☰
✕

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve oyuncu Tamer Karadağlı ile Sinema Atölyesi: (1)

TAKİP ET

Ankara / Çok iyi oyuncular da yetişti, sektör de kendini geliştirdi. Yani oyunculuklar gelişmedi sadece, yönetmenlerimiz gelişmedi, seyircilerimiz de gelişti. Eskiden beğendiği şeyleri şimdi beğenmeyebiliyor - Haluk'ta Tamer Karadağlı'dan çok fazla şey var. Çünkü Birol Güven'in zaten dehası da orada ortaya çıkıyor. Birol ilk 3-5 bölüm sürekli setteydi ve beni izliyordu. Benim konuşma tarzımı, kendi aramızda yaptığımız sohbetleri not alıyordu ve birçok şeyi benim hayatımdan da ekledi. Nasıl örnek vereyim? Ben brokoli sevmem, 'Küçük ağaçlar, ağaç yenir mi ya?' diye aramızda espirileşiyorduk. Birol onu diziye yazdı. Haluk da yemiyor oldu - 10-15 sene önce bir pazar araştırması yaptırdım. Orada değişik şeyler duydum. Mesela sert işlerde görmek istiyor insanlar beni ama mafyatik dizide görmek istemiyor. Mafyatik bir dizi olursa da polis olarak görmek istiyor. Romantik komedi de görmek istemiyor

Ankara Haberleri : Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen Sinema Atölyesi'nin Sinema, Dizi, Tiyatro Oyunculuğu ve Seslendirme temalı 18. Bölümü'nün konuğu oldu.

Çocuklar Duymasın dizisinin aslında kendisine yanlışlıkla teklif edildiğini belirten Karadağlı, hatta bu rolü ilk başta defalarca reddettiğini söyledi.

Karadağlı, dizinin yıllarca sürmesi ve popüler olması nedeniyle Haluk karakteriyle kendisinin özdeşleştirilmesi hakkında da şunları kaydetti:

Nimetleri de var, külfetleri de var tabii ki. Bazen başarınız lanetiniz haline gelebiliyor. Çünkü ne yazık ki bazen biz değil ama izleyiciler iki karakteri ayırmakta zorlanabiliyor. Ama öbür taraftan düşündüğümüzde biz zaten inandırıcı kılmak için uğraşıyoruz. Üzerimize yapışsın bu rol diye uğraşıyoruz. Yoksa eğer o yapışmazsa zaten 'Tamer Karadağlı o, Haluk değil.' diye bir ön yargıyla seyretmeye başlıyorsunuz. Ben aslında şanslıyım, demek ki Haluk olarak seyrediyorlar. Hala 'Haluk' diyen, 'Haluk Bey' diyen çok fazla oluyor. Bu hoşuma da gidiyor zaman zaman.

Haluk karakterinde Tamer Karadağlı'dan çok fazla şeyler bulunduğunu dile getiren Karadağlı, Birol Güven'in zaten dehası da orada ortaya çıkıyor. Birol ilk 3-5 bölüm sürekli setteydi ve beni izliyordu. Konuşma tarzımı, kendi aramızda yaptığımız sohbetleri not alıyordu ve birçok şeyi benim hayatımdan da ekledi. Nasıl örnek vereyim? Ben brokoli sevmem, 'Küçük ağaçlar, ağaç yenir mi ya?' diye aramızda espirileşiyorduk. Birol onu diziye yazdı. Haluk da yemiyor oldu. dedi.

Karadağlı, yaptırdığı araştırmada seyircinin kendisini aile dizisi veya sitcomdan ziyade macera gibi sert işlerde görmek istediğinin ortaya çıktığını aktardı.

Son dönemde dizi sektörünün birçok anlamda geliştiğine işaret eden Karadağlı, Çok iyi oyuncular da yetişti, sektör de kendini geliştirdi. Yani oyunculuklar gelişmedi sadece, yönetmenlerimiz gelişmedi, seyircilerimiz de gelişti. Eskiden beğendiği şeyleri şimdi beğenmeyebiliyor. ifadesini kullandı.

