İstanbul Haberleri — SETA Dış Politika Direktörlüğünde Araştırmacı Dr. Tunç Demirtaş, Sudan'da iç savaştaki son durumu ve barış için atılması gereken adımları AA Analiz için kaleme aldı.***Sudan’da 15 Nisan 2023’te başlayan kriz bugün üçüncü yılını doldurdu. Dördüncü yılına girdiğimiz kriz artık iki silahlı yapı arasındaki iktidar mücadelesi olarak tanımlanamaz. Günümüzde Sudan, devlet kapasitesinin aşındığı, toplumsal dokunun parçalandığı, ekonominin çökertildiği ve bölgesel istikrarsızlığın büyüdüğü çok katmanlı bir kriz sahasıdır. Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İhtiyaçlar ve Müdahale Planı’na göre 2026 itibarıyla 33,7 milyon insan insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Bu sayı Sudan’ı dünyanın en ağır insani krizlerinden biri haline getirmiş durumda. Aynı zamanda savaş, açlık ve temel hizmetlerin çökmesi nedeniyle ülkenin geniş kesimleri artık gündelik hayatı sürdüremez halde.
Yerinden edilme boyutu ise başlı başına bölgesel bir güvenlik sorunu üretmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) verilerine göre savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 14 milyon kişi yerinden edildi. Bunların 9 milyonu Sudan içinde kalırken 4,4 milyonu sınır ötesine geçti. Özellikle Çad, Mısır ve Güney Sudan üzerindeki baskı kritik seviyeye ulaşmış durumda. Çad’da 1,3 milyondan fazla Sudanlı mülteci yaşıyor ve yardım kesintileri nedeniyle temel gıda, su ve barınma erişimi hızla kötüleşiyor. Güney Sudan ise kendi iç kırılganlıkları sürerken hem Sudanlı mültecileri hem de Sudan’dan geri dönen yüz binlerce Güney Sudanlıyı taşımaya çalışıyor. Bu nedenle Sudan krizi artık Hartum’un ve Darfur’un ötesine geçmiş durumda olup komşu ülkelerin iç dengelerini de zorlayan bir bölgesel istikrarsızlık kaynağı.İnsani durumun en çarpıcı göstergesi ise açlık krizidir. Sudan nüfusunun yüzde 61,7’sine denk gelen 28,9 milyon insan akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Kuzey Darfur ve Güney Kordofan gibi bölgelerde insanlar yaprak ve hayvan yemi tüketmek zorunda kalıyor. Kadınlar ve çocuklar hem yetersiz beslenme hem de artan cinsel şiddet riski nedeniyle daha ağır etkileniyor. Sudan’da savaş sadece cephede yaşanmıyor. Uzun bir süredir açlık, kuşatma, Sağlık sisteminin çöküşü ve zorunlu göç de savaşın asli araçları haline gelmiş durumda.Askeri tabloda ise savaşın ilk dönemine göre daha karmaşık bir denge oluşmuş durumda. Son bir yılda Sudan ordusu Hartum’da önemli kazanımlar elde etti. Ordu, başkanlık sarayı ve başkentin kritik bölümlerinde yeniden kontrol sağladı. Buna karşılık Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) özellikle Darfur’un geniş kesimlerinde ve özellikle batı hattında etkisini koruyor. Sudan’daki kontrol artık büyük ölçüde iki ana alana bölündü. Bu bağlamda ordu hartum ve doğuda kontrol sağlamış durumdayken, HDK Darfur’da etkisini sürdürüyor.-HDK içeride çözülüyor mu?Sahadaki denge değişkenlik gösteriyor. HDK içindeki çözülme işaretleri son dönemde daha görünür hale gelmiş durumda. HDK'nin önemli saha komutanlarından Nur el-Kubba’nın Ordu tarafına geçmesi, daha önce Ebu Akıla Kikel örneğinde görülen kopuşların yeni bir halkası olarak okunabilir. Bu tür ayrılıklar tek başına savaşın sonucunu belirlemese de HDK içindeki komuta, kaynak dağılımı ve kabilesel gerilimlerin derinleştiğine işaret ediyor. Kısacası Sudan’daki kriz HDK'nin kendi iç bütünlükleri içinde de sürmektedir. Bu da önümüzdeki dönemde daha fazla çözülme, yeni yerel ittifaklar ve sahadaki dengenin içeriden değişmesi ihtimalini artırıyor.Dış aktörler de bu savaşın uzamasında belirleyici bir rol oynuyor. Sudan ordusu Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) uzun süredir HDK'ye silah ve lojistik destek sağlamakla suçluyor. Buna rağmen hem Darfur’daki silah sevkiyatları hem de bölgesel lojistik hatlar üzerindeki tartışmalar devam ediyor. Mısır daha çok orduya yakın bir çizgide dururken, Suudi