İstanbul Haberleri — BİRİZ ÖZBAKIR - Boğaziçi Üniversitesi İklim değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, dünya genelinde göçlerin en büyük sebebinin hava ve iklim bağlantılı felaketler olduğunu, iklim göçmeni kavramının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilmesi gerektiğini belirtti.Türkeş, AA muhabirine, iklim bağlantılı göçlerin gelecekte küresel gündemin en önemli başlıklarından biri olacağını, kendisinin de iki genç bilim insanı Dr. Mehmet Kadri Tekin ve yüksek lisans öğrencisi Defne Salli ile birlikte farklı çalışmaları bir araya getirerek konuyu kapsamlı bakış açısıyla sunmak amacıyla İklim Değişikliği Kaynaklı Göç Üzerine Teorik ve Kavramsal Bir Değerlendirme adlı bilimsel makale kaleme aldığını söyledi.
Dünyada insanları evlerinden eden başlıca nedenin iklim felaketleri olduğunu vurgulayan Türkeş, 2008-2023 yılları arasındaki verilere göre, dünya ölçeğinde göç etmek zorunda kalan insanların yaklaşık yüzde 73,5'i hava ve iklim bağlantılı felaketler nedeniyle göç etmiş. Buna karşılık çatışma, karışıklıklar, şiddet kaynaklı göçler yüzde 17,5 oranında. Daha geleneksel bildiğimiz, depremlerden heyelanlara kadar jeofizik afet kaynaklı olanlar ise yüzde 9 düzeyinde kalmış. dedi.
İklim kaynaklı göçler de dahil olmak üzere çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bulunan düşük gelirli ülkelerden daha yüksek yaşam kalitesi sunan gelişmiş ülkelere yönelik göç hareketinin sürdüğünü ifade eden Türkeş, Güneydoğu Asya, Sahra Altı Afrika ve Orta Amerika'nın iklim kaynaklı göç açısından en riskli bölgeler arasında yer aldığı bilgisini paylaştı.- Göç rotaları
Dünya genelinde 2024'te 45,8 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini aktaran Türkeş, bu hareketliliğin yüzde 99'unun iklim kaynaklı afetlerden kaynaklandığını bildirdi.Türkeş, afetler arasında sellerin yüzde 54,5, fırtınaların ise yüzde 42 ile başlıca tetikleyiciler olduğunu, orman yangınları ve kuraklığın etkisinin arttığını anlattı.İklim değişikliğine bağlı aşırı hava olaylarının gelecekte göçü daha da hızlandıracağı tahminini paylaşan Türkeş, şöyle devam etti:Mevcut göç rotaları haritası, çok ciddi bir şekilde Kuzey Amerika'da, Meksika-Amerika Birleşik Devletleri sınırından ABD'ye, Afrika ve Orta Doğu'dan ve genel olarak Güneybatı Asya'dan olan göç rotasının bir kolu aracılığıyla Türkiye üzerinden Avrupa'daki gelişmiş refah ülkelerine doğru bir hareket olduğunu gösteriyor. Dünyadaki göç verilerini karşılaştırmalı olarak analiz ettiğimizde, örneğin Honduras, Somali ve Filipinler gibi ülkelerde iklim kaynaklı göç ve yerinden edilme oranlarının nüfusa kıyasla çok yüksek olduğunu görüyoruz.İklim felaketlerinin etkilerinin toplumun tüm kesimlerini eşit biçimde etkilemediğine dikkati çeken Türkeş, ekonomik imkanları olanların daha güvenli bölgelere taşınabildiğini, yoksulların ise daha büyük risklerle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.Türkeş, iklim krizinin en derin mağdurlarının göç edebilenler değil, finansal, sosyal ve politik sermaye ve güç eksikliği nedeniyle felaket bölgelerinde mahsur kalanlar olduğunun altını çizdi.- Türkiye'de İç Anadolu'dan göçler yaşanabilir2050 sonrası Türkiye’de iklim değişikliği nedeniyle Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu dışındaki birçok bölgede daha sıcak ve kurak koşulların görüleceğini ifade eden Türkeş, bunun tarımsal üretimi ciddi biçimde zayıflatabileceğinden bahsetti.Türkeş, İç Anadolu'dan ve İç Batı Anadolu'dan Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgesi ve Karadeniz'e doğru bir iç göçün, bir insan hareketliliğinin olabileceğini şimdiden düşünüp öngörmemiz gerekiyor. Bu çok doğal çünkü kırsalda biliyorsunuz nüfus çok azaldı. İşlenebilir tarım arazilerinde ciddi azalma söz konusu. diye konuştu.- İklim göçmeni kavramı yasal bir şekilde tanımlanmalı ve kabul edilmeliKüresel sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik acil ve etkili adımlar atılmaması halinde iklim kaynaklı göç ve yerinden edilme sorunlarının daha da artacağı uyarısında bulunan Türkeş, sözlerini şöyle tamamladı:2050'ye kadar iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 216 milyon kişinin kendi ülkeleri içinde yer değiştirmek zorunda kalabileceği öngörülüyor. En kötü senaryolarda ise bu rakamın 2100 yılına gelindiğinde 1 milyara çıkabileceği değerlendiriliyor. BM'ye bağlı kuruluşların, Avrupa Birliği ve diğer bölgesel örgütlerin hem gözlenen hem de gelecekte olması muhtemel iklim göçlerini dikkate alarak yasal düzenlemeleri, bölgesel çok taraflı anlaşmaları şimdiden yapması gerekiyor. Çok hızlı bir şekilde, tüm ulusların BM şemsiyesinde kabul edebileceği bir iklim göçmeni kavramı yasal bir şekilde tanımlanmalı ve kabul edilmeli.
