Yazar İpek Gökdel, 400 yıllık aile hikayesini edebiyat dünyasına taşıdı
İstanbul — Gökdel: - Erzincan'a giderek orada ailemin köklerini aradım. 1760'ta ev göçü kanunuyla şehzadelere ve hareme ders vermek için İstanbul'a geldiklerini ve huzur müderrisi olduklarını öğrendim - Osmanlı'dan hikayeyi Cumhuriyet'e taşıdım. Çünkü Türkiye'nin ilk jet pilotu, ABD'de 1930'larda eğitim gören ve adını, soyadını Atatürk'ün verdiği Mustafa Kemal Gökdel benim dedem
İstanbul Haberleri — AİŞE HÜMEYRA AKGÜN - Yazar ve senarist N. İpek Gökdel, Ben yaklaşık 5 metrekarede penceresiz küçücük bir odada sadece kendi kafamın içinde yazıyorum. Herhangi bir boğaz manzaram yok. Herhangi bir büyüklük içinde yaşamıyorum. İnsan (yazarlıkta da) haddini bilmeli diye düşünüyorum. Yazmak bana göre Allah'ın verdiği bir emre boyun eğmek. dedi.
Bugüne kadar Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi, Karakalem-Kayıpbey Efsanesi, Karakalem-Muhafızname, Tövbe ve Kefaret kitaplarını kaleme alan Gökdel'in son olarak 6. romanı Örger Yayınları tarafından Ruh Meclisi adıyla raflarda yerini aldı.
Gökdel'in Karakalem-Muhafızname kitabının yayın hakları alınarak Netflix'in ilk Türk orijinal dizisi The Protector (Hakan: Muhafız) olarak da dünya çapında izleyiciyle buluşmuştu.
- Otobiyografimi yazacak kadar kendimi önemli hissetmiyorum
AA muhabirine yazarlık çalışmalarına ve yeni kitabına dair açıklamada bulunan Gökdel, 2012'den beri bir matemin içinde olduğunu ve ailesinden birçok yakınını kaybettiğini dile getirerek, Annemi, babamı, kardeşimi kaybettim. Yaklaşık 13 yıllık bir matemdi fakat bu matem fazla uzun sürdü. diye konuştu.
Gökdel, bu matemden yola çıkarak 400 yıllık ailesinin hikayesinden 40 kişinin hayatını yazmak istediğini belirterek, şöyle devam etti:
Aslında 'Ruh Meclisi' bu coğrafyanın bir romanı. Bunun içerisinde bir aşk hikayesi de var ve kitapta yaşananlar bir yazar kadının başına geliyor ki ben kendi ailemi anlatıyorum. O yazar da benim. Kitabı bir otobiyografi olarak yazmadım. Otobiyografimi yazacak kadar kendimi önemli hissetmiyorum. İkincisi, dijital bir mabedin içinde yaşıyoruz. Herkes dijital bir keşiş gibi. Oysa bizim jenerasyon çok enteresan bir şey yaşadı. Biz Facit’i de hesap makinesini de Nokia'yı da gördük. Fakat bugün AI ile Instagram'a post hazırlıyorum. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet ve bugün, yani bu süreçte bu coğrafya o kadar değişti ki...
- Herkesin yazabileceğine dair bir umut vermek istedim
Artık her şeyin hızlandığı bir sürecin olduğundan bahseden Gökdel, Bu sürece bir durup bakmak istedim. Birinci olarak, sevdiklerini gönderdiğin zaman hayattan ne öğrendiğine bakıyorsun. Herkesin biricik olduğu ve aynı acılarla, aynı hatalarla, günahlarla yola çıktığını, kimsenin birbirinden daha özel olmadığını anlıyorsun. Bunları yazmak istedim. Herkesin yazabileceğine dair de bir umut vermek istedim. Çünkü herkesin kendi ailesinin hikayesi çok önemli. Benim de dolma saran teyzeden bir farkım yok. ifadelerini kullandı.
İpek Gökdel, kitabında ilk olarak ailesinin Kafkasya'dan Anadolu'ya geçme dönemini anlattığına işaret ederek, şunları kaydetti:
Çok enteresandır, bir dönem ailem Erzincan Kemaliye'de durmuş ve Erzincan'a giderek orada ailemin köklerini aradım. Bütün ailemin hikayesini bulmaya çalıştım. Ardından 1760'ta ev göçü kanunuyla şehzadelere ve hareme ders vermek için İstanbul'a geldiklerini ve huzur müderrisi olduklarını öğrendim. Sonra huzur müderrislerinin peşinden koşmaya başladım. Onlardan bir tanesi benim büyük büyük dedem. Osmanlı'dan hikayeyi de Cumhuriyet'e taşıdım. Çünkü Türkiye'nin ilk jet pilotu ABD'de 1930'larda eğitim gören ve adını, soyadını Atatürk'ün verdiği Mustafa Kemal Gökdel benim dedem. Diyarbakır'da hava üssünü kurmuş.
- Yazmak bana göre Allah'ın verdiği bir emre boyun eğmek
Ruh Meclisinin de bir dizi projesi olması temennisinde bulunan Gökdel, Bugüne kadar yazdığım birçok senaryo çekildi. Birçok senaryonun da ana hikayesini yazdım. 'Tövbe' adlı romanım için de şu anda bir yapım şirketiyle çalışıyorum. dedi.
Gökdel, 7. kitabını yazmaya başladığını ve bir yandan senaryo danışmanlığı yaptığını dile getirerek, yeni kitabının polisiye üzerine olacağını belirtti.
Her yazarın kendine özgü bir tarzı ve tavrı olduğuna işaret eden Gökdel, Ben yaklaşık 5 metrekarede penceresiz küçücük bir odada sadece kendi kafamın içinde yazıyorum. Herhangi bir boğaz manzaram yok. Herhangi bir büyüklük içinde yaşamıyorum. İnsan (yazarlıkta da) haddini bilmeli diye düşünüyorum. Yazmak bana göre Allah'ın verdiği bir emre boyun eğmek. görüşlerini paylaştı.