Arabistan arabuluculuk kapasitesini korumaya çalışıyor. ABD ise Suudi Arabistan, Mısır ve BAE ile birlikte dörtlü mekanizma üzerinden ateşkes ve siyasi geçiş zemini üretmeye çalışsa da henüz sahada kalıcı sonuç alabilmiş değil.Ancak bu noktada önemli bir gelişme ABD/İsrail-İran savaşı olmuştur. Körfez ülkelerinin bu savaştan itibaren İran karşısındaki durumu son derece kritik. Özellikle BAE’nin savaşın ilk haftasında HDK'ye yaptığı sevkiyatların aksadığı iddia edilse de sonraki süreçte artarak bölgede Sudan'a komşu ve komşu olmayan bazı Doğu Afrika ülkelerinden devam ettiğine yönelik güçlü iddialar bulunuyor.- Berlin Konferansı çözüm getirebilir mi?Berlin Konferansı gibi girişimlerin Sudan için sınırlılıkları ortada. Almanya’nın Fransa, Birleşik Krallık, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika Birliği (AfB) ile birlikte düzenlediği 15 Nisan toplantısı insani yardım mobilizasyonu açısından önem taşısa da Alman düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı SWP'nin de açıkça belirttiği gibi bu toplantı bir barış konferansı değil. Dahası, sahadaki ana askeri-siyasal ağırlık merkezlerini dışlayan, buna karşılık belirli sivil-siyasi çevreleri öne çıkaran formatların uygulanabilir bir çözüm üretmesi zor. Zira Sudan’da mesele temsil, meşruiyet ve icra kapasitesidir. Masada kurulan çerçeve cephedeki gerçek dengeyle örtüşmediğinde, diplomatik metinler sahada karşılık bulmuyor.Önümüzdeki dönemde Sudan'ın geleceği için üç senaryo öne çıkıyor. Birinci senaryo, fiili bölünmenin derinleşmesi; ikinci senaryo uzun süreli yıpratma savaşının sürmesi ve üçüncü senaryo ise dış destek kanallarının gerçekten sınırlandığı ciddi bir müzakere sürecinin başlamasıdır. En gerçekçi ama en zor seçenek üçüncüsüdür. Ancak bunun için küresel aktörlerin de bu sürece eğilmesi büyük bir gerekliliktir. Ancak ABD/İsrail-İran savaşı devam ederken Sudan krizine yönelik bu beklentinin kısa vadede gerçekleşmeyeceği düşünülmektedir.Sudan’da çözüm için dış silah ve finans akışının frenlenmesi, insani erişimin siyasetten ayrıştırılması ve sahadaki gerçek aktörleri dışlamayan kapsayıcı bir müzakere zemini kurulması gerekiyor. Aksi halde Sudan’daki savaş uzamakla kalmayıp Çad’dan Güney Sudan’a, Kızıldeniz’den Sahel’e kadar geniş bir coğrafyayı istikrarsızlaştırmaya devam edecektir.[Dr. Tunç Demirtaş, SETA Dış Politika Direktörlüğünde Araştırmacıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Yerinden edilme boyutu ise başlı başına bölgesel bir güvenlik sorunu üretmektedir. BM Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) verilerine göre savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 14 milyon kişi yerinden edildi. Bunların 9 milyonu Sudan içinde kalırken 4,4 milyonu sınır ötesine geçti. Özellikle Çad, Mısır ve Güney Sudan üzerindeki baskı kritik seviyeye ulaşmış durumda. Çad’da 1,3 milyondan fazla Sudanlı mülteci yaşıyor ve yardım kesintileri nedeniyle temel gıda, su ve barınma erişimi hızla kötüleşiyor. Güney Sudan ise kendi iç kırılganlıkları sürerken hem Sudanlı mültecileri hem de Sudan’dan geri dönen yüz binlerce Güney Sudanlıyı taşımaya çalışıyor. Bu nedenle Sudan krizi artık Hartum’un ve Darfur’un ötesine geçmiş durumda olup komşu ülkelerin iç dengelerini de zorlayan bir bölgesel istikrarsızlık kaynağı.İnsani durumun en çarpıcı göstergesi ise açlık krizidir. Sudan nüfusunun yüzde 61,7’sine denk gelen 28,9 milyon insan akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Kuzey Darfur ve Güney Kordofan gibi bölgelerde insanlar yaprak ve hayvan yemi tüketmek zorunda kalıyor. Kadınlar ve çocuklar hem yetersiz beslenme hem de artan cinsel şiddet riski nedeniyle daha ağır etkileniyor. Sudan’da savaş sadece cephede yaşanmıyor. Uzun bir süredir açlık, kuşatma, Sağlık sisteminin çöküşü ve zorunlu göç de savaşın asli araçları haline gelmiş durumda.Askeri tabloda ise savaşın ilk dönemine göre daha karmaşık bir denge oluşmuş durumda. Son bir yılda Sudan ordusu Hartum’da önemli kazanımlar elde etti. Ordu, başkanlık sarayı ve başkentin kritik bölümlerinde yeniden kontrol sağladı. Buna karşılık Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) özellikle Darfur’un geniş kesimlerinde ve özellikle batı hattında etkisini koruyor. Sudan’daki kontrol artık büyük ölçüde iki ana alana bölündü. Bu bağlamda ordu hartum ve doğuda kontrol sağlamış durumdayken, HDK Darfur’da etkisini sürdürüyor.