"Doğduğum Ev" projesi, rol model alınacak hayatları hem okurla hem izleyiciyle buluşturuyor

Gazeteci yazar Nuriye Çakmak Çelik, aralarında Prof. Dr. Nurullah Genç, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, Prof. Dr. Teoman Duralı ve Yavuz Bülent Bakiler'in de bulunduğu isimlerin doğdukları evden başlatarak anlattırdığı hayat hikayelerini sosyal medya platformunda yayınlıyor İki yıldır devam eden ve izleyicilerden tam not alan proje, kitap haline getirildi Nuriye Çakmak Çelik: "Hikayelerin tümünü doğdukları evden başlatıyorum. Çünkü seçtiğim kişilerin hepsinin doğdukları evin bir hikayesi var. Ortaya tam bir Türkiye fotoğrafı çıkıyor" "Köşe taşı diyorum ben onlara. Çok önemli tecrübeleri var. Birincisi gençlere rol model olabileceklerini, bu tecrübe aktarımının çok önemli olduğunu düşündüm. İkincisi de bu çalışmayı bir sözlü tarih çalışması olarak görüyorum"

29 Nisan 2021 - 13:20
AİŞE HÜMEYRA BULOVALI - Görüntüleri çevrim içi platformda yayınlanan ve milyonlarca kişi tarafından ilgiyle takip edilen "Doğduğum Ev" projesi, rol model alınacak hayatları hem okurlarla hem de izleyicilerle buluşturuyor.

Yeni nesil sosyal içerik platformu "GZT"nin YouTube kanalından yayınlanan projenin ilk ayağında röportaj yapılan isimler arasında, şair ve yazar Prof. Dr. Nurullah Genç, yazar Prof. Dr. Mim Kemal Öke, psikolog-yazar Doğan Cüceloğlu, felsefeci-yazar Prof. Dr. Teoman Duralı, şair Yavuz Bülent Bakiler, mutasavvıf Ömer Tuğrul İnançer, gazeteci-yazar Ekrem Kızıltaş, ilahiyatçı-yazar Prof. Dr. Hayrettin Karaman, karikatür sanatçısı ve yazar Hasan Aycın, oyuncu İbrahim Uğurlu ve birçok alanda önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın bulunuyor.

Bir röportaj serisi olan projenin sahibi gazeteci-yazar Nuriye Çakmak Çelik, röportajların video olarak yayınlanmasının ardından çalışmayı, ayrıca kitaplaştırarak okurların beğenisine sundu.

- Proje 2 yıl önce başladı

Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, röportajların metinlerinden ziyade videolarının ilgi çektiğini belirterek, beklediklerinin üzerinde olumlu tepkiler aldıklarını söyledi.

Çelik, röportajların uzun ve her birinin önemli mesaj içerdiğine işaret ederek, "Çok önemli tecrübeler var ve bu isimleri her zaman, her yerde bulmak kolay değil. Röportajları izleyenler not aldıklarını, çok etkilendiklerini söylemişlerdi. Biz de bunu kalıcı hale getirmenin 'Söz uçar, yazı kalır.' diye mantıklı ve etkili olacağını düşündük ve çalışma kitap projesine evrildi." dedi.

Projeye 2 yıl önce başladıklarını aktaran Çelik, şöyle devam etti:

"2 yılın sonunda kitap çıkmış oldu. İlk konuğumuz Mim Kemal Öke idi. Sırasıyla 1 yıldan fazla sürdü, röportajların yayınlanma süreci. Bir yıl da pandemi arası verildi. Pandemi şartları gerçekten bizim sektörde inanılmaz derecede etkili oluyor. Ramazan sonrası (yeniden röportajlara) başlamayı düşünürken biliyorsunuz kapanma söz konusu oldu. Konuklarımızın sağlığını tehlikeye atmamak ve çekim ekibimizi de düşünmek zorundayız. Çok uzun süreli çekimler yapıyoruz. Bütün şartlar birleşince ikinci sezon için şu an belli olan hiçbir şey olmadığını söyleyebilirim. Şartlar elverdiği sürece çekimlere devam etmeyi, yine aynı çalışma periyodu ile çalışmayı umuyoruz."

