ANALİZ - Belirsizliğin maliyeti: ABD/İsrail-İran çatışması ve küresel ticaret

TAKİP ET

İstanbul — ABD/İsrail-İran eksenli çatışma, küresel ticaretin sadece üretim kapasitesine değil, güvenli geçiş yollarına, sigorta sistemine, enerji arzına ve politik öngörülebilirliğe bağlı olduğunu göstermiştir.

İstanbul Haberleri

Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taha Eğri, ABD/İsrail-İran eksenli çatışmanın küresel ticaret, enerji güvenliği ve jeoekonomik dengeler üzerindeki etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Küresel salgın ile Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan sonra ABD/İsrail-İran eksenli çatışma, modern küresel ticaretin ne kadar kırılgan ve birbirine bağımlı bir ağ üzerine kurulu olduğunu açık biçimde tekrar ortaya koymuştur. Bölgesel nitelikte başlayan askeri gerilim kısa sürede enerji piyasaları, deniz taşımacılığı, sigorta maliyetleri, gıda güvenliği ve gelişmekte olan ekonomilerin dış finansman koşulları üzerinde çok katmanlı bir baskı üretmiştir. Bu nedenle söz konusu kriz, yalnız Orta Doğu merkezli bir güvenlik meselesi olarak değil, küresel ticaretin maliyet yapısını ve risk algısını dönüştüren bir jeoekonomik kırılma olarak değerlendirilmelidir.

- Hürmüz Boğazı ve küresel ticaretin kırılganlığı

Krizin merkezinde Hürmüz Boğazı yer almaktadır. İran ile Umman arasında uzanan bu dar deniz geçidi, küresel enerji ticaretinin en önemli darboğazlarından biridir. Hürmüz üzerinden sadece ham petrol değil, aynı zamanda sıvılaştırılmış doğal gaz, rafine ürünler, gübre ve gübre üretiminde kullanılan girdiler de taşınmaktadır. Bu nedenle Boğaz’daki her türlü aksama, petrol fiyatlarında geçici dalgalanmaların çok ötesinde sonuçlar doğurmaktadır. Birleşmiş Devletler Ticaret ve Kalkınma Örgütünün değerlendirmelerine göre Hürmüz, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birini ve önemli miktarda LNG ile gübre ticaretini taşımaktadır. Dolayısıyla burada oluşan risk, üretim zincirinin enerji, tarım, sanayi ve lojistik halkalarına aynı anda yansımaktadır.

Çatışmanın en görünür etkisi enerji fiyatları üzerinden ortaya çıkmıştır. Dünya Bankası, 2026 yılında ortalama enerji fiyatlarını yukarı yönlü olarak belirgin bir artışla güncellemiş, Brent petrol fiyatının yıl ortalamasına ilişkin tahminlerini yukarı yönlü revize etmiştir. Bu tablo, enerji ithalatçısı ekonomiler için cari açık, enflasyon ve üretim maliyeti baskısı, enerji ihracatçısı alternatif üreticiler açısından ise, geçici gelir artışı anlamına gelmektedir. Ancak küresel ticaret açısından asıl sorun, fiyat artışının kendisinden ziyade fiyatların hangi seviyede istikrar kazanacağının öngörülememesidir. Firmalar, enerji maliyetlerini hesaplayamadıklarında yatırım, üretim ve sevkiyat kararlarını ertelemekte bu da ticaret hacminin yavaşlamasına yol açmaktadır.

Bu süreç, “belirsizlik maliyeti” kavramını küresel ticaretin merkezine yerleştirmiştir. Hürmüz Boğazı tamamen kapalı olmasa dahi, geçiş güvenliğine ilişkin kuşku, taşımacılık maliyetlerini artırmaktadır. Gemilerin beklemesi, rota değiştirmesi, daha yüksek güvenlik önlemleri alması veya savaş riski sigortası yaptırmak zorunda kalması, ticaretin görünmeyen maliyetlerini büyütmektedir. Deniz taşımacılığında savaş riski sigortasının yeniden fiyatlanması fiili bir ambargo kadar güçlü bir etki yaratmaktadır. Maliyetlerdeki artış sevkiyatların ertelenmesine, ticari işlemlerin iptal edilmesine ve riskli güzergâhların kullanım oranlarının azalmasına yol açmaktadır. Bu sonuçlar, çatışmanın petrol tankerlerinin yanı sıra küresel lojistik güvenini hedef alan bir şoka dönüştürmektedir.

- Enerji şokunun etkileri

Enerji piyasalarındaki gerilim, gıda ve tarım piyasalarına da dolaylı fakat güçlü biçimde yansımaktadır. Doğalgaz ve enerji maliyetleri, özellikle azot bazlı gübre üretiminin temel belirleyicilerindendir. Dünya Bankası, 2026 yılında gübre fiyatlarında kayda değer artışlar beklemekte, üre fiyatlarındaki yükselişin tarımsal üretim maliyetleri üzerinde ciddi baskı oluşturacağını belirtmektedir. Birleşmiş Milletler'e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü de enerji ve gübre maliyetlerindeki artışın, gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu vurgulamaktadır. Bu sorun, krizin toplumsal boyutunun en hassas noktasını temsil etmektedir. Çünkü enerji fiyatlarındaki artış, sanayi maliyetlerini yükseltirken gübre fiyatlarındaki artış, gıda arzını ve tarımsal verimliliği tehdit etmektedir. Dolayısıyla Hürmüz merkezli bir güvenlik sorunu, kısa sürede gıda enflasyonu ve dolayısıyla gıda güvenliği sorununa dönüşebilmektedir.