Söyleşinin oyunculuk ile ilgili bölümünün detayları şöyle:

Barışkan Ünal: Daha önceki röportajlarınızda baktığımda ortaokul çağında arkadaşlarınızın yanında hangi mesleği seçeceğinize karar veremeyince oyuncu olmaya karar verdiğinizi söylüyorsunuz. Ama oyunculuk çok da kararsızlıkla seçilecek bir meslek değil. Daha çok ailenin, çevrenin ikna edilmesi gereken bir tercih. O noktada oyunculukla ilgili derinlerde bir şey sizi çok etkilemiş olmalı ki kararlılıkla bu meslekte ilerlemişsiniz, neydi oyunculuğu ortaokul çağında meslek olarak seçmenize neden olan?

Tamer Karadağlı: Para, yani çok para kazanayım, ünlü olayım, bir yere gittiğim zaman gazeteciler gelsin, bunların hayalini kurarak başladım. Bir de gerçekten ne olacağıma karar veremediğim için Bari oyuncu olayım, hepsini oynarım. dedim. Ortaokulda tiyatro kulübüne girdim. Kral ve Ben adlı oyunda oynadım ve başarılı da oldum ve o zaman da dedim ki Bunu meslek olarak yapayım.

Çünkü sinemayı çok seviyordum. İlkokul 3'te ABD'den döndüm. Sinemaya çok gidiyordum. Annem çok büyük etkendi, yerli filmlere götürüyordu ki Türkçem de gelişsin diye. (Bu nedenle) Sinema oyuncusu olayım istiyordum, para kazanayım, güzel evim olsun, güzel arabam olsun diye, bu hayallerle başladı.

Bazen insanın kendi iç ışığını, iç alkışını takip etmesi gerekiyor

Barışkan Ünal: Peki Kral ve Ben oyununun da özel bir etkisi oldu mu, sahnede olmak ya da hazırlanmak gibi?

Tamer Karadağlı: Tabii ki, çok keyifli bir şeydi. Onun verdiği his, o haz beni çok etkilemişti. Çünkü bu iş içinizde ya vardır ya yoktur. Çok istekli olmanız da yeterli değildir. Gerçekten kendinizi orada hissedebiliyor musunuz, bir şeyler yapabileceğinize inanabiliyor musunuz, bütün bunları düşünmeniz gerekiyor ve kararlı adımlarla da devam etmek gerekiyor. Çünkü ortaokul öğrencisi Oyuncu olmak istiyorum. (der), belki bir hafta sonra başka bir şey olmak isteyecek. Ben en azından çok kararlı şekilde lise sona kadar oyuncu olmak konusunda ısrarlıydım. Ondan sonra aslında profesyonel bir karar verip Evet, bunu meslek olarak seçiyorum. dedim.

Barışkan Ünal: Sizi hiç vazgeçirmeye çalıştılar mı, özellikle 1990'ları düşündüğümüzde Bu bir meslek değil, mühendis ol. gibi?

Tamer Karadağlı: Herkes Okulunu bir oku, sonra oyunculuk da yaparsın. dedi ama hiçbir şekilde dinlemedim. Bazen insanın kendi iç ışığını, iç alkışını takip etmesi gerekiyor. Çünkü etrafınızdaki insanların çoğu size yapamayacağınızı, başarısız olacağınızı söyleyecek. Ama sizin kendinize inancınız varsa kimin ne söylediğinin çok fazla önemi yok. Ben kimseyi dinlemedim ve bildiğim yoldan gittim. Çünkü en azından benim kararım, Başarısız olursam da kendi verdiğim kararlardan dolayı başarısız olmuş olurum. diyordum. Eğer bir başkasını dinlersem, Bak sen beni yanılttın. diyebilme şansım olurdu. O yüzden kimseyi sorumlu tutmamak için kendi kararlarımı kendim verdim.

Barışkan Ünal: Üniversitede tiyatro bölümünü okudunuz. Mezun olduktan sonraki ilk başladığınız dizi Ferhunde Hanımlar ve Kızları. Yeni mezun olarak güçlü kadrolu ve sevilen dizide oynamanın avantajları ve zorlukları ne oldu? Örneğin ustalarla çalışmak daha mı kolaydı yoksa zorlayıcı mı?

Tamer Karadağlı: Okuldayken çok net bir vizyonum vardı ve mezun olduktan sonra da o vizyonumun peşinden gitmeye devam ettim. Okuldayken seslendirme yapmaya başlamıştım. Zaten çok iyi bir şekilde gidiyordu. Ama sinemaya geçmeyi zaten istiyordum. Bu (dizi) benim için kameraya alışmam için bir süreçti. Çekimler nasıl oluyor, sahne nasıl çekiliyor, montajı nasıl yapılıyor? Günlük bir dizi olduğu için yaptığım şeyleri çok çabuk izleme imkanım da oluyordu. Yanlış gördüğüm şeyleri çok çabuk düzeltmeme de sebep oldu. Benim çok keyifle oynadığım bir iş oldu ve 1784 bölüm çektik, 8 yıl sürdü. Benim için iyi bir egzersiz oldu.

