Türkiye ile Çin arasında kitaplar aracılığıyla kurulan kültür köprüsü, Pekin'de tartışıldı
Pekin — Türkiye ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı etkinlikleri kapsamında Pekin Yunus Emre Türk Kültür Merkezi'nde (Pekin YETKM) kültür sohbeti düzenlendi - Sinoloji alanındaki çalışmaları ve Çinceden yaptığı çevirilerle tanınan Prof. Dr. Giray Fidan, ana konuşmacı olduğu etkinlikte, Türkçe yayımlanan seçme Çince eserler üzerinden iki kültür arasındaki ilişkileri anlattı
Pekin Haberleri — Türkiye ile Çin arasında, klasik felsefeden modern edebiyata, tarihsel araştırmalardan güncel incelemelere dek kitaplar aracılığıyla kurulan kültürel bağlar ve etkileşimler, Pekin'de düzenlenen etkinlikte ele alındı.
Türkiye ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı dolayısıyla Pekin Yunus Emre Türk Kültür Merkezi'nde (Pekin YETKM) Kültür Sohbetleri etkinliği düzenlendi.
Sinoloji alanındaki çalışmalarının yanı sıra çok sayıda önemli Çince eserin çevirisini yapan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giray Fidan, etkinlikte ana konuşmacı olarak yer aldı.
Fidan, Türkiye'de çevirisini yaptığı ve yayınına katkıda bulunduğu seçme Çince eserler üzerinden iki kültür arasındaki ilişkileri anlattığı, Kitaplarla Kurulan Köprü başlıklı bir sunum yaptı.
Türkiye'nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal'ın katıldığı, Pekin YETKM Koordinatörü Prof. Dr. Eyüp Sarıtaş'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinliği, Çin'de Sinoloji ve Türkoloji alanlarında çalışan Türk ve Çinli araştırmacılar, yazarlar, öğrenciler ve basın mensuplarından oluşan geniş bir izleyici kitlesi ilgiyle takip etti.
- Çeviri yalnızca aktarım değil iki farklı kültür arasında kurulan köprüdür
Türkiye'nin Pekin Büyükelçisi Ünal, açılış konuşmasında, Türkiye ve Çin'in, zengin bir tarihe ve kültürel mirasa sahip iki büyük medeniyetin temsilcisi olduğunu, kadim İpek Yolu üzerinde yüzyıllarca süren ticaretin, Türk ve Çin halklarını birbirine bağlayan derin kültürel ilişkileri beraberinde getirdiğini belirtti.
Bugün de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ortak vizyon ve iradeleri doğrultusunda, ilişkilerin her alanda güçlendiğine dikkati çeken Ünal, halklar arası ilişkiler ve kültürel temasların da bu ilişkilerin en önemli boyutlarından olduğunu vurguladı.
Ünal, izleyiciler arasında Türkoloji ve Sinoloji bölümlerinde okuyan gençlere hitaben, Dil, ait olduğu toplumun yaşam tarzını ve değerlerini yansıtan en güçlü aynadır. Çeviri, yalnızca kelimelerin bir dilden diğerine bir aktarımı değil, iki farklı kültür arasında kurulan derin bir köprüdür. Çevirmen de bir kültür elçisidir. Bu nedenle sadece kelimelerin karşılığını değil, o kelimeler arkasındaki her iki derin kültürü öğrenmeniz önem arz etmektedir. dedi.
Pekin YETKM Koordinatörü Sarıtaş da yaptığı sunumda, etkinliğin, Türk ile Çin kültürleri arasındaki etkileşimi artırmak amacıyla başlatılan Kültür Sohbetleri serisinin bir parçası olduğunu ifade etti.
Asya'nın iki büyük milleti Türkler ve Çinlilerin 2000 yıldan fazla uzun bir dostluk geçmişine sahip olduğuna değinen Sarıtaş, her iki milletin de tarih sahnesine çıkmalarından itibaren geniş bir coğrafyada tarihsel gelişme gösterdiğini ve kültürlerini koruyarak tüm canlılığıyla bugüne taşıdığını dile getirdi.