Çatışmanın bir diğer etkisi, tedarik zincirlerinin organizasyon biçiminde görülmektedir. Küresel salgın ile Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında zaten sorgulanmaya başlanan “tam zamanında üretim” modeli, Hürmüz riskiyle daha kırılgan hâle gelmiştir. Firmalar düşük stokla çalışma stratejisinin maliyet avantajını korumak ile kriz dönemlerinde arz kesintisine uğrama riski arasında yeniden tercih yapmak zorunda kalmaktadır. Bu bağlamda “tam zamanında” üretimden “risklere karşı stoklu” üretime yöneliş hızlanabilir. Ancak bu geçiş, daha fazla depo maliyeti, daha yüksek işletme sermayesi ihtiyacı ve daha pahalı tedarik anlamına gelmektedir. Sonuçta küresel ticaretin birim maliyeti kalıcı biçimde yükselme ihtimali bulunmaktadır.

Makroekonomik düzeyde ise bu çatışma özellikle enflasyon ve iktisadi büyüme üzerinde etkili olmaktadır. Enerji, navlun ve sigorta maliyetleri ithalat fiyatlarını yükselttiğinde, merkez bankalarının enflasyonla mücadele alanı daralmaktadır. Özellikle enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkelerde kur baskısının, dış finansman maliyetlerinin ve cari açığın aynı anda artma riski bulunmaktadır. Dünya Bankası’nın küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü yenilemesi, çatışmanın yalnız bölgesel bir risk olarak görülmediğini, küresel büyüme görünümünü de zayıflattığını göstermektedir. Bu tablo, borçluluk düzeyi yüksek ve dış finansmana bağımlı ekonomiler için daha kırılgan bir iktisadi ortam yaratmaktadır.

Gelişmekte olan ülkeler bu süreçten daha olumsuz etkilenmektedir. Afrika ve Güney Asya’daki enerji ve gıda ithalatçısı ekonomiler hem yüksek enerji faturası hem gübre maliyetleri nedeniyle çift yönlü baskı altındadır. Bu ülkelerde kamu bütçeleri, sübvansiyon yükleri ve dış borç servis maliyetleri artarken, hane halklarının gıda ve enerji harcamalarına ayırdığı pay da yükselmektedir. Böylece jeopolitik çatışmanın ticari etkileri, sosyal refah ve yoksulluk sorunlarıyla iç içe geçmektedir.

- Türkiye'nin konumu ve yeni jeoekonomik dengeler

Türkiye açısından bakıldığında, krizin temel yansıması enerji ithalat faturası, enflasyon ve lojistik maliyetler üzerinden olacaktır. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari denge üzerinde baskı yaratmakta, akaryakıt ve üretim maliyetleri üzerinden enflasyonu beslemektedir. Ayrıca navlun ve sigorta maliyetlerindeki artış, ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatmaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu pazarlarıyla ticari ilişkileri, bölgesel talep daralması ve ödeme riskleri nedeniyle dolaylı biçimde etkilenmektedir.

Bölgesel ticaretin, Türkiye ekonomisi için olumlu etkileri de dikkati çekmektedir. Arz güvenliği açısından alternatif yol olarak jeo-stratejik bir konumda olan Türkiye, Irak’tan gelen petrolün taşınması ve Suudi Arabistan ile başta tren yolu olmak üzere lojistik ağların inşası için kritik bir avantaja sahiptir. Bölge ülkelerinin Basra Körfezi'nin dışında ticari yol arayışları için Türkiye önemli bir stratejik ortak haline gelmiştir.

İran–ABD barış görüşmelerinde kaydedilen olumlu gelişmeler, tarafları genel bir çerçeve anlaşmasına şimdiye kadarki en yakın noktaya taşımıştır. Ancak iki taraftan gelen pozitif mesajlara rağmen anlaşma henüz kesinleşmemiş ve resmi olarak imzalanmamıştır. Yapılması planlanan anlaşmanın çok boyutlu yapısı, tarafların ortak bir zeminde uzlaşmasını zorlaştırmaktadır.

Bu çatışma bir anlaşma ile sonlandırılmış görünse de bölgesel ve küresel ilişkilerde kalıcı sonuçlara yol açacaktır. Bu noktada Körfez ülkeleri enerji ve mal ihracatında yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalacaktır. İran’ın Hürmüz Boğazını istediği zaman kapatabileceğini göstermesi bölge ülkeleri için önemli bir tehdittir. Ayrıca geçtiğimiz ay ABD’nin petrol ihracatı açısından ilk sıraya gelmesi de yeni bir döneme girildiğinin göstergesidir. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma ve petrol arz dengesi artık ABD merkezli bir eksene kaymaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC’ten ayrılması da petrol ticareti ve siyasi ilişkiler açısından orta ve uzun vadede yeni dengeler de doğuracaktır.

Sonuç olarak ABD/İsrail-İran eksenli çatışma, küresel ticaretin sadece üretim kapasitesine değil, güvenli geçiş yollarına, sigorta sistemine, enerji arzına ve politik öngörülebilirliğe bağlı olduğunu göstermiştir. Hürmüz Boğazı’ndaki çatışma ortadan kalksa dahi firmalar ve devletler bu krizden sonra tedarik zincirlerini daha güvenlik odaklı yeniden tasarlama eğiliminde olacaktır. Bu nedenle jeopolitik istikrarsızlık artık geçici bir dışsal şok değil küresel ticaretin maliyetlerini, güzergâhlarını ve stratejik önceliklerini yeniden belirleyen kalıcı bir unsur hâline gelmektedir.

[Doç. Dr. Taha Eğri, Kırklareli Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

ABD ekonomi Hürmüz Boğazı İran israil Türkiye