ŞEHRİN TARİHİNE TANIKLIK EDEN KAPILAR - Sulukule Kapısı, kuşatmalardan gündelik hayata uzanan tarihe tanıklık ediyor

İstanbul Haber — quot;Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" başlıklı dosya haberinin sekizinci bölümünde, surların altından geçen dereden adını alan, İstanbul’un fethinin en hareketli cephelerinden birine tanıklık eden Sulukule Kapısı’nın Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan hikayesi ele alındı.

ŞEHRİN TARİHİNE TANIKLIK EDEN KAPILAR - Sulukule Kapısı, kuşatmalardan gündelik hayata uzanan tarihe tanıklık ediyor
ŞEHRİN TARİHİNE TANIKLIK EDEN KAPILAR - Sulukule Kapısı, kuşatmalardan gündelik hayata uzanan tarihe tanıklık ediyor

İstanbul Haberleri — quot;Şehrin Tarihine Açılan Kapılar" başlıklı dosya haberinin sekizinci bölümünde, surların altından geçen dereden adını alan, İstanbul'un fethinin en hareketli cephelerinden birine tanıklık eden Sulukule Kapısı'nın Bizans'tan Osmanlı'ya uzanan hikayesi ele alındı.

Bizans döneminde Pempton Kapısı olarak anılan Sulukule Kapısı, Theodosius Surları'nın Topkapı ile Edirnekapı arasındaki bölümünde, Lykos Deresi'nin surlara ulaştığı noktada yer alırken kapının bulunduğu bölge, dere yatağı ve surların topografyası nedeniyle İstanbul'un kara savunmasında dikkati çeken noktalardan biri oldu.

Sulukule Kapısı 1453'e gelindiğinde ise İstanbul kuşatmasının en hareketli cephelerinden birine dönüşürken Fatih Sultan Mehmet'in ordusuyla Topkapı-Edirnekapı arasındaki surları kuşattığı sırada bu kapı ve çevresi toplarla ağır biçimde dövüldü. Bugün insanların gündelik hayat içinde kullandığı bu güzergah, bir zamanlar Osmanlı toplarının surları aşmaya çalıştığı savaş hattının parçasıydı.

Kapının hikayesi fetihle de sona ermedi. Osmanlı döneminde uzun süre örülü kalan Sulukule Kapısı, 19. yüzyılın sonlarına doğru yeniden açılırken çevresindeki yerleşim dokusuyla birlikte İstanbul'un gündelik hayatının parçası haline geldi.

Sulukule adı ise kapının çevresindeki suyla ilişkilendiriliyor. Bayrampaşa'dan gelen Lykos Deresi'nin surların altından şehre girmesi, bu bölgenin ve kapının zaman içinde bugünkü adıyla anılmasına kaynaklık etti.

Yüzyıllar önce topların dövdüğü surların hemen yanında bugün İstanbul'un gündelik hayatı akıyor ve bir zamanlar şehrin kaderini belirleyen kuşatmanın cephelerinden biri olan Sulukule Kapısı, bugün taşıdığı fetih izleriyle İstanbul’un geçmişine açılan kapılardan biri olarak ayakta duruyor.

Kapının çevresindeki yerleşim farklı topluluklara ev sahipliği yaptı

Sanat tarihçisi Elif Rana Kabalıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgenin Fatih döneminden itibaren Sulukule adıyla bilindiğini söyledi.

İstanbul'un erken Bizans döneminden beri bölgede akan bir dere bulunduğunu belirten Kabalıoğlu, kapının "Sulukule" adını "Bayrampaşa'dan doğan", "sur içinden, kapının altından, Vatan Caddesi ile tramvay-metro güzergahından devam eden" ve "Yenikapı'dan denize dökülen" bu dereden aldığını söyledi.

Kabalıoğlu, derenin Osmanlı döneminde kurumaya başladığını, buradaki meskunların "Kapının altındaki bir mağaranın altından su akıyordu ve devam ediyordu." dediğini aktardı.

Sulukule Kapısı'nın farklı dönemlerden mimari izler taşıdığına dikkati çeken Kabalıoğlu, "Kapımızın üzerinde bir haç işareti, lento kısmında, mermer lento kısmında bir haç işareti görmekteyiz. Bu kapılar ara ara Doğu Romalılar yani Bizanslılar tarafından onarılmıştır, tamir edilmiştir. Çünkü surlar depremlerde, yangınlarda, dediğimiz gibi kuşatmalarda ciddi hasar gördüler. Bu esnada tamir ediliyorlar imparatorlar tarafından ya da dediğim gibi komutanlar tarafından da olabilir, bürokratlar tarafından da. Aynı şekilde Osmanlı tarafından da tamir edilmiş, bu lentoda da tamir kitabesi görülmekte." ifadelerini kullandı.

Kabalıoğlu, Sulukule Kapısı'nın tarihinin yalnızca savunma ve kuşatmalarla sınırlı kalmadığını belirterek, kapının çevresindeki yerleşimin Doğu Roma döneminden Osmanlı'ya uzanan süreçte farklı topluluklara ev sahipliği yaptığını anlattı.

Doğu Roma İmparatorluğu döneminde surların dışında yaşayan Romanların, imparatora iç karışıklığın önlenmesi amacıyla yardım etmelerinin ardından surların içine yerleşmelerine izin verildiğini belirten Kabalıoğlu, şöyle devam etti:

"Bu Roman vatandaşlar, bu Kavimler Göçü vesaire hasebiyle buraya gelmiş, surların dışında bulunmakta, yaşamakta olan göçebe tarzında bir topluluk. Bunlar o süreye kadar, imparatora yardım ettikleri süreye kadar asla içeri girmelerine izin verilmeyen bir kesim. Ne zaman ki bu yardım gerçekleşiyor, imparator tarafından surların içerisine yerleşmeye izin veriliyor."

Romanların daha önce Yahudilerin, Rumların ve Hristiyanların ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelere yerleşmeye başladığını ifade eden Kabalıoğlu, "Peki Osmanlı sürecindeki değişim nasıl oluyor? Büyük bir değişime rastlamıyoruz. Yine 'Sulukule Mahallesi' adı altında bu Roman vatandaşlarımızın yoğunlukla burada yaşadığını görmekteyiz. Hatta surların duvarlarına bitişik halde bulunan evlerin içerisinde yaşayan insanlar bunlar. Burada katırcılık, nalbantçılık, demircilik, bakırcılık gibi faaliyetlerle hayatlarına devam ediyorlar Sulukule'nin dibinde." diye konuştu.

  • Muhabir: ALİ OSMAN KAYA,ŞADUMAN TÜRKAY
  • Yayınlayan: SİBEL KURTOĞLU
  • Düzenleyen: ÇAĞDAŞ ÇETİNDEMİR