
Dünya Haberleri — Avrasya analisti Eşref Yalınkılıçlı, Ukrayna-Rusya savaşının Karadeniz'deki güvenlik atmosferini nasıl etkilediğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Dünyanın jeopolitik merkezi sayılan Avrasya'da Rusya ve Batı arasında yaşanan tarihsel krizler 20. yüzyıldaki "Soğuk Savaş"ın ideolojik rekabetinin de ötesine geçerek, yeniden imparatorluklar çağındaki yayılmacı savaşları başlattı. Çatışmaların merkezinde yine Karadeniz havzası yer alırken sıcak çatışmalar, Rusya'nın Ağustos 2008'deki beş günlük Gürcistan müdahalesi, Mayıs 2014'te Kırım'ın ilhakı ve sonrasında Doğu Ukrayna'daki vekalet savaşlarıyla devam etti. Rusların "saldırgan" taraf olarak görüldüğü bu tabloda, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) de Rusları "kışkırtan" Batılı güçler olarak kendi geleneksel rollerini oynamaktan geri kalmadı.
Gelinen noktada, beşinci yılına doğru ilerleyen Ukrayna savaşı, 19. yüzyıl ortasındaki Kırım Savaşı'ndan bile daha fazla askeri ve jeopolitik hasarlar bıraktı. Küresel ölçekte savaş senaryolarının konuşulduğu bu dönemde, bilhassa Rusya ve Avrupa ilişkilerindeki siyasi ve ekonomik fay hatları karşılıklı yaptırımlarla tamamen kırılırken diplomasi, sorunların çözümünde yetersiz kalmaya başladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Avrupalı liderlerin telefonuna bile çıkmadığı böylesi muğlak bir konjonktürde savaşın başından beri diplomasinden ümidini kesmeyen neredeyse tek ülke kaldı.
Karadeniz’de barışın anahtarı Ankara’da
Hem Rus tarafı hem de Batılı ülkeler ile yoğun bir diplomasi trafiği yürüten Türkiye, Rusya ve Ukrayna arasında Şubat 2022'de başlayan savaşta iki tarafı savaşın birinci ayı içerisinde hem Antalya hem de İstanbul'da bir araya getirerek barış için somut adımlar attı. Bilhassa Dolmabahçe'de yapılan görüşmeler sonucu alınan İstanbul Mutabakatı kararları, savaşı bitirmek için Kiev ve Moskova'da referans alınan en önemli belge niteliği taşımaya devam ediyor.
Ankara'nın arabuluculuğunda iki taraf arasında gerçekleşen esir değişimleri ve Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması'nın imzalanması da Rusya ve Ukrayna'nın Türkiye'ye olan güvenini gösterdi. Ukrayna tarafı olası müzakereler ve kalıcı barış için Türkiye'nin "garantör ülke" olması fikrini beyan ederken Kremlin'den yapılan açıklamalarda Ankara'nın müzakerelerdeki yapıcı rolü ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne sadık kalmasından duyulan memnuniyet her fırsatta dile getirildi.
Karadeniz’in güvenlik mimarisi savaşın gidişatını belirliyor
Rusya-Ukrayna savaşının da kaynama noktası olan Karadeniz'de güvenlik meselesi Osmanlı-Rusya savaşlarından bu yana bölgesel istikrarın ana kaynağını oluşturuyor. Tarihsel perspektifte sıcak denizlere inmek isteyen Rusya'nın yayılmacı ve saldırgan politikaları, Türk imparatorluğunu başta Kırım ve Azak bölgeleri olmak üzere, Karadeniz'i kuzeyden kontrol eden topraklarından vazgeçmeyen ve savunmada kalan bir jeopolitik oyunun parçası haline getirdi. Görünüşte Rusların kazandığı bir dizi savaşlar, günün sonunda aslında ne Moskova ne de İstanbul'a yarayan, daha çok Batılıların istifade ettiği "sıfır toplamlı bir oyuna" dönüştü.
Bugünkü konjonktürde ise Türkiye'nin yerini Ukrayna alırken Karadeniz'de istikrar ve güvenlik kaotik bir sürece evrildi. Rusya ve Türkiye için tarihsel öneme haiz olan bu havzaya kıyıdaş olmayan başka aktörlerin de sürece dahil olma çabası durumu daha da belirsiz hale getiriyor. Bu belirsizlik Karadeniz'de halihazırda var olan gerginliği tırmandırırken Ukrayna savaşının da uzamasına yol açıyor. Romanya ve Bulgaristan gibi eski Komünist Doğu Bloku ülkelerinin NATO ve AB'ye tam üye olması, Ukrayna ve Gürcistan için de aynı üyeliklerin Batılı çevrelerde sürekli dillendirilmesi Karadeniz'i bir istikrar adası olmaktan çıkarıp, yeniden çatışmaların merkezi haline getirdi.
Özellikle savaşın son iki yılına damgasını vuran karşılıklı İHA/dron saldırıları, karada iki ülkenin stratejik askeri, enerji ve altyapı tesislerine büyük zarar verirken denizde ise Karadeniz'deki ticaret ve münhasır ekonomik bölgelerdeki seyrüsefer güvenliğine büyük darbe vurdu. Burada her iki ülkenin de gelişigüzel şekilde birbirlerinin askeri hedeflerine, limanlarına, ticaret gemilerine ve lojistik unsurlarına ihalarla saldırması kendileri açısından savaşın önemli bir stratejisi olarak tanımlansa da tüm Karadeniz havzasını olumsuz etkiledi.
