ANALİZ - Bakü hattında stratejik senkronizasyon: Hakan Fidan'ın Azerbaycan ziyareti ne anlatıyor?
İstanbul / Bakan Fidan'ın Bakü ziyareti, geçmişin kardeşlik duygusunu bugünün jeopolitiğiyle, bugünün projelerini de yarının Türk dünyası vizyonuyla birleştiren stratejik bir temas olarak okunmalıdır
İstanbul Haberleri :
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Ömer Faruk Karaman, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bakü ziyaretini, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin bölgesel ve jeopolitik yansımalarını Türk dünyasının ortak gelecek vizyonu bağlamında AA Analiz için kaleme aldı.
***
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 15-16 Eylül 2026 tarihlerinde Azerbaycan'a gerçekleştirdiği ziyaret, Ankara-Bakü hattında rutin diplomatik temasların ötesinde anlamlar taşıyor. Bu ziyaret, bir yandan Tek millet, iki devlet anlayışının tarihsel ve duygusal derinliğini yeniden hatırlatırken, diğer yandan Güney Kafkasya, Karadeniz, Hürmüz, Orta Koridor ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ekseninde şekillenen yeni bölgesel mimarinin kodlarını da ortaya koyuyor. Bakan Fidan'ın Bakü'de Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile gerçekleştirdiği görüşme, ardından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi ve temaslarda savunma-güvenlik boyutunun da ele alınması, ziyaretin çok katmanlı ve stratejik bir nitelik taşıdığını açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinde diplomasi, çoğu zaman yalnızca devlet aklıyla değil, ortak hafızanın taşıdığı güçlü duyguyla da şekillenir. Bakan Fidan'ın ziyaretinin, Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü'yü kurtarmasının 108. yıl dönümüne denk gelmesi ziyarete sembolik bir derinlik kazandırmıştır. 15 Eylül 1918, yalnızca Bakü'nün tarihinde değil, Türk dünyasının ortak hafızasında da kardeşliğin bedelinin kanla, fedakârlıkla ve dayanışmayla ödendiği bir dönüm noktasıdır. Bakan Fidan'ın bu vesileyle şehitleri anması, bugünün diplomasisinin dünün hatırasından kopmadığını, aksine o hatırayı barış, istikrar ve kalkınma vizyonuyla geleceğe taşıdığını göstermektedir.
Bu tarihsel zemin, son yıllarda kurumsal bir çerçeveyle daha da güçlenmiştir. Türkiye, Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olmuş, 2010'da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmuş, 15 Haziran 2021'de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile ilişkiler müttefiklik seviyesine yükseltilmiştir. Dolayısıyla bugün Ankara ile Bakü arasındaki ilişki yalnızca iyi komşuluk veya klasik stratejik ortaklık ilişkisi değildir. Bu ilişki, siyasi koordinasyon, savunma sanayii, enerji güvenliği, ulaştırma hatları, ticaret, kamu diplomasisi ve Türk dünyasının kurumsal geleceği bakımından bölgesel ölçeği aşan bir eksene dönüşmüştür.
Tarihsel bağlardan stratejik ortaklığa
Ziyaretin en önemli boyutlarından biri, Güney Kafkasya'da savaş sonrası dönemin nasıl kurulacağına ilişkin ortak perspektiftir. Karabağ'ın işgal altında bulunduğu yıllar boyunca Türkiye, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne verdiği desteği açık biçimde sürdürdü. Bugün ise öncelik, kazanılmış askeri ve siyasi zeminin kalıcı barışa, ekonomik bağlantısallığa ve bölgesel refaha dönüştürülmesidir. Bakan Fidan'ın Güney Kafkasya'nın çatışmalarla değil, barış, ulaştırma, enerji, ticaret ve ekonomik kalkınmayla anılmasını arzu ediyoruz mesajı, Ankara'nın yeni döneme bakışını özetlemektedir.
Bu bakış, yalnızca Azerbaycan-Ermenistan barış süreciyle sınırlı değildir. Zengezur Koridoru, Nahçıvan bağlantısı, Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu ve Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demir Yolu gibi projeler, Türk dünyasının fiziki entegrasyonunu güçlendirecek ana başlıklar olarak öne çıkıyor. Bayramov'un açıklamasına göre Azerbaycan'ın Ermenistan sınırı yönündeki kara yolu çalışmalarının yaklaşık yüzde 95'i, demir yolu çalışmalarının ise yaklaşık yüzde 75'i tamamlanmış durumda, her iki projenin 2027'nin ilk yarısında tamamlanması planlanıyor. Bakan Fidan da Kars-Dilucu demir yolunun 2029 sonuna doğru tamamlanmasıyla Azerbaycan'dan gelen bir trenin kesintisiz Türkiye'ye ulaşabileceğini ifade etti. Bu hatlar tamamlandığında mesele yalnızca demiryolu veya kara yolu projesi olmaktan çıkacak, Türk dünyasının Anadolu ve Avrupa'ya, Türkiye'nin ise Hazar üzerinden Orta Asya'ya daha güçlü erişimini mümkün kılan jeoekonomik bir omurga oluşacak.
