Havacılık ve denizcilik sektöründe düşük karbonlu yakıt arayışı biyoyakıta yönelimi artırıyor

TAKİP ET

Ekonomi / Uluslararası Enerji Ajansına göre 2030'a kadar yeni biyoyakıt talebinin yüzde 75'ten fazlasının havacılık ve denizcilik sektörlerinden gelmesi bekleniyor - Küresel biyoyakıt talebinin 2030'da yıllık 215 milyar litreye ulaşacağı öngörülüyor - Eni, bp ve Shell gibi enerji şirketleri HVO, SAF ve atık bazlı biyoyakıt üretim kapasitesini artırmaya çalışıyor

Ekonomi Haberleri : GÜLŞEN ÇAĞATAY - Hava ve denizcilik şirketlerinin düşük karbonlu yakıt arayışı, ulaştırma sektöründe biyoyakıtlara yönelik yatırımları hızlandırırken, dönüşüm son 10 yılda geleneksel etanol ve biyodizelden hidrojenle işlenmiş bitkisel yağ (HVO), sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) ve atık bazlı yeni nesil biyoyakıtlara doğru yöneliyor.

AA muhabirinin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve sektör raporlarından yaptığı derlemeye göre, bitkisel ve hayvansal yağ, tarımsal artık, organik atık ve diğer biyolojik kaynaklardan elde edilen yakıtları kapsayan biyoyakıtlar, uzun süredir özellikle kara taşımacılığında fosil yakıtlara alternatif olarak kullanılıyor.

Biyoyakıtlar, fosil yakıtlara göre daha düşük sera gazı emisyonu oluşturduğu için iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadelede önemli bir alternatif olarak görülüyor. Özellikle havacılık ve denizcilik gibi elektrifikasyonun zor olduğu sektörlerde SAF ve yenilenebilir dizel, fosil yakıt kullanımından kaynaklanan emisyonların azaltılmasına katkı sağlıyor.

Buna karşılık havacılık ve denizcilik, enerji yoğunluğu ve operasyon koşulları nedeniyle elektrifikasyonun daha zor olduğu alanlar olarak öne çıkıyor. Bu nedenle düşük karbonlu sıvı yakıtlar, söz konusu sektörlerin emisyonlarını azaltmada önemli seçeneklerden biri haline geliyor.

IEA'ya göre, biyoyakıtların toplam sıvı ulaşım yakıtları içindeki payının 2023'te yüzde 5,6'dan 2030'da yüzde 6,4'e yükselmesi ve küresel biyoyakıt talebinin yıllık 215 milyar litreye ulaşması bekleniyor.

IEA, 2030'a kadar yeni biyoyakıt talebinin yüzde 75'ten fazlasının havacılık ve denizcilik sektörlerinden geleceğini öngörüyor. Bu iki sektörde biyoyakıt kullanımının 2023-2030 döneminde ortalama yüzde 30 artması beklenirken, büyümede Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya'daki politikaların etkili olacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan elektrikli araçların kara taşımacılığında yaygınlaşması, biyoyakıt türlerinin sektördeki büyümesini sınırlıyor.

Son 10 yılda teknoloji değişti

Biyoyakıt sektörünün geçirdiği dönüşüm yalnızca talep tarafında değil, kullanılan teknolojilerde de görüldü.

Geleneksel biyodizelin yanında HVO olarak adlandırılan yenilenebilir dizel, özellikle son yıllarda rafinerilerin ve enerji şirketlerinin yatırım yaptığı alanlardan biri haline geldi.

HVO üretiminde bitkisel ve hayvansal yağlar ile kullanılmış yemeklik yağlar gibi ham maddeler hidrojenle işlenerek dizel özelliklerine sahip bir yakıta dönüştürülüyor.

IEA'nın 2019'daki öngörüsünde 2019-2024 döneminde biyodizel ve HVO üretiminin yaklaşık yüzde 34 artarak 2024'te 57,1 milyar litreye ulaşması bekleniyordu. Aynı dönemde geleneksel etanol üretiminin yüzde 19 artması öngörülürken, yeni nesil ileri biyoyakıt üretiminde yüzde 100'lük artış tahmin edilmişti.