Dünyada insanları evlerinden eden başlıca nedenin iklim felaketleri olduğunu vurgulayan Türkeş, 2008-2023 yılları arasındaki verilere göre, dünya ölçeğinde göç etmek zorunda kalan insanların yaklaşık yüzde 73,5'i hava ve iklim bağlantılı felaketler nedeniyle göç etmiş. Buna karşılık çatışma, karışıklıklar, şiddet kaynaklı göçler yüzde 17,5 oranında. Daha geleneksel bildiğimiz, depremlerden heyelanlara kadar jeofizik afet kaynaklı olanlar ise yüzde 9 düzeyinde kalmış. dedi.
İklim kaynaklı göçler de dahil olmak üzere çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bulunan düşük gelirli ülkelerden daha yüksek yaşam kalitesi sunan gelişmiş ülkelere yönelik göç hareketinin sürdüğünü ifade eden Türkeş, Güneydoğu Asya, Sahra Altı Afrika ve Orta Amerika'nın iklim kaynaklı göç açısından en riskli bölgeler arasında yer aldığı bilgisini paylaştı.- Göç rotaları
Dünya genelinde 2024'te 45,8 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini aktaran Türkeş, bu hareketliliğin yüzde 99'unun iklim kaynaklı afetlerden kaynaklandığını bildirdi.Türkeş, afetler arasında sellerin yüzde 54,5, fırtınaların ise yüzde 42 ile başlıca tetikleyiciler olduğunu, orman yangınları ve kuraklığın etkisinin arttığını anlattı.İklim değişikliğine bağlı aşırı hava olaylarının gelecekte göçü daha da hızlandıracağı tahminini paylaşan Türkeş, şöyle devam etti:Mevcut göç rotaları haritası, çok ciddi bir şekilde Kuzey Amerika'da, Meksika-Amerika Birleşik Devletleri sınırından ABD'ye, Afrika ve Orta Doğu'dan ve genel olarak Güneybatı Asya'dan olan göç rotasının bir kolu aracılığıyla Türkiye üzerinden Avrupa'daki gelişmiş refah ülkelerine doğru bir hareket olduğunu gösteriyor. Dünyadaki göç verilerini karşılaştırmalı olarak analiz ettiğimizde, örneğin Honduras, Somali ve Filipinler gibi ülkelerde iklim kaynaklı göç ve yerinden edilme oranlarının nüfusa kıyasla çok yüksek olduğunu görüyoruz.İklim felaketlerinin etkilerinin toplumun tüm kesimlerini eşit biçimde etkilemediğine dikkati çeken Türkeş, ekonomik imkanları olanların daha güvenli bölgelere taşınabildiğini, yoksulların ise daha büyük risklerle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.Türkeş, iklim krizinin en derin mağdurlarının göç edebilenler değil, finansal, sosyal ve politik sermaye ve güç eksikliği nedeniyle felaket bölgelerinde mahsur kalanlar olduğunun altını çizdi.- Türkiye'de İç Anadolu'dan göçler yaşanabilir2050 sonrası Türkiye’de iklim değişikliği nedeniyle Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu dışındaki birçok bölgede daha sıcak ve kurak koşulların görüleceğini ifade eden Türkeş, bunun tarımsal üretimi ciddi biçimde zayıflatabileceğinden bahsetti.Türkeş, İç Anadolu'dan ve İç Batı Anadolu'dan Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgesi ve Karadeniz'e doğru bir iç göçün, bir insan hareketliliğinin olabileceğini şimdiden düşünüp öngörmemiz gerekiyor. Bu çok doğal çünkü kırsalda biliyorsunuz nüfus çok azaldı. İşlenebilir tarım arazilerinde ciddi azalma söz konusu. diye konuştu.- İklim göçmeni kavramı yasal bir şekilde tanımlanmalı ve kabul edilmeliKüresel sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik acil ve etkili adımlar atılmaması halinde iklim kaynaklı göç ve yerinden edilme sorunlarının daha da artacağı uyarısında bulunan Türkeş, sözlerini şöyle tamamladı:2050'ye kadar iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle 216 milyon kişinin kendi ülkeleri içinde yer değiştirmek zorunda kalabileceği öngörülüyor. En kötü senaryolarda ise bu rakamın 2100 yılına gelindiğinde 1 milyara çıkabileceği değerlendiriliyor. BM'ye bağlı kuruluşların, Avrupa Birliği ve diğer bölgesel örgütlerin hem gözlenen hem de gelecekte olması muhtemel iklim göçlerini dikkate alarak yasal düzenlemeleri, bölgesel çok taraflı anlaşmaları şimdiden yapması gerekiyor. Çok hızlı bir şekilde, tüm ulusların BM şemsiyesinde kabul edebileceği bir iklim göçmeni kavramı yasal bir şekilde tanımlanmalı ve kabul edilmeli.



