ANALİZ - Yükselen Afrika, müzmin rekabet ve Türkiye

TAKİP ET

İstanbul — Dünya siyasetinde ve ekonomisinde önemini koruyan Afrika kıtası, barındırdığı potansiyelden ötürü küresel nüfuz mücadelelerinin merkezinde yer alıyor - Müzmin rekabetin ötesinde konumlanan Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle eşit ortaklık temelinde tesis ettiği işbirliği, ne Batılı devletlerinki gibi neokolonyalist ve paternalist bir anlayışı ne Rusya'nınki gibi paralı asker mantığını ne de Çin'in yaptığı gibi uzun vadede yine bir tür bağımlılık oluşturabilecek bir ilişki tarzını yansıtıyor

İstanbul Haberleri

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Bölge Çalışmaları Enstitüsü Afrika Çalışmaları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mürsel Bayram, 25 Mayıs Afrika Günü kapsamında Afrika’nın yükselen jeopolitik ve ekonomik önemi ile küresel güçlerin kıtaya yönelik politikalarının nasıl şekillendiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Afrika Birliği Teşkilatının kuruluşu münasebetiyle her yıl 25 Mayıs’ta kutlanan Afrika Günü, kıtanın sömürgecilikten kurtuluşunu ve devamındaki bütünleşme çabalarını simgeliyor. 30 milyon kilometrekarelik bir alanda 1,4 milyar insana ev sahipliği yapan kadim kıta, gerek Birleşmiş Milletlerde (BM) gerekse de G20 gibi oluşumlarda ağırlığını hissettirmeye çalışıyor. 54 devletten oluşan Afrika’nın temsil edilmediği bir uluslararası sistemde adaletten söz edilemez. Böyle bir sistem, reelpolitik açıdan rasyonel ve sürdürülebilir de değildir.

- Yükselen Afrika: Demografik, ekonomik ve jeopolitik dinamikler

Afrika’nın uluslararası sistemde artan önemi, birbiriyle bağlantılı üç temel dinamikle izah edilebilir. Bu dinamiklerden ilki demografidir. Dünya nüfusu durağanlaşırken Afrika nüfusu büyümeye devam ediyor. Mevcut projeksiyonlara göre 2050'de dünya nüfusunun yüzde 26’sını Afrikalılar oluşturacak. 2100’de Afrika nüfusunun 4 milyara yaklaşacağı tahmin ediliyor. Bu projeksiyonlar, küresel iş gücü ve tüketim piyasalarında Afrika’nın ağırlığının artması anlamına geliyor. Nüfus artış hızı çoğu zaman yoksullaşmayla ilişkilendirilir fakat belli koşullar sağlandığında nüfus artış hızı ekonomik büyümeyi pozitif etkileyen bir faktör de olabilir. Yeterli nüfus büyüklüğüne sahip ülkeler, ölçek ekonomilerinden daha iyi istifade edebilir. Böylece nüfus büyüklüğüyle gelir düzeyleri arasında pozitif bir ilişki ortaya çıkar. Bahse konu ilişkiyi belirleyen en önemli faktör ise nüfusun kalitesidir. Nüfusun eğitimli ve nitelikli olma durumuna bağlı olarak üretkenlik ve ekonomik büyüme oranlarında artış gözlenir. Dolayısıyla Afrika devletleri, demografik potansiyellerini doğru yönettikleri takdirde dünyanın üretim üssü haline gelebilirler.

Afrika’nın yükselişine katkıda bulunan ikinci dinamik ekonomidir. Afrika’nın yer altı ve yer üstü kaynak zenginliği malum olsa da bu zenginliğin muhtevası ve dünya için arz ettiği önem yeterince vurgulanmıyor. Örneğin, rutenyum, rodyum, paladyum, osmiyum, platin, iridyum gibi platin grubu elementlerin yüzde 76’sı Afrika’da bulunuyor. Platin grubu elementler, otomotiv (özellikle buji elektrotları ve katalitik konvertörler), tıp, hidrojenasyon ve uzay araçlarına (özellikle füze uçları) kadar uzanan pek çok sektörde kilit önemdedir. Çelik endüstrisinde ve pillerde kullanılan manganezin yüzde 66’sı Afrika kıtasından çıkarılıyor. Azot ve potasyumla beraber bitkiler için üç temel besin unsuru arasında yer alan ve yenilenemediği için stratejik bir ham madde olan fosfatın neredeyse yüzde 60’ı yine Afrika’da bulunuyor. Alüminyum üretiminde asli unsur olan boksitin yüzde 56’sı, telefon ve elektrikli araç bataryalarında kullanılan kobaltın yüzde 50’si yine Afrika menşelidir. Bu bağlamda kıta, yeşil enerji dönüşümü ve elektrikli araç teknolojilerinin gelişimine paralel olarak 21. yüzyıl ekonomisi için vazgeçilmez hale geliyor. Afrika, aynı şekilde elmas, altın, demir cevheri, kömür ve uranyum rezervleri açısından da dünya için önemlidir. Bu potansiyel etkili şekilde kullanıldığında Afrika, geleceğin kıtası olacaktır. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi’nin (AfCFTA) oluşturacağı 3,4 trilyon dolarlık entegre pazar, bu bağlamda hem Afrika içi ticareti dönüştürebilir hem de kıtanın dünya ekonomisindeki payını genişletebilir.