Nuriye Çakmak Çelik, röportaj yaptığı isimleri rol model şahsiyetler olduğunu düşündüğü kişilerden seçtiğini dile getirerek, "Köşe taşı diyorum ben onlara. Çok önemli tecrübeleri var. Birincisi gençlere rol model olabileceklerini, bu tecrübe aktarımının çok önemli olduğunu düşündüm. İkincisi de bu çalışmayı bir sözlü tarih çalışması olarak görüyorum. Çünkü bu isimler, yaş ortalaması olarak da ileri yaşta, çok tecrübeli kişiler. Bir sözlü tarih çalışması olarak, onların zamanındaki Türkiye'yi de onların şartlarını da dinlemiş ve izlemiş olduk. Birinci ağızdan hepsi farklı dönemlere işaret etti. Hepsi farklı ailelerden, farklı şehirlerden, farklı kültürlerden insanlar. Tam bir dönem fotoğrafı çıkıyor ortaya." değerlendirmesinde bulundu.

- "Ortaya tam bir Türkiye fotoğrafı çıkıyor"

"Doğduğum Ev" projesinin ilk adımında yer alan isimlerin hepsinin farklı şehirlerde, farklı hayatlar yaşadığına dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

"Bugün Doğduğum Ev programını kendi yaşıtlarım arasında yapsam ki, hepimiz apartman çocuğuyuz. Doğduğumuz eve dair çok fazla anımız yok bizim. Ama bizden 2, 3 kuşak önceki insanların doğdukları eve dair gerçekten inanılmaz ve unutulmaz anıları var. Her detayını, her ayrıntısını hatırlıyorlar. Bu projenin isminin 'Doğduğum Ev' olmasının sebebi de bu. Çünkü insanların hikayelerini merak ediyorum ve hikayelerini anlatmalarını talep ediyorum. Burada anlatıcı ben değilim, soranım. Hikayelerin tümünü doğdukları evden başlatıyorum. Çünkü seçtiğim kişilerin hepsinin doğdukları evin bir hikayesi var. O yüzden anlattıkları tüm hikayeler farklı coğrafi bölgelere, farklı tarihi dilimlere ait. Ama ortaya tam bir Türkiye fotoğrafı çıkıyor. Ortak hiçbir noktaları olmadığını söyleyebilirim.

Mesela örnek vermem gerekirse Mim Kemal Öke, çok kalburüstü bir ailede, Nişantaşı'nın göbeğinde doğmuş bir isim. Ondan sonraki konuğum Nurullah Genç, Erzurum'un elektrik, okul hiçbir imkanı olmayan, kardan yolu kapanan ve 9 ay mahsur kaldıkları bir köyde doğmuş. İki konuk, belki aynı yaş dilimlerine ait olsalar da hikayeleri birbirlerinden çok farklı. Ortak tek noktaları dediğim gibi hikayelerin doğdukları evden başlaması. Hepsini hikayeleri farklı olduğu için seçtim. Hepsinin aktardıkları tecrübeler, hayat hikayeleri farklı."

