ANALİZ - NATO Ankara Zirvesi ve Çin-Rusya ekseni

TAKİP ET

İstanbul — Türkiye, bugüne kadar birçok bölgesel meselede olduğu gibi NATO, ABD-AB ve Rusya-Çin ilişkilerinde de diyalog kanallarını açık tutabilen ve uzlaştırıcı rol üstlenebilen sayılı aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

İstanbul Haberleri

Büyükelçi Ömer Faruk Doğan, Türkiye'nin NATO Ankara Zirvesi'nde gösterdiği gücünü ve Çin-Rusya arasında gelişen ilişkileri AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türkiye 7-8 Temmuz'da Ankara’da, NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirve, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada gerçekleşen tüm krizlere rağmen büyük bir başarıyla kusursuz bir şekilde tamamlandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirve öncesi Avrupa ülkelerine yönelik söylemleri ve NATO'nun işleyişine yönelik eleştirileri, 36. NATO Zirvesi'ni önemli ve ilgi çekici kılıyordu. Hatta Trump’ın zirveye katılamama ihtimali dahi gündemdeydi. Nitekim Trump da bu duruma açıklık getirerek NATO Zirvesi'ne katılımında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti ile zirvenin Ankara'da düzenlenmesinin belirleyici olduğunu vurgulamış ve bu nedenle teşekkür etmiştir.

Hiç şüphesiz bu süreçte, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gerek Rusya-Ukrayna gerekse ABD/İsrail-İran Savaşı'nda objektif, yapıcı bir şekilde her iki savaşın barışla sonuçlandırılmasına yönelik girişimleri ve yaklaşımlarıyla, İsrail’in Gazze’yi işgali ile başlayan savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmemesini engelleme yönündeki büyük gayretlerinin etkisi mutlak surette göz önünde tutulmalıdır.

NATO'nun 12 kurucu ülkenin yanı sıra mevcut 32 üye ülke ve diğer davetlilerin katılımı ile gerçekleştirilen 36. Zirve Toplantısı'nda, NATO’nun geleceğinin yanı sıra Rusya-Ukrayna ve ABD/İsrail-İran Savaşı'nın ne yöne evrileceği merak edilen konular arasındaydı. Ayrıca Rusya’nın yanı başında düzenlenen NATO 36. Zirvesi'ne yönelik Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ve Çin’in tutumunun ne olacağı da merak edilen başlıklardandı.

Rusya-Çin ilişkilerinde son süreç

Tüm ülkelerin yanı sıra Rusya ve Çin’in de NATO Zirvesi'ni büyük bir ilgiyle yakından takip ettiği muhakkak. Her iki ülkenin de ittifakı takipte eylemsiz kalmadığı ve kendi içlerinde ayrı bir ilişkinin olduğunu söylemek mümkündür.

Nitekim dünya ticaretinde Çin’in baskın tutumu, ABD ve Avrupa Birliği'ni (AB) zora sokan ticarete hakimiyet yaklaşımı, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle tabi olduğu kısıtlamalar ve Çin’in üretim paralelinde giderek büyüyen enerji tedarik ihtiyacı kısmen dışlanmış konumdaki her iki ülkeyi birbirine daha fazla yaklaştırdı. ABD'nin doğrudan ya da dolaylı önleyici girişimlerine rağmen, Çin ile Rusya arasındaki ticari ve askeri işbirliği, 2020'den bu yana farklı platformlarda giderek derinleşerek ve kapsamını genişleterek sürüyor.

2020'den bu yana Rusya ve Çin'in askeri ve siyasi liderleri farklı platformlarda birçok kez bir araya gelirken, iki ülkeye yönelik ticareti sınırlandırmayı amaçlayan yaptırımlara karşı ortak tutum ve işbirliği geliştirmeye yönelik temasları da kamuoyuna yansıdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping Pekin'de resmi olarak, iki ülke arasında askeri işbirliğini içeren stratejik bir ortaklığın temel yapısını geçtiğimiz dönemde ilan etti. Alman Der Spiegel, Rus The Insider ve Fransız Le Monde gibi yayın organlarında yer alan haberler, iki ülke arasındaki işbirliğine ilişkin dikkat çekici ayrıntıları kamuoyuna taşıdı. Bu haberler, Moskova ile Pekin'in giderek derinleşen bir yakınlaşma ve güçlendirilmiş işbirliği hedefi doğrultusunda ilişkilerini geliştirmeye özel önem verdiğine işaret ediyor.

