlü olanı, aşırı sağcı siyasetçilerin bazı Avrupa ülkelerinde sayıları artan göçmenlere karşı halk arasında oluşan endişeleri köpürtüp korkuya dönüştürme yönündeki politikalarının başarılı olmasıdır. İnsanların daha iyi ve güvenli yaşam koşulları ümit ettikleri topraklara göç etmeleri ya da kaçmaları doğaldır. Aynı şekilde bu şekilde gelen “yabancıların” sayısının ve toplum içindeki görünürlüğünün artması durumunda bundan bazı yerleşiklerin huzursuz olması da doğal görülebilir. Kültürel farklılıklar ve yabancıya duyulan güvensizlik bu huzursuzlukta temel rolü oynar. Aşırı sağcıların, Avrupa’da giderek artan göçmen ve mülteci sayılarıyla halk arasındaki endişelilerin artan oranını görüp bu endişeleri siyasi fırsata dönüştürme düşüncesi bu tür fikirleri savunan partilerin oylarının yükselmesinde kilit rol oynamıştır. Doğal denebilecek endişelerin korkuya dönüştürülmesi için yapılan yabancı düşmanı propagandalar işe yaramış görünüyor.

Göçmenleri Avrupa ülkelerindeki güvensizliğin, ekonomik sorunların ve kültürel yabancılaşmanın temel nedeni olarak sunan aşırı sağ propaganda aynı zamanda bu sorunların büyümesindeki sorumluluğu iktidardaki merkez partilere yükleyen anlatısıyla da başarılı oldu.

Merkez sağ, merkez sol ya da liberal partilerden oluşan iktidarların izledikleri yumuşak göçmen ve mülteci politikalarıyla Avrupa ülkelerine aşırı sayıda yabancının gelmesine yol açarak Avrupa’nın kimliğini, refahını ve güvenliğini tehlikeye attıkları söylemini üreten aşırı sağ siyasetçilerin bu söylemlerini yaygınlaştıracak kanalları ve onları sorgulamadan kabul edecek kitleleri bulmaları zor olmadı.

Her türlü dezenformasyona açık olan sosyal medya aşırı sağ söylemlerin yayılmasında çok önemli bir rol oynuyor. Aşırı sosyal medya kullanımı nedeniyle zihinsel melekeleri zayıflamış bireylerin dijital mecralarda gördükleri her iddiaya inanmaları da aşırı sağcı siyasetçilerin işlerini kolaylaştırıyor.

Merkezdeki yerleşik partilerin aşırı sağdan gelen yabancı düşmanı argümanlara cevap vermekte zorlanmaları ve bazılarının zamanla aşırı sağın göçmen ve mülteci karşıtı söylemlerini devralarak oy kaybını önlemeye çalışmaları da Avrupalı seçmenin aşırı sağ partilere yönelmesinin nedenlerinden biridir. Nüfusun yaşlanması problemi nedeniyle Avrupa’nın nitelikli göçmene ihtiyaç duyduğunu, Avrupa ülkelerinin dışarıdan gelecek işgücü olmazsa mevcut istihdam ve refah düzeyini korumalarının mümkün olamayacağını ikna edici bir şekilde anlatmak yerine aşırı sağcı siyasetçiler gibi yabancı karşıtı bir söyleme sürüklenen yerleşik merkez partileri seçmenin güvenini ciddi şekilde zedeliyor. Göçmen ve mülteci karşıtlığına meyilli olan seçmenler taklitleri yerine gerçekten yabancı karşıtı aşırı sağcı partilere oy verirken, merkez partilerin bu konudaki tutarsız politikalarından rahatsız olan seçmenler de aşırı sol gibi başka marjinal partilere yöneliyor. Bu da Avrupa’da merkez siyasetin erimesi sorununu doğuruyor.

Avrupa’daki merkez partilerin dış politika ve ekonomi politikasına dair iktidar pratiklerinin de seçmenlerin popülist söylemlere sahip aşırı sağcı partilere yönelmesine yol açtığı görülüyor. Örneğin Almanya’daki CDU/CSU ile SPD arasındaki koalisyon hükümetinin izlediği Rusya politikası nedeniyle artan enerji ve temel gıda fiyatları altında ezilen kitleler kolay bir şekilde aşırı sağcı siyasetçilerin popülist söylemlerine yönelebiliyorlar. AfD’nin, hükümetin Rusya politikasına yönelik eleştirilerinin toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulduğu görülüyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’na çok fazla angaje olarak Almanya’nın hem büyük ekonomik kayıplara uğradığını hem de çok sayıda Ukraynalı mülteciye kapıları açmak zorunda kaldığını ve ayrıca gereksiz güvenlik riskleri aldığını ileri süren AfD, kendisinin iktidar olması durumunda daha doğru bir dış politika izleyeceğine seçmenlerin bir kısmını inandırmış görünüyor.

Aşırı sağın önlenemeyen yükselişinin Avrupa’yı derin bir kırılmaya sürüklediğini ileri sürmek yanlış olmayacaktır. Zira aşırı sağ partilerin genel olarak bütünleşmiş Avrupa fikrine karşı oldukları biliniyor. İtalya’nın ardından Fransa ve Almanya’da aşırı sağ partilerin yönetimi ele geçirmeleri veya iktidara ortak olmaları AB’nin varlığının sorgulanmasına yol açacaktır.

[Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Muhabir: Muhammed Utku Asker

Almanya aşırı sağ Avrupa fransa