Ekonomi Haberleri : Ernst & Young (EY), yapay zeka ile enerji arasındaki karşılıklı ilişkiyi ve bu ilişkinin şirketlerin stratejilerine etkisini ele alan Yapay Zeka ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim başlıklı raporunu yayımladı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, EY Europe Central Energy Center'ın araştırmaları ile EY'nin yapay zeka ve enerji sektöründeki deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanan rapor, şirketlerin yapay zeka odaklı verimliliği nasıl artırabileceğine, dijital büyüme için ihtiyaç duyulan enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğine ve dayanıklı stratejiler geliştirebileceğine ilişkin yol haritası sunuyor.
Raporda, yapay zeka odaklı tipik bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin tüketimine eşdeğer elektrik kullandığı, halihazırda yapımı süren en büyük veri merkezlerinin ise bunun 20 katına kadar enerji tüketebileceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, her yıl yaklaşık yüzde 12 artıyor.Veri merkezi yatırımlarındaki artış ile yapay zeka odaklı harcamaların özellikle ABD'de iş yatırımları ve gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçleri arasında yer aldığına işaret edilen raporda, yapay zekanın iş gücünün yetkinliklerinin daha geniş ölçekte kullanılmasını sağlayarak, yeni işbirliği ve karar alma biçimlerini desteklediği aktarılıyor.Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zeka kullanım düzeyi teknoloji ve bankacılık sektörlerine oranla henüz daha düşük olsa da bu sektörler, yapay zeka uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyel barındırıyor.
Söz konusu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde belirgin şekilde görülüyor. Avrupa'nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi, bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor.
Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık yüzde 63'ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık yüzde 65'i halihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 2 ile yüzde 14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık yüzde 9'unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka'da yaklaşık yüzde 13'e, İsveç'te ise aynı dönemde yüzde 8'in üzerine çıkabileceği öngörülüyor.
Raporda, yapay zeka odaklı tipik bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin tüketimine eşdeğer elektrik kullandığı, halihazırda yapımı süren en büyük veri merkezlerinin ise bunun 20 katına kadar enerji tüketebileceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, her yıl yaklaşık yüzde 12 artıyor.Veri merkezi yatırımlarındaki artış ile yapay zeka odaklı harcamaların özellikle ABD'de iş yatırımları ve gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçleri arasında yer aldığına işaret edilen raporda, yapay zekanın iş gücünün yetkinliklerinin daha geniş ölçekte kullanılmasını sağlayarak, yeni işbirliği ve karar alma biçimlerini desteklediği aktarılıyor.Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zeka kullanım düzeyi teknoloji ve bankacılık sektörlerine oranla henüz daha düşük olsa da bu sektörler, yapay zeka uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyel barındırıyor.
Büyük teknoloji şirketleri yapay zekaya yatırımı artıyor
Beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının 2020-2025 döneminde yüzde 280'den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bölümü, yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor.Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2 binden fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. Dünya genelinde 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık yüzde 45'i ABD'de, yüzde 27'si ise Avrupa'da yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansına (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesi aynı dönemde yıllık ortalama yüzde 13 büyüyerek 60'tan 114 gigavata çıktı. IEA'nın temel senaryosunda, bu büyümenin 10 yılın sonuna doğru daha da hızlanarak yıllık ortalama yüzde 15'e ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030'a kadar 226 gigavata çıkabileceği tahmin ediliyor. Veri merkezlerinin toplam elektrik talebindeki payı en yüksek ABD'de görülürken, ülkedeki veri merkezleri elektrik talebinin yaklaşık yüzde 4,5'ini oluşturuyor.Küresel elektrik talebinde 2025-2030 döneminde beklenen artışın yaklaşık yüzde 7'sinin, 2025-2035 dönemindeki artışın ise yaklaşık yüzde 9'unun veri merkezlerinden kaynaklanabileceği öngörülüyor.Avrupa'nın veri merkezi ekosistemi köklü değişimlerle şekillenebilir
Avrupa'nın veri merkezi ekosistemi, hem kapasitedeki önemli büyüme hem de coğrafi dağılımdaki köklü değişimlerle şekillenen dönüştürücü bir 10 yıla giriyor. Geleneksel veri merkezlerinde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla işletmeciler ve yatırımcılar giderek daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi imkanı ve daha düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyor.Söz konusu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde belirgin şekilde görülüyor. Avrupa'nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi, bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor.
Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık yüzde 63'ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık yüzde 65'i halihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 2 ile yüzde 14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık yüzde 9'unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka'da yaklaşık yüzde 13'e, İsveç'te ise aynı dönemde yüzde 8'in üzerine çıkabileceği öngörülüyor.