Ziyaretin bölgesel gelişmeler ışığında bir diğer önemli boyutu Karadeniz ve Hürmüz başlıklarıdır. 4,5 yılı aşkın süredir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, Karadeniz'de sivil gemilere yönelik saldırıları ve enerji-gıda güvenliği üzerindeki baskıları Ankara-Bakü hattındaki istişareleri daha kritik hale getiriyor. Bakan Fidan'ın Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin titizlikle uygulanmasına, Karadeniz Tahıl Girişimi'ne ve savaşın Karadeniz'e yayılmasının kabul edilemez olduğuna yaptığı vurgu, Türkiye'nin krizleri sınırlama ve diplomatik ara yol üretme kapasitesini yansıtıyor. Hürmüz Boğazı konusunda güvenli, kesintisiz ve serbest geçişlere dönülmesi gerektiği yönündeki mesaj ise Türkiye-Azerbaycan istişarelerinin yalnızca Kafkasya ile sınırlı kalmadığını, küresel enerji ve deniz ticareti güvenliğiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Ekonomik boyutta da ziyaret somut hedefler ve yeni fırsatlar içermektedir. Türkiye ile Azerbaycan arasında 2025 yılında ticaret hacminin 7,08 milyar dolar olarak kaydedilmesi ve liderlerin 15 milyar dolarlık hedef belirlemesi, ilişkilerin ekonomik derinleşme potansiyelini ortaya koyuyor. Azerbaycan'da yaklaşık 5 bin 800 Türk şirketinin faaliyet göstermesi, Türkiye'nin Azerbaycan'daki en fazla yabancı sermayeli şirkete sahip ülke konumu ve yüksek düzeyli karşılıklı yatırımlar, iki ülke ilişkilerinin sağlam bir ekonomik zemine dayandığını gösteriyor. Buna bir de yeşil enerji boyutu ekleniyor. Bayramov'un konuşmasında Azerbaycan'da üretilen yeşil enerjinin Karadeniz üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması, Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye-Bulgaristan hattında yeni bir enerji kablosu ve Nahçıvan'ı Türkiye'ye bağlayacak enerji kablosu projelerine atıf yapması, enerji işbirliğinin yeni dönemde fosil kaynakların ötesine geçeceğine işaret ediyor.
Türk dünyası için bir çekirdek eksen
Bütün bu başlıkların merkezinde Türk dünyasının kurumsal geleceği yer alıyor. Bakan Fidan'ın, 29 Ekim'de TDT Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı'nın, 30 Ekim'de ise TDT 13. Zirvesi'nin Ankara'da düzenleneceğini hatırlatması ve zirveyi Türk dünyasının ortak gelecek vizyonunu güçlendirecek tarihi bir adım olarak nitelemesi, Bakü ziyaretini Ankara'daki zirveye hazırlık sürecinin de bir parçası haline getiriyor. Bayramov'un TDT'yi kardeş ülkeleri bir araya getiren bir aile yapısı olarak tanımlaması ise teşkilatın yalnızca diplomatik bir platform değil, ortak aidiyet ve stratejik koordinasyon zemini olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Bu noktada Türkiye-Azerbaycan ortaklığı, Türk dünyası için bir çekirdek eksen işlevi görüyor. Ankara ile Bakü arasındaki uyum güçlendikçe, TDT'nin ulaştırma, enerji, savunma, dijitalleşme, ticaret ve kamu diplomasisi alanlarında daha somut projeler üretme kapasitesi de artıyor. Türk dünyasının geleceği, yalnızca ortak tarih ve kültür anlatısıyla değil, bu anlatının ortak altyapı, ortak pazar, ortak teknoloji ve ortak güvenlik vizyonuyla desteklenmesine bağlıdır. Bu bakımdan Bakan Fidan'ın Bakü ziyareti, geçmişin kardeşlik duygusunu bugünün jeopolitiğiyle, bugünün projelerini de yarının Türk dünyası vizyonuyla birleştiren stratejik bir temas olarak okunmalıdır.
Önümüzdeki dönemde Ankara-Bakü hattının üç alanda belirleyici olması beklenebilir. İlk olarak, Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinin kalıcılaşması Güney Kafkasya'yı çatışma hafızasından çıkarıp bağlantısallık merkezli yeni bir ekonomik düzene taşıyabilir. İkinci olarak, Orta Koridor ve Zengezur hattının tamamlanması, Türk dünyasını Avrupa-Asya ticaretinde daha görünür ve vazgeçilmez hale getirebilir. Üçüncü olarak, TDT'nin Ankara Zirvesi, Türk devletleri arasındaki dayanışmayı daha kurumsal ve uygulanabilir projelere dönüştürme imkanı sunabilir.
Sonuç olarak Bakan Fidan'ın Azerbaycan ziyareti, yalnızca iki müttefik ülke arasındaki diplomatik trafiğin yeni bir halkası değildir. Bu ziyaret, Bakü'nün kurtuluşunun tarihsel hatırasından Şuşa Beyannamesi'nin müttefiklik ruhuna, Karabağ sonrası barış arayışından Orta Koridor'un jeoekonomik potansiyeline, Karadeniz ve Hürmüz krizlerinden TDT'nin Ankara'da şekillenecek ortak gelecek vizyonuna uzanan geniş bir stratejik tabloyu yansıtmaktadır. Türkiye ile Azerbaycan'ın kardeşliği, bugün yalnızca iki devletin dayanışması değil, Türk dünyasının birlik fikrini bölgesel barış, ekonomik kalkınma ve küresel etkinlik üreten bir güce dönüştürme iradesidir. Bu irade sürdürülebilir projelerle desteklendiği ölçüde, Türk dünyası 21. yüzyılın yükselen jeopolitik gerçekliklerinden biri haline gelecektir.
[Dr. Ömer Faruk Karaman, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir
Muhabir: Afra Betül Aydar