İki ülke de birbirlerini askeri ve ekonomik açıdan zayıflatma yarışına girerken bu durumdan en çok etkilenen üçüncül ülkelerin başında ise Türkiye geliyor. Karadeniz'de en büyük münhasır ekonomik bölge ve kara sularına sahip olan Türkiye'nin bölge ülkeleriyle olan ticareti sekteye uğrarken başta gıda, enerji ve çevre güvenliği noktasında ortaya çıkan sorunlar yalnızca Türkiye'yi değil, küresel ölçekte baş gösteren askeri, jeopolitik ve jeoekonomik riskleri de büyütüyor.
"Ebedi savaş" ve "sonsuz barış" arasında kalan Türkiye
Savaşı bitirmek için çalışan Ankara'daki dış politika liderliği ve bilhassa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "barış diplomasisi" adını verdiği adımlar uluslararası alanda genellikle olumlu karşılanıyor. Ancak savaşın bitmesini istemeyen kimi çevreler ve Ankara'dan rol çalmaya çalışan bazı ülkeler ise Karadeniz'de sürekli tırmanan gerginliği dikkatle takip ederken "bekle gör" yaklaşımıyla hareket ediyor.
Karadeniz'de ticari gemilere düzenlenen saldırılar geçtiğimiz ağustos ayından beri sürekli artıyor. 5 ve 6 Ekim'de sırasıyla Romanya ve Bulgaristan kara sularında gerçekleştirilen saldırılarda Rusya ve Ukrayna birbirini suçluyor. Ankara gerginliği düşürmek için Sofya ve Bükreş ile istişare toplantıları düzenlerken Kiev ve Moskova'dan da Karadeniz'deki ticaret gemilerinin hedef alınmaması ve seyrüsefer güvenliğinin sağlanması konusunda garantiler talep ediyor.
Karadeniz'in güvenliğinin kıyıdaş ülkeler tarafından birlikte sağlanması gerektiği ilkesinden hareket eden Türkiye'nin uluslararası hukuk bağlamındaki en büyük dayanağı ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi olarak öne çıkıyor. Ankara'nın Türk Boğazları üzerindeki askeri ve sivil gemi geçişlerini kontrol etmesi ve kıyıdaş ülkelerin çıkarlarını hem savaş hem de barış dönemlerinde gözeterek hareket etmesi Karadeniz'deki gerginliğin düşürülmesi adına önemli görülüyor.
Karadeniz'deki iki tarihsel güç ve rakip olan Türkiye ve Rusya'nın işbirlikleri bölgede kalıcı barışın sağlanmasının ön şartını oluşturuyor. Geçmişteki rekabetin her iki tarafa da yaramadığını tarihteki sınamalar gösterdi. Bununla birlikte Türkiye'nin Ukrayna'nın Kırım da dahil toprak bütünlüğü ve egemenliği konusunda Kiev'e verdiği destek devam ediyor. Moskova tarafında bu durum pek hoş karşılanmasa da Ankara ile işbirliğinin sürdürülmesi Kremlin elitleri tarafından da önemsenen bir durum haline geldi.
Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkileri krize giren Rusya'nın bilhassa Almanya ve İngiltere ile yaşadığı gerilimler Türkiye tarafından fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu doğrultuda en başından beri barışı en çok arzulayan taraf olan Ankara'nın Ukrayna savaşını tek başına sona erdirmesi gerçekçi değildir. Ancak savaşın ağırlık noktasının Karadeniz'den Doğu ve Kuzey Avrupa'ya kayması, Rusya ve Batı arasında yaşanan bir gerilim olarak kalması Türkiye'yi bu konuda rahatlatabilir.
Türkiye'nin NATO'nun Karadeniz'deki faaliyetleri konusunda Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmemesi ve teyakkuzda olması elzemdir. Ankara daha önce tahıl koridorunun açılması ve esir değişimlerindeki arabuluculuk rolleriyle Karadeniz'deki gerilimi asgari seviyeye çekebildi. Bu yönüyle diplomasideki güvenilirliğini her iki tarafa da defalarca ispatladı. Çatışmaların doğrudan tarafı olmayan Türkiye'nin, bilhassa Rusya-Batı, Rusya-Ukrayna ihtilaflarında öncelik vermesi gereken konu Karadeniz'in askeri ve ekonomik güvenliğidir. Ankara, Ukrayna'da kalıcı barışı ararken proaktif bir dış politika izleyebilir ve sorunun en azından "dondurulmuş çatışma" statüsü kazanması için çalışabilir. Bununla beraber, Rusya ve Batı arasındaki tarihsel ve jeopolitik sorunların tetiklediği "ebedi savaş" sarmalına girmekten kaçınması gereken Türkiye'nin bölgede kendi realpolitiğine öncelik vermesi gerekiyor.
[Eşref Yalınkılıçlı, Avrasya Analistidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Hatice Karahan