10 Aralık 2024'te Rusya'nın güneyindeki Yekaterinburg'da gerçekleştirilen toplantılardan dünya kamuoyuna çok az bilgi intikal etmiş olmakla birlikte, Rus ordu subayları ile Çin askeri yetkililerinin Rusya-Çin Askeri ve Teknik İşbirliği Forumu kapsamında Çin Silahlı Kuvvetleri'nin liderleri ve her iki ülkenin büyük savunma şirketlerinin başkanlarıyla görüşmeler yaptıkları, zaten Batı basınında yer alan bilgiler arasındaydı.

Batı basınında dile getirilen bir diğer husus ise Rusya ve Çin arasında ilişkilerin olgunlaştırıldığı toplantı serilerinin, 2020'den beri her yıl, iki ülkeden birinde dönüşümlü olarak düzenlendiği ve bir sonraki toplantının 2026 yazında, Rusya'nın St. Petersburg kentinde yapılacağı bilgisidir. Yani tam da 36. NATO Zirvesi'nin tamamlanmasını takiben yapılacak bu toplantı tüm dikkatlerin bu noktada yoğunlaşmasına neden olacak niteliktedir.

Rusya-Çin ilişkilerinin tarihsel gelişimine bakıldığında, 1950'lerde işbirliği büyük ölçüde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) teknik bilgi ve teknolojiyi Çin'le paylaşmasına dayanırken, günümüzde bu ilişkinin çok daha farklı ve kapsamlı bir boyut kazandığı görülüyor. Pekin'in Ukrayna cephesinde Rus askeri deneyim ve tecrübelerinin paylaşımı karşılığında özellikle yapay zeka alanında Kremlin'e teknolojik destek sunmayı ve dronla geliştirilmiş savunma sistemi teklifinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca kurulan Anti-Starlink ittifakı” ile bu sistemi zayıflatabilecek karşı önlemler olarak, Rusya ile Çin arasında bazı görüşmelerin yapıldığı da Batı basınında yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.

Kısacası, Rusya ile Çin arasında karşılıklı menfaate dayalı ticari ilişkiler gelişirken, askeri ilişkilerin ciddi şekilde büyüme süreci içerisinde olduğu söylenebilir. Nitekim önümüzdeki süreçte iki ülke üst düzey yetkilileri arasında Rusya'nın St. Petersburg şehrinde gerçekleştirilecek zirvede ilişkilerin pekiştirilmesi beklenmektedir.

NATO Zirvesi'nde alınan kararlar ve Türkiye'nin gücü

Dikkat çekici bir diğer husus ise NATO Zirvesi sonuç bildirisinde Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD/İsrail-İran Savaşı'na yapılan atıfların, hem bölgesel güvenlik dengeleri hem de Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin geleceği açısından beklenmedik gelişmelere işaret etmesidir.

Burada dikkatle üzerinde durulması gereken temel husus, NATO Ankara Zirvesi'nin ABD ile Avrupa Birliği arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde yapıcı ve olumlu bir atmosferde gerçekleştirilmesi ve bunun Türkiye'nin kolaylaştırıcı rolünü ortaya koymasıdır.

Öte yandan gerek Ukrayna-Rusya Savaşı esnasında gerekse Körfez'de yaşanan gerilim sürecinin başından bu yana Türkiye’nin bölgesel güvenlik, barış ve istikrarı öncelikleyen, serbest ticaretin artırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik girişimleridir. Ayrıca Türkiye'nin savunma sanayisinde kaydettiği başarıların da etkisiyle, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ile güven ve istikrarın kalıcı biçimde tesis edilmesi yönünde Türkiye'ye atfedilen yeni diplomatik rolün giderek daha fazla öne çıktığı görülmektedir.

Buradan hareketle ABD, AB, Rusya, Ukrayna, Çin ve Körfez ülkeleriyle dengeli ve yapıcı ilişkiler geliştiren, barış ve istikrarı önceleyen Türkiye; aynı yaklaşımı sürdürerek Rusya ile Çin ekseninde ortaya çıkabilecek olası gerilimlerin yumuşatılmasına katkı sağlayabilecek az sayıdaki aktörden biridir. Jeopolitik ve jeostratejik konumunun sunduğu avantajları etkin biçimde kullanması, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrara sağlayabileceği katkıyı daha da artırmaktadır.

Bu noktada Türkiye, bugüne kadar birçok bölgesel meselede olduğu gibi NATO, ABD-AB ve Rusya-Çin ilişkilerinde de diyalog kanallarını açık tutabilen ve uzlaştırıcı rol üstlenebilen sayılı aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. NATO Ankara Zirvesi'nin başarıyla gerçekleştirilmesi de Türkiye'nin zorlu diplomatik süreçleri yönetme kapasitesini ortaya koymuş, bu alandaki uluslararası güvenilirliğini pekiştirmiştir.

[Ömer Faruk Doğan, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Çin NATO Rusya Türkiye