
Dünya Haberleri — Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, Mekke Savunma Anlaşması'nın bölgesel güvenliğe etkilerini ve Türkiye'nin Suudi Arabistan'a verebileceği askeri desteğin boyutlarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Orta Doğu'daki güvenlik mimarisini derinden dönüştürme potansiyeline sahip. Husilerin Suudi Arabistan'a karşı saldırıları ve sivil can kayıpları olması nedeniyle Paktın ne kadar işlevsel olacağı ise özellikle Arap dünyasında merak konusu oldu. NATO'nun 5. maddesine benzer bir güvenlik garantisinin dışişleri bakanları tarafından Riyad'da dile getirilmesi, Paktın karşı karşıya olduğu sınamayı adeta öne çekti. Bu nedenle söz konusu desteğin niteliğini ve kapsamını ele almakta fayda var.
Hatırlanacağı üzere 5 Ekim'deki olağanüstü toplantının ardından üç ülke, mutabık kalınan askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan'a konuşlandırılması için gerekli tedbirleri alma kararı açıkladı. Bu bağlamda, somut askeri katkıların neler olabileceğine dair bir projeksiyon ortaya koyabilmek için benzer paktların çalışma usullerine bakmak gerekir. Güvenlik garantisi veren bu tür savunma anlaşmalarında öncelikle pakta dahil olan tüm tarafların karar birliği olmalı. Nitekim NATO gibi 32 üyesi olan kolektif savunma örgütlerinde böyle bir karar birliği sağlanması pek kolay değil.
Meclis onayı
Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, gerekli siyasi uzlaşıyı sağlamış oldu. Öte yandan, Türkiye ve Pakistan'ın kendi anayasal düzenleri uyarınca yetkili devlet organları aracılığıyla gerekli hukuki işlemleri gerçekleştirmeleri beklenmelidir. Türkiye'de ise Anlaşma'nın hükümlerine ve doğuracağı yükümlülüklere bağlı olarak, TBMM'nin Anayasa'nın ilgili hükümleri çerçevesinde gerekli onay ve yetkilendirme işlemlerini gerçekleştirmesi gerekecektir.
"Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndedir."
Bu maddede bahsedilen "meşru haller" genellikle hukuki yorumlarda farklılaşmalara yol açıyor. Bu noktada devletlerarası hukuktaki "adil savaş" kavramının dikkate alınmasında fayda var. Ancak Türkiye'nin "taraf olduğu milletlerarası antlaşmaları ve milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında" ifadesiyle, Meclis'in Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı onaylaması sonrasında hukuki engeller ortadan kalkıyor. Bu maddenin anlaşılması, Suudi Arabistan'a verilecek desteğin hukuki bağlamını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Siyasi boyut
Hukuki boyutun açıklığa kavuşturulmasıyla Anlaşma'nın diğer üyelerine ve mevcut durumda Suudi Arabistan'a verilecek desteğin siyasi boyutunun bilinmesinde fayda var. Öncelikle, güvenlik dayanışmasının icrasında Suudi Arabistan'dan gelecek talepler dikkate alınmalıdır. Yabancı askerlerin müttefik ülkelerde konuşlandırılmasından önce silah kullanma yetkisi, tabi olunacak hukuki rejim, uyuşmazlık halinde hal tarzları, meselelerin müzakere yöntemleri, finansal yükümlülükler gibi teknik detaylar siyasi bir muhtıra ile karar altına alınmalıdır. Ayrıca farklı milletlerin bir arada harekatına yönelik koordinasyon ve komuta usullerinin, önceden alınacak siyasi karara tabi olması gerekir. O halde, TBMM'nin kararına paralel olarak Suudi Arabistan'a verilecek desteğe yönelik siyasi uzlaşı müttefik ülkeler arasında önceden koordine edilmelidir.