Ya delirdin mi sen, yanlış damadı çağırdık

Barışkan Ünal: Ferhunde Hanımlar hafızalara kazınan Çocuklar Duymasın dizisini getirdi ancak dizideki rol size yanlışlıkla teklif edilmiş, biraz hikayesini anlatabilir misiniz?

Tamer Karadağlı: Beni ilk Birol Güven aradı, Görüşebilir miyiz? dedi, Yok teşekkür ederim, sitcomda oynamayı düşünmüyorum. dedim. Birkaç gün sonra yine aradı. Yine reddettim. Üçüncü kez aradı. Of, dedim Amma ısrar ediyor. Bari yüz yüze gidip konuşayım. Öyle hayır diyeyim. Görüşmeye gittim. O arada da o zamanki yapımcımız Süleyman Nebioğlu. Birol beni ikna etmeye çalışıyor, Süleyman abi de Zaten 1-2 bölüm sonra biter bu dizi. gibi şeyler söyledi. Beni niye çağırdınız o zaman, 1-2 bölüm sürecek dizi için. dedim. Tamam, ben kabul etmiyorum. dedim. Birol, Dur abi biz bir içeri gidelim mi? dedi. Sonra öğrendim ben işin aslını. İçeri gidiyorlar, Birol diyor ki Abi ben günlerdir ikna etmek için uğraşıyorum. Sen 1-2 gün sonra biter dedin. Ne yapıyorsun sen. deyince (Süleyman Nebioğlu) Ya delirdin mi sen, yanlış damadı çağırdık. diyor. Bu yakışıklı olan, komik olan değil ki.' diyor. Ama Birol beni düşünerek aramış. Tabii eğer başka biri oynasaydı başka bir karakter haline gelecekti. Benimle birlikte biraz da değişti o rol.

Barışkan Ünal: Peki siz neden sitcomu reddettiniz?

Tamer Karadağlı: Zaten iki tane güzel iş vardı. Bir tanesi Dadı, öbürü de Tatlı Hayat. İkisi de gayet güzel. Gerçi onların ikisi de formattı. Birol'unki tam anlamıyla yerli, milli bir sitcomdu. O zamanlarda televizyonculuk da yeniydi. Ben daha dramatik, daha ciddi roller oynayayım diye düşünüyordum. Hatta dikkat ederseniz Haluk'u ben komedi gibi oynamıyorum aslında. Son derece ciddi oynuyorum. Komedisi daha çok ortaya çıkıyor bu vesileyle de. O zamanlar öyleydik, daha cahil zamanlarımızdı.

Barışkan Ünal: Benim de aklımdan o geçmişti, acaba rol size gelince şöyle bir düşünceniz olmuş mudur diye: Damat rolünden sonra dramada daha ciddi, jön rolü dururken neden huysuz bir koca rolünü şimdi bana sundular diye içinizden geçti mi? Hatta galiba Asmalı Konak'ta da sizinle Özcan Deniz arasında kalınmış.

Tamer Karadağlı: Şöyle, kendimize hazırladığımız şeyler farklıydı aslında, işte 1784 bölüm Ferhunde Hanımlar, sonra arada 3-4 tane daha iş yaptım. Çocuklar Duymasın ile aynı dönemlerdi onlar. Asmalı Konağı'nın yapımcısıyla konuştuğumda Birçok insan arasında son ikiye kaldı. Özcan Deniz ve sen. Sonra düşündük, Özcan daha Anadolulu, Türk görünüyor. Sen fazla kovboy gibi görünüyorsun. Özcan'ı seçtik. dedi. Bence de doğru bir seçim oldu. Özcan çok güzel oynadı o rolü. Ben de şimdi Seymen Ağa'yı Özcan dışında kimseden düşünemiyorum zaten. Ben şuna çok inanıyorum. Herkesin kısmeti bir yerlerde onu bekler. O Özcan'ın kısmetiymiş. Bu da benim kısmetimmiş.

Barışkan Ünal: Peki memnun musunuz bu kararınızdan, inanmadan bu projeye başlamanıza rağmen?

