OYAK, çalışan refahını verimlilik ve sürdürülebilirlik yatırımı olarak konumlandırıyor
Ankara — OYAK İnsan Kaynakları ve Kurumsal Kültür Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Hakan Arslan: - Çalışan bağlılığı ve refahına yönelik çalışmalar artık yalnızca insan kaynakları süreçleri kapsamında değerlendirilmiyor. Bu alan, şirketlerin verimlilik, sürdürülebilirlik ve yetenek yönetimi açısından stratejik öncelikleri arasında yer alıyor
Ankara Haberleri — HÜLYA ÖMÜR UYLAŞ - OYAK İnsan Kaynakları ve Kurumsal Kültür Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Hakan Arslan, çalışan bağlılığı ve refahına yönelik çalışmaların artık yalnızca insan kaynakları süreçleri kapsamında değerlendirilmediğini belirterek, Bu alan, şirketlerin verimlilik, sürdürülebilirlik ve yetenek yönetimi açısından stratejik öncelikleri arasında yer alıyor. dedi.
Arslan, AA muhabirine, OYAK bünyesinde yapılan çalışan bağlılığı anketinin sadece memnuniyeti ölçmeye yönelik olmadığını, aynı zamanda kurum içindeki güçlü yönleri, gelişim alanlarını ve yetenek potansiyelini görünür hale getiren önemli yönetim aracı niteliği taşıdığını söyledi.
Kurumların rekabet ettiği en kritik alanlardan birinin yetenekleri bulmak ve elde tutmak olduğunu vurgulayan Arslan, Kurumların yarıştığı noktalardan bir tanesi de yetenekleri bulmak. İnsan kaynaklarının hem içeride hem dışarıda yeteneklere ulaşmak için mücadele ettiği bir alan var. diye konuştu.
Arslan, çalışan refahının artık şirketlerin iyi niyet projesi olarak değil, verimlilik ve sürdürülebilirlik konusu olarak ele alınması gerektiğini ifade ederek, Çalışan bağlılığı ve refahına yönelik çalışmalar artık yalnızca insan kaynakları süreçleri kapsamında değerlendirilmiyor. Bu alan, şirketlerin verimlilik, sürdürülebilirlik ve yetenek yönetimi açısından stratejik öncelikleri arasında yer alıyor. değerlendirmesinde bulundu.
Refah kavramını yalnızca fiziksel veya sosyal aktivitelerle sınırlamadıklarını aktaran Arslan, çalışanın iş yerinde kendini güvende hissetmesi, gelişim fırsatı bulması, yöneticisine güvenmesi ve yaptığı işin anlamını görebilmesinin de çalışan refahının önemli parçaları olduğunu anlattı.
Arslan, liderlik gelişim programlarının çalışan bağlılığı ve performansı üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, bu programların yönetici memnuniyeti, çalışan bağlılığı ve iç terfi oranlarına olumlu etkide bulunduğunu bildirdi. Kritik pozisyonlardaki çalışan kayıplarının azalması, yeteneklerin elde tutulması ve ekip performanslarının yükselmesinin de en somut çıktılar arasında yer aldığına işaret eden Arslan, İnsanlar çoğu zaman şirketlerini değil, yöneticilerini terk ediyor. Güçlü liderlik kültürü oluşturduğunuzda hem bağlılık hem de performans doğal olarak yükseliyor. dedi.
- Çalışan deneyimi finansal ve operasyonel sürdürülebilirliğe doğrudan etki ediyor
Çalışan deneyimi ve bağlılığın yalnızca bir insan kaynakları süreci değil, şirketlerin finansal ve operasyonel sürdürülebilirliğine doğrudan etki eden bir iş metriği olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Arslan, bugün birçok şirketin teknolojiye yatırım yaptığını ancak asıl farkın o teknolojiyi kullanacak doğru kültürü oluşturabilmekte ortaya çıktığını kaydetti.