Bu dönemde atık ve kalıntıların daha fazla kullanılması da sektörün temel eğilimlerinden biri oldu. Bunun nedeni, biyoyakıt üretiminin gıda ürünleri, arazi kullanımı ve ormansızlaşma üzerindeki etkilerini sınırlayacak daha sürdürülebilir ham maddelere duyulan ihtiyacın artması oldu.

Teknolojik dönüşümün en dikkat çekici alanlarından biri ise SAF oldu. SAF, biyolojik atık ve kalıntılar dahil çeşitli ham maddelerden üretilebilen ve geleneksel jet yakıtıyla harmanlanarak mevcut uçak ve yakıt altyapısında kullanılabilen düşük karbonlu bir yakıt grubu olarak öne çıkıyor.

Avrupa Birliği, SAF talebinin oluşması için düzenleyici hedefler belirlerken, ReFuelEU Aviation kapsamında AB havalimanlarında kullanılan yakıtın en az yüzde 2'sinin 2025'ten itibaren SAF olması, bu oranın 2030'da yüzde 6'ya ve 2050'de yüzde 70'e çıkarılması öngörülüyor.

Bu düzenlemeler, biyoyakıt üreticileri ve petrol şirketleri açısından uzun vadeli bir pazar sinyali oluşturuyor.

Petrol şirketleri rafinerilerini dönüştürüyor

Biyoyakıt yatırımlarındaki artışta Eni, bp ve Shell gibi geleneksel petrol şirketlerinin stratejileri etkili oluyor.

İtalya merkezli Eni, mevcut sanayi altyapısını biyoyakıt üretimine uyarlayan şirketlerin başında geliyor. Şirket, Enilive üzerinden biyoyakıt üretim kapasitesini mevcut yıllık 1,65 milyon tondan, 2028'de 3 milyon tonun, 2030'da ise 5 milyon tonun üzerine çıkarmayı ve bunun içinde 2 milyon tona kadar SAF üretme kapasitesine ulaşmayı hedefliyor.

Eni ayrıca İtalya'nın Priolo bölgesinde yıllık 500 bin ton kapasiteli yeni bir biyorefineri planlıyor. Tesiste piyasa koşullarına göre HVO veya SAF üretilebilmesi hedefleniyor.

bp de biyoyakıt ve SAF'ı geçiş stratejisindeki büyüme alanlarından biri olarak değerlendiriyor. Şirket, rafineri altyapısını kullanarak biyoyakıt üretimini artırmayı ve özellikle SAF kapasitesini geliştirmeyi hedefliyor. bp ayrıca HEFA olarak adlandırılan hidroişlenmiş esterler ve yağ asitleri teknolojisini kısa ve orta vadede SAF üretimindeki en ölçeklenebilir yöntemlerden biri olarak değerlendiriyor.

Shell ise 2025'te dünya genelinde satılan yakıtlarına yaklaşık 10,3 milyar litre biyoyakıt harmanladı. Şirket SAF, yenilenebilir dizel ve biyogazı havacılık, kara taşımacılığı ve denizcilik sektörlerine sunduğunu belirtirken, Rotterdam'da planlanan biyoyakıt tesisinin inşasına ise ekonomik rekabet gücü gerekçesiyle yeniden başlamama kararı aldı.

IEA, biyoyakıtların enerji dönüşümünde önemli bir rol oynamaya devam edeceğini ancak yüksek ham madde maliyetleri, politika belirsizlikleri ve bazı pazarlarda düşük üretici marjlarının sektör için risk oluşturduğunu belirtiyor. 2025'te özellikle ABD'de biyodizel, yenilenebilir dizel ve SAF üreticilerinin ekonomik koşullardan baskı gördüğü ifade ediliyor.

düşük karbonlu yakıt arayışı Hava ve denizcilik şirketleri IEA Uluslararası Enerji Ajansı