Sarıtaş, Türkiye'de 1935'te sinoloji çalışmalarının başlamasından bu yana çağdaş Çince eğitimin var olduğuna, bugün resmi verilere göre Çin'de 6 aylık Çince kurslarından doktoraya kadar farklı seviyelerde yaklaşık 1050 Türk öğrencisinin öğrenim gördüğüne ve bunun, genç Türklerin Çin kültürü ve diline ilgisini gösterdiğine işaret etti.
- Türkiye'deki Çin araştırmalarının tarihi, 500 yıllık bir geçmişe sahip
Prof. Dr. Fidan, sunumunda, Türkiye'de sinoloji çalışmalarının resmi olarak 1935'te başlamasına rağmen kültürlerin birbirlerine ilgilerinin geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirtti.
16. yüzyılda Kuzey Çin'e seyahat eden Türk gezgin Ali Ekber Hıtayi'nin 1516'da yayımlanan Hıtayname adlı eserinin Türk sinolojisinin öncü eserlerinden biri olarak görülebileceğini söyleyen Fidan, Türkiye'deki Çin araştırmalarının tarihi, 500 yıllık bir geçmişe sahip diyebiliriz. ifadesini kullandı.
Fidan, sunumunda çevirisi ve ortak çevirisini yaptığı Çin klasiklerinden, Konfüçyüs'ün Konuşmalar, Sun Tzu'nun (Sun Zi) Savaş Sanatı, Guiguzi'nin İkna Sanatı, Vu Cing'in Yönetim Sanatı, Vuzi Çi ve Sima Rangcu'nun Savaş Kanunları gibi eserlerden örnekler verdi.
Sun Tzu'nun strateji kitabı Savaş Sanatının, Çin dışında en çok satıldığı ülkenin Türkiye olduğunu vurgulayan Fidan, Türk sinolog Prof. Dr. Pulat Otkan ile hazırladıkları, 2014'te yayımlanan kritik edisyonlu çevirinin 31 kez yeniden basıldığını ve 500 binden fazla sattığını aktardı.
Fidan, Çin edebiyatının başyapıtı sayılan, erken dönem romanı Kızıl Köşkün Rüyasının, Taşın Hikayesi başlıklı ilk cildinin Türkçe yayımlandığını belirterek, diğer ciltlerin de yayına hazırlandığı bilgisini paylaştı.
- Ankara-Çongçing bağlantısı
Türkiye ile Çin arasında, 20. yüzyılın başında, iki ülkenin ulusal kurtuluş mücadelelerini verdiği dönemdeki ilginç bir bağlantıya dikkati çeken Fidan, Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul'un işgal altında olduğu 1920'li yılların başında kurtuluş mücadelesini Ankara merkezli olarak yürütmesinin, 1930'ların başında dönemin Çin Cumhuriyeti'nin başkenti Nancing'in Japonlar tarafından işgal edilmesinin ardından dönemin hükümetinin direniş merkezini ülkenin daha iç kesimindeki Çongçing şehrine taşıma kararının, Türk Kurtuluş Savaşı'ndan ve Ankara örneğinden esinlendiğini anlattı.
Fidan, Çin'de yazılmış ilk Atatürk biyografisi olan Kaiome'er kitabının Türkçe çevirisinin de Türk-Çin entelektüel ilişkilerinin az bilinen bir sayfasını araladığını vurguladı.
İki ülke arasında tarihsel ve toplumsal benzerliklerin tarihte tarafların bazı dönemlerde birbirlerini model ve esin kaynağı olarak gördüğü ilginç bir zihinsel bağ yarattığını belirten Fidan, şunları kaydetti:
Örneğin 'Hıtayname'den bahsettik. Bu konuda yazılmış bir doktora tezi var; eseri, 16. yüzyıl Osmanlı Devleti için bir ıslahat önerisi olarak ele alıyor, Sultan'a da sunulduğu için. Burada Çin, 16. yüzyıl Osmanlısı için bir model gibi algıladı. Arkasından 20. yüzyılın başında Çin, Türkiye'yi bir model olarak görüyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin başka ikili ilişkilerde görmediğimiz kendine özgü bir doğası olduğunu görebiliyoruz. Çoğunlukla tarıma dayalı eski büyük imparatorlukların mirasçısı olan iki ülke. Bu yüzden, her ne kadar arada uzun boşluklar olsa da kültürel olarak, hayata ve dünyaya bakışta büyük benzerliklerin olduğunu söyleyebiliriz.