Afrika’nın küresel önemini açıklayan üçüncü unsur, jeopolitik dinamiklerdir. Afrika, insani krizlere ve kalkınma sorunlarına indirgenecek bir kıta değildir. BM’nin yüzde 28’ini teşkil eden Afrika devletleri, uluslararası siyasal-ekonomik sistemin reformundan iklim müzakerelerine, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan İsrail-Filistin meselesine kadar geniş bir alanda etkili bir oy bloku olarak öne çıkmaktadır. 54 devletin her meselede aynı hareket etmesi mümkün olmasa da tek kutuplu dünya düzeninin çözüldüğü bir konjonktürde Afrika Birliği’nin (AfB) ulus üstü bir güç bloku olarak varlık göstermesi muhtemeldir.

- Küresel nüfuz mücadelesi ve Türkiye

Dünya siyasetinde ve ekonomisinde önemini koruyan Afrika kıtası, barındırdığı potansiyelden ötürü küresel nüfuz mücadelelerinin merkezinde yer alıyor. Kümülatif değeri bir trilyon dolara yaklaşan altyapı yatırımları ve kredi mekanizmalarıyla kıtanın tartışmasız en büyük ekonomik ortağı Çin’dir. Afrika devletleri için yeni bir “borç tuzağı” olarak tarif edilen Çin modelinin sürdürülebilirliğine dair tartışmalar devam ediyor. Rusya’nın yaklaşımı daha çok güvenlik işbirliklerine ve paralı asker gruplarına dayanıyor. Özellikle Sahel’de kendisinden söz ettiren bu model, zayıf devlet yapılarından besleniyor. Mali örneğinde görüldüğü üzere Afrika, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın uzak cephesi durumunda. Fransa başta olmak üzere Batılı devletler burada Rus askeri varlığına karşı istikrarsızlaştırıcı stratejiler geliştiriyor. “Global Gateway” girişimiyle geleneksel kalkınma yardımı modelini dönüştürmeye çalışan Avrupa Birliği (AB), sömürge mirasının izleri ve paternalist söylemleri sebebiyle Afrika’da samimi bir ortak olarak konumlanmakta zorlanıyor. Afrika’daki Çin nüfuzunu tehdit olarak algıladığı düşünülen ABD, bu düşüncenin aksine diplomatik olarak kıtayı çok da önemsemediği izlenimini veriyor. Halihazırda ABD’nin Afrika’daki 51 büyükelçiliğinden 37’sinde büyükelçi bulunmuyor. Bu konjonktürü değerlendiren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), tarım, enerji ve lojistik altyapısına yönelik stratejik yatırımlarla Afrika’da etkisini artırmaya çalışıyor. Altın ve kritik mineral ihracatından ötürü son yıllarda bazı Afrika ülkelerinin ana ticaret ortağı haline gelen BAE’nin bir taraftan kendi çapında Afrika’daki Çin varlığını dengelediği, diğer taraftan tehdit olarak gördüğü İslami grupların iktidara gelmesini önleyerek ABD, AB ve İsrail ile aynı hedefte birleştiğini söylemek mümkün.

​​​​​​​Müzmin rekabetin ötesinde konumlanan Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle eşit ortaklık temelinde tesis ettiği işbirliği, ne Batılı devletlerinki gibi neokolonyalist ve paternalist bir anlayışı ne Rusya’nınki gibi paralı asker mantığını ne de Çin’in yaptığı gibi uzun vadede yine bir tür bağımlılık oluşturabilecek bir ilişki tarzını yansıtıyor. Küresel düzlemde yükselen Afrika ile yükselen Türkiye arasında bir hedef ortaklığı söz konusudur. Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) yapısına atıfla “Dünya beşten büyüktür.” derken Afrika devletleri de mevcut uluslararası düzenin adil bir bölgesel temsil sağlamadığını, kıtanın BMGK’de en az iki daimi üye ile temsil edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunma sanayisine kadar pek çok alanda derinleşen Türkiye-Afrika ortaklığı, bu anlamda daha eşitlikçi ve insani bir yaklaşımın tezahürü olarak karşımıza çıkıyor. Son tahlilde, hangi ortaklık modelinin daha yapıcı olduğuna Afrikalılar karar verecektir.

[Prof. Dr. Mürsel Bayram, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Bölge Çalışmaları Enstitüsü Afrika Çalışmaları Anabilim Dalı Başkanı'dır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.


Afrika Afrika Birliği Afrika Günü Türkiye