Tamer Karadağlı: Evet, iyi para verdiler o zaman, ben de kabul ettim. Televizyonu para için yaparsınız. Televizyonda sanatsal bir şey aramanız biraz zordur. Televizyon biraz daha fabrikasyondur. Hızlı tüketilen, haftalık çekimleri olan, seyrettiğiniz zaman biter. Çocuklar Duymasında öyle olmadı. Tekrarları yüzlerce defa gösterildi ama bizim ilk televizyondaki karar alma mekanizmamız genelde hep İyi para veriyorlar, güzel bir karakter, evet değişik bir şeyler belki yapabilirim. diye adım attığımız işler.

Hala Haluk Bey diyen çok fazla oluyor

Barışkan Ünal: Bu kadar uzun yıl bir karakteri canlandırınca insanlar karakterle sizin özdeşleştiriyor. Haluk karakteriyle bu kadar özdeşleştirilmenin olumlu ve olumsuz tarafları neydi?

Tamer Karadağlı: Nimetleri de var, külfetleri de var tabii ki. Bazen başarınız lanetiniz haline gelebiliyor. Çünkü ne yazık ki bazen biz değil ama izleyiciler iki karakteri ayırmakta zorlanabiliyorlar. Ama öbür taraftan düşündüğümüzde biz zaten inandırıcı kılmak için uğraşıyoruz. Üzerimize yapışsın bu rol diye uğraşıyoruz. Yoksa eğer o yapışmazsa zaten Tamer Karadağlı o, Haluk değil diye bir önyargıyla seyretmeye başlıyorsunuz. Ben aslında şanslıyım demek ki Haluk olarak seyrediyorlar. Hala Haluk diyen, Haluk Bey diyen çok fazla oluyor. Bu hoşuma da gidiyor zaman zaman. Bir problem görmüyorum o anlamda. Ama zaten televizyon işi yapıyorsanız rol üzerinize yapışsın diye uğraşırsınız ki dizi o rolle tutsun, insanlar ona inansın, dizi sürsün. Sinema filmi çekiyor olsanız farklı her filmde farklı bir karakteri oynamak isteyebilirsiniz. O farklı bir iş ama televizyon süreklilik gerektiren bir şeydir.

Haluk'ta Tamer Karadağlı'dan çok fazla şey var

Barışkan Ünal: Benim merak ettiğim bir unsur daha var. Ara ara kendinizde de o özdeşleşmeyi hissettiğiniz oldu mu? Bir dakika ben burada Haluk gibi yanıt verdim. ya da Haluk gibi davrandım. dediğiniz oldu mu?

Tamer Karadağlı: Haluk'ta Tamer Karadağlı'dan çok fazla şey var. Çünkü Birol Güven'in zaten dehası da orada ortaya çıkıyor. Birol ilk 3-5 bölüm sürekli setteydi ve beni izliyordu. Benim konuşma tarzımı, kendi aramızda yaptığımız sohbetleri not alıyordu ve birçok şeyi benim hayatımdan da ekledi. Nasıl örnek vereyim? Ben brokoli sevmem, Küçük ağaçlar, ağaç yenir mi ya? diye böyle aramızda espirileşiyorduk. Birol onu diziye yazdı. Haluk da yemiyor oldu.

Barışkan Ünal: Yani Haluk karakteriyle Tamer Karadağlı biraz iç içe mi geçti zaman içerisinde?

Tamer Karadağlı: Tabii, yani benden çok fazla şey var ama yapı olarak ben gibi değil. Çünkü Haluk'tan çok farklı olan şeylerim var benim. Haluk İngilizce bilmiyor, ben 8 aksanda İngilizce konuşuyorum. Farklı olduğumuz çok fazla nokta var. Ben sadece Haluk karakterini oynarken Tamer Karadağlı ne yapardı? diye oynuyorum. Mesela eve her geldiğimde anahtarı fırlatıp atıyorum. Hoş geldin Haluk. diyor Pınar. Ben de hep Hoş gördük. diyordum. O rahmetli büyükbabamın lafıydı: Hoş gördük. O tip şeyleri böyle yavaş yavaş monte ediyordum aslında. Ana, bababa mesela hep doğaçlamadan çıkan şeylerdi.

Sert işlerde görmek istiyor insanlar beni ama mafyatik dizide görmek istemiyor

Barışkan Ünal: Oyunculuk kariyerinize baktığımızda komedilerde de polisiyede de oynadınız dizi ve filmlerde. Ama bugüne kadar hala canlandırmak istediğiniz, içinizde kalan bir karakter var mı?

