Ortadoğu'da artık diplomasiye yeni bir ölçü birimi bulmak gerekiyor.
Bir devlet, başka bir devletin topraklarında istediği zaman uçak kaldırıyor, bomba bırakıyor, sonra da bunu güvenlik gerekçesiyle açıklıyor. Üstelik hedef aldığı ülkeye, “Senin hangi bölgede ne yapacağına ben karar veririm” mesajı veriyor.
Peki bunun adı nedir?
İsrail'in Suriye'de Türk askerî varlığıyla bağlantılı bir üssü vurduğunu açıklaması, yalnızca Suriye meselesi değildir. Bu, Türkiye'nin egemenlik alanına ve bölgedeki askerî varlığına yönelik son derece ciddi bir meydan okumadır.
İsrail hükümeti saldırıyı kabul ediyor. Gerekçesi de belli: Türkiye'nin Suriye'de askerî yapılanmasına karşı olduklarını söylüyorlar.
Buraya kadar bile insanın aklına şu soru geliyor:
Bir ülkenin başka bir ülkede askerî üs kurup kuramayacağına üçüncü bir ülke mi karar verecek?
Dahası var.
İsrail siyasetinde ve medyasında Türkiye'ye yönelik tehditkâr dilin dozunun yükseldiğini de görüyoruz. İdlib'den İstanbul'a uzanan tehdit imaları, artık sıradan bir diplomatik atışma sınırlarını zorluyor.
İşte tam burada insanın aklına acı bir mizah geliyor.
Türkiye'nin yıllardır terörle mücadele ettiği, hakkında ağır suçlamalar bulunan ve cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan'ı düşünün.
Bir tarafta silahlı örgüt kurmuş ve Türkiye'nin güvenliğine karşı mücadele etmiş bir isim.
Diğer tarafta, kendi ülkesinin askerî gücünü kullanarak sınırlarının çok ötesinde operasyonlar düzenleyen ve bunu “güvenlik” gerekçesiyle savunan bir devlet lideri.
İnsan ister istemez şöyle bir kara mizah yapıyor:
Madem dünya artık bütün meseleleri “güvenlik” diyerek açıklıyor, Netanyahu ile Öcalan'ı bir kafese koyalım.
Ne uçak olsun, ne füze.
Ne F-35 olsun, ne roketatar.
İkisi de kendi yöntemlerini anlatsın.
Biri “Ben devletim” desin.
Diğeri “Ben örgütüm” desin.
Sonra da dünyaya soralım:
Silahla haklılık kazanmanın devlet tarafından yapılmasıyla örgüt tarafından yapılması arasındaki ahlaki fark nerede başlıyor?
Elbette gerçek hayat kafes dövüşü değildir.
Devletler, örgütler ve insanlar arasındaki meseleler yumrukla çözülmez. Hele milyonlarca insanın kaderinin söz konusu olduğu Ortadoğu'da hiç çözülmez.
Fakat bu absürt benzetmenin bir amacı var:
Terörün tanımı, failinin kravat takıp takmamasına göre değişmez.
Terörün bahanesi olmaz. Devlet olmanın da sınırsız dokunulmazlığı olmaz.
Bir örgütün sivillere yönelik şiddetini “mücadele” diye pazarlaması ne kadar kabul edilemezse, bir devletin başka bir ülkenin egemenliğini hiçe sayan saldırısını yalnızca “güvenlik” kelimesinin arkasına saklaması da o kadar kabul edilemez.
Buradaki mesele terörün mazur görülmesi değil; hukukun herkese aynı ölçüyle uygulanmasıdır.
Teröriste “terörist” denilecek. Devlete de gerektiğinde “uluslararası hukuku ihlal ediyorsun” denilecek. İkisini birbirine karıştırmadan, ikisine de aynı ciddiyetle bakılacak.
Bir saldırının ahlaki niteliği, saldırıyı yapanın devlet bayrağı taşıyıp taşımamasına göre de değişmemelidir.
Türkiye'nin İsrail'e yönelik itirazının özü de burada olmalıdır.
Mesele Yahudiler değildir.
Mesele İsrail halkı değildir.
Mesele, İsrail hükümetinin askerî politikalarıdır.
Mesele, başka ülkelerin egemenliğinin hiçe sayılmasıdır.
Mesele, “Ben kendimi tehdit altında hissediyorum, o halde istediğim yere saldırırım” anlayışının normalleştirilmesidir.
Çünkü bugün İdlib'i vuran anlayış yarın başka bir başkenti tehdit edebiliyorsa, sorun yalnızca Türkiye'nin veya Suriye'nin sorunu değildir.
Bu, uluslararası düzenin sorunudur.
Ve belki de asıl kafese koymamız gereken Netanyahu ile Öcalan değil.
Asıl kafese koymamız gereken, kim yaparsa yapsın şiddeti meşrulaştıran anlayıştır.
Çünkü dünya, terörü yalnızca teröristin kimliğine bakarak tanımlamaya devam ederse, bir gün herkes kendi bombasını “güvenlik”, kendi kurşununu “savunma”, kendi saldırısını da “zorunluluk” diye anlatmaya başlayacaktır.
O zaman kafesin içinde iki kişi değil, bütün dünya kalır.
Şimdi gelelim hepimizin aklına gelen o soruya:
“İyi de kardeşim, neden Erdoğan ile Netanyahu'yu dövüştürmedin?"
Bizde aslanlar kafese girmez! Kafeste dövüşmez; devlet yönetir.
Suriye'de, Libya'da ve çok yerde açık açık meydan okuyor, devlet aklıyla dövüşüyor...
O yüzden Netanyahu'ya rakip arıyorsak, başka bir isim bulacağız.
Hem adil olmak lazım.
Herkes kendi sıkletinde mücadele etmeli.
Vesselam...