Arslan, bağlı çalışanın daha üretken olduğunu, daha az hata yaptığını, müşteri memnuniyetinin arttığını ve çalışanın şirket içerisinde daha uzun süre kaldığını anlattı. Bir çalışanın kurumdan ayrılmasının maliyetine yalnızca işe alım maliyeti olarak bakılamayacağını vurgulayan Arslan, bilgi kaybı, adaptasyon süresi, operasyonel aksama ve müşteri etkisi gibi görünmeyen maliyetlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
- İnsan kaynakları iş sonuçlarına ortak olan yapıya dönüşmeli
İnsan kaynakları fonksiyonunun son yıllarda önemli dönüşüm geçirdiğine işaret eden Arslan, modern insan kaynaklarının yalnızca süreç yöneten değil, iş sonuçlarına ortak olan yapıya dönüşmesi gerektiğini bildirdi.
Arslan, OYAK'ta insan kaynaklarının sadece personel süreçlerini yöneten ekipler olarak konumlanmadığı bilgisini vererek, iş birimlerinin hedeflerini, maliyetlerini, operasyonel zorluklarını ve büyüme planlarını bilen iş ortakları olarak çalıştıklarını ifade etti.
Rekabetçi yetenek pazarında çalışan deneyiminin belirleyici hale geldiğini vurgulayan Arslan, nitelikli çalışanların artık yalnızca ücret seviyesine değil, çalışacakları liderin niteliğine, gelişim olanaklarına, kurum kültürüne ve kariyer fırsatlarına da baktığını dile getirdi. Arslan, iyi ücretin artık tek başına tercih sebebi olmadığını, sadece giriş bileti olarak değerlendirildiğini belirterek, şöyle devam etti:
Bir adayın ilk mülakat deneyimi, işe uyum süreci, performans görüşmeleri, gelişim fırsatları ve yöneticisiyle kurduğu ilişki aslında tek bir yolculuğun parçalarıdır. Rekabet avantajı da burada oluşuyor. Benzeri ücretleri birçok şirket verebilir. Ancak güçlü kültürü, güven ortamını ve gelişim fırsatlarını her şirket sunamaz.
Arslan, gelecekte şirketleri farklılaştıracak unsurun yalnızca teknoloji olmayacağını dile getirerek, asıl farkın teknolojiyi kullanabilen, gelişime açık ve kurumuna inanan insan kaynağıyla oluşacağını söyledi.
- Yapay zekayı yönetecek olan yine insanlar
Yapay zeka, otomasyon ve dijitalleşmenin çalışma hayatında önemli değişimleri beraberinde getirdiğini hatırlatan Arslan, bu dönüşümün insan kaynağının önemini azaltmadığını, aksine daha kritik hale getirdiğini ifade etti.
Arslan, son dönemde yapay zekanın bütün işleri ortadan kaldıracağına yönelik algı oluştuğuna dikkati çekerek, Bu her ne kadar belli oranda olsa da günün sonunda bu dönüşümü yine insanlar gerçekleştirecek, insanlar yönetecek. Yapay zekadan korkmak yerine onu nasıl yöneteceğimize, işlerimizi nasıl kolaylaştıracağına ve bize nasıl katkı sağlayacağına odaklanırsak süreci daha verimli ve başarılı şekilde yönetebiliriz. dedi.
Çalışanların ve çalışma hayatına yeni katılacak kişilerin değişen yetkinlik ihtiyaçlarına uyum sağlaması gerektiğini vurgulayan Arslan, konfor alanından çıkmanın ve sürekli öğrenmenin önem taşıdığını anlattı.
- Gelecek dönemin en kritik konusu insan sermayesi olacak
Arslan, iş dünyasında uzun yıllar finansal sermayenin, ardından teknoloji sermayesinin öne çıktığını belirterek, gelecek dönemin en kritik konusunun insan sermayesi olacağını bildirdi.
Şirketlerin gerçek rekabet avantajının yalnızca sahip oldukları binalar, makineler veya teknolojiler olmadığını dile getiren Arslan, şunları kaydetti:
Şirketlerin gerçek rekabet avantajı, birlikte başarma kültürü oluşturabilmiş insanlarıdır. Teknoloji satın alınabilir, sermaye bulunabilir, tesis kurulabilir. Ancak güvene dayalı güçlü bir kültür inşa etmek yıllar alır. O kültür oluştuğunda şirketler sadece büyümez, nesiller boyu ayakta kalabilir.