Tamer Karadağlı: Hayır, ben oynamak istediğim karakterleri oynuyorum zaten. Aklıma bir şey geliyorsa onu geliştirip projelendirmeyi daha çok seviyorum.

Aslında 10-15 sene önce bir pazar araştırması yaptırdım, bakayım nasıl algılanıyorum diye. İnanılmaz değişik sonuçlar çıktı. Hiç beklemediğim cevaplarla karşılaştım. Bir ürün çıkardığınız zaman bir pazar araştırması yaparsınız, moderatör vardır, 10-15 kişilik bir grup ne olduğunu bilmez ama fikirlerini söylerler. Orada değişik şeyler duydum. Mesela sert işlerde görmek istiyor insanlar beni ama mafyatik dizide görmek istemiyor. Mafyatik bir dizi olursa da polis olarak görmek istiyor. Mesela illegal işte görmek istemiyor, ya asker olarak görmek istiyor ya polis. Ve mesela romantik komedide de görmek istemiyor.

Barışkan Ünal: Haluk karakteri komedi aslında, aile babası.

Tamer Karadağlı: Komedi olarak düşünmüyorlar onu. Ona çok şaşırmıştım ben de. Aile babasını evet görmek istiyorlar ama bir de belli köşeleri var onun. Onları da görmek istiyorlar, yani sadece Haluk olarak görmek istemiyor aslında.

(Oyunculukta) En önemli şey gözlem yapabilmek

Barışkan Ünal: Peki sizce bir oyunculukta bir oyuncunun seyirciyi rolüne inandırabilmesi için olması gereken özellikler ya da dikkat etmesi gereken unsurlar neler?

Tamer Karadağlı: Bunun aslında tek bir cevabı var: Gözlem. İyi gözlem yapmaları gerekiyor. Tabii ki bir tek gözlem değil ama en önemli şey gözlem yapabilmek. Çünkü bizim işimizin ana unsuru zaten gözlem yapabilmek. Oynadığımız karakterlerde de aslında her oyuncunun mutlaka gözlemlediği bir şeylerden yola çıkmışlığı vardır. Biraz önce dedim ya ben de büyükbabamın söylediği bir şey ya da birçok yakın arkadaşımın bir tavrı, yürüyüşünü ekledim. Çok fazla kitap okuması, sinemaya, tiyatroya gitmesi, kendini yetiştirmesi gerekiyor. Bir sporcu gibi yetiştirmesi gerekiyor. Çünkü bizim bütün enstrümanımız vücudumuz, yüzümüz. Uykusuna, yediğine, içtiğine dikkat etmesi gerekiyor. Sporunu yapması gerekiyor.

Barışkan Ünal: Her daim her role göre de kendinizi yeniden şekillendirmeniz gerekiyor hem görsel hem mentalite olarak.

Tamer Karadağlı: Bana en çok söylenen şey Siz o kadar kilolu değilmişsiniz. oluyordu. Halbuki 'Çocuklar Duymasın'da kilolu görünüyorsunuz. diyorlardı. Geniş ekran seyrediliyor. Bir de orada tabii göbekli bir adam oynadığım için göbeğimi çıkararak, böyle Yemek hazır mı? diye hani vücudunuzu da deforme etmeniz gerekebiliyor.

Çok iyi oyuncular da yetişti. Sektör de kendini geliştirdi

Barışkan Ünal: Bu noktada şu anki mesela sinema ve dizi sektöründeki genel anlamda yeni nesil oyunculukları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tamer Karadağlı: Son zamanlardaki dizileri falan seyredemiyorum ne yazık ki çünkü öyle bir vaktim yok birincisi. Parça parça gördüğüm şeyler olabiliyor.