-HDK içeride çözülüyor mu?Sahadaki denge değişkenlik gösteriyor. HDK içindeki çözülme işaretleri son dönemde daha görünür hale gelmiş durumda. HDK'nin önemli saha komutanlarından Nur el-Kubba’nın Ordu tarafına geçmesi, daha önce Ebu Akıla Kikel örneğinde görülen kopuşların yeni bir halkası olarak okunabilir. Bu tür ayrılıklar tek başına savaşın sonucunu belirlemese de HDK içindeki komuta, kaynak dağılımı ve kabilesel gerilimlerin derinleştiğine işaret ediyor. Kısacası Sudan’daki kriz HDK'nin kendi iç bütünlükleri içinde de sürmektedir. Bu da önümüzdeki dönemde daha fazla çözülme, yeni yerel ittifaklar ve sahadaki dengenin içeriden değişmesi ihtimalini artırıyor.Dış aktörler de bu savaşın uzamasında belirleyici bir rol oynuyor. Sudan ordusu Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) uzun süredir HDK'ye silah ve lojistik destek sağlamakla suçluyor. Buna rağmen hem Darfur’daki silah sevkiyatları hem de bölgesel lojistik hatlar üzerindeki tartışmalar devam ediyor. Mısır daha çok orduya yakın bir çizgide dururken, Suudi Arabistan arabuluculuk kapasitesini korumaya çalışıyor. ABD ise Suudi Arabistan, Mısır ve BAE ile birlikte dörtlü mekanizma üzerinden ateşkes ve siyasi geçiş zemini üretmeye çalışsa da henüz sahada kalıcı sonuç alabilmiş değil.Ancak bu noktada önemli bir gelişme ABD/İsrail-İran savaşı olmuştur. Körfez ülkelerinin bu savaştan itibaren İran karşısındaki durumu son derece kritik. Özellikle BAE’nin savaşın ilk haftasında HDK'ye yaptığı sevkiyatların aksadığı iddia edilse de sonraki süreçte artarak bölgede Sudan'a komşu ve komşu olmayan bazı Doğu Afrika ülkelerinden devam ettiğine yönelik güçlü iddialar bulunuyor.- Berlin Konferansı çözüm getirebilir mi?Berlin Konferansı gibi girişimlerin Sudan için sınırlılıkları ortada. Almanya’nın Fransa, Birleşik Krallık, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika Birliği (AfB) ile birlikte düzenlediği 15 Nisan toplantısı insani yardım mobilizasyonu açısından önem taşısa da Alman düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı SWP'nin de açıkça belirttiği gibi bu toplantı bir barış konferansı değil. Dahası, sahadaki ana askeri-siyasal ağırlık merkezlerini dışlayan, buna karşılık belirli sivil-siyasi çevreleri öne çıkaran formatların uygulanabilir bir çözüm üretmesi zor. Zira Sudan’da mesele temsil, meşruiyet ve icra kapasitesidir. Masada kurulan çerçeve cephedeki gerçek dengeyle örtüşmediğinde, diplomatik metinler sahada karşılık bulmuyor.Önümüzdeki dönemde Sudan'ın geleceği için üç senaryo öne çıkıyor. Birinci senaryo, fiili bölünmenin derinleşmesi; ikinci senaryo uzun süreli yıpratma savaşının sürmesi ve üçüncü senaryo ise dış destek kanallarının gerçekten sınırlandığı ciddi bir müzakere sürecinin başlamasıdır. En gerçekçi ama en zor seçenek üçüncüsüdür. Ancak bunun için küresel aktörlerin de bu sürece eğilmesi büyük bir gerekliliktir. Ancak ABD/İsrail-İran savaşı devam ederken Sudan krizine yönelik bu beklentinin kısa vadede gerçekleşmeyeceği düşünülmektedir.Sudan’da çözüm için dış silah ve finans akışının frenlenmesi, insani erişimin siyasetten ayrıştırılması ve sahadaki gerçek aktörleri dışlamayan kapsayıcı bir müzakere zemini kurulması gerekiyor. Aksi halde Sudan’daki savaş uzamakla kalmayıp Çad’dan Güney Sudan’a, Kızıldeniz’den Sahel’e kadar geniş bir coğrafyayı istikrarsızlaştırmaya devam edecektir.[Dr. Tunç Demirtaş, SETA Dış Politika Direktörlüğünde Araştırmacıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