- "Röportajları çekerken ekip olarak gözyaşlarımızı tutamadığımız çok fazla anı oldu"

Çelik, ev kavramının kendisi için önemli bir aidiyeti ifade ettiğini söyleyerek, şunları anlattı:

"Konuklarım genelde belli bir yaş diliminde. Doğdukları evi hatırlayabilecekler miydi, hafızaları ile ilgili tereddütlerim olmadı değil açıkçası. Ama şaşırdım. Çünkü konuklarımın tümü doğdukları evi en net şekilde hatırladıklarını söylediler ve çocukluklarıyla ilgili anıları hepsinin çok tazeydi. Çok detay vermek istemeyen konuklar olabilir diye düşünüyordum. Beklediğimin tam aksi oldu. Bu kadar detay beklemezken bütün konuklarım özellikle çocukluklarına dair çok fazla detay verdiler. Hepsi çok net hatırlıyordu ve bu detayları çok fazla duygu içinde verdiler. Açıkçası biz röportajları çekerken ekip olarak gözyaşlarımızı tutamadığımız çok fazla anı oldu. Kah gülmekten kah hüzünden gözlerimizden çok yaş geldiği an olmuştur. Kimi zaman yayını kesmek durumunda kaldığımız anlar dahi oldu, duygu yoğunluğundan ötürü. Konukların tümü yaşayarak kendi hikayeleri olduğu için çok içselleştirerek anlattı. Biz de ekip olarak onları yaşayarak dinledik. Kitapta da (yaşananların) aynı havayı, aynı ruhu koruduğunu düşünüyorum. Genellikle gelen yorumlar bu şekilde."

Röportaj yapılacak isimleri çok titiz bir çalışmayla belirlediklerini vurgulayan Çelik, şunları anlattı:

"İsimleri belirledikten sonra araştırma kısmına geçiyorum ve konuk alacağım kişilerle ilgili ciddi bir araştırma süreci başlıyor. Araştırmanın sonunda o kişiyle görüşmeyi yapıyoruz. Ondan sonra video olarak yayınlanacağı ve bir saatlik yayınlar olduğu için uzun bir prodüksiyon kısmı oluyor. Bir konuk aslında çok büyük bir çabayla ve uzun bir sürede ortaya çıkıyor. Pandemi nedeniyle ara verdiğimiz için yine aynı formatta ama bu kez konuk makasını çeşitlendirmeyi istiyorum. Röportajlar aynı formatta devam edecek. Zannediyorum Doğduğum Ev'in kitabı da seri olarak devamı gelecek."

- "Hikaye güçlüyse insanlara ulaşacaktır"

Nuriye Çakmak Çelik, meslek hayatı boyunca dergicilik, yazarlık, editörlük ve gazetecilik çalışmalarında bulunduğunu, bu tecrübelerini de projede meczettiğini söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Proje, hissederek, inanarak ve biraz da risk alarak yaptığım bir iş. Malum biliyorsunuz günümüzde 'İnternet videolarının süresi ne kadar kısa olursa o kadar çarpıcı olur.' düşüncesi var. Özellikle gençlerin uzun videolara tahammülü olmadığı konusunda uyarıldım. Oysa ki benim yaptığım yayınlar kimi zaman bir saati aşıyor ve ben konuklarımı popüler isimlerden seçmedim. Bu konuklar size çok enteresan, uçuk şeyler anlatmıyorlar, efektler kullanmıyoruz. Süremiz çok fazla ve hitap ettiğimiz kesim aslında YouTube izleyen kesim. Burada bir risk, bir uçurum var. Ama ben bu riski aldım. Çünkü şuna inandım, hikaye güçlüyse insanlara ulaşacaktır. Hikayeler de gerçekten güçlüydü.

Röportaj serisinin tümü için şu ana kadar aldığım olumlu yorumların tümü beni motive ediyor. Devam etmek için şunu görüyorum, bu gerçekten bir ihtiyaç. Bizim yaşayan değerlerimiz var. Bu yaşayan değerlerin hatıralarını, anılarını, tecrübelerini, o dönemin Türkiye'sini kayıt altına almak ve gelecek nesle aktarmak için ben burada bir köprü vazifesi gördüğümü düşünüyorum ve titizlikle üzerinde durduğum husus da konukların kendi hikayelerini, kendi duygularını hiç müdahale olmadan anlatmaları olduğu için daha da tesirli ve etkili oluyor."​​​​​​​