Ayrıca, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "saldırı değil, savunma anlaşması" şeklinde nitelendirmesiyle verilecek desteğin kapsamı belirlenmiştir. Suudi Arabistan'a konuşlanması muhtemel Türk askeri birlikleri, Suudi topraklarının savunmasıyla ifade edilebilecek görev ve coğrafya sınırlamalarına tabi tutulabilir. Nitekim Hakan Fidan'ın aynı konuşmasının devamında barışçıl diplomasiden bahsetmiş olması, Husilere karşı aktif savunma tedbirleri alınırken diplomatik kanallar da kullanılabileceğini gösteriyor. Böyle bir diplomatik girişimin bir ayağında İran'la yürütülecek görüşmelerin, diğer ayağında ise Husilerle doğrudan ya da dolaylı temasların yer alacağını tahmin etmek zor değil.
Askeri desteğin boyutu
İstihbarat, hava savunma, lojistik veya mühimmat gibi farklı kategorilerdeki desteğin kapsamı Suudilerin talepleriyle belirlenecektir. Öte yandan, muharip unsurların üslenmesi ve gerektiğinde manevrasıyla ilgili hususların teknik boyutları da planlanmalıdır.
Türk savunma sanayisinin ürettiği silah ve mühimmat yelpazesinin zenginliğine rağmen, bu desteğin kapsamının karşı karşıya olunan tehditle tespit edileceğini belirtmek gerekir. Füze ve roket tehdidi ile deniz vasıtalarına yönelik saldırılar dikkate alındığında, Türkiye öncelikle hava savunma, insansız hava aracı, istihbarat ve elektronik istihbarat, kıyı ve gemi savunma, dron-savar sistemlerini konuşlandırabilir. Son günlerde gündeme gelen KORKUT gibi hava savunma topları bu çerçevede optimum çözümler sağlıyor.
Türkiye'nin askeri planlama, koordinasyon ve komuta-kontrol sistemi bağlamında Suudi Arabistan'a yetenek kazandırması muhtemel bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. Öte yandan, Husilere İran tarafından verilmiş sistemlerin tespitiyle birlikte, Suudi Arabistan'ın ihtiyaç duyabileceği muharebe ve muharebe destek sistemlerinin değişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye'nin Suudi Arabistan'da üslenmesi halinde, Katar'daki Türk üssüne benzer bir müşterek yapının kara, hava, deniz ve özel kuvvet bileşenleri ile müstakil bir görev kuvveti teşkil etmesi de beklenmelidir.
Türkiye’nin Suudi Arabistan’a vereceği desteğin muhtemel sonuçları
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Müslüman ülkelerin kendi sorunlarını kendileri çözebilmeleri ve bölge dayanışmasının tesis edilmesi amacıyla imzlandı. Caydırıcılık aslında bu ittifakın en büyük gücü niteliğinde. Ancak Husilerin saldırılarıyla birlikte caydırıcılığın yanı sıra "savuşturma ve geri atma" gibi ilave misyonların da üstlenilmesi gerekebilir.
Siyaseten, Husi saldırılarına karşı kalkan oluşturulması ve Husilerin barışa özendirilmesiyle Mekke Paktı'nın büyük bir sınavı başarıyla geçeceğini tahmin etmek zor değil. Böylece İttifak bölgesel düzeyde genişleyebilir. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) haricindeki Körfez ülkelerinin izlemeye başladığı Mekke Paktı, Orta Doğu'ya özel bir güvenlik mimarisini canlandırmaya adaydır.
Hem güvenliğin hem de güvensizliğin bulaşıcı olduğu Müslüman coğrafyasında yeni bir düzenin uzlaşıyla inşa edilmesi gerekiyor. Mekke Paktı'nın dayanıklılığı ve kararlılığı sonrasında, üçüncü tarafların Orta Doğu'ya garantör veya arabulucu sıfatıyla dayattığı çözümler rafa kaldırılabilecek. Bunun yerine bölgenin kendi çözümlerini üretmesi mümkün olabilir. Ayrıca, müşterek savunma uzlaşısıyla başlayan bu sürecin güvenlik yanında refah beklentilerine de sirayet etmesi beklenmelidir. Bölgenin enerji kaynaklarının ve finansal gücünün Batılı veya Çinli şirketler ve borsalar yerine Müslüman ülkelere fayda sağlaması tüm bölge halklarının çıkarınadır.
[Doç. Dr. Murat Aslan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Afra Betül Aydar