Şimdi biraz daha şanslı oyuncular, bizim zamanımızda 25 sene önce sabah başlayıp ertesi sabaha kadar sürüyordu çekimlerimiz. Şimdi 10 saat en fazla çalışabilirsiniz gibi şeyler var. Birçok anlamda sektörde iyileşme var. Yani çok iyi oyuncular da yetişti. Sektör de kendini geliştirdi. Yani oyunculuklar gelişmedi sadece. Yönetmenlerimiz gelişmedi. Seyircilerimiz de gelişti. Eskiden beğendiği şeyleri şimdi beğenmeyebiliyor. Ben bunu zaten biliyorum, bana daha iyi bir şey ver. diyor çünkü artık dünya evimizin içinde. Eskiden olduğu gibi bir dizi yabancı bir ülkeden alınacak da Türkiye'de inşallah yayınlanır gibi bir zihniyet de yok. Dijital kanallarla birlikte dünyaya açıldı. ABD, İngiltere, Fransa, Güney Amerika ve Avrupa'daki birçok dizi ya da filmi televizyonlarımızda artık seçip seyredebiliyoruz. Ama bu da çok fazla tüketilmesine sebep oldu. Böyle bir kafa karışıklığına sebep oldu.

Canlı performansı özlemeye başladı insanlar

Barışkan Ünal: Biraz izleme alışkanlıkları da değişmiş oldu bu nedenle. Bu son dönemki izleme alışkınlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tamer Karadağlı: İnsanoğlu sosyal bir varlık, sonuçta çıkmak istiyor, bir sosyal iletişim istiyor. Sinema sinemada izlenir. Gerçekten çok doğru. Çünkü aynı anda yüzlerce kişiyle bir salonda bir deneyimi yaşıyor oluyorsunuz. Ya da tiyatrolar aynı şekilde, yani canlı performansı özlemeye başladı insanlar.

Seyirci sorusu: Bu mesleğe girerken şöhret ve para çok çekici oldu ve biraz ilgilendiğim için. dediniz. Mesleğe girdikten sonra ilgi alanınız olan şeyi mesleğe dönüştürmek oyunculuğun cazibesini azalttı mı sizin için?

Tamer Karadağlı: Hayır. Şimdi tabii ilk başta çok küçüksünüz, bilmiyorsunuz, 12 yaşındaydım daha. O zamanlar sosyal medya diye bir şey de yoktu, magazin dergileri vardı, magazin programları çok fazla yoktu ama ünlü insanların olduğunu biliyorduk, televizyonlarda görüyorduk, diziler, filmler seyrediyorduk. O hayat çok cazip geliyordu. Ama yaşınız ilerledikçe o hayatı yaşarken birçok şeyden de fedakarlık etmek zorunda kaldığınızı görüyorsunuz ve hiçbir başarı, şans eseri oluşmuyor aslında.

Sizin kendi altyapınızı çok ciddi şekilde güçlendirmeniz ve sağlam hale gelmeniz gerekiyor. Aksi takdirde tek atımlık kurşun olabiliyorsunuz. Eğer altyapınız, zemininiz sağlamsa o zaman binayı daha rahat dikebilirsiniz. Kendinizi sürekli geliştirmeniz, sürekli çalışmanız gerekiyor uzun vadeli olabilmeniz için. Her gün yeni bir şeyler öğrenip vazgeçmemeyi öğreniyorsunuz. Öğrendiğiniz şeyleri hayata geçirmeyi öğreniyorsunuz, risk almayı öğreniyorsunuz. Benim en büyük avantajım belki de kendimle ilgili risk alabilen bir yapıya sahibim. Ben hiçbir şeyden korkmuyorum, linçlenmekten korkmuyorum, başarısız olmaktan korkmuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum. Çünkü hayat yolculuğunda her şey insanlar için. Bir şey yapacaksanız eğer en iyi şekilde yapmak için uğraşmanız gerekiyor. Yolda da çok fazla şey öğreniyorsunuz. Evet, bu yaşta devletin içine girdim. Hala bir sürü şey öğreniyorum. Bilmediğim o kadar çok şey varmış ki.

Barışkan Ünal: Oyunculuk fazla sabır, emek isteyen bir meslek. Yani çocukluktaki o para düşüncesiyle yapılabilecek bir şey değil zaten içine girildikten sonra.

Tamer Karadağlı: Açıkçası şöyle düşünüyordum: 'Ya ne güzel, 2 saat işte bir yerde oynuyorsun, acayip paran oluyor. Ama biz sadece seyrettiğimiz kısmı aslında düşünüyoruz. Halbuki ne kadar büyük bir emek olduğunu, ne kadar yoğun çalışılması gerektiğini işin içine girdikten sonra anlıyorsunuz. Bu kadar yorulacağımı bilsem belki aşçı olmaya karar verebilirdim.

(Sürecek)

Barışkan Ünal dizi oyunculuk sinema atölyesi Tamer Karadağlı Türk Sineması